30 Mayıs 2009 CUMARTESİ Resmî Gazete Sayı : 27243 ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2003/60 Karar Sayısı : 2008/97 Karar Günü : 2.5.2008 İPTAL DAVASINI AÇAN: Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) TBMM Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Oğuz OYAN, Mustafa ÖZYÜREK, Haluk KOÇ ve 129 Milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 1.5.2003 günlü, 4856 sayılı “Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un; 1) 2. maddesinin (h) bendinin, 2) 42. maddesinin (d) bendi ile değiştirilen 14.7.1965 günlü, 657 sayılı “Devlet Memurları Kanunu”nun (I) sayılı “Ek Gösterge Cetveli”nin “II Teknik Hizmetler Sınıfı” bölümünün (b) bendinin, 3) Geçici 2. maddesinin üçüncü fıkrasının, 4) 44. maddesinin (a) bendinin, Anayasa’nın 2., 10. ve 11. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemidir. I- İPTAL ve YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ Dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir: “III. ANAYASA’YA AYKIRILIK İDDİALARININ GEREKÇESİ A. 2 NCİ MADDENİN (h) BENDİNİN ANAYASA’YA AYKIRILIĞI 4856 sayı ve 01.05.2003 tarihli Kanun, bir Bakanlar Kurulu Tasarısı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuş ve 01.05.2003 tarihinde kabul edilerek kanunlaşmıştır. Tasarının 2 nci maddesi ile ilgili madde gerekçesinde, “Madde ile, daha önce Orman Bakanlığı ve Çevre Bakanlığı’na ait olan görevler, bu bakanlıkların birleşme amaçları ve hizmette etkinlik çerçevesinde Çevre ve Orman Bakanlığı’nın görevleri olarak belirlenmektedir. Diğer taraftan, çevre düzeni planlarını hazırlamak görevi, Danıştay kararı çerçevesinde Bakanlığın görevleri arasından çıkarılmıştır.” cümleleri yer almıştır. Ancak gerekçede yer alan bu cümlelere karşın, TBMM Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında verilen bir önergenin kabulü ile, “çevre düzeni planları hazırlamak” tekrar “Çevre ve Orman Bakanlığı”nın görevleri arasına alınmıştır. “Çevre düzeni planı hazırlamak” görevinin Çevre ve Orman Bakanlığı’nın görevleri arasına alınması, hukuk düzeninde bir takım çelişkilerin ve belirsizliklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın kuruluşu, örgütlenmesi, görev ve sorumlulukları ile ilgili 180 ve 209 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerin görevler bölümünde yer alan “İmar planları hazırlamak, birden fazla Belediyeyi ilgilendiren imar ve yerleşme planlarının tamamını veya bir kısmını ilgili Belediyeler veya diğer idarelere bilgi vererek res’en onaylamak” görevleri ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9 uncu maddesinde belirtilen “birden fazla Belediye’yi ilgilendiren yerleşme ve arazi kullanım kararlarını belirleyen fizikî planların Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca onaylanması” görevi kapsamında, Çevre Düzeni Planları Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca hazırlanmış ve onaylanmış; konuya ilişkin tüm mevzuat çalışmaları yine bu bakanlıkça yapılmıştır. 24.03.2001 tarih ve 24352 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Avrupa Birliği Müktesabatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı”nın idarî yapı bölümünde “Bayındırlık ve İskan Bakanlığı; ülkemizde bölgesel planların bir alt ölçeği olan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planlarından sorumlu Bakanlıktır” denilerek çevre düzeni planlarında yetkinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığına ait olduğu hususu Bakanlar Kurulu Kararı ile bir kez daha açıklığa kavuşturulmuştur. Yukarıda belirtilen hususlara rağmen Çevre Bakanlığı’nca, 3194 sayılı İmar Kanunu’nda Kanunun 5 inci maddesinde tanımlanan çevre düzeni planlarını yapacak merci hakkında hüküm bulunmadığı iddia edilmiştir. Halbuki 3194 sayılı İmar Kanunu; Kanunda tanımlanan veya adı geçen planları ve bunların onanmalarını ve uygulamalarını yapacak olan kurum ve ilgili idareleri belirlemiştir. Bu doğrultuda eğer yasa koyucu tarafından çevre düzeni planları yapma yetkisi Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na verilmemiş olsaydı, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8 inci maddesinde tanımı yapılan “Bölge Planları”nda olduğu gibi, tanımdan sonra bu planı yapacak kurumun adının özellikle belirtileceği açıktır; fakat 3194 sayılı Kanun böyle bir kurum göstermemiş; 3194 sayılı İmar Kanunu’nun tüm hükümlerinin uygulanmasından Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın sorumlu olduğunu bildirmiştir. Çevre düzeni planı tanımı incelendiğinde, bu tanımın 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında yer alan hükümle örtüştüğü görülmektedir. 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili Yönetmeliklerine göre de “Metropoliten Alan Planı”nın tanımı ile “Yerleşme Planı”nın tanımı bulunmamaktadır. Ancak 9 uncu maddeye göre, bu planları onaylayacak kurum da, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’dır. Bu husus Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın muhtelif kararlarında ortaya konulmuş ve söz konusu 9 uncu maddede yer alan plan terimleri ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca İstanbul ve Ankara özelinde onaylanan Metropoliten Alan Planları ile ülke genelinde (Özel Çevre Koruma Bölgeleri istisna tutulmak suretiyle) hazırlanan ve onaylanan “Çevre Düzeni Planları”nın kastedildiği ve yetkinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı açıklanmıştır. (Bkz. Anayasa Mahkemesi’nin E.1985/11, K.1986/29 sayılı ve 11.12.1986 tarihli; E. 1990/38, K. 1991/32 sayı ve 26.09.1991 tarihli kararı ile T.C. Danıştay 6 ncı Dairesi’nin E.2001/3041, K.2002/5000 T.C. Danıştay 6 ncı Dairesi’nin E.1999/6390, K.2001/1249 sayılı; E.2001/65, K.2003/3681 sayı ve 25.06.2002 tarihli; E.1999/6551 sayı ve 08.03.2000 tarihli; E.1999/6441, K.2001/347 sayı ve 18.01.2001 tarihli; E.1999/6390, K.2001/1249 sayı ve 28.02.2001 tarihli kararları) Durum