A) Umumi izahat :
1950 yılında, geniş mikyasta Karineler Vergisi olan Kazanç Vergisiyle, İktisadi Buhran, Muva zene ve Hava Kuvvetlerine Yardım vergileri kaldırılmış, bunların yerine hakiki ve hükmi şahısla rın hakiki kazançlarını en iyi şekilde teklife tâbi tutabilecek olan Gelir Vergisi sisteminin tatbiki ne başlanmıştır.
Bu sistem ile, memleketimizde muasır ve medenî bir vergi sisteminin esasları kurulmuş ve mede nî Vergi Hukukunun temelleri atılmıştır.
Esaslı bir vergi rejimi değişikliğini ihtiva eden mevzuubahis sistemin, bu sistemi kabul eden di ğer bütün medenî memleketlerde olduğu gibi, ilk tatbik yıllarında hayatın bütün realitelerine ve bunların icaplarına tam bir şekilde cevap ve istikamet vermesi düşünülemez.
Nitekim, Gelir Vergimizin on yıllık tatbikatından da, kanunda, bu vergi sisteminin istinadettiği prensiplere muhalefet arz eden hükümlerin mevcudiyeti, bir kısım hükümlerin kifayetsizliği, müphem ve gayrivazıh bulunması sebebiyle, devamlı ihtilâflara, mükellefler arasında farklı muamel'erle icrasına ve binnetice haksızlık ve adaletsizliklere yol açıldığı müşahade ve tespit olunmuştur.
Gelir Vergisinin mevzuuna giren kazanç ve iratların teklif tarzı ve tesbit usullerinin, teknik zaruretler lüzumlu kılmadıkça, farklılık arz etmemesi, muafiyet ve istisnaların, kaçınılmaz iktisadi, _ 2 — içtimai ve bilhassa teknik sebep ve zaruretlere istinadetmesi ve hudut ve şümulünün vazıh şekilde tâyin ve tesbit edilmesi, verginin kendi kendini kontrol etmesini bağlıyacak tedbirlerin Vergi Kanu nunun bünyesi içinde derpişi, bu vergide mevcudiyeti şart olan umumiyet ve eşitlik prensiplerinin tahakkuku bakımından zaruri olduğu kadar verginin randımanına da müessir esaslardır.
Gelir Vergisi randımanının iktisadi inkişafımıza ve millî gelirimizdeki tezayüde mütenazır olarak artmasını temin için yukarda mevzuubahis esasların, Gelir Vergisi Kanununda yer alması veya bu esasları haleldar ettiği müşahede olunan müphemiyet ve vuzuhsuzlukların izalesi lüzumu aşikârdır.
Maddeler hakkında açıklamalar yapılmazdan evvel bu tasarı ile değişikliğe uğrıyan başlıca müesseseler ve değiştirme sebepleri üzerinde durulması faydalı olacaktır.
1. Esnaf muaflığı :
5421 sayılı Gelir Vergisi Kanununda muayyen ölçüler dahilinde iş yapan ticaret ve sanat er babı bu vergiden muaf tutulmuş, bu suretle Gelir Vergisinden muaf tutulmuş olan ticaret ve sanat erbabı, Esnaf Vergisi adiyle adlandırılan ve Gelir Vergisiyle ilişiği olmıyan götürü bir vergiye tâbi tutulmuşlardır.
Tatbikatta tevlidettiği teklif eşitsizliği ve haksızlıkları sebebiyle geniş ölçüde şikâyet ve ihti lâflara sebebiyet veren bu vergi (Esnaf Vergisi) 1955 yılında kabul edilmiş bulunan 6582 sayılı Kanunla sürürlükten kaldırılmış, buna mukabil bu vergi mükelleflerinin büyük kısmı Gelir Ver gisi bünyesi içine alınmıştır. Ancak, bu kanunun henüz tatbikine başlanmadan bu kanunla Gelir Vergisi bünyesine sokulan esnafın büyük bir kısmının vergi dışı bırakılmasını sağlıyan 6838 sayılı Kanun yürürlüğe konulmuştur.
