Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü
| 29 Mart 2011 SALI Resmî Gazete Sayı : 27889 YARGITAY KARARLARI Yargıtay 7. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2010/5128 Karar No : 2011/612 Mahkemesi : İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesi Tarihi : 2/10/2006 Numarası : 2006/1258-2006/1046 Davacı : İstanbul Valiliği Davalı : Emire Büyüklanga Genç İş Adamları Sosyal Yard. Dayanışma Derneği YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 87. maddesi hükmüne göre, derneğin kendiliğinden sona erdiğinin tespiti istemine ilişkindir. Dosyanın incelenmesinde davanın İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü'nün 22.09.2006 tarih ve 2006/26369 sayılı yazısı ile açıldığı, esas defterine kaydedildiği, mahkemece tensip yapılıp duruşma günü belirlenmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda davanın kabulüne karar verildiği ve verilen hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 73. maddesi hükmünde "Kanunun gösterdiği istisnalar haricinde hakim her iki tarafı istima veyahut iddia ve müdafaalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremez.", 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun 18. maddesinin birinci fıkrası hükmünde "Bu kanunla ilgili olarak hukuk mahkemelerinde bakılacak davalarda basit yargılama usulü uygulanır." 36. maddesinin son cümlesi hükmünde ise "Bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri uygulanır." denilmektedir. Gerek sözü edilen ve gerekse diğer kanunlarımızda derneklerle ilgili hukuk davalarının duruşma yapılmaksızın dosya üzerinde yapılan inceleme ile sonuçlandırılacağına ilişkin başka bir hüküm de bulunmamaktadır. Açıklanan hukuksal olgular birlikte değerlendirildiğinde dernekler ile ilgili hukuk davalarında mahkemelerce duruşma yapılması, yargılamanın basit yargılama usulüne göre yürütülerek sonuçlandırılması gerektiği kuşkusuzdur. Somut olaya gelince, dava derneğin kendiliğinden sona erdiğinin tespiti istemiyle açıldığına göre, az yukarıda açıklanan hukuksal olgular göz önüne alınarak mahkemece öncelikle tensip yapılarak duruşma günü belirlenmesi ve duruşma gününün taraflara tebliği, duruşmaya geldiklerinde taraflardan davaya karşı diyeceklerinin ve varsa delillerinin sorulması, gösterecekleri delillerin toplanması, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerekirken, duruşma açılmaksızın davanın dosya üzerinde yapılan inceleme ile sonuçlandırılması isabetsiz, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemi bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün HUMK.nun 427/6 maddesi hükmüne göre ve sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, Kararın onaylı bir örneğinin Resmî Gazete’de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığı'na, yerel mahkemesine gönderilmek üzere dava dosyasının ve kararın onaylı bir örneğinin Yüksek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine, 03.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. —— • —— Yargıtay 16. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2010/9654 Karar No : 2011/421 Y.C. Başsavcılığı No: K.Y.B:2010/322140 (Hukuk) YARGITAY İLAMI Mahkemesi : Bigadiç Kadastro Mahkemesi Tarihi : 27/2/2009 Numarası : 2007/144-2009/10 Davacılar : Mustafa Kürenli ve Arkadaşları Davalılar : Beytullah Akça vs. Dava Türü : Kadastro Kanun Yolu : Kanun Yararına Bozma Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda kesinleşen hükmün kanun yararına bozulması Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: Kadastro sırasında 250 ada 3; 236 ada 6 ve 7 parsel sayılı taşınmazlar, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle 250 ada 3 sayılı parsel Şahin ve Yüksel Akça, 236 ada 6 sayılı parsel Yüksel Akça, 236 ada 7 sayılı parsel Şahin Akça adına tespit edilmiş, Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan men'i müdahale davası nedeniyle yüzölçümleri boş, Kadastro pafta sınırı davalı bırakılmıştır. Sulh Hukuk Mahkemesinde davacılar ile davalıların karşılıklı olarak açtıkları müdahalenin men'i davası sonunda İbrahim