böyle iken 4856 sayı ve 01.05.2003 tarihli “Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun” un 2 nci maddesinin (h) bendinde çevre düzenleme planlarını hazırlamak yetkisinin Çevre ve Orman Bakanlığı’na verilmesi; bu düzenleme yapılırken aynı zamanda çevre düzenleme planları hazırlamak konusunda Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na yetki veren ilgili mevzuatta herhangi bir değişiklik yapılmaması, “çevre düzeni planı hazırlamak, hazırlatmak, onamak ve uygulamak” yetki ve görevlerinin her iki bakanlığın da yetki ve görev alanı içinde kalmasına neden olmuştur. Bir yetkinin hangi Bakanlığa ait olduğunu açıkça ortaya koyamayan, aynı yetkiyi iki Bakanlığa birden veren bir hukuk düzeninin, hukuk devletinin temel unsurları olan hukuki belirlilik ve hukuki güvenliği sağlayamayacağı ortadadır. Bu açılardan değerlendirildiğinde, aynı yetkinin iki Bakanlığa birden verilmesine neden olan bir düzenleme yaptığı ve hukuki belirsizliğe yol açtığı için, 4856 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (h) bendinin Anayasa’nın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunu söylemek gerekmektedir. Anayasa’nın 2 nci maddesine aykırı bir düzenlemenin Anayasa’nın 11 inci maddesi ile de bağdaşamayacağı ve kanunların Anayasa’ya aykırı olamayacağı yolundaki hükmün gereğini karşılayamayacağı da açıktır. Bu nedenlerle, 4856 sayılı Kanun’un 2 nci maddesinin, Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ve dolayısı ile Anayasa’nın 11 inci maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerine aykırı olan (h) bendinin iptali gerekmektedir. B. 42 NCİ MADDENİN (d) BENDİ İLE DEĞİŞTİRİLEN 657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNUNUN I SAYILI “EK GÖSTERGE CETVELİ”NİN “II - TEKNİK HİZMETLER SINIFI” BÖLÜMÜNÜN (b) BENDİNİN ANAYASA’YA AYKIRILIĞI 4856 sayı ve 01.05.2003 tarihli Kanunun 42 nci maddesinin (d) bendi ile değiştirilen 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun I sayılı “Ek Gösterge Cetveli”nin “II - Teknik Hizmetler Sınıfı” bölümünün (b) bendi, Anayasa’nın 10 uncu maddesinde yer alan kanun önünde eşitlik ilkesine aykırıdır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 1897 sayılı kanunla değişik 3.b maddesince “TEKNİK HİZMETLER SINIFI”nın kesin tanımı yapılmış ve bu sınıfta yer alan meslekler; yüksek mühendis, mühendis, yüksek mimar, mimar, jeolog, hidrojeolog, jeofizikçi, fizikçi, kimyager, matematikçi, istatistikçi, yöneylemci, ... şehir plancısı, bölge plancısı ... olarak belirlenmiştir. 1970 yılından 1990 yılına kadar yukarıda bahsi geçen mesleklerden mühendis, mimar, şehir plancısı, bölge plancısı, matematikçi, fizikçi, kimyacı, istatistikçi, jeolog, hidrojeolog, jeofizikçi, yöneylemci aynı grupta yer alırken ve eşit özlük haklarına sahipken; 1. 09.04.1990 tarih ve 418 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yüksek mühendis, mühendis, yüksek mimar, mimarlar yukarıda belirtilen grupta bir üst seviyede tutularak diğer fen bilimcilerin de dahil olduğu teknik meslekler alt seviyeye indirilmiştir. Bu durumun maaş ve emeklilik haklarına yansıması yok denecek kadar az olmuş ve daha sonra 418 sayılı Kanun Hükmünde Kararname Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. (Bkz. E. 1990/22, K. 1992/6 ve 05.02.1996 tarihli Anayasa Mahkemesi Kararı) 2. 18.05.1994 tarih ve 527 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan düzenleme, esasta 418 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılmış olan düzenlemenin bir benzerini getirirken, uygulanacak katsayılar arasındaki farkı da arttırmıştır. 527 sayılı Kanun Hükmünde Kararname de Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiştir. 3. 25.07.1995 tarih ve 562 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’nun Ek 70 inci maddesi de ek göstergeye bağlanmış ve ek göstergesi 3600 olanlar maddede belirtilen % 75, ek göstergesi 3000 olanlar ise maddede gösterilen % 40 uygulamaya tabi tutulmuştur. Bu uygulama oranları 25.08.1998 tarih ve 98/11588 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 01.12.1998 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 3600 ek göstergeliler için % 130, 3000 ek göstergeliler için ise % 70 olarak değiştirilmiştir. Bu düzenlemeler, teknik ve fen bilimi eğitimi veren, temeli matematik - fizik -kimyaya dayanan kariyerlere sahip olarak, aynı kuruluşlarda eşdeğer görevleri yapan fen lisansiyerleri ile mühendis - mimar grubu arasında ayırım meydana getirmiştir. Bu ayırım, (b) grubuna alınan meslek grubu mensuplarını manevî bakımdan rahatsız ederken, özlük hakları bakımından da önemli kayıplara uğramalarına yol açmıştır. Çalışırken aylık 8-10 milyon TL. olan kayıp, Emekli Sandığı keseneğinde 30 milyon TL. olan fark, emekli olunduğunda her ay emekli aylığında 160 - 200 milyonu, emeklilik ikramiyesinde de 4 - 5 milyarı bulmaya başlamıştır. Katsayı artışları ile bu fark daha da artacaktır. 4. Bu durum ilk defa şehir ve bölge planlamacıları bakımından, itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi önüne götürülmüş ve Anayasa Mahkemesi 527 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3 üncü maddesiyle 657 sayılı Kanuna eklenen 1 sayılı cetvelin “II - Teknik Hizmetler Sınıfı” (b) bendinde yer alan “... Şehir Plancısı, Bölge Plancısı, ...” sözcüklerinin iptaline karar vermiştir. (E. 1997/17, K. 1997/6, T.30.01.1997) Bu karar sonrasında 4 Nisan 1998 de yayımlanan 4359 sayılı Kanunla Şehir ve Bölge Plancıları 657 sayılı Kanunun I sayılı “Ek Gösterge Cetveli”nin “II - Teknik Hizmetler Sınıfı” bölümünün (a) bendine alınmış ve böylece (a) grubu için belirlenmiş ek göstergeden yararlandırılmıştır. Aynı şekilde yapılan itirazlarla Anayasa Mahkemesi, 527 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3 üncü maddesiyle 657 sayılı Kanuna eklenen 1 sayılı cetvelin “II - Teknik Hizmetler Sınıfı” (b) bendinde yer alan