2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (AY) — gerekçe | Aristo Akademi Mevzuat
YürürlükteTemel kanun16. hâli
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası(AY)
Kanun numarası
2709
Kabul tarihi
18.10.1982
Resmî Gazete
09.11.1982 / 17863 (mükerrer)
Düstur
5. tertip, cilt 22
Son değişiklik
21.01.2017
Madde sayısı
173
Kaynak: Danışma Meclisi S. Sayısı 166 (1. ek) · belgeyi aç · TBMM kaydı. Gerekçeler kanun tasarısı ya da teklifi üzerine yazılmıştır; komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde madde numaraları değişebilir. Bu kanunda tasarı metni belgede okunamadığı için numaraların yürürlükteki metinle örtüştüğü doğrulanamadı; yanlış maddeye bağlamamak için gerekçeler tasarıdaki sırasıyla, bağlanmadan verilmiştir.
Madde gerekçeleri
Tasarı/teklif madde 1
Devletin şekli ve Devlet şeklinin değiştirilmezliği Tasarının 1 inci maddesi Türk Devletinin bir Cumhuriyet olduğunu ilan etmektedir. 1924 ve 1961 Anayasalarında bu ilke belirtilmiştir. Devlet Başkanının veraset yoluyla değil milletçe veya milletin tem silcisi Türkiye Büyük Millet Meclisince seçilerek makamına geleceği açıklanmaktadır. 1924 Anayasası konar ken saltanat henüz kaldırılmış bulunduğundan Cumhuriyet rejimini korumak için, Anayasada yapılacak bir değişiklikle saltanata dönülmesini önlemek amacına uygun olarak Cumhuriyet rejiminin değiştirilmez olduğu ve değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği Anayasa hükümleri arasına konmuştu. Fransa'da da 3 üncü Cumhuriyetin başlarında aynı mealde Cumhuriyet rejimini koruyacak bir hüküm getirilmişti. 1924 Anaya sasında hiç şüphesiz 3 üncü Fransız Cumhuriyetinden esinlenerek saltanata dönüş eğilimlerine set çekilmiştir.
1961 Anayasası düzenlenirken böyle bir endişe artık kaybolmuştur. Atatürk'ün kurduğu ve gençliğe ema net ettiği Cumhuriyet rejiminden geriye dönüşün mümkün olamayacağı tartışılmaz bir gerçek olarak Türk milletince kabul edilmiştir. Buna rağmen sadece tarihî niteliğinden dolayı Cumhuriyet ilkesinin değiştirilme sinin teklif dahi edilemeyeceği 1961 Anayasasına konmuştur. Komisyonumuzda aynı sebeple hükmü tekrar lamıştır. Ancak Cumhuriyet ilkesi ve değiştirilmezliği 1924 ve 1961 Anayasalarında ayrı ayrı maddeler ha linde görüldükleri halde tasarıda tek bir madde halinde bir bütün teşkil ederek Anayasanın 1 inci madde sini oluşturmaktadırlar.
Tasarı/teklif madde 2
Cumhuriyetin temel ilkeleri Türkiye Cumhuriyetinin her şeyden önce Atatürk milliyetçiliğine bağlı; yani bütün fertlerinin ka derde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, diğer bir deyişle, millî dayanışma ve adalet anlayışı içerisinde yaşayan bir toplum olduğu açıklanmıştır. Bu toplum, insan haklarına saygılı, baş langıçta belirtilen Atatürk İlkelerine dayanan siyasî rejimler içinde insan haysiyetini en iyi koruyan, gerçek leştiren ve teminat altına alan demokratik rejim benimsenmiştir. Demokratik rejimin de, laiklik ve sosyal hu kuk devleti ilkelerine dayandığı belirtilmiştir. Demokrasi, egemenliğin millete ait olduğu bir siyasî rejimdir.
Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik ise, her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dinî inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir.
Sosyal hukuk devleti ise, bizzat devletin koyduğu hukuk kurallarına uyacağı ve çalışan, çalıştığı halde elde ettiği ürün ile mutlu olabilmek için, tasarladığı maddî ve manevî değerlere sahip olamayan kişilerin yar dımcısı olacağı ilkesini belirtmektedir.
Tasarı/teklif madde 3
Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti Bu maddede Türk Devletinin ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün olduğu gerçeği tekrarlanmıştır.
Türkiye'de yaşayan insanların resmî dillerinin Türkçe olduğu ve bayrağımızın beyaz ayyıldızlı albayrak ol duğu bir kere daha belirtilmiştir. Ancak, bayrağın şeklinin kanunda tespit edileceği de, gelecekte sanat açı sından yapılması muhtemel değişikliklere imkân sağlamak amacıyla konulmuştur. Millî Marşımız ise, Büyük Türk Şairi Mehmet Akif'in yazdığı ve İstiklâl Harbimizden beri Türk milletinin millî marşı olan «İstiklâl Marşı» olduğu açıklanmıştır.
Yukarıda belirtilen manevî değerler Türk Devletinin ve Milletinin etrafında toplandığı kutsal simgelerdir.
Devletin Başkenti Ankara'dır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) __ 6 —
Tasarı/teklif madde 4
Devletin temel amaç ve görevleri Bu maddede, Devletin temel amacı ve görevi açıklanmaktadır.
Devletin nüfus unsurunu teşkil eden Türk milleti bir bütündür, parçalanamaz. Parçalanamaz bir bütün olan Türk milleti bağımsız bir Devlet oluşturmuştur. Bu Devletin ülkesi hiçbir şekilde bölünemez ve siyasî rejimler içerisinde fert hak ve hürriyetlerini en iyi gerçekleştirip, teminat altına alan demokrasiyi ve Cumhu riyeti korumak Devletin varlık sebebidir; fakat Devlet aynı zamanda milletin huzurunu sağlamak ve fertle rini mutlu kılmak görevi ile de yükümlüdür. Devlet, ferdin hayat mücadelesini kolaylaştıracaktır. Ferdin in san haysiyetine uygun bir ortam içinde yaşamasını gerçekleştirecektir. Bu sosyal devletin görevidir. Sosyal dev let bazılarının yanlış sandıkları veya kasten tahrif ettikleri gibi sosyalist devletle ilişkisi olmayan bir devlet anlayışıdır. Sosyal devlet her şeyden önce insana ve insanın düşünce hakkına saygılıdır ve bu sınırlar içerisin de ferdin hak ve hürriyetlerinin kullanılmasını sınırlayan engelleri ortadan kaldırmak, onun başlıca görevleri arasındadır.
Ferdin hayatında onun temel hak ve özgürlüklerden olduğu gibi yararlanmasını engelleyen sebepleri orta dan kaldırmak, sosyal devletin görevidir.
Tasarı/teklif madde 5
Egemenlik 5 inci maddede Devlette egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu açıklanmaktadır.
Bilindiği gibi egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu ilkesi, istiklâl Harbimizde Atatürk'ün Esas Teşkilat Hukukumuzun vazgeçilmez bir ilkesi olarak koyduğu ve demokrasi rejiminin hukukî ifadesi olan bir kavramdır. Tabiîdir ki milyonlarca insandan oluşan Türk milletinin egemenliği hep birden kullanmasına imkân yoktur. Bu, ancak temsilcileri aracılığı ile mümkün olabilir.
Millet egemenliğini, vatandaşların hangi koşullar altında kullanacağı anayasalarda açıklanır. Fakat, her ne olursa olsun, Türk milleti egemenliğinin kullanılmasını, hiçbir zaman, hiçbir surette belli bir kişiye, bir züm reye veya sınıfa bırakamaz. Bu kavram, bu ilke, Türk toplumunu bütün diktatörlüklerin her türüne, kapıla rını kapadığını göstermektedir. Türk milleti, demokratik bir düzen içerisinde yaşayacak ve Türk Devletinde egemenlik, kayıtsız şartsız Türk milletine ait olacaktır.
Bu temel ilkeleri belirtirken, çağımızda milletlerin birbirleriyle kaynaşmakta olduklarını ve menfaatleri ni korumak için topluluklar oluşturdukları gerçeğini görmemezlikten gelemeyiz. Milletler, özellikle hür milletler, kendi iradeleriyle uluslararası topluluklar meydana getirmektedirler. Bu topluluklarda müşterek ka rarlar alınması gerekmektedir. Bunun açık örnekleri Birleşmiş Milletler, Avrupa Milletler Topluluğu ve NATO gibi kuruluşlardır. Bu örgütlerin yetkili organlarının aldıkları kararlar, elbette Türk Hukukunun müsaade et tiği ölçüde Türkiye'de uygulanacaktır.
Maddenin son fıkrası bu ihtiyacı karşılamaktadır.
Tasarı/teklif madde 6
Kanun önünde eşitlik 6 ncı madde demokrasinin üç vazgeçilmez ilkesinden birini teşkil etmektedir. İnsanın insan olması dola yısıyla doğuştan bir değeri ve haysiyeti vardır. Bu onun tabiî bir hakkıdır. Bu hak dolayısıyla herhangi bir niteliğe veya ölçüye dayanılarak insanlar arasında ayırım yapılamaz. İnsanlar arasında kanunların uygulan ması açısından da hiçbir fark gözetilemez. İnsanlar arasındaki eşitliğin temellerinden birini de böylece kanun lar önünde eşitlik ilkesi sağlar.
Komisyonumuz bu hakka saygı göstermenin Devlet organları ve idarî makamlar içinde bir görev olduğu nu belirtmektedir. Devletin organları ve idarî makamları, bütün işlemlerinde insanlar arasında ayırım yapmadan Devlet faaliyetlerini yürütmek zorundadırlar.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 7
Yasama yetkisi Yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir..
Bu, nüfusu milyonlara varan modem devletlerde, demokrasi rejimini benimseyen siyasî rejimlerde kaçı nılmaz bir durumdur. Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredi lemez. Ancak, Anayasanın 86 ve 137 nci maddeleri hükümleri sakindir.
Tasarı/teklif madde 8
.
Yürütme yetkisi ve görevi 1961 Anayasası düzenlenirken, Türkiyemizde fert, hak ve özgürlükleri için tehlikelerin devamlı suretle yürütme kuvvetimden geldiği gözlemlenmiştir.
Esasen modem çağlarda 1215 Magna Cartasından beri ferdin Devlet başkanının sultasından kurtulup özgür olabilmek için yaptığı mücadelede hedef daima yürütme kuvveti olmuştur. Fert, yürütme kuvvetinin yetkilerini birer birer kopararak, onu mümkün olduğu ölçüde yetkisiz kılmak istemiştir. Bundan dolayı da bütün hukuk düzeni, Devlet başkanına ve yürütme kuvvetine karşı bir mücadele şeklinde gelişmiştir.
1961 Anayasası bu felsefeye sadık kalarak yürütmeyi Devletin yönetiminde, bütün faaliyetlerinde yasama kuvvetine bağlı., yasamaya tabi bir kuvvet olarak düzenlemiş idi. Halbuki modem hayatta yürütme kuv veti devletin beyni, hareket gücünün kaynaklandığı motorudur. Bundan dolayıdır ki, 1961 ila 1980 ara* sındaki devrede karar aHmak kudretinden yoksun hükümetler görülmüştür, tşte bu duruma son venmek için yürütme yasamaya tabi bir organ olmaktan çıkarılmış, her iki kuvvetin Devlet faaliyetlerinin düzenlenmesin de eşitlik ve denklik içinde işbirliği yapmalarını öngören parlamenter hükümet sistemi bütün gerekleriyle uygulanmaya konmuştur. Bu nedenle, yürütme, 1961 Anayasasında olduğu gibi bir görev olmaktan çıkartıl mış, yürütme gerekli yetkilere sahip ve kanunların kendisine verdiği görevleri yerine getiren bir kuvvet ola rak düzenlenmiştir.
Tasarı/teklif madde 9
Yargı yetkisi Yargı yetkisi, fert, hak ve hürriyetleri sorununun ortaya çıktığı günden beri kabul edildiği üzere, bağım sız organjlar tarafından, bağımsız mahkemelerce yerine getirilecektir,
Tasarı/teklif madde 10
Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü Bu madde ile Anayasanın üstünlüğü bir ilke halinde açıklanmakta ve Devlet faaliyetlerinin Anayasaya uygun olarak düzenlenmesi gerektiği i belirtilmektedir.
Anayasa, sadece Devlet İktidarını değil kişileri de bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri Anayasaya uymak zorundadırlar ve yargı kuvveti gerektiğinde Anayasayı diğer kanun lar gibi uygulayabilecektir.
Damşma Meclisi (S. Sayısı: 166*ya 1 inci Ek) İKİNCİ KISIM TEMEL HAKLAR W ÖDEVLER DİRİNCft IBÖLÜM! Genel Hükümler I - Genel Gerekçe f;
1< «insan baklan ve temel özgürlükler» !in düzenlendiği bu bölüm bükümlerinde, insan halkları doktri ninin günümüzdeki gelişmesi ve durumu, geçirmiş bulunduğumuz kötü deneyimlerden çıkarılan sonuçlar; insan hakları konusunda Türkiye'nin imzalayıp onaylamış bulunduğu ve Ibu sıfatla millî hukukumuza dahil sayılan uluslararası andlaşma ve sözleşmeler, özellikle 1948 Birleşmiş Milletler insan Hakları Evrensel Beyanname si ve 1950 İnsan Haklarının ve Temel Hürriyetlerini Korunmasına dair Avrupa Sözleşmesi gözönünde tutulmuşıtura % Bu kısım, Ibir mantık zincirli izlenerek; üç bölüm halinde oluşturulmuştur : Şöyleki,
a) Önce temel hak ive özgürlüklerin genel niteliği belirlenmiş; insanın insan olarak, doğuştan bazı te mel bak ve özgürlüklere sahip bulunduğu; binnetice, devletin bu hak ve özgürlükler önünde «müdahale et mez», «çökimser» bir tutum .benimsemesi gereği belirtilmiştir^ Temel bak ve özgürlüklerden herkesin yarar lanabilmesi, yani bunların herkes tarafından kullanılabilir hale gelebilmesi için devletin «müdahale etmez» tutumunun yetersizliği nedenliyle, hak ve özgürlüklerin devlet tarafından desteklenmesi yani devletin hak ve özgürlüklerin gerçdkleşmesine yardımcı olması geröği de benimsenmiştir. Hak ve özgürlüklerin topluma maledilmesi («Sosyalleştirilmesi») şeklinde ifade olunan bu husus, «Devlet, klişinin temel hak ve özgürlüklerini, fert huzuru, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşamayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sıosyal bütün engelleri kaldırmaya çalışır» denmek suretiyle Anayasanın «genel esaslar» hükümleri ara sında (Mad. 4/2) yer almaktadır.
b) 'ikinci olarak, temel hak ve hürriyetlerin, kişiye tanınmış sınırsız bir serfoesti olmadığı; bunların kişi içlin bazı ödev ve sorumlulukları da beraberinde getirdiği ve sınırlı bir seribesti demek olduğu İfade edilmiş ti^ Hak ve özgürlüklerin ilk sınırı, bunların kendi bünyesi ve cevherinde yer almaktadır.
Kişinin kendi serbesti alanından taşarak, başkalarının hak ve özgürlük alanına 'girmesinin mümkün ola mayacağı gibi- Halk ve özgürlüklere getirilen ikinci grup sınırlamayı ise kişiye tanınan serbestinin ve hak alanının, Devletin yahut Cumhuriyetin, millî güvenliğin, kamu yararının, kamu düzeninin, genel sağlık ve ahlakın ko runması ve benzerî mülahazalarla «kayıtlanması»; yani, kullanım alanlarının daraltılmasıdır. Temel hak vö özgürlüklerin kayıtlanması konusunda kabul edilen bu sınırlama sebeplerinin bir grubu «genel» nitelikte, yani bütün hak ve özgürlükler için geçerlidir. Bu «genel sebeplerden birinin yahut birkaçının belli bir hak ve özgürlük konusunda (mesela seyahat yahut düşünceyi açıklama veya dernek kurma özgürlüğü v.b. gibi) uygulanabilmesi için, o özgürlüğe ait özel maddede ayrıca belirtilmelerine gerek yoktur. Sınırlama nedeni ola rak kabul edilen diğer bir grup «selbep» ise «özel» niteliktedir. Kullanılan «özel» temininden de kolayca anlaşılabileceği gibi bu sebepler her hak ve özgürlüğe ait bulunan maddelerde yer almaktadır. Eğer herhanjgji bir hak veya özgürlüğe ait bulunan maddede böyle «özel» Ibir «selbep» gösterilemdmişse, o hak ve özgür lük yalnızca «genel sınırlama sebebi» teşkil eden kavramlara dayanılarak sınırlanabilecek demektir.
Tasarı/teklif madde 11
.
Temel hak ve özgürlüklerin niteliği «Temel hak ve özgürlüklerin n!itel!iği»mi belirleyen bu maddenin ilk fıkrasında, bunların bir devlet «lütfü» olmadığı; kişiliğin, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez bir unsurunu oluşturduğu vurgulanmıştır. Şu halde, yukarıda da belirtildiği glibi, devlet, kişiye ayrılmış bu alana ilke olarak, hiçbir müdahalede bulunmamak, bu özel alan sınırları içine girmemekle yükümlüdür, Maddenin ikinci fıkrasında ise, temel hak ve özgürlüklerin ikinci bir niteliği belirtilmiş bunların, içinde ya şanılan topluma, aileye ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumlulukları da beraberinde getirdiği belirtilmiştir.
Kişi sahip bulunduğu hak ve özgürlükleri kendi iradesi doğrultusunda kullanırken bu ödev ve sorumlu lukları da gözönünde bulundurmak zorundadır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166Jya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 12
Temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması Hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını hüküm altına alan bu genel maddenin birinci fıkrasın da önce, bütün hak ve özgürlükler için geçerli yani «genel nitelikte» olan sınırlama nedenleri gös terilmiştir. Bunlar Türk Devletinin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, Türkiye Cumhuriyetinin, millî güvenliğin, kamu yararı ve kamu güvenliğinin, asayişin, kamu düzeninin, genel ahlâk ve sağlığın, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacına yönelik nedenlerdir. Bu nedenlerden herhangi bi risi tek başına yahut birkaçı birarada, belli bir hak ve özgürlüğün sınırlanmasına meşru gerekçe teşkil eder. Daha önce de belirtildiği gibi «genel nitelikteki» bu sınırlama nedenleriınlin belli bir hak veya özgür lük konusunda uygulanabilmesi için, o hak veya özgürlüğe ait özel maddede ayrıca öngörülmüş olması ya ni açikca kendisinden sözedilmiş bulunması gerekmez. Eğer belli bir hak ve özgürlüğe mahsus olan mad dede (mesela Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme özgürlüğüne ilişkin 34 üncü maddede olduğu gibi, o hak ve özgürlük içlin hiçbir sınırlama nedeni gösterilmemiş ise, bu husus, sözü edilen hak ve özgürlüğün hiçbir sebeple sınırlanamayacağı anlamına gelmez; fakat bu hakkın yahut özgürlüğün yalnızca genel sınır lama nedenlerine dahil bir mülâhaza ile sınırlanabileceğini, bunun sınırlanmasında başkaca özel bir sınır lama nedeninin bulunmadığını ifade eder.
Temel hak ve özgürlükler, genel sınırlama nedenleri yanında ve bunlara ilaveten her bir hak veya öz gürlüğü mahsus özel maddede açıkça öngörüden «özel sebeplerle»de sınırlanabilecektir. Mesela «Düşünce açıklama ve yayma özgürlüğü», genel sınırlama nedenlerine eklenmek suretiyle, suçların önlenmesi, meslek sırrının korunması, yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi nedenleriyle de sınırla nabilecektir. Bu maddenin birinci fıkrasında yer alan « korunması amacıyla ve aynı zamanda Anaya sanın diğer maddelerinde gösterilen özel sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir» ibaresinin anlamı budur. Ayrıca ilave etmek gerekir ki, yukarıdaki ibarede belirtildiği gibi, «özel sınırlama sebebi» yalnız bir hak veya özgürlükle ilgili maddede değil, Anayasanın herhangi bir maddesinde de yer alabilecektir.
Maddenin birinci fıkrasında «ancak kanunla» denilmek suretiyle, hak ve özgürlük sınırlamalarının münha sıran kanun konusu olduğu; yani yasama tasarrufundan başka bir düzenleyici tasarrufla (tüzük, yönetmelik vb.) hak ve özgürlüklerin sınırlanamayacağı belirtilmiştir.:
Hak ve özgürlüklerin sınırlanmasında mümkün tek amaç olarak kanun yani yasama tasarruflarının seçildiğini gösteren bu hüküm dahi «genel» niteliktedir. Diğer bir deyimle hak ve özgürlüklere ait bütün mad delere sâri bir genel hükümdür. Bu nedenle herhangi bir hak veya özgürlüğe ait maddede, o hak ve özgür lüğün «kanunla» sınırlanabileceğini ayrıca belirtmeye ihtiyaç yoktur; ve maddelerin yazımızda bu hususa sadık kalınmıştır.
Tasarı/teklif madde 13
Temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmaması Bu maddenin birinci fıkrasıyla, hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması önlenmektedir. Fıkrada hak ve özgürlüklerin ne gibi kötü kasıtla kullanılamayacağı sayım yolundan gösterilmiştir. Her ne kadar, ön-' çeki maddede yeralan genel ve özel nedenlerle gerçekleştirilen sınırlamalar, hak ve özgürlüklerin kötüye , kullanılmasını önleyebilir ise de; bazı hallerde kanun hükümlerine uygun olarak kullanılan bir özgürlüğün, esasında başka bir kasıt gütmesi ve bu kastın da fıkrada belirtilen yasak amaçlara yönelik bulunması her zaman mümkündür. Mesela, Türkiye'de Türkçe'den başka bir dille yayımlanan süreli yayının bölücülük;
yahut dinî yayının mezhep ayırımı yaratmak kastını gütmesi gibi.
Maddenin 'ikinci fıkrası, yorum kuralı niteliğindedir. Kişinin sahip bulunduğu hak ve özgürlükler, bu hak ve özgürlükleri yoketmeye yönelik bir harekette bulunmaya 'imkân verir şekilde yorumlanamaz. Di ğer bir deyimle, bir hak veya özgürlüğün Anayasada yer almış bulunması buna sahip olan kişiye, temel hak ve özgürlükler1! yoketme amacıyla faaliyette bulunmaya ve bu faaliyetin de meşru sayılmasına imkân vermez. Bu yorum kuralıyla, hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması yasağı güçlendirilmektedir.
Tasarı/teklif madde 14
Temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının durdurulması Maddenin birinci fıkrası uyarınca savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü hâllerde, bu olağanüstü durumların ortaya çıkardığı ağır tehlikeler sonucu, hak ve özgürlüklerin kullanılması tamamen durdurulabilecek veya bunların korunması amacıyla öngörülmüş bulunan güvencelere aykırı veya bu güvenceleri ortadan kal dıran tedbirler alınabilecektir. Millet hayatı ve ülke için ağır tehlike ve tedbirlerin ortaya çıktığı bu du rumlarda, maddenin getirdiği önemli kısıtlama kendiliğinden meşruluk kazanmaktadır. Bu husus, bütün hu kuk dallarında geçerli ve herkesçe bilinen «menfaat ların tartılması ve ağır gelenin tercih edilmesi» teorisi nin normal, mantıkî sonucudur. Hükmün uygulanabilmesi için savaş, sıkıyönetim yahut olağanüstü halin usulüne uygun yani kanunun öngördüğü surette ilanı gerekir.
Fıkra içinde, öngörülen ağır tedbirlerin («durdurma» yahut «güvencenin kaldırılması») sınırı da göste rilmiş; bu suretle, bunların, hak ve özgürlükler için dayanaksız bir tehdit teşkil etmeleri önlenmek isten miştir. Ezcümle, hak ve özgürlüklerin durdurulması yahut bunlar için öngörülen güvencelere aykırı tedbir ler getirilmesinde «durumun gerektirdiği ölçü içinde kahnacak», yani «istisna»da orantı korunacak; aynı zamanda, hak ve özgürlüklere getirilecek «istisnalar», uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal et meyecektir.
Savaş yahut sıkıyönetim ve olağanüstü hâl ilanında uyulacak hükümler; bu durumlarda sahip bulunu lan olağanüstü yetkiler; kısaca, bu durumlara ilişkin temel hükümler Anayasada, ayrıntılar ise özel kanun larda gösterilecektir.
Bu maddenin ikinci fıkrası savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü halde dahi hiçbir sebep ve surette durdurulamayacak, ihlâl edilemeyecek hak yahut özgürlükleri sınırlı şekilde saymış bulunmaktadır. Bunlar, fıkra dan kolayca anlaşılabileceği gibi, savaş halinde ortaya çıkabilecek öldürme hali saklı kalmak üzere yaşa ma ve vücut bütünlüğünün korunması hakkı, ceza hükümlü kanunların geçmişe yürümeyeceği', suçsuzluk karinesi ve kendilerine ait maddelerde belirtildikleri anlamda ve içerikte dıin ve vicdan, düşünce ve kanaat özgürlükleridir.
Tasarı/teklif madde 15
Yabancıların durumu Bu madde, ülkede bulunan yabancıların hak ve özgürlüklerinin, gereken hallerde, vatandaştan farklı ola rak düzenlenip sınırlanabileceğini hüküm altına almaktadır. Mesela bir yabancının ülkeye giriş yahut ülkede seyahat ve yerleşme özgürlüğü, basın özgürlüğü elbet teki vatandaş'larınfcinden farklı olacaktır. Bu farklılık kendisini özellikle siyasî haklar konusunda göstermektedir. Vatandaş ve yabancı arasında gözetilen bu ayı rım milletlerarası hukuka uygun olmalıdır. Kişi - Devlet ilişkilerine milletlerarası bir unsur karıştığı zaman bu ilişkilerin düzenlemelerinde milletlerarası hukukun göz önünde tutulması gereği bilinmektedir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) İKİNCİ BÖLÜM KİŞİNİN HAKLARI VE ÖDEVLERİ
Tasarı/teklif madde 16
Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı Kişinin sahip bulunduğu hak ve özgürlükler, bu maddeden itibaren önem dereceleri göz önün de tutularak belirlenmiştir. Bu madde ile yaşama maddî ve manevî varlığın bütünlüğü ve bunun geliştirilme si hakkı korunmaktadır. Bu iki hakkın bir bütün teşkil ettiği, birbirini tamamladığı açıktır. Kanun güvencesi altında olan yaşama hakkını korumak için devlet, gerekli tedbirleri alacaktır. Kişinin, rızası olmadan, bilim sel ve tıbbî deneylere tabi tutulması yahut organlarının alınması, yasağı, vücut bütünlüğünün korunması hak kının bir gereği ve uzantısı niteliğindedir.
Maddenin ikinci fıkrası işkence, gayrî insanî yahut insan onuruyla bağdaşmayan ceza ve muamele yasağı koymaktadır. Uzun açıklamalara gerek yokturki işkence, insanî olmayan yahut insan onuruyla bağdaşmayan ceza veya muamele, bugün ulaşmış bulunduğumuz uygarlık düzeyinde, hem insanî duyguları rencide eder niteliktedir; hem de kişinin vücut bütünlüğüne bir tecavüzdür.
Maddenin üçüncü fıkrasıyla ölüm cezası saklı tutulmakta yani bu cezanın uygulanması halinde, kişinin yaşama hakkı ihlâl edilmiş olmamaktadır.
Dördüncü fıkra, öldürme fiilinin meşruluk kazandığı halleri öngörmektedir. «Meşruluk şartları» da fıkra da yer almıştır. Kolayca anlaşılabileceği gibi, «öldürme fiilinin» meşru sayılabilmesi için, herşeyden önce, böy le bir fiile yönelmeye mecbur kalınması; fıkrada sayılan amaçların (meşru savunma, isyanı bastırma gibi) ger çekleştirilebilmesinin başka türlü mümkün olmaması gerekir. Bu hallerde, öldürme fiilinin meşru sayılabil mesi için, girişilen hareketin kanuna dayanması gerekir. Ezcümle gerçekleştirilmek istenen yakalama yahut tu tuklamanın, kanunun öngördüğü şartlara ve şekillere uygun bir yakalama veya tutuklama olması; veya isyan yahut ayaklanmanın bastırılmasında kanuna uygun şekilde hareket edilmesi gereği gibi.
Tasarı/teklif madde 17
Zorla çalışma yasağı Çalışma, iş görme kişinin serbest iradesiyle yüklendiği bir faaliyet, diğer bir deyimle serbest iradeyle üstle nilen bir yüktür. Bu yükün kişiye zorla kabul ettirilmesi, kendisinin, iradesi dışında bir faaliyette bulunmaya mec bur bırakılması hem kişi özgürlüğüyle bağdaşmayan bir husustur; hem de bu duruma sokulan kişi için bir ezi yet teşkil eder. Bu nedenledirki maddenin birinci fıkrası zorla çalıştırmayı yasaklamaktadır. Bu fıkra ile ay nı zamanda «angarya yasağı» da getirilmiştir. «Angarya», kişinin emeğinin karşılığını almadan zorla çalıştırılmasıdır.
Maddenin ikinci fıkrası «zorla çalıştırma» sayılmayacak halleri göstermektedir ve bu sayım sınırlayıcıdır.
Bilindiği gibi suçla savaşta en etkili araç suç eğilimi gösteren kişilerin ıslah edilerek, eğitilerek bir daha suç işlemeyecek hale getirilmeleridir. Islah ve eğitimde en etkili araç ise kişiye çalışma zevkinin aşılanması, tem belliğin izalesi, çalışarak dürüst şekilde geçimini sağlama imkânının verilmesidir. Bu nedenledirki cezaevlerin deki tutukluluk ve hükümlülük rejimi çalışma esasına dayandırılmıştır. Bu çalışma, gereğinde, şartla salıveri len hükümlüler için de zorunludur. Bununla beraber tutuklu yahut hükümlülerin tabi tutulacakları çalışma rejiminin makûl sınırları aşmaması, yani güdülen amaçtan öteye geçmemesi gerekir. Mesela amaçsız çalıştırma yahut aşırı güçlük gösteren bir işin yaptırılması hem yukarıda belirtilen amaçları gerçekleştirmekten uzak tır; hem de insanî olmayan bir muamele yahut ek bir cezadır. Bu mülâhazalarladırki tutuklu ve hükümlülerin, tutukluluk veya hükümlülük süresince yahut şartla salıverme halinde, bu süre içinde, makûl bir çalışma rejimi ne tabi tutulmaları «zorla çalıştırma» sayılmamıştır. Bu kişilerin ücretsiz çalıştırılmaları ise «angarya» teşkil edeceğinden, birinci fıkrayla yasaklanmıştır.
Vatandaşın vatan savunmasına katılması yükümlülüğü de, bir vatandaşlık ödevi olarak, askerî nitelikteki yahut askerlik ödevi yerine geçen hizmetlerin «zorla çalıştırma» sayılmamasını gerekli kılmıştır. Bu husus «Va tan hizmetinin» doğal bir sonucudur.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Topluluğun hayatını yahut refahını tehlikeye sokan buhran veya doğal afet hallerinde kişilerden istenen hizmet yahut normal vatandaşlık ödevi niteliğinde olup, bilhassa olağanüstü sıkıntılı durumlarda gerekli görü len iş yükümlülükleri de «zorla çalıştırma» sayılmayacaktır.
Tasarı/teklif madde 18
Kişi özgürlüğü 18 ve '19 uncu maddeler kişi özgünlüğü ve güvenliğini korum'aya yönelilk hükümleri içermekte dir. Bilindiği gi'bİ insanın foişi özgürlüğü ve güvenliğine sahip olması bunun güvence altına alınması demek, 'ki şinin vücut ve hareket serbestisine sahip olması; kimsenin kanunda gösterilen hal, usûl ve şaftlar dışında bu hareket serbestisinden mahrum edilememesi; yani yakalanıp tutukjlanamaması demektir.
il 8 inci maddenin birinci fıkrasında bu ana ilke belirtilmiş; ikinci fıkrada da 'kişi özgürlüğünün kısıtlana bileceği haller sınırlayıcı sayım yoluyla belirlenmiştir. 'Bu suretle 'kanun koruyucunun bu konudaki yetikisi sınırlanmış bulunmaktadır.
İlk hal yetk'ill mahkeme tarafından verilen hapis cezası yahut ceza yerine geçen ve kişi özgürlüğünü kısıtîaya'n bir güvenlik tödbiririin yerine getirilmesi halidir. Mesela ceza sorumluluğu 'bulunmayan bir suçlu nun hapis cezası yerine bir müessesede tedavisine mahkemece karar verimesi hallinde, bu karar gereği, (tıpkı hapis cezasında olduğu (gibi) suçlunun özgürlüğü kısıtlanmış olaca'ktır.
İkinci halde ise yeitkili mahkeme tarafından verilen bir karara yahut kanundan doğan bir yükümlülüğe uyulmaması halinde, bunların yerine getirilmesi amacıyla 'kişinin özgürlüğünün kısıtlanması, yani 'kendisimin bir zor tedbirine 'konu olması öngörülmüşjfcür.
Üçüncü halde, suç işleme eğÜlİmi gösteren küçüklerin eğitimi konusunda karar alm'ak yahut «gözetim al tında eğitim» tedbiri olarak adlandırıHan tedbirin uygulanmasını sağlamak amacıyla küçüğün özgürlüğünün kısıtlanması söz ikonusuidur. Toplumu suçtan korumak için, kişinin suç işlleme alışkanlığı içine yerleşmeden önce ele alınması gerektiği herkesçe bMnmektedir. Hukuk 'dilinde genelMMe «korunmaya muhtaç çocuklar» olarak adlandırılan bu gruba yönelik tedbirler gereğini uzun uzun izaha ihtiyaç yoktur.
Dördüncü halde iki 'ayrı durum söz konusudur. Birinci halde, bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önle mek amacı güdülmüştür. Bu tür bir hastalık yayabilecek ^imsellerin serbestçe dolaşmalarının önlenmesini, mesela keridis'iriin evden çıkmasına izin verilmemes'i buna örmelk gösterilebilir. İkindi hal ise «suç öncesi tehlikeli hal» olarak adlandırılan durumda bulunan kişjiieri ve bunlar 'konusunda alınması gerekli tedbirleri içermektedir. Bilindiği gibi suçla savaşta etkili olunabilmesi için suçun işlenmesünü beklememek; suç işleme ye fevkalade müsait bir düzey üstünde bulunan kişiler hakkımda zamanında uygun tedbirler alarak zararı da ha kaynağında önlemek gerdkir. «Suç öncesi safha» denilen bu salfihada bulunan kişiler özellikle, uyuşturucu madde 'tutkunları, alkolikler, akıl hastaları yahut serserilerdir. «Serseri» terimi, «muntazam ve normal geçim kaynağından mahrum ve mes'keni bulunmayan» kimseleri ifade eder. Kolayca anlaşılacağı gibi bir akıl has tası, uyuşturucu madde tutkunu yahut alkoliğin veya yukarıda ifade edildiği anlamda bir serserinin suç iş leme ihtimali, diğer kişilerin gösterdiği riskten çok daha yüksdktir. Bunlar kendi hallerine bırakıldıkları takdir de toplum içim devamlı bir tehlike ve tehdit teşkil edecdklefdir. Kendileririin bir adım daha atarak suç alanı na girmelerine engel olmak için 'kendileri ıkonusunda «önleyici güvenlik tedbirleri» yahut, diğer bir deyimle, «toplumsal savunma tedbirleri» alınmaktadır. Bu tedbirlerin neler 'olduğu, uygulama şartları ve benzeri husus lar, bugün pekçok ülkede kabul edilmiş bulunan «Toplumsal Savunma Kanunları» tarafından düzenlenecektir.
Tasarı/teklif madde 19
, Ki$i güvenliği Bu madde 18 inci maddemin devamı niteliğindedir ve onu tamamlamaktır. Maddede önce sanık duru mundaki kişilerin hangi hallerde ve hangi santiarla özgünlüklerinin kısıtlanabileceği gösterilmiş ve 'bunlar için öngörülen güvenceler bel'irtilmüştir. Maddede yer alan ikinci ıbir grup hüküm ise genel niteliktedir; yani her ne suretle olursa olsun özgürlüğü kısıtlanan kişilerin tümü hakkında (18 inci maddede belirtilen kişiler hakkında) uygulanacaktır.
Maddenin 'birinci fıkrası 18 inci maddenin birinci fıkrasına paraleli olarak temel ilkeyi 'koymaktadır.
İkinci fıkrada sanığın tutuklanması sebepleri gösterilmiştir. Bunlar kaçma, delileri karartma ve suç iş leme itdhlikeleririin mevcudiyetidir. Fıkrada yer alan «... veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve ka nunun 'gösterdiği diğer hallerde...» ibaresiyle, bu sayımın sınırlayıcı olmadığı ifade edilmek istenmiştir. Tu tuklama sebepleri kanunlda gösterilecektir ve tutuklamaya ancak hâkim karar verebilecektir. «Tutukluluğun devamına karar verilmesi aynı şartlara bağlıdır» ibaresiyle ve hâkime hitap edilmekte; bu suretle, bir «tedbir» olan tutuklamanın, kesin mahkûmiyet hükmünden önce verilen peşin bir ceza hâline getirilmesi önlenmek istenmiştir, Üçüncü fıkrada, hâkim tarafından verilen bir karar olmaksızın özgürlüğün kısıtlanması; yani sanığın «'ge çici olarak yakalanması» hali öngörülmüştür. Geçici yakalama, ancak suçüstü halinde yahut gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mümkündür. Hâkim kararı almadan «yakalamanın» diğer ayrıntı şartlarını kanun gösterecektir. Mesela Ceza Muhakemeleri Usul Kanunumuzun ,1217 nci maddesinde olduğu gibi.
Maddenin 'dördüncü fıkrası, her ne sebeple olursa olsun özgürlüğü kısıtlanan kişiye bu 'kısıtlama sebebi nin hemen bildirilmesini emretmektedir. Bu bilgi ilgiliye miümkünse yazılı, irrikân yoksa sözlü olarak verile cektir. Aimaç, ikisinin, iddialara 'karşı savunmasını mümkün kılmak, aynı zamanda, muhtemel maddî hataları (kimlik hatası gibi) önlemektir. Genel niteliği nedeniyle, bu fıkra hükmü, 18 'inci madde uyarınca özgürlüğü kısıtlanan kimselere de uygulanacaktır.
Beşinci fıkra yalnızca sanık olanak yakalanan veya gıyabında verilmiş bir kararla tutuklanan kişileri konu almaktadır. Amaç, sanığı en kısa zamanda bağımsız ve tarafsız hâkim güvencesine kavuşturmaktır. Bu sü re normal hallerde kırksekiz saat; topluca işlenen, yani yüksek sayılda sanığı bulunan suçlarda da onbeş gün dür. Kırksekiz saait veya onlbeş günlük süreler sınır teşkil eder; ve gerekli «polis soruşturmasına» imkân vermek amacıyla öngörülmüştür.
Özgürlüğü kısıtlanan sanığın durumundan yakınlarına bilgi verilmesi «insanî» bir işlemdir. Hâkim önüne çıkarılma süresinin olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş halinde başka suretite saptanabilmesi için bu haler f ıikra hükmünün dışında tutulmuştur.
Altıncı fıkra hükmünde sanık olarak özgürlüğü kısıtlanan kişilerle ilgilidir. Fıkra hükmünün amacı, sanı ğın, mahkûmiyet hükmünden önce, gereksiz olarak, özgürlüğünden tmahrurn edilmesini önlemektir. Tutuklu bulunan sanık ya makul süre içinde yargılanıp durumu kesinlik kazanacaktır; yahutita kendisi yargılama sü resinde serlbest bırakılacaktır. Hükmünün muhatabı yargılama merciidir. Bu merci gerekli faaliyetleri zama nımda yapacak; yargılama sırasında sanığın tutuklu kalması ihtiyacını ortadan kaldıracaktır. Mesela, deliller en kısa zamanda toplanacak; sanığın, «delileri karartma« tehlikesi sebebiyle tutuklu kalmasına gerek olmaya'caktır. Eğer tutuklama kaçma tehlikesi sebebine dayanıyorsa, sanığın serbest bırakılması, kendisinden bir güvence istenmesi şartına bağlanabilecektir;, Yedinci fıkra (hukuk dilimde «hâbeas corpus» güvencesi olarak adlandırılan güvenceyi getiriyor. Bu güvence, her ne surette olursa 'olsun özgürlüğü kısıtlanan kişileri '(L8 inci maddedekiier de dahil oltoak üze re) kapsamaktadır. Bu suretle, özgürlüğü kısıtlanan kiş'i, bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı iddiasında bulu nabilmek, bu iddiasını dMetebilrnek amacıyla bir .hâkime başvurma imkânımdan mahrum bırakılmayacak tır. «ha'beas conpus» güvencesinin diğer bir gereğıi de, önüne gidilen yargı merciinin, özgürlük kısıtlamasının kanuna aykırı (bulunması halinde, ilgilinin senbest bırakılmasını emretme yetkisine sahip olmasıdır. Kişinin hâkim kararıyla özgünlüğünden mahrum kalması halinde, «habeas conpus» güvencesi bir «itiraz» mercii yaratmakta; diğer hallerde ise ilk derece hâkim incelemesi getirmektedir.
Tasarı/teklif madde 20
Seyahat ve yerleşme özgürlüğü Bu maddede kişinin «seyahat» ve «yerleşme» özgürlükleri ayrı ayn düzenlenmiştir. Maddenin birinci fık rasında belirtilen «suç kovuşturma ve soruşturması» ve «suçun önlenmesi» amacıyla seyahat özgürlüğünün sınırlanabileceği hususu, bu özgürlük için öngörülen ve «genel sınırlama sebeplerine» eklenecek «özel sı nırlama sebepleridir».
Keza «yerleşme özgürlüğü» konusunda öngörülen «suçun önlenmesi», «sosyal ve ekonomik gelişmeyi veya sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek, «kamu mallarının korunması» amaçları da aynı nite liktedir.
Maddenin üçüncü fıkrası vatandaşın, vatandaşlık sıfatını korudukça sınırdışı edilemeyeceğini veya ülke dışında ise yurda girme hakkından mahrum edilemeyeceğim hükme bağlamıştır. Vatandaşın «yurtsuz» kı lınması gibi ağır bir müeyyidenin yahut tedbirin yasaklanması bir zorunluluktur.
Maddenin son fıkrasıyla vatandaşa yurt dışına çıkma özgürlüğü tanınmakta; fakat bu özgürlüğün vatan daşlık ödevleri gereği de sınırlanabileceği ifade olunmaktadır. Mesela askerlik ödevi veya vergi borcu gi bi vatandaşlık görevleri gereği vatandaşın yurt dışına çıkması, «genel sebeplere» ilaveten, sınırlanabilecektir.
Tasarı/teklif madde 21
Özel hayatın gizliliği Bu madde ile kişinin özel hayatı korunmaktadır. Kişinin özel hayatı ferdî, özel hayat ve ayrı bir kavram ve bir «bütün» teşkil eden aile hayatından oluştuğu için her ikisi birlikte ifade edilmiştir. Bu anlamda özel hayatın korunması herşeyden önce bu hayatın gizliliğinin korunması, başkalarının gözleri önüne serilememesi demektir. Bu cümleden olarak mesela basın özgürlüğü sınırlanabilecek yani kişinin özel hayatı gazete sayfalarında hikâye edilemeyecektir. Söz konusu gizliliğin korunması, ikinci olarak, kişinin üstünün, özel kâğıtlarının ve eşyasının aranmaması ile sağlanacaktır. Bu gizliliğin kaldırılması ancak hâkim kara rıyla olacak; fakat gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, mesela suç delillerinin kaybolmasını önlemek için, bu yetki hâkimden başka bir makama, mesela kolluk kuvvetlerine yahut sevcıya tanınabilecektir. Birin ci fıkrada yer alan özel sınırlama sebebi yani gizliliğin kaldırılmasında «adlî kovuşturma» gereklerinin sak lı tutulması, esasen, bu hususu da içermektedir. Bununla beraber «adlî kovuşturma» gerekleri, kişinin üstü nün, kâğıtlarının, eşyalarının aranmasından daha geniş kapsamlı olduğu için (mesela yargılama sırasında, kişinin özel hayatının açıklanması), «adlî kovuşturmanın gerektirdiği istisnalar saklıdır» hükmü birinci fık raya ayrıca eklenmiştir.
Özel hayatın korunmasının diğer bir yönü de resmî makamların özel hayata müdahale edememesi; yani kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesidir. Maddenin birinci fıkrasında «Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini istemek hakkına sahiptir» denmek suretiyle bu husus da sağlanmıştır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 22
Konut dokunulmazlığı Konut dokunulmazlıığının 'korunması bu madde ile hüküm altına alınmıştır. Bilindiği gibi konut doku nulmazlığı da özel hayatın korunmasına ilişkin diğer bir unsurdur. Konut, her türlü ihlalden masun tutul madıkça kişinin özel hayatı korunmuş olmayacaktır. Çünkü özel haya'tın belli başlı sahnesini konut teşkil etmektedir.
Bundan önceki maddede olduğu gibi bunda da konut dokunulmazlığının kaldırılması ancak hâkim kara rıyla olacak; istisnaen hâkimden başka bir merci de, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, bu dokunul mazlığı kaldırabilecektir. Böylece konuta gir ilebilecek, konutta arama yapılabilecek ve buradaki eşyaya el konulabilecektir.
Tasarı/teklif madde 23
Haberleşme özgürlüğü Burada söz konusu olan haberleşme, kişilerin kendi aralarında P.T.T. araçları aracılığıyla serbestçe habeıüeşebilmesidir. Bu husus idahi özel hayatın bir unsurunu teşkil etmdktedir; bu sıfatıla haberleşmenin de gizliliğinü korumak gerekir ve bu gizlilik maddenin ikinci fıkrasıyla hüküm altına alınmıştır.
Özel hayatın gizliliğinin korunması ve konut dokunulmazlığında olduğu gibi, haberleşmenin gizliliği de ancak hâkim kararıyla kaldırılabilecek; fakat kanunun açıkça yetkili kıldığı başka bir merci dahi, acele hal lerde, istisnaen, bu yolda emir verebilecektir. Bu suretle, gereğinde, kişilerin kendi aralarında haberleşmeleri engellenebilecek yahut bu haberleşmenin içeriğinden resmî makamlar bilgi sahibi olabilecektir.
Tasarı/teklif madde 24
Din ve vicdan özgürlüğü Bu maddedeki anlamında din ve vicdan özgürlüğü, dinî inanç ve kanaatleri sebebiyle kişinin suçlanıp kı nanmaması; bu inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlan amamasıdır. Keza bu özgürlük kişinin İbadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya zorlanamamaisını da içermektedir. Bu anlamlda dinî inanç ve kanaat özgürlüğü, niteEği gereği, hiçbir sınırlamaya tabi tutulamayacaktır. Bu husus 14 üncü maddede de açıkça belirtilmiştir.
İbadetler, dinî âyin ve törenler kanunla düzenlenecektir. Bu 'düzenlemeyi yaparken, kanun kovucıı, özellikle, özgürlüklerim sınırlanmasında geçerli genel nedenleri göz önünde tutacak; böylece ibadet serbesti sine, mesela kamu düzeni yahut genel ahlak mülahazalarıyla sınırlamalar getirilebilecektir.
Maddenin dördüncü fıkrası, dinî eğitim ve öğretimde Devldt denetim ve gözetimini getirmektedir. Bu su retle dinî eğitim ve öğretimin amacına uygun surette yapılması sağlanmak istenmiştir. Bu husus laiklik il kesine aykırı düşmez; din ve devlet işlerinin ayrılmasını ifade eden laiklik ilkesinin gereği, devletin din hiz metlerine kayıtsız (kalması değil, fakat devlet işlerine dinin kanştırılmamasıdır.
Maddenin son fıkrası ile ide dinin veya dinî duyguların siyasî amaçlara alet edilmesi yasaklanmıştır.
Tasarı/teklif madde 25
Düşünce ve kanaat özgürlüğü Bu maddddeki şekliyle düşünce ve kanaat özgürlüğü kişinin düşünce ve kanaatlerinde tamamen özgür ol duğu; bunları açıklamaya zorlanamayacağı; düşünce ve kanaatleri sebebiyle suçlanıp kınanamayacağıdır.
Madde ile bu özgürlük, «'Düşünceyi açıklama» özgürlüğünden ayrılmıştır. Gerçdkten bu iki özgürlük, her ne kadar birMriıyle bağlantılı ise de; nitelikleri ve sonuçlan bakımından biribirindenj farklıdır.
Din ve vicdan özgürlüğü konusunda ileri sürülen mülâhazalar, burada da geçerlidir. Yani bu özgürlük dahi hiçbir sebeple ihlai edilmeyecektir. 14 üncü maddede de belirtildiği gibi olağanüstü haller dahi bu öz gürlüğün sonuçlarını ortadan kaldırmayı meşru kılmaz.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 26
Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü Madde ile kişiye, düşünce ve kanaatlerini her türlü araçla açıklama ve yayma özgürlüğü tanınmaktadır.
Hüküm, statik düşünce ve kanaat özgürlüğünün, dinamik uzantısını teşkil eder. Birinci fıkrada, ayrıca kitle haberleşmesinin de i'faıde özgürlüğüne dahil bulunduğu açıkça belirtilmiştir. Gerçekten günümüz toplumunda ifade özgürlüğü ancak kitle haberleşme araçları aracılığıyla kullanılabilmekte; ancak bu yoldan etkili olabil mektedir. Bu nedenledirki serbest kütle haberleşmesinin sağlanması, bir anlamda, düşünceyi açıklama özgür lüğünün varlığı için zorunludur. Bilindiği gibi radyo, televizyon ve sinema, kitle haberleşme aracı olarak, diğer kitle haberleşme araçlarından, mesela vazıh basından, çok daha farklı bir niteliğe sahiptir. Bu araçla rın kullanım ve denetimi, sahip bulundukları etlki nedeniyle, farklı bir düzenlemeyi gerekli kılmıştır. Bu ge rekçe iledirki radyo, televizyon ve sinema yoluyla yayımlarda «serbesti sistemi» yerine, «izin sistemi» kabul edilebilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında, ifade özgürlüğü konusunda öngörülen özeü sınırlama sebepleri yer almıştır.
Bunlar : ısuçların önlenmesi ve suçluların cezalandırılması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının, meslek sırlarının Devlete ait gizli bilgilerin korunması, ekonomik hayatı etkileyecek haberlerin önlenmesi, yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi, gençliğin zararlı akım ve davranış lardan korunması mülahazalarıdır.
Kitle haberleşme araçlarının kaımuovu üsltündeki eskisi ve demokratik devlet yönetiminde üstlendikleri önemli görev bunlar konusunda bir düzenlemevi zorunlu kılmıştır. Kitle haberleşmesinde, görevin amacına uygun olarak yerine getirîllmesini sağlavıcı bu düzenleme «denetleme tedbirleri» adıyla anılmaktadır. Yuka rıda da belirtildiği' gibi bu tür tedbirlerin amacı ifade özgürlüğünü sınırlamak değil, fakat faaliyetin görev yararına düzenlenmesidir. Bu nedenledirki maddenin son fıkrasında, haber ve düşünceleri yayma amaçla rının kullanımını düzenleyici hükümler getirilebileceği dolaylı olarak ifade edilmiş; fakat bunların hiçbir za man düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü engelleyemeyeceği vurgulanmıştır. Bu tür düzenlemelerin düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün sınırlandırılması sayılamayacağı fıkrada hükme bilinmiştir.
Buna örnek olarak mesela Basın Kanununun vazıh yayımı düzenleyen hükümlerini gösterebiliriz. Ni tekim son fıkra hükmüne uvgun olarak 29 uncu maddenin ikinci fıkrası böyle bir düzenlemeyi sürekli ya yımlar konusunda öngörmüş bulunımaiktadır.
Tasarı/teklif madde 27
Bilim ve sanat özgürlüğü Bilim ve sanat özgürlüğünü güvence altına alan bu madde uyarınca herkes bilim ve sanatı serbestçe öğ renme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma yapmak hakkına sahiptir. Bu hük mün gereği olarak, bilim ve sanat özgürlüğünü kullanan kişinin, bilim ve sanatın öz niteliği olan objektifli ğe riayeti şarttır.
Bilindiği gibi yabancı kaynaklı yayınlar, bütün ülkeler mevzuatında, denetim altında tutulmakta; diğer bir deyimle yabancı kaynaklı yayınlarım çeşitli mülahazalarla ülkeye girmesi yasaklanabilmektedir. Madde nin son cümlesi, bu tür bir denetim tedbirinin bilim ve sanat özgürlüğünü ihlal sayılamayacağını ifade et mektedir.
Tasarı/teklif madde 28
Basın özgürlüğü Maddenin birinci fıkrasında basının özgür olduğu, sansür edilemeyeceği yani ön denetime tabi tutulama yacağı ifade edilmiş; basın özgürlüğünün temel unsurlarından biri olan «matbaa serbestisinde fıkraya eklen miştir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) İkinci fıkra basın özgürlüğü önünde devletin «olumlu tutumunu», yani bu özgürlüğün gerçekten sağlanma sında devletin yardımcı olmasını, bu amaçla gerekli tedbirlerin alınması ihtiyacını öngörmektedir. Bu cümle den olmak üzere basma devlet yardımı yanında, basın özgürlüğünü tehdit eden «tekelleşme» yahut «yoğunlaş ma» eğilimlerini önleyici tedbirleri sayabiliriz.
Maddenin üçüncü fıkrasında, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü koyan 26 ncı madde hükmünün, basın özgürlüğünün sınırlanması ve düzenlenmesinde de uygulanacağı belirtilmiştir. Gerçekten basın özgür lüğü, düşünceyi yayma özgürlüğünün belli bir kullanım şeklini ve hatta, yaygınlığıyla nedeniyle, uzantısını teş kil etmektedir .Bu nedenle düşünceyi açıklama özgürlüğüne ilişkin genel esasların ve özellikle bu özgürlüğün sınırlanmasında geçerli özel sebeplerin, basın özgürlüğü konusunda da uygulanması doğaldır. Unutmamak gere kir ki basın özgürlüğü kaynağını 26 ncı madde hükmünden almaktadır.
Maddenin dördüncü fıkrası basın suçlarının yahut basın yoluyla işlenen suçların «yayım ile vücut bu lacağı» genel kuralına bir istisna getirmektedir. Bilindiği gibi «yayım» (neşir), fikir ürününün umuma su nulması, yani açıklık kazanması demektir. Basın suçları yahut basın yoluyla işlenen suçlarda bu «yayım» unsuru ile suç tamam olmaktadır, işte bu dördüncü fıkra yayım araçlarıyla işlenen bir grup suçta «yayım» un surunun yokluğuna rağmen cezalandırmayı mümkün kılmakta; diğer bir deyimle bu suçların «icra hareketleri ni» yani «suça teşebbüsü» ceza müeyyidesi altına almaktadır. Hükmün sevk amacı, sözkonusu gruba dahil suçların ağırlığı nedeniyle bunlara daha «teşebbüs safhasında» engel olunması arzusudur. «Yayım» gerçekleş tikten, fikir ürünü umuma sunulduktan sonra alınacak her türlü tedbirin, «yayımla» ortaya çıkan zarar yahut tehlikeyi ortadan kaldırmaya yetmeyeceği düşünülmüştür. Fıkrada öngörülen bu suçlar Devletin iç ve dış güven liğine, ülkenin ve milletin bütünlüğüne karşı işlenen suçlar yanında, suç işlemeye, ayaklanma veya isyana teş vik eden, Devlete ait gizli bilgileri açıklayan haber veya yazılardır. Bu tehlikeli amaçlara yönelik haber ya hut yazıları, hangi sıfatla olursa olsun, yayım amacıyla başkalarına verenler, basan ve bastıranlar, dağıtımı gerçekleşmese bile, bu suçlara ait kanun hükümlerince sorumlu olacaklardır. Fıkranın son cümlesi, bu tür ya zı yahut haberi içeren yayım organının, tedbir olarak, dağıtımdan alıkonulabileceğini yani zaptolunabileceğini belirtmektedir.
Beşinci fıkra, olaylar hakkında yayım yasağı konamayacağı ilkesini koymakta ve bu kurala bir tek halde istisna getirmektedir. Bu istisna da yargılama görevinin etkiden uzak tutulması amacına yöneliktir. Gerçekten «yayım yasağı», basın özgürlüğünü, tıpkı sansür gibi, ağır şekilde tehdit eden bir «önleyici» tedbirdir. Bu nedenle, uygulama alanının gayet dar biçimde sınırlanması gerekir. Kabul edilen istisnanın meşruluğu üzerinde şüpheye yer yoktur. Yargılama görevi, ancak her türlü etkiden uzak olarak yerine getirildiği takdirde güven verecek; ancak bu şartla mahkeme kararı «doğru» yu ifade edecek ve «kesin hüküm kuvvetine» sahip ola caktır.
Tasarı/teklif madde 29
Süreli ve süresiz yayın hakkı Madde süreli ve süresiz yayınları birlikte ele alarak bunların yayım şartlarını, basın özgürlüğüne uygun olarak, göstermiştir.
Birinci fıkrada, süreli ve süresiz yayınların izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamayacağı açıkça belirtilmiştir. Özgürlük yahut hakların kullanılmasında «izin» sisteminin, özgürlük kavramıyla bağ daşmadığı açıktır. «Malî teminat» ise, yayım için daima bir «engel tehdidi» teşkil ettiği cihetle gene bir «ön leyici tedbir» olarak yasaklanmış bulunmaktadır.
Yayımın izne bağlı tutulmaması, her türlü denetim dışında bırakıldığı anlamını da ifade etmez. Yayın organlarının günümüz toplumlarında ve Devlet yönetiminde gösterdiği önem ve demokratik rejimlerde üst lendikleri görev bunlar konusunda bir düzenlemeyi gerekli kılmıştır. Bu düzenleme hem görevin amacına uygun surette yerine getirilmesini sağlayacak; hem de sahip bulunulan serbestinin suiistimali bu yoldan ön lenmiş olacaktır;. Basın hukukunda hiçbir zaman «önleyici tedbir» niteliğinde (yani bir serbestiyi kaynağında, diğer bir deyimle, kullanılmadan yok eden bir tedbir olarak) görülmeyen bu düzenleme basın kanunlarında yer almaktadır. «Düzenleyici» hükümlerin, basın özgürlüğüyle bağdaşabilmesi için bunların, haber, düşün ce ve kanaatlerin serbestçe yayımını engelleyici veya zorlaştırıcı nitelikte olmamaları gerekir. Maddenin ikin ci fıkrası, bütün bu hususları göz önünde tutularak kaleme alınmıştır. Düzenleyici tedbirler özellikle süreli yayınlar konusunda önem gösterdikleri için fıkranın birinci cümlesinde süreli yayınlardan söz edilmiştir.
Buna karşılık fıkranın ikinci cümlesinde, süresiz yayımları da kapsar şekilde genel bir ifade kullanılmıştır.
Kitle haberleşmesinin sağlıklı kılınması için süreli yayınlar konusunda Devlet iltimasının önlenmesi gere kir. Ancak bu sayededir ki, demokratik rejim gereği olan çoğulculuk mümkün olacak; farklı düşünce ve kanaatlerin «meydandan kovulması» sonucu ortaya çıkabilecek «tek yönlü yayım» önlenecektir. Bu amaçla dır ki, maddenin üçüncü fıkrası, Devletin, süreli yayınlar konusunda ayırım yapmasını yasaklamakta, «eşit işlem» hükmünü getirmektedir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 30
Basın araçlarının korunması Demokratik yönetimde üstlendikleri önemli görev nedeniyle basın araçları özel koruma tedbirlerine ko nu olmuşlardır. Bu tedbirlerden biri de bunların suç aleti oldukları gerekçesiyle zapt ve müsadere edileme meleri ve işletilmekten alıkonulamamaları yani ceza kanunlarının genel hükümleri dışında tutulmalarıdır.
Bununla beraber söz konusu koruma tedbirinin, ayırımsız bütün basın araçları bakımından kabulü ama ca uygun düşmeyeceği gibi, sakıncalı da olabilir. Bu nedenle 30 uncu madde korunmaya layık basın araç larını belirlemek suretiyle, bunların zapt ve müsadere edilemeyeceğini yahut işletilmekten alıkonulamayacağını hükme bağlamıştır.
Korunan basın araçları, herşeyden önce, kanuna uygun şekilde (Mesela Matbaalar Kanunu) basın işletme si olarak kurulan basımevi ve eklentileridir. Bu suretle kaçak kurulmuş bir basımevi yahut bir teksir maki nesi bu hükümden yararlanamayacaktır. Amaç, her ne sebeple olursa olsun bir basın aracını «dokunulmaz» kıl mak değil; fakat basın aracını, yerine getirdiği «görev» nedeniyle «özel işleme» tabi tutmak, yani korumaktır.
İkinci olarak, «zapt veya müsadere» dışında tutulacak yahut işletilmekten alıkonulamayacak basın aracı, 28 inci maddenfn son fıkrasında gösterilen cinsten bir suçta «alet» olarak kullanılmamış olmalıdır. Pek ağır suç işleme halinde, «özel iş/em» varlık gerekçesini kaybetmektedir.
Madde hükmü sadece «suç aleti olarak» zapt ve müsadere veya işletilmekten alıkonulmayı yasaklamak tadır. Basın aracına, başka kanun hükümleri gereği yapılan müdahaleler (Mesela tş Kanununa yahut Mat baalar Kanununa aykırılık nedeniyle basımevinin işletilmekten alıkonulması) bu hükmün dışındadır. Mad dede kullanılan «zapt» ve «müsadere» terimlerinden bu husus açıkça anlaşılmaktadır.
Tasarı/teklif madde 31
Kamu tüzelkişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı Madde, kamu tüzelkişileri elindeki ıbasın dışı kütle haberleşme araçlarından kişilerin ve siyasî partilerin yararlanma hakkını öngörmekte; ve aynı zamanda bu araçların fonksiyonunu, dolaylı bir ifadeyle, 'belirtmek tedir, Genellikle yaygın ve kamu tüzeJifcişileri elindeM kitle haberleşme araçları radyo - televizyon ve resmî haber ajanslarıdır, özellikle radyo - televizyon işletmelerinin devlet tekelinde (bulunduğu ülkelerde (ülke mizde olduğu gibi) bu «yararlanma» daha büyük bir önem 'kazanmaktadır. Radyo - televizyon hukukunda «anten hakkı» olarak adlandırılan bu yararlanma imkânı sayesinde,flcişlilerve siyasî partiler büyük kitlelere hitap edebileceklerdir. Gene bu imkân sayesindedirki, devlet aracı farlklı düşünce ve kanaatlerin ifadesine yer veren, farklı fikir ve kanaatler önünde tarafsız bir organ halline gelecektir. Devlet hizmetinden eşit yarar lanma hakkının gereği de ibüdur. Bu yararlanmanın şartları ve usulleri kanunla düzenlenecektir. Bu düzen lemede ıgözönünde tutulacak kriterler de maddenin birinci fılkrasmda gösterilmiştir. Yararlanmanın usul ve şartlarının «demokratik esaslara» uygun olması, çoğulculuğa yer vermek, farklı fikir ve kanaatler karşı sında organın tarafsız davranması demektir; «hakkaniyet ölçülerine» uygun olmak ise imkândan yararlan mada «makul ve meşru menfaat değerlendirmesini» ifade ederdi Devlet elindeM basm dışı haberleşme araçlarının fonksiyonu, maddenin ikinci fıkrasında belirtildiği gjibi, kamuoyunun serbestçe oluşmasıdır. Bu fonksiyonun gerçekleşebilmesi için halk, bu araçlarla halber alacak, düşünce ve kanaatlere ulaşacaktır. Kamu tüzelkişileri elindeki basın dışı kitle haberleşme araçları, yukarıda belirtilen fonksiyonu görürken, yani haber yayarken, bu tasarının 1!2 nci maddesinde yer alan genel sınırlama nedenleriyle bağlıdırlar. Yani bunların haber, fikir, kanaat yayım ve dağıtım faaliyeti, mesela Dev letin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünü, millî güvenliği korumak yahuit genel asayiş/ yahut kamu düzeni müla hazalarıyla sınırlı tutabilecek,, bu «değerlere» zarar verebilecek haberler verilmeyebilecektirs Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya linçi Ek)
Tasarı/teklif madde 32
Düzeltme ve cevap hakkı Kitle haberleşmesi faaliyetini yürüten organların, 'bu faaliyetlerinde serbest kalması esastır. Bu serbesttiyi kısıtlayan unsurlardan biri de, süreli yayınlarda, «zorunlu yayım» denilen yayımlardır. Bunlar yayın onganına dış çevreden (gönderilen ve onganca yayımı mecburî olan mütalaa yahut mülahazalardır^ Böylece süreli yayının sınırlı hacmi doldurulmakta ve serbest yayına yer kalmamaktadır.