Halen yürürlükte bulunan bu kanunla, bilfarz; yıllık alışları 50 000, satışları 57 500 lirayı aşraıyan bir manifoturaeı, bir bakkal veya tuhafiyeci veya yıllık taşıma ücreti 15 000 lirayı aşmıyan bir kamyon, bir otobüs veya otomobil işleticisi Gelir Vergisine tâbi tutulmadığı gibi götürü şekilde de olsa bu gelirleri giderden her hangi bir vergi ile de teklif olunmamaktadır.
Bu halin Gelir Vergisinin umulimiliğini ve eşitliğini no nispetlerde ihlâl ettiği izahtan varestedir.
Kaldı ki, Gelir Vergisi Kanunu yürürlüğe gireli 10 yıl gibi oldukça uzun bir tecrübe ve tatbi kat devresi geçirmiştir. Anılan kanunun yürürlüğe girdiği tarihlerde duyulan endişeler bugün ya tamamen zail olmuş veya pek mahdut sahalara münhasır olarak yaşamaktadır.
Mükellefleri Gelir Vergisine intibakı bakımından lüzumlu müddet geçmiş bulunmaktadır.
Diğer taraftan, bu kanunun mükelleflere yüklediği mecburiyetlerin mühim bir kısmı esasen bunların bir kısmı tarafından fiilen yerine getirilmektedir.
Binaenaleyh, bu sektörde ipka veya ihdas edilecek muafiyetin ancak bilgi seviyesi gayet düşük ve en basitinden de olsa vergi ödevlerini yerine getirmekten âciz vergilendirilmeleri cihetine gidilme si takdirinde, kazançlermm asgari maişet hadleri civarında olması bakımından fiilen vergi ödemiyecek olan kimselere hasrı iktiza eder.
Diğer taraftan, şimdiye kadar Gelir Vergisinden muaf tutulan bu zümre içinde, gerçek usullere göre mükellefiyetlerini yerine getiremiyecek oldukça mühim bir kütlenin bulunduğu da gözden uzak tutmamak bir zarurettir.
Bu sebep ve zaruretlerledir ki, halen tamamen vergi dışı bırakılmış bulunan esnafın bir kısmını gerçek usulerle Gelir Vergisine tâbi tutmak mümkün olsa bile, bugün için bir kısmının yine götürü usullerde teklifine devam, edilmesi, mükellefler ve idare yönünden a,rz ettiği teknik müşküller sebe biyle bir kısmının tamamen vergi dışı kalması zaruri görülmüştür.
Bu üç esasın ne suretle ve hangi ölçüler dâhilinde yürütüleceği tasarının maddelere ait gerekçe kısmında ayrıca izah olunacaktır.
2. Vergi emniyeti (asgari kâr haddi ve gider esası) Gelir Vergisinde, bâzı istisnai haller hariç, umumiyetle vergilendirme mükellefin beyanına ıstinadetmektedir. İdare bu beyanların doğruluk derecesini lüzum gördükçe kontrol eder. Ancak, sözü edilen beyanlar üzerinde yapılacak kontrollar ne derece şümullü olursa olsun verginin kendi bünyesi içinde lüzumlu emniyet tedbirleri alınmadıkça, ümidedilen neticeye ulaşmak mümkün olamamaktadır.
Bu sebeplerledir ki, bir emniyet tedbiri olarak, Gelir Vergisi Kanunumuzda asgari kâr haddi ve gider esası müesseseleri yer almıştır. Ancak, bu hükümler, lüzumu kadar vazıh olmadığı veya noksan bulunduğu cihetle beklenilen faydayı sağlıyamamaktadır.
Anılan iki emniyet müessesesinin işler hale konulmasını teminen lüzumlu tedbirler ve ilâveler yapılmıştır.
3. Vergi tevkif atı ve mahsuplar:
Gelir vergilerinde, verginin, kaynağında tevkif suretiyle alınması usulüne geniş mikyasta yev verilmektedir. • Ancak, mükelleflerin ileride katı olarak hesap ve beyan edeceği vergiye mahsuben bir kısmının alelhesap alınması maksadiyle, Gelir Vergisi sistemlerinde yer alan bu müessese, Gelir Vergisi Ka nunumuzda (bilhassa şirketlerin kazancı üzerinden % 15 nispetinde tevkif olunan vergilerde) ıi'aksat ve gayesini aşacak ve Gelir Verdisinin umumi prensiplerine aykırılık teşkil edecek şü muide hükümlendirilmiştir.