fizikçi, matematikçi, kimyacı, istatistikçi, teknik yüksek öğretmen okulu mezunu ve jeomorfolog sözcüklerini de iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesinin bu kararları karşısında, idari yargıya başvurmuş bulunan (b) grubundaki meslek mensupları için idari yargı organları 03.08.1994 tarihli ve 1994/29 sayılı Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü Genelgesi uyarınca 243 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanması gerektiği doğrultusunda kararlar vermişlerdir. Söz konusu genelgede; Kamu kurum ve kuruluşlarına ait kamu personelinin özlük haklarına ilişkin düzenlemeleri kapsayan Kanun Hükmünde Kararnameler Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildiğinde, geriye doğru gidilerek daha önce usulüne göre yürürlüğe konulmuş bulunan ilgili mevzuatın yürürlükte bulunduğu kabul edilmek suretiyle uygulanmasına devam olunacağı ve bu kararın yürürlüğe girdiği tarihten sonra Anayasa Mahkemesince iptal edilecek Kanun Hükmünde Kararnameler hakkında da, bu kararda belirtilen esasın uygulanacağı bildirilmiştir. Bu nedenle T.C. Emekli Sandığı, idari yargıda dava açan ve iptal kararı alan pek çok (b) grubu meslek mensubuna, 3600 ek gösterge uygulayarak “ödeme yapmıştır ve davacıların maaş hesaplamaları da 3600 ek göstergeden gerçekleştirilmiştir. 03.08.1994 gün ve 1994/29 sayılı Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü Genelgesi’nin ise Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında uygulanacak hükümler açısından hukuki dayanaktan yoksun bulunduğu, Danıştay 5 inci Dairesi’nin E. 1998/126, K. 1999/2202 sayılı kararında hükme bağlanmış ve söz konusu genelge iptal edilmiştir. Durum bu iken, 4856 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin (d) bendi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun I sayılı “Ek Gösterge Cetveli”nin “II - Teknik Hizmetler Sınıfı” bölümünün (b) bendi değiştirilerek jeolog, hidrojeolog, hidrolog, jeomorfolog, jeofizikçi, fizikçi, matematikçi, istatistikçi, yöneylemci, matematiksel iktisatçı, ekonomici, kimyager unvanını almış olanlarla Teknik Yüksek Öğretmen Okulu mezunlarına, Teknik Hizmetler Sınıfı’nın (b) bendinde yer verilerek (a) bendindekilerden farklı ve daha düşük ek gösterge belirlenmiştir. Bu durum teknik ve fen bilimi eğitimi veren, temeli matematik - fizik - kimyaya dayanan kariyerlere sahip olarak aynı kuruluşlarla eşdeğer görevleri yapan veya yöneticilik durumunda bulunan fen lisansiyerleri ile mühendis ve mimarlar arasında makul nedene ve kamu yararına dayandırılamayacak bir eşitsizlik doğmasına neden olmuştur. Halbuki Teknik Hizmetler Sınıfı’nın (a) bendinde yer alan meslek grupları ile (b) bendinde yer alanlar arasında, eğitim düzeyleri ve yaptıkları iş bakımından böyle bir ayırımı gerektirecek herhangi bir fark bulunmamaktadır. Kuşkusuz yasa koyucu, ek göstergeleri meslek grupları bakımından tayin etmek konusunda takdir yetkisine sahiptir. Ancak bu takdir yetkisinin de Anayasa’ya uygun biçimde kullanılması gerekir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 3/b maddesinde tanımlanan teknik hizmetler sınıfında yer alan meslek grupları arasında ek gösterge bakımından yapılacak bir ayırım makul bir nedene dayanmalı veya kamu yararına yönelmelidir. Yapılan düzenleme böyle bir makul nedene dayanmaksızın aynı sınıftaki eşdeğer meslek grupları arasında özlük hakları bakımından farklılıklar yarattığı için, Anayasa’nın 10 uncu maddesinde yer alan kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı düşmektedir. Diğer yandan Anayasa’nın 2 nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, devlet erkinin hukuk kuralları çerçevesinde kullanıldığı bir yönetim biçimidir. Anayasa’nın 10 uncu maddesi ile çelişen bir hukuk kuralı, hukuk devleti anlayışıyla bağdaşamaz. Hukuk devleti adı verilen yönetim biçimleri, hukuki güvenliği sağlamak ve bunun için de öncelikle kazanılmış haklara saygı göstermek durumundadırlar. 4856 sayılı Kanunla yapılan düzenlemede ise, kazanılmış haklar korunmamıştır; çünkü idari yargı kararı ile 3600 ek gösterge uygulanan kimyager, matematikçi, fizikçi, ...için herhangi bir ayrık hüküm getirilmediği gibi; geriye dönük bir yürürlülük tarihi belirlendiği için, kazanılmış haklarla ilgili bir takım sorunların doğmasına da imkân hazırlanmıştır. İdari yargı kararı ile 3600 ek gösterge uygulananların bu haklarının kazanılmış hak olarak korunması halinde ise, (b) grubunda yer alan meslek grubu mensupları arasında bu kez de “idari yargı kararı ile 3600 ek gösterge uygulananlar” ve “4856 sayılı Kanuna tabi olanlar” şeklinde, kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı bir ayırım ortaya çıkacaktır. Bu açılardan değerlendirildiğinde Anayasa’nın 2 ve 10 uncu maddelerine aykırı nitelikler taşıyan bu düzenlemenin, Anayasa’nın 11 inci maddesi ile de bağdaşamayacağı açıktır. 4856 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin (d) bendi ile değiştirilen 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun I sayılı “Ek Gösterge Cetveli”nin “II -Teknik Hizmetler Sınıfı” bölümünün (b) bendinin, bu nedenlerle Anayasa’nın 2 ve 10 uncu maddelerine ve dolayısı ile Anayasa’nın 11 inci maddesinde yer alan Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesine aykırı olduğu için iptali gerekmektedir. C. “GEÇİCİ MADDE 2”NİN 3 ÜNCÜ FIKRASININ ANAYASA’YA AYKIRILIĞI 4856 sayılı Kanunun “Geçici Madde 2”sinin 3 üncü fıkrasına göre, fıkrada belirtilen unvanların sahibi olan personele, atandıkları yeni kadroların aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer malî hakları toplamının net tutarının, ek kadrolarına bağlı olarak en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî hakları toplamı net tutarından az olması halinde aradaki fark, giderilinceye kadar, atandıkları kadrolarda kaldıkları sürece herhangi bir kesintiye tabi tutulmaksızın tazminat olarak