ve Mustafa Kürenli'nin davalarının reddine, davacı Şahin ve Beytullah Akça'nın davasının kabulü ile teknik bilirkişi rapor ve krokisinde yeşil renk ile gösterilen Kızılçukur Köyü Pazar yolunun 262.50 metrekarelik bölümüne, kırmızı renk ile gösterilen ve davacıların yaya yolu olarak kullandıkları belirtilen yere, yine raporda (A) ve (B) harfi ile gösterilen yol ve boşluk olarak kullanılan toplam 193.52 metrekarelik bölüme İbrahim ve Mustafa Kürenli'nin yaptıkları müdahalelerin önlenmesine karar verilmiş; hüküm, Yargıtay denetiminden geçerek tespit tarihinden sonra kesinleşmiştir. Kadastro Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 2007/144-2009/10 sayılı ve 27.02.2009 tarihli Karar ile davanın reddine ve tespit gibi çekişme konusu 250 ada 3 sayılı parselin Şahin ve Yüksel Akça, 236 ada 6 sayılı parselin Yüksel Akça, 236 ada 7 sayılı parselin Şahin Akça adına tesciline karar verilmiş, karar tebliğ ile kesinleştirilmiştir. Adalet Bakanlığınca Mahkemenin yüzölçümü boş bırakılan dava konusu parseller için keşif yapılarak belirlenen yüzölçümleri ile tapuya tescillerine karar verilmesi gerekirken, taşınmazların yüzölçümleri tespit edilmeden tescil kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğundan kesinleşen hükmün kanun yararına temyiz edilmesi istenmiş, bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.12.2010 tarih 2010/322140 sayılı tebliğnamesi ile HUMK’nun 427/6. maddesi gereğince hükmün kanun yararına bozulması istenilmiştir. Çekişme konusu taşınmazlar, kadastro tespitinde malik tespitleri yapılarak, taşınmazlar arasında kalan yola ilişkin Asliye Hukuk Mahkemesinde dava bulunduğundan her üç parselin de yüzölçümleri yazılmayarak paftasında sınırları kesik kesik çizgilerle gösterilmek suretiyle yüzölçümleri kesin olarak Mahkemesince belirlenmek üzere tutanaklar Kadastro Mahkemesine gönderilmiştir. Kadastro hakimi doğru, açık ve infazı kabil sicil oluşturmakla yükümlüdür. Mahkemece keşif yapılarak taşınmazların yüzölçümleri belirlenmek ve belirlenen yüzölçümleri ile tescil kararı verilerek doğru ve infazi kabil sicil oluşturulması gerekirken, yüzölçümleri boş bırakılan ve sınırları kesinleştirilmeyen taşınmazların yüzölçümleri tespit edilmeden tescil kararı verilmesi isabetsizdir. Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427/6.maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin kabulüne, hükmün sonuca etkili olunmamak üzere BOZULMASINA, gereği yapılmak ve Resmî Gazete'de yayımlanmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 31.01.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi. —— • —— Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2010/12145 Karar No : 2011/1184 YARGITAY İLAMl Davacı Mehmet Çelikgürz ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 12.02.2010 günlü ve 2009/1134-2010/111 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.10.2010 gün ve 2010/248454 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü: YARGITAY KARARI Davacı Mehmet Çelikgürz'ün Nüfus Müdürlüğüne karşı açtığı soyadı değişikliği davasında "Çelikgürz" olan soyadının Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin anılan hükmü ile "Erciyes" olarak değiştirilmesine karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği, dosya içinde bulunan Kadıköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.09.1979 tarih ve 1979/356 Esas, 1979/537 Karar sayılı hükmü ile davacının babası Alaattin Çelikgöz'ün soyadının "Çelikgürz" olarak değiştirilmesine karar verildiği, karar tarihinde ergin olmayan davacının da babasına bağlı olarak soyadının "Çelikgürz" olarak değiştiği anlaşılmaktadır. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 36. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde: "Aynı konuya ilişkin olarak nüfus kaydının düzeltilmesi davası ancak bir kere açılabilir" hükmüne yer verilmiştir. 