İkinci olarak süreli haberleşme organımın hizmet gereklerinden biri de kamuoyuna doğru haber ve bil gi sunmaktır., Nihayet süreli haberleşme organları faaliyetlerinde, kişilerin haysiyet ve şereflerine saygılı olmakla yü kümlüdürler, Maddenin birinci fıkrasıyla bu üç gerek yerine getirilmekte; diğer bir deyimle düzeltme ve cevap hakkı sınırlanmakta, kişilerin haysiyet ve şerefleri de (korunarak gerçeğe aykırı yayımlar düzeltilmekte veya cevaplanmaktadır. Kişilere tanınan bu hakkın kullanılış şartlarım kanun düzenleyecektir^ Binindi fıkrada nitelikleri belirtilen düzeltme ve cevap yazılarının yayımı zorunludur. Fakat süreli yayına ilgililer tarafından gönderilecek bu tür yazıların gerçekten belirtilen niteliğe sahip bulunup bulunmadığı konusunda, düzeltme ve cevap hakkını kullandığı iddiasında olan kişi ile yayımcı arasında görüş ve değer lendirme farkı olabilir, Bu halde ihtilâf bağımsız ve tarafsız hakem durumunda olan hâkim tarafından çözümlenecektir. Bu husus da maddenin ikinci fıkrasında öngörülmüş bulunmaktadır.
Tasarı/teklif madde 33
Dernek kurma özgürlüğü Maddenin birinci fıkrasında dernek kurma özgürlüğü müspet ve menfi unsurlarıyla birlikte ifade edil miştir.) Kişi, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir (müspet unsur); kimse, bir derneğe üye olmaya veya demekte üye kalmaya zorlanamaz (menfi unsur). Bir özgürlüğe sahifoiyet, o özgürlüğün her türlü düzenlemeden masun tutulduğu anlamına gelmez; bu iltiıbarla dernek kurma özgürlüğünün kullanıl masında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilecektir,, İkinci fıkrada bu hakkın kullanılmasında geçerli özel sınırlama nedenleri gösterilmfiştir. Ezcümle der nekler siyasî amaç güdemeyecek veya siyasî faaliyette bulunamayacaklar; siyasî partiler, sendikalar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile bağlantı veya ilişki kuramayacaklardır. Bu yoldan derneklerin, son yıllarda Türk siyasî hayatında şahit olunan ve siyasî bayatımızı bir anlamda dejenere eden faaliyetleri önlemek istenmiş; meşru amaç etiketi altında bunların amaç dışı faaliyetleri engellenmiştir^ Siyasî amaçlı dernekler siyasî parti olarak teşkilâtlanacaklar ve siyasî partilere ilişkin düzenleme gereklerine uyacak lardır.
Maddenin üçüncü fıkrasında derneklerin kendiliğinden dağılmış sayılması, yani hukukî varlığım kaybet mesi hali öngörülmüştür. Uygulama kanununun öngördüğü kuruluş şartlarım kaybeden yahut (kanunî yüküm lülüklerini yerine getirmeyen dernekler kendiliğinden, yani başka bir işleme gerek kalmadan hukukî var lıklarını kaybedeceklerdir. Bu hususların varlığı idarece tespit olunacak (ise de, idarenin bu takdiri, genel hü küm uyarınca yargı denetimine tabidir.
Dördüncü fıkra ile, derneklerin kapatılmasına ancak bir yargı makamının karar verebileceği hüküm altına alınmıştır.; Keza uygulama kanunu hangi hallerde bir derneğin kapatılabileceğini gösterecektir. Ancak dernekler Devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün, millî güvenliğin, kamu düzeninin, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması ve suçların önlenmesi amaçlarıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, kanunun yetkili kıldığı başka bir merci tarafından faaliyetten men olunabilecektir^ İdarî merciin bu kararı dahi genel hükme göre yargı denetimi altındadır.
Derneğin ancak hâkim kararıyla kapatılabileceği kuralına beşinci fıkra ile bir istisna getirilmiş; İçiş leri Bakanlığına, fıkrada beliıîtilen amaçlarla, dernek kapatma yetkisi verilmiştir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Dernek kurma özgürlüğü Ibazı meslek mensupları konusunda, Ibu 'kişilerin üslendiği görevin niteliği ne deniyle başkaca sınırlamaya konu olaibilecek yahut tamamen yasaıklanabilecefctir.; Bunlar özel ıbfir disipline gerek gösteren Silahlı Kuvvetler yahut kolluk kuvvetleri mensupları ile derne'kleşme yüzünden görevin za rar görebileceği kamu görevlileridir. Bu husus, birinci fıkra hükmünün bir istisnası olmak üzere maddenin altıncı fıkrasında yer almaktadır.
Tasarı/teklif madde 34
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme özgürlüğü Düşünceyi açıklama özgürlüğünün icrası niteliğindeki diğer bir hak da kişilerin bir araya gelerek toplantı veya.gösteri yürüyüşü düzenleyebilmeleri hakkıdır. Bu özgürlüğün de mevcudiyeti, toplantı yahut gösteri yü rüyüşünün izin şartına bağlanmamasını gerektirmektedir. Toplantı veya gösteri yürüyüşünün silahsız ve saldı rısız olması bu hakkın kullanılabilmesinin ilk şartıdır. Maddenin birinci fıkrası ile bu hususlar hüküm altına alınmış bulunmaktadır.
Bu özgürlüğün kullanılmasında uyulacak şekil, şart ve usulleri kanun gösterecek; yani hakkın kullanıl ması bir kanunî düzenlemeye bağlanacaktır.
Bu özgürlük konusunda, genel sınırlama nedenleri dışında özel sınırlama nedenleri öngörülmemiş; yalnız ca dernekler ve sendikaların sözkonusu hakları kullanmaları kendi amaçlarıyla sınırlı tutulmuştur. Böylece dernekler ve sendikalar kendi konu ve amaçları dışında, toplantı veya gösteri yürüyüşü düzenleyemeyecekler yahut kendi konu ve amaçları dışında bir toplantı veya gösteri yürüyüşüne katılamayacaklardır. Üçüncü fıkra hükmü, dernek ve sendika faaliyetlerini seçilen amaç sınırları içinde tutmak arzusunun başka bir ifadesini teşkil etmektedir.
Tasarı/teklif madde 35
Hak arama özgürlüğü Maddenin birinci fıkrasında, hak arama «hakkının» ilk şartı olan yargı mercilerine davacı ve davalı ola rak başvurabilme hakkı ve özgürlüğü hüküm altına alınmış ve bunun tabiî sonucu olarak da kişinin yargı mer cileri önünde iddia, savunma ve «adil ve hakkaniyete uygun» yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Yargılama usulü kanunu ve yargı organı, Anayasa emri olarak, «adil ve hakkaniyete uygun» yargılamayı sağ layacak şekilde düzenlenecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında, yargılama usulü hukukunun temel kurallarından biri olan «mahkemelerin hakkın alınması görevini yerine getirmekten kaçınmayacakları» ilkesi yer almaktadır. Bu ilke uyarınca, mahke meler önlerine getirilen davaya bakma ve bunu sonuçlandırmaya mecburdurlar, izaha gerek yoktur ki, mah kemelerin tarafsızlığım tehlikeye düşüren bir sebepten dolayı, hâkimin, hâkimlik görevini yerine getirmekten alıkonulduğu ve yargılama usulü kanunlarının öngördüğü haller, «davaya bakmaktan kaçınma» yasağının dışın da kalan bir husustur.
Tasarı/teklif madde 36
Tabiî ve kanunî hâkim güvencesi Madde başlığından da anlaşılacağı gibi bu maddede «kanunî» ve «tabiî» hâkim güvencesi birlikte ifade edilmiştir.
«Kanunî hâkim», «kanunun gösterdiği hâkim» deyimiyle, mahkemelerin veya hâkimlerin görev ve yetkile rinin kanunla belirleneceği; yani ancak yasama tasarrufları yoluyla görev ve yetkinin saptanacağı belirtilmiştir.
«Suç ve cezaların kanuniliği» ilkesinin, şeklî ceza hukuku yani suç yargılaması hukukundaki mukabili olan bu Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) ilke esasen «yargı» bölümünde açıkça ifade edilmiştir. Bu ilke, suç yargılaması hukukunda çok iyi bilinen ve yargılamada keyfiliği önlemek ve güvenirliği sağlamak amacını güden «yargılamanın kanuniliği» kuralının ta biî ve ilk sonucudur.
«Tabiî hâkim» kavramı ise, yargılanacak nizanın vukuu anında yürürlükte bulunan kanunun öngördü ğü yargı mercii demektir. Bunlara «olağan mahkemeler» denir. Diğer bir deyimle, bir ceza, ancak vukuu anında yürürlükte bulunan kanunun tabi kıldığı yargılama mercii önüne götürülecek; bu kanuna göre hangi mahkemenin görev ve yetkisine giriyorsa o mahkeme tarafından çözüme bağlanacaktır. Bu suretle davanın «olaydan» sonra çıkarılacak bir kanunla yaratılan bir mahkeme önüne götürülmesi yasaklanmakta, yani «ki şiye» yahut «olaya» göre «kişiyi» yahut «olayı» göz önünde tutarak mahkeme kurma imkâm ortadan kaldı rılmaktadır. Bu ise «tarafsız yargı mercii» güvencesinin ilk gereğidir.
Tabiî hâkim güvencesi, bu anlamıyla, ne bütün cezaların adliye mahkemeleri önüne götürülmesini zo runlu kılar; ne de adliye mahkemeleri kümesi içinde veya dışında yer alacak «özel mahkemeler» kurulma sına engeldir. Tek anlamı, yukarıda da açıklandığı gibi, «görev ve yetki» belirlemesinde expost facto kanunla rı yasaklamak, «görev ve yetki» belirleyen kanunların geçmişe yürümesini önlemektir; bu da «tarafsız mahkeme»nin ilk gereğidir.
Maddenin ikinci fıkrası, birinci fıkra hükmünün tabiî sonucudur; sonradan çıkarılan bir kanunla kurulan mahkemelerin, önceki olayları yargılaması önlenmekte, yani «olağanüstü mahkemeler» yasaklanmaktadır.
Tasarı/teklif madde 37
Suç ve cezalara ilişkin cezalar Bu maddede, suç ve cezaya İlişkin çeşitlM temel hükümler yer almaktadır.
Birinci fıkra herkesçe bilinen «kanunsuz suç ve ceza «olmaz» ilkesini koymuştur. Günümüzde, ceza yerine bazan, failin kişisel durumuna daha uygun düşecek bir «güvenlik tedbiri» uygulandığı için bunlar da «ceza» hükmünde sayılmaktadır, Bu hükme göre suç ve cezalar ve güvenlik tedbirleri ancak yasama tasarrufuyla konulabilecektir. Keza, gene bu kural uyarınca, kanunun suç olarak öngörmediği ve ceza koymadığı bir fiil sebebiyle de kimse cezalandırılamayacaktır. Bu hüküm kanun 'koyucunun, «açık suç hükmü» koymasına; yanıi «fiili» bildirmeden suç konusunu gösterip 'bunun müeyyidesini belirtmesine engel değildir. Mesela Türk pa rasının kıymetinin korunması hakkındaki kanunun yaptığı gibi; bu gibi hailende ne yasama etkisi devrilmiş ne de «(kanunsuz suç olmaz» ilkesi 'ihlal edilmiştir.
İkinci fıkra, genel müsadere cezasını, yani bir suç nedeniyle 'kişinin, suçla ilgisi bulunmayan bütün nüal varlığına el koymayı yasaklamaktadır..
Bu fıkra, «Genel müsadere» yasağına, bir anlamda (İki isıtisna getiriyor. Bunlardan 'birincisi, Türk vatan daşlığından çıkarılan kişiye bir «tedbir» ve, «yabancılık» durumunun sonucu olarak, ıbu müeyyidenin de uygulanmasıdır, Bu hali gerçek bir isıtisna' saymak mümkün değildir; çünkü 'bu halde «genel müsadere», 'bir «ceza» olarak uygulanmış değildir, ikinci istisna ile, uyuşturucu madde kaçakçılığı suçlarında bu ce zayı öngören Türk Ceza Kanununun 403 üncü maddesinin 7 noi fıkrasının 2 nci bendi hükmü saklı tutul muştur.! Üçüncü fıkra kişi özgürlüğünün ağır tahdidini teşkil eden (hapis cezalarının yalınız mahkemelerce hükmediiebüeceği; yani bunun 'bir «idarî müeyyide» olarak (mesela disiplin cezası) idare tarafından uygulanama yacağı esasını ıgetlrmektedir. Farklı bir disiplin rejimini gerekli 'kılan Silahlı Kuvvetler ıbu yasağın dışında bırakılmıştır.
Dördüncü fıkra ile günümüz ceza politikasının diğer bir temel ilkesi; yani hapis cezalarının öncelikle, suçluları İslah amacına yönelik olarak yerine getirileceği ifade edilmiştir.
Beşinci fıkra, Oeza sorumluluğunun «şahsî» olduğu; yani failden gayri kişilerin bir suç sebebiyle cezalan dırıl am ayacağı hükmünü getirmektedir. Bu İlke dahi ceza hukukuna yerleşmiş ve «kusura dayanan ceza so rumluluğu» ilkesine dahil, terki mümkün olmayan bir temel kuraldır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya. 1 inci Ek) Akıncı fıkra, «suçsuzluk karinesi» ni getirmiştir. Sanığın, kesin mahkûmiyet hükmüne kadar suçsuz sa yılması demek, kendisinin, suşsuzluğunu ispat mükellefiyetinde olmadığı; «beyyine külfeti» nim iddiacıya ait bulunduğu demektir. Bu karine, iddiacının, suç iddiasını «makul şüpheye yer bırakmayacak şekilde» ispat etmesiyle «çürütülmüş» olacak ve ıbu ıhaldede malhkeme mahkûmiyet hükmünü verecek; aksi takdirde beraat kararı alacaktır.
Tasarı/teklif madde 38
Kanunların geriye yürümemesi Geri yürümeyecek kanunları belirleyen bu maddenin birinci fıkrasında, aleyhdeki ceza hükümlü kanunların;
yani suç ve ceza koyan yahut mevcut bir suçun cezasını ağırlaştıran kanunların geçmişe yürümeyeceği; di ğer bir deyimle, yürürlüğe girmeden önce vaki olaylara uygulanamayacağı öngörülmüştür. Suç ve ceza zaman aşımı yahut ceza mahkûmiyetinin diğer sonuçları konusunda da aym hüküm uygulanacaktır. Zira bu tür yeni hükümler dahi cezayı ağırlaştıran yahut suç koyan hükümler niteliğindedir. «Geçmişe yürümeme kuralı» «suçların ve cezaların kanuniliği» ilkesinin tabiî sonucudur.
İkinci fıkra sonraki kanunlarla kazanılmış hak teşkil eden vergi yükünün ağırlaştırılamayacağı hükmü getirilmiştir.
Üçüncü fıkra ise genel niteliktedir ve hukuk güvenliğinin korunmasını amaçlamaktadır.
Tasarı/teklif madde 39
İspat hakkı Bilindiği gibi hakaret suçlarında, hakaret teşkil eden isnadın doğruluğu ceza hukukunda bir beraat sebebi, bir «hukuka uygunluk» hali değildir. Ancak bazı hallerde isnadın doğruluğu fiili ihukuka uygun kılmakta, suçun «hukuka aykırılığını, unsurunu» ortadan •kaldırmaktadır.
Ceza hukukunda «ispat hakkı» (yahut «isnadın gerçekliği defi») olarak adlandırılan bu istinadın şartları 39 uncu maddede gösterilmiştir.
Bu maddeye göre isnadın doğruluğunu ispatla, sanığın beraatı ancak üç şek'Ide mümkündür.
Bunlar da : 1) isnadın, kamu görev ve hizmetimde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine geti rilmesiyle ilgü olması; 2) isnadın ispatında kamu yararı bulunması; ve 3) Şikâyet sahibinin ispata razı olmasıdır,
Tasarı/teklif madde 40
Temel hak ve özgürlüklerin korunması Bu madde ile temel hak ve özgürlüklerin korunmasında diğer bir güvence öngörülmüştür. Temel hak ve özgürlükleri ihlaı olunan kişi, yetkili makama başvurma hakkına sahiptir; bu ihlalin resmî görevliler tara fından görevlerinin ifası sırasında yapılmış olması görevli için bir mazeret sebebi teşkil etmez.
ihlalden doğan zarar Devletçe ödenecek ve Devlet, bu ödeme nedeniyle, sorumlu görevliye rücu hakkı vardır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) ÜÇÜNCÜ KISIM SOSYAL VE EKONOMİK HAKLAR VE ÖDEVLER
Tasarı/teklif madde 41
Ailenin korunması Ailenin sosyal yapısının yanı başında bugün millet hayatında oynadığı rol, onun korunması yolunda bir hükmün Anayasa'da yer almasını zorunlu kılmıştır.
Ailenin korunması fikrinin, her şeyden önce Medenî Kanun anlamında evliliklerin kurulmasını yaygınlaş tırmak ve kolaylaştırmak olduğu şüphesizdir. Çünkü medenî olmadan bir aileden bahsedilemez.
Aile, ahlakî bir çevredir.
Aile, toplu yaşamanın ilk modeli olarak eğitim, yardımlaşma ve şefkat kaynağıdır.
Millet hayatı bakımından «aile» kutsal bir temeldir.
Bu nedenle Devlet, ailenin refahım ve huzurunu koruyacaktır.
Aileler için tanınan vergi indirimleri ve kolaylıkları veya çeşitli yardımlar ailenin refahına hizmet amacı taşır.
Nüfus planlaması şekil ve kapsamı, sadece ülkenin genel refahını değil, ailenin refahını da ilgilendiren bir konu olması itibariyle, Devletin bu konudaki yetkilerinin amacı maddede gösterilmek istenmiştir.
Ailenin korunması yanında, ananın ve çocuğun da korunması hükme bağlanmıştır. Ananın, bu sıfatla ko runması mevzuatta esasen yer almıştır.
Çocuğun korunması, genel olarak ifade edilmekle yetinilmiş ve evlilik içi ve dışı çocuklar arasında ayı rım gözetilememesi esası benimsenmiştir. Bu sonuç, esasen «eşitlik ilkesi»nden de çıkarılabilir.
Çeşitli Anayasalarda evlilik dışı çocuklar için sevkedilen hükümlere benzer bir düzenleme bu nedenle ge reksiz görülmüştür.
Maddede yer alan «eğitim için gerekli önlemlerin alınması» hem genellikle aile hem de ailenin bütün fertleri için konulmuştur.
Devlet sadece çocukların eğitimiyle değil, yetişkinlerin eğitimi çerçevesinde anne ve babaların eğitim ve yetişmesiyle de ilgili önlemleri almak ve teşkilatı kurmakla yükümlü kılınmıştır.
Madde, kanun koyucuya aileyi milletin temeli olarak koruma, refahı ve huzurunu sağlama ödevini de yüklemektedir.
Tasarı/teklif madde 42
Öğrenim hakkı ve ödevi öğrenim hakkı, genel bir sosyal hak olarak nitelendirilmiştir.
Bu hakkın temel gerçekleşme yeri ilköğretimdir, bu sebeple maddenin 6 ncı fıkrasında ilköğretim mecburî kılınmıştır. Anayasa ile yüklenen ilköğretim mecburiyetinin gereği olarak Devlet okullarında parasız öğretim ilkesi kabul edilmiştir. Kız ve erkek vatandaşlar arasında fark gözetilmemesi gereğine özellikle işaret edilmiş tir.
öğrenim ve öğretim fert bakımından hak olarak tanınırken, Devlet bakımından «başta gelen ödevlerden» sayılmıştır.
Maddenin 1, 2, 6 ncı fıkraları demokrasinin en iyi gelişebileceği bir toplumun meydana gelebilmesi için gerekli şartların asgarisini göstermektedir.
İlköğretim mecburiyetinin temel hedeflerinden biri, şahsın, manevî ve ekonomik şahsiyetini elverişli şart larla geliştirmesine yardımcı olmaktır.
İlköğretim mecburiyeti, küçüklerin okula devamlarının sağlanmasını, bu amaçla küçüklerin kanunî temsil cilerinin zorlanabilmesini de ifade eder.
Devlet, ilköğretim mecburiyetinin hangi yaştan hangi yaşa kadar devam edeceğini tespit edebilir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Ilköğrenim çağı denebilecek olan bu dönemin dışında bulunan kişilerden okur - yazar olmayanların çe şitli kurslara veya okullara devama özendirümeleri, hatta zorlanmaları şüphesiz kanunî bir düzenlemeyi ge rektirir. Maddenin 5 inci fıkrası, kanun koyucuya bu yolda direktif mahiyetindedir.
Bir taraftan öğrenim hakkı, diğer taraftan ilköğretim mecburiyeti ve okur - yazarlığı yaygınlaştırmak yü kümü, Devlete bu çağda bulunanların, özellikleri olanlar dahil öğrenimini sağlayacak öğretim kurumları kur mak ödevini yükler. Sakatlar için, sağırlar, körler, dilsizler vb. şahıslar için okullar, merkezler kurmak 42 nci maddenin amacına ulaşması için gerekli görülmektedir.
Eğitim ve öğretim, Devletin gözetim ve denetimi altındadır.
Devletin gözetim ve denetimi, eğitim ve öğretimin sağlanmasının, güvenlik altında gerçekleşmesinin temel şartıdır.
Devlet, eğitim ve öğretimin yapılmasını sağlayacak ve muhtevasını da denetleyecektir. Bu denetimin çer çevesi, eğitim ve öğretime katılanların tümünün Anayasaya sadakatini temin etmektir. Eğitim ve öğretim öz gürlüğü, hiçbir şekilde Anayasanın temel felsefesine ve ilkelerine aykırı davranmanın bahanesi olamaz. Dev let, bu özgürlüğün kullanılmasında, Atatürk ilkelerine çağdaş bilim ve eğitim esaslarına uyulmasını gözete cektir.
Özel okulların kurulması da Anayasada kabul edilmiştir. Özel okulların kurulması serbesttir. Özel okul lar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olmak zorundadırlar. Devlet bu amacı sağlayacak tedbirleri almakla yükümlüdür.
Tasarı/teklif madde 43
Mülkiyet ve miras Madde, birbirine yakın ve birbirleriyle ilgili iki temel hakkı, mülkiyet ve miras haklarını birlikte düzen lemiştir. Bu birlikte düzenleme 18 inci yüzyıldan beri gelen geleneğin sonucudur.
Anayasa hem mülkiyet hakkını hem miras hakkını Anayasal bir müessese olarak teminat altına almakta dır.
Maddede mülkiyet ve miras haklarının, diğer temel haklar gibi ve onlar derecesinde düzenlenmiş ve Ana yasa güvencesine bağlanmıştır.
Madde bundan sonra mülkiyet ve miras haklarının kamu yararı amacı ile sınırlandırılabileceğine işaret etmiş; daha sonra mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağını hükme bağlamış tır.
Mülkiyet hakkı Devletten önce de var olan bir gerçek olması itibariyle (Maunz - Dürig - Herzog - Scholz, Grundgesetz, Kummentar, Art. 14, N. 5) ekonomik ve sosyal haklar arasında değil de, kişinin temel hakları arasında düzenlenmesi düşünülebilirse de, Komisyon şimdiki düzenlemenin yerinde olduğu sonucu na varmıştır.
Mülkiyetin Anayasa güvencesi altına alınması, yine Anayasanın komünizmi, faşizmi ve din temeline daya nan Devlet kurmayı yasaklayan hükümleriyle birlikte karşılaştırılınca, mülkiyetin bu şekildeki himayesinin bir ölçüde ekonomik sistem tercihi bakımından da bir gösterge teşkil etmektedir. Kısaca, özel mülkiyetin özel likle üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin yok edilmesi, inkâr edilmesi de önlenmiştir. Kamu yararının bulunduğu hallerde rayiç bedel ödenmek suretiyle kamulaştırma ve devletleştirme mümkündür ve Anayasa da 48 ve 49 uncu maddelerde düzenlenmiştir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Mülkiyeti Anayasa teminatı altında bulundurmanın ülke ekonomisinin ihtiyacı olan uluslararası ilişki leri geliştireceği, yabancı sermayenin ülkemizde yatırım yapmasını mümkün kılacağı, bu ilişkilerde ülke menfaatlerine öncelik tanınması durumunda ise ekonomik büyümenin gerçekleşmesi suretiyle toplumun refa hını artıracağı genellikle kabul edilmektedir. (Dürig - Maunz - Herzog - Scholz. Art. 14.N.7).
Mülkiyeti Anayasa teminatı altına alan bu madde doğrudan devlete hitabetmektedir. Mülkiyetin şahıs lara karşı korunması Medenî Kanun, 5917 sayılı Gayrı Menkule Tecavüzün Meni Hakkında Kanun gibi mev zuatla sağlanmaktadır. Mülkiyetinin münferit himayesini fert mahkemelerden ve idareden talep edecektir.
Mülkiyetin müessese olarak güvence altına alınması ise kanun koyucu, başka açıdan Devlet, Anayasaya uy gunluk denetimini yapacak olan Anayasa yargısı tarafından sağlanacaktır. (Mangoldt - Klein I. S. 422).
Mülkiyetin Anayasa teminatı altına alınması kimlerin yararlanacağı ise bir problem doğurmaz. Malik sı fatını taşıyan gerçek ve tüzelkişiler, bu Anayasal güvenceden yararlanırlar ve onu dermeyan edebilirler.
Tasarı/teklif madde 44
Toprak mülkiyeti Toprak mülkiyeti, endüstri toplumu aşamasına geçme gayretleri içinde bulunan ülkemizde Devletin bu konudaki ödevleri Anayasada açıkça gösterilmelidir.
Madde de bu yapılmıştır.
Devlet birinci planda toprak unsurunun muhafazasını, verimlenmesini sağlayacak, hemen arkasından top rak - insan ilişkisini düzenleyecektir.
Madde toprak dağıtımı sırasında, açık toplumsal haksızlıkların önlenmesi için, bir Anayasal sıra belirtil miştir. Herşeyden önce Devlet elindeki toprakları dağıtacaktır. İkinci sırada çalılık ve makilik ve varsa bataklık gibi yerleri dağıtacaktır. Bu iki grupta toprak kalmaması halinde, toprak dağıtımı bir ihtiyaç olmakta devam ediyorsa, bu takdirde sahipli topraklar kamulaştırılarak dağıtılacaktır.
Toprak dağıtımının, toprakların ekonomik optimal büyüklüklerin altına düşmesi, ülke ekonomisinin ta rımdan beklediği amaçlar ve bizzat korunan şahısları zarara uğratır. Bu nedenle toprak büyüklüklerinin op timal ölçünün altına düşmemesi esası getirilmiştir. Bu optimal büyüklük ise, ülkemizin dahil bulunduğu eko nomik ve siyasî teşkilatlar üyesi bulunan ülkelerdekiesaslara göre belirlenecektir.
Tasarı/teklif madde 45
Tarımın ve tarımla uğraşanların korunması Madde, Devlete tarım arazilerinin amaç dışı kullanılmasını önleme görevini yüklemektedir. Bu ifade ile amaç lanan tarım arazilerinin endüstri ve şehirleşme sebebiyle yok edilmesinin önlenmesidir. Devlet, bu amaçla yasal dü zenlemeler yapmalıdır. Tarımsal üretimin artırılması için tarımla uğraşanların işletme araç ve gereçleriyle di ğer girdilerini sağlamayı kolaylaştırmak, tarım sektöründeki yaşam düzeyini artırıcı tedbirlerdendir.
Başka deyişle Devlete hem tarım arazisinin varlığını korumak, hem de tarımla uğraşanların yaşam düze yini yükseltmek görevi yüklenmektedir. Ülkemizde Devlet esasen bu madde de ifade edilen direktiflere uygun olarak davranmaktadır. Madde bu uygulamayı anayasal bir ödev niteliğine yükseltmektedir.
Tarım ürünlerinin değerlendirilmesi, tarımla uğraşanların diğer sektörler karşısında memurlar, serbest ça lışanlar, işçiler, esnaf ve tacirler ile sanayiciler karşısında menfaatinin korunmasıdır.
Böylece nüfusumuzun en geniş bölümünü oluşturan tarımla uğraşanların sosyal durumları emniyet altına alınmıştır.
Tasarı/teklif madde 46
Kooperatifçiliğin geliştirilmesi Kooperatifçilik için Anayasada herşeyden önce bir çerçeve getirilmiştir. Devlet koopertifçiliği desteklerken millî ekonominin yararlarım dikkate alacaktır.
Kooperatifçilik millî ekonominin ortam ve şartlarına bağlı olmalıdır.
Kooperatifçiliğin amacı üretimin artırılması ve tüketicilerin korunmasıdır.
Devletin millî ekonominin gereklerine uygun yönde çalışan, üretimin artmasına ve tüketicilerin korunma sına hizmet eden kooperatiflere yardım etmesinde, ancak yarar vardır.
Bu yararın, zarara dönüşmemesi için kooperatiflerin siyasetle uğraşmaları ve siyasî partilerle işbirliği kesin olarak yasaklanmıştır.
Esasen amacı siyasal olmayan kooperatiflerin siyasal davranışları, bu yolla gerçekleşecek toplumsal faydanın tamamen ortadan kalkmasına yol açmıştır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 47
Kıyılardan yararlanma Deniz göl ve nehir kıyılarından yararlanmada kamunun önceliğinin bulunduğu ve bu yararlanmanın kamu yararı ile olacağı genellikle kabul edilmiştir. Fakat daha önce doğmuş olan özel mülkiyet haklarının da korun ması hukuk devleti ilkesinin tabiî sonuçlarından bulunmaktadır.
Böylece kıyılardan kamunun yararlanması ve kıyılardaki doğmuş bulunan mülkiyet haklarının telif edilmesi gerekmektedir.
Madde deniz göl ve nehir kıyılarında yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceğini, kişilerin bu yer lerden yararlanmasının ise kanunla düzenleneceğini açıklarken, işlem bu bağdaştırmayı hukuk devleti ilkesi için de gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.
Devlet, kıyılarda doğmuş olan mülkiyet haklarının kamu yararı mülahazasıyla sona erdirmek istiyorsa 48 inci maddedeki şartlarda kamulaştırma yoluna başvurarak bunu sağlayabilir.
MADDE 48 — Kamulaştırma Kamu yararını gerektirdiği hallerde Devletin ve kamu tüzelkişilerinin özel mülkiyete malikin rızası ol maksızın son verebilmesi anlamında kamulaştırma yapabilmesi istisnaî ve hukukî bir yol olarak kabul edil mektedir.
Özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların kamulaştırılması karşılığında rayiç bedelin ödenmesi, hukuk teorisinde mülkiyet kavramının genişlemesi olarak adlandırılan bir mal varlığı değerinin bir başka mal varlığı de ğeri ile yer değiştirmesi anlamında kabul edildiğinden mülkiyet hakkının Anayasa ile teminat altına alınmış olması kamulaştırma kavramına engel olmamaktadır.
Kamulaştırma özel mülkiyete Devletin bir müdahalesidir. Bu müdahalenin, kamulaştırma bedelinin kesinti siz, nakden ve peşin olarak ödenmesi Anayasal bir mecburiyet olarak kabul edilmiştir.
Kamulaştırma rayiç bedel üzerinden yapılacaktır.
Rayiç bedel yerine vergi beyanındaki değer üzerinden kamulaştırma yapılması fikri kabul edilemez.
Şartları ve müeyyidesi başka olan bir müesseseyi, kamulaştırma gibi özel mülkiyete son veren önemli bir müessese için miyar olarak kabul etmenin hukukî hiçbir temeli bulunmamaktadır.
İşleri kolaylaştırmak veya suiistimalleri önlemek kanunkoyucunun görevidir. Bu sebeple rayiç bedelin sap tanma usullerinin kanunla gösterileceği ayrıca hükme bağlanmıştır.
Maddenin IV fıkrası sınırlı hallerde taksitle ödemeyi öngörmüştür. Bu sınırlı hallerde taksitle ödemeye imkân verilmesi, kamulaştırmanın büyük çapta yapılması ile ilgilidir. Maliklerinin de bu ölçüde toplu elden çıkarmayı muhtemelen peşin ödeme koşulu ile yapamayacakları düşüncesine dayalı olarak taksitle ödeme ka bul edilmiştir.
Taksitle ödemenin sakıncalarım hafifletebilmek için taksit süresi beş yılla sınırlandırılmış ve peşin ödenme yen kısım için Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddinin ödeneceği esası getirilmiştir.
Tasarı/teklif madde 49
Devletleştirme özel teşebbüslerin devletleştirmesi ilkesi kabul edilmiş, teşebbüsün rayiç bedelinin nakden, peşin ve kesinti siz ödenmesi esası kabul edilmiştir.
Kamulaştırmada toprağı doğrudan işletene nasıl kamulaştırma bedeli peşin ödenir ilkesi kabul edilmişse, burada da işletmenin devletleştirilmesinde aynı ilke benimsenmiştir.
Teşebbüslerin en hayatî bölüm veya parçalarının devletleştirilmesi, bakiyenin devletleştirilmemesi suretiy le amaç dışı ve suiistimale elverişli yolun kapatılabilmesi için, kısmî devletleştirmenin, ancak teşebbüs sebebinin açık rızası ile yapılabileceği sonucuna varılmıştır.
Tasarı/teklif madde 50
Çalışma, sözleşme ve meslek seçme özgürlüğü Özgürlük temeline dayalı bir toplumda irade serbestliği çerçevesinde ferdin sözleşme yapma, meslek seçme ve çalışma özgürlüklerinin garanti olunması tabiîdir.
Ancak, bu özgürlükler, kamu yararı amacı ile ve kanunla sınırlandırılabilir.
Tasarı/teklif madde 51
Özel teşebbüs özgürlüğü Özel teşebbüs özgürlüğü Anayasa teminatı altında alınmıştır. Anayasa'nın 4 üncü maddesi Devlete kişinin temel hak ve özgürlüklerini sınırlayabilecek ekonomik engelleri kaldırma ve onun hem madde hem de manevî varlığını geliştirme ödevini yüklemiştir.
Özel teşebbüs özgürlüğü ekonomik huzur ve refahı bizzat sağlamak amacı ile bir ekonomik ve sosyal hak olarak düzenlenmiştir.
Özel teşebbüs özgürlüğü mahiyeti icabı hem gerçek kişilere tek tek ve toplu olarak hem de tüzelkişilere tanınmıştır.
Devlet, kamu yararı olan hallerde ve millî ekonominin gerekleri ve sosyal amaçlarla özel teşebbüs özgür lüğüne sınırlamalar getirebilir. Ancak bu sınırlamalar özel teşebbüsün faaliyetine ilişkin olabilir. Fakat özel teşebbüsü ortadan kaldıramaz. Özel teşebbüsler devletleştirilecekse bunun şartları 49 uncu madde de gösteril miştir.
Devletin özel teşebbüslerin güvenlik ve kararlılık içinde çalışması için gerekli tedbirleri almasında hem özel teşebbüs sahiplerinin hem de bu teşebbüsler aracılığı ile toplumun diğer fertlerinin ve sonuçta toplum refahı nın sağlanacağı düşünülmüştür.
Madde, hem özel teşebbüse anayasal bir güvence tanımış, hem de getirebilecek sınırları II fıkrasında gös termiştir.
Tasarı/teklif madde 52
Çalışma hakkı ve ödevi Çalışmak, eskiden olduğu gibi hak ve ödev olarak düzenlenmiştir. Çalışmanın hak ve ödev olması, sadece ulusal planda Devletin çalışmak isteyenlere iş temin etmek için ıgereken tedbirleri alacağını ve çalışanların da ancak çalışmak suretiyle gelir temin edeceklerini ifade etmekle kalmaz; ferdî planda da çalışmanın bir hak ve ödev olarak telakki edilmesini gerektirmektedir.
Çalışmak, başlı başına alhlalkî bir vazifedir, ferdin kendisine ve toplumunla karşı olan saygısının bir sonu cudur. Kişi, ancak çalışması ile, toplumun diğer fertlerine ve genelde topluma yük üllmaktan kurtulur.
Çalışmanın bir hak olduğu noktasından hareket edilerek, Devletin çalışma 'imkânlarının, başka deyişle iş alanlarının dengeli gelişmesi için gerekli tedbirleri ödevleri cümlesindeındıir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Malddenin II nci fıkrası, Devletin çalışma hayatında oynaması gerekli Hole işaret etmektedir. Devlet, işçi-işveren ilişkilerinin seyircisi değil dengeleyicisidir, devlet çalışma ıbarışıını koruyacak tedbirleri alacaktır. Bu Anayasal direktif, Devletin taraf tutması anlamında değildir. Devlet, çalışma barışının sürekli bozulması ne deniyle üretimin düşeceğinin, 'bunun ise son tahlilde ulusal hâsılaların azalmasına yol açacağının bilincinde olarak 'davranacak, çalışma barışını koruyacaktır.
Anayasa Devletin çalışıma 'barışımı sağlayacak ve üretimi artıracak başka tedbirler de öngörmüştür. 55 inci maddenin III üncü fıkrasın'da «işçilerin ve işverenlerin birden fazla sendikaya üye olmalarını» yasaklamış;
çabşma barışının siyasal nedenlerle 'bozulması imkânlarını 516 ncı maddenin 1 inci fıkrası ile kapatmaya çalışmış; sendikal faaliyette bulunma gerekçesiyle işyerlerin'de çalışmamayı 56 ncı maddenin III üncü fıkrası ile engellemeye çalışmış; aynı işyerinde ve aym dönem için hangi seviyede olursa olsun ıbirden fazla toplu iş sözleşmesi yapılması 57 nci maddenin IV üncü fıkrasım'da açıkça yasaklanmıştır, 58 inci maddenin ik fıkrasında ise grev ve lokavtlann anca'k toplu iş sözleşmesinin müeyyideleri olarak yapılialbileceği, fakat toplu iş sözleşmesi süresinin devamı süresince yapılamayacağı belirtilerelk, halk grevleri ve hak lokavtları ya saklanmıştır; siyasal amaçlı, dayanışma amaçla grev ve 'lokavtlar, genel grev ve lokavtlar,, işyeri işgalleri, direnişler ve verim düşürmeler yasaklanmış, nihayet grev sırasında çalışmak isteyenlere engel olunmaması gereği hükme ibağlaınmıştır Yüksek Hakem (Kurulunun ve Ekonomik ve Sosyal Konseyin kuruluşu ve bu iki müesseseye verilen gö revler çalışma barışını korumak ve üretimi yükseltmek amacına yöneliktir.
'62 nci maddede çalışmanın karşılığının çalışma sürelerine, iş verimine, iş değerine ve işin niteliğine uy gunluğun şart aranması, fiyat istikrarsızlıklarına karşı tedbir öngörülmesi, çalışanlar arasında aylık, ücret, ik ramiye ve sosyal haklar bakımından hakkaniyet ve denge şartı getirilmesi İde yine çalışma 'barışı ve üretim ar tışı tedbirleri olarak öngörülmüştür.
Tasarı/teklif madde 53
Çalışma şartları Bu madde çalışma şartlarının çalışanın yaşına, cinsiyetine ve gücüne uygun olmasını, 'küçükler ile ka dınların özel olarak himaye edi'lmestin'i anayasal güvence altına almaktadır.
Tasarı/teklif madde 54
Dinlenme hakkı Dinlenme, çalışanların hakkıdır. Bu heim çalışanın bedenen korunması için zorunlu hem de çalışanın dinlenme sonrası çalışmasının verimi için gereklidir.
Tatiller ve yıllık ücretli izin hakları bakımından kanun koyucunun düzenleme ^yapabilmesi imkânı II nci fıkrada öngörülmüştür.
Tasarı/teklif madde 55
Sendika kurma hakkı işçilerin ve işverenin sendikalar ve üst kuruluşlar kurma hakları karşılıklı olarak tanınmıştır.
Sendikalara üye olmak, üyelikten ayrılmak serbestisi ayrı bir fıkra halinde düzenlenmiştir. Sendika üye liğine zorlamak ve zorlama sonucunu doğuracak her türlü tedbiri önlemek kanun koyucunun görevidir.
III üncü fıkradaki üyeliğe, üye kalmaya ve üyelikten ayrılmaya zorlama yasağı da bir önceki ilkelerin te yidi niteliğindedir. Sendikaların üyeliğe girme, üyelikte kalma ve üyelikten ayrılma konusunda getirebilecekleri tedbirler yasaktır. Kanunlarda da üyeliğe giriş, üyelikte kalışı zorlayıcı veya bir müeyyideye bağlayıcı veya bir ceza şartına bağlayıcı hükümler sevkedilemez.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) II ve III üncü fıkralarda getirilen ve anayasal güvenceye bağlanan üyelik özgürlüğünün, sendika üyeleri aleyhine sonuç verebilecek ve çeşitli ihtilaflara konu olabilecek birden fazla sendikaya üye olma yasağı ge tirilmiştir. Birden fazla sendikaya üyeliğin doğuracağı sakıncaların önlenmesi için tedbir alınması zorunlu görülmüştür. Yetki uyuşmazlıklarının sebep olduğu anlamsız tartışmaların yerine işçilerin huzuru, işyerinin huzuru ve üretim meselesi geçmelidir. Bunun için de «tek sendika» ilkeleri getirilmelidir. Çünkü yetki mese lesini halletmek için uygulanmış olan üyelik fişlerinin sayımı (kanunî usul), referandum (içtihatla kabul edi len yol) ve irade beyanı tespiti (idarî usul) gibi yolların hiçbir sonuç vermemesi bu meselelerin kökten halli ni gerektirmiştir.
Sendikaların tüzüklerinin demokratik esaslara aykırı olmayacağı hükmü, her şeyden önce kanun koyucuya verilmiş bir direktif mahiyetindedir, ancak bu direktif 10 uncu madde gereğince yürütme ve yargı organla rını, idare makamlarını ve kişileri de bağlar.
Sendikaların yönetim ve işleyişleri de demokratik esaslara uygun olacak, gerekli yasal ve idarî tedbirler le bu uygunluk sağlanacaktır.
Sendika tüzüklerinin, sendikaların işleyiş ve yönetimlerinin demokratik esaslara uygun olması, üyelerin ser best iradeleriyle yöneticilerini seçmelerine imkân verilmesidir.
Sendika üyeleri üzerinde yöneticilerin baskısı sözkonusu olmayacaktır. Yönetici hegemonyası hiçbir şekil de müsamaha ile karşılanmayacaktır.
Bu direktifte de 10 uncu maddedeki tüm organ ve kişilerce uygulanacaktır.
Tasarı/teklif madde 56
Sendikal faaliyet Sendikal faaliyet, Anayasa'da, meslekî menfaatleri ikoramak ve geliştirmek üzere düzenlenmiş ve serbest liği korumuştur.
Başka herhangi bir özgürlük gibi, sendikal özgürlük de Anayasanın 12 nci maddesindeki sınırlamalara ay kırı olarak kullanılamaz ve kötüye kullanılması halinde 13 üncü maddenin müeyyidesi ile karşılaşır.
Her türlü özgürlük, bu arada sendikal özgürlük, önce Anayasal nizamın varlığında mevcut olabilir. Ana yasaya rağmen, Devlete rağmen özgürlük olamayacağı için 56 ncı maddenin I inci frlkrası bu hususu hüikme bağlamaktadır.
Sendikaların siyasî amaç gütmeleri, siyasî faaliyette bulunmaları, siyasî partilere destek sağlamaları ve onlardan destek görmeleri yasa'Manmıştır. Anayasa, sendika üyelerinin siyasî bir hareket içinde birleşip toplum içinde kopukluğa sebep olmaları yolunu kapatmayı amaçlamaktadır. Aksine düşünceler esnafların, memurların ve başka grupların da başlı başına siyasî birleşmelerine yol açabilir.
Sendikaların derneklerle, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile ve vakıflarla siyasî amaçlı or tak harekelti de uygun görülmemiştir.
Sendikaların idarî ve malî denetimi ve gelir - giderleri kanunla düzenlenecektir. Devlet, sendikaları diğer tüzelkişiler gibi, idarî ve malî bakımdan denetlemelidir. Bu denetimin amacı, sendikaların faaliyetinin sınınanması anlamında değil kaynaklarının israfının örlenmesı ve özellikle amaç dışı alanlara kullanılmasını engellemek, faaliyetin amaç sınırlarının dışına taşmamasını sağlamaktır.
Üyelerinin aidatlarını sendikalarına doğrudan ödemeleri, temelimde sendikacılığın üyelerine dayanması il kesini bulur. Üyelerin sendikalarını tanıyalbilmeleri, sendikaların da üyelerine hizmeti öne aJlabilmeleri, aidatın doğrudan sendikaya ödenmesini gerekli kılar. Sendika içi demokrasi, sendikalılık bilinci, sendika enflasyonunun önlenmesinde üyenin sendikasına olan aidat borcunu bizzat ödemesi ile mümkündür.
Anayasa 62 nci maddede ücreti «fiilen çalışmaya:» bağlamıştır. İşyerinde çalışmayan, üretmeyen, üretime ka tılmayan bir kişi ücret alamaz. Şu halde sendikacıların işyerinde çalışmamasını mümkün kılacak düzenleme lere III üncü fıkra engeldir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: ı66'ya 1 inci Ek) Sendikalar, tüzüklerinde grev ve lokavt fonlarının oranını göstereceklerdir. Bu fonlar millî bankalarda muhafaza edilecektir. Böylece özellikle işçi sendikaları, grev ve lokavt halinde, işçilerine bu fondan yardım yapacaklardır.
Grev veya lokavt sırasında işçilerin sendikalarının yardımından yoksun kalmalarını önlemek, ancak bu şekilde mümkün olabilecektir.
Kanun koyucu bu direktif dahilinde fonlardan işçilerin veya işverenlerin nasıl para çökeceklerini düzen leyecektir.
Tasarı/teklif madde 57
Toplu iş sözleşmesi hakkı Toplu iş sözleşmesi hakkı işçilere ve işverenlere tanınırken, getirilen yenilik, aynı işyerinde ve aynı dönem için birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılması ve uygulanmasının yasaklanmasıdır.
Hangi seviyede olursa olsun, bir işyerinde bir toplu iş sözleşmesi yapılır veya uygulanmakta bulunursa, artık o işyeri için toplu ısözfleşme yapılması, yetki alınması veya bir başka toplu iş sözleşmesinin her ne sebeple olur sa olsun uygulanması imkânsız kılınmıştır.
Bu kural, bir işyerinde normatif hükümler ihtiva eden bir düzenlemenin tek olmasından hareket et mektedir.
Bu kural iş barışının sağlanmasına ve bu yoldan üretimin artırılmasına yöneliktir.
Tasarı/teklif madde 58
Grev ve lokavt hakları Grev ve lokavt haklan tanınmıştır.
Lokavt'm anayasal hak olarak tanınması bir denge fikrinin sonucudur. Lokavtın yasaklanması yolunda belirlenen düşüncelerin uygulanması halinde, işverenlerin elinden tek mücadele ve mukabele oranının alın ması sonucu doğardı. Varlığı tartışılan lokavt hakkının anayasal güvenceye kavuşturulması bu nedenle gerekmiştir. Sosyal alanda işçi ve işveren mücadele ederlerken eşit araçlar kullanırlarsa, ancak o zaman, bu mücadele topluma zarar verici olmaktan çıkar. Aksi halde grevsiz lokavt ile lokavtsız grev ayrı sonuç ları verir.
Grev ve lokavt hakları sadece toplu sözleşme yapılırken uyuşmazlık çıkması halinde tanınmış; başka deyişle, hak grevi yolu tıkanmıştır. Mahkemelere saygı ve çalışma barışı ilkeleri hak grevimin yasaklanma sına âmil olmuştur. Bir toplu iş sözleşmesi döneminde mutlak iş barışı esası kabul edilmiştir.
Bu hakların her ikisi de iyi niyet kurallarına aykırı olarak, toplum zararına ve millî serveti tahrip et mek şeklinde kullanılamaz. Kanun koyucu bu çerçevede yasal düzenlemeler yapabilecektir.
Grev sırasında gerek sendikaların kararı ile, teşviki ile gerek grevci olmayanlar; gerek grevci işçiler (ta rafından verilen zararlardan grevi yürüten sendika sorumludur. İşyerine verilen zararın, grev sonunda o iş yerinde çalışan işçilere yansıyacağı açıktır.
Kanunla grevlin ertelenebileceği ve yararlanabilecerafından çözümlenecektir.
Grev ve lokavtın yasaklandığı ve ertelendiği durumlar ile, bu anayasal kuruluşun özel maddesinde öngö rülen hallerde uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulu tarafından çözümlenecektir.
Siyasal grevler ve lokavtlar ile, dayanışma amaçlı grev ve lokavtlar, genel grev ve lokavtlar, işyeri işgal leri, direnişler ve verim düşürmeler anayasada hukuka aykırı olarak nitelendirilmişlerdir.
Bunlar eskiden de yasak ve hukuka aykırı idiler. Bu açıklıkta Anayasa'da yer alması, herkes için an laşılır bir düzenleme ihtiyacının duyulmasıdır.
Greve katılmayanların işyerine giriş ve çıkışlarının engellenmesiniın yasaklanması, sendika -işçi - işveren ilişkisimlin bozulmama amacı ile metne alınmış bir tedbirdir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 59
Küçük işyerinde grev ve lokavt yasağı En çok on işçi çalıştıran küçük işyerlerinde toplu iş sözleşmesi grev ve lokavt yapılamayacağı hükmü, pratik bir noktadan hareket etmekte, küçük işyerlerindeki işçilerin tümünün himaye edilmesini amaçlamakta dır.
Sayıları pek çok olan on işçi çalıştıran işyerlerinde toplu sözleşme yapılması esasen nadir rastlanan bir ihtimaldir.
Grev ve lokavt uygulaması ise, çalışanlar bakımından büyük sakıncalara beraberinde getirmektedir.
Sendika enflasyonunu da önleyici nitelikte olan bu tedbir, bu işyerlerinde çalışanlara global bir himayeyi de temin etmektedir.
Bakanlar Kurulu, iş kollarında akdedilen toplu iş sözleşmelerinim hükümlerinden, küçük işyerlerinde nitelikleni uygun olanlara da tatbik eder. Bu himaye herhalde çok yaygın bir işçi topluluğunu kapsayacaktır.
Tasarı/teklif madde 60
Piyasaların denetimi Bu madde Devlete üç görev yüklemektedir.
Birincisi, özel teşebbüsün rekabet koşulları içinde yararlı yönde gelişmesine yardımcı olacaktır. Reka bet koşullarımı sağlamanın tabiî sonucu ise, buna bağlı olan diğer iki görevdir.
ikincisi, Devletin piyasada fiilî ve anlaşma sonucu tekelleri önlemesidir. Bu görev hem özel hem de kamu kesimi için öngörülmektedir. Tekeller ve tekel benzeri gruplaşmaları, hem tüketim hem de hizmetten sektörüde önlemek, konzernler hâkimiyetini dağıtmak sağlıklı bir toplum, sağlıklı bir demokrasi için vazgeçil mez şartlardır. Tekelciliğin her türlüsünün zararından fertleri ve toplumu korumak, ıtoplumun huzur ve refahı ile de ilgilidir.
Üçüncüsü, Tekel teşkil etmemekle beraber, itekel oluşturamayan üretim ve hizmet kuruluşlarının fiyat anlaşmaları, üretim hataları, coğrafî bölge paylaşma ve benzeri suretlerde gerçekleştirecekleri karterier de yasaklanmıştır.
Piyasaların bu şekilde ıdenetlenmesıindeki zorunluk, bu denetlemenin Anayasal bir direktif olarak düzen lenmesini zorunlu kılmaktadır.
Rekabetin ortadan kalktığı, tekellerin ve kartellerin fiyatları oluşturduğu ve etkilediği üretim - fiyat çiz gisinin dışına da taşırabildiği bir toplum olmanın sakıncaları önlenmek istenmiştir.
Tasarı/teklif madde 61
Tüketicilerin korunması Tüketicilerin korunması, tüketim toplumu olsun veya henüz bu aşamaya gelmemiş olsun serbest piyasa ekonomisi uygulanan toplumlarda zorunluluktur.
Tüketicinin korunması, herşeyden önce, tüketicilerde «tüketici bilincinim» oluşturulması ile mümkündür.
Tüketicinin fiyat ve kalite açısından korunması, serbest rekabet şartlarının sağlanması, tekel ve kartellerim önlenmesi ile güvenceye alınabilir.
Devlet, tüketicileri koruyucu başka tedbirler de alabilir. Bu tedbirler arasında tüketicilerin aydınlatıl ması için devlet yayım araçlarımda zaman ayırma, tüketiciyi koruyucu yayımlar teşvik etme sayılabilir.
Tasarı/teklif madde 62
Ücret, aylık ve sosyal yardımlar Bu madde, bütün çalışanlara çalışmalarınım karşılığı olarak ödenecek olan ücret, aylık, ikramiyeler ve sosyal yardımların beli esasa dayandırılmasını öngörmektedir.
Bu esaslardan liM, ücret, aylık, ikramiye ve sosyal yardımlar ancak «fiilen çalışma» karşılığı olarak öde necektir, bunun için de iş süreleri, işin verimi, değeri ve niteliği dikkate alınacaktır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) İkinci esas, kamu kesiminde çalışanlar lile özel keşlimde çalışanlar arasında İster işçi ister memur olsun lar ücret, aylık, ikramiye ve sosyal yardımlar bakımından hakkaniyet ve denge sağlamasıdır.
Amaçlanan fiilen çalışılmadan çalışmada geçmeyen süreler için ödeme yapılmamasıdır. Bunu sağlayacak sistemıiın usul tesis edileceği kanunda gösterilecektir.
Madde asgarî ücretin tespiti için de üç ayrı kriter getirmektedir. Asgarî ücret ülkenin ekonomik gücü ne göre, iş bulanıların ve bölgelerin sosyal ve ekonomik özelliklerine göre tespit edilecektir. Bütün ülke için ve bütün işkolları için asgarî ücret tespiti, önlenmez haksızlıklara sebep olur. Asgarî ücretin her bir işkolu nun ve her bir ilin kaldırabileceği miktar esas alınarak tespit edilmesi genelde işçilerin aleyhine işleyecek bir çözümdür. Bunun tersi de düşünülebilir, en müreffeh bölgeye ve en çok ödeme kabiliyeti olan işkoluna göre tespit edilebilecek asgarî ücretin, diğer bölgelere de uygulanabileceği' söylenebilirse de, bu gerçekleşemez.
Tasarı/teklif madde 63
Sağlık hizmetleri Vatandaşın korunmuş çevre şartlarında beden ve ruh sağlığı içinde yaşamım sürdürmesini sağlamak Devletin ödevidir.
Devlet sağlık ve sosyal yardım kurumlan kuracaktır, özel kesimin bu tür kurumlar kurmasını destekleye cektir.
Devlet, uygulamaları denetleyerek bu kurumların anaamaca uygun çalışmalarını sağlamalıdır.
Maddenin getirdiği yenilik «genel sağlık sigortası» dır. Bu sigortanın kuruluş ve işleyişi ile ilgili Anayasa da belirtilen ilke şudur : Vatandaşlar katılma payı ödeyecekler, yoksul ve dar gelirli vatandaşlara ise Devlet yardımı temin edilecektir.
Tasarı/teklif madde 64
Çevrenin korunması Endüstri toplumunun son yıllarda ortaya çıkan sorunlarından çok önemlisi çevre sorunlarıdır, insanlık, tabiatın kendisine sağladığı ortam şartlarının korunması gereğine inandıktan sonra, gerekli tedbirleri almanın yollarını aramıştır.
Mevzuatta yer alan klasik çevre koruma hükümlerinin yetersizliği anlaşıldıkça yeni çareler ve düzenle meler bulunmuştur.
Çevre korunmasının Anayasada yer alması kanun koyucu için yol göstericidir.
Tasarı/teklif madde 65
Konut hakkı Vatandaşlar için konutun arz ettiği önem dikkate alınarak, Devletin konut yapımını destekleyici, planlayıcı rolüne işaret edilmektedir.
Konut sorununun çözümünde eğitimin de etkisi vardır.
Konutların yapımında modern şehirleşme ve çevre şartları gözetilmelidir.
Madde, bu ifadesi ile. kötü şehirleşmenin önlenmesinin gereğine de işaret etmektedir. Bina, planlaması, şehir planlamasının bir parçasıdır. Şehirlerin ve yapıların tabiatın içinde bir yara gibi yer almaması için ge nel bir çevre içinde düşünülmeleri de maddede Devlete ödev olarak gösterilmiştir.
Tasarı/teklif madde 66
Sosyal güvenlik hakkı Sosyal güvenlik hakkı, çalışanların yarını, güvencesidir. Devlet, esasen gerekli teşkilatı kurmuştur. Madde de kurulması öngörülen teşkilatın modernleştirilmesini, rasyonel çalışmasım sağlamak Devlet tarafından gerçekleştirilecektir.
Sosyal güvenlik haklarının geliştirilmesi şüphesiz ekonomik gelişme çerçevesi içinde, ekonomik istikrar içinde gerçekleşebilir. Devlet, bu gereğe de riayet etmelidir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) _ 36 —
Tasarı/teklif madde 67
Sakatların korunma hakkı Devlet, sakatların çalıştırılmasını sağlamak, bazı vergi muafiyetleri getirmek, sakatların rehabilitasyonu için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
Tasarı/teklif madde 68
Yaşlıların korunma hakkı Üçüncü çağ denilen yaşta bulunanlar için, Devletin bir takım haklar tanıması, kolaylıklar getirmesi, ko runmaları, huzurevlerinde rahatlarını temin etmesi, sosyal güvenliğin bir parçasıdır.
Ülkemizde bir kısmı esasen gerçekleşmiş bulunan tedbirlerden, zamanla diğerlerinin de gerçekleştirilmesi Devlete bir istikamet olarak gösterilmiştir.
Tasarı/teklif madde 69
Yabancı ülkelerde yaşayan Türk vatandaşları Yabancı ülkelere çalışmak üzere giden ve orada yaşayan Türklerin sayısı iki milyonu bulmuştur. Bu sayı azımsanmayacak nitelikte olup, küçümsenmeyecek bir topluluğun varlığına işaret etmektedir.
Yabancı ülkelerde çalışan ve yaşayan Türklerin anavatan Türkiye ile olan ilişkilerini sürdürmekte müstes na bir gayret gösterdikleri bilinmektedir. Bu Türklerin ülkeleriyle olan bağlarını sürdürmekte ihtiyaçları olan kültür ve eğitim hizmetlerine Devlet katkısı zorunludur.
Devlet, yabancı ülkelerdeki Türklerin aile birliğini sağlamak, parçalanmış ailelerin sorunlarının çözümüne yardımcı olmakla ödevlendirilmiştir.
Yabancı ülkelerde yaşayan Türklerin sosyal güvenlikleri andlaşmalarla temin edilmektedir. Ancak bu alanda da yapılacak işler vardır ve madde Devlete bu konuda yön göstermektedir.
Gençler, Türk toplumunda önemli bir yer işgal etmişlerdir ve etmeye devam etmektedirler.
Gençlerin yetişmeleri ve gelişmeleri için gerekli eğitimi sağlamak ödevi 42 nci maddede düzenlenmiştir.
Bu maddenin 1 inci fıkrasında bu eğitimin ve yetiştirmenin istikametini tespit etmiştir.
Gençlerin eğitim dışı tehlikeler olan alkolizme, keyif verici zehirlere, suçluluğa, kumara ve cehalete kar şı korunmaları da Devlete yüklenmiştir.
Tasarı/teklif madde 71
Sporun geliştirilmesi Sağlık hizmetlerinin bir parçası, beden sağlığının spor yaptırarak korunmasıdır. Sporun kitlelere yayılması bu amacın teminine yarayacak araçlardan en etkinidir.
Sporun geliştirilmesi, sadece fiilen spor yapanlara değil, seyircileri için de eğitici ve sağlık kurallarına uygun bir ortamda yaşamaya sevkedici etkileri sebebiyle Devletçe ele alınması için bir başka sebeptir.
Tasarı/teklif madde 72
Tarih ve kültür varlıklarının korunması Devlet, tarih ve kültür varlıklarının korunmasını temin etmelidir. Devlet, bu varlıkların toplanmasını, bu lunmasını, restorasyonunu, müzelerde teşhirini sağlamalı; tahriplerini, yurt dışına kaçırılmalarını önlemeli;
yurt dışına taşınmış olanların yurda iadesini mümkün kılacak girişimlerde bulunmalıdır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Kanun koyucu, tarih ve kültür varlıklarını koruyucu tedbirleri ihtiva eden mevzuatı geliştirmelidir.
Kanun koyucu, tarih ve kültür varlıklarını koruyucu yapılması yerine, bu yapıların sahiplerinde bırakılarak, onlara yardım yapılması da tedbir olarak düzenlenebilir.
Tarih ve kültür varlıklarının korunmasında eğitimin rolü olduğuna göre Devlet buna da özen göstermeli, önlem almalıdır.
Tasarı/teklif madde 73
Sanatın ve sanatçının korunması Devletin sanat faaliyetlerini himaye etmesi, sanat eserlerini koruması, değerlendirmeye çalışması, destek lemesi; sanatçıları koruması Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Türk Devlet hayatının geleneklerine dahil olmuştur.
Anayasada yukarıda belirlenen konularda Devlete ödev yüklenmesi, özellikle bu geleneğin teyidi mahiye tindedir.
Sanatçılara ve sanata verilen önemin geliştirilmesi ise bu maddenin anahedefidir. «Devlet sanatçıyı korur» ifadesi Türk Devletinin gelecek yıllardaki bu alandaki ödevlerinden en önemlisine işaret etmek üzere madde ye alınmıştır.
Tasarı/teklif madde 74
Sosyal ve ekonomik hakların sınırı Anayasada yer alan sosyal ve ekonorriik hakların Devlet tarafından gerçekleştirilmesi ancak malî kay nakların yeterliği ölçüşümde mümkündür.
Malî kaynakların yeterliği Devletin kaynaklarını zorlamadan tabiî bir sınır teşkil eden 'Bu kaynakların zorlanması halinde ekonomik istikrarın bozulması mukadderdir. Ekonomik istikrarın bo zulması ise, her şeyden önce Devletin ekonomik ve sosyal ödevlerinin aksaması sonucunu doğurur.
Bundan ise, her şeyden önce bu haklardan yararlanacak dlan şahıslar zarar görür.
Madde, hiç (kimseye Devletten sosyal ve ekonomik 'hakları gerçekleştirmesini isteme hakkı vermediğini, bu hakların devlete yüklenen ödevlerden ibaret olduğunu belirlemektedir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM SİYASÎ HAKLAR VE ÖDEVLER
Tasarı/teklif madde 75
Türk vatandaşlığı Vatandaşlık önemli bir bağdır.; Bu bağın önemini ve niteliğini belirtme bakımından maddenin başlığı olan 1961 Anayasasındaki 54 üncü maddenin vatandaşlık başlığı «Türk vatandaşlığı» haline getirilmiştir.
Bu suretle vatandaşlık bağı ile Devlete bağlı olan herkes deyiminden Türk vatandaşlık bağı ile Devlete bağlı olan herkes Türk vatandaşıdır denmek istenmiştir.; Bu şekilde vatandaşlık bağının Türklüğü kazandır mada daha kuvvetHi bir bağ olduğu vurgulanmak işlenmiştir.