ödenecektir. Söz konusu “Geçici Madde 2”nin 3 üncü fıkrasındaki hüküm, iki kurumun birleşmesi nedeni ile uygulamada bazı kadrolara ilişkin olarak sorun çıkmasını önlemek amacına yöneliktir. Ancak, yapılan düzenlemede kazanılmış haklar tam anlamıyla korunamamıştır. Çünkü, belirtilen unvanları taşıyan personelin eski kadrolarına bağlı olarak son ayda aldıkları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer malî hakları toplamının net tutarı baz alınmış ve bu baz sabit tutularak, yeni atandıkları kadrolarda aldıkları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer malî haklar toplamının net tutarının baz alınan bu tutardan az olması halinde, atandıkları kadroda kaldıkları sürece aradaki farkın, herhangi bir kesintiye tabi tutulmaksızın tazminat olarak ödeneceği bildirilmiştir. Söz konusu personelin eski kadrolarındaki, aylık, ek gösterge, her türlü tazminat ve diğer malî haklarında zaman içinde olacak iyileştirmeler ve yapılacak zamlar hesaba katılmamıştır. Bu durum, belirtilen koşullardaki personelin, yeni durumlarında kazanılmış haklarına koşut haklar edinememesine ve kazanılmış haklarında giderek bir azalma ile karşılaşmasına neden olacaktır. Kazanılmış haklara saygı, hukuk devleti adı verilen yönetim biçiminin temel değerlerinden birisidir. Yasakoyucunun daha elverişli çözümler bulabilmesi, örneğin 3046 sayılı “Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun”un Geçici 1 inci maddesinde öngörülen şahsa bağlı kadro yöntemini uygulaması mümkünken, Geçici Madde 2’nin 3 üncü fıkrasında ifade edilen çözümü benimsemiş olması, olayda, kazanılmış hakların zedelenmesine yol açmıştır. Bu açılardan değerlendirildiğinde 4856 sayılı Kanunun Geçici Madde 2’sinin 3 üncü fıkrasında getirilen düzenlemenin, kazanılmış hakları korumadığı için de Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine ve dolayısı ile Anayasa’nın 11 inci maddesinde yer alan Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesine aykırı olduğu söylenmelidir. Bu nedenlerle 4856 sayılı Kanunun Geçici Madde 2’sinin 3 üncü fıkrasının iptali gerekmektedir. D. 44 ÜNCÜ MADDENİN (a) BENDİNİN ANAYASA’YA AYKIRILIĞI 4856 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinin (a) bendinde, 42 nci maddenin (d) bendinin 21.10.2001 tarihinde yürürlüğe gireceği bildirilmiştir. Bu yürürlülük tarihi, 4856 sayılı Kanunla kimyager, matematikçi, fizikçi gibi “II - Teknik Hizmetler Sınıfı” bölümünün (b) bendinde yer verilen meslek mensuplarından yargı kararına dayanılarak, “II - Teknik Hizmetler Sınıfı”nın (a) bendindeki ek gösterge sayılarına tabi tutulanların yargı kararları ile kazanılmış haklarını korumamaktadır. Madde metninde, bu gibi kimseler için herhangi bir geçiş hükmüne de yer verilmemiştir. Kazanılmış haklara saygı, hukuk devleti adı verilen yönetim biçiminin temel öğelerinden olduğu için, bu durum, Anayasamızın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırı düşmektedir. Yargı kararı ile (a) grubu ek gösterge haklarından yararlandırılanların bu durumlarının kazanılmış hak anlayışı çerçevesinde onlar için birer somut hak niteliğini taşıdığı ve bu hakkın varlığını koruyacağı düşünülecek olduğunda ise, bu kere de (b) bendindeki meslek mensupları arasında ek gösterge ve özlük hakları bakımından “21.10.2001 tarihi öncesi ve sonrası” olmak üzere bir farklılık ortaya çıkacaktır. Hiçbir makul ve geçerli bir nedeni olmayan böyle bir farkı da Anayasa’nın 10 uncu maddesinde yer alan kanun önünde eşitlik ilkesi ile bağdaştırmak mümkün değildir. Diğer yandan Anayasa’nın 2 ve 10 uncu maddelerine aykırı hükümler getiren bir düzenlemenin Anayasa’nın 11 inci maddesinde ifade edilmiş olan Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerinin gereğini yerine getiremeyeceği de açıktır. Diğer yandan, hükmün yürürlük tarihinin yayımından geriye götürülmesi de özlük haklarında azalma söz konusu olduğunda, kazanılmış haklara zarar vermektedir. Olayda da idari yargı kararı ile 3600 ek göstergeden yararlanmakta olan meslek mensuplarının bulunduğu meslek gruplarının tekrar (b) bendine alınması ve (b) bendine alınma durumunun geçmişe yönelik olarak gerçekleşmesi, (b) bendinde sıralanan meslek grubu üyelerinin kazanılmış haklarının zedelenmesine yol açmakta; hukuki güvenlik, hukuki belirlilik ve hukuki istikrarı sağlayamadığı için, hukuk devletinin gereklerini karşılayamamaktadır. Bu nedenlerle, 4856 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinin Anayasa’nın 2, 10 ve 11 inci maddelerine aykırı olan (a) bendinin iptali gerekmektedir. E. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ 4856 sayılı Kanunun; Anayasa’ya açıkça aykırı olan 2 nci maddesinin (h) bendinin, 42 nci maddesinin (d) bendi ile değiştirilen 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun I sayılı “Ek Gösterge Cetveli”nin “II - Teknik Hizmetler Sınıfı” bölümünün (b) bendinin, 44 üncü maddesinin (a) bendinin ve Geçici Madde 2 sinin 3 üncü fıkrasının uygulanmasından, sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararlar doğacaktır. Bu tür durum ve zararların önlenebilmesi için, söz konusu hükümlerin yürürlüğünün durdurulması gerekmektedir. IV. SONUÇ VE İSTEM 4856 sayı ve 01.05.2003 tarihli “Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un; 1- 2 nci maddesinin (h) bendinin, Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddelerine, 2- 42 nci maddesinin (d) bendi ile değiştirilen 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun I sayılı “Ek Gösterge Cetveli”nin “II - Teknik Hizmetler Sınıfı” bölümünün (b) bendinin, Anayasa’nın 2, 10 ve 11 inci maddelerine, 3- 44 üncü maddesinin (a) bendinin, Anayasa’nın 2, 10 ve 11 inci maddelerine, 4- “Geçici Madde 2”sinin 3 üncü fıkrasının, Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddelerine aykırı oldukları için iptallerine ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin talebimizi saygı ile arz ederiz.” II- YASA METİNLERİ A- İptali İstenilen Yasa Kuralları 1.5.2003 günlü, 4856 sayılı “Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un iptali istenilen kuralları içeren maddeleri şöyledir: 1) “MADDE 2.