5490 sayılı Kanun'un anılan hükmü uyarınca bir kişinin soyadına ilişkin kaydın ancak bir kez düzeltilebileceği gözönünde bulundurularak, daha önce soyadı mahkeme kararı ile babasına bağlı olarak düzeltilmiş olan davacının soyadının ikinci kez düzeltilmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 03.02.2011 gününde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY: 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Yasasının 36/1-b madde ve bendinin birinci cümlesinde aynı konuya ilişkin olarak nüfus kaydının düzeltilmesi davasının ancak bir kere açılabileceği, aynı bendin son cümlesinde ise Nüfus Müdürlüğünün soyadı değişikliğinde eş ve ergin olmayan çocukların soyadını da düzelteceği öngörülmüştür. Dosya içindeki Kadıköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.09.1979 gün 1979/356-537 sayılı kararı ve nüfus kaydından, davacının babası Alaattin Çelikgöz'ün açtığı dava sonunda karar tarihinde ergin olmayan davacının soyadının idari olarak Çelikgöz iken Çelikgürz olarak değiştiği anlaşılmaktadır. Davacının babası tarafından açılmış dava sonunda soyadının Nüfus Müdürlüğü tarafından yukarıda sözü edilen madde hükmü gereğince değiştirilmiş olması halinde davacı tarafından açılmış bir davadan sözedilemez. İdari nitelikteki soyadı değişikliğinin, aynı konuya ilişkin nüfus kaydının düzeltilmesi davasının ancak bir kere açılabileceği hükmü kapsamında değerlendirilmesi, haklı nedenlerin varlığı halinde davacının dava açma hakkını engellemesi sonucunu doğuracağından, çoğunluğun davacının babası tarafından dava açmak suretiyle yapılmış bir kayıt düzeltmesi bulunduğu takdirde davanın reddi gerektiği yolundaki görüşüne katılmıyoruz. Bu halde mahkemenin soyadı değişikliği davasını kabul etmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından kanun yararına temyiz isteminin reddi gerektiği görüşündeyiz. —— • —— Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2010/13922 Karar No : 2011/1961 YARGITAY İLAMl Davacı Kamil Kul'a velayeten babası Hasan Kul vd. ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Elbistan 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 29.04.2010 günlü ve 2010/479-555 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.11.2010 gün ve 2010/270442 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü: YARGITAY KARARI Davacılar Hasan Kul ve Besey Kul'un, davalı Nüfus Müdürlüğü aleyhine açtıkları davada, 03.12.1993 doğumlu olan oğulları Kamil Kul'un doğum tarihinin 1994 olarak düzeltilmesini istedikleri, mahkemece davanın kabulü ile 03.12.1993 olan doğum tarihinin gün ve ayı baki kalmak kaydıyla 03.12.1994 olarak tashihine karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır. İncelenen dosyadan, küçük Kamil Kul'un nüfusa 14.12.1993 tarihinde tescil edildiği görülmüştür. Bir kimsenin doğmadan önce nüfusa tescili mümkün olmadığı halde, doğum tarihinin 03.12.1994 olarak düzeltilmesi nüfus kayıtlarında çelişki meydana getirmektedir. Hakim, nüfus kayıtlarında düzeltme yapılmasına karar verirken, bu kayıtlar arasında çelişki meydana getirmemek ve hayatın olağan akışına ters düşecek durumlara yol açmamaya özen göstermek zorunda olup, bu hususa uyulmaması usul ve kanuna aykırı bulunmuştur. Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 17.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi. —— • —— Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2010/13923 Karar No : 2011/1962 YARGITAY İLAMl Davacılar Ömer Şahin'e velayeten Halit Şahin, Dindar Şahin ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Karlıova Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 19.10.2007 günlü ve 2007/62-115 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.11.2010 gün ve 2010/270443 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü: YARGITAY KARARI Davacılar Halit Şahin ve Dindar Şahin'in, davalı Nüfus Müdürlüğü aleyhine açtıkları davada, oğulları Ömer Şahin'in 2000 yılında doğmuş olmasına rağmen 20.05.2004 doğumlu olan kızları Elanur ile ikizmiş gibi nüfusa tescil edilmiş olduğunu belirterek Ömer Şahin'in doğum tarihinin 2000 olarak düzeltilmesini istedikleri, mahkemece davanın kabulü ile 20.05.2004 olan doğum tarihinin gün ve ayı baki kalmak kaydıyla 20.05.2000 olarak tashihine karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır. Karlıova Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.10.2007 tarihli hükmü ile doğum tarihinin düzeltilmesine karar verilen Ömer Şahin ile aynı anneden doğduğu anlaşılan kardeşi 18.06.2000 doğumlu İlknur Şahin arasında düzeltilen doğum tarihine göre 29 (yirmidokuz) günlük bir zaman farkı mevcut olup, bu süre içerisinde bir kadının iki kez doğum yapması tıbben mümkün görülmemektedir. Hakimin nüfus kayıtlarında düzeltme yaparken, kayıtlar arasında çelişki meydana getirmemeye ve hayatın doğal akışına ters düşecek durumlara yol açmamaya özen göstermesi gerekirken, bu hususa dikkat edilmeksizin nüfus kayıtlarında çelişki yaratacak şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 17.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi. —— • —— Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2010/13924 Karar No : 2011/1963 YARGITAY İLAMl Davacı Döndü Cengiz ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Kuşadası 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 11.06.2009 günlü ve 2009/64-161 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.11.2010 gün ve 2010/255757 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü: YARGITAY KARARI Davacı Döndü Cengiz'in Nüfus Müdürlüğüne karşı 24.02.2009 tarihinde açtığı isim değişikliği davasında "Döndü" olan isminin Kuşadası 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin anılan hükmü ile "Duygu Naz" olarak değiştirilmesine karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Dava nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkindir. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 36/1-a maddesi hükmüne göre, kayıt düzeltme davalarının Cumhuriyet Savcısı ve nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzuru ile görülüp karara bağlanması zorunludur. İncelenen dosyadan, kararın davalı Nüfus Müdürlüğü temsilcisinin yokluğunda verildiği anlaşılmıştır. Mahkemenin oluşumuna ilişkin açıklanan yasa hükmü dikkate alınmadan, nüfus idaresi temsilcisi yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 17.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi. —— • —— Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2010/13925 Karar No : 2011/1964 YARGITAY İLAMl Davacı Zehra Kurukafa ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 14.05.2008 günlü ve 2007/436-2008/107 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.11.2010 gün ve 2010/283823 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü: YARGITAY KARARI Davacı Zehra Kurukafa vekilinin davalı Nüfus Müdürlüğü aleyhine açtığı davada, davacının Zehra olan isminin Zöhre olarak düzeltilmesini talep ettiği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Dosyada mevcut nüfus kayıt örneğinden, davacının 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu'nun 31.01.1991 gün ve 91/1446 sayılı kararı ile Türk vatandaşlığından çıkmasına izin verilmesi üzerine Türk vatandaşlığını kaybettiği ve bu sebeple nüfus kaydının kapatıldığı anlaşılmaktadır. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 14. maddesinde; "(1) Nüfus kaydının kapatılması; ölüm, gaiplik, Türk vatandaşlığının kaybı, evlenme, boşanma, evlat edinilme, soy bağının düzeltilmesi veya reddi gibi olaylar nedeniyle bir kaydın üzerinde işlem yapılamaz hale getirilmesidir. (2) Kaydın kapatılmasına ilişkin sebep ortadan kalktığında veya kaydın yeniden açılmasını gerektirecek yeni bir sebep ortaya çıktığında kayıt yeniden açılır. Kaydın açılmasından sonra kişisel durumda meydana gelmiş olan olaylar kişinin kaydına işlenir." hükmü yer almaktadır. Mahkemece, davacının Türk vatandaşlığından çıkması nedeniyle nüfus kaydının kapalı olduğu, bu nedenle nüfus kayıtları üzerinde herhangi bir işlem yapılmayacağı gözetilmeksizin isim tashihine ilişkin davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 17.