1961 Anayasasının kabul ettiği kan esasına göre Türk ana veya babanın çocuğunun Türk olduğu pren sibi korunmuştur. Türk ananın Türk babadan olan çocukları ile evlilik dışında herhalde -doğan çocukları Türktür< Yabancı babadan ve Türk anadan evlilik içinde doğan çocuğun vatandaşlığı kanuna bırakılmıştır.
iBu esaslar gözönünde bulundurularak Türk vatandaşlığını kazanma ve kaybetme şartları kanuna bırakıl mıştır, Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Türk vatandaşlarının vatandaşlıktan çıkarılması 1961 Anayasasında vatana bağlılıkla bağdaşmayan eylem kararını ölçüsüne bağlanmıştır. Bu ölçü yetersiz ve açık görülmemiştir. Daha açık ve tutarlı olmak için Dev lete ve vatana deyimi tercih edilmiştir. Çünkü vatandaşlık kişi ile Devleit arasındaki bağdır. Vatandaşlık görevlerini Devlet tespit eder. Bunlarla bağdaşmayan eylemler Devlete bağlılıkla bağdaşmayan eylem ola rak daha tutarlı bir açıklamadır.
Vatandaşlıktan çıkarma 'ile -ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolunun kapatılmayacağı 1961 Anaya sasındaki gibi aynen korunmuşitur.
Tasarı/teklif madde 76
Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakları 1961 Cumhuriyet Anayasasının 55 inci maddesinin karşılığı olarak düzenlenmiş olan bu maddenin başlığı seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma olarak düşünülmüştür.
1961 Anayasasının siyasî haklarla ilgili maddelerinde vatandaşın asıl hakkı olan siyasî faaliyette bulun ma ancak seçme, seçilme siyasî partiye girme ve çıkma ve bu bölümde sayılıp düzenlenen maddelerde gös terilenler olarak görülmekte idi.
Halbuki vatandaşların asıl siyasî hakkı tek başına veya bir siyasî partide siyasî faaliyette bulunmadır.
1961'in düzenleme tarzı vatandaş sanki tek başına siyasî faaliyette bulunma hakkına sahip değilmiş inti baını uyandırmakta idi Bu nedenle siyasî partilerde siyasî faaliyete katılanlarla tek başına siyasî faaliyette w bulunanlar arasında tek başına olanlar aleyhine farklar yaratılmakta idi^ 76 ncı madde seçme ve seçilme yanında vatandaşın tek başına veya bir siyasî partide siyasî faaliyette bulunma da yer almıştır.
Seçme ve seçilme ile ilgili olarak 55 (inci maddede yer alan bütün prensipler aynen muhafaza edilmiş tir,;
Seçme ve seçilme alanında getirilen yenilik seçimlerle ilgili daha önce 78 inci maddedeki yargı güven cesi burada genel bir ilke olarak kabul edilmiştir.
716 ncı maddenin 2 ncd fıkrası bu nedenle «Seçimler, senbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım vö döküm esaslarına göre yargı yönetim ve denetimi altında olur.» şeklinde düzenlenmiştir. Bu suretle de mokrasinin kaynağı olan egemenliğin seçim yolu ile yansımasında bütün seçimler yargı yönetim ve dene timi altına alınmıştır.
Tasarı/teklif madde 77
Parti kurma ve partilere girme hakkı 1961 Anayasasının 56 ncı (maddede düzenlenen siyasî partilerin kurulması ve siyasî partilere girip çık ma serbestisi bu maddede aynen muhafaza edilmiştir.
Siyasî partilerin demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsuru olduğu yeniden vurgulanmış ancak is ter muhalefette ister iktidarda olsunlar deyimine ihtiyaç duyulmamıştır. Demokraside partiler demokrasi ku ralları içinde muhalefet ve iktidar partisi rolünü oynarlar.
Siyasî partilerin kuruluşunda tüzük ve programlarının uyacağı esasları Anayasada belirtmek uygun gö rülmüştür., Kuruluşta siyasî partilerin tüzüklerinin ve programlarının uyacağı esaslar 77 nci madde 4 üncü fıkrasında gösterilmiştir.
77 nci madde son fıkrası Türkiye'de kurulması yasak olan siyasî partileri bdirtmiştiıry 1961 Anayasasında, Anayasanın sağa ve sola ve ne oranda açık olduğu ilk yıllardan 'beri tartışma ko nusu olmuştur. Bu nedenle bu gibi tartışmalara son vermek için, Türkiye'de bundan /böyle sınıf ve zümre esasını, komünizmî, faşizmi, teokrasiyi, ve herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyâ esas alan siyasî partinin kurulamayacağını kabul etmiştir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Türkiye'de demokrasinin 'bu sistemleri amaçlamadığı ve Türk Milletinin bu düşünceleri savunan sistem lere ihtiyacı olmadığı; Atatürk ilkeleri ışığında bir demokrasinin 'bu düşünceleri reddettiği sonucuna varıl mıştır. Türk Milletinin bu düşüncelere dayanan sistemlerden uzak olan bir demokrasi ile daha rahat ve Ihuzur içinde kendi birlik ve 'beraberliğini koruyacağını ve bağımsız kalacağı ve kalkınmasını yapabileceği sonucuna varılmıştır,
Tasarı/teklif madde 78
Partilerin uyacakları esaslar 'Bu tmadde de siyasî partilerin kurulduktan sonra, ister muhalefette ister iktidarda ofeunlar siyasî faaliyette bulunurlarken uyacakları esasları tespit etmektedir.
19ı61 Cumhuriyet Anayasasının 57 nci maddesi bu hususta hükümler koymuşisa da bu yeterli olmamıştır.
Siyasî partiler her durum ve vaziyette bütün faaliyetlerinde tüzü'k ve programlarına ve Anayasanın 13 üncü maddesinin dışına çıkamazlar.
1961 - 19)80 dönemindeki uygulamada siyasî partilerin faaliyetlerinde kendilerine destekçi dernekler, sen dikalar, va'kılflar, meslekî kuruluşlar, kooperatifler ve çeşitli kuruluş ve birlikler bularak bunları kendi politi kalarına alet ettikleri veya onların etkisi altında kaldıkları görülmüştür.
Bunları önlemek için siyasî partilerin kenidıi politikalarını yürütmek ve güçlendirmek amacıyla dernek, sen dika, vakıf, kooperatif ve diğer kuruluşlarla maddî ve manevî yönlerden güçbirliği yapmamaları esası kalbul edilmiştir. ' Siyasî partilerin, parti içi 'demokrasiye uyacaklarını belirten bir hükme yer vermek de gerekli görülmüştür.
Siyasî partilerin bütün bu yönleri 'ile faaliyetlerinin Anayasa, kanunlar ve kendi tüzük ve programlarına uyup uymadığını devamlı denetleme ve 'bunlar hakkında Anayasa ve kanunlara uymadığı takdirde dava açma ve hatta kapatma talep etme yetki ve görevi Cumhuriyet Başsavcılığına verilmiştir.
Siyasî partilerin malî denetimi ve faaliyetlerinin Anayasa, kanunlar, içtüzük ve programlarına uymadığı za man Cumhuriyet Başsavcısı taraifınidan açılacak siyasî partileri kapatma davasına Anayasa Mahkemesinin göreylendirıiitonesi yine korunmuştur.
Geçmiş uygulmalardan ortaya çıkan sonuç şunu göstermektedir ki kapatılan siyasî partilerin yöneticileri ve kurucuları partilerin kapatılmasına rağmen kendileri siyasî faaliyete devam etmişler; kurulmuş partilere girerek eskisinden daha güçlü 'bir şekilde Lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı siyasî parti faaliyetlerM sürdürmüşlerdir.
Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan siyasî partilerin kapatma kararında sorumlu görülen kurucu veya genel merkez yöneticilerinin başka Mm ve programlarla da olsa siyasî parti kuramayacakları ve kurulmuş partilerde yönetim ve denetim görevi alamayacakları mahkemece kararlaştırılır.
Tasarı/teklif madde 79
Hizmete girme Kamu hi'zmeitlerdne girme vatandaşların en tabiî hakkıdır. 1961 -1980 arası, siyasî partilerin, uygulamada pek titizlik göstermedikleri bir maddedir. Prensip olarak, kamu hizmetlerine girme haikkı 1961 Anayasasında olduğu gibi aynen muhafaza edilmiştir. Ancak Kamu hizmetine alınaca'k memur ve Ikamu görevlileri ile ilgili düzenle mede bu hakkın kötüye kuManılmasını önleyecek hükümlen getirilmiştir.
Tasarı/teklif madde 80
Mal bildirimi Kamu hizmetine girenlerin mal bildirimi aynen muhafaza edilmiştir. Ayrıca ıbu maddeye bir yenilik geti rilmiştir. Kamu hizmetlilerinin girişten sonra görev sırasında da mal bildiriminde bulunmaları uygun olacağı düşünülerek, bu bildirimin tekrarlanması Anayasada yer almış bunun tekrarlanma süreleri kanuna bırakılmıştır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 81
Vatan hizmeti Madde vatan 'hizmeti kenar başlığı ile 19611 Anayasasının 60 inci maddesinde belirtilen ilkedir, aynen alınmış tır.,
Tasarı/teklif madde 82
l Dilekçe hakkı Vatandaşın en tabiî hakkı olan Dilekçe Halkkı 19611 Anayasasındaki şekli ile aynen alınmıştır. Getirilen yenilik, ıbu ıhakkın kapsamının kullanma biçimindn ve istisnalarının kanunla, düzenleneceği şeklindeki ilave dir..
v ÜÇÜNCÜ KISIM CUMHURİYETİN TEMEL ORGANLARI BlRÎNCt BÖLÜM Yasama Organı
Tasarı/teklif madde 83
Türkiye Büyük Millet Meclisi 1961 Anayasasında TBM'M. Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu olmak üzere ilki meclisli bir yasa ma organı olarak kurulmuştu.
1961 - 1980 arası uygulama bu düzenlemenin büyülk bir yarar getirmediğini ortaya koymuştur. Hernekadar klasik parlamenter sistemde iki meclisli yasama organı var isede çağdaş parlamentolarda bu anlayış eskimiştir.
1961 Anayasasınldaki düzenleme Cumhuriyet Senatosu, ne hükümetin kuruluşunda ve düşürülmesinde, ne de diğer yasama görev ve yetkilerin kullanılmasında önemli bir nol oynamamakta idi. Ayrıca Kanunların yapılışında zaman kaybına da neden olmakta idi, Kuruluş bakımından da millet iradesine dayanmadan Cumhuriyet Senatosu üyeliğinin kazanılmasına yer veren bir meclisti.
Yirmi yılık uygulamada Cumhuriyet Senatosunun siyasî uyuşmazlıkların çözümünde de önemli bir rolü olmadığı görülmüştür.
Ayrıca iki meclisli yasama organı olarak tarihî ve federal yapıdan kaynaklanmaktadır.
Cumhuriyetin kuruluşunda da 2 nei Meclise bütün bu nedenlerle ihtiyaç duyulmamıştı.
Bütün bu haklı nedenler yasama organının tek meclisli bir yasama organı olarak düzenlenmesini gerek tirmiştir.
TBMM.'nin milletçe genel oyla seçilen dörtyüz milletvekilinden kurulması uygun görülmüştür.
Tasarı/teklif madde 84
Milletvekili seçilme yeterliği 1961 Anayasasının 68 inci ma'ddesinde düzenlenen Milletvekili seçilme yeterliliğinin, TBMM.'nin kuru luşundan hemen sonra gelmesi uygun görülmüştür.
Milletvekili seçilebilmek için 1961 Anayasasınldaki seçilme yaşı olan 30 yaş uygun görülmüştür.
Seçilebilmek için bu günün Türkiye'sinde sadece okuma yazma bilmenin yeterli olması şartı değiştiril miş bunun yerine en az selkiz yıllık öğrenim görme şartı getirilmiştir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) 1961 Anayasasında seçilmeyi önleyen sebeplerin birçoğu korunmuştur. Ancak bu alanda bazı değişik liklerin yapılması uygun görülmüştür.
Bu değişiklikler :
1. 5 yıl hapis cezasına çarptırılanlar hapis cezasının 6 aya indirilmesi. Ağır hapis cezasına hüküm gi yenlerin de 6 ay ağır hapisden başlamaları uygun görülmüştür.
2. Kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından hüküm giyenler de seçilme yeterliliğini kaybedenler arasına dahil editaıişllerdiir.
3. Ayrıca bu Anayasanın 13 üncü maddesi hükmü uyarınca temel hak ve özgürlüklerinden birini kay betmiş bulunanların da milletvekili seçilmemeleri uygun görülmüştür.
Hükümlü olmaları nedeniyle milletvekili seçilime yeteneğini kaybedenlerin affa uğramış olsalar da bir daha milletvekili seçilme haklarını kazanmaları önlenmiştir.
Kamu hizmetlerinde görev alanların Milletvekili seçilme şartlarının düzenlenmesinin kanuna bırakıl ması uygun görülmüştür. Ancak Hâkimler, Subaylar, Askerî memur ve astsubaylar ile kolluk görevlilerinin mesleklerinden çekilmedikçe aday olmaları uygun görülmemiştir. Zira 1961 - 1980 arası uygulamalarda bu nitelikteki kamu hizmetlilerinin önemli görevler gördükleri bu nedenle bir siyasî partiden veya serbestçe aday olmaları mesleklerinden çekilmelerine bağlanması uygun görülmüştür.
Tasarı/teklif madde 85
Görev ve yetkileri 1961 Anayasasının 64 üncü maddesinin karşılığı olarak düzenlenen bu madde Türkiye Büyük Millet Mec lisinin görev ve yetkilerine genel olarak şu yenilikleri getirmiştir.
1. Anayasanın diğer bazı maddelerinde önemli görevler arasında yer alan konulardan bir kısmı bu mad deye dahil edilmiştir. Bunlardan :
a) Savaş ilanına karar vermek,
b) Milletlerarası antlaşmaları onaylamak,
c) Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanma ve görevleri yerine getirme, şeklindeki hükümlerin genel nitelikteki görevleri düzenleyen bu maddeye alınması uygun görülmüştür. Zira bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasada gerek bu maddede gerek diğer maddelerinde düzenlenmiş olan bütün görev ve yetkilerini kapsayacak şekilde düşünülmüştür.
2. Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde ka rarname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesin hesap kanunu tasarılarını görüşmek ve kabul etmek ve para basılmasına karar vermek gibi görevler olduğu gibi muhafaza edilmiştir. Ancak kanun hükmünde kararname ile ilgili düzenlemenin bu maddede sadece zikredilmesi ile yetinilmiş ayrı bir maddede bunun nasıl kullanıla cağının açıklanması uygun görülmüştür.
3. 1961 Anayasasının 64 üncü maddesinde ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermekle ilgili yetki Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri arasından çıkarılmıştır.
4. Yine 1961 Anayasasının 64 üncü maddesinde yer alan genel ve özel af ilanına karar vermeye dair yetkinin aynen muhafazasına, ancak Anayasanın 13 üncü maddesindeki fiillerden dolayı hüküm giyenlerin af yetkisi dışında bırakılması uygun görülmüştür.
5. Kanun kuvvetinde kararname gibi antlaşmaların onaylanması ve savaş ilamna karar verme ile ilgili yetki de Anayasada kendi maddelerinde ayrıca düzenlenmiştir.
Tasarı/teklif madde 86
Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme 1961 Anayasasının 64 üncü maddesinde düzenlenen kanun hükmünde kararnamenin ayrı bir maddede dü zenlenmesi uygun görülmüştür. Bu düzenlemede 64 üncü maddedeki kararnamede tereddütlü noktalar ve nok sanlar açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. Bu nedenle kanun hükmündeki kararnamede aşağıdaki yenilikler getirilmiştir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) 1. Bakanlar Kurulunun istifası halinde veya ilgili bakanın çekilmesi durumunda veya yasama dönemi nin sona ermesi kanun hükmündeki kararnamenin belli süre için verilmiş olan yetkinin sona ermesine sebep olmayacağı açıklığa kavuşturulmuştur.
2. Kanun hükmündeki kararnamede sürenin sona ermesinden önce Türkiye Büyük Millet Meclisi tara fından onaylanması sırasında yetkinin son bulması veya bu yetkinin süre bitimine kadar devam ettiğinin karar namede yer alabileceği açıklığı getirilmiştir.
3. Olağanüstü hallerde Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulunun kanun hükmünde kararname çıkarması na ilişkin yeni düzenlemeler getirildiği için bu düzenlemelerle ilgili hükümlerin saklı tutulması uygun görül müştür.
4. Bu alanda getirilen yeniliklerden biri de 1961 Anayasasının ,64 üncü maddesinin son fıkrasında yer almış bulunan sınırlamanın ortadan kaldırılmasının uygun olacağı kararına varılmasıdır. Bilindiği gibi 1961 Anayasasının 64 üncü maddesinin son fıkrası temel hak ve hürriyetlerden genel hükümlerde kişinin haklarında ve görevlerinde ve siyasî haklarda yer alan hükümlerle ilgili kanun hükmünde kararname çıkarmayı önlemek te idi. Bu ise uygulamada sakıncalı sonuçlar vermiştir. Bu nedenlerle bu sınırlamaların kaldırılması uygun gö rülmüştür.
Tasarı/teklif madde 87
Milletlerarası andlasmaları uygun bulma Andlaşmaların uygun bulunması ile ilgili bu madde uygulamada iyi işlediği ve ihtiyaca cevap verdiği için aynen kabul edilmesi uygun görülmüştür.
Tasarı/teklif madde 88
Silahlı kuvvet kullanılmasına izin verme 1961 Anayasasının 66 ncı maddesinin karşılığı olarak Silahlı Kuvvet kullanılmasına izin verme ile ilgili bu maddeye bir yenilik getirilmiştir.
Ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması karşısında Silahlı Kuvvetleri derhal harekete geçirebilmek için Türkiye Büyük Millet Meclisinin derhal toplanıp karar almasının gecikmelere yol açacağı veya toplanmasına imkân olmayan hallerde telafisi mümkün olmayan durumlar yaratacağı düşünülerek Cumhurbaşkanının si lah kullanılmasına derhal karar vermesinin kaçınılmaz olduğu kabul edilmiştir.
Tasarı/teklif madde 89
Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçim dönemi 1961 Anayasasının 69 uncu maddesinin 'karşılığı olan bu madde Türkiye Büyük Millet Meclisinin se çim döneminin her beş yılda bir yapılacağı yenilik olarak getirilmiştir. Diğer hükümler 69 uncu maddenin tekrarıdır.
Tasarı/teklif madde 90
Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin geriye bırakılması ve ara seçimleri 1. Bu madde ile 1961 Anayasasında farklı olarak Cumhurbaşkanına TBMM.'den seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasını talep etme yetkisi verilmiştir.
2. Seçim dönemleri 5 yıl olması nedeniyle yapılacak ara seçimlerinin 5 yılın ortası olan 30 ay geçmedikçe yapılması uygun görülmemiştir. 1961 Anayasasının 74 üncü maddesinin genel anlayışı içerisinde bu süre tespit edilmiştir. Ancak genel seçimlere gitmeden önce Meclis üye tamsayısının yüzde 5'i oranında bir boşal ma olduğu takdirde üç ay içerisinde ara seçimlerinin yapılması zorunlu görülmüştür. Çünkü yüzde 5 oranın da bir boşalmanın iktidar değişikliklerine sebep olabilecek bir noksanlık olduğu görüşüne varılmıştır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Bu şartlara rağmen her ne sebeple olursa olsun genel seçimlere 1 yıl kala ara seçimlerinin yapılmasının sakıncalı olduğu görüşüne varılmıştır. Bu nedenle genel seçimlere 1 yıl kala yüzde 5 boşalma nedeniyle ara seçimlerine gidilemeyecektir.
Ayrıca Cumhurbaşkanı da Meclisten ara seçimlerin, Cumhurbaşkanı seçimine 1 yıl kala ertelenmesini isteyemeyeceği kabul edilmiştir. Bunun nedeni, yapılacak seçimlerin Cumhurbaşkanı seçimine etkisini önlemek dolayısiyledir.
I
Tasarı/teklif madde 91
Seçimlerin genel yönetim ve denetimi 1961 Anayasasının en iyi işleyen hükümlerinden biri olarak Anayasanın 75 inci maddesinde düzenlen miş seçimlerin genel yönetim ve denetimi ile ilgili kuralların bir Anayasa kaidesi halinde aynen muhafaza edil mesi uygun görülmüştür.
Tasarı/teklif madde 92
Milletin temsili Temsili rejimin dayandığı temel prensipleri açıklayan bu hüküm 1924 ve 1961 anayasalarımda yer almak ta idi. 1961'deki düzenlemenin değiştirilmeden aynen kabulü uygun görülmüştür.
Tasarı/teklif madde 93
Andiçme Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyelerinin göreve başlarken yapacakları and 1961 Anayasasının 77 nci maddesindeki esaslar göz önünde tutularak bazı yeni kavramlarla genişletilmiştir. Milletvekillerinin andiçmede bunlara da bağlı kalmalarının göreve başlarken uygunolacağı düşünülmüş ve bu nedenle bölünmez bütünlük, toplum huzuru, millî dayanışma, sosyal adalet, insan haklarına ve temel özgürlüklerden yararlanması ülküsü, hukukun üstünlüğü prensibi and metnine dahil edilmiştir.
Tasarı/teklif madde 94
Üyelikle bağdaşmayan isler Üyelikle bağdaşmayan işlerde 1961 Anayasasının 78inci maddesi aynen muhafaza edilmiş, yenilik olarak da Devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıfların yönetim kurullarında ve başka işlerinde görev al mamalarının uygun olacağı düşünülmüştür.
Tasarı/teklif madde 95
Yasama dokunulmazlığı 1961 Anayasasının 79 uncu maddesinde düzenlenen yasama dokunulmazlığı aynen benimsenmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tek Meclis olarak kurulmasına göre yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemede doku nulmazlık ve sorumsuzluk aynen muhafaza edilmiştir. Yeniden seçilen Milletvekilleri hakkındaki (takibat) ye rine (soruşturma ve kovuşturma) deyimi tercih edilmiştir.
Tasarı/teklif madde 96
Üyeliğin düşmesi 1961 Anayasasının 80 inci maddesinde düzenlenmiş olan üyeliğin düşmesi ile ilgili esaslara bağlı kalınmış tır. Ancak yenilik olarak :
1. Üyenin bir yasama yılı içerisinde izinsiz veya özürsüz olarak toplam 45 gün Meclise katılmaması halinde Meclisçe karar verilerek üyeliğin düşürülebilmesi kuralı getirilmiştir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya linçi Ek) _ 44 — 2. Ayrıca 1961 Anayasasının 1980 yıllarından önceki uygulamalarında topluca bir partiden istifa ederek bir başka partiye girme ve bu suretle iktidar değişikliklerine neden olma göz önünde bulundurularak bu gibi dal galanmaların önlenmesi için partisinden istifa eden milletvekillerinin üyeliklerini bağımsız olarak sürdürebi lecekleri esası getirilmiştir.
Ayrıca partisinden istifa eden milletvekilinin bir başka partiye girmesi veya Bakanlar Kurulunda görev alması halleri üyeliğin sona ermesi nedenlerinden biri olarak kabul edilmiştir.
3. Bu maddede getirilen yeniliklerden biri de bir siyasî partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapa tılması halinde kapatılan partinin Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekilinin üyeliğinin de, kapatma ka rarının resmî gazetede yayınlandığı tarihte sona ermesidir.
Ödenek ve yolluklar 1961 Anayasasının 82 nci maddesinde düzenlenmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin ödenek ve yolluklarıyla ilgili esaslar aynen kabul edilmekle beraber ödeneğin aylık tutarının en yüksek devlet me murunun almakta olduğu miktarı yollukla ödeneğin yarısını aşamaz şeklindeki hükmün buradan çıkarılması uygun görülmüştür. Milletvekillerinin ödenek ve yolluklarının kanunla düzenlenmesi esası prensip olarak ka bul edilmiştir.
Tasarı/teklif madde 99
Toplanma ve tatil 1961 Anayasasının 83 üncü maddesinde düzenlenmiş olan toplanma ve tatil, yasama organının tek mec lis olması esasına göre yeniden düzenlenmiştir.
Malî yılın yılbaşına alınması dolayısıyla her yıl ilk toplantının Eylül'ün ilk gününe alınması uygun görül müştür.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin yıllık tatili 1961 Anayasasında en fazla 5 ay iken bu tatilin 3 ay olması yeterli görülmüştür.
Cumhuriyetin ilk kuruluşundan beri Cumhurbaşkanlarının Meclisi bir konuşmayla açması 1961 Anayasa sında kaldırılmışken bu müessese pozitif hukuk kaidesi olarak anayasaya konmuştur. Bunun dışında 1961 Anayasasının 83 üncü maddesindeki toplanma ve ara verme ile ilgili, hükümler korunmuştur.
Tasarı/teklif madde 100
Başkanlık Divanı 1961 Anayasasının 84 üncü maddesinde düzenlenmiş olan Başkanlık Divanı bu maddede Yasama Organı nın tek Meclis olmasına göre yeniden düzenlenmiştir.
Başkanlık Divanının Meclis Başkanı, Başkanvekilleri, Kâtip Üyeler ve İdare Amirlerinden oluştuğunun belirtilmesi uygun görülmüştür.
Siyasî parti gruplarının üye sayısı oranına göre Başkanlık Divanına katılmaları ilkesi korunmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının seçimi uyuşmazlıkları ortadan kaldıracak şekilde düzenlenmiş tir. Başkan dört tur sonunda seçilmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı üyeler içerisinden tespit edilen adaylık süresi içerisinde aday olan lar arasından seçilmesi esası kabul edilmiştir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının görev yapma süresi bir yasama dönemi süresince yani 5 yıl için devam edecek şekilde düzenlenmesi uygun görülmüştür. Zira Meclisin çalışmasının verimli ve sürekli olmasını sağlamak için zaman zaman Başkan seçimleriyle vakit kaybedilmemesi ve birtakım siyasî sürtüşmelerden ka çınılması buna neden olmuştur. Başkanın tarafsızlığı esas kabul edilerek mensup olduğu siyasî partinin veya parti grubunun Meclis içindeki ve dışındaki faaliyetlerine katılmaması kabul edilmiştir.
Başkanvekillerinin ve Kâtip üyeleri ile îdare Amirlikleri için bir yasama döneminde iki defa seçim yapıl ması esası kabul edilmiştir. İlk seçimlerin iki yıl için ve ikinci seçimin de üç yıl için olması uygun görülmüştür.
Başkanvekillerinin de görevleri gereği olan haller dışında Meclis çalışmalarına katılamayacakları kabul edilmiştir.
Tasarı/teklif madde 101
İçtüzük, siyasî parti grupları ve kolluk işleri 1961 Anayasasının 85 inci maddesinde düzenlenmiş olan İçtüzük siyasî parti grupları ve kolluk işleri pren sip olarak aynen korunmuştur. Ancak yeni düzenlemede getirilen bir yenilik siyasî parti gruplarının en az 20 kişiden oluşmasının uygun görülmesidir. Siyasî parti gruplarının üye adedinin 10 kişiden 20 kişiye çıkarılmasının nedeni Meclisteki siyasî partilere istikrar ve tutarlılık kazandırılması amacına yöneliktir.
Tasarı/teklif madde 102
Toplantı ve karar yeter sayısı 1961 Anayasasının 86 ncı maddesinde düzenlenmiş olan toplantı ve karar yeter sayısı 1961 Anayasasının uygulandığı dönemde Meclis toplantılarının ve karar alma zorluklarının ortaya çıkması nedeniyle ye niden gözden geçirilmek suretiyle düzenlenmiştir. Getirilen yeniliklerin Meclis toplantılarına istikrar getireceği ve kararların daha kolay ve tutarlı olmasının sağlayacağı görüşü hâkim olmuştur. • Yeni düzenleme şöyledir :
1. Anayasada başka bir hüküm mevcut değilse Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte biriyle toplanabilecektir.
2. Türkiye Büyük Millet Meclisi yukarıdaki şartlarda yaptığı toplantıda toplantıya katılanların salt ço ğunluğuyla karar alabilecektir.
Ancak karar yeter sayısı hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinden az olamayacaktır.
Bu suretle Anayasada öngörülmeyen haller dışında Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanması kolaylaş tırılmış olmaktadır. Fakat karar alabilmek için de normal karar alma çoğunluğu zorunlu hale getirilmiştir.
Tasarı/teklif madde 103
Görülmelerin açıklığı ve yayımlanması 1961 Anayasasının 87 nci maddesinde yer almış bulunan görüşmelerin açıklığı ve yayımlanması ile ilgili esaslar Türkiye Büyük Millet Meclisinin tek Meclisli bir Yasama Organı olarak kurulması esasına göre yeniden düzenlenmiştir.
Tasarı/teklif madde 104
Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim yolları Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim yollarının genel olarak neler olduğunun bu maddede sayılması uygun görülmüştür.
1961 Anayasasında her iki meclis aynı şekilde denetleme yetkisine sahip değildi. Bundan dolayı 1961 Ana yasasının 88 inci maddesinde Millet Meclisine ait gensorudan söz edilmemiştir.
Bütün bu nedenlerle bu maddede Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün denetim yollarını saymak ve bunlardan soru, Meclis araştırması ve genel görüşme ile ilgili kısa tanımlamalar yapmak yolu daha uygun görülmüştür. Bu kısa tanımlamalar ışığında Meclis İçtüzüğünde bu denetim yollarının nasıl yapılacağının dü zenleneceği tabiîdir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 105
Gensoru Bu maddede 1961 Anayasasının 89 uncu maddesinde düzenlenen gensoru müessesesi yeniden gözden ge çirilmiş bunun hem etkili bir denetim yolu olması hem de Türkiye ıBüyük Millet Meclisi ve Bakartlar Kurulunun çalışmalarını aksatmaması esasından hareket edilmiştir.
Prensip olarak 1961 Anayasasında ki esaslara bağlı kalınmıştır. Gensoru önergesi siyasî parti gruplarınca veya yirmi milletvekili tarafından verilebilecektir. Gensoru önergesinin verilmesini izleyen üç gün içerisinde önergenin basılıp dağıtılması, kabulü veya, reddi içinse yapılacak müzakerenin en geç on gün sonra gündeme alınması gerekmektedir.
Tasarı/teklif madde 106
Meclis soruşturması Bu ımaddede 1961 Anayasasının 90 inci maddesinde düzenlenmiş olan Meclis soruşturması yeniden göz den geçirilerek düzenlenmiştir.
Meclis soruşturmasında Meclisin çalışmalarını aksatmama ayrıca gerçekleri rahat bir çalışmayla ortaya çıkarma esası gözönünde tutularak aşağıdaki yenilikler getiriliri işitir.
1. Meclis soruşturması için üyelerin en az onda birinin vereceği önerge şart koşulmuştur.
2. Bu istem Meclisçe en geç bir ay içerisinde karara bağlanması kurallı getirilmiştir.
3. Soruşturmaya ikarar verilmesi halinde üyeler arasından ad çekme ile 15 kişilik bir komisyonun ku rulması kabul edilmiştir.
4. Komisyonun en geç iki ay içerisinde soruşturma sonucunu bildiren raporunu meclise sunması mec buriyeti konmuştur.
Rapor Meclis tarafından öncelikle gündeme alınarak görüşülür ve Yüce Divana sevk kararı verilebilir.
Yüce Divana sevk kararı ancak salt çoğunlukla alınır.
Siyasî partilerin Meclis soruşturması hakkımda tarafsızlığı korunmuştur.
Bu esaslar gözönünde tutulmak suretiyle Meclis soruşturmasının sade ve salim tartışmasız bir şekilde so nuçlandırılması amacı güdüknüştür.
Tasarı/teklif madde 107
Kanun teklif etme yetkisi 1961 Anayasasının 91 inci maddesinde düzenlenmiş olan Kanun Teklif Etme Yetkisi, Türkiye Büyük Mil let Meclisinin bu yetkiyi kullanacağı esasına göre yeniden tertiplenmiştir. Bu düzenlemede 1961 Anayasasının 91 inci maddesindeki esaslar aynen muhafaza edilmiştir.
Tasarı/teklif madde 108
Kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi ve kabulü 1961 Anayasasının 92 nci maddesinde kanunların yapılmasıyla ilgili hükümler bu maddede sadeleştiri lerek yeniden gözden geçirilmiş ve tek meclis sistemine uydurulmuştur.
. Kanunların Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi ve kabul edilmesi prensip olarak benimsen miş ve bunun uısuli ve esaslarının İçtüzük tarafından düzenlenmesi uygun görülmüştür.
Ayrıca bu kısımda Türkiye Büyük Millet Meclisinin kanun koyma ile ilgili yetkisi içinde yer alan Büt çenin göfüşütmesi ve kabulüne ait 94 üncü maddede düzenlenen hükümler Malî ve Ekonomik hükümleri düzenleyen maddeler arasında yer alması uygun görüldüğünden burada onlardan söz konusu edilmemiştir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 109
Kanunların Cumhurbaşkanınca yayımlanması Cumhurbaşkanının kanunları yayımlaması ile ilgili yetkisi prensip olarak korunmuştur. Bu yetkiye geti rilen yenilik bu Anayasa ile kurulması uygun görülen devlet Danışma Konseyine Cumhurbaşkanının ka nunları yayımlamadan önce inceleme isteminde bulunması ve onun görüşünü aldıktan sonra yayımlanması nı uygun bulmadığı kanunları görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri göridermesidir.
1961 Anayasasında olduğu gibi Bütçe Kanunları ve Anayasa, bu geri gönderime dışında bırakılmıştır.
Bu maddede daha önce tartışmalara neden olan bir durumun da açıklığa kavuşturulmasını sağlayacak ye ni bir hüküm getirilmiştir :
Cumhurbaşkanının bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meolisi'ne geri gönderdiği kanun larda Türkiye Büyük Millet Meclisince değişiklik yapıldığı takdirde Cumhurbaşkanı değiştirilen kanunu tek rar Meclise geri gönderebilecektir.
Bunların dışında 1961 Anayasasının 93 üncü maddesinde kanunların Cumhurbaşkanınca yayınlanması ile ilgili esaslar korunmuştur.
İKİNCİ BÖLÜM YÜRÜTME CUMHURBAŞKANI
Tasarı/teklif madde 110
Nitelikleri ve tarafsızlığı Parlamenter rejimde Cumhurbaşkanının tarafsızlığı esas teşkilat hukukumuzda tartışılmaz bir ilkedir. Bu ülkeye yeni bağlı kalınmıştır ve Cumhurbaşkanının yine 7 yıllık bir süre için seçileceği benimsenmiştir; fa kat Cumhurbaşkanının Türkiye Büyük Millet Meclisi içinden olduğu gibi dışından da seçilebileceği uygun görülmüştür. Çünkü Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi ise Cumhurbaşkanını seçen organdır. Demokrasi kurallarına göre nasıl her vatandaşın belirli ikoşullarla milletvekilliğine adaylığı nı koymak hakkı varsa, herhangi bir vatandaşın da Cumhurbaşkanlığı için Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak seçimde adaylığını koymasının demokratik ve doğal bir hak olduğunu kabul etmelc gerekir.
Tasarı/teklif madde 111
Seçimi Cumhurbaşkanının seçilmesi yine Türkiye - Büyük Millet Meclisi tarafından yapılmaktadır. Ancak, ilk iki oylamada herhangi bir aday 2/3 çoğunlukla başkan seçilemezse, 3 üncü turda salt çoğunluk arana caktır ve 3 üncü turda da salt çoğunluk elde edileme?se 3 üncü turda en fazla oy alan iki aday arasından seçim yapılarak: çoğunluk oyu ile Cumhurbaşkanı seçilecektir. Görüldüğü gibi bu tamamen yeni bir sistem dir. Türkiye Büyük Millet Meclisi uzun olmayan bir süre sonunda tercih yapmaya zorlanmakta ve seçimin müzminleşmesi önlenmekteidir. Seçimlerin uzamasının, gerek Devlet Başkanlığı makamı ve gerekse seçilecek kişiler için arzu edilmeyen eğilim ve düşüncelerin doğmasına yol açtığı görülmüştür. Seçimi belirli bir sürede sonuçlandırarnayan Meclisin feshinin kesin bir çözüm getiremeyeceği ve belki aynı duruma tekrar düşüleceği dikkate alınarak kısa sürede sonuç verici sistemin bünyemize daha uygun olduğu kanaatine varılmıştır.
Tasarı/teklif madde 112
Andiçmesi Cumhurbaşkanının andı Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 113
Görev ve yetkileri Cumhurbaşkanının görev ve yetkileriyle ilgili hususları göstermektedir.
Cumhurbaşkanı Devletin temsilcisidir. Dışilişkilerde devleti temsil eder. Anayasanın ve diğer kanunlarda gösterilen görevleri yerine getirir. Burada yapılan çoik önemli bir değişiklik ölüm cezalarının yerine getiril mesinde karar vermesindedir. Evvelce kesinleşen ölüm cezaları Büyülk Millet Meclisinde bir kanunla onay lanıyordu. Şimdi bu yetki, ıBüyük Millet Meclisinden alınmış ve doğrudan doğruya Devlet Başkanlığına bağ lanmıştır.
Tasarı/teklif madde 114
Sorumsuzluğu Devlet Başkanının parlamenter rejimindeki sorumsuzluğu ilkesinin nasıl uygulanacağı ıbu maddede düzenlenrnıişıtir. Devlet Başkanının. görevi sırasında Türiciye Büyük Millet Meclisi önünde vatan hainliği dışında (Maddie 1115) herhangi bir sc-vmiuluğu yoktur. Diğer taraftan parlamenter sistemde sorumsuz olan bir kişi ye yetki verilemez. Bundan de.ayı Devlet Başkanının kararlarının uygulanabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde işlemin sorumluluğunu kabul edip savunacak «birinin» bulunması gerekir. Bu da Başbakan ve 'ilgili Bakandır. Her ikisi veya gerektiğinde bütün B ikanlar Kurulunun Devlet Başkanının kararlarım imzamaları gerekir. Esasen bu zorunluluktan dolayı ka arlar Bakanlar Kurulu veya Bakan tarafından alınır ve Devlet Başkanı tarafından imzalanır*:
Cumhurbaşkanının sorumluluk getirmeyen kararlardan hangilerini tek başına imzalayarak uygulatabilece ği, yani 'istisnalar, Anayasada açıkça »belirtilmiştir.
Tasarı/teklif madde 115
Sorumluluğu Cumhurbaşkanının sorumluluğu, vatan hainliği dolayısıyladır; eski metinde bir değişiklik yoktur.
Tasarı/teklif madde 116
Cumhurbaşkanına vekillik etme Cumhurbaşkanına, gerekli hallerde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının vekillik etmesi ilkesi getiril mektedir ve vekil, Cumhurbaşkanına ait bütün yetkileri kullanmaktadır...
Tasarı/teklif madde 117
Görevin sona ermesi ve yeni Cumhurbaşkanı seçimi Cumhurbaşkanının görevinin sona ermesi durumunu düzenlemektedir. Sürenin bitimine 20 gün kala yeni Cumhurbaşkanı seçimi için işlemler başlayacaktır. Cumhurbaşkanlığının, o makama seçilmiş kişi tarafından doldurulması esastır. Ancak yukarıda belirtildiği gibi vekillik müessesesi de kabul edilmiştir,
Tasarı/teklif madde 118
Devlet Danışma Konseyi kuruluşu Cumhurbaşkanına yardımcı olmak, danışmanlık yapmak üzere Devlet Danışma Konseyi kurulması yarar lı görülmüştür. Üyeler altı yıl süre ile seçilir ve yaş sınırı 75 dir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 119
Görevleri Danışma Konseyinin görevlerini tespit etmektedir. Ancak, Cumhurbaşkanı kanunları bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri göndermek istediği zaman Danışma Konseyinden görüş istediğin de, Danışma Konseyinin en çok on gün içinde cevabını vermesi gerekir. Çünkü bir Danışma organına aslî organdan daha uzun bir süre kanunu incelemek hakkı tanımak bir tür Anayasaya karşı hiledir. Böylece Tür kiye Büyük Millet Meclisinin yasama fonksiyonu bir ölçü içinde engellenmiş olur ve konudaki yasama Mec lisinin üstünlüğü ilkesini zedeler.
Tasarı/teklif madde 120
, 121-122-123-124 Devlet Danışma Konseyi üyeleri ile ilgili hükümler Devlet Danışma Konseyi üyelerinin andiçme, dokunülmazlıklarii üyelikle bağdaşmayan işleri, üyelikle rinin düşmesi, aylık ve ödeneklerine ilişkindirler.
Tasarı/teklif madde 125
Devlet Danışma Konseyinin çalışmasına ilişkin hükümler Cumhurbaşkanının Devlet Danışma Konseyinin tabiî Başkanı olduğunu açıklamakta, Başkanlık Divanı nın seçimi ve Konsey toplantılarım düzenlemektedir.
Tasarı/teklif madde 126
Bakanlar Kurulu Bakanlar Kurulu Başbakan ve bakanlardan oluşmaktadır. Başbakan, milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasından atanabilir; yani Başbakan olmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olma koşulu aran mamaktadır. Bakanlar içinde durum aynıdır. Cumhurbaşkanı, gereğinde Başbakanın ve bakanların görevine usulüne uygun olarak son verir. Hiç şüphesiz ki Cumhurbaşkanı parlamenter rejim gereği Türkiye Büyük Mil let Meclisinin güvenine haiz bir Başbakanı azledemez o zaman çoğunlukla ihtilafa düşmüş olur tarafsızlık niteliğini yitirir. Hüküm ender de olsa, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 105 ve 128 inci maddeler uyarınca güvensizlik oyu alan ve 132, 1 maddesinin uygulanmasını istemeyen ve istifa da etmeyen bir Başbakan düşü nülerek konmuştur. Bu anda krizin tek çözüm yolu Cumhurbaşkanının Başbakanın görevine son vermesidir.
Tasarı/teklif madde 127
Göreve başlama ve güvenoyu Göreve başlamak ve güvenoyunu düzenlemektedir. Hiçbir değişiklik yoktur.
Tasarı/teklif madde 128
Görev sırasında güvenoyu Görev sırasında güvenoyu. Eski hükmün aynıdır.
Tasarı/teklif madde 129
Görev ve siyasî sorumluluk Siyasî sorumluluk müessesesini düzenlemektedir. Bakanlar Kurulu hükümetin müşterek politikasından so rumlu olduğu açıklanmaktadır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) -. 5ü —
Tasarı/teklif madde 130
Bakanlıkların kurulması ve bakanlar Bakanlıkların kurulması ve kaldırılmasına ilişkindir. Türkiye Büyük Millet Meclisi kararlarıyla Yüce Diva na verilen bir bakan, bakanlıktan düşer.
Tasarı/teklif madde 131
Tüzükler Bakanlar Kurulunun hangi koşullarla tüzükler çıkartabileceğini düzenlemektedir.
Tasarı/teklif madde 132
Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin Cumhurbaşkanınca yenilenmesi Bu madde ile yenilik getirilmiştir. Bakanlar Kurulunun güvenoyu istemesi veyahut gensoru sonunda Ba kanlar Kurulunun güvensizlik oyu ile karşılaşması halinde Başbakan, Cumhurbaşkanından Meclis seçimleri nin yenilenmesini isteyebilmektedir.
Görüldüğü gibi 1961 Anayasasındaki «18 aylık bir süre içinde» diye başlayan koşul terk edilmiştir ve klasik parlamenter sistemin uygulanmasına geçilmiştir. Diğer taraftan, Cumhurbaşkanının Meclisi yenilemesi için diğer bir şekil daha kabul edilmiştir, o da 30 gün içinde Bakanlar Kurulunun kurulamaması halinde Cumhurbaşkanı resen seçimlerin yenilenmesine karar verebilecektir.
Tasarı/teklif madde 133
Başkomutanlık ve Genelkurmay Başkanlığı Millî Savunma, Başkomutanlık ve Genelkurmay Başkanlığı sorununu çözmektedir.
Tasarı/teklif madde 134
Millî Güvenlik Kurulu Millî Güvenlik Kurulu, 1961 Anayasasındaki ilke korunmuştur. Millî Güvenlik Kurulunun Devletin var lığı, bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü, bölünmezliği ve toplumun huzur ve güvenliğinin korunması için alınacak kararların, uyulması gereken tavsiye niteliğinde oldukları belirlenmiştir.
Tasarı/teklif madde 135
, 136, 137 ve 138 Olağanüstü yönetim usulleri Olağanüstü haller Anayasamızda yeni bir şekilde düzenlenmiştir. Tabiî afet ve ekonomik kriz hallerin de ve diğer hallerde hükümete yasama meclisinin denetimi altında kanun hükmünde kararname çıkartma yet kisi verilmiştir.
Bugün sıkıyönetim diye nitelendirilen durum ikiye bölünmüştür :
Daha az şiddetli olayların vukubulduğu birinci kısımda Devlet olağanüstü hal ilan edip, kolluk kuvvetle riyle düzeni sağlamaya çalışacaktır.
Savaş hali veyahut içsavaş hali gibi durumlarda ise, sıkıyönetim ilan edilip, idare Silahlı Kuvvetlerin yöne timine geçecektir ve bu iki halde de Bakanlar Kurulunun kanun hükmünde kararname çıkartma yetkisi ola caktır. Bütün tasarruflar yasama meclisinin denetimi altında düzenlenecektir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 159
Vergi ve benzeri malî yükümlülükler Vergi ve benzeri malî yükümlülüklerin adaletli ve dengeli dağılımı ilkesi getirilmiştir.
Vergi yükümün muaflığı ve istisnaların zamanla artan oranla düşmesini engellemek üzere, kanunla Ba kanlar Kuruluna yetki verilmesi ilkesi kabul edilmiştir. Bakanlar Kurulu bu yetkisini amaç kanununda göste rilen unsurlar içinde kullanabilir.
Tasarı/teklif madde 140
Borçlanma Devlete ve kamu tüzelkişilerin kredi anlaşmaları ve tahvil çıkarmaları yetkisi bu madde ile tanınmıştır.
T.C. Merkez Bankasının Hazineye açacağı avans hesabı, cari bütçenin yüzde onbeşi ile sınırlanmıştır.
Bu sınırlamanın amacı, açık finansman yolunun her türlü denetimin dışında tutulmasını önlemektir, böyle ce enflasyonun kısmen ve hukuken önlenmesi amaçlanmıştır.
Yüzde onbeş sınırı içinde açılan avansın yıl sonuna kadar kapatılması öngörülmektedir. Eğer bir miktarı kapatılmamışsa gelecek yıl alınacak avanslar bu oranda azalacaktır.
Tasarı/teklif madde 141
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Bakanlar Kurulunun tespit ettiği para ve kredi politikasının yürütülmesi görevi Türkiye Cumhuriyet Mer kez Bankasına tevdi olunmuştur. Banka, bu görevini yaparken kullanma planlarına ve yıllık programlara uy gun davranarak Anayasadaki ilkelerden, özellikle 140 inci maddedeki ilkeyi dikkate alacaktır.
Maddede, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanının, Cumhurbaşkanı tarafından tayini öngörülerek, banka yönetimine Bakanlar Kurulu karşısında kısmî bir özerklik tanınmak istenmiştir.
Maddenin III ve IV üncü fıkraları da para - kredi ve döviz politikasının esasları konusunda istikamet tayin etmektedir.
Tasarı/teklif madde 142
Bütçelerin hazırlanması ve uygulanması Devlet ve kamu tüzelkişilerinin harcamaları en fazla bir yıllık bütçelerle yapılacağı ilkesi maddede ifade edildikten sonra, bütçelerin hazırlanma ve uygulanma biçimi hakkında yasal düzenlemeye atıfta bulunul muştur.
Kamu iktisadî teşebbüslerinin bütçelerinim tek bir konsolide bütçede gösterilmesi esasının kabul edilme si, bu teşebbüslerin toplu olarak görülebilmesini sağlamak içindir.
Bütçe kanunlarıma bütçe dışı hüküm konulamaması, mevcut kanunların hükümlerini açıkça veya dolaylı değiştiren veya kaldıran hükümler getirilememesi ilkelerine anayasal kuvvet ve hüküm tanınmıştır.
Tasarı/teklif madde 143
Malî Ytl Malî yıl kanunla belirlenir. Kamu iktisadî teşebbüslerinde malî yılın başlangıcı 1 Ocak olarak kabul edilmiştir.
Tasarı/teklif madde 144
Bütçenin görüşülmesi Maddede Bütçenin görüşülmesi ile usul kuralları düzenlenmiştir, Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 145
Belediye, özel idare ve kamu iktisadî teşebbüsleri bütçeleri Belediye bütçeleri ile özel idare bütçelerinin konsolide bütçe raporlarının yasama organına sunulması esas,.
kabul edilmiştir.
Aynı kural kamu iktisadî teşebbüsleri için de kabul edilmiştir.
Tasarı/teklif madde 146
Malî yıl içinde bütçelerde değişiklik yapılabilme esasları Bütçenin ödeneği, harcanabilecek miktarın sınırını gösterir. Bakanlar Kurulu'nun harcanabilecek sınırı aş masının yolu gösterilmiştir.
Giderleri artıran kanunlarda, giderleri karşılayacak malî kaynak göstermek zorunludur.
Tasarı/teklif madde 147
Kesinhesap Kesinhesap kanun tasarısının bütçe tasarısı ile birlikte yasama organına gelmesi düzenlenmiştir.
Tasarı/teklif madde 148
Ekonomik ve sosyal konsey Bakanlar Kurulunun bazı üyeleri ile TC Merkez Bankası Başkanı ve tş ve İşveren teşekkülleri temsilci lerinden oluşan onbeş üyelik bir Danışma Kuruludur.
Millî ekonominin istikrar içinde gelişmesini sağlamak, ekonomik ve sosyal politika arasındaki dengeyi kurumak, ülkenin çeşitli ekonomik sektörleri arasındaki uyum ve işbirliğini gerçekleştirmek için; muhtelif sektörleri temsil eden kimselerden meydana gelen böyle bir konseyin kurulması çok yararlı olarak mütalaa edilmiştir.
Bu konsey aynı zamanda çalışanların ücret, aylık, ikramiye ve sosyal yardımları arasındaki denge ve hak kaniyeti sağlamak amacı ile de görüş ve öneriler bildirecektir. Ayrıca, Devlet sorumluları ile işçi ve işveren lerin temsilcilerinin ülkenin ekonomik, sosyal siyaset ve hukuk alanlarındaki otoriteleri ile yan yana getire rek onlara en yasal alanda çalışma yapma ve görüş tespitine imkân verecektir.
Tasarı/teklif madde 149
Yüksek Hakem Kurulu Maddede öngörülen şartlarla ve görevlerle Yüksek Hakem Kuruluna anayasal bir hüviyet verilmiştir.
Tasarı/teklif madde 150
İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği Türkiye'de idarî yapının oluşmasında, tarihî gelişim ve deneyler sonucu merkezden yönetim ve yerin den yönetim biri birini tamamlayan ilkeler olarak ortaya çıkmış ve sürekli uygulama bulmuştur. Bunun so nucu olarak Devlet tüzelkişiliğinden başka, onun yanında, çeşitli kamu tüzelkişileri ortaya çıkmıştır. Bir baş ka deyimle, bugün kamu hizmetleri genel idare başta olmak üzere, mahallî idareler ve hizmet yerinden yö netim kuruluşları tarafından yürütülmektedir.
Maddede idarenin kuruluş ve görevleri bakımından bir bütün olduğu ilicesi getirilmek suretiyle, Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünün de bir sonucu olarak, idarenin yerine getirdiği çeşitli görevlerle bu görevleri yerine getiren kuruluşlar arasında birlik sağlanmaktadır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya linçi Ek) Dolayısıyla, nitelikleri gereği bazı hizmetler ayrı tüzelkişiler eliyle görülmek yoluna gidilse de, idarenin bütünlüğü ilkesinin gereği olarak bunlar denetime bağlı kalacaklardır. Ayrıca, bu tür kamu tüzelkişileri için, 'Anayasa ve kanunlarda özel hüküm bulunmayan durumlarda, Anayasanın idareye ilişkin genel ilke ve hü kümleri uygulanacaktır.
Maddede idarenin kuruluş ve görevlerinin kanunla düzenleneceği ilkesinin bir sonucu olarak, kamu tü zelkişilerinin de ancak kanunla veya kanunun açık yetki vermesi halinde idarî işlemle kurulabileceği öngörül mektedir.
Tasarı/teklif madde 151
Yönetmelikler İdarenin en geniş uygulama alanına sahip düzenleyici işlem türü yönetmeliktir. Zira, bir yandan ba kanlıklar, öte yarıdan da hizmet yerinden yönetim ilkesinin uygulaması sonucu ortaya çıkan kamu tüzelkişilerinlin yönetmelik çıkarabilecekleri kabul edilmektedir. Maddede yönetmelik çıkarabilecek alanda ba kanlıkların ve kamu tüzelkişilerinıin görev alanlarını ilgilendiren kanun ve tüzüklerin uygulanmasını sağ lamak şeklinde geniş biçimde beMenmiştir. Yalnız, yönetmelikler uygulama alanlarını düzenledikleri ka nun ve tüzüklere aykırı hüküm getirmeyecektir.
Ancak, uygulamada gerek bakanlıkların gerekse kamu tüzelkişilerimin değişik isimler taşıyan düzenle yici işlemler yaptıkları da dikkat çekmektedir. Bu tür düzenleyici işlemlerden kişiler için hukukî sonuç doğu ranların da yönetmelik hükümlerine bağlı tutulmasında yarar vardır. Maddede yönetmelikler için Resmî Gazetede yayınlanma zorunluğunun getirilmesi de ilgililerinin bilgisine ulaşabilmesini sağlamak amacına yöneliktir.
Tasarı/teklif madde 152
Devlet Denetleme Kurulu Merkezî idarenin önemli bir görevi' olan denetim fonksiyonunun bugüne kadar, çeşitli nedenlerle, gere ğince yerine getirilemediği bir gerçektir. Siyasî etkilerin dışında kalabilecek tarafsız ve etkin bir denetim organı olarak, Cumhurbaşkanlığına bağlı bir Devlet Denetleme Kurulu kurulmuştur.
Hizmetin taşıdığı özellikler dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri ve yargı organları dışında kalan tüm kamu kurum ve kuruluşlarının hukuka uygun, düzenli ve verimli işlemesini sağlayacak denetim mekanizması bu sekide oluşturulmuş olmaktadır.
Tasarı/teklif madde 153
İdarenin yargısal denetimi İdarenin denetim yollan arasında hukuka uygunluğu sağlamada en etkin olanı yargısal deneteimdir. Do layısıyla, idarenin eylem ve işlemlerine karşı yargı yollunun açık olduğu ilkesi getirilmek suretiyle hukuk Devleti anlayışının zorunlu unsuru vurgulanmaktadır.
Ancak, Cumhurbaşkanının Anayasaya göre tek başına yapabileceği işlemler konusunda, yargısal denetim açısından tereddütleri gidermek için, bu işlemlerin yargı denetimi dışında kaldığı açıkça ifade edilmektedir.
Maddede idarenin yargısal denetiminin idarî işlem ve eylemlerin hukuka uygunluklarının denetlenmesi ile sınırlı olduğu; dolayısıyla, yargı organının idarî işlemin yerindeliğini denetleyemeyeoeği de belirtilmiştir. Bu tükenin bir sonucu ıda yargı organının idare yerine geçerek karar alamaması, bir başka deyimle idarî işlem ve eylem niteliğinde yargı kararı verememesidir.
İdarî işlemler için verilecek yürütmenin durdurulması kararlarına istisnaî olarak sınır getirilebileceği de maddede düzenlenmiştir. Buna göre, olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde veya millî güvenlik, kamu düzeni ve genel sağlık nedenleri ile bazı idarî işlemler için yürütmenin durdurulması kararı verilememeyeceği kanunda öngörülebilecektir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Aynı şekilde, kamu görevlilerinin değiştirilmesi ve nakillerine karşı açılacak davalarda yürütmemin dur durulması kararı verilemeyeceği, buna karşılık davanın iki ay içinde karara bağlanacağı öngörülmüştür. Bu şekilde yürütmenin durdurulması kararı verilememesi nıin yaratabileceği sonuçlar da, davanın esastan karara bağlanması süresi kısaltılarak giderilmektedir.
Maddede eskiden olduğu gibi, idarenin bireysel işlemlerine karşı açılacak davalarda süre başlangıcının yazılı bildirim olduğu belirtilmektedir.
Öte yandan, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu da belir tilmektedir.
Tasarı/teklif madde 154
Merkezî idare »Mülkî yönetim bölümlerinin kuruluşunda coğrafya durumu, ekonomik şaftlar ve kamu hizmeti gerekle rinin dikkate alınacağı belirtitaiş ve müTkî yönetim bölümlerini ayrıntılı olarak düzenlemekten kaçınılmıştır.
Zira, bazı alt kademe idarî bölümlerin günün ihtiyaçlarına ne ölçüde cevap verebildiği tartışmalıdır. Bu ne denle genel yönetimin taşrada teşkilatlanması açısından il esası 'kabul edilmiş; bunun dışındaki kademelerin meydana getirilmesinde kanun 'koyucuya düzenleme alanı bırakılmıştır.
Merkezden yönetim ilkesinin yumuşatılmış biçimi olan yetki genişliği ilkesi ile genel idarenin taşrada gö revli yüksek kamu görevlilerine, belli konularda kendiliğinden karar alıp uygulama yetkisi tanınması anlatılmak'tadır. Son zamanlarda özellikle valilerin yetkilerinin artırılması yönündeki eğilimler bu ilkeye önem kazandırmaıktadıru İhtiyaçların zorlaması sonucu bazı kamu hizmetlerinin bölgesel teşkiiatJanımal'ara gittikleri bilinmektedir.
Ancak, bu uygulama 'belli ilkelere bağlı kalarak düzenli hiçimde gelişmediği ıgi'bi, valilerle uyumlu bir ilişki sürdürebildikleri de söylenemez.
'Bazı hizmetlerin daha iyi görülebilmesini ve sorunların çözümlenehilmesinin birden çoik ili içine alan çevrede teşkilatlanmayı gerektirdiği dikkate alınarak, kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağ lamaya yönelik, birden çok ili içine alan çevrede yetki genişliğine sahip kuruluşlar meydana getirilebileceği ilkesi korunmuştur. tilerde olduğu gibi, bu kuruluşların da yetki genişliğine sahip oldukları, özellikle hizme tin görülmesini aksatıcı 'bürokratik engelleri ortadan kaldırmak amacıyla vurgulanmıştır,
Tasarı/teklif madde 155
Mahallî idareler Bugüne kadar Anayasalarımızda yer almış olan mahallî İdare birimleri, herhangi bir değişiklik yapılma dan, aynen kabul 'edilmiştir. Ancak, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirilebilmesine imkân tanınmıştır,.
Şehirleşmenin hızla geliştiği memleketimizde, büyük şehirlerin problemlerini yürürlükte bulunan ve yıllar ca önce çıkarılmış 'kanunlarla çözümlemek imkânsız hale gelmiştir. Nitekim, büyük şehirlerimizin ulaşım, kanalizasyon gi'bi pröMemlerini çevredeki belediyelerle birlikte çözümlemek zorunluğu ile karşılaşılması bunu kanıtlamaktadır. Son zamanlarda çevredeki yerleşim yerlerinin anabelediyelere 'bağlanması uygulaması da bu ihtiyaçtan doğmuştur, işte bu zorunluluklar karşısında, hizmetlerin daha iyi görülebilmesini sağlamak amacıyla büyük yerleşim yerleri için özel yönetim biçimlerinin kanunla getirilebilmesi imkânının Anayasa ile tanınması yoluna gidilmiştir. Aynı şekilde, mahallî idareler arasında birlikler kurulması imkânının tanınması da 'bu ihtiyacın bir sonucudur.
Eskiden olduğu gibi, mahallî idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kazanmalarına ilişkin itiraz larla, kaybetmeleri konusundaki denetimin yargı yolu ile alacağı ilkesi kabul edilmekle beraber; mahallî ida re organlarının veya bu organların üyelerinin görevleriyle ilgili suç'ları sebebiyle haklarında soruşturma veya 'kovuşturma açılması halinde İçişleri Bakanına, bir tedbir olarak, görevden alıkoyma yetkisi tanınmıştır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 156
Genel ilkeler Maddede kamu görevlileri için genel bir düzenleme yoluna gidilmiş, eskiden olduğu gihi, dolaylı biçimde de olsa memur tanımı yoluna gitmekten kaçınılmıştır. Zira, böyle ibir tanımın unsurlarını açık ve kesin bi- Çimlde Anayasada vermek mümkün görülmemiştir. Getirilen düzenleme ile kamu görevlilerinin çalıştırıl ma (biçimlerine göre kendi içindıe ayrılması kanun koyucuya 'bırakılmış; yalnız, kamu hizmetlerinin gerektir diği aslî ve sürekli görevlerin memurlar eliyle görüleceği belirtilmekle yetinıilmiştir,, GeHirilen önemli bir ilke de kamu görevlilerinin hizmete alınmalarında yetenek ve liyak'ait ilkelerine uyulması ztorarılüğudur.
Eskiden farklı olaralk, maddede ülst kademe yöneticisi kamu görevlilerinin staıtüsünün özel olarak düzen lenebilmesi imikânmı kanun koyucuya tanımaktadır.
Tasarı/teklif madde 157
Görev ve sorumlulukları Kamu ıgörevlilerinin ıgörev ve sorumluluikları bir madde içinde anailkeler halinde toplanarak ifade edil meye çalışıfauştiır.
Kamu göreviileninin Anayasa ve kanunlara sadık ikalarak görev yapacakları ilkesine Anayasada yer veri lerek açıklık kazandırılmıştır.
Kamu ıgörevlilerinin görevleri ile igili olarak kusurîu davranışları ile idareye verdikleri zarardan sorumlu olacakları ise esasen uygulanmakta olan bir ilkenin tekrarıidır,
Tasarı/teklif madde 158
Memur güvencesi Kamu görevlileri hakkında yapılacak disiplin kovuŞtunmalarıaidia ve disiplin cezası uygulamasında ilgiliye isnat olunan hususun bildirilmesi, dinlenilmesi, savunmasını yapma imkânı tanınması bu madde ile güven ce altına alınmaktadır.
Tasarı/teklif madde 159
Memurlarla diğer kamu görevlilerinin siyasî partilere ve sendikalara girememesi Kamu görevlilerinin görevlerini eşitlik ve tarafsızlık ilkellerine uygun olarak yerine getirmeleri zorunluğu kalbul edildiğine göre, kamu görevlilerinin siyasî partiler karşısında tarafsızlıklarının güvenceye 'bağlanma sına da gerek duyulmuş ve siyasî partilere girme hakkı tanınmamıştır,.
öte yandan, kamu görevlilerine sendika kurana hakkı tanınması da bugün içlin mümkün görülmediğinden, kamu görevlilerinin meslekî menfaatlerini koruyup geliştirecek kuruluşların bağlı olacağı kuralları belirle mek kanun koyucuya bırakılmıştır^ MADDE — im Planlama Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın bir plan çerçevesinde gerçekleştirilmesi ilkesi kalbul edilmiş ve planlama Devlete oir görev olarak verilmiştir- Planlamanın ülke kaynaklarının değerlendirilip verimli kullanılmasını sağlayacak, ekonominin tüm sek törleri 'ile ülke "bütününde dengeli ve uyumlu bir gelişmeyi sağlamaya yönelik 'biçimde yapılacağı; ayrıca, planlarda millî tasarrufu artırıcı, yatırımı, istihdamı geliştirici ve yatırımları toplum yararına yöneltici tedbirlere öncelik verileceği açıklıkla 'belirtilmek yoluna güdilnıiştir,, Damşma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Kalkınma planının kamu kesimi ve özel kesim için bağlayıcılığı ve kuvveti de açıklığa kavuşturularak;
kamu kesimi için emredici, özel kesim için de yol gösterici ve özendirici nitelikleri belirtilmiştir.