- Çevre ve Orman Bakanlığının görevleri şunlardır: a) Çevrenin korunması, kirliliğinin önlenmesi ve iyileştirilmesi için prensip ve politikalar tespit etmek, programlar hazırlamak; bu çerçevede, araştırmalar ve projeler yapmak, yaptırmak, bunların uygulama esaslarını tespit etmek, uygulanmasını sağlayacak tedbirleri almak. b) Çevrenin korunması ve kirliliğinin önlenmesi amacıyla ülke şartlarına uygun olan teknolojiyi belirlemek, bu maksatla kurulacak tesislerin vasıflarını tespit etmek. c) Ülke şartlarına uygun olan çevre standartlarını Türk Standartları Enstitüsü ile birlikte belirlemek, uygulamak ve uygulanmasını sağlamak. d) Atık ve yakıtlar ile ekolojik dengeyi bozan, havada, suda ve toprakta kalıcı özellik gösteren kirleticilerin çevreye zarar vermeyecek şekilde bertaraf edilmesi için denetimler yapmak; ülke genelinde tüm uygulayıcı kurum ve kuruluşların bu konudaki taleplerini değerlendirerek sonuçlandırmak; ülkenin atık yönetimi politikasını belirlemek ve bu konuda gerekli tedbirleri almak; tehlikeli hallerde veya gerekli durumlarda faaliyetlerin durdurulması ile ilgili usul ve esasları yönetmelikle belirlemek. e) Çevrenin korunması ve kirliliğinin önlenmesi için çevre standartları ve ekolojik kriterler esas olmak üzere her türlü analizi, ölçüm ve kontrolleri gerçekleştirmek amacıyla laboratuvar kurmak, kurdurmak ve denetimlerini yapmak veya mevcut kamu kurum ve kuruluşlarının laboratuvarlarından yararlanmak. f) Ülkedeki kirlenme konuları ile kirlenmenin mevcut olduğu veya olması muhtemel bölgeleri ve sektörleri tespit etmek ve izlemek, bu problemlerin teknik, idari ve finansman bakımından çözümünü sağlayan kaynağın bulunmasıyla ilgili çalışmaları yönetmek veya yönlendirmek. g) Sürdürülebilir kalkınma ilkesi çerçevesinde, çevreye olumsuz etki yapabilecek her türlü plan, program ve projenin, fayda ve maliyetleriyle çevresel olguların ortak bir çerçeve içinde değerlendirilmesini gerçekleştirecek çevresel etki değerlendirmesi ve stratejik çevresel değerlendirme çalışmasının yapılmasını sağlamak, bu çalışmaları denetlemek ve izlemek. h) Dengeli ve sürekli kalkınma amacına uygun olarak ekonomik kararlarla ekolojik kararların birarada düşünülmesine imkan veren rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlamak üzere, kalkınma planları ve bölge planları temel alınarak çevre düzeni planlarını hazırlamak veya hazırlatmak, onaylamak, uygulanmasını sağlamak. ı) Hayvanların korunmasına yönelik çalışmaları, ilgili bakanlık, kurum ve kuruluşların işbirliği ile yapmak, yaptırmak, bu konuda yürütülen faaliyetleri desteklemek, denetlemek ve denetlenmesini sağlamak. i) Çevre konusunda görev verilmiş olan özel kuruluşlar ile kamu kurum ve kuruluşları arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak; bu konuda faaliyette bulunan gönüllü kuruluşları yönlendirmek, desteklemek ve bakanlıklar arası işbirliği esaslarını yönetmelikle belirlemek. j) Çevreye olumsuz etkileri olan her türlü faaliyeti ülke bütününde izlemek ve denetlemek. k) Çevre uygulamalarına etkinlik kazandırmak için başta mahalli idareler olmak üzere, sürekli bir eğitim programı uygulamak, bu amaçla yapılan eğitim faaliyetlerini izlemek, desteklemek, yönlendirmek, çevre bilincini geliştirmek ve çevre problemleri konusunda kamuoyu araştırmaları yapmak. l) Çevre ve orman konularında uluslararası düzeyde sürdürülen çalışmaların izlenmesi ve bunlara katkıda bulunulması amacıyla ulusal düzeyde yapılan hazırlıkları ilgili kuruluşlarla işbirliği halinde yürütmek ve bu çalışmalara Türkiye’nin iştirakine ilişkin koordinasyonun sağlanmasına, uluslararası ilişkilerin yürütülmesi ile ilgili mevzuat çerçevesinde yardımcı olmak. m) Ormanların korunması, imarı ve ıslahı ile bakımını sağlamak. n) Orman sınırlandırılması ve kadastrosunu yapmak, vasıf tayini ile Devlet ormanlarına ilişkin kamu yararına irtifak hakkı tesisi ve iznine ait işleri yürütmek. o) Orman sınırları içerisinde ve yeniden orman rejimine alınacak yerlerde genel ağaçlandırma planı düzenlemek, bu planın gerektirdiği etüt ve proje işleri ile ağaçlandırmaları yapmak veya yaptırmak. ö) Erozyonu önleyici her türlü tedbiri almak. p) Devlet ormanları içindeki otlak, yaylak ve kışlakları özel mevzuatına göre ıslah etmek, otlatma amenajman planlarını yapmak veya yaptırmak. r) Ağaçlandırma yapmak, devamlı ve geçici fidanlıklar kurmak, özel ağaçlandırma yapmak ve fidanlık tesis etmek isteyen gerçek ve tüzel kişileri desteklemek. s) Devlet ormanları ile tüzel kişiliği haiz kamu kurumlarına ve özel ormanlara ait amenajman planlarını yapmak veya yaptırmak. ş) Devlet ormanları içinde ve bitişiğinde oturan köylülerin sosyal ve ekonomik gelişmelerini sağlamak maksadıyla bunları her türlü kredi ve yardım kaynaklarıyla desteklemek, orman-halk ilişkilerini geliştirmek ve bu konuda her türlü tedbiri almak. t) Başka yerlere nakledilecek orman köylülerinin bıraktıkları taşınmazların kamulaştırılmasını sağlamak ve buraları ağaçlandırmak. u) Yurt içi odun hammadde ihtiyacını karşılamak, odun ve odun dışı orman ürünlerinin ithalat ve ihracatına ilişkin esasları belirlemek, gerektiğinde tohum, fidan ve üretimle ilgili maddeleri ithal ve ihraç etmek. v) Milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları ve orman içi mesire yerleri ile biyolojik çeşitliliğin, av ve yaban hayatı alanlarının tespiti, yönetimi, korunması, geliştirilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesini sağlamak. y) Bakanlığın çalışma alanına giren hizmetlere ilişkin olarak, araştırma birimleri ve eğitim merkezleri açmak, yurt içinde ve dışında gerekli personeli yetiştirmek, her çeşit uygulamalı araştırmalarla eğitim, yayın ve yayım çalışmaları yapmak, yaptırmak, dokümantasyon ve tanıtma faaliyetlerinde bulunmak. 