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi. —— • —— Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2010/13926 Karar No : 2011/1965 YARGITAY İLAMl Davacı Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığı ile davalı Nüfus Müdürlüğü ve Kemal Irmak, Fatma Irmak vd. arasındaki davada Iğdır 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 19.03.2010 günlü ve 2009/168-2010/250 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 31.11.2010 gün ve Hukuk-2010/283825 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü: YARGITAY KARARI Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 09.04.2009 tarihli davaname ve 04.12.2009 tarihli ek davaname ile davalı Nüfus Müdürlüğü aleyhine açtığı davada, Semra Irmak ile kardeşleri, İbrahim, Mehmet ve Dilek'in doğum tarihlerinin sağlık raporlarına uygun şekilde düzeltilmesinin istendiği, mahkemece davanın kısmen kabulü ile Semra Irmak'ın doğum tarihinin gün ve ayı baki kalmak kaydıyla 25.09.1989, İbrahim Irmak'ın doğum tarihinin gün ve ayı baki kalmak kaydıyla 25.09.1994 ve Dilek Irmak'ın doğum tarihinin gün ve ayı baki kalmak kaydıyla 10.10.1998 olarak tashihine karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır. İncelenen dosyadan, küçük Dilek Irmak'ın nüfusa 05.11.1996 tarihinde tescil edildiği görülmüştür. Bir kimsenin doğmadan önce nüfusa tescili mümkün olmadığı halde, doğum tarihinin 10.10.1998 olarak düzeltilmesi nüfus kayıtlarında çelişki meydana getirmektedir. Hakim, nüfus kayıtlarında düzeltme yapılmasına karar verirken, bu kayıtlar arasında çelişki meydana getirmemek ve hayatın olağan akışına ters düşecek durumlara yol açmamaya özen göstermek zorunda olup, bu hususa uyulmaması usul ve kanuna aykırı bulunmuştur. Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 17.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi. —— • —— Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2010/13920 Karar No : 2011/2311 YARGITAY İLAMl Davacı Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı ile davalılar Nüfus Müdürlüğü, Zehra ve Ramazan Purdaş'a velayeten İdris Purdaş ile Güley Purdaş arasındaki davada Kahramanmaraş 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 16.07.2010 günlü ve 2010/162 Esas, 2010/470 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.11.2010 gün ve Hukuk-2010/255759 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü: YARGITAY KARARI Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 02.03.2010 tarih ve 2010/45 sayılı davanamesi ile davalılar Nüfus Müdürlüğü ile İdris Purdaş ve Güley Purdaş aleyhlerine açılan davada, davalılar İdris ile Güley'in 11.09.1992 doğumlu kızları Zehra ile 08.03.1993 doğumlu oğulları Ramazan'ın doğum tarihleri arasında 180 günden az süre bulunduğu iddiasıyla adı geçen küçüklerin doğum tarihlerinin düzeltilmesinin istendiği, mahkemece Ramazan Purdaş'ın doğum tarihinin ay ve günü de değiştirilmek suretiyle 08.12.1993 olarak düzeltilmesine karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Dosya içinde bulunan nüfus kaydına göre, küçük Ramazan Purdaş'ın nüfusa 12.05.1993 tarihinde tescil edildiği görülmüştür. Bir kimsenin doğmadan nüfusa tescili mümkün olmadığı halde, doğum tarihinin 08.12.1993 olarak düzeltilmesi nüfus kayıtlarında çelişki meydana getirmektedir. Hakim, nüfus kayıtlarında düzeltme yapılmasına karar verirken, bu kayıtlar arasında çelişki meydana getirmemek ve hayatın olağan akışına ters düşecek durumlara yol açmamaya özen göstermek zorunda olup, bu hususa uyulmaması usul ve kanuna aykırı bulunmuştur. Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 22.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi. —— • —— Yargıtay 19. Hukuk Dairesinden: Esas : 2010/14589 Karar : 2011/718 YARGITAY İLAMI Mahkemesi : Antalya 4. Sulh Hukuk Mahkemesi Tarih : 17/11/2009 No : 1644/1666 Davacı : Suat Çelikoğlu vek. Av. Cafer Çelik Davalı : HSBC Bank Alanya Antalya Şb. Müdl. vek. Av. Mete Bulut Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı banka vekilinin talebi, Adalet Bakanlığının ilgili yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kanun yararına bozulması istemi ile temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -KARAR- Davacı vekili, müvekkilinin hamili olduğu çeklerin takas odası aracılığıyla