Kalkınma planlarının hazırlanması, yasama organınca onaylanması biçimi ve uygulanmasındaki esaslar kanun koyucuya bırakılmıştır. Bu şekilde geniş bir düzenleme yapılarak, planlama ile görevli kuruluşun yapısı ve görevlerinin tespiti de gene kanun koyucuya bırakılmış olmaktadır.
Tasarı/teklif madde 161
Tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve isletilmesi Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır 'ilkesi anakuraldır. Araştırma ve işletmecilikte Devlete öncelik tanınmıştır. Fakat Devletin arama ve işletmeyi süresinde gerçekleştirememesi sonucu özel teşebbüs de devreye girmektedir. Amaç millî servetin işletilmesini ve millî gelirin artırılmasını biran önce sağlamaktır,
Tasarı/teklif madde 162
Ormanların korunması ve geliştirilmesi Maddenin 1 inci fıkrası doğal kaynaklarımızın en önemlilerinden birisi olan ormanların, korunması ve sahalarının genişletilmesi için Devlete gereken tedbirleri alıp kanunlar koymayı ve bütün ormanların gözetimi ödevini getirmektedir.
2 nci fıkrada, Devlet ormanlarının yalnız Devletçe yönetilmesi ve işletilmesinin kanunla düzenleneceği, mülkiyeti ve yönetiminin özel kişilere devrolunamayacağı belirtilmekte, maksatlı olarak yapılan orman tah ripleri, amaçlar ve ormanlara vakî tecavüzlerle ormanların zamanaşımı suretiyle mülk edinilemeyeceği, kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamayacağı (kesin olarak hükme bağlanmış bulunmaktadır.
Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği hususu da 3 üncü fıkrada Anayasal bir hüküm olarak yer almaktadır..
Bu hükümlerle, orman tahribatı dolayısıyla meydana gelecek olan erozyon ve sel tahribatına engel ol mak, orman bütünlüğünü korumak, yeni orman alanları tesis etmek ve ormanları Devletin gözetiminde bu lundurarak tekniğe uygun verimli şekilde işletilmesini sağlamak amacı güdülmüştür.
Maddenin son fıkrasında ise bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybettiği belirlenen ve orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, tarla, bağ, meyvelik, zey tinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında kesin olarak ekonomik yarar olduğu tespit edilen yerlerle şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında orman sınırla rında daraltma yapılamayacağı hükmü yer almaktadır.
Tasarı/teklif madde 163
Orman köylüsünün korunması Nüfusumuzun dörtte birine yakın kısmı orman içi ve civarında yaşamını sürdürmektedir. Orman içi ve civarı köy yerleşimleri genellikle sağlıksız ve usulsüzdür. Yerleşim nüfusunun devamlı artması, arazi yapısı nın bozuk ve verimsiz olması, yeni toprak edinilmesi zorunluluğunu doğurmakta ve bu husus da yerleşim ve gelişimin daima orman aleyhine ve tahribine yol açmaktadır. Ülkemizde millî gelirden en az pay alan lar arasında olan orman köylüsünün sosyo - ekonomik yapısı iç açıcı bir düzeyde olmadığı gibi Devlet imkân ları ve hizmetleri de bu uzak ve dağınık orman köylerine yeterince götürülememektedir. Bu köyler halkının Devletle olan ilişkileri de düzenli olamamakta, ormana yapılan tecavüzler ve el atmalar dolayısıyla yüzbinleri bulan ceza, mülkiyet ihtilafı, hukuk ve tapulama davaları uzun yıllardan bu yana süregelmektedir.
Orman içinde veya yakınında oturan halkın kalkındırılması, ormanların korunması ve bütünlüğünün mu hafazası için Devletle bu halkın işbirliğini sağlayıcı tedbirler getirilmesi, gelişi güzel yerleşimin önlenmesi gereği göz önünde tutularak, bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş ve orman ola rak muhafazasında hiç bir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin olarak eko- Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) nomik yarar olduğu tespit edilen yerlere, gerektiğinde orman içindeki köyler halkının yerleştirilmesi maksa dıyla bu yerlerin tespiti, orman sınırları dışına çıkarılması ve Devlet eliyle ihya edilerek orman köylülerine dağıtmının kanunla düzenlenmesi hükmü getirilmiştir.
Bu şekil bir uygulama ile, orman olarak değerlendirilemeyeceği bilim ve fen bakımından tespit edilen, ak sine ihya suretiyle tarım arazisine dönüştürülmesinde kesin ekonomik yarar görülen ve fakat orman bütünlü ğünü bozmayan bu yerlere, orman içine usulsüz yerleşmiş, ekonomik yönden kendi kendine kalkınması müm kün olmayan orman köylüsünün yerleştirilerek hem ormanların tahribi önlenmiş, hem de bu halkın millî ekonomiye katkıda bulunacak tarzda üretici hale getirilip kalkınması sağlanmış olacaktır. Ormao içinden nakledilen köyler halkına ait arazinin Devlet ormanı olarak derhal ağaçlandırılması hükmü de ormanların bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayacak, orman alanlarının daraltılmasını önleyecektir.
Orman sınırları dışına çıkarılarak veya Devlet eliyle ihya edilerek dağıtılan yerlere yerleştirilen orman köylüsünün üretici hale getirilmesi ve kalkınması için bu halkın işletme araç ve gereçleriyle girdilerinin sağ lanmasını kolaylaştırıcı önlemleri alması da Devlete görev olarak verilmiş bulunmaktadır.
Tasarı/teklif madde 164
Denizciliğin ve havacılığın geliştirilmesi Türk Denizciliğinin eski bir köke dayandığı bilinmektedir. Selçuklular döneminde denizcilik konularına önem verilmeye başlanmış ve Anadolu sahillerinde değişik yerlerde tersaneler kurulmuştur. Osmanlılar, kendi yaptıkları teknelerle zamanla bütün Akdenize hâkim olmuşlar ve deniz hâkimiyeti yardımıyla Devlet hudut larını çok genişletmişlerdir. Osmanlı imparatorluğunun çöküşüne paralel olarak denizciliğimiz de her yönüyle yok olmuştur. Cumhuriyet döneminin başlangıcında denizcilik konularımız yeniden ele alınmıştır. Yüce Ata türk, denizcilik deyimini, deniz işletmeciliğini ve gemi inşaatını kapsayan bir bütün olarak mütalaa etmiş ve denizciliğimizin kalkınması konusunda direktifler vermiştir. Değişik hükümetlerimiz tarafından zaman za man konuya verilen önem artırılmışsa da, diğer dünya ülkelerinin konuya daha ciddî olarak eğilmeleri karşı sında dünya ölçülerine göre Türkiye daima geri kalmıştır. Bugün gemi inşaatında ve ticaret filosu tonajında dünyada 30 - 35 inci sıralarda değişen bir düzeyde yer almaktayız. Bu değeri, sahillerimizin uzunluğuna göre oranlayacak olursak ölçüler daha da aleyhimize dönecektir. Denizciliğin gelişmiş olabilmesi için, mutlaka gelişmiş bir ülke olmak zorunluluğu yoktur. Dünyada gelişmekte olan ülkeler, gemi inşaatı istatistiklerinde ilk on ülkenin yedisini oluşturmaktadırlar. Komşumuz Yunanistan'ın deniz ticaret filosu, dünyada ikinci sı rayı almakta ve Türk ticaret filosunun yirmi katına ulaşmaktadır. Bu ülke, dış ödemeler açığını gemileri nin navlunundan kazandığı dövizlerle kapatabilmektedir.
Türkiye ithalat ve ihracatının % 92'si deniz yolundan yapılmaktadır. Bu nakliyatın ancak % 25'i Türk bayraklı gemilerle taşınmaktadır. Bu nedenle Türkiye, yabancı bayraklı gemilere navlun ve nakliye sigortası olarak yılda 1,3 milyar dolar yani 230 milyar Türk lirası kadar bir para ödemektedir. Bu değer, ülkemizin pet rol ödemelerinden sonra en büyük yüzdesini tutmakta ve dış ödemeler dengemizin büyük ölçüde bozulma sına sebep olmaktadır.
Türk Ticaret filosunun gelişmesi dış ödemeler dengemizi düzeltirken, gemi inşaatı sanayiimizin gelişmesi de paralel gelişecek yan sanayi ile birlikte büyük bir insan gücünü kapsayacak, iş olanaklarını artıracak ve filo gelişirken dışa gemi satışları yapılarak da döviz sağlanacaktır.
Diğer yönden denizlerin, ileriki yıllarda enerji ve gıda kaynakları yönünden Dünyanın yegâne kurtarıcı sı olacağı herkesçe bilinmekte olup, Dünyada gelişmiş ülke olsun, gelişmekte olan ülke olsun bütün ülkeler denizciliğe yönelmektedir. Türkiye'nin bu yönelmenin dışında kalması beklenemez. Denizciliğe önem veril mesi gerçeği, ekonomimiz ve ülke güvenliğimiz yönlerinden çok önemli bir problem olarak mütalaa edilmiş tir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Havacılık, yirminci yüzyılın başlarında doğmasına rağmen kısa sürede sivil ve askerî alanlarda büyük gelişme göstererek uzayda da büyük başarılar kazanmıştır. Yüce Atatürk bu konuya «İstikbal göklerdedir» sözleri ile değinmiştir. Sivil hava yolları bugün için ülkemize döviz kazandırmakta olup, bu katkı gelecekte de devam edecektir. Havacılık sanayiinin kurulması ve gelişmesi ülkemizi gelişmiş sanayi ülkeleri düzeyine Çıkarabilecek, yan sanayi kolları da desteklenerek yüksek teknoloji ülkemizde oluşabilecek, havacılığımızın güçlendirilmesi ile ülke güvenliğimiz artırılacaktır.
Tasarı/teklif madde 165
Üniversiteler Üniversitelerin bilimsel özerkliğe sahip kamu tüzelkişileri olarak Devlet eliyle ve kanunla kurulabileceği ilkesi getirilmiştir.
Üniversiteleri, Devletin gözetim ve denetimi altında, kendi organları eliyle yönetilmesi, öğretim üye ve yar dımcılarının göreve alınmaları, yükseltilmeleri ve görevlerine son verilmesinin kendi organları tarafından yürütülmesi de bilimsel özerkliğin bir gereği olarak belirtilmiştir.
Üniversitelerde öğretim ve eğitimin özgürlük ve güvenlik içinde yürütülmesi, yurt düzeyinde yaygınla şan üniversitelerin öğretim üye ihtiyaçlarının dengeli biçimde, ülke ihtiyaçları ve kalkınma planı gerekleri dikkate alınarak karşılanması konularının ve genel olarak Devletin üniversiteler üzerindeki gözetim ve denetim yetkilerinin düzenlenmesi konuları, bilimsel özerklik dikkate alınmak suretiyle kanun koyucuya bı rakılmıştır.
Getirilen düzenleme ile üniversiteler ve diğer yükseköğretim kurumlan, Atatürk inkılapları ve ilkeleri doğrultusunda Türk Milletinin millî değerleri ile çağdaş bilim ve teknolojinin gereklerine uygun eğitim ve öğretime hizmet eden kurumlar olarak düşünülmekte; Türkiye Cumhuriyeti Devleti hizmetinde hür, bilim sel düşünme yeteneğine ve geniş dünya görüşüne sahip bir kuşak yetiştirilmesi amaçlanmaktadır.
Tasarı/teklif madde 166
Yüksekokullar Yükseköğretimin bütünlüğü çerçevesinde üniversiteler dışındaki yükseköğretim kurumları, ülke ihtiyaç ları ve istihdam planlaması gereklerine uygun olarak, belirli mesleklere yönlendirici eğitim ve öğretim yapan kurumlar olarak ele alınmıştır.
Ayrıca, bu kurumların bilimsel alanlarda üniversitelerle işbirliği yapmaları da belirtilmektedir.
Tasarı/teklif madde 167
Radyo ve televizyon idaresi ve haber ajansları Maddede radyo ve televizyon istasyonlarının Devlet eliyle kurulacağı ve idarelerinim kamu tüzelkişiliği halinde düzenleneceği öngörülmektedir. Ancak, radyo ve televizyon kamuoyunun oluşumunda oynadığı önemli rol dikkate alınaralc organlarının kuruluş biçimi ve işleyişinin tarafsızlık ilkesine uygun olarak dü zenleneceği ilkesi getirilmiştir.
Radyo ve televizyonun, yukarıda değindiğimiz önemi dolayısıyla yayınlarında ve özellikle haber ve prog ramlarının hazırlanıp sunuluşunda Devlet ve Millet yararları gözetilerek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölün mez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine ve kamu düzeni, genel ahlak ve asayiş gereklerine uyu lacağı vurgulanmış; Türk kültürü ve eğitimine yardımcılık görevinin yerine getirileceği heliritlmiştir.
Getirilen yeni düzenleme ile radyo ve televizyon idaresi genel müdürü ile üç yönetim kurulu üyesinin Cumhurbaşkanınca atanacağı öngörülmektedir. Bu şekilde radyo ve televizyon idaresinin tarafsızlığı güvence altına alınmaktadır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) MADDE — im Türk Dil Akademisi Son yıllarda görüldüğü gibi «(devrimci» olduklarını açıklayanların hemen tümü ve Atatürk'ün izinden git tiklerini söyleyenlerin bir kısmı Türk Dil Kurumunun bilimsel dayanaklardan yoksun metotlarla «ürettiği dilcik ve sözcükleri» Devlet aracılığı ile zorla milletimize benimsetmek ve dolayısıyla yaşayan Tüfkçemiz yerine sunî ve uydurma bir dil koyma çabasına girişmişlerdir. Bu çabayı önlemek için bir Dil Akademisi oluşturmak, bu Akademinin benimsediği veya reddetmediği ve araştırmalarının ürünü kelimeleri Türkçeyi oluşturması gerektiği düşünülmüştür. Millî Eğitim Bakanlığı yayımlarında ve TRT programlarında akade minin kabul ettiği kelimeler kullanılmalıdır. Türkçe düştüğü durumdan ancak böyle kurtarılabilir. Kurula cak akademi üyelerinin başlangıçta Devlet Başkanı tarafından seçilmesi ondan sonra boşalan üyelikler için akademinin bizzat kendisinin üye seçmesi, akademiyi politik etkilerin dışında tutmak için gerekli görülmüş tür,
Tasarı/teklif madde 169
Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhuriyetin hemen başlangıcından itibaren, genel idare içinde yer alan Diyanet işleri Başkanlığının yine aynı statüye bağlı kalması yerinde görülmüştür.
Tasarı/teklif madde 170
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları Bu kuruluşlara yeni bir düzenleme getirilmiştir. Amaç dışı faaliyet ve siyaset yasağı öngörülmüştür.
Kamu kurum ve kuruluşlarında devamlı çalışanların «serbest meslek» icra etmediklerinden meslek ku ruluşlarına girmeleri önlenmiştir.
Nihayet mülkî amirin geçici olarak bu kuruluşların görevlerinden uzaklaştırılması İmkânı getirilmiştir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM YARGI
Tasarı/teklif madde 171
Mahkemelerin bağımsızlığı (Burada hâkimlerin Anayasayı, kanunu ve hukuku uygularken vicdanî kanaatîarına göre hareket etmele rini belirttimek suretiyle bu maddenin karşılığı olan 1961 Anayasasının Iı3ı2 nci maddesinin 1 inci fıkrasına açıklık getirilmiş, diğer fıkraları aynen alınmıştır.
Tasarı/teklif madde 172
Hâkimlik teminatı 1961 Anayasasının 1133 üncü maddesi, hükme açıklık getirmek amacı ide değiştirilen •ıbir sözcük dışında, aynen kabul edilmiştir.'
Tasarı/teklif madde 173
Hâkimlik mesleği Bu madde ile, yargı yetkisinin hâkimlik mesleğinden olan .hâkimler eli ile yürütülmesi ilkesine bir kez dalha işaret olunmuş, bunun dışına çika'bitoenıin, ancak özdük taşıyan idare, vergi, iş ve çocuk mahkeme leri için mümkün olabileceği belirtilmiştir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Ayrıca mahkemelerin ilk derece mahkemeleri, bölge mahkemeleri ve yüksek mahkemeler olarak derece lendirilmesi olanağı getirilmiş ve ülkemizde bugünkü yaş ortalaması, ve yetişkin hâkimlerin iki yıl daha ve rimli olarak çalışabilme gerçeği göz önüne alınarak zorunlu emeklilik yaş sınırı altmışbeşten altmışyediye çıkarılmıştır.
Maddede, yüksek mahkeme hâkimliğine ayrıca dikkat çekilmesinde memleket açısından yararlı görülmüş tür.
Tasarı/teklif madde 174
Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması 1961 Anayasasının 135 inci maddesi aynen kabul edilmekle 'beraber adalet hizmetinin yürütülmesinde süratin önem ve gereği özellikle belirtilmiştir.
Tasarı/teklif madde 175
Mahkemelerin kuruluşu 1961 Anayasasının 136 ncı maddesinin ilk fıkrası olduğu gibi alınmış, yargılamanın, devletin imkânları ölçüsünde, ilki dereceli olarak yapılması ilkesi getirilmiştir.
Tasarı/teklif madde 176
Devlet Güvenlik Mahkemesi Devlet Güvenlik Mahkemelerine hasredilen bu madde 1961 Anayasasının 136 ncı maddesinden alınmış tır.
Duruşma yapıp hüküm verecek hâkim sayısı üçe indirilmek suretiyle de diğer mahkemelerle ahenkli hale 'getirilmiştir. Hâkim ve savcıların atamaları, hükümlerin temyiz merciinde olduğu gibi farklar kaldırılmış ve böylece tabiî hâkim ilkesine uygun olmadığı yolundaki iddialara yer verilmemesine dikkat edilmiştir.
Tasarı/teklif madde 177
Savcılık Bu madde İle 1981 Anayasasının savcılık ile ilgili 137 noi maddesi, toplumun zamanla değişen ihtiyaçla rına uygun hale getirilmeye çalışılmıştır. Sözü geçen 137 nci maddenin 1 inci fıkrasında «Cumhuriyet sav cıları, idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdır» denilmektedir. Bu fıkra uygulamada Cumhuri yet savcılarının adlî ya da kazaî yönden hiçbir makama bağlı olmadığı anlamında kabul edildi ve yürütme or ganının, işlenen suçlar karşısında Cumhuriyet savcısına hiçbir müdahalede bulunamayacağı biçiminde yorum lanarak bundan sik silk yakınmalar oldu. Bunun sonucu olarak da Ceza 'Muhakemeleri Usulü Kanunundaki, Adalet Bakanlığının belli bir suçtan dolayı Cumhuriyet savcısına dava açma emri verebilme yetkisi bir kenara itildi. Halbuki işlenen bir suçtan ötürü suçluya ceza verme hakkı kamuya aittir.; Adalet Bakanlığı kamu nun dolaylı temsilcisi olduğundan işlenen bir öylemin suç teşkil edip etmediğini araştırmak, soruşturmak ve yeterli delil elde edilirse, eylemin hukukî mahiyetini tayin ve kanunî gereğini takdir etmek üzere durumu dava halinde, tam anlamıyla tarafsız olan hâkime arz etmek, herkesten önce Adalet Bakanının görevidir.
îşte bu görevini Adalet Bakanı Cumhuriyet savcısı eliyle yapar. Bu itibarla Adalet Bakanının Cumhuriyet sav cısına dava açma emri verme yetkisi bulunmadığı düşüncesi hukuk dışı bir düşüncedir. Bu nedenle «Adalet Bakam, kamu davası açması için Cumhuriyet savcısına emir verebilir» hükmü konularak maddeye açıklık getirilmiştir.
Danışma Melisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 178
Askerî yargı Bu madde 1961 Anayasasının 138 inci maddesi esas alınmak suretiyle düzenlenmiştir. Askerî mahkemeler de üyelerin çokluğunun hâkimlik niteliğine sahip olmaları şartının savaş halinde aranıp aranmayacağı, sözü geçen maddede ıbeliıtilmemiş olduğundan «savaş halinde bu şartın aranmayacağı» hükme bağlanmak suretiyle durum belirgin hale getirilmiştir,.
«Askerî hâkim ve savcıların askerî yargı hizmeti dışında ıkalan askerî hizmetleri yönünden» mensup ol dukları askerî mahkememin bağlı bulunduğu komutanlığım emrinde olduklarına da maddede ayrıca yer veril miştir.
Tasarı/teklif madde 179
Anayasa mahkemesinin kurulusu Kanunların Anayasaya uygunluğunun yargısal denetime tabi tutulması ilkesine sadık kalınmış ve bu nedenle Anayasa Mahkemesine yeni Anayasada da yer verilmiştir. Geçen yirmi yıllık uygulama sürecinde Anayasa Mahkemesinde boşalan üyeliklere yapılacak seçimlerin uzun süreler beklenildiği halde yapılmadığı bilinmektedir. Mahkemenin, gerektiğinde süratle toplanabilmesiine bu -durumun engel olduğu açıktır. Mah kemeye katılacak hâkim sayısının çokluğunun, toplanmadaki aksaklıklara bir başka sebep olduğu da mey dandadır.
Örnek alınabilecek yabancı memleketler Anayasa Mahkemeleri de bizdeki kadar çok hakimli değildir.
Bu düşüncelerle yirmi olan hâkim sayısının onbeşe indirilmesi uygun görülmüştür.
Her mahkeme gibi Anayasa Mahkemesinin de yüceliği yanında tarafsızlığı da kesin bir esastır. Böyle bir kuruluşun, Cumhurbaşkanlığı tarafından seçilecek hâkimler ile kurulması Komisyonumuzca daha uygun görülmüştür. Cumhurbaşkanlığı tarafsız ve yüce bir kuruluştur. Bu niteliği medeniyle Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi bu yüce makama tevdü olunmuş, seçilecek üyenin en az 40 yaşında bulunması şartı da, seçime kolaylık getirmek için kaldırılmıştır.
Anayasa Mahkemesine seçilen üyelerin bir kısmının yedek üye adı ile adlandırılması, uzun süre işsiz bıra kılmasına neden olmuş aynı niteliği taşıyan hâkimler arasında bir ayırım meydana getirmesi de sakıncalı bu lunmuştur. Bu sebeple yedek üyeye yer verilmemiştir.
Tasarı/teklif madde 180
Üyeliğin sona ermesi Üyeliğin sona ermesi nedenlerine ilişkin bu maddede bir değişiklik yapılmamış eski hüküm aynen alın mıştır.
Tasarı/teklif madde 181
Üyelerin hakları ve yükümlülükleri Anayasa Mahkemesinde Üniversite Öğretim üyelerinin görev kabul etmelerinde yarar görülmüştür.
Böylesine yüce bir mahkeme hâkimlerinin, ayrılmaları halinde, hemen başka bir görev almaları uygun bu lunmadığından bu hususta kısa süreli bazı kısıtlamalar getirilmiştir.
Tasarı/teklif madde 182
Görev ve yetkileri Kanun Hükmündeki kararnamelerin hüküm ve sonuç itibariyle kanunlardan farkı bulunmadığından Ana yasal denetime tabiî tutulmaları gerekli görülmüştür.
Danışma Melisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Yüce Divan, görevi ve niteliği bakımından bir ceza mahkemesidir. Bu nedenle ona ait görevin, uzmanlık da göz önüne alınarak, Yargıtay ceza daireleri başkanlarından kurulu bir kurula verilmesi düşüncesi ile eski maddeden çıkarılmıştır.
Kanunların şekil bakımından devimlerinin, yayımlanmalarından önce yapılması ve bir daha bu konuda initilaflara ve davalara yer verilmemesi amacı ile maddeye gerekli hükümler eklenmiştir.
Tasarı/teklif madde 183
Yargılama ve çalışma usulü Bu madde mahkemenin çalışma şekil ve düzenini belirlemektedir.
Tasarı/teklif madde 184
İptal davası Anayasa Mahkemesinin kuruluş nedeni, kanunların Anayasaya aykırılığını önlemektir. Dava hakkının bu amaç Aşında kullanılmasına olanak vermemek içlin dava açabileceklerin sayısı azaltılmış ve mahkeme de iş ço ğalmasının önlenmesi istenmişitir.
Tasarı/teklif madde 185
Dava açma süresi 1961 Anayasasında olduğu gibi kabul edilmiş ve o Anayasa tedvin olunurken mevcut olmayıp sonradan kabul edilen «Kanun Hükmümde Kararname» çıkarma müessesesi de göz önüne alınmak suretiyle düzenleme yapılmıştır.
Tasarı/teklif madde 186
Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi Bir Kanun hükmünün iptali için açılan dava Anayasa Mahkemesince ret olunduğu halde makul bir süre geçmeden yeniden İptal' davaları açıldığı uygulamada sık sık görülmüştür. Kanunların, zamanla, toplum ve ya birey ihtiyaçlarını karşılayamayacak hale gelebilecekleri ıbir gerçektir. Ancak bunun için yeterli bir sürenin geçmesi gereği de meydandadır. Komisyonumuzca bu süre üç yıl olarak kalbul edilmiş ve bu madde ona göre düzenlenmiştir.
Bu hükme karşılık olan eski Anayasanın 151 inci maddesinin son fıkrası metinden tamamen çıkarılmış tır. Çıkarılan fıkraya göre, itiraz yolu ile açılan davalarda Anayasa Mahkemesi altı ay içinde kararını vermez se itiraz davası açan mahkeme, elindeki davada ileri sürülen Anayasaya aykırılık iddiasını, kendi kanısına göre çözümleyebilecektİr. Ancak, Anayasa Mahkemesinin, iptali istenen hükmü Anayasaya aykırı bularak iptal etmesi, ve normal mahkemede de o hükmün uygulanmış bulunması halinde meydana gelen hukuflca aykırılığı gidermek mümkün olmayacaktır. Bu nedenle sözü geçen fıkranın yeni Anayasaya alınmaması uy gun görülmüştür.
Tasarı/teklif madde 187
Anayasa mahkemesi kararları Burada eski maddeye yapılan başlıca eklentiler şunlardır :
a) İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda iptal ile meydana gelen kanun boşlukla rının süratle doldurulmasına kolaylık sağlayıcı hüküm getirilmiştir.
b) 1961 Anayasasının 151 inci maddesine göre, bir davada uygulanacak kanun hükmünün Anayasaya ay kırılığı iddiası ile iptali istenebilir. Yürürlükten kaldırılmış bulunan bir kanun hükmünün, kazanılmış hak ilkesine veya bir kanunun yürürlükte bulunduğu zamanda işlenen veya yapılan eylem ve işlemlerde o kanu- Danışma Melisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) nun uygulanması kurallına dayanılarak yürürlükten kaldırılmış odan hüküm uygulanabilir. Öte yandan 1961 Anayasasının 152 nci maddesinin üçüncü fıkrası «iptal karan geriye yürümez» kuralını koymuş bulunmakta dır. Bu İki kural arasında çelişki vardır, işte bu çelişkiyi ortadan kaldırmak için dördüncü fıkra eklenmiştir.
c) Uyuşmazlık Mahkemesi Kanununun 36 ncı maddesi, görev ve hüküm uyuşmazlığı çıkması durumla rında Anayasa Mahkemesi kararına uyulması gereğini hükme bağlamıştır. Bu hüküm Anayasa Mahkemesi Kararına ilişkin olduğundan yeniden düzenlenen maddeye eklenen yedinci fı'kra ile de bu kural Anayasa Ku ralı haline getirilmiştir.
Tasarı/teklif madde 188
Yargıtayın görevi ve hâkimlerinin seçimi Bu madde Yargıtay 1 inci başkanvekillerinin ihdas olunması ve Yargıtay Cumhuriyet başsavcılığının aya bir maddede yer alması gereği göz önüne alınarak 1961 Anayasasının 139 uncu maddösindeki ilkeler çerçeve sinde düzenlenımdştir.
Tasarı/teklif madde 189
Cumhuriyet Başsavcılığı Cumhuriyet Başsavcılığının, siyasî partilerin kapatılması nedenlerini oluşturan eylemleri takip etmek ve kapatma davaları açmak ıgiibi Yargıtay dışında bazı görevleri daha vardır. Bu itibarla Cumhuriyet Başsav cılığının bağımsız bir konu halinde ele alınması gerekli görülmüş ve madde bu amaçla ayrıca düzenlenmiştir.
Tasarı/teklif madde 190
Yüce Divan Yüce Divanın ıgörevi belli kimseler hakkındaki ceza davalarına bakmak olduğundan divanın ceza konu sunda uzman olan hâkimlerden kurulması uygun görülmüş ve madde bu esasa göre düzenlenmiştir.
Tasarı/teklif madde 191
Danıştay Danıştayın ıgörevi kamu idaresi ile çoik yakından ilgili bulunduğundan kamu yararı ve toplumun gerek sinimi göz önüne alınaraik yeniden düzenlenmiş, üyelerinin dörtte üçünün, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâ kim teminatı ilkelerine uygun olarak hâkimler ve savcılar yüksek kurulunca ve dörtte birinin de Cumhur başkanı tarafından seçilmeleri uygun görülmüştür.
Tasarı/teklif madde 192
Sayıştay Sayıştay niteliği ve görevi itibariyle ilk ve son derece bir hesap mahkemesidir. Kuruluşu da yüksek mah kemelerin kuruluşuna benzer biçimdedir. Konusunun sınırlı oluşu, bunun mahkeme olma niteliğine etkili görülmediğinden yüksek mahkemeler sırasına alınmış ve o suretle düzenleme yapılmıştır.
Tasarı/teklif madde 193
Askerî Yargıtay Askerî Yargıtay konusunda 1961 Anayasasının 141 inci maddesi esas tutulmuş, 1 inci sınıfa ayrılan bir hâkimin askerlik rütbesinin kazaî göreve etkisi olamayacağı düşüncesiyle rütbe koşulu aranmamış ve madde buna göre düzenlenmiştir^ Danışma Melisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Tasarı/teklif madde 194
Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi 1961 Anayasanın 140 inci maddesinde Danıştay ile birlikte düzenlenmiş tir. Danıştayın varlığına rağmen Askerî Yüksek İdarî Mahkemesinin kurulmasındaki nedenler göz önüne alı narak 'burada ayrı bir madde halinde düzenlenmesi uygun görülmüştür,.
Tasarı/teklif madde 195
Uyuşmazlık Mahkemesi Uyuşmazlık Mahkemesine ait olan bu hüküm 1961 Anayasasının 142 nci maddesinden alınmıştır. Sonra dan başkanvekilliği bir İhtiyaç olarak belirmiş ve Uyuşmazlık Mahkemesi Kanununun 3 ünoü maddesine bu yolla getirilen hüküm benimsenmiş ve (buraya aktarılmıştır.
Tasarı/teklif madde 196
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 22.4.1962 günlü ve 45 sayılı Yüksek Hâkimler ve Yüksek Savcılar Kurulu Kanunu 13.5.1981 tarihli ve 2461 sayılı Kanunla kaldırılmış onun yerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kurulmuşitur. Dayandığı ilke benimsenmiş ve kurul, bu madde ile Anayasa kuruluşu haline getirilmiştir.
Tasarı/teklif madde 197
İnkılap kanunlarının korunması Atatürk inkılaplarının Atatürk'ün amaç olarak gösterdiği Batı uygarlık düzeyine varıştaki önemleri tar tışılmayacak kadar açıktır. Türk Milleti bu inkılapların bilincine varmış ve onlarla ilgili değerlendirmelerim etrafında (toplandığı fikirler nüvesine katmıştır.
Ancak zaman zaman Atatürk inkufaplarının anlamınır: kavrayamayanların belirdikleri görüldüğünden, inkılapları Anayasanın Mmayesine alan 1961 Anayasasındaki hükmün yeni Anayasada korunması yerinde görülmüştür.
DÖRDÜNCÜ KISIM SON HÜKÜMIJER
Tasarı/teklif madde 198
Anayasanın değiştirilmesi Esas teşkilat hukuku düzönimizde Anayasalarda yapılacak değişiklik yasama kuvvetinin üye tamsayısı nın 1/3'nün teklifi ve üye tamsayısının 2/3'nün kabulü temeline dayanıyordu. Uygulamalarında hiçbir mah zuru görülmeyen bu sistem değiştiriilmemişıtir.
Tasarı/teklif madde 199
Başlangıç ve kenar başlıklar 1961 Anayasasının sistemi değiştirilmemiştir. Kenar başlıkları Anayasa metnine dahil değildir. Fakat baş langıç kısmı Anayasanın diğer hükümleri ile eşdeğerdedir s
Tasarı/teklif madde 200
Anayasanın yürürlüğe girmesi Anayasanın yürürlüğe giriş maddesidir. Geçici maddeler daha sonra açıfclanacakıtır, Danışma Melisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) KARŞIOY YAZISI VE KISA GEREKÇE (Aşağıdaki maddeler üstünde söz hakkım' saklıdır) Madde 4. — Bu maddenin İkindi fıkrasında kişinin temel hak ve özgürlükleri karşısında «devletin olum lu tutumu» diğer bir deyimle, özgürlüklerin gerçekten kullanılabilmeleri için kişiye yardımcı olması, kısaca, «özgürlüklerin sosyalleştirilmesi» sözkonusudur. Bu nedenle yeri bu maldde değil, 11 inci maddedir. 'Bu fıkra, 11 inci maddeye 2 nci fıkra olarak eklendiği takdirde, 11 inci madde de tamamlanmış olacak; böylece 11 inci maddenin 1 inci ve 2 nci fıkralarıyla, devletin özgürlükler önündeki tutumu «olumsuz» (müdahale edemez) ve «olumlu» unsurlarıyla tam olarak belirtilmiş olacaktır.
Madde 5. — M'adderiin Son fıkrasında sadece, «Milletlerarası anlaşmalar hükümleri saklıdır» Idenmesi da ha doğru ve iyi olacaktır.
Madde 7. — Malddenin son fıkrasında «Anayasanın .... maddeleri hükümleri saklıdır» yerine, «Anayasa nın .... maddeleri hükümleri yetki devri değildir» denmesii daha doğrudur. Çünkü bu hallerde gerçek bir yet ki devri yoktur.
Madde 13. — Bu maddenin 1 inci fıkrasında yer alan «.... ya da sair herhangi bir yoldan komünizme, faşizme....» ibaresinin çıkarılması gerekir. Zira maddenin geri kalan kısmında, «yasak kasıt», «.... Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesin'i veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerine egemenliği ni sağlamak....» ibaresiyle tarif edilerek belirtilmiştir. Kaldıki «komünizm», «faşizm kavramları içerikleri itibariyle pek değişkenidir ve gayri muayyendir. Bu nedenle hükmün uygulanmasında büyük tereddütlere yol açabilir.
Keza fıkranın son cümlelerini teşkil eden «... kullananlar, kötüye kullandıkları hak ve özgürlüğü kaybe derler» hükmünün de maddeden çıkarılması gerekir. Hak kaybı, hele süresiz ise, çok ağır bir müeyyidedir.
Devletin görevi «hak inkârı» yoluyla suis'timali önlemek değil; 'kişilerin, haklarını kötüye kullanmalarına imkân vermeyecek bir düzen kurmaktır. Bu hükmün en büyük sakıncası uygulama imkânının hemen he men bulunmamasıdır. Bir gösteri yürüyüşünde saldırganlık yapan; yazdığı bir kitap nedenliyle mahkûm olan, yasaklanmış bölgede seyalha't eden, bir dernek üyeliği sıfatını kötüye kullanarak suç işleyen kişi bu hakla rından nasıl mahrum edilecektir.
Belli bir hakkın yahut özgürlüğün kullanılması bir meslekî faaliyet haline gelmişse (gazete sahipliği yahut sorumlu müdürlüğü vb. gibii); yahut bir kamusal bir hak niteliğinde ise bunun yasaklanması mümkündür.
Bu hususu da Ceza Kanunumuz «muayyen bir meslek ve sanatın tatili icrası», «hidematı âmmeden mahru miyet» hükümleriyle düzenlenmiştir. Halk ve özgürlüğü kötü kasıtla kullanmanın suç teşkil etmediği haller de mesele daha da karmaşıktır. Hak yahut özgürlükten mahrumiyetin, Anayasa yerine, somut halleri düzen leyen uygulama kanunlarına (mesela Dernekler Kanununa, Basın Kanununa, Ceza Kanununa, Siyasî Parti ler Kanununa) Sürekli olarak konulması daha doğrudur.
Bu duruma göre hak ve özgürlükler «genel», ve 'bunlara ilaveten malhsus maddelerde yer alan «özel» sebeplere dayanılarak sınırlanabilecek, kayıt altına alınabilecektir- Bu husus, halk ve özgürlüklerin sınırlan ması konusunda genel hüküm teşkil eden 12 nci maddede «... amacıyla ve aynı zamanda i,.» ibaresi kulla nılmak suretiyle ifade edilmiştir, Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel hükmün hemen arkasından bunların suiistimalini ön leyecek hüküm getirilmiştir. Kişinin sahlip (bulunduğu halklar ve özgürlükler devletin ülkesi ve milletiyle 'bölünmez 'bütünlüğünü korumak, Cumhuriyeti ve Türk Devletini yıkmak ve 13 üncü maddede sayılan diğer amaç larla, yani belirtilen cinsten bir kötü kasıtla kullanılamayacaktır^ Aynı zamanda genellikle Anayasanın hiçhk hükmü, özellikle kişinin salhip 'bulunduğu hak ve özgürlükler, ıbir tapluluğa veya 'kişiye bu Anayasada yer alan 'hak ve özgürlükleri yok etmeye yönelik bir faaliyete (gidişme, yahut eylemde bulunma hakkını ve rir şekilde yorumlanamayacaktır.
Nihayet savaş, sıkıyönetim, olağanüstü hal gibi millet hayatının tehlikede bulunduğu durumlarda hak ve özgürlüklerin kullanılması tamamen ıdurdurulabilmekte; hak ve" özgürlüklerin korunması amacıyla öngörülmüş bulunan güvencelere aykırı yani bunları gereğinde ortadan kaldırabilecek tedbirler 'alınabilmektedir (Mad de 14),
c) (Bu kısmı oluşturıan üçüncü Ibir grup hüküm !iie temel hak ve özgürlükler teker teker ele alınıp dü zenlenmektedir. Yaşama hakkı, İkisi özgürlüğü, seyahat ve yerleşme özgürlüğü v.s, gibi. Bir anlamda hak ve özgürlükler listesini teşkil eden bu kısmın düzenlenmesinde liste başına en önemli hak (yaşama hakkı) yer leştirilmiş ve diğerleri, kademeli şekilde bunu takip etmiştir., {Madde V6 ve sonrakiler) Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında yabancıların durumu ayrıca belirtilmiş (Madde 15); bun lar konusunda, milletlerarası hukuka uygun olarak farklı bir düzenleme imkânı getirilmiştir.
Temel baklar ve özgürlükler konusunda ayrıca belirtilmesi (gereken diğer bir husus da «düşümce ve ka naat özgürlüğü» (Madde 25) ile «düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü» nün (Madde 26), birbirinden farklı nitelikte olmaları nedeniyle, ayrı maddeler halin'de düızenlenmSş bulunmasıdır, Düşünce açıklama ve yayma özgürlüğünün günümüz toplumunda ve demokratik yönetimde en önemıli bir tezahür şekli olan haberleşme ve özellikle basın özgünlüğü ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. «Basın ve yayımla ilgili hükümler» başlığı altında yer alan maddeler bir yandan basın özgürlüğünü güvence altına almakta; öte yandan da benimsenen «özgür, fakat sorumlu basın» teorisine uygun olarak bu özgürlüğü dü zenlemekte, kötüye kullanımını önlemektedir. Böylece 28 lile 32 nci maddeler haberleşme Ve basın özgürlü ğü konusunda Anayasa içinde açılan bir parantezi oluşturmaktadır.;
Temel haklar ve özgürlükler bölümünün son hükümleri niteliğinldefci 37 ve 38 inci maddelerde insanı ya kından -ilgilendiren bazı temel ilkeler yer almaktadır. Bunlar genellikle suç ve cezalar ve kanunların geçmişe yürümemesi hususlarıyla ilgifddr, II - Maddelerle İlgili Özel Gerekçe
Fıkrada ayrıca, söz konusu sınırlamaların Anayasanın özüne ve ruhuma uygun olması zorunluluğu da gösterilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, hak ve özgürlüklerin sınırlanmasında daima gözetilmesi gereken ölçü; ya ni sdinırlamalarm sınırı öngörülmüştür. Diğer bir deyimle hak ve özgürlüklere getirilecek sınırlamalar yahut bunlar konusunda öngörülecek sınırlayıcı tedbirler demokratik rejim anlayışına aykırı olmamalı; genellik le kabul gören demokratik rejim anlayışı ile uzlaşabilir olmalıdır. Getirilen bu kıstas, 1961 Anayasasının kabul ettiği «öze dokunmama» kıstasından daha belirgin, uygulaması daha kolay olanı bir kıstasdır. Esasen uluslararası sözleşme veya bildirilerde bu kıstası kabul etmişlerdir.
Maddenin üçüncü fıikrası, son saltırı, hak ve özgürlüklerin sınırlanmasında öngörülen genel ve özel ne denlerin belli amaçlara yönelik bulunduğu; binnetice ancak bu amaçları gerçekleştirmek için bu nedenlerin öngörüldüğünü vurgulamaktadır. Şu halde öngörülen amaçlar yahut nedenler bahane edilerek, başka bir amaca ulaşmak için hak ve özgürlükler sınırlanmayacak; yahut meşru amaç güdülerek sınırlanmış olsalar bile,, getirilen sınırlama bu amacın zorunlu yahut gerekli kıldığından fazla olmayacaktır. Diğer bir deyim le, amaç ve sınırlama orantısı herhalde korunacaktır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Bu itür tedbirlerin uygulanması, «tehlikeli hal» gösteren kişinin şu veya bu şekilde özgürlüğünün kısrtlanmasını zorunlu kılar. İzahına çalışılan hüküm bu ihtiyacı karşılamaktadır.
Nihayet bejindi halde, ülkeye usulsüz olarak giren yahut kanuna uygun şekilde 'sınır dışı edilecek veya suç nedeniyle yabancı bir ülkeye geri verilecek kişinin, gerekli 'işlem yerine getirilinceye kadar, özgürlüğün den mahrum edilmesi yani yakalanması veya tutuklanması ısöz 'konusudur. Bu gibi hallerin benzeri özgürlük kısıtlamalarını meşru kılacağı açıktır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Seküzinci fıkra, ayrıca suç teşkil eiCmemek kaydıyla, özgürlük ıkısıtlamasımın (ister tedbir, ister ceza olarak) özel hukuk ilişkilerinde ıbir müeyyide olarak kabulünü önlemekt'ir. KaJbul gerekirki, ancak kamu yararının söz konusu olduğu hallerde başvurulacak bir tedlbir yahut müeyyide 'olan özgiMük fci'sıtlamasıını, kişiler arasındaki ilişkilere de sirayet ettirmek pek ağır hir işlemdir.
Nihayet maddenin dokuzuncu fıkrası 'ile, kanuna aykırı özgürlük kısıtlamalarında kişjin'in uğradığı zararın Devletçe tazmini öngörülmüştür. Bu tazmin otomatik değildir; tazmin şartlarını kanun gösterecektir. Mesela yargılama sonunda verilen bir beraat kararı, yargılama sırasında tutuklu kalmış bir sanığa muhakkak tazmi nat ödemeyi gerektirmez.
Altıncı fıkra, süreli ve süresiz yayımların toplatılması hususunu düzenlemektedir. Umuma sunulmuş yani dağıtılmış bir yayımın toplatılmasına, kural olarak, hâkim karar verecektir. Bununla beraber adlî kovuştur manın henüz başlamadığı ve gecikmesinde de sakınca bulunan hallerde kanunun yetkili kaldığı başka bir merci toplatma kararı verebilecektir. Hâkimden başka bir merciin vereceği toplatma kararının gerekçesi de fıkrada belirtilmiş; yani bu makamın konu bakımından takdir hakkı sınırlanmıştır. Acele hallerde bu merci ta rafından verilebilecek toplatma kararı ancak Devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün, millî güvenliğin, ka mu düzeninin, Atatürk inkilaplarının ve kamu düzeninin, genel ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğinin korunması, suçların önlenmesi mülahazalarıyla verilebilecektir. Ola ğanüstü bir tedbir niteliği gösteren bu yetki yine yargı organının denetimi altında tutulmaktadır. Nitekim top latma kararı veren merci, bu kararım en geç yirmidört saat içinde hâkime bildirecek; hâkim de bu kararı engeç üçgün içinde onaylamazsa, karar hükümsüz kalacaktır.
Yedinci fıkra süreli veya süresiz yayımların zapt ve müsaderesinde, Ceza ve Ceza Muhakemeleri Usulü Ka nunlarımızın genel hükümlerinin uygulanacağını belirtmektedir. Her ne kadar altıncı fıkrada yer alan «toplat ma» tedbiri, bir anlamda, yayın organının «zaptı» niteliğinde ise de; ancak suç kovuşturması müessesesi ola rak «zapt ve müsaderenin» ayrıca öngörülmesinde yarar vardır. «Toplatma» hem müsadereyi içermemektedir;
hem de suç kovuşturmasıyla ilgili olmayan durumları da kapsayabilen bir tedbirdir. Sövme ve hakaret yahut özel hayatın açıklanması sebebiyle açılan hukuk davalarında veya ortada bir dava bulunmamasına rağmen sırf Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) suç işlenmesini önlemek için bir yayım organının toplatılması gibi. Yayın organları konusunda bu özel «top latma» tedbirinin varlığı, bir ceza hukuku müessesesi olarak «zapt ve müsadere»ye ait genel hükümlerin bun lara uygulanıp uygulanmayacağı hususunda tereddüt doğurmuştur. Bu tereddüdü ortadan kaldırmak amacıyladırki söz konusu fıkraya gerek görülmüştür. Bilindiği gibi Ceza Kanunumuza göre suç ürünü ve suç aleti zapt ve müsadereye tabi eşyadandır. Bir suçun basın yoluyla işlenmesi halinde yayım organını bu genel hükmün dışında tutmak için ortada makul sebep yoktur.
Maddenin son fıkrasında süreli yayımların hangi hallerde ve hangi şartlarla kapatılacağı hüküm altına alın maktadır. Kapatma, ceza mahkûmiyetine eklenecek fakat kişiyi değil süreli yayını hedef alan ayrı bir müeyyi dedir. Fıkradan kolayca anlaşılabileceği gibi «kapatma», ilk defa suç işlenmesi halinde, en fazla bir yıl süreli;
tekerrür halinde ise, mahkemenin takdirine göre, gereğinde, temelli olabilecek; hatta, bir tedbir sıfatıyla, yargı lama sırasında da mahkemece uygulanabilecektir. Bu ek müeyyidenin öngörüldüğü suçlar da sınırlı sayım yoluy la gösterilmiş; ancak Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliğine, Cumhuriyet ilkelerine, millî güvenliğe ve ge nel ahlâka karşı işlenilen suçlardan mahkûmiyet halinde bu ağır müeyyideye başvurulacaktır. Şayet mükerrir sıfatıyla hüküm giyen kişi «yayım mesleği» mensubu ise meslekî faaliyetten men olunacaktır.Burada «yayım mesleği» geniş anlamında, yani meslekten gazetecileri ve editörleri kapsar şekilde kullanılmıştır. «Yasaklanma» süresi, Ceza Kanunumuzun öngördüğü «muayyen bir mesleğin tatili icrası» sınırları içinde yer alacaktır.
Kapatılan süreli yayının devamı niteliğinde bir yayım yapılamayacağına göre, bu yasağa aykırı hareket ha linde yayın, gene hâkim kararıyla toplatılacaktır.
Nihayet yedinci fıkra ie, dernek kurma özgürlüğü hakkındaki hükümlerin vakıflara ve !bu nitelikteki di ğer kuruluşlara da uygulanacağı kabul ediiknişltir. Hükmün amacı, esasında dernek kurma özgürlüğünden kay naklanan, fakat sahip bulundukları hukukî nitelik itibariyle başka ad taşıyan toplulukların; kanuna karşı hile yolundan denetim ve" düzenleme dışı kalmalarını önlemektir,
Yedinci fıkranın amacı insan tabiatına aykırı bir muameleyi yasaklamak, işkenceye kadar varabilecek gayri insanî muameleye açık kapı bırakmamaktır.
Son fııkra le de vatandaşın, suç sebebiyle yabancı ülkeye geri verilemeyeceği gibi çok eski tarihlerden beri «suçluların geri verilmesinde» uygulanan bir kural hüküm altına alınmıştır,
Özel yüksekokulların kurulması da serbesttir. Çünkü üniversiteler ile ilgili 165 inci maddede sadece üni versitelerin kurulması Devlet tekelinde bırakılmıştır.
Maddenin 8 inci fıkrası Devlete, maddî imkândan yoksun olan başarılı öğrencilere burslar ve başka yol larla gerekli yardımları yapma ödevini yüklemektedir. Bu ödevin, öğrenimlerin başarı ve kabiliyetleri ölçü sünde devam edeceği de fıkrada hükme bağlanmıştır. Bu fıkra hükmünün bir amacı da, Devlet dışında burs vermeyi meslek edinmiş olan çeşitli hukukî yapıdaki kuruluşun, gençler üzerindeki olumsuz etkilerinin ön lenmesi ödevini Devlete yüklemektir.
Maddenin son fıkrası meslekî eğitimin millî ekonomiye, sanayi ve tarım ile hizmet ihtiyaçlarına uygun olmasını sağlama ödevini Devlete yüklemektedir.
Gerçek kişilerin fiil ehliyetlerinin farklı olması sebebiyle bu temel hakkın sahipliği bakımından bir ayrım yapılamaz. Başka deyişle mülkiyete sahip olmak bakımından hiçbir ehliyet ayırımı gözetilemez.
Kişinin, şahsiyetini geliştirebilmesinde, mülkiyetin Anayasaca güvence altına alınmasının azımsanmayacak rolü vardır. Çünkü klasikleşmiş bir kabule göre, insan şahsiyetinin bir parçası «ekonomik şahsiyet» ola rak adlandırılmaktadır. Anayasanın «Herkes yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hak kına sahiptir.» diyen 16 ncı maddesinin I inci fıkrası ile mülkiyet güvencesi getiren 43 üncü madde arasında bu açıdan irtibat vardır. Başka deyişle, mülkiyet hakkını Anayasa teminatı altında tutan 43 üncü madde, 16 ncı maddenin I inci fıkrasına nazaran özel hüküm niteliğindedir.
Mülkiyetin korunması, hürriyeti de güvence altına alır. (Maunz - Dürig - Herzog - Scholz, Art. 14.N.15/16) Mülkiyetin, güvencesi ile ilgili 43 üncü madde, konut dokunulmazlığını güvence altına alan 22 nci madde birlikte uygulanır.
49 uncu maddede düzenlenen devletleştirmenin mülkiyetin Anayasa güvencesi altına alınması ile çelişir bir yanı yoktur. Bu noktaya yukarıda temas edilmiştir.
Mülkiyetin anayasal güvencesi ile 13 üncü maddedeki temel hakları kötüye kullananların o hakları kay bedecekleri hükmü arasında bir uyumsuzluk bulunmamaktadır. Türk Ceza Kanunundaki müsademe hüküm leri ile Anayasanın 30 uncu maddesindeki müsadere hükümleri 13 üncü madde anlamında «o hakkın kay bedilmesi» değildir. Kanun koyucu 13 üncü maddedeki şartlarda mülkiyet hakkının kaybedilmesinin şart ları ve karar verecek mercileri özel bir kanunla düzenleyebilir. Mülkiyetin ve bu arada üretim araçlarının anayasal güvence altına alınması, anayasal güvence altına alınmış olan bu mülkiyet konularının tekelleşmesi nin ve kartelleşmenin sakıncalarının da önlenmesini gerekli kılmaktadır. Aksi halde ekonomik kudretin toplum zararına kullanılması yolu açık olurdu. Bu ihtiyaç ise Anayasanın 60 inci maddesinde, Devletin «pi yasalarda fiilî veya anlaşma sonucu tekelleşme ve kartelleşmeyi önleyeceği» düzenlenerek giderilmiştir. Böy lece hem mülkiyete anayasal bir güvence sağlanmış hem de tekellerin ve kartellerin sakıncaları engellenmek istenmiştir.
Mülkiyet anayasal güvence altına alınması tek tek menkul ve taşınmaz malları, para ile değerlendirebilen hakları ve mal varlığını toplu olarak ve tabiî olarak üretim araçlarını içeren bir teminattır.
Bu teminat, hukuk devletinin gereğidir.
Bu teminat, mülkiyetin kamu yararı amacıyla sınırlanmasına engel değildir. Ağır vergilendirme, peşin ol mayan ödemelerle kamulaştırma ve devletleştirmelerin, mülkiyet güvencesine aykırı düşer.
Miras hakkı, mülkiyet hakkının bir devamıdır, özel bir şeklidir. Bu nedenle mülkiyet ve miras aynı mad dede ardarda düzenlenerek anayasal güvence altına alınmıştır.
Miras hakkının ağır vergilendirme yolu ile muhtevasız hale getirilmesi, miras hakkının ortadan kaldırıl ması önlenmek istenmiştir.
Bilindiği üzere Medenî Kanunda mirasçılara, miras bırakana yakınlıklarına göre mahfuz hisseler (saklı pay lar) tanınmıştır. İşte bu kanunî mahfuz hisselerinin kamu yararı ve kamu hizmeti gibi amaçlarla dahi, bu saklı payların azaltılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu son nokta giderek özel miras hakkının ve mirasçılık haklarının yerine mirasın Devlete veya kamu kurum veya kuruluşlarına geçmesine yol açabilecek tehlikeli bir yol olarak görülmektedir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Fıkra metninden açıkça anlaşıldığı üzere, bu halde kamulaştırma bedelinin bir bölümü yine ve mutlaka peşin verilecek, bakiyesi taksitlere bağlanacaktır.
Ancak toprağı doğrudan doğruya işletenler ile kü?ük çiftçiye kamulaştırma bedelinin mutlaka peşin öden mesi gereği hükmü sağlanmıştır.
Kamulaştırma sonunda Devletin veya kamu tüzelkişinin mülküne geçen taşınmazın amaca uygun şekilde kullanılmasını hızlandırıcı tedbire son fıkrada yer verilmiştir.
Maddeye getirilen önemli yeniliklerden bir de, kamulaştırma bedelinin, malikin eline kesintisiz geçmesini sağlamaktır. Bundan kastolunan, kamulaştırma olgusu sebebiyle ortaya çıkan yeni durumlar sebebiyle, ka mulaştırma bedelinden kesinti yapılmasını engellemektir.
Mesela şerefiye gibi ve benzeri kesintiler yapılmayacaktır. Bu hüküm, kamulaştırmayı yapan kamu tüzel kişinin, mesela Devletin, vergi alacağı varsa, özel kurumlardaki usule göre, bu alacağını tahsil edebileceği şüp hesizdir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
Denizciliğimizin ve havacılığımızın geliştirilmesinin teşvik edilmesi konusunun yeni Anayasamızda bir mad de içerisinde belirtilmesi uygun görülmüştür.
Madde 16. — Maddenin 3 üncü fıkrasına «... insanî olmayan...» muamele yasağının da eklenmesi gerekir.
Madde 18 ve 19. — Bu iki madde kişi özgürlüğü ve güvenliği gibi bütünü, sunî olarak ikiye ayırarak düzenlemiştir. Bu şekliyle sakıncalıdır. 19 uncu maddede yer alan bazı güvenceler her iki madde için geçerlidir. Bu nedenle bu iki maddenin birleştirilmesi gerekir.
Ayrıca 19 uncu maddenin «habeas corpus» güvencesi getiren 7 nci fıkrasının, yalnız suç sebebiyle yaka lanan yahut tutuklanan kişilere değil, diğer sebeplerle de özgürlüğü kısıtlanmış olanlara da uygulanacak şe kilde kaleme alınması gerekir.
19 uncu madden'in 5 inci fıkrasındaki «yakınlara bildirme» hususunun «... en geç hâkim önüne çıkarıl dıktan sonra...» haline getirilmesi uygun olur. Bu suretle yakınların «delillerin karartulmaSina yardım» im kânı önlenecektir.
' Madde 20. — Maddenin 1 inci fıkrasının son cümlesindeki «... kanunla...» Itabiri gereksizdir. Hak ve öz gürlüklerin «ancak kanunla sınırlanabileceği» genel hükümde belirtibnüştir. Burada bu kelimenin yer alması 'hatalı yorumlara sebep olabilir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Madde 26. — Maddenin 2 nci fıkrasında yer alan «... ekonomik hayatı etkileyecek gerçek dışı veya za mansız haberlerin önlenmesi...» ve «... gençliğin zararlı akım ve davranışlardan korunması...» İbarelerinin bu radan çıkarılması gerekir.
Bu hükümler «yasağı» (ve gereği halinde, suçu) fevkalâde belirsiz kılacak kadar geniş ve hatta sınırsızdır.
Ba sebeple «yasağın» (suçun) kanuniliği güvencesini ortadan (kaldırmaktadır. Kitle halbenleşmesinin süralt kazandığı günümüzde «haberin doğruluğunu» kontrol çoğu zaman mümkün döğildlir.
Gençliğin zararlı akımlardan korunması ancak «sansür» yoluyla önlenebilecektir ki, bu da, gene, Anaya saca yasaklanmıştır. Şayet gençlik için zararlı düşünce açıklaması «zararlı» nın ne olduğu açıkça belirtile rek bir suç haline getirilmişse, fail o suç sebebiyle cezalandırılacaktır. Bu ise suç koyan kanunlara düşen bir husustur; Anayasada yeri yoktur.
Madde 28. — Genel ve umumca kabul edilmiş olan «basın suçlarının neşir ile vücut bulacağı» kuralı na önemli bir istisna getiren ve basın suçlarında teşebbüsü hatta hazırlık hareketlerini cezalandıran madde nin 4 üncü fıkrasının çıkarılması gerekir., Maddenin 6 nci fıkrasındaki «Atatürk inkılapları» kavramı pek geniş yorumlara ve bilirsizliklere yer ve rebileceği cihetle fıkradan çıkarılmalıdır.
Maddenin son fıkrasında yer alan «ilk suçta süreli yayının kapatılması» ve tekerrür halinde «temelli ka patmaya» karşıyım.
Madde 33. — Maddenin 2 nci fıkrasında genel sınırlama sebepleri koyan 12 nci maddeye atıfta bulunul ması gereksizdir; 12 nci madde, genel hüküm olarak, zaten uygulanacaktır. Keza bu fıkrada derneklerin siyasî amaç güdemeyecekleri belirtildikten sonra, bunların siyasî faaliyette bulunamayacaklarının tekrar söy lenmesine lüzum yoktur.
Maddenin 2 nci fıkrasının ikinci bölümünde yer alan «...ortak hareket etme...» yasağı, «ortak hareke tin» belirsizliği nedeniyle sakıncalıdır. Kaldıki meşru amacın benzer olması halinde «ortak hareket» yasağı anlamsızdır.
tdarî merci «faaliyetten men» edebileceğine göre, ayrıca İçişleri Bakanının dernek kapatmasına, tehlike si nedeniyle, karşıyım.
Madde 34. — Bu maddenin son fıkrası derneklerin toplantı veya gösteri yürüyüşleri hakkını sınırlamak tadır. Kanuna uygun olarak düzenlenmiş bir toplantıya veya gösteri yürüyüşüne katılmalarını önlemek, bu özgürlüğün gereksiz kısıtlanmasıdır.
Madde 35. — Hak arama özgürlüğünü konu alan bu maddenin bu şekli yetersizdir. Maddede «hakkani yete uygun yargılama» hakkının «en az gerekleri» belirtilmelidir.
Madde 36. — Bu madde «tabiî hâkimi» tanımlar şekilde kaleme alınmalıdır. Bu suretle geçmişte yer alan hatalı yorumlar öncelenecektir.
Madde 37. — Ceza Kanununun 403 üncü maddesinin son fıkrasında yer alan «genel müsadere» cezasını Anayasa ile saklı tutmaya gerek yoktur. Kişiyi yok edecek bu cezayı kanunlardan çıkarmak gerekir, Madde 38. — Kanunların düzenleyici gücünü pek müphem şekilde sınırlayan ve gelecekte sakıncalı bir uygulamaya yol açabilecek son fıkra gereksizdir ve verilen kriter de sonucu çözmekten uzaktır, Madde 40. — Maddenin 1 inci fıkrası bu şekliyle hiçbir anlam ifade etmemektedir. Mevcut mercilere başvurulabileceği açıktır. Bu maddeye konulacak hükmün amacı, hak ve özgürlüğü ihlâl edilen kişinin, bu ihlâl. sebebiyle başvurabileceği bir merciin muhakkak yaratılmasıdır. Madde bu şekilde yazılmalıdır.
Maddenin son fıkrası gereksizdir. «Rücû» genel hükümlere tabi olacaktır.
Madde 48. — Maddenin 2 nci fıkrası ile 4 üncü fıkrası çelişmektedir. Ya 2 nci fıkra maddeden çıkar tılmalı veya bu fıkraya «ilke olarak» ibaresi eklenmeli, ya da 4 üncü fıkradan vazgeçilmelidir.
Son fıkranın Anayasa hükmü haline getirilmesine karşıyım. Bu husus kanuna bırakılmalıdır.
Madde 50. — Maddenin son fıkrasındaki «kanunla» kelimesi çıkarılmalıdır. Özgürlüklerin «kânunla» sınırlanacağı genel hüküm olarak Anayasanın başında belirtilmiştir. Madde içinde ayrıca belirtilmesi hatalı yorumlara sebep olabilir. Nitekim 51 inci maddede bu kelime kullanılmamıştır; bu halde de özel teşebbüs özgürlüğü gene kanunla sınırlanacaktır, Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Madde 59. — En çok on işçi çalıştıran işyerlerinde grev yasağına karşıyım.
Madde 77. — Maddenin son fıkrasında, «komünizm», «faşizm», «teokrasi» kelimeleri yerine tarif veril meli. Bu kavramların içeriği değişkendir; bu sebeple çok değişik yorumlara yol açabilir.
Madde 78. — Siyasî parti programlan, anahaüarı devamlı olmakla beraber, zaman içinde değişebilmek' tedir. Bu nedenle «programa uygun» faaliyetin denetimi mümkün değildir. Bu nedenle, 1 inci fıkradaki «...ve programlarına» ibaresi çıkarılmalıdır.
Cumhuriyet Başsavcılığına partileri devamü «denetleme» görevi değil, fakat «izlemek» görevi verilebilir.
Bu gerekçe ile, 5 inci fıkradaki «denetlemekle» kelimesinin «izlemekle» kelimesiyle değiştirilmesi gerekir.
Madde 84. — Maddenin 2 nci fıkrasındaki 8 yıllık öğrenim şartına karşıyım. Beş yıllık ilkokul öğrenimi' yeterlidir.
Maddenin 2 nci fıkrasının sonunda yer alan «..Anayasanın onüçüncü maddesi hükmü uyarınca temel hak ve özgürlüklerinden birini kaybetmiş bulunanlar..» sınırlamasına karşıyım. Bir hak ve özgürlüğün, kötü kullanım sebebiyle kaybı, «kendiliğinden» seçilme hakkının devamlı kaybına sebep olmamalıdır.
Genel af halinde, suçtan doğan bütün sonuçlar ve izler (adlî sicil kayıtları gibi) yok edileceğinden 2 nci fıkradaki yasağın nasıl uygulanacağım düşünmek gerekir.
Madde 89. — Maddenin 2 nci fıkrasının 2 nci cümlesi gereksizdir. «Yeniden seçilemeyeceği» belirtilme mişse, («yeniden seçilebilir» demektir.
Madde 92. — Bu maddedeki ara cümlenin çıkarılarak, maddenin «TBMM üyeleri bütün Milleti temsil ederler» haline getirilmesi şartı yeterlidir.
Madde 110. — Cumhurbaşkanı seçilebilme şartı olarak 40 yaş ve yükseköğrenim sınırlamasına karşıyım.
Milletvekili seçilebilme şartı yeterlidir.