2) MADDE 42.- 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun; a) 36 ncı maddesinin “Ortak Hükümler” bölümünün (A/11) numaralı bendinde yer alan; “Çevre Uzman Yardımcıları” ibaresi “Çevre ve Orman Uzman Yardımcıları” olarak, “Çevre Uzmanlığına” ibaresi ise “Çevre ve Orman Uzmanlığına” olarak, b) “Zam ve Tazminatlar” başlıklı 152 nci maddesinin “II-Tazminatlar” kısmının “A- Özel Hizmet Tazminatı” bölümünün (i) bendinde yer alan “Çevre Uzmanları” ibaresi, “Çevre ve Orman Uzmanları” olarak, c) (I) sayılı Ek Gösterge Cetveli’nin “I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı” bölümünün (h) bendinde yer alan “Çevre Uzmanları” ibaresi, “Çevre ve Orman Uzmanları” olarak, d) (I) sayılı “Ek Gösterge Cetveli”nin “II- Teknik Hizmetler Sınıfı” bölümünün (b) bendi aşağıdaki şekilde, | | Derece | Ek Gösterge | | b) Kadroları bu sınıfa dahil olup, en az 4 yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokullardan mezun olarak yürürlükteki hükümlere göre Jeolog, Hidrojeolog, Hidrolog, Jeomorfolog, Jeofizikçi, Fizikçi, Matematikçi, İstatistikçi, Yöneylemci (hareket araştırmacısı), Matematiksel İktisatçı, Ekonomici ve Kimyager unvanını almış olanlarla Teknik Yüksek Öğretmen Okulu mezunları, | 1 2 3 4 5 6 7 8 | 3000 2200 1600 1500 1200 1100 900 800 | Değiştirilmiştir. 3) GEÇİCİ MADDE 2.- Çevre Bakanlığı ile Orman Bakanlığına ait kadrolar iptal edilerek 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerden çıkarılmış ve ekli (I) sayılı listede belirtilen kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvele Çevre ve Orman Bakanlığı bölümü olarak eklenmiştir. Çevre Bakanlığı il müdürlükleri yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar Çevre ve Orman Bakanlığı İl Müdürlüğü adı altında faaliyete devam ederler. “İl Çevre Müdürü” kadro unvanı “İl Çevre ve Orman Müdürü” olarak değiştirilmiş, “İl Çevre Müdür Yardımcısı” ile “Bölge Müdürü” ve “Bölge Müdür Yardımcısı” kadro unvanları cetvelden çıkartılmıştır. Çevre Bakanlığı ve Orman Bakanlığında; Müsteşar, Teftiş Kurulu Başkanı, Müsteşar Yardımcısı, Genel Müdür, Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanı, Genel Müdür Yardımcısı, 1 inci Hukuk Müşaviri, Personel Dairesi Başkanı, İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanı, Yayın Dairesi Başkanı, Çevre Eğitimi ve Yayın Dairesi Başkanı, Dış İlişkiler Dairesi Başkanı, Finansman Dairesi Başkanı, Daire Başkanı, Bakanlık Müşaviri, Özel Kalem Müdürü, Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri, Savunma Sekreteri, Bölge Müdürü, Bölge Müdür Yardımcısı, İl Çevre Müdürü ve İl Çevre Müdür Yardımcısı kadro unvanlı görevlerde bulunanların görevleri, bu Kanunun yayımı tarihinde sona erer. Bunlar en geç bir yıl içerisinde durumlarına uygun boş kadrolara atanırlar. Atama işlemi yapılıncaya kadar kurumca ihtiyaç duyulan işlerde görevlendirilebilirler. Bunlar, yeni bir kadroya atanıncaya kadar, eski kadrolarına ait aylık, ek gösterge ve her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali haklarını almaya devam ederler. Söz konusu personelin, atandıkları yeni kadroların aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali hakları toplamının net tutarı, eski kadrolarına bağlı olarak en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer mali hakları toplamı net tutarından az olması halinde, aradaki fark giderilinceye kadar atandıkları kadrolarda kaldıkları sürece herhangi bir kesintiye tabi tutulmaksızın tazminat olarak ödenir. Bu Kanunun yayımı tarihinde Çevre Bakanlığı ve Orman Bakanlığına ait kadrolarda bulunanlardan, üçüncü fıkrada sayılanlar hariç kadro ve görev unvanı değişmeyenler Çevre ve Orman Bakanlığına ait aynı unvanlı kadrolara atanmış sayılırlar. 4) MADDE 44.- Bu Kanunun; a) 42 inci maddesinin (d) bendi 21.10.2001 tarihinde, b) Diğer maddeleri ise, Yayımı tarihinde yürürlüğe girer.” B- Dayanılan Anayasa Kuralları Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 2., 10. ve 11. maddelerine dayanılmıştır. III- İLK İNCELEME Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN ve Mehmet ERTEN’in katılımlarıyla 26.6.2003 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir. IV- ESASIN İNCELENMESİ Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 1) Yasa’nın 2. Maddesinin (h) Bendinin İncelenmesi Dava dilekçesinde, “çevre düzeni planı hazırlama” görevinin Çevre ve Orman Bakanlığı’na verilmesinin hukuk düzeninde bir takım çelişki ve belirsizliklerin ortaya çıkmasına neden olduğu, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın kuruluş ve sorumluluklarının düzenlenmiş olduğu 180 ve 209 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9. maddesi kapsamında çevre düzeni planlarının Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca hazırlanıp onaylandığı, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın muhtelif kararlarında da bu durumun ortaya konulmuş olduğu, dolayısıyla “çevre düzeni planları” hazırlatma yetki ve görevinin her iki bakanlığın da görev alanına girmesi sonucunda hukuki belirsizliğe yol açtığı belirtilerek, kuralın Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Anayasa’da ve ilgili 3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluşu ve Görev Esasları Hakkında Kanun’da yer alan düzenlemeler, yasa koyucuya, toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda bakanlıkların görevlerini belirleme yetkisini vermektedir. Yasa koyucu, Çevre Bakanlığı’nın 1991 yılında kuruluşundan itibaren Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Çevre Bakanlığı arasında yetki çatışmasına neden olan “çevre düzeni planı” hazırlanması, onaylanması ve uygulanması yetki ve görevini iptali istenilen kuralla Çevre ve Orman Bakanlığı’na vermiştir. Çevre düzeni planı konusunda yetkili olan bakanlığın belirlenerek yetki