diğer bir bankaya ibrazında karşılığının çıkmadığının tespit edildiğini, karşılıksız çıkan çekler nedeni ile 3167 sayılı Kanun’un 4814 sayılı Kanun ile değişik l0. maddesi uyarınca davalı muhatap bankanın sorumlu olduğu meblağın tahsili için icra takibine girişildiğini, davalının yasa gereği ödemekle yükümlü olduğu miktarı ödediği, ancak diğer kısımlarına itiraz ettiğini ileri sürerek takibe yapılan itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı banka vekili, takasa ibraz edilen çeklerden dolayı çek asıllarının müvekkili bankaya verilmediğini, takipten sonra müvekkili bankanın asıl borcu ödediğini, ferilerine itiraz edildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, dosya kapsamına göre, davacı hamilin 3167 sayılı Yasanın 10. maddesinde gösterilen asgari sorumluluk tutarını tahsil için takip yapmasında engel olmadığı, borçlunun faiz ve masrafları ödemedikçe kısmi ödemeler ana paraya mahsup edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin devamına, %40 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, kesin olarak verilen hüküm davalı banka vekilinin talebi, Adalet Bakanlığının ilgili yazısı üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca HUMK’ nun 427/6. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istemiyle temyiz edilmiştir. Dava tarihinde yürürlükte olan 3167 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca takas odaları aracılığıyla ibraz edilen çeklerde aynı Yasanın 10. maddesindeki miktarlar ödenmez. Dava konusu çeklerin muhatap bankadan başka bankalara ibraz edildiği anlaşıldığından anılan yasanın 6. maddesi uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Bu nedenlerle kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının HUMK. nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere (HUMK. m. 427/7) kanun yararına BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Resmî Gazete'de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilmesine (HUMK. mad. 427/8), 26.01.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi. —— • —— Yargıtay 19. Hukuk Dairesinden: Esas : 2010/6386 Karar : 2011/736 YARGITAY İLAMI Mahkemesi : Bursa 1. Sulh Hukuk Mahkemesi Tarih : 23/2/2010 No : 2343-461 Davacı : Ahmet Dovan Atalay vek. Av. Amaç Bursalı Davalı : ING Bank vek. Av. Gökçen Sert Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -KARAR- Davacı vekili, müvekkilinin hamili olduğu çekin muhatap davalı bankaya süresi içinde ibraz edildiğini, ancak çekin karşılığının olmaması nedeni ile bedelin ödenmediği 3167 sayılı Kanun'un l0. maddesi uyarınca her çek yaprağı için bankanın ödemekle yükümlü olduğu asgari miktarın talep edilmesine rağmen bankanın bu ödemeyi yapmadığını, bu nedenle girişilen takibe davalı bankanın haksız olarak itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı banka vekili; 3167 sayılı Kanun uyarınca, çekteki garanti tutarının ibraz anında talep edilmesi durumunda çek aslının bankaya teslim edilmesi gerektiği, oysaki somut olayda çek aslının davacı tarafından geri alındığını, bu nedenle davacı talebinin yerinde olmadığını, ayrıca bankalar arası takastan yapılan bir ibraz ve takas tarihini takip eden (15) günlük kısmi karşılık alma süresinde muhatap müvekkili bankaya başvurulmadığını, bu nedenle de müvekkilinin sorumluluğu bulunmadığını öne sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; dava ve takip konusu 04.10.2008 tarih, 5.000.-TL bedelli çekin süresi içinde 06.10.2008 günü davalı muhatap bankaya ibraz edildiği, ancak çekin karşılıksız olduğu için ödenemediğini ve bu hususun çek arkasına yazıldığı 3167 sayılı Kanun uyarınca davalı bankanın bu çek yaprağı nedeni ile 435.-TL sorumluluğunun bulunduğu bu bedelin çekin ibrazı anında davacı tarafından talep edilip ödenen bedelin de kabul edilmediğine dair davalı bankaca belge sunulmadığı, kaldı ki, ibraz anında çek karşılığının çıkmaması durumunda hamilin muhatap bankanın ödemekle yükümlü olduğu miktarın talep edilmemiş olması daha sonra talep edilmesine engel teşkil etmeyeceği, nitekim davacının ibraz tarihinden sonra davalı bankanın sorumlu olduğu miktarı talep etmiş olmasına rağmen bankanın ödeme yapmadığı, bu nedenle davacının haklı olarak takibe geçtiği gerekçesi ile davanın kabulü ile davacı yararına tazminata kesin olarak karar verilmiş, hüküm davalı banka vekilinin talebi ve Adalet Bakanlığının 03.05.2010 tarihli yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca HUMK.nun 427/6. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istemi ile temyiz edilmiştir. 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 6/son maddesi "Takas odaları aracılığı ile ibraz edilmiş çekler için l0. maddede belirlenen sorumluluk miktarı dahil kısmi ödeme yapılamaz..." hükmünü içermektedir. Ayrıca 10. madde hükmü gereği muhatap bankanın ödeme yükümlülüğünün doğması için çek aslının onaylı fotokopisi verilmek üzere çek aslının muhatap bankaya ibrazı gerekir. Hal böyle olunca mahkemece anılan yasa hükümleri gözetilmeden aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.05.2010 gün 2010/113.802 sayılı Kanun yararına bozma talebinin kabulü ile HUMK.nun 427/7. maddesi uyarınca hükmün, kanun yararına ve hukuki sonuçları kalkmamak üzere BOZULMASINA, aynı yasanın 427/son maddesi uyarınca kararın bir örneğinin Resmî Gazete'de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 26.01.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. —— • —— Yargıtay 19. Hukuk Dairesinden: Esas : 2010/14591 Karar : 2011/1244 YARGITAY İLAMI Mahkemesi : Antalya 1. Sulh Hukuk Mahkemesi Tarih : 13/4/2010 No : 48-593 Davacı : Yıldırımlar İnş. Tic. Paz. San. Ltd. Şti. vek. Av. Ali Çekiç Davalı : HSBC Bank A.Ş. vek. Av. Mete Bulut Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı bankanın talebi, Adalet Bakanlığı'nın ilgili sayısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -KARAR- Davacı vekili, müvekkilinin hamili olduğu çekin takas odası aracılığıyla diğer bankaya ibrazında karşılığının çıkmadığının tespit edildiğini, karşılıksız çıkan çek nedeni ile 3167 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca davalı muhatap bankanın sorumlu olduğu meblağın tahsili için icra takibine girişildiğini, davalının yasa gereği ödemekle yükümlü olduğu miktarı ödediğini, ancak diğer kısımlarına itiraz ettiğini ileri sürerek takibe yapılan itirazın iptaline ve inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı banka vekili, takasa ibraz edilen çekten dolayı çek aslının müvekkili bankaya ibraz edilmediğini, takipten sonra müvekkili bankanın asıl borcu ödediğini, fer'ilerine itiraz edildiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece dosya kapsamına göre, çekin süresinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılığının bulunmaması nedeniyle 3167 sayılı Kanun'un 10. maddesi gereğince bankanın dava tarihi itibariyle sorumlu olduğu asgari miktarın bankaca ödenmesi gerektiği, davacı yanca bu miktarın istenmediğine ilişkin imzalanan bir belge ya da delilin davalı yanca dosyaya sunulmadığı, borçlunun faiz ve masrafları ödemediği müddetçe kısmi ödemeler ana paraya mahsup edilmeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmiş, kesin olarak verilen hüküm davalı banka vekilinin talebi. Adalet Bakanlığı'nın ilgili yazısı üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca HUMK. nun 427/6. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istemiyle temyiz edilmiştir. Dava tarihinde yürürlükte olan 3167 sayılı yasanın 6. maddesi uyarınca takas odaları aracılığıyla ibraz edilen çeklerde aynı yasanın 10. maddesindeki miktarlar ödenmez. Dava konusu çeklerin muhatap bankadan başka bankalara ibraz edildiği anlaşıldığından anılan yasanın 6. maddesi uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Bu nedenlerle kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının HUMK. nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere (HUMK. m. 427/7) kanun yararına BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Resmî Gazete'de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilmesine (HUMK. mad. 427/8), 03.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi. |