Madde 129. — Hükümetin genel politikasının tespiti görevini tek başına Başbakana verilmemeli, bu po litikanın tespitinde Başbakanın sadece ağırlığı belirtilmeli; Bakanlar Kurulu «politika tespitinde» müessese olarak muhafaza edilmelidir. Ancak bu takdirde «ortak sorumluluk» söz konusu olabilir.
Madde 161. — Tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesini konu alan Abu maddede, söz konusu serVe't ve kaynakların sahibi olarak kabul edilen devletin, arama ve işletme bakımından özel teşeb büsle hemen hemen aynı şartlara tabi tutulmasına doğru bulmuyorum..
Madde 170. — Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını konu alan bu maddede bunların «amaçları dışında faaliyet gösteremeyecekleri», nin belirtilmesi yeterlidir. Bu kuruluşların «siyasetle uğraşamayacakları, siyasî partiler, sendikalar ve derneklerle 'birlikte hareket edemeyecekleri» hükmü gereksizdir.
Maddenin, mülkî amire sınırsız, «faaliyetten men» yetkisi veriıİmesi doğru olmaz. Bu fıkraya göre mese la gerek görmeyerek, hâkimin faaliyetten men kararı vermemesi halinde mülkî amir pekâlâ bu tedbiri ala bilecektir. Bu da mülkî amirin takdirinin, hâkim takdirinden daha üstün tutulduğu döme'ktir. Hâkimin el koyduğu işte, mülkî amire bu yetkinin tanınması doğru değildir,, — Kamu kurum ve kuruluşları ile Kamu İktisadî Teşebbüslerinde devamlı olarak çalışanların meslek ku ruluşlarına üyeliklerini yasaklayan hüOcüm, Anayasada gereksizdir.j Çünkü kuruluş, üyeyi meslekî faaliyeti yönünden denetlemektedir; memur alarak denetimi bundan farklıdır.
Madde 1168. — Bir Anayasal müessese olarak «Türk Dil Akademisi» kurulmasını uygun bulmuyorum.
Bir akademi kurmak ihtiyacı duyulduğu takdirde, bunun başka «'bölümleri» de içörecek şekilde bir bütün olarak kurulması daha isabetli olacaktır. Bu husus da Anayasa dışında gerçekleştirildb'ilir.
Madde 173. — Hâkimlik mesleğini düzenleyen maddenin birinci fıkrasının hâkimler ardasında eski sınıf landırmayı terkederek. esas mahkeme hâkimleri, bölge mahkemeleri hâkimleri ve yüksek mahkemeler hâ- k!imleri olarak yeni bîr sımflama yaratmasına kesinlikle' karşıyım. Hâkimlerin eski sınıflamadan (yüksek mahkeme hâkimleri ve diğer hâkimler - bunlarda derece söz konusudur) vazgeçilerek yeni sınıflamanın ka bulü, bilhassa böUge mahkemeleri hâkimlerinin, yüksek mahkemeler dışındaki mahkemelerde görevlendirilme lerini imkânsız kılacaktır. Aynı zamanda hâkimlik mesleğine ilişkin tüm mevzuatın yeniden ele alınıp dü zenlenmesini gerekir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Ma'dde 153. — tdarenin yargısal denetiminin düzenlendiği bu maddenin 6 ncı fıkrasına katılamıyorum.
Bu fükra le bir grup idarî karar konusunda «yürütmenin durdurulması» kararı yasaklanmakta ve bunlar için, esas hakkında karar için kısa tutulmuş bir süre verilmiştir. Bu «ayrımın» mâkûl sebebi olmadığı gibi, «durdurma» kararı verilmediği takdirde de «hatalı idarî işlemün» düzeltilmesi mümkün olmayacaktır. Bu hususun bir Anayasa hükmü haline getirtilmesi sakıncalıdır.
Ma'dde 179. — Anayasa Mahkemesinin kuruluş şeklini düzenleyen bu maddede, Cumlhurbaş'kanı tara ;
fından seçilecek Anayasa Mahkemesi üyeleri konusunda genel ve amahaltlarıyla da olsa hiçbir niteliğin belirtölmemiş olmasını (mesela Devlet Danışma Konseyi üyeleri konusunda olduğu gilbi) uygun bulmuyorum.
Anayasa Mahkemesi hâkimlerinin, niteliğinin hiç olmazsa genel bir ifade ile, belirlenmıesi yerinde olacak tır, Nihayetinde, kurulan bir Yüksek Mahkemedir.
Feyyaz GÖLCÜKLÜ Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA Komisyonumuzca hazırlanmış olan «Anayasa Tasansı»na ilişkin karşı oy yazım eklidir. Tasarının tümü ve getirdiği sistem üzerindeki görüşlerimi saklı tutarak, yalnız maddelerde katılmadığım noktaları kısa gerek çelerle bildiriyorum.
Saygılarımla bilgilerinize sunarım. 19.7.1982 Turgut TAN KARŞI OY YAZISI I. Bölümlere ilişkin görüşlerim :
Anayasalarda da, diğer hukuk metinlerinde olduğu gibi, bölüm ve maddelerin düzenlenişi önem taşımak tadır. Zira, bir şekil sorunu gibi görünse de, bölümlerin düzenleniş biçimi, ileride o metinden yararlanmada kolaylık sağlayacağı gibi, doğru yorumlanıp değerlendirilmesinde de etkili olacaktır. Tasanda özellikle «Cum huriyetin Temel Organları» başlığını taşıyan üçüncü kısmın düzenlenişi bu açıdan özel bir önem taşımaktadır.
Çünkü* bu bölümde Devlet organlarının yerini ve organlar arası ilişkileri açıklıkla gösterebilecek bir düzen leme şeklinin kabulü zorunludur.
Bu kısımda ilk bölüm «yasama»ya ilişkindir ve dokuz alt bölüm halinde düzenlenmiştir. Oysa, hem bir biriyle ilgili hükümlerin bir arada bulunması, hem de bunların kendi aralarındaki ilişkileri dikkate alarak, «T.B.M.M.'nin kuruluşu», «T.B.M.M.'nin görev ve yetkileri», «T.B.M.M. üyeliği ile ilgili hükümler» ve «T.B.M.M.'nin faaliyeti ile ilgili hükümler» başlıklarını taşıyan dört alt bölüm içinde toplanmasının mümkün ve doğru olduğunu düşünmekteyim.
Asıl düzenlenmesi gereken bölüm ise «yürütme» olmaktadır. Zira, bu bölümde yer alan kuruluşların çok luğu ve çeşitliliği ile görev ve yetkilere ilişkin hükümler bunu gerektirmektedir. Tasanda «yürütme» bölümü içinde «Cumhurbaşkanı», «Bakanlar Kurulu», «Millî Savunma», «Olağanüstü yönetim usulleri», «Malî hüküm ler» ve «tdare» başlıklarını taşıyan alt bölümler yer aldığı gibi, bazı ekonomik ve malî hükümler de (m.
160 - 164) «idare» bölümü içinde düzenlenmiştir. Bu şekilde ekonomik ve malî hükümlerden bir kısmı «ma lî hükümler» alt bölümünü meydana getirmekte, bir kısmı da «idare» alt bölümü içinde yer almaktadır.
Ekonomik ve malî hükümler bir araya getirilerek yürütme içinde bir alt bölüm olarak düzenlenebile ceği gibi, «Cumhuriyetin temel organları» kısmından sonra dördüncü kısım olarak da yer alabilir. Bu yapı lırken ekonomik ve malî hüküm niteliğinde olan, fakat «ekonomik ve sosyal haklar ve ödevler» bölümünde yer alan «tarım ve tarımla uğraşanların korunması» (m. 45), «kooperatifçiliğin geliştirilmesi» (m. 46), «piyasa ların denetimi» (m. 60), ve «tüketicilerin korunması» (m. 61) da bu yeni bölüme alınabilir. Ayrıca, «malî hükümler» arasında yer alan «bütçenin görüşülmesi» hükmü (m. 144) de «yasama» bölümünde kanunların yapılması başlığı altına girebilir.
öte yandan, «millî savunma» yürütme içinde Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu gibi bir alt bölüm ola rak düzenlenmiştir. Bu düzenleniş organların karşılıklı ilişkileri açısından yanıltıcı olabilir. Bu nedenle «Başko mutanlık ve Genelkurmay Başkanlığının Bakanlar Kurulu başlığı altında düzenlenmesi uygun olur. Aynı şe kilde Millî Güvenlik Kurulunun da Bakanlar Kurulu başlığı altında düzenlenmesi gerektiği düşüncesinde yim.
II. Maddelere ilişkin karşı oy :
Madde 4. — Maddenin 2 nci fıkrasının burada yer almayıp temel hak ve özgürlüklerin niteliğine ilişkin illi inci maddede yer alması uygun olurdu. Zira, bu hüküm ile temel hak ve özgürlüklerin kullanılabilmesinde Devletin kişiye yardımcı olması anlatılmaktadır. Dolayısıyla, Devletin temel hak ve özgürlüklere müdahale edememesini söyleyen 1 nd fıkradan hemen sonra Devletin özıgürlüklerin kullanılmasında kişiye yardımcıhfc görevini anlatan bu hükmün gelmesi uygun olur.
Danışma Meclisi (S. Sayısı; 166'ya 1 inci Ek) Madde 5. — Maddenin son fıkrasında «Milletlerarası yetkileri bulunan» kuruluşlar denilmesine rağmen aslında anlatılmak istenen «Millefclerü&tü» yetkileri olan kuruluşlardır. Dolayısıyla ya bu deyim kullanılmalı ya da ^Milletlerarası andlaşmalar hükümleri saklıdır» demekle yetinilmeliidir.
Madde 7. — Maddenin ,2 nci fıkrasındaki düzenleme ile 86 ncı ve 138 inci maddelerde düzenlenen olağan kanun hükmünde kararname ile yasama yetkisinin devri söz konusu değildir. Çünkü yasamaya ait bir alanda yürütme origanına bağımsız düzenleme yetkisi verilmtfş değildir. Sonuçta yürütmenin yaptığı düzenlemeler üze rinde son sözü söyleyecek olan gene yasamadır. Bu nedenle söz konusu hükmün bu haliyle yer almasının ya nıltıcı olacağım düşünüyorum.
Madde 112. — Maddenin 1 nci fıkrasına «ancak kanunla» sınırlanabileceği ifadesi eklenmelidir. Maddede temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulamayacağı nicesinin yer almayışı eksikliktir. «Öz» kavramının be lirsizliğini de giderecek biçimde «ancak, kanun bir hak ve özgürlüğü gayesine uygun şekilde kullanılmasını son derece zorlaştıran veya onu kullanılamaz duruma düşüren kayıtlara tabi tutamaz» hükmünün maddede yer al ması gerekir.
Madde 13. — Bu maddenin 1 inci fıkrasında yer alan «... yada sair herhangi bir yoldan komünizme, fa şizme..» ibaresinin çıkarılması gerekir. Zira maddenin geri kalan kısmında, «yasak kasıt», «... Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer bir sosyal sınıflar üzerine egemenliğini sağ lamak...» ibaresi ile tarif edilerek belirtilmiştir. Kaldiki |«komünizm», «faşizm» kavramları içerikleri itibariyle çok değişkendir ve belirsizdir. Bu nedenle hükmün uygulanmasında 'büyük tereddütlere yol açabilir.
Keza fıkranın son cümlelerini teşkil eden «... kullananlar, kötüye kullandıkları hak ve özgürlüğü kaybe derler» hükmünün de maddeden çıkarılması gerekir. Hak kaybı, hele süresiz ise, çok ağır bir müeyyidedir. Dev letlin görevi «hak inkârı» yoluyla suisltimaâi önlemek değil; kişilerin, haklarını kötüye kullanmalarına imkân vermeyecek bir düzen kurmaktır. Bu hükmün en büyük sakıncası uygulama imkânının hemen hemen bulun mamasıdır. Bir gösteri yürüyüşünde saldırganlık yapan; yazdığı bir kitap nedeniyle mahkûm olanı yasaklan mış bölgede seyahat eden, bir dernek üyeliği sıfatını kötüye kullanarak suç işleyen kişi hu haklarından nasıl mahrum edilecektir.
Belli bir hakkın yahut özgürlüğün kullanılması bir meslekî faaliyet haline gelmişse (Gazete sahipliği yahut sorumlu müdürlüğü gibi); yahut bir kamusal hak niteliğinde ise bunun yasaklanması mümkündür. Bu hususu da ceza kanunumuz «muayyen btir meslek ve sanatın tatili icrası», «hidematı ammeden mahrumiyet» hüküm leri ile düzenlemiştir. Bu nedenle «.. kullananlar, kötüye kullandıkları hak ve özgürlüğü kaybederler» hükmü nün maddeden çıkarılması gerekir.
Madde 118 ve 19. — Bu iki madde kişi özgürlüğü ve güvenliği gibi bir bütünü sunî olarak ikiye ayırarak ve Anayasa tekniğine güç bağdaşır ayrıntıda düzenlemiştir. Bu şekli ile sakıncalıdır. Ayrıca 19 uncu maddede yer alan bazı güvenceler her iki madde için geçerlidir. Bu nedenle iki maddenin birlikte düzenlenmesi gerekir.
Ayrıca 19 uncu maddenin 8 inci fıkrası hükmüne de gerek yoktur. Esasen 'bu, hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucudur ve Anayasa Mahkememizin kararlarında da yer almıştır.
Miadde 20. — Temel hak ve özgürlüklerin «ancakt kanunla sınırlanabileceği» 'başta 12 nci maddede genel hüküm olarak konulduktan sonra buradaki «kanunla» deyimine gerek yoktur. Aksi takdirde yanlış yorumlara yol açabilecek bir düzenleme getirilmiş olur.
2 nci fıkrada «sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek» şeklinde ifade edilen sınırlama, ise çok geniş yoruma elverişlidir. Esasen sosyal ve ekonomik gelişmeyi gerçekleştirmek denildiğine göre geniş bir sınırlama getirilmiş olmaktadır.
Madde 26. — Maddenin 2 nci fıkrasında yer alan «... ekonomik hayatı etkileyecek gerçek dışı veya za mansız haberlerin önlenmesi...» ve «... gençliğin zararlı akım ve davranışlardan korunması...» ibarelerinin mad deden çıkarılması gerekir. Zira bu hükümler «yasağı» «ve gereği hallinde suçu» fevkalade belirsiz bulacak ka dar geniş ve sınırsızdır. Bu sebeple «yasağın» (suçun) kanuniliği güvencesini ortadan kaldırmaktadır. Kütle ha berleşmesinin sürat kazandığı günümüzde haberlin doğruluğunu kontrol çoğu zaman mümkün değildir.
Gençliğin zararlı akımlardan korunması ancak «sansür» yoluyla önlenebilecektir ki, bu da gene Anayasaca yasaklanmıştır. Şayet gençlik için zararlı düşünce açıklaması «zararlı» nın ne olduğu açıkça 'belirtilerek bir suç haline getirilmişse, fail o suç sebebiyle cezalandır lacaktır. Bu ise suç koyan kanunlara düşen bir husus tur; Anayasada bulunmaması gerekir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya linçi Ek) Madde 28. — Genel olarak kabul edilen «Ibasın suçlarının neş'ir ile vücut bulacağı» kuralına önemli bir istisna getiren ve basın suçlarında teşebbüsü, hafta hazırlık hareketlerini cezalandıran maddenin 4 üncü fık rasının çıkarılması gerekir.
Maddenin '6 ncı fıkrasındaki .«Atatürk inkılâpları» kavramı da çok geniş yorumlara ve belirsizliklere yol açabileceğinden fıkradan çıkarılmalıdır.
Maıdideriin son fıkrasında yer alan «ilk suçd a süreli yayının kapatılması» ve tekerrür halinde «temelli ka patma» ya karşıyım. Ayrıca son fıkra Anayasa tekniği İle bağdaşmayacak ayrıntıda bir ceza kanunu maddesi niteliğindedir.
Maidde 3,3. — Maddenin 2 nci fıkrasında genel sınırlama sdbepleri koyan 12 nci maddeye atıfida bulunul ması gereksizdir; 12 nci madde, genel hüküm olarak zaten uygulanacaktır. Keza bu fıkrada derneklerin siyasî amaç güdemeyecekleri belirtildikten sonra, bunların siyasî faaliyette bulunamayacaklarını veya siyasî partiler den destek görememeleri ve onlara destek olamamalarının tekrar söylenmesine gerek yoktur.
Maddenin ,2 nci fıkrasının 2 nci bölümünde yer alan «.. ortak hareket etme..» yasağı, «ortak hareketlin» be lirsizliği nedeniyle sakıncalıdır. Kaldıki meşru amacın benzer olması halinde «ortak hareket» yasağı anlam sızıdır.
İdarî merci «faaliyetten alıkoy abileceğine» göre, ayrıca İçişleri Bakanına dernek kapatma yetkisi verilme sine karşıyım. Derneklerin mahkeme kararıyla kapatılabileceği ilkesi saklı tutulmalıdır.
Maidde 34. — Bu maddenin son fıkrası derneklerin toplantı veya gösteri yürüyüşleri hakkını sınırlamakta dır. Kanuna uygun olarak düzenlenmiş bir toplantıya veya gösteri yürüyüşüne katılmaTarmı önlemek bu öz gürlüğün gereksiz kısıtlanmasıdır.
Madde 37. — Ceza Kanunun 4013 üncü maddesinin son fıkrasında yer alan genel müsadere cezasının ana yasa ile saklı tutmaya gerek yoktur. Kişiyi yok edecek bu cezanın kanunlardan çıkarılması gerekir.
M'adkle 38. — Maddenin son iki fıkrasını kanunların düzenleyici niteliğini ıhiç 'bir ölçüt getirmeden sınır lamaya çalıştığı Ve ilerde yanlış uygulamalara yol açabilecek nitelikte olduğu için maddeden çıkarılması ge rektiği düşüncesindeyim.
Madde 4K>. — Maddenin 1 nci fıkrası bu şekli ile hiç bir anlam ifade etmemektedir. Mevcut mercilere baş vurulabileceği açıktır. Bu maddeye konulacak hükmün amacı, hak ve özgürlüğü Mal edilen kişinin, bu ihlal sebebiyle başvurabileceği bir merci muhakkak yaratılmasıdır. Mıadde bu şekilde yazılmalıdır, Maddenin son fıkrası gereksizidir, Madde 41. — Ailenin toplumun en önemli ve sürekli kurumlarından biri olması dolayısıyla maddede «Türk toplumunun» temelidir, denilmesi gerektiği görüşündeyim., Madde 43. — Maddenin 1 inci fıkrasının 2 nci cümlesinin gereksiz bir tekrar olduğu düşüncesindeyim. Zira Anayasa bu haklan tanıdığına göre güvencesi altında demektir. Maddenin son fıkrası hükmünün de tümü ile çı karılması gerektiği görüşündeyim, Madde 44. — Toprak dağıtımında sıra getiren 2 nci fıkra hükmü maddeden çıkarılmalıdır.
Madde 46. — Maddenin 2 nci fıkrası esasen 1163 sayılı Kooperatifler Kanununda yer alan hükmün tek rarı niteliğindedir. Kaldıki Madde Kooperatiflerin statüsünü belirleyen bir düzenleme de olmadığı için bu fıkranın maddeden çıkarılması gerekir.
Madde 47. — Maddenin 2 nci cümlesindeki «kişiler» yerine «kamunun» deyiminin kullanılması gerekir.
Madde 48. — Kamulaştırma bedelinin, her yıl emlak vergisi beyanında bulunabileceği dikkate alınarak, beyan edilecek vergi değeri esas alınarak belirlenmesi görüşünde olduğumdan 2 nci fıkradaki «rayiç bedel» hükmüne; 3 üncü fıkrada kamulaştırma bedelinden kesinti yapılamayacağı hükmüne; taksitle ödeme halinde çiftçinin topraklandırılması, ormanların devletleştirilmesi ve turizm amaçlarıyla yapılacak kamulaştırmalarda on ile yirmi yıllık taksit süreleri öngörülmesinden yana olduğumdan taksit süresini herhalde beş yıl ile sınırla yan 4 üncü fıkra hükmüne ve maddenin son fıkrası hükmünün tümüne karşıyım.
Madde 49. — Maddenin 1 inci fıkrasındaki «kesintisiz» ödeme hükmüne ve 2 nci fıkranın tümüne karşıyım.
Maddeye, kanunun taksitle ödeme imkânı getirebileceği yolunda bir hükmün eklenmesinden yanayım.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Madde 56. — Maddenin 2 nci fıkrasında üyelerin aidatlarını doğrudan sendikaya ödeyecekleri hükmü Anayasa'da yer alacak bir düzenleme niteliğinde olmadığından çıkarılmalıdır. Ayrıca maddenin 3 üncü ve 4 üncü fıkralarının da Anayasada yer almasına gerek yoktur. Kaldıki gelirin amaç dışında kullanılıp kullanılmadığının ölçütünü bulmak zordur.
Madde 58. — Madde grev ve lokavt haklarını eş değer nitelikte iki hak olarak aynı düzenlemeye tabi tut muştur. İlk bakışta bir işçiler öteki de işverenler açısından kullanılış amaçlan benzerlik taşıyan iki müessese gibi görünüyorsa da farklı nitelikleri ve özellikle maddenin yer aldığı bölümün sosyal haklan düzenlediğini de dikkate alarak bu iki müessesenin tek madde içinde aynı hukukî rejime tabi tutulmasının isabetli olmadığığını düşünüyorum.
Esasen lokavt hakkı 275 sayılı Kanunda tanınmış ve düzenlenmiş olduğu gibi Anayasa Mahkemesi de lokavt hakkının Anayasada düzenlenmemiş olmasının Anayasanın lokavtı ret ettiği anlamına gelmeyeceğini açıklıkla belirtmiştir. Nitekim batıdaki Anayasalar incelendiğinde de görüleceği gibi sendika ve grev haklarına yer ve ren Anayasalar bunlarla birlikte lokavt hakkını düzenlememektedirler.
Öte yandan maddede bu hakların düzenlenişinde de gereksiz ayrıntılara girilmiştir. Uygulamada esneklik sağlamak amacı1 ile kanunun düzenlenmesini kanun koyucuya bırakılması isabetli olurdu. Esasen bunların bir bölümü, özellikle getirilen yasaklar kanunlarla düzenlenmiştir. Bu nedenlerle maddenin düzenlenişine karşı yım.
Madde 59. — Toplu iş sözleşmesi ve grev yasağı getiren bu maddeye karşıyım.
Madde 62. — Maddenin 3 üncü fıkrasında yer alan asgarî ücretin tespitinde bölgelerin sosyal ve ekonomik özelliklerinin dikkate alınacağı hükmüne karşıyım.
Maddenin son fıkrası ise açık bir düzenleme olarak bu fıkrada devletin «kamu görevlilerinin, işçilerin, emekli dul ve yetimlerin maaş ve ücretlerine, ekonomik şartlardaki değişmeleri gözeterek adalete uygun bir şe kilde» düzenleyeceğini belirtilmesi yeterlidir.
Madde 76. — Maddenin 3 üncü fıkrasında seçmen yaşı 21 olarak belirlenmiştir. Aslında seçmen yaşının Anayasada dondurulmayıp kanuna bırakılmasının uygun olacağı görüşündeyim. Fakat tasarıda olduğu gibi Anayasada tespit edilecekse o takdirde de medenî kanundaki rüşt yaşının esas alınıp 18 yaşını dolduranların seç men olabileceklerinin kabul edilmesi gerekir. Esasen batıdaki gelişim de bu yöndedir. Bu nedenlerle maddenin 3 üncü fıkrası hükmüne karşıyım.
Madde 77. — Maddenin son fıkrasında kurulamayacak siyasî partiler belirtilirken «komünizm», «faşizm» ve «teokrasi» kelimeleri kullanılmış fakat tanım verilmemiştir. İçeriği değişik yorumlara konu olabilecek bu kavramların kullanılmasına karşıyım.
Madde 78. — Siyasî parti programları, anahatları devamlı olmakla beraber zaman içinde değişebilmek tedir. Bu nedenle «programa uygun» faaliyetin denetimi mümkün değildir. Bu nedenle, 1 inci fıkradaki «... ve programlarına» ibaresi çıkarılmalıdır.
2 nci paragrafdaki «manevî yönlerden güç birliği» belirlenmesi zor bir sınırlama niteliğindedir. Süpjektif değerlendirmeye açık bu deyim maddeden çıkarılmalıdır.
Cumhuriyet Başsavcılığına partileri devamlı «denetleme» görevi değil fakat «izlemek» görevi verilebilir.
Bu gerekçe ile 5 inci fıkradaki «denetlemekle» kelimesinin «izlemekle» kelimesi ile değiştirilmesi gerekir.
Madde 83. — Maddede «genel oyla» seçilen dedikten sonra ayrıca «milletçe» denilmesine gerek yoktur.
Madde 84. — Maddenin 2 nci fıkrasındaki 8 yıllık öğrenim şartına karşıyım. 5 yıllık ilkokul öğrenimi yeterlidir.
Maddenin 2 nci fıkrasının sonunda yer alan «... Anayasanın 13 üncü maddesi hükmü uyarınca temel hak ve özgürlüklerinden birini kaybetmiş bulunanlar...» sınırlamasına karşıyım. Bir hak ve özgürlüğün, kötü kul lanım sebebiyle kaybı, «kendiliğinden» seçilme hakkının devamlı kaybına sebep olmamalıdır.
Genel af halinde, suçtan doğan bütün sonuçlar ve izler (adlî sicil kayıtları gibi) yok edileceğinden 2 nci fıkradaki yasağın nasıl uygulanacağını düşünmek gerekir.
Madde 86. — Maddenin 2 nci fıkrasında verilecek yetkinin süresi gösterilmemiştir. Oysa azamî sürenin bir yıl olarak tespiti gereklidir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya linçi Ek) 3 üncü fıkrada «ilgili Bakanın çekilmesi» nin yetkinin sona ermesine sebep olmayacağı belirtilmektedir. Oy sa yetki Bakanlar Kuruluna verildiğinden buna hiç gerek yoktur ve yanıltıcıdır. Kaldıki yetki verilen Bakanlar Kurulunun görevinin sona ermesi veya yetki veren meclisin feshi ile bu yetki sona ermelidir. Bu nedenle fıkra hükmüne karşıyım.
Maddenin 4 üncü fıkrasına gerek olmadığım düşünüyorum.
Aynı şekilde 7 nci fıkra ve sonrası hükümlerine de katılıyorum. Herşeyden önce kanun hükmünde karar namelerin yayınlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmaları zorunluluğu kaldırılmalı ve ka rarnameler resmî gazete'de yayınlanma ile beraber yürürlüğe girmeli ancak yayınlanmasından itibaren ilk on toplantısında Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının belli oranındaki (8/1 gibi) üyelerinin istemi üze rine görüşülmeli, aksi halde onaylanmış sayılmalıdır.
Öte yandan, olağanüstü hallerdeki kanun hükmünde kararnamelerden farklı olarak, olağan dönemdeki ka nun hükmünde kararnamelerle temel hak ve özgürlükler alanının düzenlenemeyeceği belirtilmelidir. Ancak bu şekilde işler bir kanun hükmünde kararname mekanizması getirilebilir.
Madde 87. — Tasarının 5 inci maddesinin son fıkrasında öngörülen milletlerarası anlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla onaylanacağına ilişkin bir hüküm maddeye ek lenmelidir.
Madde 89. — Süresi biten milletvekilinin yeniden seçilebileceği yolundaki 2 nci fıkra hükümüne gerek yok tur.
Madde 90. — Maddenin 3 üncü fıkrasında ara seçimlerin kural olarak her seçim döneminde bir defa yapılacağı hükmüne karşıyım. Boşalan üyelikler için ara seçimi en geç altı ay içinde yapılmalı, fakat genel seçimlerden sonra bir yıl içinde ve genel seçimlere bir yıl kala ara seçimi yapılamamahdır.
Madde 92. — Maddenin «Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri bütün milleti temsil ederler* şeklinde düzenlenmesi uygun olur.
Madde 95. — Maddenin son fıkrasının çıkarılması gerektiği görüşündeyim.
Madde 96. — Partisinden istifa eden milletvekilini bağımsız olarak görev yapmaya zorlayan 3 üncü fık ra hükmünü yararlı görmediğimden çıkarılması gerektiği görüşündeyim.
Madde 100. — Maddenin 2 nci fıkrasında Başkanlık Divanının «Başkan dışında» siyasî parti gruplarının kuvvetleri oranında katılmalarını sağlayacak şekilde kurulacağı belirtilmelidir. Bu şekilde Türkiye Büyük Mil let Meclisine Başkanım seçmede bir esneklik tanınmış olur.
Son fıkrada da yalnız Başkanın değil Başkanvekillerinin de oy kullanamayacakları belirtilmelidir.
Madde 102. — Karar yeter sayısının hiç bir şekilde üye tamsayısının dörtte birinden az olamayacağı şek lindeki sınırlamayı gerekli görmüyorum.
Madde 105. — Birinci fıkrada siyasî parti grubu adına gensoru önergesi verilmesinin grup genel kurulun da üye tamsayısının salt çoğunluğuyla karara bağlanacağı hükmü getirilmelidir.
3 üncü fıkra hükmü de önergenin gündeme alınma kararıyla beraber görüşülmesine başlanacağı şeklinde düzenlenmelidir.
Madde 106. — Soruşturma önergesinde hakkında soruşturma açılanın hangi fiillerinin ne tür suç veya suçları oluşturduğunu gerekçeli olarak gösterilmesi gerektiği maddede öngörülmelidir.
Ayrıca soruşturma komisyonunun belli sürede kurulamaması halinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Baş kanlık Divanına siyasî parti gruplarının kuvvetleri oranında katılmalarını sağlayacak bir komisyon oluşturma yetkisi verecek düzenleme getirilmelidir.
Madde 111. — Maddede Cumhurbaşkanı seçimi için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının seçimine pa ralel bir usul getirilmiştir, özellikle tasarı ile getirilen sistemde Cumhurbaşkanının yeri ve rolü dikkate alı nırsa Cumhurbaşkanı seçilecek kişinin büyük bir çoğunluk tarafından kabul görüp desteklenmesi gereği kolaylıkla anlaşılır. Bu nedenle seçim için üye tamsayısının salt çoğunluğunun altına inilmemeli; buna rağmen belli süre içinde gereken çoğunluk sağlanamazsa Türkiye Büyük Millet Meclisinin feshi mekanizması işletil melidir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Madde 114. — Maddenin 2 nci fıkrasında Cumhurbaşkanının Anayasada tek başına yapacağı belirtilen iş lemlerden söz edilmektedir. Benzer düzenleme tasarının 153 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında da tekrarlanmak tadır. Bu durum karşısında uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermek için bu işlemlerin neler olduk larını Anayasada açıkça belirtilmesi gerekir.
Madde 126. — Maddede Cumhurbaşkanına, Başbakan, (Türkiye Büyük Millet Meclisi içinden veya dı şından atama ve görevline son verme konusunda mutlak yetki verilmektedir. Böyle bir yetki verilirken Cumhurbaşkanının tasarının 132 nci maddesinde Türkiye Büyük Millet Meclisini fesh yetkisi de gözönünde tutularak, Türkiye Büyük Millet Mecisi dışından Başbakan atanmasını özel bir usule bağlanması gere kirdi. Bu cümleden olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinde biç bir partinin mutlak çoğunluğa sahip ol maması halinde Cumhurbaşkanının^ önce güvenoyu alabilecek bir hükümetin kurulması [imkânlarını araş tırmak üzere en fazla sandalyeye sahip Parti Başkanının hükümet tkurmakla görevlendirmesi, ancak onun başarısızlığı halinde 2 nci büyük partinin Başkanı ile aynı girişirni tekrarlaması veya belirli danışma me kanizmalarını İşleterek güvenoyu alabilecek bir Hükümet kurabileceğine inandığı Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi veya dışardan bir kişiyi Başbakan olarak atayabileceği öngörülebilirdi. Bunlar düzenlenmese de zaten Cumhurbaşkanının bu yolları izlemesinin doğal olduğu söylenebilirse de açık düzenlemeye gidil mesinin ileride uygulamada yaratabileceği siyasî tar tışma ve sorunları önlemek bakımından gerekli oldu ğu düğüncesindeyim.
Öte yandan Cumıhurbaşkanının usulüne uygun olaraik Başbakanın görevine son verebileceği hükmünde bu usulün ne olduğu belli değildir. Başbakanın istifası veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde Hükü metin güvensizlik oyuyla karşılaşması halleri dışında Currihurbaşlkanı tarafımdan nasıl görevine son verir lebileceğini anlamak güçtür. Bu nedenlerle maddenin 2 nci fıkrasındaki düzenlemeye karşıyım.
Madde 129. — Başbakana (tek başına Bakanlar Kurulu siyasetini belirleme yetkisi verilmesi Bakanlar Kurulunun bu siyasetin yürütülmesinden ortak sorumluluğu ilkesi ile güç bağdaşır. Başbakan Bakanlar Ku rulunun genel siyasetinin yürütülmesini gözetir. Bu nedenle maddenin ilk fıkrasındaki düzenleme biçimine karşıyım.
Madde 130. — Madde Bakanlıkların kanunun koyduğu esaslara göre kurulacağını belirtmekle yetinmeyip birde kanunla kurulup kaldırılacaklarını öngörmektedir. Her Bakanlığın mutlaika kanunla kurulması il kesini getiren bu düzenleme yeni hükümetlerin kuruluşunda gerekli esnekliği ortadan kaldırmaktadır.
Bu nedenle Bakanlıkların kanunla kurulup kaldırılacaklarını öngören 1 inci fıkra hükmüne karşıyım.
Madde 132. — Maddede fesh yetkisinin kullanılmasına sınır getirilmemiştir. Olağanüstü hal sırasın da veya yeni seçimlerden sonra bir yıl içinde bu yet kinlin kullainiamıyacağının belirtilmesi uygun olur.
Madde 134. — Madde Millî Güvenlik Kurulunun belirli konularda aldığı kararları Bakanlar Kurulu için «uyulması gereken tavsiye» niteliğinde olduğunu öngörmektedir. Bir kararın bağlayıcılığı onun hukikî niteliği İle yakından ilgilidir. Bir kararın hem tavsiye niteliğinde olması hem de uyulması zorunlu nitelik taşıması mümkün değildir.
Madde 135-136-137. — Bu. üç maddenin olağanüstü haller başlığı altında toplanıp tek madde içim de düzenlenmesi mümkündür ve daha uygundur. Zira gerek 136 nci gerek 137 nci madde hangi hallerde kim tarafından olağanüstü hal tilan edilebileceğini düzenlemektedir. Aralarındaki fark Bakanlar Kurulunun birinde iki ayı diğerinde altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebileceğidir. Diğer hükümler ise ortak niteliktedir.
137 indi maddenin son fıkrasında olağanüstü hallerde çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler dü zenlenmektedir. Bu hükme Türkiye Büyük Millet Meclisinin kanun hükmünde kararnamenin onayı konu sunda 30 gün gibi bir süre içerisinde açık karar vermemesi halinde onaylanmış sayılacağı yolunda bir dü zenleme getirilmesi uygun olur.
Bu nedenlerle 135-136-137 nci maddenin de ik iki fıkrasının tek madde içimde toplanmasının;
137 nci maddenin son fıkrası hükmününde ayrı madde olarak düzenlenmesi gerektiği görüşündeyim.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Madde 140. — Maddenin 2 nci fıkrası hükmüne, uygulamada hükümetin hareket imkânını gereğinden fazla sınırlayabilecek nitelikte olduğu, ayrıca Anayasada yer almaması gereken ayrıntılar içerdiği için kar şıyım.
Madde 141. — Merkez Bankalarının para politikasının yürütülmesinde sorumlu olan hükümetlerle (ilişkisi değişik ülkelerde farklı biçimlerde çözümlenmektedir. Devletin iktisat politikasının çeşitli unsur larıyla bir bütün olduğu, bu unsurlar arasındaki çelişkilerin tüm iktisat politikasının başarısızlığına yol açabileceği artık iyice anlaşıldığından, para politikasının ana sorumluluğunu taşıyan Merkez Bankalarının Devlet politikası dışında kalamıyacağı fikri genel kabul görmektedir. Hatta, Merkez Bankalarının hukukî yapıları ve gelenekleri itibariyle bir özel sermaye bankası niteliğinde sayıldığı ülkelerde bile, iktisat politi kası, gittikçe'daha geniş ölçüde, hükümet - merkez bankası işbirliği ile gerçekleşir olmuştur. Bu nedenlerle maddede yer alan «düzenlemeleri Anayasa hükmü olarak ıdondurulmasına karşıyım.
Madde 142. — Maddenin 1 inci fıkrasında yer alan «en fazla bir» deyiminin çıkarılması gerektiği gö rüşündeyim.
Madde 148. — Ekonomik ve sosyal konsey sadece yürütme organına değil, Yasama Organına da gö rüş bildiren bir danışma organı olarak düşünülmeli; görevleri maddede olduğu gibi ayrıntılı biçimde gös termek yerine ülkenin ekonomik ve sosyal kurumları konusunda görüş bildirmek ve kanun tasarılarını in celemek olarak belirlenmelidir.
Konsey iişçi ve işveren kuruluşları temsilcileri ile meslek kuruluşları temsilcilerinden ve üniversite öğ retim üyelerinden oluşmalıdır. Ayrıca, bu tasarının 159 uncu maddesinin son fıkrasında düzenlenen ka mu görevlilerinin meydana getireceği kuruluşların tem şilelerine de konseyde yer verilmelidir. Fakat madde de düzenlendiği gibi bazı Bakanlarla üst düzey kamu görevllerinin konseyde yer almasının uygun olmadığı görüşündeyim.
Madde 149. — Yüksek Hakem Kurulunun Anayasal bir organı olarak düzenlenmesine gerek bulunma dığı görüşündeyim.
Madde 152. — Devlet Denetleme Kurulunun, bugünkü şekli ile değil «Ombutsman» (Kamu denetçisi) niteliği kazandırılarak Anayasada yer almasının uygun olacağı düşüncesindeyim. Böylece tasarının 82 nci maddesinde yer alan dilekçe hakkına da işlerlik kazandırılmış olacaktır. Ayrıca, bu şekilde batı ülkelerinin çoğunda, hatta idarî yargının en geniş anlamıyla bulunduğu ülkelerde dahi uygulama bulan kamu denet çiliği kurumu ülkemizde de yer almış olacaktır.
Madde 153. — Maddenin 5 inci fıkrasında yürütmenin durdurulmasının kanunla sınırlanabileceği hal ler belirtilirken Millî Güvenlik, Kamu düzeni ve genel sağlık nedenleri sayıldıktan sonra bunlardan daha dar sınırlama ınliıteliğinde olan nedenleri ayrıca belirtilmesine gerek bulunmamaktadır.
Öte yandan 6 nci fıkra ile kamu görevlileri hakkında yapılan görev ve yer değiştirme işlemlerine karşı yürütmenin durdurulması yolumda kapatılmasına karşıyım. Kamu görevlilerine yargısal güvenceden yok sun bırakan bu düzenleme idare karşısında kişilere sağlanan hukukî güvence ile bağdaşmaz, Ayrıca, yar gı organına iki ay içinde davayı esastan karara bağlama yükümlülüğünü Anayasa ile getirilmesi de isa betli değildir.
Madde 155. — Maddenin 5 indi fıkrasında İçişleri Bakanına Mahallî idarenin seçilmiş organı görevden alıkoyma yetkisi tanınmaktadır, istisnaî olarak kullanılması gereken bu yolun çok sınırlı bir biçimde dü zenlenmesi gerekirdi. Bu yapılırkende tasarının 13 üncü maddesindeki fiillerin işlenmesi halleri ile sınırlı tu tulabilirdi-. Ayrıca mahallî idareler arasında da ayrım yapıp büyük birimlerde Bakanlar Kurulunun yetkili kılınması gerekirdi. Bu nedenlerle 5 inci fıkranın düzenlenmesine karşıyım.
Madde 161. — Madde Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan tabiî servetler ve kaynakların aran ması ve işletilmesinde Devlet ve özel teşebbüsü eşit tutan bir anlayışla düzenlenmiştir. Tabiî servet ve kaynakların aranması ve işletilmesi haklarının bunları kendi hüküm ve tasarrufu altında tutan Devlete ait Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) olması ilkedir, özel teşebbüs eliyle yapılmasının ise kanunun iznine bağlı olması gerekir. Bu nedenlerle maddenin düzenlenişine karşıyım.
Madde 168. — Ülkemizde dil alanında olduğu gibi tarih, bilimsel ve teknik araştırma alanlarında faali yette bulunan başka ıkurum ve kuruluşlarda vardır. Yailnız di konusunda ve Anayasal bir organ olarak Akademi kurulmasını uygun bulmuyorum. Bu nedenle maddeye karşıyım.
Madde 170. — Kamu kurum niteliğindeki meslek kuruluşlarına konu alan bu maddede bunların «amaç ları dışında faaliyet gösteremiyecekleri»nin belirtilmesi yeterlidir. Bu kuruluşların «siyasetle uğraşamayacak- îarı, siyasî partiler, sendikalar ve derneklerle birlikte hareket edemiyecekleri» hükmü gereksizdir.
Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadî teşebbüslerinde devamlı olarak çalışanların meslek ku ruluşlarına üyeliklerini yasaklayan hükmün Anayasada bulunmasına gerek yoktur. Zira adı geçen kuruluş lar üyeyi meslekî faaliyeti yönünden denetlemekte olup memur olarak denetimi bumdan farklıdır.
Maddenin mülkî amire sınırsız «Faaliyetten men» yetkisi veren hükmü isabetli değildir. Bu fıkraya göre hâkimin gerek görmeyerek faaliyetten men kararı vermemesi halinde bile mülkiye amiri pekala bu tedbiri ala bilecektir. Bu da mülkî amirinin takdirini, hâkim takdirinden daha üstün tutulması anlamına gelir. Hâkimin el koyduğu işde mülkiye amire bu yetkinin tanınması doğru değildir. Bu kuruluşların seçilmiş organlarının görevden uzaklaştırılmasında ilke yargı kararı olarak kabul edilmeli istisnası yukarda tasarının 155 inci mad desi konusunda belirtilen görüşe paralel olarak düzenlenmelidir.
IMadde 173. — Hâkimlik mesleğini düzenleyen maddenin ikinci fıkrası hâkimler arasında eski sınıflandır mayı terkederek, esas mahkeme hâkimleri, bölge mahkemeleri hâkimleri ve yüksek mahkemeler hâkimleri ola rak yeni bir sınıflandırma yaratmaktadır. Bu, bölge mahkemeleri hâkimlerinin yüksek mahkemeler dışında ki mahkemelerde görevlendirilmelerini veya yüksek mahkeme hâkimlerinin bölge mahkemelerinde görevlen dirilmelerini imkânsız kılacaktır. Oysa, 2576 sayılı Kanun (m. 3) bazı bölge idare mahkemesi başkanlıklanna Danıştay üyelerinden istekte bulunanların atanabileceklerini ve bu suretle atananların Danıştay üyeliği sıfatı nı ve kadrolarıyla özlük haklarım koruyacaklarını öngörmektedir. Dolayısıyla, ikinci fıkradaki düzenlemeye karşıyım.
Maddenin üçüncü fıkrasındaki düzenlemeyi de uygun bulmadığım ve hâkimlik haysiyetiyle bağjdastıramadığım için çıkarılması gerektiği görüşündeyim.
IMadde 179. — Madde tümü Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek Anayasa Mahkemesi üyeleri konusun da hiç bir nitelik belirtmemiştir. Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçileceklerde aranacak niteliklerin belirtil mesi gerektiğine inandığım gibi, üyelerden bir , bölümü Cumhurbaşkanı tarafından doğrudan seçilse de bir bö lümünün mutlaka Yüksek Mahkemelerce gösterilecek adaylar arasından gene Cumhurbaşkanınca veya doğru dan bu mahkemelerce seçilmesinin uygun olacağı görüşündeyim. Bu nedenle maddenin düzenlenişine karşı yım.
Madde 182. — Maddede şekil denetiminin yalnızca «Son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılma dığı» ile sınırlı tutulmasına karşıyım. Zira, son oylamaya gelinceye kadar yapılmış şekil ve usul bozuklukları olabilir ve bunlardan bazıları esası etkileyebilecek ağırlıkta bulunabilir. Oysa, bu düzenleme ile sözkonusu şe kil ve usul bozuklukları denetim dışında kalmaktadır.
öte yandan, Anayasa değişikliklerinin denetiminde Tasarının 198 inci maddesine gönderme ile yetinilmesi gerekirken bu yapılmayıp, maddede yer alan şartlardan bazıları sayılmak yoluna gidilmiştir. Bu şekilde, do laylı biçimde de olsa aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan genel sıralama dışarıda bırakılmış olmaktadır.
Bu nedenle maddenin ikinci fıkrasının düzenlenişine karşıyım.
Madde 184. — Anayasa Mahkemesinde iptal davası açabilme hakkının, Cumhurbaşkanı dışında, yalnız anıaımuhıalefet partisi başkanı ile meclis üye tamsayısının beşte biri ile sınırlanmasına karşıyım. Herşeyden önce dava hakkının anamuhalefet partisine değilde doğrudan başkanına verilmesi isabetli değildir. Dava açabilecek meclis üyelerinin sayısı da, hele siyasî partilere dava açma hakkı tanınmayınca, azaltılmalı ve sekizde bire in dirilmelidir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) öte yandan, yüksek yargı organlarına da kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda dava açabilme hakkı tanınması gerektiği düşüncesindeyim.
Madde 187. — Maddemin ikinci fıkrasında yer alan «itptali yemi bir kanun hükmü gibi sonuç yeren karar lar» deyimi, açık ve kesin ölçüt kapsamadığından değişik değerlendirmelere yol açabilecek niteliktedir. Mad denin son fıkrası hükmü de aynı niteliktedir. Bunların çıkarılmasının uygun olacağı görüşündeyim.
(Madde 191. — Maddenin üçüncü fıkrasında Danıştay üyelerinin seçimi usulü düzenlenirken üyelerin dört te üçünün «adlî ve idarî yargı» hâkim ve savcıları arasından Hâkimler ve Saıveılar Yüksek Kurulu tarafından seçileceği öngörülmektedir. Bu düzenlemeyi adlî yargıdan ayrı bir idarî yargı düzeninin varlığı ile bağdaştır mak güçtür. Esasen aynı maddenin son fıkrasında Danıştayın kuruluşunda idarî yargının özelliğinin dikkate alınacağı belirtilmektedir. Dolayısıyla, Danıştay üyelerinin dörtte üçünün idarî yargı hâkim ve savcıları ara sından seçileceğini kabul etmek gerekir. Nitekim 6 Ocak 19İ82 tarih ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu (m. 9) da üyelerin dörtte üçünün idarî yargı hâkim ve savcıları arasından seçileceğini öngörmektedir. Bu nedenle ikinci fıkradan «Adlî» kelimesinin çıkarılması gerektiği görüşündeyim.
öte yandan, memleketimizde Bölge idare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemeleri kurul duğunu da dikkate alarak, maddenin son fıkrasına, Danıştayın kelimesinden sonra «Bölge İdare Mahkemele rinin, İdare Mahkemelerinin, Vergi Mahkemelerinin» veya yalnızca «Alt derece idare mahkemelerinin» de yiminin eklenmesinin uygun olacağı görüşündeyim.
IMadde 196. — Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun «Adlî» ve «İdarî» olmak üzere iki bölüm halinde çalışmasının iki yargı düzeninin özelliklerine ve hizmetin gereklerine daha uygun olacağı düşüncesindeyim.
Dolayısıyla, bölüm üyelerinin üçte ikisi, adlî bölüm için Yargıtay Büyük Genel Kurulunca, idarî bölüm için de Danıştay Genel Kurulunca kendi başkan ve üyeleri arasından, üçte bir oranındaki üyeleri ise doğ rudan Cumhurbaşkanınca seçilebilir. Kurulun başkanlığını Adalet Bakanı yürütür.
Turgut TAN Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) 30 Temmuz 1982 ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA Sayın Başkan Komisyonumuzca hazırlanan Anayasa tasarısında yer alan; aşağıda numaralarını belirttiğim maddeleri genel olarak tasvip etmekle birlikte; bazı maddelerin bazı fıkralarını veya fıkraların içerisindeki bir cümle sini tasvip etmiyorum. Belirttiğim maddeler hakkınlda söz hakkımım mahfuz kalmasını arz ederim.
MADDELER (Söz Hakkımı Kullanacağım Hususlar) KIŞÎ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİ :
Madde 24/4 Din ve ahlak eğitimi ilk ve orta öğretimde mecburî olmalıdır. Köyler ve kırsal bölgelerde de din eğitimi sağlanmalıdır.
11 ve ilçelerde devlet elindeki imkânlarla din eğitimi yaptırılabilir.
Köy ve kırsal alanlarda ise devletin bu imkânı bu gün için yoktur. Dolayısı ile buralarda din eğitimi yaptırılamaz. Okuma-yazma bilmeyen kız, erkek çocuklarımız ve vatandaışlarıimız 'da mevcuttur. Bunların dîn eğitimi nasıl ve hangi imkânlarla yapılacaktır. Burada bir boşluk ve noksanlık kalmaktadır. Din ve ahlak bilgisine sahip vatandaş ülke için daima yararlıdır.
DÜŞÜNCEYİ AÇIKLAMA VE YAYMA ÖZGÜRLÜĞÜ :
Madde 26/2 «Devlete ait gizli bilgilerin açıklanması, ekonomik hayatı etkileyecek gerçek dışı ve zamansız haberlerin önlenmesi » Cümlesinin yanlış anlamalara ve uygulamalara sebep olması ihtimali mevcut olduğu için maddeden çı karılması. ıMaJdde 12, 13 ve 14 deki genel sınırlaıma ve kötüye kullanılmama hükümlerinin aynı gayeyi temin edeceği... «millî güvenliğin, kamu düzeninin,....» olduğu gibi.
BASIN VE YAYIMLA ÎLGÎLt HÜKÜMLER :
'Madde 28/4 «Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan...» Cümlesinin 4 üncü fikradan çıkarılması gerekçe 26/2 de izah edildiği gibi.
DÜZELTME VE CEVAP HAKKI :
Madde 32/2 Düzeltme ve cevap hakkı Bu maddenin 2 ndi fıkrası sonuna :, «Düzeltme ve cevap hakkı en geç bir ay içinde kullanılır....» cüm lesinin ilavesini.
DüzöJICme ve cevap hakkı daima uygulamada geciktirildi. Mahkemeler 3, 4 ay ısürldü, müesseselerin ba şındaki şahısları küçültmek, karalamak için kullanıldı. Sonunda bazen mahkûmiyet para cezasına çevrildi.
Düzeltme ve cevap halklkı mahkeme kararı ile kısa bir sürede doğru olarak yayınlanmalıdır. Cevap tahrif edilmemelidir.
SENDİKAL FAALİYET :
Madde 56/2 2 ncî fıkranın sonuna : Öder. «Sendikanın elde ettiği haklardan yalnız sendika üyeleri faydalanır.» cümlesiinin ilavesini sendikaların ayakta kaflaibilmesi için sendikalı işçinin sendikasız veya parasını ödemeyen işçiye nazaran bazı avantajlarının olması lazım ki işçi sendika aidatını kendi eliyle götürüp teslim etsin.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) KÜÇÜK İŞYERLERİNDE GREV VE LOKAVT YASAĞI :
Maldde 59/1 En çok 10 işçi....
En çok (5 işçi.... olarak (düzeltilmesi.) Gaye iküçülk sanayiye ve esnafı korumak ve aynı zamanda yanırida çalışan işçilerin sosyal güvenliğini sağ lamak ve bu işçi a'dedinin İde asgarî hadde 'tutmak için 5 işçi olarak düzeltilmiştir.
PARTİ KURMA VE PARTİLERE GİRME HAKKI :
Madde 77/6, Bu maddeye son fıkra olarak :
«Siyasî partilere devletçe yapılacak yardım kanunla 'dfiilzeSnlönlİT'.» Cümlesinin eklenmesi..
Ülkemizde siyasî partilerin faaliyetleri durdurulmuş ve mal varlıklarına el konulmuştur. Yeni kurulacak partiler parasız olacaktır. Bu husus gelişmelerûne enıgel olduğu ıgilbi, ülke problemleri üzerinde inceleme ve araştırma yapmalarına da imkân vermeyecektir. Politika ıvarlıklı kimselerin iştigal edeceği 'bir alan haline gelecektir. Bu (bakımdan meJşru partilere Hazine yardımcı olimalıidır.) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ :
(A) KORULUSU :
Madde 83/1 - < i i a < s , genel oyla seçilen dörtyüz milletvekilinden* * .• .• * .•* . genel oyla seçilen «iDörtyüzelli» milletvekilinden sekilinde düzeltilmesi,;
Türkiye'nin nüfusu seçim tarihinde elli milyona 1990'lı yıllarda 75 milyona yaklaşacaktır. 400 milletve kili az gelecektir. Artırılmalıdır.
500 milletvekili 180 senatör toplam 680 parlamenterin ıgörevi sona erdirilmiştir. İller daha iyi temsil edilmelidir, MİLLETLERARASI ANTLAŞMALARI UYGUN BULMA :
Madde; 8'7/5 H 5 inci fıkra... antlaşmalar kanun hükmün'dedir.
. ., . . . . i anıtlaşmalar «kanun ;gübi uygulanır», şeklinde düzeltilmesi.
A Çünkü «'Kanun hükmündedir.» terimi kanunla antlaşmanın eşdeğerde tutulduğu kanısını uyandırmakta dır. «Kanun gibi uygulanır.» talbiri daha uygundur.
ÜYELİĞİN DÜŞMESİ Madde 96/3 partisi kapatilan m'illetvekiillerinin de üyelikleri partisi kapatılan «ve kapatılma kararında isimleri zikredilen» milletvekillerinin de üyelikleri Bu şekliyle fıkra daha açık bir şekle geldiği gibi, partinin kapatılma kararında suçu bulunan milletvekil lerinin üyelikleri düşmüş olacaktır. Partinin kapatılmasında suçu olmayan, parti içinde mücadele eden, mil letvekillinin de milletvekilliği düşmemiş olur. Nitekim mahkemeye verilen bazı partilerin milletvekillerin den bir kısmı, suçsuz bulunarak beraat etmektedir.
ANDlÇME :
Madde 93/2 Andını başına «Türk» kelimesinin ilavesini.
Cumhurbaşkanının andına da mevcuttur. Milletvekillinin ne için andiçtiğini belirtmesi bakımından önemli.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) DEVLET DANIŞMA KONSEYİ :
1, KURULUŞU :
Madde 118 Maddenin iç tertibi, fıkralara (a, b, c) diye harflerini verilmesi Anayasanın genel tertibine uymuyor.
Harflerin kaldırılarak diğer maddelerde olduğu gibi fıkra başlarının boş bırakılması.
2. GÖREVLERİ :
Madde 119 Aynen J. ÜNİVERSİTELER :
Öğretim üye ve yardımcılarının görevlendirilmesi nin sağlanması, Görevlendirilmesinin kelimesi yerine «atanmasının» kelimesinin kullanılması.
»Tevfik Fikret ALPASLAN Anayasa Komisyonu Üyesi Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) ANAYASA TASARISININ TÜMÜ ÜZERİNDE GÖRÜŞLERİM Anayasa Tasarısının tümü üzerinde görüşlerim aşağıda belirtilmişti^ Prof. Dr. Kemal DAL A) Hazırlama ve yapmada uygulanan usul hataları :
1. Komisyon çalışmalarının çoğu bilgi toplamaya tahsis edilmiştir/ Hatta bu tür çalışmalar tasarının birçok maddeleri yazılıp müzakereye alındığı zaman içinde dahi devam etmiştlir, 2. Tasarının genel bir planı yapılması va çalışmaların bu plan üzerine yürütülmesi, bu çalışmaları ya pacak alt komisyonların hemen başlarda meydana getirilmesi ile ilgili taleplerimiz daima reddedilmiştir.
Bu nedenle çalışmalar Anayasanın çatısını gösteren plana göre değil, genel Anayasa ve 1961 Anayasası nın uygulama döneminde çıkan olaylar ve aksaklıkları birbirine bağlantı kurarak açıklayan seminerler şek linde sürdürülmüştür. Bu seminerler şeklinde çalışmalar ile 5 ay geçirilmiştir. Daha sonra ani bir kararla Ana yasanın en geç 10 Temmuzda yetiştirilmesi taahhüdüne girilmiştir. Ancak bundan sonradır ki, temel haklar, ekonomik ve sosyal haklar, siyasî haklar ve yasama, yürütme ve idare ve yargı konularını maddeleştirecek alt komisyonlar 'kurulmuştur. Bu komisyonlar ister istemez 1961 Anayasasının sistematiğini örnek alacak çalışmalarını belirtmek zorunda kalmıştır.
Halbuki ilk bilgi toplama sonrasında Anayasanın genel bir plan ve programı yapılacaktı. Bu plana göre alt komisyonlar kurulacaktı.; Bu alt komisyonlar gelen bilgileri kendi alanlarına göre ayırım yapıp değerlen dirmeye geçecekleri sırada Anayasanın temel düşüncesi, siyasî organlar sistemi, idarî kuruluşlar sistemi ve yargı sistemi ve kuruluşları üzerinde ilke kararları alınacak şekilde tartışılması ve karara bağlanması gere kirdi. Bunlar üzerimde yapılan tartışmalar dağınık sonuçsuz ve peyder pey olmuştur. Bu nedenle Anayasa Tasarısı ahenkli ve sistemli değildir. Aceleden 1961 Anayasasının slistematiğini takip etmek zorunda kal mıştır. Yürütme bölümünde bu sistemsizlik ve aceleye gelme açıkça görülmektedir. îdarî kuruluşlar rastgele ve karışık düzenlenmiştir^ Tertipteki bu üstürikörlük dblayısı ile ekonomi ve sosyal halklarda bazı ekonomi ile ilgili maddelerin buradan çıkarılması gerekirdi. Mülkiyetin bir hak olacak temel haklar arasında yer alması gerekirdi.
Genel Tertipte., Genel hükümler, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu idare, TBMM, siyasî haklar ve vatandaşlık, yargı, hak ve hürriyetler şeklinde bir düzenleme olmalı idi.
B) Anayasa Tasarısının tümü üzerinde esasa ait görüşler.
1. Temel felsefede 1961 Anayasası ile büyük bir ayrılık yaratılmamıştır.
Genel havası ile millî iradeye sıkı surette bağlı, milliyetçi hukuka bağlı, Demokratik laik insan hak larına bağlı bir Cumhuriyet kurmaya çalışan bir Anayasa.
Anayasa kesin olarak kominizme, faşizme, teokrasive ve her türlü diktatörlüğe kapalı. Özel teşebbüsü des tekleyen, hürriyetin hepsM tanıyan fakat kullanılmasını keyfilikten kurtaran bir temel felsefe kabul et miştir, Buna Atatürk ilkelerinin zamanımıza göre yorumlanması diyebiliriz.
2. Siyasî organizasyonda parlamenter sistem kabul edlilmiiştir. Ama yasamada tek meclis, yürütmede Cumhurbaşkanının kuvvetli olduğu bir parlamenter sistem getirilmiştir.
Monarşik parlamenter demokrasilerde Devlet Başkanının yetkisi çok az ve sınırlıdır.
Cumhuri parlamenter sistemler ilk zamanlar kendilerini mianarşik parlamenter sisteme benzetecek Cum hurbaşkanını Medi'se seçtiriyorlar ve pek yetki vermiyorlardı., Federal Alman, harp sonrası İtalya, 1946 IV üncü Fransız Cumhuriyetleri ve bizim 1961 Cumhuriyet Anayasasında olduğu gibi. Bu sistemlerde de ingi liz monarşik parlamenter sisteminde olduğu gibi iktidarın bütün yetkileri Başbakanda toplanır. Fakat Fransa ve diğer Cumhuri parlamenter ülkeler bu sistemin uygulamasından başarılı sonuç alamamışlardır. Bizim 1961 Anayasasında aynı sistemi benimsediği için ve Cumhurbaşkanı gibi Bakanlar Kuruluna fazla yetki ver mediği için başarılı olamamıştır.
Fransa bu çıkmazdan kurtulmak için yarı Başkanhk sistemini benimseyen parlamenter sistemi seçmiş tir. Buna da Cumhurbaşkanı millet tarafından seçiliyor ve yetkileri Başbakandan fazladır, Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Anayasa Komisyonunda açıkça sorduk. Kuracağımız siyasî organizasyonda kuvvetli bir Cumhurbaşka' nı mı istiyoruz, kuvvetli bir Başbakan mı istiyoruz? Eğer kuvvetli Cumhurbaşkanı istiyorsak Cumhurbaşkanünın halik tarafındain seçilmesini öneriyorum. Eğer kuvvetli bir Başbakan istiiyorsafc Cumhurbaşkanının TBMM tarafından seçilmesi gerekir.;
Durum ve şartlara göre Cumhurbaşkanının yetkilerini artıracağız, o halde Cumhurbaşkanını halk seç melidir. Şeklinde teklifte1 bulunidük. Yapılan oylamada parlamenter sistem lehine ve Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi için oy kullandım. Çoğunluk TBMM tarafımdan seçilmesii istikametinde karar aldı.;
Ondan sonraki düzenlemelerde Cumhurbaşkanının normal parlamenter sistemi aşan yetkileri Anayasa tasa rısına girdi,., iBu durumda TBMM tarafından seçilen güçlü bir Cumhurbaşkanı ve yetkisi pek beli olmayan bir Baş bakan ve Bakanlar Kurulu oluşturuldu, Tasarının bu düzenlemesi iterde problemler çıkaracaktır. Zira TBMM de çoğunluğa sahip partinin lüderi Cumhurbaşkanın lideri Cumhurbaşkanı olamaz. Partisi ile ilgisini kesmek zorundadır. Çoğunluk partisi lideri Başbakan dlunca demokratik parlamenter sistemdeki iktidar paritÜsi ve lideri olarak millete seçimde vadetîtiği program zor uygulanır. Çünkü karşısında tarafsız ve güçlü bir Cumhurbaşkanı bulunacaktır. Bu yüzden kendi programını uygulamada Cumhurbaşkanının müdahale leri ile karşılaşacaktır. Bu durumda gelecekte Cumhurbaşkanı ve Başbakan uyuşmazlığı muhtemeldir.
ANAYASA TASARISININ EGEMENLİĞİ DÜZENLEYEN 5 İNCİ MADDESİNİN A FIKRASINA KARŞIT OY YAZISI Anayasa Tasarısı, egemenliği düzenleyen 5 inci maddesi son fıkra dışında;
1961 Anayasasının 4 üncü maddesinin aynıdır.
Bu maddenin 2 nci fıkrası tasarıda da, millet egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır» şeklindedir.
Benim bu düzenlemeye karşı aşağıdaki nedenleri ileri sürerek ileri sürdüğüm itirazlar ve yaptığım teklif yapılan oylamada 5 oya karşı 5 oyla Başkanın karşı tarafla olması nedeni ile reddedildi.
2 nci fıkrada teklifim şu şeküllde idi :
«Millet egemenliği, Anayasanın koyduğu esaslara göre yasama yetkisini T.B.M.M., yürütme yetkisini, Cum hurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu, yargı yetkisini de bağımsız mahkemeler eliyle kullanır.» 1. Ret şekil bakımından usulsüzdü zira parlamenter uygulamada Başkanın oyu bu gibi durumlarda ret için ağırlıklı sayılmaz.
2. Esas yönünden : Anayasa Tasarısının 5 inci maddesinin 2 nci fıkrası «egemenliğin yetkili organlar eliyle kullanır» şeklindeki düzenlemesi özellikle yürütme alanında Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu dışın daki bütün organlara doğrudan doğruya Anayasadan kaynaklanan millet egemenliği kullanmak gibi bir ya nılgıya düşmelerine neden olmaktadır.
Aslında millet egemenliğini üç fonksiyonu yerine getirmek için kullanır. Yaranma fonksiyonu bunu T.B.M.M.
yapacaktır; yürütme fonksiyonu, bunu Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu yapacaktır; yargı fonksiyonu bu nu da bağımsız mahkemeler yapacaktır. Bunu açıkça ifade etmek dururken, devletin yürütme alanındaki, Anayasada yer alan idarî kuruluşlarına, Anayasadan kaynaklanan egemenlik yetkisi kullanıyor. Şeklinde bir pay çıkarmalarına meydan verecek düzenleme sakıncalıdır.
