Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü
| 23 Ağustos 2011 SALI Resmî Gazete Sayı : 28034 YARGITAY KARARLARI Yargıtay 7. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2011/4185 Karar No : 2011/4686 Mahkemesi : Karahallı Kadastro Mahkemesi Tarihi : 4/6/2010 Numarası : 2009/11-2010/3 Davacı : Kiraz Demirlek Davalı : Sabiha Telef, İzzet Yüksel YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi istenilmekle, dosya incelendi, gereği görüşüldü: Kadastro sırasında 249 ada 70, 72 ve 73 parsel sayılı yüzölçümleri tutanaklarında yazılı taşınmazlar miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak, 249 ada 70 parsel sayılı taşınmaz davalı İzzet Yüksel adına, 249 ada 72 ve 73 parsel sayılı taşınmazlar davalı Sabiha Telef adına tespit edilmiştir. Davacı Kiraz Demirlek adına tespit edilen dava dışı 249 ada 71 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün eksik tespit edildiğini öne sürerek dava açmıştır. Mahkemece 249 ada 70 ve 72 parsel sayılı taşınmazlara yönelik davanın feragat nedeniyle reddine, 249 ada 73 parsel sayılı taşınmaza yönelik davanın kabulüne, 249 ada 73 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişi tarafından düzenlenen 20/4/2010 tarihli haritada (A) harfi ile gösterilen 55,07 m2 yüzölçümündeki bölümünün davacı Kiraz Demirlek adına, geriye kalan 948,23 m2 yüzölçümündeki bölümünün davalı Sabiha Telef adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, taraflarına 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tüzüğü uyarınca yöntemine uygun şekilde tebliğ edildiği halde yasal süresinde temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Adalet Bakanlığının yazılı emir talebinde yer alan dava konusu tüm taşınmazlar hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, 249 ada 70, 71 ve 72 parsel sayılı taşınmazlar hakkında tescil hükmü kurulmadan sadece 249 ada 73 parsel sayılı taşınmaz hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunduğundan kesinleşen hükmün kanun yararına temyiz edilmesi istenilmiş, bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10/6/2011 tarih ve 2011/184179 sayılı Tebliğnamesi ile HUMK'nun 427/6 maddesi gereğince hükmün kanun yararına bozulması talep edilmiştir. Kadastro hakimi infazı mümkün ve doğru sicil oluşturmak zorundadır. Mahkemece dava konusu 249 ada 70 ve 72 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın feragat nedeniyle reddine karar verildiğine göre, 249 ada 70 ve 72 parsel sayılı taşınmazlar hakkında tescil hükmü kurulmamış olması isabetsiz olduğu gibi, dava konusu olmayan 249 ada 71 parsel sayılı taşınmazın tutanak aslının tespit gibi tescil işlemi yapılmak üzere Kadastro Müdürlüğüne iadesine karar verilmesi gerekirken, 249 ada 71 parsel sayılı taşınmaz hakkında olumlu veya olumsuz karar verilmemesi dahi isabetsizdir. Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı emir yoluyla hükmün bozulması istemi yerinde görüldüğünden kabulü ile yerel mahkeme hükmünün HUMK'nun 427/7. maddesi hükmüne göre BOZULMASINA, karardan bir örneğinin Cumhuriyet Başsavcılığına, bir örneğinin de Resmî Gazete'de yayımlanmak üzere T.C. Adalet Bakanlığına, dava dosyasının ise yerel mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 7/7/2011 gününde oybirliği ile karar verildi. —— • —— Yargıtay 7. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2011/4184 Karar No : 2011/4687 Mahkemesi : Bingöl Kadastro Mahkemesi Tarihi : 14/6/2007 Numarası : 2007/52-2007/239 Davacı : Hasan Gümüşboğa Davalı : Oğuldere Köy Tüzel Kişiliği YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi istenilmekle, dosya incelendi, gereği görüşüldü: Kadastro sırasında dava konusu 110 ada 5 parsel sayılı 31,38 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/A maddesi gereğince çeşme ve arsa niteliğiyle davalı Oğuldere Köyü Tüzel Kişiliği adına tespit edilmiştir. Davacı Hasan Gümüşboğa tapu kaydına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, 110 ada 5 parsel sayılı taşınmazın davacı Hasan Gümüşboğa adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, taraflarına 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tüzüğü uyarınca yöntemine uygun şekilde tebliğ edildiği halde yasal süresinde temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Adalet Bakanlığınca dava konusu taşınmazda köyün ortak malı olan çeşme bulunduğu halde, mahkemece yeterli araştırma yapılmadan, yalnızca davalı Köy Tüzel Kişiliği adına köy muhtarının beyanı dikkate alınmak suretiyle davanın kabulü yönünde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı bulunduğundan kesinleşen hükmün kanun yararına temyiz edilmesi istenilmiş, bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10/6/2011 tarih ve 2011/184175 sayılı Tebliğnamesi ile HUMK'nun 427/6 maddesi gereğince hükmün kanun yararına bozulması talep edilmiştir. Mahkemece davalı Köy Tüzel Kişiliğini temsilen köy muhtarının davayı kabulü nedeniyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de mahkemece yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir. Köy Tüzel Kişiliğini temsil eden köy muhtarının davadan feragat veya davayı kabul yetkisi bulunmamaktadır. Davadan feragat veya kabul gibi usul işlemlerinin geçerli olabilmesi için Köy Derneğinin bu yönde alınmış