karmaşasına son verilmesi “kamu yararı” kavramı ile ilgilidir. Hukuk devleti ilkesinin öğeleri arasında yasaların kamu yararına dayanması ilkesi vardır. Bilindiği üzere, bütün kamusal işlemlerin yönelmek zorunda oldukları nihai hedef kamu yararının gerçekleştirilmesidir. Kanunun amaç öğesi bakımından anayasaya uygun sayılabilmesi için kamu yararı dışında bir amaç gözetilmeden çıkarılmış olması gerekir. Bu ilkenin anlamı kamu yararı düşüncesi olmaksızın başka deyimle yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli kişilerin yararına olarak herhangi bir yasa kuralının konulamayacağıdır. Anayasada belirtilen amacı, ya da kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla, yasa koyucunun belli bir sonuca ulaşmak için değişik yolların seçiminde siyasi takdir yetkisine sahip olduğu açıktır. Açıklanan nedenlerle, çevre düzeni planı hazırlanması konusunda iki bakanlık arasında yıllardır var olan çatışmayı sona erdirmeye yönelik olan düzenleme kamu yararına uygun olup, Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir. 2) Yasa’nın 42. Maddesinin (d) Bendinin İncelenmesi Dava dilekçesinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 36/b maddesinde “Teknik Hizmetler Sınıfı”nın düzenlenmiş olduğu ve bu sınıftaki mesleklerin de yüksek mühendis, mühendis, yüksek mimar, mimar, jeolog, hidrojeolog, jeofizikçi, fizikçi, kimyager, matematikçi, istatistikçi, yöneylemci, şehir plancısı, bölge plancısı olarak belirlenmiş olduğu, bu unvanlara sahip olan devlet memurlarının 1970-1990 yılları arasında eşit özlük haklarına sahip olduğu, 9.4.1990 günlü, 418 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile özlük haklarının ayrıldığı, 418 sayılı KHK’nin Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildiği, benzer düzenlemeler içeren 18.5.1994 günlü, 527 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin de iptal edildiği, bu düzenlemelerle teknik ve fen bilimi veren, temel matematik, fizik ve kimyaya dayalı kariyerlere sahip olarak, aynı kuruluşlarda eşdeğer görevleri yapan fen lisansiyerleri ile mühendis-mimar grubu arasında ayrım meydana getirildiği ifade edilmiştir. Dilekçede ayrıca, Teknik Hizmetler Sınıfı’nın (a) bendinde yer alan meslek grupları ile (b) bendinde yer alanlar arasında, eğitim düzeyleri ve yaptıkları iş bakımından böyle bir ayrımı gerektirecek fark bulunmadığı, böyle bir ayrımın makul bir nedene dayanmaması, kamu yararını esas almaması ve aynı sınıftaki meslekler arasında farklılıklar yaratması nedenleriyle Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğu; 10. maddeye aykırı olan bir düzenlemenin Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Anayasa’nın 10. maddesinde, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilerek hukukun temel ilkelerinden olan eşitlik ilkesine yer verilmiştir. Anayasa’nın bu ilkesi ile aynı hukuksal durumda olan kişilerin aynı kurallara bağlı tutulması, değişik hukuksal durumda olanların ise değişik kurallara bağlı tutulmasının bir aykırılık oluşturmayacağı kabul edilmiştir. Yasa önünde eşitlik; herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Yasaların uygulanmasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayrılığı gözetilmesi ve bu nedenlerle eşitsizliğe yol açılması Anayasa katında geçerli görülemez. Bu mutlak yasak, birbirinin aynı durumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplumların yaratılmasını engellemektedir. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayanarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları gerekli kılabilir. Özelliklere, ayrılıklara dayandığı için haklı olan nedenler, ayrı düzenlemeyi aykırı değil, geçerli kılar. Aynı durumda olanlar için ayrı düzenleme aykırılık oluşturur. Anayasa’nın amaçladığı eşitlik, eylemli değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik çiğnenmiş olmaz. Başka bir anlatımla, kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar arasında, yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz. Durumlardaki değişikliğin doğurduğu zorunluluklar, kamu yararı ya da başka haklı nedenlere dayanılarak yasalarla farklı uygulamalar getirilmesi, Anayasa’nın eşitlik ilkesinin çiğnendiğini göstermez. 657 sayılı Kanun’da hizmet sınıfları itibarıyla, özellikle yetenekli eleman temininde karşılaşılan güçlüklerin aşılması amacıyla belli sınıflara öncelik tanındığı gibi; hizmet sınıfları içerisinde de böyle bir tercihin yapılması söz konusu olmuştur. Ek göstergelerin tespitinde, meslek grupları bakımından farklı düzenlemeler öngörülmesi yasa koyucunun takdirindedir. Eşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilebilmesi için bir yasanın aynı hukuksal durumda olanlar arasında bir ayırım veya ayrıcalık yaratması gerekir. Mühendis ya da mimar unvanlı, teknik hizmetler sınıfına mensup Devlet memurları ile yüksek öğrenim görmekle birlikte farklı unvanlarda olan teknik hizmetler sınıfına mensup Devlet memurları aynı hukuksal konumda değillerdir. Dolayısıyla bu unvanlar arasında ek gösterge farklılıklarının bulunmasının eşitsizliğe yol açtığı ileri sürülemez. Açıklanan nedenlerle; aynı hizmet sınıfı içerisinde yer almakla birlikte farklı meslek gruplarına farklı ek gösterge tayin edilmesi Anayasa’nın 10. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. ve 11. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. 3) Yasa’nın Geçici 2. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının İncelenmesi Dava dilekçesinde, eski görevlerinde iken almakta oldukları mali hakları toplamından daha düşük mali haklar sağlayan bir göreve atanan söz konusu personele ödenecek tazminat miktarının belirlenmesinde ilgilinin eski görevinde en son ayda almakta olduğu mali haklar toplamının baz alındığı oysa, memur maaşlarına zaman içerisinde zam veya başka düzenlemelerle artışların yapıldığı, dava konusu yasal düzenlemenin eski görevinden daha düşük mali haklar sağlayan bir göreve atanan ve aradaki farkın kendilerine tazminat olarak ödenmesi öngörülen kişileri, tazminat miktarının belirlenmesinde ileride yapılacak zamları dikkate almaması nedeniyle mağdur etmekte olduğu, bu nedenle dava konusu yasa kuralının kazanılmış hakların korunması ilkesine ve netice olarak Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine ve dolayısıyla Anayasa’nın 11. maddesinde yer alan Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Kazanılmış haklara saygı ilkesi, hukuk devletinin genel ilkelerinden birisini oluşturmaktadır. Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bir hakkın, yeni yasadan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekmektedir. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haktır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar ise bu nitelikte değildir. Dava konusu düzenleme ile bir kısım personelin kadrosuz kaldıkları ve bu durumdaki personelin, Bakanlıkta boş bulunan durumlarına uygun kadrolara, bir yıl içerisinde atanacakları ve yeni atandıkları kadrolarda elde ettikleri mali hakların eski kadrolarına bağlı olarak en son ayda almakta oldukları mali haklarından az olması halinde aradaki farkın tazminat olarak ödeneceği öngörülmüştür. Statü hukukunda, memurlara yapılacak parasal hak ödemeleri bakımından ilgilinin bulunduğu kadronun gözetilmesi esastır. Kadro unvanının değişmesi halinde de özlük hakları, ilgilinin yeni kadro unvanı gözetilerek belirlenmektedir. Bir kadroya ilişkin parasal haklar, kural olarak bir başka kadroda bulunanlar yönünden kazanılmış hak oluşturmamaktadır. Çevre Bakanlığı ve Orman Bakanlığı’nda dava konusu düzenlemede yer alan kadrolarda görev yapmakta iken iki bakanlığın birleşmesi sonucunda kadroları kaldırılan personelin önceki kadro unvanlarına bağlı hakları, halen bulundukları statüden doğan, tahakkuk etmiş ve kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş bir hak niteliğinde olmadığından kazanılmış bir hakkın ihlali söz konusu değildir. Açıklanan nedenle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 11. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. 4) Yasa’nın 44. Maddesinin (a) Bendinin İncelenmesi Dava dilekçesinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na 4856 sayılı Kanun’un 42. maddesini (d) bendi ile eklenen (I) sayılı cetvelin “(II) Teknik Hizmetler Sınıfı” başlıklı bölümün (b) bendinin yürürlük tarihinin 21.10.2001 tarihi olarak belirlenmesinin, yargı kararları ile (I) sayılı cetvelin “(II) Teknik Hizmetler Sınıfı” başlıklı bölümün (a) bendinde yer alan daha yüksek ek gösterge rakamlarına göre aylık alanların kazanılmış haklarını korumadığı, bu nedenle de 44. maddenin (a) bendinin Anayasa’nın 2., 10., ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 527 sayılı KHK ile değiştirilen 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ekli (I) sayılı cetvelin “(II) Teknik Hizmetler Sınıfı” başlıklı bölümün (b) bendinde yer alan şehir plancısı, bölge plancısı, fizikçi, matematikçi, istatistikçi, kimyager, ekonomici ve jeomorfolog ibarelerinin Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesiyle bu unvanları taşıyan Devlet memurlarına (I) sayılı cetvelin “(II) Teknik Hizmetler Sınıfı” başlıklı bölümün (a) bendinde yer alan ek gösterge rakamları üzerinden aylık ödenmesini sağlamadığı gibi (c) bendinde yer alan “Kadroları bu sınıfa dahil olup da yukarıda sayılanlar dışındaki yüksek öğrenim mezunları” için öngörülen daha düşük ek gösterge rakamları üzerinden aylık ödenmesine yol açmıştır. Dava konusu düzenleme yapılırken kuralın yürürlük tarihi öne çekilerek, (I) sayılı cetvelin “(II) Teknik Hizmetler Sınıfı” başlıklı bölümün (c) bendinde yer alan “Kadroları bu sınıfa dahil olup da yukarıda sayılanlar dışındaki yüksek öğrenim mezunları” için öngörülen ek gösterge rakamları esas alınarak aylık ödemesi yapılan Devlet Memurlarına geçmişe yönelik olarak ödeme yapılması olanağı getirilmiştir. Dolayısıyla yürürlük tarihinin geriye çekilmesi kazanılmış hakların kaybedilmesine neden olmadığı gibi, (I) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin, Teknik Hizmetler Sınıfı bölümünün (b) bendinde yer almakla birlikte, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonucunda daha düşük ek gösterge rakamları üzerinden aylık ödenen Teknik Hizmetler Sınıfı’nda yer alan Devlet memurlarına geçmişe dönük ödeme yapılabilmesine olanak sağlamaktadır. Açıklanan nedenle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 11. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ 1.5.2003 günlü, 4856 sayılı “Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un; 1- 2. maddesinin (h) bendinin, 2- 42. maddesinin (d) bendi ile değiştirilen 14.7.1965 günlü, 657 sayılı “Devlet Memurları Kanunu”nun (I) sayılı “Ek Gösterge Cetveli”nin “II Teknik Hizmetler Sınıfı” bölümünün (b) bendinin, 3- Geçici 2. maddesinin üçüncü fıkrasının, 4- 44. maddesinin (a) bendinin, YÜRÜRLÜKLERİNİN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE, 26.6.2003 gününde E. 2003/60, K. 2003/5 (Yürürlüğü Durdurma) ile oybirliğiyle karar verilmiştir. VI- SONUÇ 1.5.2003 günlü, 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun’un; 1- 2. maddesinin (h) bendinin, 2- 42. maddesinin (d) bendi ile değiştirilen 14.7.1965 günlü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun (I) sayılı “Ek Gösterge Cetveli”nin “II- Teknik Hizmetler Sınıfı” bölümünün (b) bendinin, 3- Geçici 2. maddesinin üçüncü fıkrasının, 4- 44. maddesinin (a) bendinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, 2.5.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. | Başkan Haşim KILIÇ | Başkanvekili Osman Alifeyyaz PAKSÜT | Üye Sacit ADALI | | Üye Ahmet AKYALÇIN | Üye Mehmet ERTEN | Üye Mustafa YILDIRIM | | Üye Cafer ŞAT | Üye A. Necmi ÖZLER | Üye Serdar ÖZGÜLDÜR | | Üye Şevket APALAK | Üye Serruh KALELİ | |