Nitekim bu düzenleme dolayısı ile 1961 Anayasasında Anayasa ile kurulan idarî ve özerk kuruluşlar..
biz Anayasadan kaynaklanan egemenlik yetkisi kullanıyoruz» anlamında tutum ve davranışa girerek her biri kendisine göre ayrı bir yetki egemenliği alanı yaratmaya gitmişlerdir. Bu sebeple hükümeti pek işlerine karıştır mak istememişlerdir. Halbuki idarî kuruluşlar özerkte olsalar kamu hizmeti vermektedirler. Bu nedenle hü kümetin gözetim ve yönetimi altındadırlar, öyle olması gerekir.
1961 Anayasasının bu düzenlemesi nedeni ile yürütmenin faaliyet alanındaki kuruluşların tutumu iktidar gücünün merkezleşmesi yerine dağılmasına neden olmuştur. Bütün bu sebeplerle egemenliği düzenleyen 5 inci maddenin 2 nci fıkrasına karşıyım. Prof. Dr. Kemal DAL Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA Aşağıda zikredilen sebeple Anayasa Tasarısının 12 nci maddesine karşıt oy yazısıdır.
Prof. Dr. Kemal DAL 12 nci maddenin ilk düzenlenmesinde 1 inci fıkranın son cümlesinde bulunan «özel sebeplerle ancak ka nunla sınırlanabilir» «3 üncü fıkranın başında da Kanun» kelimesi ilk düzenlemedeki 2 fıkrasında bulunmamakta idi.
Tasarı kesin şeklini alınca görülüyor ki bu kanun sözü mevcut değil. Bu noksanlığın bir dikkatsizlik so nu meydana geldiği kanısındayım.
Kanun veya kanunla sözünün son fıkrasının son kelimesinden evvel yer alması gerekir. Kanunla sözü bu raya girmediği takdirde temel hak ve özgürlüklerin kanun çıkarmadan da sınırlanabileceği sonucu ortaya çı kar. Bu ise çok tehlikeli olabilir. Bu nedenle 12 nci maddenin bu şekline karşıyım.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA Anayasa Tasarısının Toprak Mülkiyetini düzenleyen 44 üncü maddesinde, 1 inci fıkrada «Topraksız olan ve yeterli toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlamak» ve aynı maddenin 2 nci fıkrasında birinci cümle de «topraksız ve yeterli toprağı bulunmayan çiftçilere toprak dağıtımına» ifadelerine aşağıdaki nedenlerle karşıt oy yazımdır.
Prof. Dr. Kemal DAL 1. Evvela topraksız çiftçi deyimi isabetsizdir. Çiftçinin az veya çok toprağı vardır. Eğer çiftçi topraksız ise çiftçi değildir. Çiftçilik bazı mesleklerde olduğu gibi; toprağı uzun yıllar süre süre edinilen bir meslektir.
Yani bir kimsenin çiftçiliği meslek edinebilmesi ve çiftçi olabilmesi için mutlaka toprağı olması lazımdır.
Bu nedenle topraksız çiftçi deyimi ile çiftçiliğin şartlarına göre, mevsimlik veya devamlı değişik işçilik ya pan insanları, meslekten çiftçi olanlarla hukuken aynı duruma getirmiş oluyoruz. Bu suretle mevsimlik ve gezici olarak bir yerde kalan veya bölgeleri gezen insanlar bu ifade ile toprağı olmayan çiftçi durumuna sokuluyor. Bu hüküm kanunlaştığı takdirde devlet bu gibi ziraat işçilerine çiftçi sıfatı veriyor ve Anayasa ile taahhüt altına giriyor. Halbuki böyle bir taahhüdün yerine getirilmesi imkânsızdır. Zira bu ifadeye göre bir mevsim dahi olsa, bir kimse bir çiftçinin yanında ziraat yapsa topraksız çiftçi olup çıkıyor. Bu suretle bü tün ziraat işçileri her sene topraksız çiftçi olacak onlara toprak verilecek, bu defa yenileri gelecek ve bu iş sonsuza kadar sürüp gidecektir.
Topraksız köylü olur, az toprağı olan çiftçi olur fakat, topraksız çiftçi olmaz. Topraksız çiftçi bir yanıl tıcı slogandır. Devamlı olarak devleti köşeye sıkıştırmak, zor duruma düşürmek için yıllardan beri tekrarla nan bir slogandır. Devlet bundan daima zarar görmüştür. Bundan dolayı bu deyimin yeniden Anayasaya gir mesine karşıyım.
2. Ayrıca devlet hiçbir meslek sahibine herhangi'bir Anayasa taahhüdü altına girmezken neden toprak sız çiftçiye (bir an için var farzetsek) toprak vermek için Anayasa teminatı veriyor? Devlet, berberim diyene dükkân, sanayiciyim diyene fabrika, eczacıyım diyene eczane, dişçiyim diyene diş çi, doktorum diyene muayenehane, avukatım diyene büro, kasabım diyene kasap dükkânı vs. açmak için Ana yasa teminatı vermiyor da neden bir topraksız çiftçiyi Anayasa ile yaratıp ona toprak vermeyi Anayasa te minatı altına alıyor. Bu durum gösteriyor ki; mevcut olmayan, bir sınıf yaratılıyor. Bu sınıf devlet desteği ne muhtaçmış imajı veriliyor. Bütün mesleklerden ayrı olarak devlet bunlar için taahhüt altına sokuluyor. Bir slogan sınıf için diğer mesleklerden farklı bir durum yaratıldığı için Anayasaya öyle bir deyimin girmesine karşıyım. Zira bu topraksız çiftçi deyimi Anayasaya girerse sloganlar devam edecek ve devlet gene güç durumlara sokulacak.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA Anayasa Tasarısının Kamulaştırmayı düzenleyen 48 inci maddesinin 4 üncü fıkrasında yer allan «An cak, Toprak ve Tarım reformu» ifadesine aşağıdaki sebeplerle karşıt oy yazımdır.
48 inci maddede düzenlenen Kaonuılaşltiırmia Kamu yararı için gerekli bir müessesedir.
Ancak 48 inci maddenin 4 üncü fıkrasında yer alan «Toprak ve Tarım reformu» ifadesindeki «Toprak ve» ifadesinin buradan çıkması gerekir. Zira yıllardan beri anlamsız yanlış olarak zihinlere yerleşti Veril mek istenen bir eylemin sloganı haline gelen bir deyimdir. Toprak reformu olmaz Tarım reformu olur. Tarım çok geniş bir kavramdır. Toprak sürüp ekmeyi yani ziraati, ormancılığı, hayvancılığı, arıcılığı, tavukçu luğu sebze ve meyveciliği, çiçekçiliğe varıncaya kadar her çeşit tabiatla uğraşmak suretiyle üretim yapmak için bütün uğraşıları ve meslekleri içine alır. Bu nedenle tarım, toprağa ait her çeşit uğraşıyı içine alır. Böyle olunca Tarım reformu demek varken ayrıca buna topralk ve tarım reformu demek anlamsızdır. Anayasaya böyle bir deyimin girmesi gülünç olur.
Bu böyle iken, Toprak reformundan söz ediliyorsa, o halde bu bir maksat için kullanılıyor demektir. Yıl lardan beri kullanılan maksatlı bir slogandır. Amacı Ziraat yapılan , toprağın pay edilmesidir. Topraksız çiftçi sloganı da bunun taımamlayıcısıdır. Bunun gibi gülünç ve devletli tahrip edici slogan vaatlere artık Anayasada yer olmamalıdır. Devlet tarım reformu yapar. Bunun için toprağın belli bölgelere göre en verimli üretim hangi büyüklüktelki araziden alıyorsa onu düzenler. Bu devletin hakkıdır. Bunun için ayrıca toprak reformu diye Anayasaya hüküm koymak gerekmez tarım reformu yeterlidir.
Prof. Dr. Kemal DAL ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA Anayasa Tasarısının küçük işyerlerinde grev ve lokavt yasağını düzenleyen 59 uncu maddesine aşağıda gösterilen sebepler dolayısı ile ikarşıt oy yazımızdır. > Prof. Dr. Kemal DAL Recep MERİÇ 1. Maddenin başlığı Iküçük işyerlerinde grev ve lokavt yasağı şeklinde düzenlendiği halde madde met ninde bu yasağın kapsamına toplu iş sözlleşımesini de katmıştır. Bu düzenleme doğru değildik.
'2. Bu madde Anayasa hükmü haline gelirse emeği ile çalışanların büyük bir kesimi küçük işyerinde ça lıştıkları için işveren karşısında, toplu iş sözleşmesi ve grev yapamayacaikları için himayesiz, desteksiz ve güç süz kalacaklarıdır. Bu ise işçiler arasında büyük İşyeri işçisi küçük işyeri işçisi; toplu sözleşme ve grev hak kına sahip ve bunlara sahip olmayan işçi gibi bir farklılaşma yaratacaktır.
3. Ayrıca işverenler de, bu hükmü kötüye kullanabilirler. Devamlı olarak iş yerini 10 işçi büyüklüğünde tutmak, büyük işyerlerini lO'ar işçilik işyerlerine bölmek gibi.
4. Gelişen teknoloji ve melkanizasyon dolayısıyla kurulacak sanayi belkffide 10 işçiyi aşmayacak şekilde oluşabilir. Bu da büyük bir işçi sayısının bu haklardan yararlanmasını önler.
Bu nedenlerle bu maddenin bir Anayasa hükmü olarak yer almasına karşıyız.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA Anayasa Tasarısında Curnhurbaşkanının seçimini düzenleyen 111 inci maddeye aşağıdaki nedenle karşıt oy yazımdır.
Prof. Dr. Kemal DAL Cumhurbaşkanının seçimini düzenleyen 111 inci madde «Cumhurbaşkanı TBMM. üye tamsayısının üç te iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir» şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddenin diğer fıkraları da Cumhur başkanının TBMM.'ce seçilmesi ile ilgili usullere aittir. Anayasa tasarısında çeşitli maddelerde Cumhurbaş kanına geniş yetkiler verilmiştir. Anayasa tasarısında bu yetkiler tanındığına göre bununla bağdaşacak bir seçim sisteminin uygulanması gereklidir. Bu nedenle Cumhurbaşkanınm halk tarafından seçilmesi daha tu tarlı ve tasarıda sahip olduğu yetkilerin gereğidir. Bunun için 111 inci maddenin düzenlenmesine karşıyım.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya linçi Ek) ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA Balkanlar Kurulunun kuruluşunu düzenleyen 126 ncı maddenin 2 nci fıkrasında son cümle «usulüne uygun olarak Cumhurbaşkanınca görevine son verilir» açık bir anlam taşımaması nedeniyle, aşağıdaki se bepten dolayı karşıt oy yazısıdır.
Prof. Dr. Kemal DAL L Parlamenter sistemde Cumhurbaşkanının parlamentodaki çoğunluğun liderM Başbalkan olarak atar.
Bir Başbakan güvenoyu almazsa Cumhurbaşkanının onun görevine son verilmesi diye bir işlem olamaz.
Güvenoyu almayan hükümetin başkanı istifa eder. Bu istifa Başbakanı ve bütün üyeleri kapsar. Cumhur başkanı bu durumda onun görevine son vermez. İstifasını kalbul eder. Yeni hükümet kuruluncaya kadar da görevlerine devamını rica eder. Parlamenter demokrasilerin teamülü budur. Bunun dışında Cumhurbaşka nının Başbalkanı görevden uzaklaştırması söz konusu değildir.
Başkanlık sistemine dönülk parlamenter sistemlerle (1958 Fransasında) dahi böyle bir usul yoktur. Kuv vetli Cumhurbaşkanlarının fevkalade yetkileri var ama bunlar içinde Başbakanı görevden alma yok. Fevka lade yetkileri de fevkalade şartlarda bazı usullere uyarak kullanır. Tasarının 126 ncı maddesindeki Başba kanın usulüne uygun olarak görevine son vermesi anlaşılması zor bir usul. Cumhurbaşkanınca Başbakanı, hangi usule uyularak görevine son vereceği muğlak olduğu için katılamıyorum.
Prof. Dr. Kemal DAL Anayasa tasansının 165 inci maddesi Üniversiteyi düzenlerken 1 inci fıkra «Üniversite Devlet eliyle ve kanunla kurulur.» 2 nci fıkra «Üniversiteler bilimsel özerkliğe sahip kamu tüzelkişileridir.» 3 üncü fıkra «Üniversiteler kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetilir.» 4 üncü fıkra «Üniversite öğretim üye ve yardımcılarının göreve alınmaları, yükseltilmeleri ve görevleri ne son verilmesi, bilimsel özerklik -esasına uygun olarak Kanunla düzenlenir ve kendi organlarınca yürütülür.
2. Yukarıya aldığımız fıkralardan 3 üncü ve 4 üncü fıkralar bilimsel özerkliği çok aşan idarî özerklik niteliğindedir. Bu tür bir tüzelkişiliğin, Anayasa tasarısında, hizmet esasına dayanan Anayasal kuruluşlar da, benimsenilmediğini görüyoruz. Hemen hepsinde kurulan organlar devletin başka yetkilisi tarafından seçilmektedir. Halbuki, 165 inci maddesinde 3 üncü fıkra, üniversite organlarım kendileri tarafından seçilmesi esasını getirmiştir. Bunun gizli bir idarî özerklik olduğu açıkça görülmektedir.
4 üncü fıkra üniversite öğretim üye ve yardımcılarının göreve alınmaları, yükseltilmeleri ve görevlerine son verilme... kendi organlarınca yürütülür. Denmek suretiyle devletin Üniversite elemanlarının tayin ve yükseltilmelerine devletin denetimi dışında bırakmaktadır.
Her ne kadar son fıkra Üniversite üzerinde Devletin sahip olduğu gözetim ve denetimden söz edilmekte ise de 3 üncü ve 4 üncü fılkraların düzenlenme tarzı Üniversiteler üzerinde devletin gözetim ve denetimini imkânsız hale getiren Anayasa hükmü olarak yer almış oluyor, 3. Böyle bir düzenlemenin sakıncaları ise aşağıdaki şekilde ortaya çıkmaktadır.
a) Üniversite hizmet esasına göre kurulan bir kamu tüzelkişisidir. Gördüğü hizmet öğretim ve eğitim hizmetidir. Bütün ülkeye açık olarak götürülmesi gereken bir hizmettir. Bu tip hizmetler her ne kadar ka mu tüzelkişileri tarafından gördürülürse de bu, hizmetin bütün yurda açık olarak yayılmasını düzenlemede hükümetin düzenleme denetim ve gözetim hakkını ortadan kaldıramaz. Hükümet yürütmenin faaliyet alanın da yapılan bütün hizmetleri ülkenin yararı için düzenleme gözetim ve denetime alma yetkisine sahiptir.
Halbuki 165 inci maddenin getlirdiği düzenleme Üniversite hizmetlerim, Anayasa hükmü ile hükümetin göze tim ve denetimi dışına çıkarmaktadır. Dünyanın hiç bir ülkesinde böyle bir şey mevcut değildir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek)
b) Bu düzenleme yürütmenin faaliyet alanında yaratılan bir özerklik kavramı ile Üniversite hizmet lerde hükümetin genel politikasını uygulamayı önlemektedir. Halbuki Hükümetin dayandığı parti seçim lerde vadettiği Üniversite öğretim programından dolayısı ile de oy almıştır. Ama bu hüküm nedeni ile, bu politikayı uygulayamayacaktır. Çünlkü Ibu düzenleme hükümeti üniversitenin kapsamından içeri sokmaz. Ama hükümet siyasî vaat ve programları dolayısı ile TBMM.'ne karşı Üniversite öğretiminden dolayı sorun ludur. Bu suretle 'bu düzenleme Üniversite alanında bir siyasî partinin millet iradesine dayalı, plan ve prog ramının uygulamasını önlerken aynı zamanda o siyasî partiyi başarısızlığı ile itham eder ve sorumlu tutar.
c) Bu düzenleme aynı zamanda üniversiteye Anayasadan kaynaklanan bir yetki verirken bu yetkinin yanlış yorumlanmasına neden olmaktadır.
Egemenliğin kullanılmasında, yürütme fonksiyonu yerine getlirme, Cumhurbaşkanı ve Balkanlar Kurulu yetkilidir. Halbuki üniversite, idarî özerklikle üniversite fonksiyon bakımından, direk olarak mfillet egemen liği kullandığı intibaını yaratmaktadır. Bu ise asıl yetkilinin yetkisini tanımamak gibi bir sonuç doğurmaktadu\ Bütün bu nedenlerie yürütme organının elinde merkezîleşmesi gereken yürütme gücü parçaılanımiakta ve dağılmaktadır. Bundan dolayıdır ki, 1961 Anayasası yürütme alanında hükümetin gücünü merkezîleşitirememiş dağıtmıştır.
Aynı parçalanmaya yeniden meydan vereceği için ve yukarda belirttiğim bütün sebepler dolayısı ile Üni versiteleri düzenleyen 165 inci maddeye karşıyım.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) 17 Temmuz 1982 DANIŞMA MECLİSİ SAYIN BAŞKANLIĞINA Anayasa Tasarısı ile ilgili Karşı Oy Yazım ekte saygı ile sunulmuştur. Gereğinin ifası arz olunur.
Prof. Dr. Feyzi FEYZİOĞLU Anayasa Komisyonu Üyesi ANAYASA KOMtSYONU ÜYESİ PROF. DR. FEYZİ FEYZİOĞLU'NUN ANAYASA TASARISI HAKKINDAKİ KARŞI OY YAZISI I. - GENEL OLARAK :
1. 23 Kasım 1981: tarihinde göreve başlayan Anayasa Komisyonumuz, yaklaşık olarak 8 ay sonra, 17.7.1982 günü Anayasa Tasarısını Danışma Meclisi Başkanlığına takdim edebilmiştir. Ancak bu 8 aylık sü renin çalışma programı ve planı dengeli ve düzenli şekilde yapılmadığı için de 10 Haziran 1982 tarihinden sonraki 1 ay 1 haftalık süre içinde insan takatini aşan bir mesaiye ihtiyaç duyulmuş, her gün, cumartesi ve pazarlar dahil, sabahın saat 09.30'undan gecenin 24.00'üne kadar hatta onu da aşan sürekli bir çalışma tem posuna girilmiştir.
Bu tür çalışmanın sonucu ise ortadadır. Takdim olunan Anayasa Tasarısı «Başlangıç»'sız, «Genel gerek çe ile madde gerekçeleri» eklenmemiş; tasarı ile birlikte düzenlenmesi icap eden «Geçici Maddeler»'e hiç de ğinilmemiş ve hatta maddeler içinde yollama yapılan diğer maddelerin dahi yerleri boş bırakılmış ve sistema tiğinde yapılması zorunlu düzeltmelere hiç el atılamamış bir metin olarak Danışma Meclisi Başkanlığına su nulmuş ve basına açıklanmıştır, Bu eksiklikleri ile bir Anayasa Tasarısını vermekten ise, çalışmalarımızı bir süre daha devam ettirerek eksiksiz bir Anayasayı takdim etmek önerilerimiz, Komisyon Başkanlığınca maalesef «engelleme» olarak değenlendirilmiştir.
2. Anayasa Tasarısının 2 nci maddesinde cumhuriyetin temel ilkeleri sayılırken, açıkça «başlangıçta belir tilen temel ilkelere» yollama yapılmıştır. Sadece bu nedenle dahi (Başlangıç)'ın tasarı ile birlikte sunulması ve açıklanması gerekirdi.
«Başlangıç» üzerinde, dikkat ve titizlikle durulmak istenmesi tabiîdir. Fakat bu konuda hazır olduğu bil dirilen öneriler görülmeden ve onlar üzerinde Komisyonun sayın üyelerinin fikirleri alınmadan Komisyon Başkanlığının önerimizi gündeme dahi almak istememesi ve hiç görmediği (Başlangıç) yazımızı, «siz üzerin de biraz daha çalışınız, 1961 Anayasasında da öyle olmuştu, başlangıç konusunu daha sonra ele alırız» diye rek tasarıyı başlangıçsız olarak takdim edişi bizce de yerinde olmamıştır.
3. Anayasa Tasarısında, bazı bölümler ve bölümler içindeki bazı maddeler yasanın genel sistematiğine uymayan bir dağılımdadır. Bunların yerli yerine konulması gereğinde Komisyonda görüş birliğine varılmış fakat zaman ayarlamasının iyi yapılamamış olması yüzünden buna da vakit kalmamıştır, 4. Nihayet seçimlerde geçici Bakanlar Kuruluna ilişkin 1961 Anayasasının 109 uncu maddesindeki hükmün benzerî bir kuralın yeni Anayasaya alınmayışı da isabetli olmamıştır. Seçimlerde Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanlarının Meclis içindeki bağımsız üyelerden oluşturulması hükmünün terkediliş nedeni ola rak, bu göreve genellikle pasif kişilerin getirilişi gösterilmiştir. Oysa bu bakanlıklara Meclis dışından kimse leri seçme imkânının tanınması ile sözü edilen sakıncanın giderilmesi mümkündür. Atamaların Meclis dışın daki tarafsızlardan Cumhurbaşkanınca yapılması ise, amaca en uygun bir çözüm yolu olacaktır.
5. Tasarının tümü hakkındaki saklı tuttuğumuz diğer düşünce ve eleştirilerimiz ise, Genel Kuruldaki gö rüşmeler sırasında arz edilecektir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) II — Anayasa Tasarısı'nda Katılamadığım Maddelerle îlgili (KARŞI OY) larım :
Madde 112. — Temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin esasları düzenleyen bu maddenin sonuna «kanun, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunamaz» ıhükmü de eklenmeli idi.
Madde 13. — Kişilerin, bu maddede yasaklanan amaçlar doğrultusunda haklarını kötüye kullanmaları ha linde o halk ve özgürlüğü kaybedecekleri ve halk kaybetme hükmünün mahkemelerce doğrudan doğruya verile ceği esası, hem çok ağır bir sonuçtur, hem de uygulanması güç ve karışıktır. Bu nedenlerle 1 inci fıkra so nundaki «kullananlar, kötüye kullandıkları o hak ve özgürlüğü kaybederler...» cümlesi çıkartılmalı ve 2 nci fıkradaki «bu yasaklara aykırı hareket edenlere uygulanacak müeyyidelerin kanunla düzenleneceği» hükmü ile yetinilmelidir.
Madde 16. — «Kişinin vücut bütünlüğüne dokululamayacağı ve rızası olmadan, bilimsel ve tıbbî deney lere tabi tutulamayacağı ve organlarının alınamayacağı» şeklindeki ikinci fıkranın sonuna «kanunla öngörülen tılbbî zorunluluk halleri saklıdır.» cümlesinin eklenmesi lazımdır, Madde 33. — Derneklerin Hâkim kararı ile kapatılabilmesi veya Hâkim kararına kadar, kanunla yetkili kı lınan merciin emri ile faaliyetten alıkonabilmesi, bu maddenin 4 üncü fıkrasında düzenlenmiştirs Bunlardan başka, İçişleri Bakanlığının da, belirli amaçlarla, Dernekleri faaliyetten men değil, kapatma yet kisi ile teçhiz edilişi, dernek kurma hak ve özgürlüğünü ciddî şekilde baltalayıcı bir hükümdür, Bu fıkranın metinden çıkartılması görüşündeyim;.
Madde 59. — En çok 10 işçi çalıştıran küçük iş yerlerinde Toplu İş Sözleşmesi ile grev ve lokavtı yasak layan bu madde hükmü, büyük iş yerlerinin Toplu îş Sözleşmesi ve grevlerden kolaylıkla kaça'bilecekleri bir açık kapı sayılmak gerekir. Bu hali ile madde, gerçek olan ve olmayan küçük iş yerlerinin karıştırılması ve işçi haklarının ihlâl edilmesi sonuçlarını doğurabilir. Maddenin bu sonuçları önleyici biçimde yeniden ve dikkatle düzenlenmesi gerekir.
Madde 77. — Siyasî Partilerin, kuruluş ve faaliyetlerini sürdürme esaslarını düzenleyen bu maddede, «si yasî partilere Devletçe yardım yapılabileceği ve bu yardımın miktar ve şartlarının kanunla düzenleneceği» yo lundaki bir fıkranın olmayışı, kanaatimizce önemli bir eksikliktir. Belli bir oranda yapılacak Devlet Yardımı nın, siyasî partilerin kendilerini bağıımlı duruma sokacak Ibir takım ilişjkilerden uzak kalmaları ve yaşama imkân larına az da olsa sahip olabilmeleri gibi, küçük küçümsenmeyecek yararlan vardır.
Madde 78. — Siyasî Partilerin malî denetiminin, faaliyet konusu ve uzmanlığı ile yeni düzenlemeide bir hesap mahkemesi hüviyeti ile yüksek mahkemeler arasına katılmış olması dikkate alınarak, Anayasa Mahkemesi ye rine Sayıştaya verilmeli idi.
Madde 84. — Milletvekili adayı olmak isteyen kamu hizmeti görevlilerinin, özellikle memurların ne gibi şartlarla aday olabileceklerinin düzenlenişini kanuna bırakan bu madde, çelişkili ve eşit olmayan hükümler taşımaktadır, Son fıkrada sayılanları bir arada (kolluk görevlilerinin) istifa etmedikçe aday olamayacakları kesin hükme bağlanmış iken, bir mülkî amirin (örneğin bir vali ya da kaymakamın) görevinden çekilip çekilmeyeceği kanuna bırakılmıştır. Öte yandan 1961 Anayasasının 68/3 maddesi hükmünün uygulamada, huzursuzluklar ve güven sizlikler yarattığı ve iktidara gelen parti ile aday olup kazanamayan memur arasında sürtüşmelere yol açtığı çok görülmüştür. Bu nedenlerle bizce de, herhangi bir ayırım yapılmaksızın, «milletvekili adayı olmak isteyen memurların, seçimlerden belli bir süre önce görevlerinden istifa etmeleri» esası, bu maddenin bir fıkrasını oluşturmalı Mi.
Madde 88. — Ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması halinde, Cumihuı'başkanıhın da Silahlı Kuvvetlere silah kullanma emri verme yetkisini düzenleyen bu maddenin sonuna «Cumhurbaşkanı, ilk imkânda durumu TBMM nin bilgi ve onayına sunar» fıkrası eklenmelidir.
Madde 96. — Maddenin son fıkrası partisi kapatılan milletvekillerinin tümünün üyeliklerinin düşeceği hükmünü amirdir. Oysa Anayasa Mahkemesince kapatılan partilerin milletvekillerinin hepsinin değil, sadece kapatma kararında sorumlu görülenlerin bu sıfatlarını yitirmesi daha âdil bir çözüm yolu olacaktır.
Madde 113. — Bu madde Cumhurbaşkanının (Görev ve Yetkileri) ni belirtmektedir. Maddenin 3 üncü fık rası, 1961 Anayasasının 97 nci maddesinin 2 nci fıkrasının aynen tekrarıdır. Oysa bu Anayasa ile Cum hurbaşkanına yeni ve çdk önemli görev ve yetkiler de tanınmıştır. Bunların son fıkradaki (Cumhurbaşkanı, ay- Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) - a y rıca, Anayasada, ve düğer kanunlarda gösterilen görevleri yerine getirir Ve yetkileri kullanır) cümlesi ile geçiş tirilmesi yetersizdir. Ya, 3 üncü fıkraya yeni anayasa, ile tanınan görev ve yetkilerin başlıcaları da eklenme lidir; ya da sadece son fıkradaki genelleme ile yetinilmelidir.
Madde 126. — Cumhurbaşkanıina bu madde ile Başbakanı, meclis dışından da atama yetkisi verilmekte ve «usulüne uygun olarak görevine son verebilme» yani azletme yetkisi de tanınmaktadır.
Öte yandan 13i2 nci maddede de, gensoru (madde 105) veya görev sırasında güvenoyu istemesi (madde 1'28) sonucu güvensizlik oyu ile düşürülen başbakana, Cumhurbaşkanından Meclis seçimlerinin yenilenmesini isteme yetkisi verilmiş bulunmaktadır.
1. öncelikle, güvensizlik oyu ile düşürülen başbakana, Cumhurbaşkanitfdan meclisin feshini isteyebilme imkânının verilmesi, başbakana güvensizlik oyu vermeyi düşünen milletvekillerinin bu konuda rahatlıkla oy vermelerimi engelleyecektir. «Başbakanın düşürülmesi yolunda oy kullanırsam, düşürülen başbakan da mec lis seçimlerinin yenilenmelini isterse, yeni seçimlerde belki de milletvekili olamam, en iyisi başbakanı dü şürmemektir» tarzındaki bir endişe, milletvekilinin kararını etkileyecektir.
Buna rağmen, bu yetkinin başbakana verilmesini parlamenter sistemlin bir gereği olarak kabul etmek ioap ettiği söylenirse, 1132 nci maddedeki bu imkân mutlak bir ifade ile, madde 105 ve 128 uyarınca verilen güvensizlik oyu ile düşürülen her başbakana tamndığma göre, bu başbakanın meclis içinden veya dışından atanmış olması sonucu değiştirmeyecektir. Böyle olunca, meclis dışından atanmış bir başbakan daihi, gü vensizlik oyu ile düşürülürse, seçimlerin yenilenmesini Cumhurbaşkanından istemek yetkisine sahip buluna caktır, Dışarıdan atanan başbakanın meclisin feshini isteyebilmesi ise, Pariemenıter sistemle bağdaştırılamaz. Bu hükümlerden birinin mevcudiyeti, diğerinin varlığını reddeder. Bu itibarla madde 126 ile 132 ara sındaki bu açılk ve bağdaşmaz çelişki giderilmelidir.
2. Bu madde ile ilgili ikinci muhalefetim başbakanı atayan Oımhurbaşkanının, onun görevine de sön verebilme yetkisi ve şekline ilişkindir. Cumhurbaşkanının, başbakanın önerM üzerine bakanlardan ıbir kıs mının görevine son verebilmesi, yaşanan tecrübeler dikkate alınınca yerindedir. Fakat, gensoru veya gü venoyu isteme yoları varken, Cumhurbaşkanının başbakanı dahi doğrudan doğruya azletmesi yolunun açıl ması, Bakanlar Kurulunun başını çok güçsüz ve Cumhurbaşkanına tam bağımlı bir ıkişi durumuna sokacak tır ve m!illî iradeyi temsil eden Millet Meclisinin o başbakana güvenoyunun devam etmekte bulunmasını dahi anlamısızlaştıraoakıtır.
Kaldı ki, maddede, 1 inci fıkradaki «usulüne uygun olarak» görevine son verme cümlesinde sözü edi len «usulün ne olduğu» ve «bu usule hangi hallerde uyulmuş sayılacağı» hususları da açıklanmış değildir.
Madde 134. — Milî Güvenlik Kuruluna, Cumhurbaşkanının gerek gördüğü hallerde, özellikle 2 nci fık rada sayılan konularda anamuhalefet partisi liderini de çağırması hükmü eklenmelidir.
Madde 139. — Verginin tanımında, 1901 Anayasasının 61 inci maddesindeki gibi «herkesin kamu gider lerine, malî gücüne göre, katılma payıdır» tarzında bir ifade yer almalı idi. «Herkesin malî gücüne göre» ibaresinin yeni Anayasadan çıkartılmış olması isabetli bulunmamıştır.
Madde 153. — İdarenin yargısal denetimini düzenleyen bu maddenin sondan ikinci fıkrasındaki «idare ile kamu görevlisi arasındaki görev değiştirme ve nakil işlemlerine ilişkin davalarda, idarî yargının yürütme yi durdurma kararı veremeyeceği, ancak 2 ay içinde davayı esastan karara bağlamakla yükümlü olduğu» şeklindeki hükme karşıyım.
Her ne kadar bu hallerde yürütmenin durdurulması kararı verilemeyişten kamu görevlisinin yaşamında, özellikle başka yere naklinde doğabilecek olumsuz sonuçlar, açacağı davanın 2 ay gibi kısa bir sürede ka rara bağlanması ile giderilmek istenmiş ise de, başlangıcı (dosyanın tekemmül tarihi dahi olarak alınmamış olan) bu 2 aylık sürede idarî yargının davayı ciddî bir inceleme ürünü sayılacak bir karara bağlaması çok şüpheli olduktan başka, karakışın ortasında görev yeri nakledilen bir memurun, 2 ay sonra verilecek karar la halklı olduğu belirse bile eski yerine tekrar nakletme durumunun yaratacağı maddî ve manevî zararlar' hiç de küçümsenemez., Madde 168. — Kamu tüzelkişiliğine sahip bir kuruluş olarak (Türk Dil Akademisi) nin Anayasada dü zenlenmesinde bir zorunluk bulunmadığı görüşündeyim^ Böyle bir Akademinin kanunla kurulması mümkün ve yeterli olduktan başka, Atatürk'ün vasiyeti olarak varlığını sürdıüregelen (Türk Dil Kurumu) nun bugünkü yönetiliş tarzı ve yöneticilerinin tutumu, bu tarihî ku- Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) rumun varlığını radde ya da onun gelişmesini önlemeye sebep sayılmamalıdır. Bundan başka Türk Dil Akademisii ile Türk Dil Kurumunun aynı zamanda varolması ve kendi çalışmalarının ürünlerini aynı zamanda ortaya dökmeleri Türk dilinde özlenen aherik ve tutarlılık yerine bir kargaşa ve çelişkiler ortamının doğ masına yol açabilir.
Madde* 169. — Anayasal (bir kuruluş olarak genel idare içinde yer aldığı belirtilen (İDiyanet İşleri Baş kanlığı) nın bir tek cümle içinde «özel kanunda gösterilen görevleri yerine getirir» demekle yetiriilmesi bu 'kuruluşun Türk toplumundaki önemli yerinlin ve rolünün gereğince idrak edilmediği izlenimini vermekte dir, Laikliğin dinsizlik olmadığı, din ile dünya işlerinin birbirine karıştırılmaması ve dinin politikaya alet et tirilmemesi anlamını taşıdığı gerçekleri, Türk toplumunda Müslümanlığın en aydın din adamlarının elinde öğretilmesi, anlatılması ve Devletin bu alandaki gözetim ve denetiminin en etkin biçimde yürütülmesi lüzumu nu ortadan kaldıramaz. Bu itibarla Diyanet işleri Başkanlığının bu temel görevlerinin madde metninde açık ça belirtilmesi yerinde olacaktır.
Madde 173 - 174. — Hâkimlik mesleğinin ve hâkimlerin niteliklerini belirten bu maddenin 3 üncü fık rasındaki, hâkimlerin «davaları en az giderle ve1 en kısa zamanda karara bağlamak zorunda olduğu» hük mü He, 174 üncü maddenin son fıkrasındaki «davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir» hükmü arasında kısmî (bir tekerrür vardır. Öize göre 173 üncü maddedeki anılan cümle metinden çıkartılmalı, 174 üncü maddenin son fıkrası «davaların mümkün olan süratle ve en az giderle sonuçlandırıl ması, yargının görevidir» şekline dönüştürülerek korunmalıdır.
Madde 177. — Sadece idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlı olan Cumhuriyet Savcıları nın Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunundaki bir hükmü Anayasaya a'ktararak «Adalet Bakanının, kamu davasını açması için Cumhuriyet Savcısına emir verebileceğini» beliıitmelk 'belki bazı tereddütlerdi gidertmesi açısından yerinde olmuştur. Fakat bunun ardından «Cumhuriyet Savcısı, bu emre uyarak kamu davasını açar; ancak mütalaasını, dosya ve delillere göre, serbestçe bildirir» tarzındaki bir cümleyi eklememek, yan lış değerlendirmelere' sebep olacak bir noksanlıktır.
ıMadde 179. — Anayasa Mahkemesini oluşturacak 15 üyeden, 15'inin de Cumhurbaşkanı tarafından, hiç bir nitelik ve öğrenim şartı konulmadan seçilmesi hükmünün maddede mutlak şekilde ifade edilmiş olma sına karşuyırn.
Anayasa Mahkemesinin yüceliği yanında tarafsızlığının da kesin bir esas olduğu kuşkusuzdur; bu taraf sızlığın en iyi bir şekilde Cumhurbaşkanınca yapılacak seçimlerle sağlanabileceği de kabul olunabilir. An cak tarafsızlık yanında, üyelerin kişilikleri ve meslekî /bilgi ve görgüleri de özenle aranacak niteliklerdir,;
Cumhurbaşkanı, seçiminde bu nitelikleri haiz olan kişileri tercih edeceği şüphesizdir. Fakat bu tercihini ya parken zorunlu olarak etraftan görüş almak ve bilgi toplamak; durumundadır. Bunun ise her zaman tam bir isabete erişmesi mümkün olmayalbilir. Oysa Anayasa Mahkemesüni oluşturacak 15 üyenin belirli oran da Yangıtaydan, Danıştaydan, Sayıştaydan, Başsavcılardan, Üniversitelerden ve Barolar Birliğinden, isabet edecek üye sayısının üç katı gösterecekleri adaylar arasından yine Cumhurbaşkanınca seçilmesi ve adayların öğrenim dereceleri ile öğrenim dallarının Anayasada belirlenmiş olması çok daha yerinde olurdu.] Madde 183. — Anayasa Mahkemesinin 9 üye ile toplanacağını ve toplanan 9 üyeniin salt çoğunluğu ile (yani 5 üyenin oyu ile) karar verebileceğini belirten bu hükme de karşıyım,] Gerek iptal davalarında, gerek diğer mahkemelere yapılan Anayasaya aykırılılk iddialarının sonucu olarak Anayasa Mahkemesince verilecek kararlarda, davaların reddi için salt çoğunluk yeterli sayılabilir. Fakat Ana-, yasaya aylkırı olduğu sonucunu benimseyen kararlarda 2/3 çoğunluk aranmalıdır. Bu hallerde aranacak mevsuf bür çoğunluk, kanunların veya ilgili kanun maddelerinin Anayasa Mahkemesince iptalini daha güçlü bir ay çoğunluğu ile mümkün kılacak ve sonuç olarak mevzuattalki istikrar ve devamlılığı daha da artıracak» tır.
Saiytgı ile arz olunur.
il 7 Temmuz 1982 Prof, Dr. Feyzi FEYZİOĞLU Anayasa Komisyonu Üyesi Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Ankara : 1? Temmuz 1982 ANAYASA KOMİSYONU SAYIN BAŞKANLIĞINA Son bir aydan beri tamamlanması için geceli gündüzlü üzerinde çalışılan ve tamamlanması 17 Temmuz 1982 günü saat 03.00'te bitmiş olan Anayasa tasarısının muhalifi bulunduğum maddeleri üzerindeki muhalefet ge rekçelerini hazırlamak için zaman bulamadım.
1 6 - 17 Temmuz 1982 gecesi yaptığımız çalışmada da, 31 madde incelendi. Buna göre :
Adı geçen tasarının Danışma Meclisi Genel Kurulunda müzakeresi sırasında 2, 9, 10, ,13, .16, 19, 23, 24, 27, 29, 34, 41, 42, 49, 55, 57, 58, 75, 78, 93, 95, 100, 104, 108, 110, 111, 113, 116, 118, 125, 133, 134, 150, 153, 156, 158, 165, 167 ve 170 inci maddeleriyle, son gece çalışma gecemizde incelenen 171 - 200 ncü maddelerden muhalif olduklarım hakkında genel müzakereler sırasında söz hakkımı muhafaza ettiğimi ve Anayasa tasarısına bu yolda meşruhat verilmesini saygıyla arz ederim.
İhsan GÖKSEL E. Korgeneral MGK Temsilcisi Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) — to - KjARŞI OY YİAZISI il 2 nci madde ile ilgili karşı oy: 1961 Anayasasının 11 inci maddesinde, temel hak ve özgürlüklere getirile cek sınırlamanın, hakkın özüne dokunamayacağı ilkesi, sınırlamanın hangi hal ve derecede hakkın özüne do kunulmuş olacağı biçiminde bir yoruma ve bu nedenle Anayasa Mahkemesine, ilgili kanunların iptali zımmında davalar açılmasına da neden olmuş bulunduğundan, bu defa sınırlama düzenlenirken bu deyim tercih edil memiş bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, sözü edilen davalar nedenliyle verdiği 1963/16 - 83 sayılı kararında «Bir hak ve hürri yetin gayesine uygun şekilde kullanılmasını son derece zorlaştıran veya onu kullanamaz duruma düşüren ka yıtlara tabi tutulması halinde, özüne dokunulmuş olur.» demek suretiyle, hakkın özüne ne zaman dokunulmuş olacağını açık seçik saptamış bulunmaktadır. Uygulamaya ışık tutan bu kanardaki ilkeler doğrultusunda ve hakikin özü deyimine yer verilmesi bile bu karardaki esaslara alınarak, bir düzenleme getirmekte yarar bu lunduğu görüşündeyim.
Buna rağmen, komisyonun çoğunluğu, «Hakkın özü» deyimi yerine, «Demokratik toplum düzeninin ge rekleri..» deyimini kullanmayı tercih etmiş bulunmaktadır, Oysa ki «Demokratik toplum düzeninin gerekleri..» deyimi, «Hakkın özü» deyiminden daha çok yoruma ve haklı duraksamalara neden olabilecek bir deyimdir. Zira, ne zaman demokratik toplum düzeninin gerek lerine ters düşülmüş olduğu, yoruma neden olacaktır.
Bu nedenlerle, tasarının 12 nci maddesinde «Temel hak ve özgürlüklerle ilgili sınırlamalar, bir hak ve öz gürlüğün kullanılmasını son derece zorlaştıran veya onu kullanılamaz duruma düşüren kayıt ve şartlara bağlanamaz», biçiminde bir düzenleme getirilmesi, bu yolla özgürlükleri sınırlama sınırının ne olacağımı Anayasa'da açık seçik vurgulanması gerektiği görüşü ile maddeye karşıyım.
13 üncü madde ile ilgili karşı oy: Tasarının 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında, temel hak ve özgürlük lerin kullanılamayacağı haller, suç unsurları sıralanarak sayıldıktan sonra, aynı suçların bir defa daıha komü nizm, faşizm ve teokrasi olarak zikredilmesi fazlalık olacağından bu nedenle ve F. Alman Anayasasının 18 inci maddesinden esinlenerek kötüye kullanılan hakkın kaybedileceğinin ilke olarak benimsenmesinden sonra düzenlemenin uygulama kanunlarına bırakılması gerekirken, Anayasanın bu hükmünün mahkemelerce uygu lanacağı hükmüne yer verilmesi nedenleriyle maddeye karşıyım.
26 ncı madde ile ilgili karşı oy: Gençliği zararlı alkımlardan korumak, kuşkusuz son derece gerekli ve yararlı olur. Ancak bir düşüncenin açıklanmasının ve yayımlanmasının ne zaman gençliği zararlı akımlara sü rükleyeceğinin takdiri de o derecede önemlidir. Yurt dışında yayımlanan süreli veya süresiz yayınların, kü çüklerin zararlı yayınlardan korunması için yurda sokulmasının önlenmesi bugün yürürlükteki kanunlarla mümkün bulunmaktadır. Gençliği zararlı akımlardan korumak için, yurt dışı bazı yayınların yurda sokulma sının önlenmesi de kanunlarla düzenlenebilir.
Ancak, yurt içinde bir düşüncenin açıklanması ve yayınlanması, yayın suçu ancak neşir ile oluşacağından, bu safhaya gelmeden öncesi için getirilecek bir sınırlama ise basına sansür anlamına geleceğinden, bunun dı şında peşin bir sınırlama getirme olanağı da bulunmadığından, diğer taraftan yayın veya açıklanan düşünce, bir suç teşkil ediyorsa esasen kanunlar uyarınca cezalandırılacağı kuşkusuz bulunduğundan bu nedenlerle maddenin 2 nci fıkrası ile ve son derece esnek ve yoruma elverişli bir deyim olan gençliği zararlı akımlardan korumak sözleriyle düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne getirilmek istenen sınırlamaya karşıyım.
28 inai madde ile ilgili karşı oy: Basın suçu, yayınla oluşan suçlardandır. Yayın dağıtımla tahakkuk eder.
Bu husus, 1961 Anayasasında, Basın kanununda ve bu kerre getirilen 28 inci madde tasarısında da esas itiba riyle benimsenmiş bulunmaktadır.
Buna mukabil maddenin 4 üncü fıkrasında sayılan suçlarla sınırlı da olsa; «Dağıtım gerçe'kleşmese bile» denmek suretiyle bir ayrıcalık gözetilmesi, çelişkili bir durum yarattığı ve basın suçlarının oluşması için be nimsenen anailkeye «Neşir» ters düştüğünden ve sansür niteliği taşıyacağından bu nedenlerle ve ayrıca 4 üncü fıkrada sayılan suçları muhtevi bir yayının, hangi sıfatla olursa olsun yayımlaması amacıyla başkalarına veren lerin suçlu sayılmalarının kabulünden sonra ve bu sözcük basılması için bilerek verenlerin tamamını kapsadı- Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) ğı halde, ayrıca «Bastıranlar» sözcüğüne de yer verilmesinin, bütün yönelimi ve sıfatı basımevi sahibi olmak tan ibaret olanları da bu fiilden sorumlu hale sokabileceğinden, bu nedenlerle maddenin 4 üncü fıkrasına kar şıyım.
38 inci madde ile ilgili karşı oy: Tasarının 38 inci maddesinin 4 üncü fıkrasında, «Hukuk devleti ilkeleri ne aykırı şekiMe önceye etkili kanunlar çıkarılamaz» denmektedir., Burada aslolan, daha önce yürürlükteki kanunlara göre usulen kazanılan hakların, sonradan çıkarılan ka nunlarla ihlâl edilemeyeceği hususudur. Buna mukabil, kamu düzenini ilgilendiren hususlarda pek ala önceye etkili kanunlar çıkarılabilir. Mesela, usul kanunları kamu düzenini iğrendirdiğinden, önceye etkili olarak değiştirilebilir. Bu son halde, kazanılmış bir hakkın ihlâli de söz konusu olmadığından, bu yönelim, yasaldır.
Kazanılmış hakları ihlâl etmemek koşulu ile, önceye etkili kanun çıkarılmasına engel bir hukuk kuralı yok tur.
IBütün bu nedenlerle, maddenin son fıkrasının, sonradan çıkarılan kanunlarla, kazanılmış hakların ihlâl edilemeyeceği biçiminde düzenlenmesinin yerinde alacağı görüşündeyim. Bir kanunun önceye etkili olarak çı karılabilir, ancak kazanılmış hakları ihlâl edemez ve kazanılmış hakları ihlâl etmemişse, hukuk devleti ilke lerine ters düştüğü söylenemez.
ıBu nedenlerle maddenin son fıkrasına düzenleme biçimi nedeniyle karşıyım.
41 inci madde ile ilgili karşı oy : Anayasa tasarısının üçüncü maddesi uyarınca, Türkiye Devleti ülke si ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Atatürk, imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir millet olmamıza özen göstermiş bulunmaktadır.
Bir milletin temelini ailelerin oluşturduğu da kuşkusuzdur. Ancak bu milletin temelini sadece Türk kö kenli ailelerin oluşturmadığı, az da olsa içimizde kökeni Türk olmayan ailelerin bulunduğu da bir gerçektir.
Buna göre aile, Türk milletinin değil, 1961 Anayasasında belirtildiği gibi, Türk toplumunun temelidir ve böy le kabul edilmek icap eder.
Son yıllarda, toplum deyiminin değişik yorumlara neden olması, ayrı şekillerde mütalaa edilmesi, bu de yimin terk edilmesi nedeni olmamalıdır.
Amaç, kaynaşmış, sınıfsız, imtiyazsız bir millet yaratmak olmasına göre, yarın kökeni Türk olmayan ailelerin, Türk milletinin temelini oluşturamayacakları biçimde bir yoruma neden olmaması için, maddenin 1 inci fıkrasının, «Aüe, Türk toplumunun temelidir.» biçiminde düzenlenmesi daha isabetli olacaktır.
Bu nedenle, maddeye karşıyım.
48 ve 49 uncu maddeler ile ilgili karşı oy : Tasarının Anayasa Komisyonunda kabul edilen Kamulaştır ma ve Devletleştirme ile ilgili maddelerinde, kamulaştırma ve devletleştirme bedellerinden hiçbir kesinti yapıla mayacağı ilke olarak kabul edilmiş bulunmaktadır.
Geçmiş yıllarda ki tecrübelerin ışığı altında yapılan bu düzenleme, esasında haklı nedenlere dayanmakta ise de; şerifiye resmli yükleme ve bu suretle kamulaştırma veya' devletleştirme bedelinden büyük bir mikta rın malı kamulaştırılan kişinin eline geçmesinin önlenmesi gibi hatalı ve haksız uygulamalara set çeken bu düzenleme ile, mukabil haksız durumların doğması muhtemel bulunduğundan, örneğin Devletin, kamulaştırma ve Devletleştirme bedelinden, mal sahibinin vergi borcunu bile mahsup edememesi ve. sonradan tahsile teves sül etmesi gibi anlamlarda çıkarılabileceğinden, bu maddelere açıklık getirilmesi gerektiği kanaati ile karşıyım.
59 uncu madde ile ilgili karşı oy : Bu maddenin düzenlenmesindeki amaç, küçük esnafın korunmasıdır.
Ancak, çalıştırılan işçi sayısının 3 veya en çok 5 ile sınırlandırılması yerinde bir yönelim olacaktır. Bugün, on işçi ile çalışan pek çok, yarı otomatik hale getirilmiş imalathane ve fabrika vardır.
Bu nedenle maddeye karşıyım.
76 ncı madde ile ilgili karşı oy : 18 yaşını dolduranın reşit olduğu, madenî haklarını kullanabileceği Me denî Kanunda, cezaî sorumluluğunun tamam olacağı Türk Ceza Kanununda açıkça belirlendiği ve kabul edil diğine göre, ayrıca Anayasa tasarısında ve 1961 Anayasasında da 18 yaşını dolduran bir kişinin, mevcut Par tiler Kanunu hükümlerine göre bir Siyasî Partinin kurucusu olması mümkün bulunmasına, bu konuda bir yaş sınırlaması getirilmemiş bulunmasına, Atatürk'ün Cumhuriyeti emanet ettiği Türk gençliğinin, 21 yaşını dolduruncaya kadar oy verme hakkından yoksun bırakmak, büyük bir isabetsizlik ve çelişkili bir kabul ola caktır. Bu durumda hiç olmazsa parti kurma ve siyasî faaliyette bulunma yaşımnda belirlenmesi gerekir. Di- Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) ğer taraftan, 21 yaşından küçük gençlerin kolay etkilenecekleri, siyasî görüşlerinin oturmamış olacağı yolun daki görüşler, parti kurmak ve siyasî faaliyette bulunmak için de söz konusu olmak icap eder. Bu çelişkili kabul, hukuken izah edilemez ve bağdaşamaz.
Nitekim, 1924 Teşkilatı Esasiye Kanunu da 18 yaş esasını kabul etmiş bulunmaktadır. Bütün dünyada ka bul edilen ve son zamanlarda benimsenen hususta, seçmen yaşının 18 olması doğrultusundadır; Federal Al manya, Fransa, İtalya ve Sovyetler Birliği Anayasalarında da seçmen yaşının 18 olduğu kabul edilmiştir.
Oysaki, kabul edilen maddenin, birinci ve üçüncü fıkraları arasında bu yönden açık çelişki görülmekte dir.
1 8 - 21 yaşları arasındaki gençlere oy hakkı vermekte, onların vatanının sorunlarına bu yolla katkılarını sağlamak, dinamik birikimlerini açıklamalarına imkân vermekte sonsuz yararlar da vardır. Atatürk'ün Vatanı, Cumhuriyeti emanet ettiği gençlerin, büyük oy potansiyelleri ile seçimleri istenmeyen yönlere sürükleyebile ceklerini söylemek, onları haksız itham etmek olur ve sağ duyu ile bağdaşamaz.
Bu nedenlerle, maddeye karşıyım.
84 üncü madde ile ilgili karşı oy : Tasarının 84 üncü maddesinin son fıkrasına, «kolluk görevlileri» de dahil edilmiş bulunmaktadır. Bu düzenleme biçimine göre, kolluk görevlileri de hâkimler ve subaylar gibi, milletve kili seçimlerinden belli bir süre önce istifa etmedikçe milletvekilliğine adaylığını koyamayacaklardır.
Kolluk görevlileri arasında bir ayırım yapılmaması ise bazı çelişkili durumlar yaratabilecektir. Kaldıki, bir bekçi, milletvekilliğine adaylığını koyabilmek için istifa etmek mecburiyetinde bırakılırken, o yerin va lisi veya kaymakamı istifa etmek mecburiyetinde kalmayacaktır.
Kolluk görevlilerinin de silah taşıyan kişiler olması, istifa zorunluluğu olanlara dahil edilmelerine neden sayılamaz. Zira Kararname hükümlerine göre, vali ve kaymakamlarda silah taşıyabilmektedirler.
Bu durumda, son fıkraya kolluk görevlilerinin de dahil edilmesi kanaatime göre isabetsiz bulunmakta dır.
Bu nedenlerle, maddeye karşıyım.
86 ncı madde ile ilgili karşı oy : Tasarının 86 ncı maddesine, 1961 Anayasasının 64 üncü maddesinin son fıkrası hükmü alınmamış bulunmaktadır.
Bu düzenleme biçimine göre, tasarının ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel hak ve özgürlükler ve ikinci bölümünde yer alan siyasî haklarla ilgili olarak da Bakanlar Kuruluna Kanun Hükmün de Kararname çıkarma yetkisi verilmiş bulunmaktadır.
Oysaki, Tasarının 14 üncü maddesinin 1 inci fıkrasında, savaşta, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, hak ve özgürlüklerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilecek ve bunlar için Anayasada öngörülen gü vencelere aykırı önlemler alınabilecek ve 14 üncü maddenin 2 nci fıkrası uyarınca da, her halde bu fıkrada sayılan kurallar ihlâl edilemeyecektir.
Bakanlar Kuruluna, normal hallerde de temel hak ve özgürlükler ve siyasî haklarla ilgili Kararname çı karma yetkisi verilmesi bu hak ve özgürlükleri bazı hallerde kullanılamaz hale sokabileceği gibi, normal hal ile fevkalade haller arasında bir farklılığın kalmaması gibi bir sonuçta doğurabilecektir. Bu nedenlerle mad deye karşıyım.
96 ncı madde ile ilgili karşı oy : Kapatılan bir siyasî partinin, Anayasa Mahkemesinin kararında sorum lu görülen milletvekilinin milletvekilliliğinin, kapatma kararının Resmî Gazetede ilanı tarihinde son bulması bir oranda hukuk mantığı ile bağdaşabilir; ancak, sorumlu görülme şartı aranmaksızın, bu partinin bütün milletvekillerinin milletvekilliklerinin otomatikman sona ereceğini kabul etmek, kanaatime göre isabetsiz ola caktır. Zira, bu milletvekilleri içinde, partinin kapatılmasına karar verilinceye kadar, parti içinde kalarak, par tinin kapanmasına neden olan yönelimlere, son ana kadar engel olmaya çalışan ve bunu herhalde ispat edebi lecek durumda olanlarda bulunabilir.
Nitekim, Tasarının partilerin faaliyetlerini düzenleyen 78 inci maddesinde de sorumlu olma ilkesi benim senmiş bulunmaktadır. Şu hale göre Tasarının 78 ve 96 ncı maddelerinde kabul edilen prensipler arasında çelişki bulunmaktadır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi, partinin kapatılması için açılacak davada, sadece partinin kapatılmasına karar verebilecektir. Böyle bir dava zımnında bu partinin milletvekillerinin teker teker yargılanmaları ve ce zalandırılmaları da söz konusu olamaz. Esasen' milletvekillerinin yargılanmalarına, yasama dokunulmazlıkla rının kaldırılmasına karar verildikten sonra, adliye mahkemelerinde karar verilebilecektir. Bu halde ve dava sonunda mahkûm edilen milletvekilinin, kabul edilecek sisteme göre, ya bu mahkemece veya Anayasa Mah kemesi tarafından bu haktan mahrumiyetine 'ancak o zaman karar verilebilir. Filhakika, partisi kapatılan bir milletvekilinin, Mecliste kalmasının sakıncaları olduğu ileri sürülebilecektir. Ancak yukarıda arz edildiği üzere, 96 ncı maddede sorumlu olma koşulu da konmamış, benimsenmemiştir. Bir milletvekili her şeyden ön ce milleti temsil eder. Böyle bir milletvekili, son ana kadar partinin kapanmasına neden olan yönelimlere de karşı gelmiş, mücadele etmiş ise, partisinin kapanmasına rağmen Mecliste kalması, görevine devam etmesi, hiçbir sakınca yaratmayacağı gibi, bilakis isabetli ve yararlı olur.
Bu nedenlerle maddeye karşıyım.
98 inci madde ile ilgili karşı oy : 1961 Anayasasının 82 nci maddesinde, milletvekili ödenek ve yollukları, en yüksek devlet memurunun almakta olduğu maaş esasına bağlanmış bulunmaktaydı. Bu kabul, bir gerçeği yansıtmakta, büyük sansasyon yaratan yönelimlere set çekmekteydi.
Anayasa tasarısı ile Türkiye'nin sorunlarına çözüm getirilmek amaçlandığına göre, bu ilkenin terkedilmesi, kanaatime göre isabetli olmayacaktır.
Bu nedenle maddenin, 1961 Anayasasındaki haliyle muhafazası gerektiği görüşü ile maddeye karşıyım.
153 üncü madde ile ilgili karşı oy : Anayasa Tasarısının «idarenin yargısal denetimi» ile ilgili maddesi ne «Memurların görev değiştirme ve nakilleriyle ilgili olarak Danıştaya açılan iptal davaları zımnında, yü rütmenin durdurulması kararı verilemeyeceği ve bu davaların iki ay içinde sonuçlandırılacağı» biçiminde, ko misyonun çoğunluğunun görüşü paralelinde ilave edilen fıkra, kanaatime göre her yönü ile Anayasaya, eşitlik ilkesine ve hukuka aykırı bulunmaktadır.
Danıştay, önceki kararlarında, hale, zamana göre isabetsiz kararlar vermiş, idareyi tasarrufta bulunamaz hale sokmuş olabilir. 1961 Anayasasının 114 üncü maddesi hükmüne rağmen, Danıştayın yerindelik deneti mi yapar hale gelmesi, politize olduğunun dahi iddia edilebilir olması, idarî eylem veya işlem mahiyetinde kararlar vermesi, her şeyden önce bu yüksek mahkemenin teşekkül tarzından ileri gelmiş olmak icabeder.
Nitekim, Millî Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen 2575, 2576 ve 2577 sayılı kanunlarda, bu husus gözetilerek, Danıştay yeni hüviyetine sokulmuş, idarî yargı usulü de değiştirilmiş, yürütmenin durdurulması kararları verilemeyecek hallerde 2577 sayılı Kanunun 27 nci maddesinde belirlenmiş bulunmaktadır.
Bu defa, kabul edilen maddeye dahil edilen 6 ncı fıkra ile, 2577 sayılı Kanunun 27 nci maddesinin 2 nci fıkrasındaki ilke ve 10 uncu fıkrasındaki istisnalarla bağdaşmayacak ve Anayasanın eşitlik ilkesine de ters düşen, yeni bir düzenleme yapılmış bulunmaktadır. 2577 sayılı Kanunun 27 nci maddesinin 2 nci fıkrası uya rınca «Danıştay ve idare mahkemeleri, idarî işlemin uygulanması halinde, telafisi güç ve imkânsız zararların doğması ve idarî işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, gerekçe göstererek yürütmenin durdurulması kararı verebilirler» ve maddenin 10 uncu fıkrasında da «Sıkıyönetim ve olağanüstü halin ilan edildiği bölgelerde görevli olan veya sonradan bu bölgelerde görevlendirilen kamu per soneli hakkında yapılan idarî işlemlere ilişkin davalarda yürütmenin durdurulmasına karar verilemez.» lenmektedir. Buna rağmen kabul edilen ve sözü geçen 6 ncı fıkrada, idarî işlemlerden olan memurlarla ilgili gö rev değiştirme ve nakil tasarrufu ile telafisi güç ve imkânsız zararlar doğsa, açıkça hukuka aykırı yönleri bulunsa bile ve sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilan edilen bölgelerle ilgili bulunmasa dahi yürütmenin dur durulması kararı verilemeyeceği gibi, bir ilke getirilmiş benimsenmiş bulunmaktadır. Bir başka deyişle, Da nıştayın hatalı olduğu iddia edilen kararlarının kefareti, memurlara verdirilmiş bulunmaktadır.
Kaldı ki, kabul edilen maddenin 5 inci fıkrası ile sözü edilen 6 ncı fıkrası arasında da çelişki bulun maktadır.
Kabul edilen 6 ncı fıkranın 2 nci cümlesinde, Danıştaya, memurların görev değiştirme ve nakillerinin iptali ile ilgili olarak açılan davaların iki ay gibi çok sınırlı bir süre içinde sonuçlandırılması gibi bir ilkede geti rilmiş bulunmaktadır. Her şeyden önce, bir idarî davanın süresinde bitirilebilmesi, idarenin de vereceği ce vaplara bağlı bulunmasına ve idarenin bililtizam süresinde cevap vermemesi veya verememesi de gecikebile ceğim ortaya koymaktadır. Böyle bir sınırlama, hukuk mantığı ile bağdaşır görülemez. Diğer taraftan Komis- Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) yonda belirtildiği üzere, basınla ilgili olarak, yayının toplatılması halinde, üç gün içinde hâkimin karar vermesi mecburiyeti ile, Danıştaya, memurların görev değiştirme ve nakilleri ile ilgili olarak açılan davanın iki ay içinde sonuçlandırılması zorunluğu arasında hiçbir bağlantı kurulamaz ve kıyaslama yapılamaz. Zira bünye leri tamamen ayrı iki hukukî soruna taallûk etmektedirler.
Bu nedenlerle, maddeye karşı bulunmaktayım.
155 inci madde ile ilgili karşı oy : Göreviyle ilgili suç nedeniyle, hakkında soruşturma ve kovuşturma açılmış bulunan mahallî idare organlarının üyelerini, içişleri Bakanının, kesin mahkûmiyet hükmüne kadar, geçici bir tedbir olmak üzere görevinden alıkoyması, yargıya müdahale niteliği taşıyacağından, ağır cezalı ve göreviyle bağlantılı bir suç işlemişse tutuklanacağı da tabiî olduğundan, içişleri Bakanının böyle bir yet ki kullanmasının yargıyı etkileyebileceğinden, esasen Köy Kanunu hükümlerine göre kaymakamların, muh tarlar hakkında, görevden uzaklaştırma yetkisi de bulunduğundan ve sanığın sonuçta beraat edebileceği de gözönünde tutularak, bu nedenlerle maddeye karşıyım.
162 nci madde ile ilgili karşı oy : Bugün için Devlet, ormanlardan istihsal yaparken, yörenin köylülerin den yararlanmakta, onları istihdam etmekte ve onlara yakacak ve maddî imkân da sağlamaktadır.
Anayasa tasarısının Komisyonda çoğunlukla kabul edilen maddesine göre, Devlet, istihsali, özel teşebbüs lere devredilebilecektir. Zira Devlet ormanlarının işletilmesi görevinin devredilemeyeceği 2 rici fıkradan çıka rılmıştır.
Halbuki, Devlet ormanlarının işletilmesi ile ilgili olarak, Tarım ve Orman Bakanlığının çok geniş ve yeterli işletme teşkilatı bulunmaktadır, Kaldı ki, Devlet ormanlarının işletilmesinin özel teşebbüse devri denetimi çok zor, kaçakçılığa imkân veren, bir çok sorunlar ve davalar yaratacak olan bir durum doğuracaktır.
165 inci madde ile ilgili karşı oy : Bilimsel özerklik, Türk Gençliğinin çağdaş medeniyet seviyesine ulaştı rılması için zorunlu ve gereklidir. Ancak, idarî özerklik, bilimselliği de yönlendirme aracı haline gelmeme lidir. Türk gençleri, G. Politzer'in Felsefe Başlangıcı adlı kitabını ders kitabi olarak okumaya yöneltilmemeli, yardımcı ders kitabı olarak da olan kendilerine Kara Afrika'nın Uyanışı gibi sol yayınlar önerilmemelidir.