Nitekim bu şümul sebebiyledir ki, haddizatında Gelir Vergisinin mükellefi olmıyanlarm irat ları üzerinden de Gelir Vergisi alınmakta ve birçok ahvalde bu verginin mahsubu da mümkün ola mamaktadır. Hele bâzı mükellefler ne Gelir ve ne de Kurumlar Vergisi mükellefi olmadıkları hal de, Gelir Vergisi ödemek durumuna dönmektediıler.
Bu mahzurların izalesi düşüncesiyledir ki, iratlarda vergi tevkifatma taallûk eden 82 nci mad de tadil olunmuştur.
Keza, kaynakta alman vergi, ileride mükellefin ödiyeceği katî mahiyetteki vergiye mahsuben İsındığına nazaran her halükârda katî vergiden tevkif suretiyle alman verginin mahsubedilmesi zaruridir. Buna rağmen mahsup müessesesine taallûk eden hükmün kifayetsizliği sebebiyle halen mükelleflerin bir kısmı buna imkân bulamamaktadır. Bu aksaklıklar yapılan tadilâtla giderilmiş tir.
4. Müphemiyet, vuzuhsuzluk ve kifayetsizliklerin izaJesi :
xGelir Vergisi Kanununun, bâzı maddelerinde mevcut müphemiyetler, vuzuhsuzluk ve hüküm noksanlıkları sebebiyle tatbikatta, idare ve mükellefler uygulıyacakları muameleyi tâyinde tered düde düşmekte, kazai ve idari içtihatlarla da bunların izalesi mümkün olamamaktadır.
Tasarının birçok maddelerinde yapılan tadilât bu zarurete dayanmaktadır.
Maddeler hakkında aşağıda verilecek izahattan açıkça 'anlaşılacağı üzere, Gelir Vergisi Kanu nunda yapılan tadiller ve bu kanuna eklenen bâzı münferit hükümler, yukarki esasların tahak kuku ve böylece Gelir Vergimizin mükemmelleştirilmesi maksadına matuf bulunmaktadır.
B) Tasarı maddeleri hakkında izahat :
Madde 1, 2. — Gelir Vergisi Kanununun, dar mükellefiyet bakımından, ticari kazançların Tür kiye'de elde edilmiş olmasını gerektiren şartları ihtiva eden 7 nci maddesinin 1 numaralı bendi ile bu bentte mevzuubahis (sabit iş yeri) ve (daimî temsilci) tâbirlerinin tarifine taallûk eden 8 r.ci maddesi hükmü kâfi vuzuhu ihtiva etmemektedir.
Filhakika; 7 nci maddenin 1 numaralı bendinde, ticari işlerinden dolayı dar mükellefiyete tâ bi olacak şahısların Türkiye'de bulunması hali derpiş edilmemiştir. Ayrıca aynı bendin parantez içindeki, satınaldıkları malları aynen veya işledikten sonra Türkiye'de veya Türkiye'de satmaksızm ihracedilenlere mütaallik istisna hükmünde yer alan (Türkiye'de veya Türkiye'den satmak) tâbirleri, bu tâbirlerden ne kasdolunduğu tasrih edilmediğinden tatbikatta bâzı ihtilâfların zuhu runa sebebiyet vermektedir.
Bu vuzuhsuzluklar tadil tasarısı ile giderilmiştir.
8 nci maddede Vergi Usul Kanununa atıf yapılarak (sabit iş yeri) inden bahsedilmiş fakat Ver gi Usul Kanununda (sabit iş yeri) değil (iş yerinin) tarifi yapılmış bulunmaktadır. Bu bakımdan (sabit) kelimesinin fuzulen kullanıldığı anlaşılarak maddeden çıkarılmış, diğer taraftan (daimî temsilci) nin tarifine taallûk eden fıkra hükmü, yeni Ticaret Kanunu hükümleri de gözetilmek su retiyle yeniden yazılmıştır.
Bundan başka 8 nci maddenin son fıkrasındaki (Türkiye'de değerlendirme) tarifi, 7 nci mad dede mevzu kazançların bir kısmını kavramadığından, hüküm maksada uygun hale ifrağ olun muştur. . , •