bir kararının bulunması ve bu kararın Mülki Amirlikçe usulen tasdik edilmek suretiyle belgelenmesi gerekir. Bu nedenle köy muhtarının kabulü hukukça değer taşımaz. O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle davacı tarafın tutunduğu tapu kaydı ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden açıkta pay kalmayacak şekilde getirtilmeli, dayanılan kaydın dava dışı başka taşınmaz ya da taşınmazlara revizyon görüp görmediği, Tapu Sicil Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, revizyon görmüş ise dava konusu taşınmaz ya da taşınmazlarla birlikte revizyon gördüğü dava dışı taşınmazları da çevreleyecek biçimde dıştan komşu taşınmazları da bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları ve dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları getirtilmeli, dayanılan kaydın dava dışı başka taşınmazlara revizyon gördüğü ve davalı olduğu saptandığı takdirde usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca dava dosyalarının birleştirilip birleştirilmeyeceği yönü üzerinde durulmalı, daha sonra yöreyi iyi bilen, elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi, tutanak bilirkişilerinin tümü, tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca dayanılan tapu kaydı yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı, kayıtlarda tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, uzman bilirkişiye kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği, varsa dayanakları kayıtlarda dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile denetlenmeli, bu yolla dava konusu taşınmazın dayanılan tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız saptanmalı, kaydın kapsamı dışında kaldığı saptandığı takdirde kayıt kapsamı dışında kalan taşınmaz ya da taşınmaz bölümleri yönünden, çeşme ve arsa niteliği ile tespit edilen dava konusu taşınmazın köy halkının ortak kullanımında olup olmadığı, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/A maddesinde tanımlanan hizmet mallarından olup olmadığı hususunda yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmalı, bu konuda zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında, yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde tespit tutanağı bilirkişileri de taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek çelişki giderilmeli, uzman fen bilirkişiden keşfi izlemeye, yerel bilirkişi ve tanık sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı emir yoluyla hükmün bozulması istemi yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün HUMK'un 427/7. maddesi hükmüne göre ve sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, karardan bir örneğinin Cumhuriyet Başsavcılığına, bir örneğinin de Resmî Gazete'de yayımlanmak üzere T.C. Adalet Bakanlığına, dava dosyasının ise yerel mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 7/7/2011 gününde oybirliği ile karar verildi. —— • —— Yargıtay 11. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2011/8434 Karar No : 2011/8141 YARGITAY İLAMI Mahkemesi : Bakırköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesi Tarihi : 22/6/2010 Numarası : 2009/850 - 2010/578 Davacı : MAPERE GENEL SİGORTA A.Ş. VEKİLİ: AV. FUAT TOPDEMİR Davalı : TÜRK HAVA YOLLARI A.O. VEKİLİ : AV. BURCU GÜLER Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen 22.6.2010 tarih ve 2009/850 - 2010/578 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Numan Acar tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili tarafından emtia nakliyat sigorta poliçesiyle sigortalanan 2.080 kg yedek parça emtiasının davalı tarafça Hollanda'dan Türkiye'ye havayoluyla taşındığını, taşıma esnasında emtiada oluşan hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini ve 349,60 TL asıl alacağın rücuen davalıdan tahsili için başlatılan icra takibine davalı itirazının haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve % 40'dan az olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, taşıma esnasında emtiada oluşan hasarın tazmininin gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, itirazın iptaline ve %40 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş, kesinleşmiş bu karar aleyhine Adalet Bakanlığı’nın yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması talebinde bulunulmuştur. Dava, TTK'nun 1301. maddesine dayalı alacak için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçeyle dava kabul edilerek icra inkar tazminatına da hükmedilmiştir. Oysa, davaya konu alacak tazminata ilişkin olduğundan ve tazmini gereken gerçek bedelin mahkemece saptanması gerekeceğinden tazminat alacağının önceden belirlenebilirlik, bilinebilirlik, hesap edilebilirlik vasfı ve dolayısıyla likit alacak niteliği taşımadığı kuşkusuzdur. Bu durum karşısında, İİK'nun 67. maddesinde belirlenen koşullar oluşmadığından, davacı tarafın icra-inkar tazminatı talebinin reddi gerektiği halde kabulü yönünde hüküm kurulması yasaya aykırı bulunduğundan kanun yararına bozma isteğinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HUMK'nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, kararın bir örneğinin aynı maddenin son fıkrası uyarınca gereği yapılmak üzere Adalet Bakanlığı'na gönderilmesine, 4/7/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. |