Üniversite özerkliği, bu gerçeği görmemezlikten gelmeye neden olmamalıdır.
Bunun sağlanması, Üniversite yetkililerimizin de, yönelimleri ile mümkündür. Bu sebeple maddenin ikin ci fıkrasının çıkarılması ve üçüncü fıkrasının sonuna «Bilimsel özerklik, Anayasaya sadakat borcunu orta dan kaldırmaz» cümlesinin eklenmesi gerekir.
Maddeye, bu nedenlerle karşıyım.
168 inci madde ile ilgili karşı oy : Son yıllarda, empoze edilir biçime düzmece kelimelerin Türk diline so kulduğu, dilin yozlaştırıldığı, âdeta anlaşılmaz hale getirildiği, gerçeği muvacehesinde, dil sorununa eğilmek kaçınılmaz hale gelmiş bulunmakta ise de; bu hal, Atatürk tarafından kurulan Türk Dil Kurumunun yerine Anayasal bir Dil Akademisi kurulması yerine,, ilgili kanunda değişiklik yaparak ıslah yoluna gidilmesini ge rektirebilecek nitelikte bulunduğundan, Anayasal bir kuruluş olarak yeniden düzenlenmesine karşıyım.
170 inci maddeye karşı oy : Bu madde düzenlenmesinde, mülkî âmir denetimi, hakim kararından üstün hale getirildiğinden ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, derneklerle bir tutulduğundan, seçilmişorganlarınm yargı denetiminde oluşturulması dışındaki bu denetim yöntemine karşıyım., 179 uncu madde ile ilgili karşı oy : Cumhurbaşkanının, Anayasa mahkemesine, üst düzeyde hukukçular dan üye seçmeye özen göstereceği kuşkusuz bulunmakta ise de, bu hususun Anayasada ilke olarak vurgulanmamasıniın ilerde sakıncalar doğurabileceği de bir gerçek bulunmasına göre, bu nedenle maddeye karşıyım.
181 inci madde ile ilgili karşı oy : Diğer Yüksek Mahkemeler üyelerinden ayrık olarak Anayasa Mahke mesi üyelerinin, emekliliklerinde, ayrılmalarını izleyen iki yıl içinde seçimlerde aday olamamaları biçiminde bir ayrıcalık gözetilmesi, nedeniyle maddeye karşı bulunmaktayım.
A. Mümin Kavalalı Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu Üyesi Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA Anayasa Tasarısı ile ilgili karşı oy yazılarım ekte sunulmuştur.., Arz ederim, Recep MERİÇ Anayasa Komisyonu Üyesi (KARŞI OY YAZISI Madde 12. — «II. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması» başlığı altrhdaM 12 nci maddede temel hak ve1 özgürlüklerin kullanılmasının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirtilirken sadece «sınırlanabilir» hü'klmü ile yetinilmiştir. Temel hak ve özgürlüklerin kanunsuz biir ydtki ile sınırlanabilmesi birçok sakıncalar taşıdığı cihetle bu maddeye «.... sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir.!» hükmünün konulması gerektiği kanısındayım.;
Recep MERİÇ Madde 20t — «iSeyaha't ve yerleşme özgürlüğü başlığı altırida'ki 20 ncıi maddenin 1 inci fıkrasında seya hat özgürlüğünün suç soruşturma ve kovuşturması ve suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilece ği» bditttMmiştir. Halbuki 334 sayılı 1961 Anayasasının 18 inci maddesinde bu hürriyetin millî güvenliği sağ lama ve salgın hastalıkları önleme amaçlarııyla sınırlanabileceği hükmü yer almıştır.
Millî güvenliği sağlama ve salgın has'talılkları önleme amaçlarıyla da seyahat özgürlüğünün sınırlanma sını gerekli ve zorunlu gördüğüm içiin bu maddenin 1 inci fıkrasına «millî güvenliği sağlama ve salgın hastalıkları önleme» deyimlerinin de dahil edilmesini uygun görmekteyim.
KemU DAU Recep MERİÇ (Bu madde ile ilgili karşı ıdya ben de katılıyorum.
Madde 48 ve 49. — «Kamulaştırma» başlığı altındaki 48 inci madde ile «devletleştirme» başlığı altın daki 49 uncu maddenin 1 inci fıkrasında, bedellerin «'kesintisiz» naikten ve peşin olarak ödenmesi hükme bağlanmıştır. Uygulamada, dalha önce tahakkuk etmiş alacakların tahsil edilememesi gibi anlaşmazlıklara yol açacağından kuşku duyduğum «kesintisiz» deyiminin bu fıkra hükmünden çıkartılmasının uygun olacağı görüşündeyim.^ Madde 84. — Milletvekili seçilme yeterliği başlığı altındaki 84 üncü maddenin son fıkrasında meslek ten çeldlmedıikçe aday olamayacaklar ve seçilemeyecekler arasında sayılan «kolluk görevlileri» nin amiri du rumunda olan mülkî amirlere bu yasaklama getirilmezken kolluk görevlilerinin mesielkten çekilme zorunluğunida brakılması eşitlik ve adaldt ve ilkelerine uygun düşmeme'ktedir. Bu nedenle bahis konusu maddenin son fıkrasında yer alan «kolluk görevlileri» deyiminin bu fıkradan çıkarılması gerektiği görüşündeyim.
Zira, kamu hizmeti görevlilerinin ne gibi şartlarla milletvekili adayı olabileceklerinin kanunla düzenlene ceğini belirten hüküm, aynı maddenin 2 nci fıkrasında yer almış bulunmakta, kolluk görevlilerinin de bu hüküm içinde mütalaa edilmesi mümkün görülmektedir,;
Recep MERİÇ Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) KARŞI OY YAZİSİ Madde 165 . — Üniversitelerle ilgili 165 inci maddeye karşıyım.
Çünlkü; «maddenin 3 ve 4 üncü fıkraları :
«Üniversiteler kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetilir.» «Üniversite öğrettim üye ve yardımcılarının göreve alınmaları, yütoeltikiMileıti ve görevlerine son veril mesi, billrmeî özerklik esasına uygun olarak düzenlenir ve kendi organlarınca yürütülür.» Hükümlerini ihtiva etmek sureti ile «özerklik» üstü kapalı şekilde dlile getirilmiş bulunmaktadır.
Her ne kadar maddenin son fıkrasında :
«Üniversitelerin kuruluş ve işleyişleri, organları ve bunların seçimleri, görev ve yetkileri, üniversiteler arasında ihtiyaca göre öğretim üye ve yardımcılarının görevlendirilmesinin sağlanılması, öğrenim ve öğretimin özgürlük ve güvenlik içinde çağdaş billiım ve teknoloji gereklerine ve kalkınma planı ilkelerine göre yürütül mesi, Üniversiteler üzerinde Devletlin sahip bulunduğu gözetim ve denetim hakkını kullanma usulleri, bilim sel özerklik esasına uygun dlarak, kanunla düzenlenir.» hükmü yer almışsa da kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetim esasının Anayasa hükmü olarak belirtilmesi, kanunla düzenleme sırasında değiştliriimesi mümkün olmayan temel hüküm mahiyetindedir.
Bu tür bir özerklik Anayasa tasamsıındaki hiçbir kamu tüzelkişisinde yer almamıştır. Kaldıki; kendi organları eliyle yönetli'len üniversitelerde öğretim üye ve yardımcılarının göreve alınmaları, yükseltilmeleri ve görevlerine son verilmeleri de kendi organlarınca yürütülmesi bir Anayasal hüküm olduğuna göre bu müesseselerde Devletin gözetim ve denetimi imkânsız hale getirilmiş olmaktadır.
Ayrıca, maddenin son fıkrasındaki «.... Üniversiteler arasında ihtiyaca göre öğretim üye ve yardımcıları nın ıgörevlenıdirilmeleırinin sağlanması,...» hükmü de çok masraflı bir öğretim sfetemine yol açmaktadır.
Şöyleki; öğretim üye ve yardımcılarının toplandığı üniversiteler belli büyük şehirlerdedir. Yurdun diğer bölge ve şehirlerinde açılmış bulunan üniversiteler öğretim üye ve yardımcıları bakımından çok noksan kad roya sahip oldukları için buraları geçici görevle görevlendirilen öğretim üyeleri ile yürütülme yoluna gidil mektedir. Bu durum hem çök masraflı ve hem de öğrenim ve öğretim bakımından yetersiz olmaktadır. Böy lesine geçici görevlendirilmeler yerine taıyin ve nakillerle 'bu tip üniversitelerin takviyesi daha yerinde olacak tır.
Bütün bu açıklanan hususlar karşısında 165 inci Üniversiteler maddesinin :
«Üniversiteler, devlet eliyle kurulan bilimsel özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir.» Fıkrasından sonra her türlü yönetim, işleyiş ve görevleri ile yürütülmesi usul ve şartlarının kanunla düzenlenmesinin, daha uygun olacağı görüşündeyim.
Recep MERİÇ Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) MUHALEFET ŞERHİ Madde 33. — Maıddenin altıncı fılkrasınida, dernek kurma özgürlüğünün kıskanmasında, Silahlı Kuvvet ler ve Kolluk kuvvetleri, mensuplarının dernek kurmalarının yasaklanmasına karşı olmamakla beraber, diğer kamu hizmeti görevlileri için bu halkkın kısıtlanmasına karşıyım, özgürce kurulabilecek derneklerin tüzükleri ve özelikle faaliyetleri izlenebileceğinden ve bunların ülke çıkarlarına ve kendi kuruluş maksatlarına aykırı hareket ettikleri takdirde kapatıllabilmeleri mümkün olduğundan, ıkarnıu hizmeti görevlilerinin dernek kurma larının yasaklanmasının uygun olmayacağı görüşündeyim.
Prof. Teoman ÖZALP MUHALEFET ŞERHİ Madde 59. — En çok on işçi çalıştıran küçük işyerlerinde toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavtın yapılmaması görüşüne karşıyım.
Bu kısıtlama ile, bazı işyerlerinde iş kollarının ayrılması yoluna gidilerek on veya daha az sayıda işçiden oluşan gruplar haline dönüştürülme ve böylece toplu iş sözleşmesinden yararlandırmama yoluna gidilebilir.
Ayrıca bugün modern teknoloji o kadar gelişmiştirki sanayide kompiter ve otomatik kontrol imkânlarından yararlanılarak yüz işçinin ancak yapabileceği bir işi beş ila on işçiye yaptırabilme olanağı doğmuştur.
Toplu iş sözleşmelerinin yapılabileceği en çok işçi sayısına eğer bir sınırlama getirilecekse bunun en çok üç işçi olarak ele alınmasının doğru olabileceği görüşündeyim.
Prof. Teoman ÖZALP MUHALEFET ŞERHİ Madde 130. — Bakanlıkların kurulmasının mutlaka teşkilat kanunu ile gerçeklenebileceği görüşüne karşı yım.
Her ne kadar Bakanlık kurulmasının önceden bir teşkilat kanununa gerek olmadan yapılabilmesinin, özellikle koalisyon hükümetleri zamanında, bakanlık sayısı enflasyonuna sebep olabileceği biliniyorsa da, ba kanlıkların kurulması ile hüküniet programları arasında bir ilişki bulunduğu, gelişen teknolojinin bazı gerek sinmeler doğurabileceği görüşleri ile bir Başbakan'm programladığı icraatı yapabilmesi için yeni bakanlıklara ihtiyaç duyması karşısında bu imkân, bakanlıkların teşkilat kanunu ile kurulabilmesi şekliyle kısıtlanmamalıdır.
Bakanlık sayısının sınırlanabilmesinin bir yolu, Devlet bakanlıkları sayısının sınırlanması ile gerçekleşebilir.
Prof. Teoman ÖZALP MUHALEFET ŞERHİ Madde 170. — Kamu Kurum ve Kuruluşları ile Kamu İktisadî Teşebbüslerinde devamlı olarak çalışanların meslek kuruluşuna üye olamamaları görüşüne karşıyım.
Ülkemizde öyle meslek odaları vardır ki bu odaların temsil ettiği meslekte bulunanların % 80 veya daha faz lası kamu kuruluşlarında veya kamu iktisadî teşebbüslerinde çalışmaktadırlar. Bu şekil bir kısıtlama ile mes lek odaları üye sayısında büyük bir azalma olacak ve odalar temsil niteliğini kaybedeceklerdir. Ülke ekono misinin ve sanayinin gelişmesinle, araştırmalar dıa dahil olmak üzere, çeşitli çalışmalarla katkı yapabilecek ni telikte olan meslek dallarının güçlerinin azaltılması ve temsil niteliklerini kaybetmeleri yoluna gidilmemeli dir. Yeter ki kamu kurumlarında ve kamu iktisadî teşebbüslerinde çalışan meslek sahiplerinin, mesleklerindeki gelişmeleri izleyebilecekleri, birbirleriyle bilimsel tartışmalar yapabilecekleri ve sosyal ilişjkiler kurabilecekleri bir kuruluştan ayrı bırakılmalarında sakınca vardır.
Prof. Teoman ÖZALP Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) — ioo — KARŞI OY YAZISI 1. Anayasa tasarısının 44 üncü maddesinin 2 nci fıkrasına göre özel mülkiyet konusu olup, verimli işle tilen toprakların miktarı ne olursa olsun kamulaştırılarak topraksız çiftçiye dağıtılamayacaktır. Toprak dağı tımında amaç toprağın sadece verimli olarak kullanılması değildir. Bunun yanında topraksız çiftçiyi toprak landırmak gibi sosyal amaç da vardır. Bu nedenle, toprak dağıtımında ve kamulaştırılmasında kabul edilen ölçülerden çok fazla olan miktardaki toprak verimli olarak işletilse bile makul bir ölçüde kamulaştırılıp topraksız çiftçiye dağıtılabilmelidir. Bu hal toprağı kamulaştırılacaklar arasındaki eşitsizliği de önlen 1. Tasarının 56 ncı maddesinin 2 nci fıkrasının son cümlesine göre «üye, aidatını sendikaya doğrudan» ödeyecek ve işverenin bu hususta sendikaya karşı bir yükümlülüğü olmayacaktır. Bu durum esas itibariyle hukuka aykırı değildir. Ancak işçinin sendikaya ödemeyi taahhüt ettiği aidatı işçi hesabına işverenin öde mesi sendikal faaliyeti güçlendirme gibi sosyal bir amaca hizmettir.
Grev halindeki işçinin ücretinin tam olarak kendisine verilmesinin sağlanması, grev karan veren sendi kanın bu kararı verebilmesi için işçi ücretlerini güvenilir bir yere depo etmesi şartına bağlanarak güvence altına alınabilir, Sendikaların işçi aleyhine olabilecek tutumları teminat vermek yolu ile önlenebilir. Bu ne denlerle işverenin, işçi aidatım sendikaya ödemesi usulüne son verilmesini uygun bulmuyorum.
3. Tasarının 59 uncu maddesine göre 10 işçi çalış tıramayan işyerlerinden grev, lokavt ve toplu iş sözleş mesi yapılamayacaktır. Bu durum işçinin küçük sanatlarda çalışmaya rağbet etmemesi sonucunu doğurabilir.
Ve işçi arasında hak bakımından farklılık yaratır. Sınırlama, hiç değilse, beş işçi çalıştırmayı aşmamalıdır.
4. Özerkliğe ve tüzelkişiliğe sahip bulunan Yüksek öğretim Kuruluna yer verilmemiş olması bir ek sikliktir, Muammer YAZAR Anayasa Komisyonu Üyesi ..»• m>*<^*-—<"• Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) BİRİNCİ KISIM GENEL ESASLAR I. Devletin şekli ve Devlet şeklinin değişmezliği MADDE 1. — Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
Anayasanın bu hükmü değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez.
II. Cumhuriyetin temel ilkeleri MADDE 2. — Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağh, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, la ik ve sosyal bir hukuk devletidir, III. Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, milK marşı ve başkenti MADDE 3. — Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.
Resmî dili Türkçe'dir, Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Millî marşı «istiklâl Marşı»dır.
Başkenti Ankara'dır.
IV. Devletin temel amaç ve görevleri MADDE 4 — Devletin temel amacı ve görevi, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünti, ülkenin bö fl lünmezliğini, Cumhuriyetü ve demokrasiyi korumak; kişilerin ve toplumun mutluluk ve huzurunu sağla maktır.
Devlet, kişinin temel hak ve özgürlüklerini, hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşamayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya; insanın maddî ve manevî varlığının gelişme si için gerekli şartları sağlamaya çalışır, V. Egemenlik MADDE 5. — Egemenlik, kayıtsız şartsız Türk Miietinindks Millet, egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin 'kullanılması, hiçbir surette belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırak:ılamaz Hiçbir kimse t veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.
Milletlerarası yetkileri bulunan kuruluşlara üyeliği öngören andiaşmalar hükümleri saikladır, VI. Kanun önünde eşitlik MADDE 6. — Herkes, dil, ırk, renk, cünsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri ne denlerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idarî makamlar bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak ha reket etmek zorundadırlar, VII. Yasama yetkisi MADDE 7. — Yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir Bu yetki devredilemez. Anayasa'nm seksenalti ve yüzotuzyedinci maddeleri hükümleri saklıdır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) VIII. Yürütme yetkisi ve görevi MADDE 8< — Yürütme yetkisli ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasa'ya ve kanunlara uygun olaralk kullanılır ve yerine getirilir.
IX. Yargı yetkisi MADDE 9. — Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.
X. Anayasa'nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü MApDE 10. — Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare malkaimlarını ve kişi leri bağlayan teımel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasa'ya aykırı olaımıaz.
İKİNCİ KISIM TEİMBL HAKLAR VE ÖDEVLER BİRİNCİ BÖLÜM GENEL HÜKÜMLER I. Temel hak ve özgürlüklerin niteliği MADDE lıl. — Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel halk ve özgürlük lere sahiptir.
Temel hak ve özgürlükler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı Ödev ve sorumluluklarını da içerir.
Temel hak ve özgürlükler, ancak bu ödev ve sorumluluklara bağlı olarak kuHanıla'biMr, Hj Temel hak ve özgürlüklerin smırtanması MADDE 12 — Temel halk ve özgürlüklerin kullanılması, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bü H tünlüğünün, Cumhuriyetin, milî güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın, genel sağlığın ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve ayrıca Anayasa'nın diğer mad delerinde öngörülen özel sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir.
Bu maddede yer alan genel sınırlama nedenleri, temel hak ve özgürDüiklerin tülmü için geçerfJdiir Temel hak ve özgürlüklerle ilgili sıinırlamalar, demokratik toplum düzenlinin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında uygulanamaz.
III. Temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılamaması MADDE 13. — Bu Anayasa'da yer alan hak ve özgürlüklerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bö lünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devleti'nin ve Cumhuriyetin varlığını tehükeye düşürmek, temel hak ve özgürlükleri yok etmek, devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayırımı yaratmak ya da sair her hangi bir yoldan komünizme, faşizme veya dinî temellere dayanan bir devlet düzenini kurmak amacıyla kul lanılamaz; bu amaçla kullananlar, kötüye kullandıkları o hak ve özgürlüğü kaybederler. Hak kaybı hükmü mahkemelerce verilir.
Bu yasaklara aykırı hareket eden veya başkalarım bu yolda teşvik veya tahrik eden gerçek ve tüzelki şilerle topluluklar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Anayasa'nın hiçbir hükmü herhangi bir kişiye veya topluluğa, bu Anayasa'da yer alan hak ve özgürlükleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz.
IV. Temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının durdurulması MADDE 14. — Savaşta, sıkıyönetimde veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlü lükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve özgürlüklerin kullanılması kıs men veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı önlemler alınabi lir.
Ancak, birinci fıkrada sayılan hallerde dahi, savaş hukukuna uygun fiillerden doğan ölümler ile idam ce zalarının infazı hariç, kişinin yaşama, maddî ve manevî varlığının bütünlüğü, kimsenin din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorianamayacağı ve bunlardan dolayı kınanıp suçlanamayacağı, suç ve cezaların geçmişe yürütülemeyeceği, suçu hükmen sabit oluncaya kadar sanıkların suçlu sayılamayacağı kural ve özgür lükleri ihlâl edilemez.
V. Yabancıların durumu MADDE 15. — Temel hak ve özgürlükler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.
İKİNCİ BÖLÜM KİŞİNİN HAKLARI VE ÖDEVLERİ I. Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı MADDE 16. — Herkes yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz, rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tabi tutulamaz ve organları alınamaz.
Kimseye işkence yapılamaz; kimse insan onuruyla bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutula maz.
Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali birinci fıkra hükmü dışındadır.
Öldürme fiili, kuvvete başvurmayı zorunlu kılmış olan meşru müdafaa, yakalama ve tutuklama kararları nın yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bas tırılması, olağanüstü ya da sıkıyönetim hallerinde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sebebiyle meyda na gelmişse, birinci fıkra hükmü ihlal edilmiş sayılmaz.
II. Zorla çalıştırma yasağı MADDE 17. — Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.
Şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzere tutukluluk, hükümlülük ve şartla salıverme süreleri içindeki çalıştırmalar; askerî nitelikte olan veya askerlik görevi yerine geçen hizmetler; olağanüstü hallerde vatandaş lardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğin deki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz.
III. Kişi özgürlüğü ve güvenliği A. Kişi özgürlüğü IMADDE 18. — Herkes, kişi özgürlüğüne sahiptir.
(Şekil ve şartları kanunda gösterilen :
a. Mahkemelerce verilen özgürlüğü kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik önlemlerinin yerine getirilmesi;
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) b., Bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalan ması veya tutuklanması;
c. Bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkartılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi;
d. Toplum için tehlike teşkil edebilecek bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin özgürlüğü ile ilgili olarak alınan önlemlerin yerine getirilmesi;
e. Usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren bir kimsenin veya hakkında sınır dışı etme yahut geri verme karan verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse özgürlüğün den yoksun bırakılamaz.
B. Kişi güvenliği IMAÎDDE 19. — Herkes kişi güvenliğine sahiptir.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya de ğiştirilmesini önlemek maksadıyla yahut bir suç işlenmesi tehlikesi veya bunlar gibi tutuklanmayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Tutukluluğun devamına karar ve rilebilmesi aynı şartlara bağlıdır.
Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınoa bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.
Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar, imkân ölçüsünde yazılı ve herhalde sözlü olarak hemen bildirilir.
Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç 48 saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok 15 gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu süre ler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. Yakalanan veya tutuklanan kişinin durumu yakınlarına bildirilir. Olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hali ile ilgili hükümler saklıdır.
Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmalarda bulunması nı ve hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.
Her ne sebeple olursa olsun, özgürlüğü kısıtlanan kişi, kısa sürede yargılanmasını veya serbest bırakılma sını sağlamak amacıyla yetkili yargılama merciine itiraz hakkına sahiptir.
Hiç kimsenin özel hukuk ilişkilerinden doğan bir borcu yerine getirme imkânından yoksun bulunması se bebiyle özgürlüğü kısıtlanamaz.
Bu esaslar dışında işleme tabi tutulan kişilerin uğrayacakları her türlü zarar kanuna göre, Devletçe öde nir.
IV. Seyahat ve yerleşme özgürlüğü MADDE 20. — Herkes seyahat özgürlüğüne sahiptir. Bu özgürlük, suç soruşturma ve kovuşturması ve suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.
Herkes dilediği yerde yerleşme özgürlüğüne sahiptir. Bu özgürlük, suçun önlenmesi, sosyal ve ekonomik gelişmeyi veya sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek yahut kamu mallarını korumak amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.
Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz. Vatandaş yurt dışına çıkma özgürlüğüne sahiptir. Bu özgürlük, ancak vatandaşlık görevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması gereği sınırlanabilir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya linçi Ek) V. özel hayatın gizliliği ve korunması A. özel hayatın gizliliği MAİDDE 21. — Herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Adlî kovuşturmanın gerektirdiği istisnalar saklıdır.
Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; gecikmesinde sakın ca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz.
B. Konut dokunulmazlığı MAİDDE 22. — Kimsenin konutuna dokunulamaz.
Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, kimsenin konutuna girilemez, ara ma yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz.
C. Haberleşme özgürlüğü MADDE 23. — Herkes haberleşme özgürlüğüne sahiptir.
Halberleşmenin gizliliği esastır.
Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılman merciin emri ıbulunmadıkça halberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.
VL Din ve vicdan özgürlüğü MAIDDB 124. — Herkes, Vicdan, dinî inanç ve kanaat özgürlüğüne sahiptir, Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, ibâdete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaat lerini açıklamaya zorlanamaz; dlinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz, Din eğitimi ve öğretimi devletin denetim ve gözetimi altında yapılır. Din eğitim ve öğrenimi, ancak kişilerin kendi isteğine; küçüklerin de kanunî temsilcilerinin isteğine bağlıdır.
Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasal veya hukukî temel düzenini, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasal ya da kişisel çıkar veya nüfuz sağlama amacıyla, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri, her ne suretle olursa olsun, istismar edemez ve kötüye kullanamaz, VII. Düşünce ve kanaat özgürlüğü MADDE 25 .— Herkes düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatları nedeniyle kınanamaz ve suçlanamaz.
VIII. Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü MADDE 26. — Herkes düşünce ve kanaatlarını söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya top lu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu özgürlük resmî makamların müdahalesi olmaksızın ha ber veya fikir almak ya da vermek serbestisini de içerir. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon veya sinema yoluy la yayınların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Bu özgürlüklerin kullanılması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, başkalarının şöhret veya hak larının, özel ve aile hayatlarının ve meslek sırlarının korunması, devlete ait gizli bilgilerin açıklanmaması, ekonomik hayatı etkileyecek gerçek dışı veya zamansız haberlerin önlenmesi, yargılama görevinin amacına uy gun olarak yerine getirilmesi ve gençliğin zararlı akım ve davranışlardan korunması amaçlarıyla da sınırlana bilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını en gellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün sınırlanması sayılmaz.
IX. Bilim ve sanat özgürlüğü MADDE 27. — Herkes bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir. Bu fıkra hükmü yabancı yayınların ülkeye girmesi ve dağıtımının ka nunla ayrıca düzenlenmesine engel değildir.
X. Basın ve yayımla ilgili hükümler A. Basın özgürlüğü MADDE 28. — Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartı na bağlanamaz.
Devlet, basın ve yayma özgürlüklerini sağlayacak önlemleri alır.
Basın özgürlüğünün sınırlanmasında, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüklerine ilişkin yirmi altıncı mad de hükümleri uygulanır.
Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bütünlüğünü tehdit eden ya da suç işlemeye, ayaklanma ve ya isyana teşvik eder nitelikte olan veya devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber ve yazıyı, han gi sıfatla olursa olsun, yayımlanması amacıyla başkalarına verenler ve bunları aynı amaçla basanlar ve bastı ranlar, dağıtım gerçekleşmese bile, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar. Bu hallerde ted bir yoluyla da dağıtım önlenebilir.
Yargılama görevinin etkilenmeden yerine getirilmesi amacıyla hâkim tarafından verilen karar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz.
Süreli veya süresiz yayımlar, suç soruşturma veya kovuşturmasına geçilmiş olması hallerinde hâkim kara rıyla; devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün, millî güvenliğin, kamu düzeninin, Atatürk ilke ve inkılâp larının, genel ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının, özel ve aile hayatlarının gizliliğinin korunması ve suç ların önlenmesi bakımlarından da gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, kanunla yetkili kılınan merciin em riyle toplatılabilir. Toplatma kararını veren merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkime bil dirir; hâkim bu kararı en geç üç gün içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz kalır.
Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma ve kovuşturması nedeniyle zapt ve müsaderesinde genel hü kümler uygulanır.
Türkiye'deki süreli yayınların, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliğine, Cumhuriyet'in temel ilkelerine, millî güvenliğe ve genel ahlâka aykırı olmasından dolayı mahkûmiyet halinde hâkim, ayrıca bir yıla kadar ge çici olarak ve bu suçlardan birden fazla mahkûmiyet halinde geçici veya temelli olarak kapatılmasına karar verir. Hâkim hükmünden önce de tedbir niteliğinde olarak söz konusu süreli yayının durdurulmasını kararlaştırabilir. Kapatılan veya durdurulan süreli yayımın devamı niteliğini taşıyan her türlü yayın yasaktır; bun lar hâkim kararıyla toplatılır.
B. Süreli ve süresiz yayın hakkı MADDE 29. — Süreli veya süresiz yayın önceden izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.
Süreli yayınların çıkarılması, yayım şartları,. mı>lî kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili esaslar ka nunla düzenlenir. Kanun, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştı rıcı siyasal, ekonomik, malî ve teknik şartlar koyamaz.
Süreli yayınlar, devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin veya bunlara bağh kurumların araç ve imkânla rından eşitlik esasına göre yararlanır.
Danışrna Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) C. Basın araçlarının korunması MADDE 30. — Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri, yirmisekizinci maddenin son fıkrasında öngörülen nitelikte bir suçtan mahkûm olma hali saklı kalmak üzere, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez ve işletilmekten alıkonulamaz.
D. Kamu tüzelkişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı MADDE 31', — Kişiler ve siyasî partiler, kamu tüzelkişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme ve ya yım araçlarından yararlanma hakkına sahiptir. Bu yararlanmanın şartları ve usulleri demokratik esaslara ve hakkaniyet ölçülerine uygun olarak kanunla düzenlenir, Kanun, onikinci maddede yer alan genel sınırlama nedenleri dışında bir sebebe dayanarak, halkın bu araç larla haber almasını, düşünce ve kanaatlara ulaşmasını ve kamuoyunun serbestçe oluşmasını engelleyici kayıt lar koyamaz.
E. Düzeltme ve cevap hakkı MADDE 32. — Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya ken dileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir.
Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hâkim tarafından karar ve rilir.
XI. Toplantı hak ve özgürlükleri A. Dernek kurma özgürlüğü MADDE 33. — Herkes önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir. Hiç kimse bir derne ğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Dernek kurma özgürlüğünün kullanılmasında uygula nacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.
Dernekler, onikinci maddedeki genel sınırlama sebeplerine aykırı hareket edemeyecekleri gibi; siyasî amaç güdemezler, siyasî faaliyette bulunamazlar, siyasî partilerden destek göremez ve onlara destek olamaz lar, sendikalar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve vakıflarla bu amaçla ortak hareket edemez ler, Kuruluş şartlarını kaybeden yahut kanunun öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmeyen dernekler, ken diliğinden dağılmış sayılır.
Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıyla kapatılabilir. Devletin ülkesi ve milletiyle bö lünmez ibütünlüğünün, millî güvenliğin, kamu düzeninin, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması ve suçların önlenmesi bakımlarından da gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, hâkim kararına kadar yetkili kılınan mercinin emriyle faaliyetten alıkonulabilir.
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî güvenliğin, millî egemenliğin ve genel asayi şin 'korunması amacıyla dernekler İçişleri Bakanlığınca da kapatılabilir.
Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri mensupları ile kamu hizmeti görevlilerinin dernek kurma haklarına başkaca sınırlamalar getirilmesine veya bu özgürlüğü kullanmalarının yasaklanması na engel 'değildir.
Bu madde hükmü vakıflara ve bu nitelikteki kuruluşlara da uygulanır.
B. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme özgürlüğü MADDE 34. — Herkes» önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenle me hakkına sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme özgürlüğünün kullanılmasında uyulacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Dernekler, sen'dikalar ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları kendi konu ve amaçları dışında toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyemezler ve konu ve amaçları dışındaki toplantı ve gösteri yürüyüşle rine katılamazlar.
XII. Hakların korunması ile ilgili hükümler A. Hak arama özgürlüğü MADDE 35. — Herkes, meşru vâsıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia, savunma ve âdil yargılama hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.
B. Tabiî ve kanunî hâkim güvencesi MADDE 36. — Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.
Bir kimseyi kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.
C. Suç ve cezalara ilişkin esaslar MADDE 37. — Suç, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik önlemleri ancak kanunla konulur.
Genel müsa'dere cezası verilemez.
Vatandaşlıktan çıkarma ve uyuşturucu madde suçları ile ilgili olarak kanunla öngörülen istisnalar sak lıdır, tdare, kişi özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bü hükme kanunla istisnalar getirilebilir.
Kişi özgürlüğünü kısıtlayıcı cezaların yahut bu nitelikteki güvenlik önlemlerinin yerine getirilmesi, önce likle hükümlünün ıslahı ve eğitilmesi amacına yönelik olarak düzenlenir.
Ceza sorumluluğu şahsîdir.
Suçluluğu hükmen saıbit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Hiç kimse kendisini ve kanunen gösterilen yakınlarını suçlama sonucu doğuran bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
Vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye geri verilemez, XIII. Kanunların geriye yürümemesi MADDE 38. — Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalaridırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Suç ve ceza zaman aşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.
Tarh ve tahakkuk ettirilen vergi sonra çıkarılan kanunla ağırlaştırılamaz.
Hukuk devleti ilkelerine aykırı şekilde önceye etkili kanunlar çıkartılamaz.
XIV. İspat hakkı MADDE 39. — Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikâyetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) XV. Temel hak ve özgürlüklerin korunması MADDE 40. — Bu Anayasa ile tanınmış hak ve özgürlükleri ihlâl edilen herkes, ihlâl fiili resmî gö revliler tarafından görevlerini ifa sırasın'da işlenmiş olsa da, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkâ nının sağlanmasını istemek hakkına sahiptir.
Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız ihlâller sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, devlet çe tazmin edilir.
Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücü hakkı saklıdır.
ÜÇÜNCÜ KISIM SOSYAL VE EKONOMİK HAKLAR VE ÖDEVLER I. Ailenin korunması MADDE 41. — Aile, Türk Milletinin temelidir.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile babanın ve özellikle ananın ve çocukların korunması ve eğitimi için gerekli önlemleri alır, teşkilatı kurar.
n. öğrenim hakkı ve ödevi MADDE 42. — Kimse, öğrenim ve eğitim hakkından yoksun bırakılamaz.
Eğitim ve öğretim, devletin başta gelen ödevlerindıendir, Eğitim ve öğretimi, Atatürk ilkeleri doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin göze tim ve denetimi altında yapılır.
Eğittim ve öğretim» özgürlüğü, Anayasa'ya sadakat 'borcunu ortadan kaldırmaz, Devlet, dkur - yazarlığı yaygınlaştırmak için gerekli önlemleri alır.
lüköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasızdır.
Özel okulların bağlı olduğu esaslar, devlet okulları ite eriişitonek istenen seviyeye uygun olarak, kanun la düzenleniri Devlet, malddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin en yüksek öğrenim derecelerine kadar çıkma larını sağlama almacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar.
Devlet, meslekî eğitimli, millî ekonominin, sanayii, tarım Ve hizmet kesiminin ihtiyaçlarına uygun olarak düzenler ve deneHen.
IIIj Mülkiyet ve miras hakları A. Genel kural MADDE 43. — Herlkes, mülkiyet ve mSras haklarına sahiptir. Bu haklar, diğer temel haklar gibi, Ana- :
yasainım güivencesti altmdadır.j Mülkiyet ve miras hakları, ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması, toplum yararına aykırı olamaz.
Kamu hizmeti ve kamu yararı amacıyla dahi mirasçıların saîdı payları azaltıllamaz.
B. Toprak mülkiyeti MADDE 44. — Devlet, toprağın milî ekonomiye' katkıda bulunacak şekilde verimli olarak işletilme sini gerçeikleştirmek, erozyonla kaybolmasını önlemek, Itopraksız olan veya yeterli toprağı bulunmayan çift çiye topralk sağlamak amacıyla gereken önlemleri alır, Kanun, bu amaçla, değişik tarım bölgelerine ve çe şitlerine göre toprağın alanını belirtebilir, Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Topraksız veya yeterli toprağı bulunmayan çiftçilere toprak dağıtımına, öncelikle, o yöredeki devlete ait amaca uygun boş topraklardan başlanır; bunları ıslah yolu ile tarıma efllverişli hale sdkmaya müsait bu lunan devletin hüküm ve tasarrufu altındaki toprakların dağıtımı izler; bunlarıdan sonra da özel mülkiyete ait olup işletilmeyen veya verimsiz işletilen topraklardan, ıbu amaçla kamulaştırılmış olan kısımları dağıtılır.
Topralk dağıtımı, ormanların küçülmelini, toprak servetlerimin azalmasını, verimli şekilde işletilen topra ğın veriminin elkslmesi sonucunu doğuracak ölçüde ve şekilde yapılamaz.
iBu amaçla dağıtılan topraklar bölünemez, miras hükümleri dışında başkalarına devredilemez ve ancak dağıtılan çiftçilerle mirasçıları tarafından1 işletilebilir.
C. Tarımın ve tarımla uğraşanların korunması MADDE 45. — Devlet, tarım arazilerinin amaç dışı kulll'anılmasını önlemek, tarımsal üretimi artırmak inaksaldı ile, tarımla uğraşanların işletme araç ve gereçleri ile girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır.;
Devlet, tarım ürünlerinin değerlendirilmesi ve bunların gerçe'k değerlerimin üreticinin eline geçmesi için gerekten Önlemleri alır.
DJ Kooperatifçiliğin geliştirilmesi MADDE 46. — Devlet, millî ekonomimin yararlarını dikkate alarak, öncelikle üretimin artırılmasını ve tüketicinin korunmasını amaçlayan kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak önlemleri alır^ Kooperatifler, siyasetle uğraşamaz ve siyasî partilerle iş/birliği yapamazlar.
E. Kıyılardan yararlanma MADDE 47. — Deniz, göl ve nehir kıyılarından yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kişile rin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir.
F. Kamulaştırma MADDE 48. — Devlet ve kamu tüzelkişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarım peşin öde mek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.
Kamulaştırma rayiç bedel üzerinden yapılır. Rayiç- bedelin hesaplanma tarz ve usulleri kanunla belirlenir.
Kamulaştırma bedeli, kesintisiz, nakden ve peşin olarak ödenir.
Ancak, toprak ve tarım reformunun uygulanması, iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, ormanların devlet leştirilmesi ve yeni orman yetiştirilmesi amaçlarıyla kamulaştırılan taşınmaz mallar ile kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir ve peşin ödenmeyen kısım devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddine bağlanır.
Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten çiftçiye veya küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir. .
Kamulaştırılan taşınmaz mallar, kamulaştırma bedelinin kesinleştiği tarihten başlayarak beş yıl içinde o kamu hizmetine fiilen tahsis edilmez veya üzerinde kamulaştırma amacına uygun tesisat yapılmayarak ol duğu gibi bırakılırsa beş yılın sonumda, taşınmazı kamulaştırılanın veya mirasçılarının mülkü geri isteme hak kı doğar. Bu hakkın kullanılma süre, usul ve şartları kanunla düzenlenir.
G. Devletleştirme MADDE 49. — Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde, rayiç bedeli, kesintisiz nakden ve peşin olarak ödenmek şartıyla devletleştirilebilir.
Devletleştirme, teşebbüs sahibinin açık rızası olmadıkça, kısmen yapılamaz.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) IV. Çalışma ve sözleşme özgürlükleri A. Çalışma, sözleşme ve meslek seçme özgürlüğü MADDE 50. — Herkes, dilediği alanda çalışma, sözleşme ve meslek seçme özgürlüklerine sahiptir.
Bu özgürlükler, ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir.
B. özel teşebbüs özgürlüğü MADDE 51'. — Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.
Kanun, ancak kamu yararı, millî ekonominin gerekleri ve sosyal amaçiaria özel teşebbüs özgürlüğüne sı nır getirebilir.
Devlet,, özel teşebbüslerin güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak önlemleri alır.
V. Çalışma ile ilgili hükümler A. Çalışma hakkı ve ödevi MADDE 52. — Çalışmak, herkesin hakkı ve ödevidir.
Devlet, işçi - işveren ilişkilerinde menfaatler dengesini ve çalışma barışım korur.
Devlet, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratılması için gerekli önlemlere öncelik tanır.
B. Çalışma şartları MADDE 53. — Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz.
Küçükler ve kadınlar, çalışma şartlan bakımından özel olarak korunurlar.
C. Dinlenme hakkı MADDE 54. — Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.
Tatiller ve yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir, D. Sendika kurma! hakkı MADDE 55. — İşçiler ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve men faatlerini korumak ve geliştirmek için, önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma hakkına sahiptirler.
Sendikalara üye olmak ve üyelikten ayrılmak serbesttir, Hiç kimse sendikaya üye olmaya, üye kalmaya, üyelikten ayrılmaya zorlanamaz, İşçiler ve işverenler birden fazda sendikaya üye olamazlar, Sendikaların tüzükleri, yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamaz.
E. Sendikal faaliyet MADDE 56. — Sendikalar, onikinci maddede sayılan genel sınırlama sebeplerine aykırı hareket edemiyecekleri ıgibi; siyasî amaç güdemezler, siyasî faaliyette bulunamazlar, siyasî partilerden destek göremez ve onlara desitek olamazlar, derndfcler, kamu kurumu niteJiğindeki meslek kuruluşları ve vakıflarla bu amaçlarla ottak hareket edemezler.
Sendikaların idarî ve malî denetimi ile gelir ve giderleri kanunla düzenlenir. Üye, aidatını sendikaya doğ rudan öder.
Sendikalar, gelirlerim amaçları dışında kullanamazlar; Tüzüklerinde tespit edilecek grev ve lokavt fonlarını millî bankalarda muhafaza ederler^ Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) VI, Toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt baklan A. Toplu iş sözleşmesi bakla MADDE 57. — İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ücret ve çalışma şartlarını düzenlemek amacı ile, toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler.
Toplu iş sözleşmesinin nasıl yapılacağı kanunla düzenlenir^ Toplu iş sözleşmelerine, kanun hükümlerine aykırı, 'bunları değişitüren veya kaldıran hükümler konamaz.
Aynı iş yerinde, aynı dönem için, birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz ve uygulanamaz.
B. Grev ve lokavt baklan MADDE 58. — Toplu iş sözleşmesi yapılırken uyuşmazlık halinde taraflar grev ve lokavt hakkına sahip tirler. Bu haMan kullanmanın usul ve şartları kanunla düzenlenir.
Grev ve lokavt hakları, iyinîyet kurallarına aykırı tarzda ve toplum zararına ve millî serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz.
Grev esnasında, grev uygulanan işyerinde, işçilerin ve sendikalarının yaptıkları zararlardan, sendika so rumludur.
Grev ve lokavtın yasaklanabileceği ve ertelenebileceği haller, kanunla düzenlenir.
Grev ve lokavtın yasaklandığı veya ertelendiği durumlarda uyuşmazlık, Yüksek Hakem Kurulu tarafın dan çözülür.
Siyas'al amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, verim düşür me ve direnişler yasaktır; müeyyideleri kanunla gösterilir.
Greve katılmayanların işyerinde çalışmaları, hiçbir şekilde engellenemez, C. Küçük işyerlerinde grev ve lokavt yasağı MADDE 59. — En çok on işçi çalıştıran küçük işyerlerinde, toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt yapı lamaz. Bakanlar Kurulu bu işçilere uygulanacak uıygun çalışma şartlarını, toplu sözleşme dönemlerine göre açıklar.
VII. Ekonomik ve sosyal hayatın düzeni A. Piyasaların denetimi MADDE 60. — Devlet, özel teşebbüs faaliyetinin rekabet koşulları uyarınca yararlı yönde gelişmesine yardımcı olur ve piyasalarda fiilî veya anlaşma sonucu tekelleşme ve kartelleşmeyi önler.
B. Tüketicilerin korunması MADDE 61. — Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder.
C. Ücret, aylık ve sosyal yardımlar MADDE 62. — Ücret ve aylık emeğin karşılığıdır.
Devlet, ücretin ve aylığın, ikramiye ve sosyal yardımların çalışma sürelerine, iş verimine, iş değerine ve işin niteliğine uygun olmasını gözetir.
Asgarî ücretin tesbitinde, ülkenin ekonomik gücü, iş kolları ve bölgelerin sosyal ye ekonomik özellikleri dikkate alınır.
Devlet, çalışanların yaşam düzeyini korumak için, fiyat istikrarsızlıklarını önleyici tedbirler alır.
Devlet, bütün çalışanlar arasındaki ve özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında memur ve işçi statüsünde çalışanların aldıkları ücret, aylık ve sosyal yardımlardaki dengesizlikleri, hakkaniyete uygun biçimde gidermek amacıyla gerekli önlemleri akü.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) VIII. Sağlık, çevre ve konut A. Sağlık hizmetleri MADDE 63. — Devlet, vatandaşın yaşamını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak ve çevre şartlarını bu amaca uygun biçimde düzenlemekle görevlidir.
Devlet, bu görevini kamu ve özel sektördeki sağlık ve sosyal yardım kurumlarını denetleyerek ve destek leyerek, yeni kuruluşları teşvik ederek yerine getirir.
[Sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesi için devletçe yapılacak harcamalara, vatandaşlar, genel sağlık si gortası kapsamı içinde katılırlar, katılma payını karşılayamayan yoksul ve dar gelirli vatandaşlara devlet yar dımı sağlanır. Harcamalara katılma ve devlet yardımının usul ve şartlan kanunla düzenlenir.
B. Çevrenin korunması MADDE 64. — Herkes, dengeli ve sağlıklı bir tabiî çevrede yaşama hakkına sahiptir. Devlet, her türlü çevre kirlenmesini önleyici ve tabiî çevreyi koruyucu ve geliştirici önlemleri alır.
C. Konut hakkı MADDE 65. — Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak önlemleri alır.
IX. Sosyal güvenlik hakları A. Sosyal güvenlik hakkı MADDE 66. — Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli önlemleri alır ve teşkilatı kurar.
B. Sakatların korunma hakkı MADDE 67. — Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı her türlü ön lemleri alır, gerekli tesisleri kurar.
C. Yaşlıların korunma hakkı 'MADDE 68. — Yaşlılar, devletçe korunur. Yaşlılara devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolay lıklar kanunla düzenlenir.
D. Yabancı ülkelerde yaşayan Türk vatandaşları MADDE 69. — Devlet, yabancı ülkelerde yaşayan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğiti minin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, Anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken Önlemleri alır.
E. Gençliğin korunması (MADDE 70. — Devlet, istiklâl ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müsbet ilmin ışığında ve Atatürk ilkeleri doğrultusunda yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı önlemler alır, öğrenimleri süresince onları destekler.
Devlet, gençleri alkolizm, her çeşit keyif verici zehirler ve uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve cehaletten korumak için gerekli önlemleri alır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) F. Sporun geliştirilmesi MADDE 71. — Devlet, her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek önlemler alır, sporun kitlelere yayılmasını teşvik eder.
X. Tarih ve küttür varlıklarının korunması (MAİDDE 72. — Devlet, tarih ve kültür değerlerinin korunmasını sağlar; bu amaçla destekleyioi ve teş vik edici önlemler alır.
XI. Sanatın ve sanatçının korunması 'MADDE 73. — Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korun ması, değerlendirilmesi ve desteklenmesi için gereken önlemleri alır.
XII. Sosyal ve ekonomik hakların sınırı MADDE 74. — Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, ekonomik is tikrarın korunmasını gözeterek, malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM SİYASÎ HAKLAR VE ÖDEVLER I. Türk vatandaşlığı MADDE 75. — Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.
Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür. Yabancı babadan ve Türk anadan olan çocuğun va tandaşlığı kanunla düzenlenir.
Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.
Hiçbir Türk, devlete ve vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıka rılamaz.
Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.
II. Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma haklan MADDE 76. — Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız ola rak veya bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma hakkına sahiptir.
Seçimler, serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır.
Yirmibir yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme hakkına sahiptir.
Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.
III. Siyasî partilerle ilgili hükümler A. Parti kurma ve partilere girme hakkı MADDE 77. — Vatandaşlar, siyasî parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve çıkma hakkına sa hiptir.
Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.
Siyasî partiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sür dürürler.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Siyasî partilerin tüzük ve programları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan hak larına, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.
Sınıf ve zümre esasını, komünizmi, faşizmi, teokrasiyi ve her hangi tür bir diktatörlüğü Türkiye'de sa vunmayı ve yerleştirmeyi esas alan siyasî partiler kurulamaz.
B. Partilerin uyacakları esaslar MADDE 78. — Siyasî partiler, ister iktidarda, ister muhalefette olsunlar, tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamazlar; Anayasanın onüçüncü maddesindeki sınırlamalar dışına çıkamazlar; çıkanlar temel li kapatılırlar.
Siyasî partiler, kendi politikalarını yürütmek ve güçlendirmek amacıyla, dernekler, sendikalar, vakıflar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıyla maddî ve manevî yönlerden güçbirliği yapamazlar.
ISiyasî partilerin parti içi çalışmaları ve kararları, demokrasi esaslarına aykırı olamaz.
Siyasî partilerin malî denetimi Anayasa mahkemesince yapılır.
Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukukî durumla rının Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarını takiben ve öncelikle; faaliyetlerini de sü rekli olarak denetlemekle görevlidir.
Siyasî partilerin kapatılması, Cumhuriyet (Başsavcılığının açacağı dava üzerine, Anayasa mahkemesince karara bağlanır.
Anayasa mahkemesinin kararında, partinin kapatılmasına fiil ve beyanları ile sebebiyet verdikleri belirti len parti kurucuları ile genel merkez yönetim organları üyeleri, başka isim ve programlar da olsa, yeni parti ler kuramazlar ve kurulmuş partilerde yönetim ve denetim görevi alamazlar.
Siyasî partilerin kuruluş ve faaliyetleri, denetlenme ve kapatılmaları, yukardaki esaslar dairesinde, kanun la düzenlenir.
IV. Kamu hizmetlerine girme hakkı A. Hizmete girme MADDE 79. — Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.
[Hizmete alınmada, ödevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.
B. Mal bildirimi MADDE 80. — Kamu hizmetine girenlerin mal bildiriminde bulunmaları ve bu bildirimlerin tekrarlanma süreleri kanunla düzenlenir. Yasama ve yürütme organlarında görev alanlar, bundan istisna edilemez.
V. Vatan hizmeti IMADDE 81. — Vatan hizmeti, her Türk'ün hakkı ve ödevidir. Bu ödevin, Silahlı Kuvvetlerde veya ka mu hizmetlerinde ne şekilde yerine getirileceği kanunla düzenlenir.
VI. Dilekçe hakkı MADDE 82. — Vatandaşlar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, tek başları na veya topluca, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir.
Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166*ya 1 inci Ek) ÜÇÜNCÜ KISIM CUMHURİYETİN TEMEL ORGANLARI BİRİNCt BÖLÜM MASAMA I. Türkiye Büyük Millet Meclisi A. Kuruluşu MADDE 83. — Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletçe genel oyla seçilen dörtyüz milletvekilinden kuruludur.
B. Milletvekili seçilme yeterliği MADDE 84. — Otuz yaşını dolduran her Türk, milletvekili seçilebilir.
En az sekiz yıllık öğrenim görmüş olmayanlar, kısıtlılar, yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar, kamu hizmetinden yasaklılar; taksirli suçlar hariç, altı ay veya daha fazla ağır hapis veya hapis ceza sına hüküm giymiş olanlar; zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Dev let sırlarını açığa vurma suçlarından biri ile hüküm giymiş olanlar; Anayasanın onüçüncü maddesi hükmü uya rınca temel hak ve özgürlüklerinden birini kaybetmiş bulunanlar, affa uğramış olsalar bile, milletvekili seçi lemezler.
Kamu hizmeti görevlilerinin ne gibi şartlarla milletvekili adayı olabilecekleri, kanunla düzenlenir.
Hâkimler, subay, askerî memur ve astsubaylar ile kolluk görevlileri, mesleklerinden çekilmedikçe, aday olamazlar ve seçilemezler.
II. Görev ve yetkileri A. Genel olarak MADDE 85. — Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kal dırmak; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve ke sin hesap kanunu tasarılarını görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek; mil letlerarası andlaşmaları onaylamak; Anayasanın onüçüncü maddesindeki fiillerden dolayı hüküm giyenler ha riç olmak üzere, genel ve özel af ilanına karar vermek ve bu Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yet kileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir.
B. Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme MADDE 86. — Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir.
Yetki kanunu, çıkarılacak Kanun Hükmünde Kararname'nin amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresi ni ve süresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösterir.
Bakanlar Kurulunun istifası, ilgili bakanın çekilmesi veya yasama döneminin sona ermesi, belli süre için verilmiş olan yetkisinin sona ermesine sebep olmaz.
Kanun hükmünde kararname, sürenin sona ermesinden önce Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onay lanması sırasında, yetkinin son bulduğunu veya süre bitimine kadar devam ettiğini de, belirtir.
Olağanüstü hallerde Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu'nun kanun hükmünde kararname çıkarmasına ilişkin hükümler saklıdır.
Kanun hükmünde kararnameler, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girerler. Ancak, karar namede yürürlük tarihi olarak daha sonraki bir tarih de gösterilebilir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Kararnameler, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.
Yetki kanunları ve bunlara dayanan kanun hükmünde kararnameler, Türkiye Büyük Millet Meclisi komis yonları ve genel kurulunda öncelikle ve ivedilikle görüşülür.
Yayımlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmayan kararnameler bu tarihte, Türkiye Bü yük Millet Meclisince reddedilen kararnameler bu kararın Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Değiştirilerek kabul edilen kararnamelerin değiştirilmiş hükümleri, bu değişikliklerin Resmî Gazetede yayımlandığı gün yürürlüğe girer.
C. Milletlerarası andlaşmalan uygun bulma MADDE 87. — Türkiye dumhuriyeti adına yabancı Devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.- *> Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlasmalar, devlet maliyesi bakımından bir yüklenme gerektirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet halk larına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe ıkonalbilir. Bu takdirde, bu andlasmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.
(Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmalan ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulun ması zorunluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarım ilgilen diren andlasmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.
Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır^ Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlasmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Ana yasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamaz,, D. Silaha kuvvet kullanılmasına izin verme MADDE 818. — Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiyenin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silalhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiyede bulunması na izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.
Ülkenin âni bir silahlı saldırıya uğraması ve bu nedenle silah kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde Cumhurbaşkanı da, Türk Silalhlı Kuvvetlerinin, silaıh kullanmasına karar verebilir.
IIIH Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçim dönemi ıMADDE 89. — Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri beş yılda bir yapılır.
Meclis, bu süre dolmadan seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Süresi biten milletvekili yeniden se çilebilir.
Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin toplanmasına kadar sürer.
IV. Türkiye Büyük Millet Meclisi secjnılerinln geriye bırakılması ve ara seçimleri MADDE 90. — Türkiye Büyük Millet Meclisi, savaş, sıikıyönetim veya olağanüstü haller sebebiyle, yeni seçimlerin yapılmasına imlkân görülmezse, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebilir» Cumhurbaşkanı da aynı sebeplerle seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasını Türkiye Büyülk Millet Meclisin den isteyebilir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde, ara seçime gidilir. Ara seçim, her se çim döneminde kural olarak bir defa yapılır ve genel seçimden otuz ay geçmedikçe ara seçime gidilemez.
Ancak, boşalan üyeliklerin sayısı, üye tam sayısının yüzde beşini bulduğu hallerde, ara seçimlerin üç ay içinde yapılmasına karar verilir, Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Genel seçimlere bir yıl kala, herhangi bir sebeple, ara seçimi yapılamaz.
Cumhurbaşkanlığı seçimine bir yıl kala, Cumhurbaşkanı seçimlerin ertelenmesini isteyemez.
V. Seçimlerin genel yönetim ve denetimi MADDE 91. — Yargı organlarının genel yönetimi ve denetimi altında yapılması gereken, seçimlerin, baş lamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresiınce ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve iti razları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Milet Meclisi seçim tutanaklarını kalbul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur., Yüksek Seçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.
Yüksek Seçim Kurulu yedi asıl ve dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Ge nel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının saltt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Bu üye ler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekli seçerler.
Yüksek Seçim Kuruluna Yargıtay ve Danıştaydan seçilmiş üyeler arasından adçekme ile ikişer yedek üye ayrılır. Yüksek Seçim Kurulu başkanı ve başkanvekili adçekmeye girmezler.
VI, Üyelikle ilgili hükümler A. Milletin temsili MADDE 92« — Türkiye Büyük Müiet Meclisi üyeleri, seçildikleri bölgeyi, veya kendilerini seçenleri de ğil, bütün Milleti temsil ederler, B. Andiçme MADDE 93. — Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, görevlerine başlarken aşağıdaki şekilde andiçerler:
«Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma; toplumun huzuru, millî dayanışma ve sosyal adalet anlayışı içinde herkesin in san haklarından ve temel özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma; hukukun üstünlüğünü sağlayacak demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine bağlı kalacağıma namusum ve şerefim üzerine andiçerim.» C Üyelikle bağdaşmayan işler MADDE 94. — Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, devlet ve diğer kamu tüzelkişilerinde ve bunlara bağlı kuruluşlarda; devletin veya diğer kamu tüzelkişilerinin doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak ka tıldığı teşebbüs ve ortaklıklarda; özel gelir kaynakları ve özel imkânları kanunla sağlanmış kamu yararına çalışan derneklerin ve devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıfların yönetim kurullarında ve başka idlerinde görev alamazlar; bunların herhangi bir yütklenme işlini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kabul edemezler, taraf oldukları anlaşmazlıklarda leh ve aleyhte vekâlet alamazlar, hakemlik yapa mazlar.
Türkiye Büyük Mîllet Meclisi üyeleri, yürütme organının teklif, inha, atama veya onamasına bağlı res mî veya özel herhangi bir işle görevlen'dirflemezler. Bir üyenin beli konuda ve altı ayı aşmamak üzere Ba kanlar Kurulunca verilecek geçici bir görevi kabul etmesi, Meclisin kararma bağlıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği ile bağdaşmayan diğer görev ve isler kanunla gösteriliri D. Yasama dokunulmazlığı MADDE 95. — Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Mecllis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mec liste ileri sürdükleri düşüncelerden ve bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tu tulamazları, Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Seçkiden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir miletvekili, Meçisin kararı olmadıkça tutu lamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargıianamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali bu hükmün dişındaıdır; ancak, bu halde, yetkliıli makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük MMet Meclisine bildürmek zorundadır, Türkiye Büyük Mİlet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyeik süresince zamanaşımı işlemez.
Tekraır seçilen milletvekili hakkımdaki soruşturma ve kavuşturana, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kal'dırmasına bağlıdır Türküye Büyük Millet Mecisin'deki siyasî parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgii görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.
E. Üyeliğin düşmesi MADDE 96. — Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği, bir üyenin üye seçilmeye engel bir suçtan dolayı hüküm giymesi, istifa etmesi, kısıtlanması, üyelikle bağdaşmayan bir hizmet kabul etmesi veya Meclis çalış malarına bir yasama yılı içinde izinsiz veya özürsüz olarak toplam kırkbeş gün katılmaması yüzünden üye liğinin düşmesine Meclisçe karar verilmesi hallerinde sona erer.
Partisinden istifa eden milletvekili, o seçim dönemi içinde ancak, bağımsız olarak üyeliğini sürdürebilir; bir başka partiye girmesi veya Bakanlar Kurulunda görev alması hallerinde üyeliği sona erer.
Anayasa Mahkemesince, partisi kapatılan milletvekillerinin de üyelikleri, kapatma kararının Resmî Gaze tede yayımlandığı tarihte sona erer.
F. İptal istemi MADDE 97. — Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya üyeliğin düştüğüne Meclisçe karar verilme si hallerinde, karar tarihinden başlayarak bir hafta içinde, ilgiH üye veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyele rinden herhangi biri, bu kararın, Anayasa veya İçtüzük hükümlerine aykırıhğı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini onbeş gün içinde karara bağlar.
G. ödenek ve yolluklar MADDE 98. — Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin ödenek ve yollukları kanunla düzenlenir.
ödenek ve yollukların en çok üç aylığı önceden ödenebilir.
VII. Türkiye Büyük Millet Meclisinin faaliyeti ile ilgili hükümler A. Toplanma ve tatil MADDE 99. — Türkiye Büyük Millet Meclisi, her yıl Eylül ayının ilk günü kendiliğinden toplanır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanının konuşması ile açılır.
Meclis, yılda en çok üç ay tatil yapabilir; ara verme veya tatil sırasında, doğrudan doğruya veya Bakanlar Kurulunun istemi üzerine, Cumhurbaşkanınca toplantıya çağırılır.
Meclis Başkanı da doğrudan doğruya veya üyelerin beşte birinin yazılı istemi üzerine, Meclisi toplantıya çağırır.
Ara verme veya tatil sırasında toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisinde, öncelikle bu toplantıyı gerektiren konu görüşülür.
B. Başkanlık Divanı MADDE 100. — Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanı, Meclis Başkanı, Başkanveküleri, Kâtip Üyeler ve idare Amirlerinden oluşur.
Başkanlık Divanı, Meclisteki siyasî parti guruplarının üye sayısı oranında Divana katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Meclis üyeleri içinden, Meclisin toplandığı günden itibaren orj gün içinde, Başkanlık Divanına bildirilen adaylar arasından gizli oyla bir yasama dönemi için Meclisçe se çilir. tik iki turda üçte iki, üçüncü turda salt çoğunluk aranır. Üçüncü turda salt çoğunluk sağlanamazsa, bu turda en çok oy alan iki aday için dördüncü tur oylama yapılır; dördüncü turda en fazla oy alan başkan seçil miş olur.
Başkanvekilleri, kâtip üyeler ve idare amirleri için bir seçim döneminde iki seçim yapılır, ilk seçilenlerin görev süresi iki yıl, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi üç yıldır; bunların seçim nisabı, tur sayısı ve usul leri Meclis İçtüzüğünde belirlenir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, üyesi bulunduğu siyasî partinin veya parti gurubunun Meclis için de veya dışındaki faaliyetlerine; başkan ve başkanvekilleri görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar; başkan oy kullanamaz, C. İçtüzük, siyasi parti grupları ve kolluk İşleri MADDE 101. — Türkiye Büyük Millet Meclisi, çalışmalarını, kendi yaptığı İçtüzük hükümlerine göre yü rütür.
İçtüzük hükümleri, siyasî parti gruplarının, Meclisin bütün faaliyetlerine üye sayısı oranında katılmalarım sağlayacak yolda düzenlenir. Siyasî parti grupları, en az yirmi üyeden meydana gelir.
Meclis, kendi kolluk işlerini Başkanı eliyle düzenler ve yürütür.
D. Toplantı ve karar yeter sayısı MADDE 102. — Bu Anayasada, başkaca bir hüküm yoksa, Türkiye Büyük Millet Meclisi en az üye tam sayısının üçte biri ile toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir; ancak karar yeter sayısı hiçbir şekilde üye tam sayısının dörtte birinden az olamaz.
E. Görüşmelerin açıklığı ve yayınlanması MADDE 103. — Türkiye Büyük Millet Meclisi görüşmeleri açıktır. Bu görüşmeler, tutanak dergisinde tam olarak yayınlanır.
Meclis, İçtüzük hükümlerine uygun olarak kapalı oturumlar yapabilir; bu oturumlardaki görüşmelerin ya* yımı Meclisin kararına bağlıdır.
Meclisteki açık görüşmelerin her türlü vasıta ile yayımı önlenemez.
VIII. Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim yollan A. Genel olarak MADDE 104. — Türkiye Büyük Millet Meclisi soru, Meclis araştırması, genel görüşme, gensoru ve Mec lis soruşturması yollarıyla denetleme yetkisini kullanır.
Soru, Bakanlar Kurulu adına, sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılmak üzere Başbakan veya Bakanlar dan bilgi istemekten ibarettir.
Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinilmek için yapılan incelemeden ibarettir.
Genel görüşme, toplumu ve devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesidir.
Soru, Meclis araştırması ve genel görüşme ile ilgili önergelerin verilme şekli, içeriği ve kapsamı ile ce vaplandırılma, görüşme ve araştırma yöntemleri Meclis İçtüzüğü ile düzenlenir.
B. Gensoru MADDE 105. — Gensoru önergesi, bir siyasî parti grubu adına veya en az yirmi milletvekilinin imza sıyla verilir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Gensoru önergesi, verilişinden sonraki üç gün içinde bastırılarak üyelere dağıtılır; dağıtılmasından itibaren on gün içinde gündeme alınıp alınmayacağı görüşülür. Bu görüşmede, ancak önerge sahiplerinden biri, siya sî parti grupları adına birer milletvekili, Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakan konuşabilir.
Gündeme alma kararıyla birlikte, gensorunun görüşülme günü de belli edilir; ancak, gensorunun görüşül mesi, gündeme alma kararının verildiği tarihten başlayarak iki gün geçmedikçe yapılamaz ve yedi günden son raya bırakılamaz.
Gensoru görüşmeleri sırasında üyelerin veya grupların verecekleri gerekçeli güvensizlik önergeleri veya Bakanlar Kurulunun güven isteği, bir tamgün geçtikten sonra oylanır.
Bakanlar Kurulunun veya bir balkanın düşürülebilmesi, üye tamsayısının salt çoğunluğuyla olur; oyla mada yalnız güvensizlik oyları sayılır.
Meclis çalışmalarının dengeli olarak yürütülmesi amacına ve yukardaki ilkelere uygun olmak kaydıyla gensoru ile ilgili diğer hususlar İçtüzükte belirlenir.
C. Meclis soruşturması MADDE 106. — Başbakan veya bakanlar hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği önerge ile, soruşturma açılması istenebilir. Meclis, bu istemi en geç bir ay içinde görüşür ve karara bağlar.
Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, üyeler arasından ad çekme suretiyle kurulacak onbeş kişi lik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır. Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu en geç iki ay sonunda Meclise sunar.
Meclis, raporu öncelikle görüşür ve ilgilinin gerektiğinde Yüce Divan'a şevkine karar verebilir. Yüce Divan'a sevk kararı, ancak üye tamsayısının salt çoğunluğu ile alınır.
Meclisteki siyasî parti gruplarında, Meclis soruşturması ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.
IX. Kanunların yapılması AJ Kanun teklif etme yetkisi MADDE 107. — Kanun teklif etmeye, Bakanlar Kurulu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri yetkili dir.
Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri, kendi tekliflerini Meclis komisyonlarında savunabilirler.
B. Kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi ve kabulü MADDE 108. — Kanun tasarı ve teklifleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülür ve kabul edilir.
Kanunların Mecliste görüşülme usulü ve esasları İçtüzükte düzenlenir.
C. Kanunların Cumhurbaşkanınca yayımlanması MADDE 109. — Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince kaibul edilen kanunları on gün içinde yayımlar; Devlet Danışma Konseyinin de görüşünü aldıktan sonra, yayınlanmasını uygun bulmadığı kanun ları, bir daha görüşülmek üzere, bu hususta gösterdiği gerekçe ile birlikte, aynı süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. Devlet Danışma Konseyinin inceleme süresi bu sürenin dışındadır. Bütçe ka nunları ve Anayasa, bu hükme tabi değildir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, geri gönderilen kanunu aynen kabul ederse, kanun Cumhurbaşkanınca yayınlanır; Meclis, geri gönderilen kanunda değişiklik yaparsa, Cumlhurtoaş'kanı değiştirilen kanunu tekrar Meclise geri gönderebilir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) İKİNCİ BÖLÜM YÜRÜTME I. CUMHURBAŞKANİ A. Nitelikleri ve tarafsızlığı MADDE 110. — Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış kendi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaş ları arasından yedi yıllık: bir süre için seçilir. Cumhurbaşkanı adayı olabilmek için en az on yıldan beri Türk vatandaşı olmak şartı da aranır.
Cumhurbaşkanı adaylarının, seçime başlama tarihinden önceki on gün içinde, Meclis Başkanlık Divanına bildirilmesi gerekir. Cumhurbaşkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri dışından aday gösterilebilme si, Meclis üye tam sayısının en az beşte birinin yazılı önerisiyle mümkündür.
Bir kimse, arka arkaya iki defa Cumhurbaşkanı seçilemez, Cumhurbaşkanı seçilenin, partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.
B. 'Seçimi MADDE 111. — Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir. Seçimin yirmi günde tamamlanması gerekir.
Beşer gün ara ile yapılacak oylamaların ilk ikisinde bu çoğunluk sağlanamazsa, beş gün sonra üçüncü oylamaya geçilir; üçüncü tur oylamada, oyların salt çoğunluğunu sağlayan aday, seçilmiş olur.
Üçüncü turda da çoğunluk sağlanamadığı takdirde, bu turda en çok oy alan iki adayın katılmasıyla dör düncü tur oylama yapılır. Dördüncü oylamada, en çok oy alan aday, Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.
C. And içmesi MADDE 112. — Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki andı içer:
«Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Türk Devletinin bağımsızlığına, vatanın ve milletin bütünlüğüne yönelecek her tehlikeye karşı 'koyacağıma; milletin kayıtsız şartsız egemenliğini ve Anayasayı sayacağıma ve savuna cağıma; , Atatürk inkılâplarına bağlı kalacağıma; insan haklarına dayanan demokrasi ve hukuk devleti ilke lerinden ve tarafsızlıktan aynlmıyacağıma; Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini koruyup yüceltmek ve üzerime aldığım görevi yerine getirmek için. bütün gücümle çalışacağıma, büyük Türk Milleti ve tarih önün de, namusum ve şerefim üzerine and içerim.» D. Görev ve yetkileri MADDE 113. — Cumhurbaşkanı, Devletin başıdır. Bu sıfatla, Türkiye Cumhuriyeftini ve (milletin birliğini temsil eder.
Cumhurbaşkanı, Anayasanın uygulamasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.
Cumhurbaşkanı, gerekli gördükçe, Bakanlar Kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağırır; yabancı deıvletlere Türk Devletinin temsilcilerini gönderir ve Türkiyeye gönderilen yabancı dövlet temsilcilerini kalbul eder; milletlerarası andlaşmalan onaylar ve yayımlar; sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle belirli kişilerin cezalarını hafifletebilir veya kaldırabilir; ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar verir veya af yetkisine 'dayanarak ölüm cezasını müebbet ağır hapis cezasına çevirebilir.
Cumhurbaşkanı, ayrıca, Anayasada ve diğer kanunlarda gösterilen görevleri yerine getirir ve yetkileri kul lanır.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) E. Sorumsuzluğu MADDE 114. — Cumhurbaşkanı, göreviyle ilgili işlemlerinden sorumlu değildir.
Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gere'k olmak sızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca im zalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur.
F. Sorumluluğu MADDE 115. — Cumhurbaşkanı, vatan hainliğinden dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsa yısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az üçte ikisinin vereceği kararla suçlandırılır.
G. Cumhurbaşkanına vekillik etme MADDE 116. — Cumhurbaşkanının hastalık ve yurt dışına çıkma gibi sebeplerle geçici olarak göre vinden ayrılması hallerinde, görevine dönmesine kadar; ölüm, çekilme veya başka bir sebeple Cumhurbaşkanı makamının boşalması halinde de yenisi seçilinceye kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cumhur başkanlığına vekillik eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır.
H. Görevin sona ermesi ve yeni Cumhurbaşkanı seçimi MADDE 117. — Cumhurbaşkanına görev süresinin dolmasına yirmi gün kalınca veya Cumhurbaşkanlığı boşalınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni Cumhurbaşkanını seçer. Her iki halde de Cumhurbaşkanlığı için gösterilecek adayların, seçime başlama tarihinden önceki on gün içinde, Meclis Başkanlık Divanına bil dirilmesi gerekir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı halinde değilse, hemen toplantıya çağırılır.
Görevi biten Cumhurbaşkanlarının, sonraki yasama şartlan ve imkanları kanunla düzenlenir.
1. Devlet Danışma Konseyi 1. Kuruluşu MADDE 118. — Cumhurbaşkanına danışmanlık yapmak üzere Devlet Danışma Konseyi kurulur.
Konsey aşağı'daki üyelerden oluşur :
a. Tabiî üyeler : Eski Cumhurbaşkanları ve eski Anayasa Mahkemesi Başkanları ile esk'i Genel Kur may Başkanları Konseyin tabiî üyeleridir.
b. Cumhurbaşkanınca, Devlete ve Millete üstün hizmetlerde bulunmuş kişiler arasından seçilecek yir mi üye.
c. Konseyin tabiî üyeleri ile Cumhurbaşkanınca seçilen üyelerin birlikte, (b) fıkrasında belirtilen nite likleri taşıyan kişiler arasından seçecekleri on üye.
Devlet Danışma Konseyi üyeleri, tabiî üyeler dışında, yetmişbeş yaşını aşmamak üzere, altı yıl süre ile görev yaparlar; süresini tamamlayan üye yeniden seçilebilir.
2. Görevleri MADDE 1119. — Devlet Danışma Konseyinto görevleri şunlardır :
a. Cumhurbaşkanınca istenilecek konularda incelemeler yapmak ve görüş bİMrmek;
b. 'Cumhurbaşkanının, Anayasanın yüzdökuzuncu maddesine göre kanunları bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderme yetkisini kullanmasından önce görüş bildirmek,! Damşma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) 3. Devlet Danışma Konseyi Üyeleri ile ilgili hükümler a. Andiçnıc MADDE 120. — Devlet Danışma Konseyi üyeleri; göreve başlarken Anayasanın doksanüçüncü maddesin deki metne uygun olarak, andiçerler.
b. Dokunulmazlık MADDE 121. — Devlet Danışma Konseyi üyeleri, Konseydeki çalışmalarında açıkladıkları görüşlerinden ve kullandıkları oylardan sorumlu tutulamazlar ve Anayasanın dokisantbeşinci maddesinde yasama meclisi üyeleri için öngörülen dokunulmazlıktan yararlanırlar.
c. Üyelikle bağdaşmayan işler MADDE 122. — Devlet Danışma Konseyine seçilenler, devlet ve diğer kamu tüzelkişileri ile bunlara bağlı kurum ve kuruluşlarda, devletin ve diğer kamu tüzelkişilerinin doğrudan doğruya veya dolayısıyla ka tıldıkları ve ilgili oldukları teşelbbüs ve ortaklıklarda görev alamazlar; bunlara ait herhangi bir taahhüt işini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kabul edemezler ve bunların taraf olduğu anlaşmazlıklarda temsilcilik, hakemlik veya vekalet görevi yapamazlar; siyasî partilere üye olamazlar.
d. Üyeliğin düşmesi MADDE 123. — Devlet Danışma Konseyi üyeliği, istifa, kısıtlanma, üyelikle bağdaşmayan bir iş kabul et me, talksirli suçlar hariç olmak üzere bir suçtan altı ay veya daha fazla ağır hapis veya hapis cezasına hüküm giyme veya Konsey toplantılarına bir yıl içinde izinsiz veya özürsüz olarak kırkbeş gün katılmama hallerinde, Konseyin kararı ile düşer.
e. Aylık ve ödenekleri MADDE 124. — Devlet Danışma Konseyi üyelerinin aylık ve ödenekleri, kanunla düzenlenir. Aylık ve ödeneklerinin en çok üç aylığı peşin ödenebilir.
4J Devlet Danışma Konseyinim çalışmasına ilişkin hükümler MADDE 125. — Cumhurbaşkanı, Konseyin tabiî başkanıdır.^ Konsey, Başkan ve Başkanivekillkii seçer; Başkanlık Divanının diğer üyeleri, içtüzüğe göre seçilir.
Başkanlık Divanının görev süresi ikli yıldır.
Konsey, üye tamsayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve içtüzüğünde aksine bir hüküm bulunmayan hal lerde, toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir., Konseyfin toplantı dönemi içtüzüğünde gösterilir. Cumhurbaşkanı, gerekli gördüğü zaman Konseyi top» lan'trya çağırır Konsey, çalışmalarını kendi yapacağı içtüzüğe göre yürütür.
H< BAKANLAR KURULU A.; Kuruluş MADDE 126. — Bakanlar Kurulu, Başbakan ve Bakanlartd'aın oluşur,;
Başbakan, Cumhurbaşkanınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya milletveklili seçilime yeterliğine salhip olanlar arasından atanır; usulüne uygun olarak Cumhurbaşkanınca görevine son verilebilir < Bakanlar, Türkiye Büyük Millet Mecljsi üyeleri veya milletveklili seçilme yeterliğine salhip olanlar ara sından Başbakanca seçilir ve Cumhurbaşkanınca atanır; gerektiğinde Başbakanın önerisi üzerine, Cumhur başkanınca görevlerine son verilir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) B. Göreve başlama ve güvenoyu MADDE 127. — Bakamlar Kumlumun listesi tam olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise toplantıya çağrılır, Bakamlar Kurulunun programı, kuruluşundan en geç bir hafta içinde Başbakan veya bir Bakan tarafın' dan Türkiye Bülyük Miie't Meclisinde okunur ve güvenoyuna başvurulur. Güvenoyu için görüşmeler, prog ramın okunmasından iki tam gün geçtikten sonra başlar ve1 görüşmderin bitiminden bir tam gün geçtikten sionra oylama yapılır.^ C. Görev sırasında güvenoyu ' MADDE 128. — Başbakan, gerekl görürse, Bakanlar Kurulumda görüştükten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisinden güven isteyebilir.
Güven istemi, Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmeslinden bir tam gün geçmedikçe görüşülemez ve görüşmelerin bitiminden bir tatm gün geçmedikçe oya konulamaz.
Güven istemi, ancaik üye tamsayısının salt çoğunluğuyla reddedilebilir..* D. Görev ve siyasî sorumluluk MADDE 129. — Başbakan, Bakanlar Kurulunun genel siyasetini belirler ve Bakanlarla işbirliği halinde yürütür. Bakanlar Kurulu, bu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumludur, Her Bakan, yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden ayrıca sorumludur.
Bakanlar, dbkunulımazlılk ve yasaklamalar bakımından Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleriyle aynı du rumdadır.
E. Bakanlıkların kurulması ve bakanlar MADDE 130. — Bakanlıklar, kanunun koyduğu esaslara göre kanunla kurulur ve kaldırılır.
Açık olan bakanlıklarla izinli veya özürlü olan bir bakana, diğer bir bakan geçici olarak vekillik eder, :
Ancak, bir bakan birden fazlasına vekillik edemez.
Türküye Büyük Millet Meclisi kararıyla Yüce Divana verilen bir bakan, bakanlıktan düşer.
Herhangi bir sebeple boşalan bakanlığa en geç on beş gün içinde atama yapılır.
F. Tüzükler MADDE 131. — Bakanlar Kurulu, kanunun uygulamasını göstermek ve emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak ve Danıştayın incelemesinden geçirilmek şartıyla tüzükler çıkarabilir.
Danıştay, bu inceletmesini İM ay içinde tamamlamak zıorumdadır, Tüzükler, Cumhurbaşkanınca imzalanır ve kanunlar gibi yayımlanır.
( G4 Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerimin Cumhurbaşkanınca yenilenmesi MADDE Î32. — Anayasanın yüzbeş ve yüzyirmisekizinci maddeleri uyarınca verilen güvensizlik oyu ile Bakanlar Kurulu düşmüşse, Başbakan, Cumhurbaşkanından Meclis seçimlerinin yenilenmesüni isteyebilir.
Düşürülen Başbakanın birinci fıkra uyarınca seçimlerin yenilenmesini istememesi ve yeni Bakanlar Ku rulunun otuz gün içinde kurulamaması halinde ise, Cumhurbaşkanı, Türlkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Devlet Danışma Konseyi Başlkanına danışarak seçimlerim yenülenımesinıi isteyebilir, Yenilenme kararı Resmî Gazetede yayımlanır ve hemen seçime gidilir.
İÜ. MiUî Savunma A. Başkomutanlık ve Genelkurmay Başkanlığı MADDE 133. — Başkomutanlık:, Türlkiye Büyük Millet Meclisinin manevî varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafındam temsil olunur.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Mîllî güvenliğin sağlaniMaısından ve Silahlı Kuvvetlerin saıvaşa hazırlanımasınıdan, Türkiye Büyük Milet Meclisine karşı, Bakanlar Kurulu sorumludur, Genelkurmay Balkanı, Silalhlı Kuvvetlerin komutanıdır.
Genelkurmay Başkanı, Bakanlar Kurulunum teklifli üzerüne, Cumhurbaşkanınca atanır; görev ve yetkileri kanunla düzenlenip Genelkurmay Başkam, bu görev ve yetkilerinden dolayı Başbakana karşı sorumludur.
Milî Savunma Bakanlığımın görev ve yetkileri, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarıyla ilişkilerli kanunla düzenlenir, B. Millî Güvenlik Korulu MADDE 134. — Millî Güvenlik Kurulu, Cumhurbaşkanının başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Mec lisi Başkanı, Devlet Danışma Konseyi Başkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Millî Savunma, İçişleri ve Dışişleri Bakanları, Kuvvet Komutanları ile her toplantı için ilgisine göre Cumhurbaşkanı tarafından belirle necek Bakanlardan oluşur.
Millî Güvenlik Kurulunun gftndemi, Cumhurbaşkanınca belirlenir. Kurulun aldığı kararlar, Bakanlar Ku ruluna bildirilir. Devletlin varlığı, bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği ve toplumun huzur ve güvenliğinin korunması için alımacak kararlar, Bakanlar Kurulu için, uyulması gereken tavsiye" niteliğindedir.
IV. Olağanüstü yönetim usulleri A] Olağanüstü haller 1. Tabu âfet ve ağır ekonomik bunalım nedenleriyle olağanüstü hal ikin MIA1DDE 135. — Talbiî âfet veya ağır ekonomik bunalım hallerinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında top lanan Bakanlar Kurulu, yurdun bir veya birden fazla bölgesimde veya bütününde süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hail ilan edebilir.! 2* Şiddet olaylamron yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması nedenleriyle olağanüstü hal ilâm MADDE 136. — Anayasa ile kurulan özgür demokratik düzeni veya temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait did'dî belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları nedeniyle kamu düzenlinin ciddî şekilde bozulması hallerimde de, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Ba- ' kanlar Kurulu, yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya .bütünlünde, süresi iki ayı 'geçmemek üzere ola ğanüstü hal ilanı edeblil'ir.
3. Olağanüstü hallerle ilgili düzenleme MADDE 137. — Anayasamın yüzotuzbeş ve yüzotuzaltmcı maddeleri uyarınca olağanüstü hal ilanına karar verilmesi hallerinde, bu karar Resmî Gazetede yayımlanır ve hemen Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi, tatilde ise, derhal toplantıya çağrılır. Meclis, olağanüstü hal süresini değiştirebilir veya Balkanlar Kurulumun istemi üzerine, her biri iki ayı geçmemek üzere, süreyi uzatabilir.
Ekonomik nelenlere dayalı olağanüstü hallerde, vatandaşlar için getirilecek para, mal ve çalışma yüküm lülükleri üle olağanüstü hallerin her türü için geçerli olmak üzere, Anayasanın ondördüncü maddesindeki ilkeler doğrultusunda temel hak ve özgürlüklerin nasıl sınırlanacağı veya nasıl durdurulacağı, halin gerektir diği önlemleri alabilecekler ve bunlara verilecek yetkiler, kamu görevlilerinin durumlarında yapılabilecek de ğişiklikler ve olağanüstü yönetim usulleri, öncelikle Olağanüstü Hal Kanunu'nda düzenlenir.
Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanı Bakanlar Kurulu ile birlikte, olağanüstü hal kanununa dayana rak, durumun gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir. Bu kararnameler, Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur; bunların Meclisçe onay lanmasına ilişkin özel süre ve usul, İçtüzükte belirlenir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) B. Sıkıyönetim, savunma hazırlığı, seferberlik ve savaş hali MADDE 138. — Savaş hali, savaşı gerektirecek bir durumun başgöstermesi, ayaklanma olması veya va tan ve Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkış mamn veya ülkenin ve Milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren veya Anayasanın tanıdığı özgür demokratik düzeni veya temel hak ve özgürlük leri ortadan kaldırmaya yönelen şiddet hareketlerinin yaygınlaşması sebebiyle, Cunmurbaşkam başkanlığında Bakanlar Kurulu, Millî Güvenlik Kurulunun da görüşünü aldıktan sonra, süresi iki ayı aşmamak üzere yur dun bir veya birden fazla* bölgesinde veya bütününde sıkıyönetim ilan edebilir. Bu karar, derhal Resmî Ga zetede yayımlanır ve aym gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı halinde değilse hemen toplantıya çağırılır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, gerekli gördüğü tak dirde sıkıyönetim süresini kısaltabilir, uzatabilir veya sıkıyönetimi kaldırabilir.
Sıkıyönetimin her defasında iki ayı aşmamak üzere uzatılması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararma bağlıdır.
Sıkıyönetim süresince, bütün kolluk kuvvetleri Sıkıyönetim Komutanının emrine girer.
Sıkıyönetim Komutanı, ilgili kanuna uygun olarak, temel hak ve özgürlüklerin askıya alınması da dahil olmak üzere, gerekli önlemleri alır.
Sıkıyönetim, savunma hazırlık durumları, seferberlik ve savaş hallerinde, hangi hükümlerin uygulanacağı ve işlemlerin nasıl yürütüleceği, özgürlüklerin nasıl kayıtlanacağı veya durdurulacağı ve savaş veya savaşı ge rektirecek bir durumun başgöstermesi halinde vatandaşlar için getirilecek yükümler, kanunla düzenlenir.
V. Malî hükümler A. Kamu harcamalarının finansmanı ve T.C. Merkez Bankası 1. Vergi ve benzeri malî yükümlülükler MADDE 139. — Vergi, herkesin kamu giderlerine katılma payıdır.
Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağlımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.
Vergi ve benzeri yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.
Vergi ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık ve istisnalarıyla oran ve miktarlarına ilişkin hükümlerin de kanunun belirttiği sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.
2. Borçlanma MADDE 140. — Devlet ile kamu tüzelkişileri, kanunların tanıdığı yetkiler çerçevesinde kredi anlaşma ları yapabilirler ve tahvil çıkartabilirler.
Hazinenin nakit ihtiyacım karşılamak için, doğrudan veya dolaylı olarak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kaynakları kullanılamaz. Ancak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Hazineye, miktarı carî yıl genel bütçe ödenekleri toplamının yüzde onbeşini geçmemek üzere, kısa vadeli bir avans hesabı açabilir.
Her yıl için bu esasa göre hesaplanacak avans miktarından, bir önceki yılda alman avanslar mahsup edilir ve Hazineye o yıl sadece aradaki fark ödenebilir.
3. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası MADDE 141. — Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilen para ve kredî ilkelerini, kalkınma planları ve yıllık programlara uygun tarzda yürütmek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının görevidir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı, Cumhurbaşkanınca tayin edilir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, devlet, iktisadı kamu teşebbüsleri, belediyeler ve özel idarelerce çıkartılmış tahvilleri satın alamaz; bankaların kamu kesimine açtıkları kredileri doğrudan veya dolaylı for müllerle aktifine geçiremez.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, döviz giriş ve çıkışlarının para arzında yol açabileceği olumsuz dalgalanmaları gidermek amacıyla, kambiyo denkleştirme operasyonlarını yürütür.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) B. Bütçeler İd Bütçelerin hazırlanması ve uygulanması MADDE 142. — Devlet ve kamu tüzel kişilerinin harcamaları, en fazla bir yıllık bütçelerle yapılır.
Genel ve> katma bütçeler ile kamu iktisadî teşebbüsleri bütçelerinin nasıl hazırlanacağı ve uygulanacağı kanunla gösterilir. Kamu iktisadî teşebbüslerinin bütçeleri, müfredatlı tek bir konsolide bütçe içinde topla nır.
Kanun, kalkınma planları ile. ilgili yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetler için, özel süre ve usuller koyabilir.
Bütçe kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiç bir hüküm konulamaz; mevcut kanunların hüküm lerini açıkça veya dolaylı olarak değiştiren veya kaldıran hükümler getirilemez.
2. Malî yıl MADDE 143. — Genel ve katma bütçeler ile belediye ve özel idare bütçeleri açısından malî yıl başlangı cı, kanunla belirlenir.
Kamu iktisadî teşebbüslerinde, bütçe döneminin başlangıcı Ocak ayının birinci günüdür.
3. Bütçenin görüşülmesi MADDE 144. — Bakanlar Kurulu, genel ve katma bütçe tasarıları ile millî bütçe tahminlerini gösteren ra poru, malî yıl başından en az üç ay önce, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar.
Bütçe tasarıları ve rapor, kırk üyeden kurulu Bütçe Komisyonunda incelenir. Bu komisyona, iktidar grubu veya gruplarından en az yirmibeş üye katılır; komisyonun kalan onbeş üyesi, oranlarına göre, diğer siyasî par ti gruplarından ve bağımsızlardan oluşur.
Bütçe Komisyonunun iki ay içinde kabul edeceği metin, Türkiye Büyük Millet Meclislinde görüşülür ve malî yıl başına kadar karara bağlamr.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, genel kurulda, Bakanlık ve daire bütçeleriyle katma bütçeler hak kındaki düşüncelerini, her bütçenin tümü üzerindeki görüşmeler sırasında açıklarlar; bölümler ve değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oya konur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, bütçe kanunu tasarılarının genel kurulda görüşülmesi sırasında, gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar.
4. Belediye, özel idare ve kamu iktisadî teşebbüsleri bütçeleri MADDE 145. — Belediye ve özel idarelerin konsolide bütçe raporları, Bütçe Komisyonunda İçişleri Bakan lığı bütçesi görüşülürken incelenir.
Kamu iktisadî teşebbüsleri konsolide bütçe tasarısı, her yıl Aralık ayı başında Bütçe Komisyonuna sunulur, 5. Malî yıl içinde bütçelerde değişiklik yapılabilme esasları MADDE 146. — Genel ve katma bütçelerle verilen ödenek, harcanabilecek miktarın sınırını gösterir. Har canabilecek miktar sınırının Bakanlar Kurulu kararıyla aşabileceğine dair bütçelere hüküm konulamaz. Bakan lar Kuruluna kanun hükmünde kararname ile bütçede değişiklik yapmak yetkisi verilemez. Carî yıl bütçesinde ödenek artışını öngören değişiklik tasarılarında ve ileriki yıl bütçelerine yük getirecek nitelikteki kanunlarda, be lirtilen giderleri karşılayabilecek malî kaynak göstermek zorunludur.
C. Kesin Hesap MADDE 147. — Kesinlhesap kanun tasarıları, kanunda daha kısa bir süre kabul edilmemiş ise, ilgili olduk ları malî yılın sonundan başlayarak, en geç 6 ay sonra, Bakanlar Kurulunca Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulur. Sayıştay, genel uygunluk bildirimini, ilişkin olduğu kesin hesap kanunu tasarısının verilmesinden başlayarak en geç üç ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunar.
Damşma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya linçi Ek) — Î29 — Kesinhesap kanunu tasarısı, yeni yıl bütçe kanunu tasarısıyla birlikte Bütçe Komisyonu gündemine alınır.
Bütçe komisyonu, bütçe kanunu tasarısıyla kesinhesap kanunu tasarısını genel kurula birlikte sunar. Genel Ku rul, kesinhesap kanunu tasarısını, yeni yıl bütçe kanunu tasarısıyla beraber görüşerek karara bağlar.
Kesinhesap kanunu tasarısı ve genel uygunluk bildiriminin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verilmiş ol ması, ilgili yıla a'it sayıştayca sonuçlandırılamamış denetim ve hesap yargılamasını önlemez ve bunların ka rara bağlandığı anlamına gelmez.
D, Ekonomik ye Sosyal Konsey 'MADDE 148. — Ekonomik ve Sosyal Konsey, mlillî ekonomıinin isitükrar içinde gelişmesini sağlamak, eko nomik ve sosyal politika arasındaki dengeyi kurmak, çeşitli ekonomik sektörler arasındaki uyum ve işbirliğini gerçekleştirmek, çalışanların ücret, aylık, ikramiye ve sosyal yardımları arasındaki denge ve hakkaniyeti sağ lamak amaçlarıyla, Bakanlar Kuruluna önerilerde bulunur. Konsey, ayrıca ekonomik ve sosyal konulara ilişkin kanun tasarı ve teklifleri hakkında Bakanlar Kuruluna görüş bildirir veya yeni öneriler sunar.
Ekonomik ve Sosyal Konsey, Maliye, Sanayi ve Teknoloji, Tarım ve Orman, Çalışma Bakanları; Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkam; en çok üyesi olan işçi ve işveren üst kuruluşlarınca seçilecek üçer üye; Cumhurbaşkanınca iktisat, sosyal siyaset ve hukuk alanlarındaki uzman lardan seçilecek üç üye olmak üzere, onbeş üyeden oluşur.
Konseyin Kuruluş ve işleyiş şekli, seçilenlerin süresi ve özlük işleri, kanunla düzenlenir, E. Yüksek Hakem Kurulu MADDE 149. — Yüksek Hakem Kurulu, Anayasanın ellisekizinci maddesinde öngörülen hallerde doğru dan; grev veya lokavtın altmış gün devam etmesi halinde taraflardan birinin veya Çalışma Bakanının başvurusu üzerine, taraflar arasındaki uyuşmazlığı kesin olarak çözümler.ı Taraflar da anlaşarak, grev veya lokavta başvurmadan ya da grev veya lokavt sırasında uyuşmazlığı, çözüm lenmesi için, Yüksek Hakem Kuruluna götürebilirler.
Yüksek Hakem Kurulu kararlarını, Anayasanın altmışîkinci maddesindeki ilkelere uygun olarak verir.
Yüksek Hakem Kurulunun kuruluş ve çalışma usulleri, kanunla düzenlenir.
VI, ÎDARE A. İdarenin esasları 1. İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği MADDE 150. — îdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.
İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.
Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.
2. Yönetmelikler MADDE 151. — Bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tü züklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.
Yönetmelikler, Resmî Gazete ile yayımlanır.
B. Devlet Denetleme Kurulu MADDE 152. — Yönetimin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli şekilde yürütülmesinin ve gelişti rilmesinin sağlanması amacıyla, Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak, kurulan Devlet Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanının isteği üzerine, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında ve sermayesinin yarısından fazlasına bu kurum ve kuruluşların katıldığı her türlü kuruluşta, kamu kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarında, her düzeydeki işçi ve işveren meslek teşekküllerinde, kamuya yararlı derneklerle vakıflarda, her türlü incele me, araştırma ve denetlemeleri yapar; sonuçlan rapor halinde Cumhurbaşkanına sunar.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Silahlı Kuvvetler ve yargı organları, Devlet Denetleme Kurulu'nun görev alanı dışındadır.
Devlet Denetleme Kurulu, dokuz üyeden oluşur; üyeler ve üyeleri içinden Başkan, kanunda belirlenen nitelikteki kişiler arasından Cumhurbaşkanınca atanır.
Devlet Denetleme Kurulu'nun kuruluşu, işleyişi, üyelerinin görev süresi ve diğer özlük işleri, kanunla düzenlenir.
C. İdarenin yargısal denetimi MADDE 153. — İdarenin eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.
Cumhurbaşkanının, Anayasada tek başına yapacağı öngörülen işlemleri, yargı denetimi dışındadır.
İdarî işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.
İdarî yargı yetkisi, idarî işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır; idarî eylem ve işlem niteliğinde yargı kararı verilemez.
Kanun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş halinde, ayrıca millî güvenlik, kamu düzeni ve genel sağlık nedenleriyle, yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.
(idarî yargı, idare ile kamu görevlisi arasındaki görev değiştirme ve nakil işlemlerine ilişkin davalarda yürütmeyi durdurma kararı veremez; ancak, iki ay içinde davayı esastan karara bağlamakla yükümlüdür.
İdare, kendi işlem ve eylemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür.
D. İdarenin kuruluşu 1. Merkezî idare MADDE 154. — Türkiye, merkezî idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır.
İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır.
Kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla, birden çok ili içine alan, yetki genişliğine sahip kuruluşlar meydana getirilebilir.
2. Mahallî idareler MADDE 15(5. — Mahalli idareler, il, belediye veya 'köy halikının ortak mahallî ihtiyaçlarını karşılayan ve genel karar organları halk tarafından seçilen, kamu tüzelkişileridir, Mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarafk, kanunla dü zenlenir.
Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir.
Mahallî idarelerin seçimleri, bu Anayasa'nın yetmişaltıncı maddesindeki esaslara göre beş yılda bir yapılır.
Maihallî idarelerin seçilmiş organlarının, organlık sıfatını kazanmalarına ilişkin itirazların çözümü ve kay betmeleri konusundaki denetim, yargı yolu ile olur. Anca'k, göreviyle ilgili bir suç sebebiyle, hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahallî idare organları veya bu organların üyelerini, İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar, görevden alıfkoyalbilir.
Maihallî idare hizmetlerinin görülmesi amacıyla, bu idareler arasında mecburî veya ihtiyarî birlikler ku rulması, kanunla düzenlenir.
Devlet, mahallî idareler üzerinde, görevde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahallî ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda ıbelirtiden usul ve esaslar dairesinde, denetim yetkisine sahiptir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) E. Memurlar ve diğer kamu görevlileri île ilgili hükümler 1. Genel ilkeler MADDE 156. — Devletin ve düğer kamu tüzelkişilerinin yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetle rini yerine getiren memurlarla, işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevliilerinin nitelikleri, hizmete girişleri ve yükseltilmeleri, görevleri ve hakları, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.
Devletin ve diğer kamu tüzelkişilerinin yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görev ler, kanunun gösterdiği istisnalar dışında, memurlar eliyle görülür.
Memurlar ve diğer kamu görevlileri yetenek ve liyakat ilkelerine uygun olarak işe alınırlar ve görevlerini eşitlik ve tarafsızlık ilkelerine uygun olarak yerine getirirler^ Üst kademe yöneticisi kamu görevlilerinin, atanma ve görevden alınma usul ve esasları, kanunla özel ola rak düzenlenir.
2. Görev ve sorumlulukları MADDE 157. — Memurlar ve diğer kamu görevlileri, Anayasa ve kanunlara sadık kalarak, ülke yararına faaliyette bulunmakla yükümlüdürler. l Görevleri ile ilgili olarak, kusurlu davranışları ile idareye verdikleri zarardan sorumludurlar^ 3. Memur güvencesi MADDE 158. — Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğinde meslek teşekkülleri mensupları hakkında yapılacak disiplin kovuşturmalarında, isnadblunan hususun ilgiliye açıkça ve yazılı ola rak bildirilmesi, dinlenilmesi, savunmasını yapma imkânı tanınması zorunludur, Bu esaslara uyulmadıkça disiplin cezası verilemez.
Disiplin kararları, yargı mercilerinin denetimi dışında bırakılamaz.
Silahlı Kuvvetler mensupları ile hâkimler hakkındaki hükümler saklıdır.
4. Memurlarla diğer kamu görevlilerinin siyasî partilere ve sendikalara girememesi MADDE 159. — Memurlar ve kamu iktisadî teşebbüslerinde işçi niteliği taşımayan diğer görevliler ile kamu yararına çalışan dernek veya vakıflardan özel gelir kaynakları ve özel imkânları kanunla sağlanmış olanların merkez kurullarında görev alanlar, siyasî partilere ve sendikalara üye olamazlar.
Memurlar ve diğer kamu görevlileri, görevlerini yerine getirirken vatandaşlar arasında siyasî kanaatlerin den dolayı herhangi bir ayrım yapamazlar.
Bu esaslara aykırı hareket ettikleri mahkeme hükmüyle sabit olanlar, kamu hizmetinden temelli çıkarı lır, Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin meslekî menfaatlerini korumak ve geliştirmek amacını güden ku ruluşların bağlı olacakları esaslar kanunla düzenlenir.
F. Planlama MADDE 160. — Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı ve ekonominin tüm sektörleri ille ülkenin bü tününde dengeli ve uyumlu biçimde gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirmesini yaparak bilinçli ve verimli şekilde kullanılmasını planlamak devletin görevidir.
Plânda milî tasarrufu artırıcı, yatırım ve istihdamı geliştirici önlemlere ve yatırımlarda toplum yararları ve gereklerine öncelik verir.
Kalkınma girişimleri, bu pkna göre gerçekleştirilir.
Kalkınma planlarının hazırlanması,' Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanması ve uygulanmasına iliş kin usul ve esasları kanunla düzenlenir.
Kalkınma planları, kamu kesimi için emredici; özel kesim için yol gösterici ve özendiricidir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) G. Tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi MADDE 161. — Tabiî servetler ve kaynaklar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Tabiî servetlerin ve kaynakların aranması devlet ve özel teşebbüs tarafından yapılır; aramada devletin öncelik'hakkı vardır, özel teşebbüsün arama şartları, kanunla düzenlenir; kanun, bu aramayı teşvik eder.
Bir alan için verilen araıma hakkı, îki yü sonunda kendiliğinden düşer. Petrol arama süresi ve şartları, kanunla düzenlenir.
Tabiî servetlerin ve kaynakların işletilmesinde de öncelik devlete aittir, özel Teşebbüslerin aramaları " sonunda buldukları kaynakları işletme hakları saklıda.
İşletmeye hazır tabiî servetlerin ve kaynakların iki yıl içinde devletçe işletilmemesi halinde öncelik hak kı, özel teşebbüsçe işletilmemesi halinde işletme hakkı düşer.
Özel teşebbüslerin, tabiî servetleri ve kaynakları işletebilmek için uymaları gereken şaftlar ile kaynakla rın, millî ekonomik hedefler doğrultusunda israf edilmeden işletilmesiyle ilgili denetim esasları ve müeyyi deler, kanunla düzenlenir.
Devlet, özel teşebbüsle ortak alarak arama ve işletme tesisleri de kurabilir.
H. Ormanların ve orman köylüsünün korunması, ormanların geliştirilmesi 1. Ormanların korunması ve geliştirilmesi MADDE 162. — Devlet, ormanların korunması ve orman sahalarının genişletilmesi için gerekli kanun ları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştiırilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi devlete aittir.
Devlet ormanları, kanuna göre devletçe yönetilir ve işletilir. Devlet ormanlarının mülkiyeti ve yöneti mi, özel kişilere devrolunamaz. Bu ormanlar, zaman aşımıyla mülk edinilemez ve kamu yararı dışında, ir tifak hakkına konu olamaz.
Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez.
Bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen topraklarla şehir, ka saba ve köy yapılarının toplu dlarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz.
2. Orman köylüsünün korunması MADDE 163. — Ormanlar içinde veya hemen yakınında oturan halkın kalkındırılması, ormanların ve bü tünlüğünün korunması bakımından, ormanın gözetilmesi ve işietilmesinde devletle bu halkın işbirliğini sağ layıcı tedbirlerle, bilim ve fen bakımından, orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerle orman olarak mu hafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde ke sin olarak ekonomi'k yarar olduğu saptanan yerlere, gerektiğinde orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen yerleştirilmesi, bu amaçla bu yerlerin tespiti, orman sınırları dışına çıkarılması ve devlet eliyle ihya edilerek orman köylülerine dağıtımı kanunla düzenlenir.
Devlet bu halkın işletme araç ve gereçleriyle girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırıcı önlemleri ahi.
Orman içinden nakledilen köyler halkına ait araziler devlet ormanı olarak derhal ağaçlandırılır.
1. Denizciliğin ve havacılığın geliştirilmesi MADDE 164. — Devlet, denizciliğimizin gelişmesi, özellikle deniz ticaret filosu tonajının artırılması ve gemi inşaatı endüstrisinin desteklenmesi yolunda teşvik edici önlemleri alır.
Devlet, havacılığımızın güçlendirilmesini amaçlar ve sivil havacılığın kapasitesinin artırılmasını, alt yapı ve havacılık endüstrisinin geliştirilmesini teşvik eder.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) J. Üniversiteler ve Yüksek Okullar 1. Üniversiteler MADDE 165. — Üniversiteler devlet eliyle ve kanunla kurulur, Üniversiteler bilimsel özerkliğe sahip kamu tüzelkişileridir, Üniversiteler kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetilir.
Üniversite öğretim üye ve yardımcılarının göreve alınmaları, yükseltilmeleri ve görevlerine son veril mesi, bilimsel özerklik esasına uygun olarak düzenlenir ve kendi organlarınca yürütülür.
Üniversite öğretim üye ve yardımcıları serbestçe bilimsel araştırma ve yayında bulunurlar.
Üniversitelerin kuruluş ve işleyişleri, organları ve bunların seçimleri, görev ve yetkileri, üniversiteler arasında ihtiyaca göre öğretim üye ve yardımcılarının görevlendirilmesinin sağlanması, öğrenim ve öğreti min özgürlük ve güvenlik içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine ve kalkmma plam ilkelerine göre yürütülmesi, üniversiteler üzerinde devletin sahip bulunduğu gözetim ve denetim hakkım kullanma usulle ri, bilimsel özerklik esasına uygun olarak, kanunla düzenlenn\ 2. Yüksek okullar MADDE 166. — Yüksek öğretim kurumu olarak yüksek okullar, devlet ve özel sektörce kurulurlar.
Yüksek okullar, Anayasamn temel ilkeleri doğrultusunda Türk kültürü ve ülkenin ihtiyaçları ve istihdam planlaması çerçevesinde, belirli bir mesleğe yönelik alanlarda açılırlar.
Yüksek okullar, bilimsel alanlarda üniversitelerle işbirliği yaparlar.
K. Radyo ve Televizyon İdaresi ve haber ajansları MADDE 167. — Radyo ve televizyon istasyonları, devlet eliyle kurulur ve idareleri kamu tüzelkişiliği halinde düzenlenir. Kanun, organlarının kuruluş biçimini ve işleyişini tarafsızlık ilkesine uygun olarak, dü zenler^ Her türlü radyo televizyon yayınlan, devlet ve milletin yararları gözetilerek, tarafsızlık esaslarına göre yapılır, Haber ve programların seçilmesinde, işlenmesinde, sunulmasında ve çağdaş Türk kültür ve eğitimine yardımcılık görevlerinin yerine getirilmesinde, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, kamu dü zeninin, genel ahlâk ve asayişin ve Cumhuriyetin temel ilkelerinin gereklerine uyulur; haberlerin doğruluğu sağlanır, Devlet tarafından kurulan veya devletten malî yardım alan haber ajanslarının tarafsızlığı esastır.
Radyo ve televizyon idaresi genel müdürü ile yönetim kurulu üyelerinden üç'ü Cumhurbaşkanınca atanır.
X. Türk Dil Akademisi MADDE 168. — Türk Dil Akademisi kamu tüzelkişiliğine sahip bir kuruluştur.
Amacı ve görevi, Türk dili üzerinde araştırmalar yapmak, Türk dilinin gelişen ihtiyaçlara göre oluşumunu tespit etmek, devletin dil politikasının yönlendirilmesine yardımcı olmak, bu konularda bilimsel esaslara da yanan yayımlarda bulunmak; Türk Dili üzerindeki çalışmaları yurt çapında teşvik ve desteklemektir.
Türk Dil Akademisi en çok 40 üyeden oluşur. Kuruluşunda bu üyelerin hepsi Cumhurbaşkanınca seçilir.
Üyelerin dil konularında uzmanlaşmış olmalarına özen gösterilir. Boşalan üyeliklerin seçimi Akademi üyeleri tarafından yapılır.
Türk Dil Akademisinin kuruluşu, çalışma usulleri ile yetki ve özlük işleri kanunla düzenlenir.
M. Diyanet İşleri Başkanlığı MADDE 169. — Genel İdare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) N. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları MADDE 170. — Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kanunla meydana getirilir ve organları ken dileri tarafından, kendi üyeleri arasından seçilir.
Meslek kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamaz.
Meslek kuruluşlarının organlarının seçimleri, üyelerin en geniş biçimde katılımını sağlayacak ve hâkim yönetim ve denetiminde yapılacak şekilde kanunla düzenlenir.
Meslek kuruluşları, kuruluş amaçlan dışında faaliyet gösteremezler; meslek kuruluşları siyasetle uğraşamaz lar, siyasî partiler, sendikalar ve derneklerle ortak hareket edemezler.
Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadî teşebbüslerinde devamlı olarak çalışanlar meslek kuruluşla rına üye olamazlar.
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî güvenliğin, kamu düzeninin, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, suçların önlenmesi bakımlarından, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, mahallin en büyük mülkî amiri, hâkim kararma kadar, meslek kuruluşunun seçilmiş organlarını görevden uzaklaştırabilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Y A R GI I. Genel Hükümler A. Mahkemelerin bağımsızlığı MADDE 171. — Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclis nde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorula maz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.
B,j Hâkimlik teminatı MADDE 172. — Hâkimler, meslekten çıkarılamaz. Kendileri istemedE'kçe, Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olisa, aylıklarından yok sun kılınamaz.
Meslekten çıkarmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlarla, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin alarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilen ler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır, C. Hâkimlik mesleği MADDE 173. — Yargı yetikisi, meslekten hâkimler eü'i'yle yûmtülir. Ancak, idare ve vergi mahkemelerin de nitelik ve özellikler, iş ve çoculk mahkemelerinde zorunluluk sebebiyle, meslekten olimayanların da görev almaları mümkündür.
Hâkimler, ilk derece mahkemeleri, bölge mahkemeleri ve yükselk mahkemeller hâkimleri olarak görev ifa ederler. Bölge mahkemesli hâMmliğine atanma, ilk derece mahkemelerinde görevlendirilmeye engel değildirj Hâkimler, görevlerinde ve özel hayatlarında tarafsızlı'kları hakkında çevrenin inancını sarsacak davranış lardan kaçınmak ve davaları en az giderle en kısa sürede karara bağlamak zorundadırlar.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Her derecedeki hâkimlerin nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte iler lemeden, görevlerinim ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin ko vuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgiîi suçlardan dolayı soruşturma yapılmasına ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk vöya yeterslizülk haieri, diğer özlük işleri ve meslek içi eğitimleri mahkemelerin bağımsızlığı esasına göre kendi kanunlarında düzenlenir.
Hâkimler altmıışyedli yaşını bitirinceye kadar hizmet görürler; askerî hâkimlerin yaş haddi, yükselme ve emeklilikleri kanunla gösterilir.
Hâkimler, kanunda belirtilen'lerden başka, genel ve özel hiçbir görev alamazlar,, Yüksek mahkemeler hâkimlerinin görevlerinin niteliklerinden doğan ödenek ve sosyal hakları saklıdır.
D4 Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması MADDE 174. — Mahkemelerde duruşmalar herkese açıflctır. Duruşmalarım bir kısmının veya tamamı nın kapalı yapılmasına, ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir.
Küçüklerin yargılanması hakkında kamunla özel hükümler konulur.
Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.
Davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.
E. Mahkemelerin kuruluşu MADDE 175. — Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzen lenir, Genel adlî ve idarî yargılama, devletin imkânları ölçüsünde, iki dereceli olarak yapılır.
F. Devlet Güvenlik Mahkemesi MADDE 176. — Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikle ri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya devletin iç ve dış güvenliğini il gilendiren suçlara bakmakla görevli Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulur. Ancak, sıkıyönetim ve savaş ha line ilişkin hükümler saklıdır.
Devlet Güvenlik Mahkemelerinde bir başkan, iki asıl ve iki yedek üye ile bir savcı ve yeteri kadar savcı yardımcısı bulunur. Başkan, bir asıl ve bir yedek üye ile savcı, birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından, savcı yardımcıları da Cumhuriyet savcıları arasından, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Ku rulu tarafından atanır. Mahkemedeki bir asıl ve bir yedek üyenin atanması, birinci sınıf Askerî hâkimler arasından, yarı orandaki savcı yardımcılarının atanması ise, Askerî hâkimler arasından, özel kanunda göste rilen usule göre yapılır.
Devlet Güvenlik Mahkemeleri kararlarının temyiz merci Yargıtaydır.
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin işleyişi, görev ve yetkileri ve yargılama usulleri ile ilgili diğer hüküm-1 ler,-kanunda gösterilir.
G. Savcılık MADDE 177. — Cumhuriyet savcıları, idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdır. Kamu davasını açmak görevi Cumhuriyet savcısınındır.
Adalet Bakanı, kamu davasını açması için Cumhuriyet savcısına emir verebilir.
Adlî işlerde, zabıta görevlileri, Cumhuriyet savcısının emrindedir.
Cumhuriyet savcılarının denetimli ve haklarındaki soruşturma, Adalet Bakanlığının uygun görmesi üze rine, bakanlık müfettişleri veya üst derece Cumhuriyet savcıları tarafından yapılır.
Cumhuriyet savcılarının mesleğe alınmaları, bütün özlük işleri, Yargıtay Üyeliğine seçilmeleri ve disiplin cezaları ile meslekten çıkarılmaları hakkında karar verme yetkisi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nundur.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) Adalet Bakanlığı gereken hallerde, Cumhuriyet savcılarını geçici yetki ile görevlendirebilir. Bu kararı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ilk toplantısında onaya sunar.
Bakanlığın merkez kuruluşunda geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak Cumhuriyet savcılarını atama yetkisi Adalet Bakanına aittir.
H. Askerî yargı MADDE 178. — Askerî yargı, askerî mahkemeler tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker kişilerin, askerî olan suçları ile, bunların asker kişiler aleyhine veya askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görev leriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.
Askerî mahkemeler, asker olmayan kişilerin özel kanunla belirtilen askerî suçları ile kanunda gösterilen görevlerini ifa ettikleri sırada veya kanunda gösterilen askerî mahallerde askerlere karşı işledikleri suçlara bakmakla görevlidirler.
Askerî mahkemelerin, savaş veya sıkıyönetim hallerinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili olduğu, kanunla gösterilir.
Asıkerî mahkemelerde, üyelerin çoğunluğunun hâkimlik niteliğine sahip olması şarttır. Ancak, savaş ha linde bu şart aranmaz.
Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini ya pan askerî hâkimlerin, refakatinde bulundukları komutanlarla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve askerî hizmetlerin gereklerine göre, kanunla düzenlenir.
Askerî hâkim ve savcılar, askerî yargı hizmeti dışında kalan askerî hizmetler yönünden, teşkilatın da askerî mahkeme bulunan komutanın emrindedir.
Askerî disiplin mahkemeleri, askerlik görevinin gereklerine uygun olarak kanunla düzenlenir.
II. Yüksek Mahkemeler A. Anayasa Mahkemesi 1. Kuruluşu MADDE 179. — Anayasa Mahkemesi, onbeş üyeden kuruludur; üyeleri, Cumhurbaşkanı tarafından se çilir.
Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Başkanvekili, dört yıl için kendi üyeleri arasından gizli oyla ve salt çoğunlukla seçilirler.
2. Üyeliğin sona ermesi MADDE 18'O' U — Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışyedi yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar.
Anayasa Mahkemesi üyeliği, bir üyenin hâkimlik mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymesi halinde kendiliğinden; görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceğinin kesin olarak anla şılması halinde de Anayasa Mahkemesi üye tamsayısının salt çoğunluğunun kararı ile sona erer, 3. Üyelerin haklan ve yuMmKilUkleri MADDE 1181. — Anayasa Mahkemesi üyeleri, aslî görevleri dışında resmî veya özel hiçbir görev alamazlar.
Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen üniversite öğretim üyelerinin, kazanılmış hakları saklıdır; seçilen öğ retim üyeleri, aynı zamanda üniversitedeki faaliyetlerini sürdürebilirler.
Anayasa Mahkemesi üyeleri, üyelik görevinden ayrılmalarını izleyen iki yıl içinde kamu kurum ve kuru luşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının yönetim ve denetim organlarında görev alamaz lar; genel ve mahallî idareler seçimlerinde aday olamazlar ve seçilemezler, Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) 4. Görev ve yetkileri MADDE 1812. — Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyülk Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişik liklerini ise, sadece şekil bakımından inceler ve denetler., Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, genel olarak son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp ya pılmadığına; Anayasa değişikliklerinde ise, yüzdoksansekJzinci maddedeki teklif ve oylama çoğunluğuna ve ive dilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususlarına inhisar eder. Şekil bakımından denetleme, kanu nun yayımlanma süresi içinde Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri ta rafından talep edilebilir. Kanunun yayımından sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; defi yolu ile de ileri sürülemez.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa ve diğer kanunlarla verilen görevleri yerine getirir.
5. Yargılama ye çalışma usuMi MADDE 183. — Anayasa Mahkemesi, Başkan ve Başkanvekili dahil, dokuz üye ile toplanır ve salt çoğunlukla karar verir; üyeler toplantılara sıra ile katılırlar.
Anayasa Mahlkemesiinin kuruluşu ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir. Anayasa Mahkemeslinin kurul halinde çalışma usulü, davaların Başkan ve Başkanvekili dışında üyeler arasında dengeli dağılımını ve her davaya bakacak üyelerin, önceden bir sıraya uygun olarak belirlenmesini sağlayacak şekilde içtüzüklerinde be lirlenir.
Anayasa Mahkemesi, siyasî partilerin kapatılması hakkındaki davalar dışında kalan işleri dosya üzerinde inceler. Ancak, gerekli gördüğü hallerde, sözlü açıklamalarım dinlemek üzere ilgilileri çağırabilir.
6. İptal davası MADDE 184. — Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, Türküye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü nün veya bunların belirli madde ve hükümlerinin Anayasaya aykırılığı iddasıyla Anayasa Mahkemesinde doğ rudan doğruya iptal davası açabilme hakkı, sadece Cumhurbaşkanı, Anamuhalefet Partisi Başkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir.
7. Dava açma süresi MADDE 185. — Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı, iptali istenen kanun, kanun hükmündeki kararname veya İçtüzüğün Resmî Gazetede yayımlanmasından başlayarak doksan gün sonra düşer.
8. Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi! MADDE 186< — Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmündeki kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının cti'ddî olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.
Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını ciddî görmezse bu idldfia, temyiz merciince esas hükümle birlik te karara bağlanır.
Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişimden başlamak üzere altı ay içinde kararım verir ve açıklar.
Bu süre içinde karar verilmezse, mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını, kendi kanısına göre çözümleyerek davayı yürütür. Ancak, Anayasa Malhlkemesltain kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkemeler buma uymak zorundadır Anayasa Mahkemesinin verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra üç yıl geçmedik çe, aynı kanun 'hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz,, Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) 9* Anayasa Mahkemesi kararları MADDE 187. — Anayasa Mahkemesi kararları kesindir. Kararlar gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.
Anayasa Mahkemesince, Anayasaya aykırı olduğundan iptaline karar verilen kanun, kanun hükmünde ka rarname veya içtüzük veya bunların iptal edilen hükümleri, gerekçeli kararın Resmi Gazetede yayımlan dığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken halterde, Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürüdüğe gireceği tarihi ayrıca kararîaştıralbilir. Bu tarih, kararın Reşımî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı ge çemez. İptali, yeni bir kanun hükmü gibi sonuç veren kararlarda, Anayasa Mahkemesi kararının yürürlü ğü idin bir süre tanımaya zorunludur. İptal karanının yürürlüğe girişimin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Metolilsi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukukî boşluğu dolduracak kamun tasarı veya tek lifini öncelikle görüşüp karara bağlar.
İptal kararı geriye yüsrülmez.
Yürürlükten kaldırılan hükümlerin iptallerime karar verilemez,;
Anayasa Mahkemesi, diğer mahkemelerden gelen Anayasaya aykırılık iddiaları üzerine verdiği hükümle rin olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olacağına da karar verebilir.
Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve devletin yasama, yürütme ve yargı or ganlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.;
Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünü iptal eddrken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez,, B. Yargıtay h Yargılayın görevâ ve hâkimlerinin seçimi MADDE 188. — Yargıtay, adliye mahkemelerince verişten karar ve hükümlerin son inceleme merciidir, Kanunla gösterilen beli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.
Yargıtay üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile bu mâslekten sayılanlar ara sından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla seçillir., Yargıtay, Birinci Başkanını kemdi üyeleri arasından, üye tamsayısının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla se çer.
Yargıtay, Birinci Başkanı, Birinci Başkanvekilleri ve İkindi Başkanlarının görev süreleri dört yıldır.
Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, yargılama usulü, Birinci Başkanvekilİeriniin ve İkindi Başkanlarının seçimi, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre, kanunla düzenlenir, 2. Cumhuriyet Başsavcılığı MADDE 189. — Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcı Vekili, Yargıtay Büyük Genel Kurulu» nun kendi üyeleri arasından gizli oyla belirleyeceği beşer aday içinden Cumhurbaşkanı tarafından dört yıl için seçilirler.
Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcı Vekili, Yüksek Mahkemeler hâkimleri hakkındaki hüküm lere tabidir.
Cumhuriyet Başsavcılığının kuruluşu, işleyişi, görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.
3. Yüce Divan MADDE 190. — Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu Üyeleri, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, As kerî Yargıtay, Askerî Yüksek tdare Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyeleri, Cumhuriyet Başsavcısı, Cumhuriyet Başsavcı Vekili, Yüksek Mahkemeler Başsavcıları, görevleri ile ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanır.
Yüce Divan, Yargıtay Başkanının başkanlığında, Yargıtayın ceza işlerini görmekte olan Birinci Başkanvekili ile, Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlarından teşekkül eder. Yüce Divan gerektiğinde derhal toplanır.
Yüce Divan'da, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Vekili yapar.
Danışma Meclisi (Ş. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) B. Danıştay MADDE 191. — Danıştay, kanunların başka idarî yargı mercilerine bırakmadığı konularda ilk derece ve genel olarak üst derece idare mahkemesidir.
Danıştay, idarî uyuşmazlıkları ve davaları görmek ve çözümlemek, Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları hakkında düşüncesini bildirmek, tüzük tasarılarını ve imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini incelemek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir.
Danıştay üyelerinin seçimi, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkim teminatı ilkelerine uygun olarak kanunla düzenlenir. Danıştay üyelerinin dörtte üçü adlî ve idarî yargı hâkfim ve savcıları arasından Hâkimler ve Savcı lar Yüksek Kurulu; dörtte biri, nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasından Cumhurbaşkanı tarafındarı seçilir.
Danıştay Başkanı, Başsavcısı, Başkanvekilleri ve daire başkanları, kendi üyeleri arasından Danıştay Ge nel Kurulunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla dört yıl süre için seçilirler.
Danıştayın, kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri, idarî yargının özelliği, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkim lik teminatı esaslarına göre, kanunla düzenlenir.
C. Sayıştay MADDE 192. — Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerce, sermayesinin yarısı veya daha fazlası bu dairelerce verilerek kurulan sabit veya döner sermayeli ya da fon şeklindeki idarelerin ve kamu ik tisadî teşebbüslerinin gelir, gider ve mallarım Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevli ilk ve son derece hesap mahkemesidir., Sayıştay, denetimini hukukilik, iktisadilik, verimlilik ve yerindelik ilkelerine göre yapar.
Mahallî idarelerle, kamu iktisadî teşebbüslerinin Sayıştayca denetim usul ve esasları, bunların yapıları ve faaliyet tarzları gözetilmek suretiyle, kanunla düzenlenir.
Sayıştay dairelerince, hesap ve işlemleri sonucu ilgilileri hakkında verilen hukukî sorumluluk kararları, Sayıştay Temyiz Kurulunca temyizen incelenerek kesin ve nihaî hükme bağlanır* Sayıştayın kuruluşu, işleyişi, denetim ve yargılama usulleri, mensuplarının nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ve diğer özlük işleri, başkan ve üyelerinin teminatı, kanunla düzenle nir.
D. Askerî Yargıtay MADDE 193. — Askerî Yargıtay, askerî mahkemelerden verilen karar ve hükümlerin son inceleme mer ciidir. Ayrıca, asker kişilerin kanunla gösterilen belli davalarına ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.
Askerî Yargıtay üyeleri birinci sınıf askerî hâkimler arasından Askerî Yargıtay Genel Kurulunun üye tamsayısının salt çoğunluğu ile her boş yerin üç misli olarak gösterdiği adaylar arasından Cumhurbaşkanın ca seçilir.
Askerî Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, İkinci Başkanı ve Daire Başkanları Askerî Yargıtay üyeleri arasın dan rütbe ve kıdem sırasına göre atanırlar.
Askerî Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve askerlik hizmetlerinin gereklerine göre kanunla düzenlenir.
E. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi MADDE 194. — Asker kişileri ilgilendiren, askerî hizmetle ilişkin idarî işlem ve eylemlerin yargısal de netimi Askerî Yüksek idare Mahkemesince yapılır.
Askerî Yüksek îdare Mahkemesi, asker kişileri ilgilendiren askerî hizmete ilişkin idarî işlem ve eylemler den doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesidir.
Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin kuruluş, işleyişi, yargılama usulleri, Başkan ve üyelerinin, Başsavcısının nitelikleri, hâkimlik teminatı ve askerlik hizmetinin gereklerine göre, kanunla düzenlenir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) F. Uyuşmazlık Mahkemesi MADDE 195. — Uyuşmazlık Mahkemesi adlî, idarî ve askerî yargı mercileri arasındaki görev ve hü küm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir.
Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluşu ve işleyişi kanunla düzenlenir, Bu Mahkemenin Başkanlığını ve Başkanvekilliğini, Anayasa Mahkemesince, kendi üyeleri arasından görevlendirilen üyeler yapar.
Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.
III. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu MADDE 196. — Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esas larına göre, kanunla düzenlenir.
Kurulun Başkanı, Adalet Bakanıdır. Kurula Bakanlık adına, Bakan ve Müsteşardan başkası katılamaz.
Cumhuriyet Başsavcısı veya Vekili kurulun tabiî üyesidir.
Kurulun, dört asıl ve dört yedek üyesi Yargıtay Büyük Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından ve iki asıl ve iki yedek üyesi Danıştay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından, heribir üyelik için gösterecekleri üçer kat aday arasından, Cumhurbaşkanınca, dört yıl için seçilir.
Kurul üyeleri, görevleri süresince başka görev alamazlar.
Kurulun, kuruluşu, görev ve yetkileri, çalışma usulleri kanunla düzenlenir.
Kurul kararlarına karşı, kazaî mercie başvurulamaz; itirazların Kurul bünyesinde incelenme usulü, kanun da gösterilir.
İnkılâp kanunüamnuı korunması MADDE 197. — Bu Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunun çağdaş uygarlık seviyesine erişmesi ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden aşağıda gösterilen inkılâp kanunlarının, bu Anayasanın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bullunan hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğu şek linde anlaşılamaz ve yorumlanamaz :
1. 3 Mart 1340 tariMi ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu;
2. 25 Teşrinisani 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka îkti'sası hakkında Kanun;
3. 30 Teşrinisani 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Şeddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına dair Kanun;
4. il 7 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme akdinin ev lendirme (memuru tarafından yapılacağına dair medenî nikâh esası ile aynı Kanunun 110 uncu maddesi hük mü;
5. 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelmilel Erkamın Kabulü hakkında Kanun;
6. 1 Teşrinisani 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki hakkında Kanun;
7. 26 Teşrinisani 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa gibi lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına dair Kanun;
8. 3 Kânunuevvel 1934 tariMi ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemiyeceğine dair Kanun.
DÖRDÜNCÜ KISIM SON HÜKÜMLER I. Anayasanın değiştirilmesi MADDE 198. — Anayasanın değiştirilmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilebilir. Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki teklifler ivedilikle görüşülemez.
Değiştirme teklifinin kabulü, Meclisin üye tam sayısnın üçte iki çoğunluğunun oyuyla mümkündür.
Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin görüşülmesi ve kabulü, birinci fıkradaki kayıtlar dışında, kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümlere tâbidir.
Danışma Meclisi (S. Sayısı: 166'ya 1 inci Ek) II. Başlangıç ve kenar başlıklar MADDE 199. — Bu Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten Başlangıç kısmı, Anayasa metnine dahildir.
Madde kenar başlıkları, sadece ilgili oldukları maddelerin konusunu ve maddeler arasındaki sıralama ve bağlantıyı gösterir. Bu başlıklar, Anayasa metninden sayılmaz.
Anayasanın yürürlüğe girmesi MADDE 200. — Bu Anayasa, halkoyuna sunulup kabul edilince, Türkiye Cumhuriyetinin Anayasası olur ve halkoyu sonuçlarıyla beraber derhal Resmî Gazete'de yayımlanır.