İkinci Dünya Savaşına kadar Siyasî Parti kamu müessesesi olarak fazla ilgi çekmiyordu. Kamu hukukçu ları eserlerinde onlara özel bölümler ayırmıyorlardı. Anayasalarda siyasî partilere ilişkin maddeler görül müyordu. Derneklere ilişkin Kanunların siyasî partilerin hukukî sorunlarını çözmeye yettiği düşünülüyordu.
Bundan dolayıda kamu hukuku derslerinde inceleme konusu olmuyorlardı. Sadece üsteli seçim veya parlamenter hükümetlerin kurulması gibi belirli faaliyetlerdeki rolü belirtilmekle yetiniliyordu.
Siyasî Partinin demokrasi rejiminin temelini teşkil eden hak ve hürriyetlerden, düşünce ve dernek kur mak hak ve hürriyetlerinin tabiî bir ürünü olduğu ve dernek olarak yeter derecede hukuka konu teşkil et tiği düşünülüyordu.
Bununla beraber 1903'de Ostrogorski, 1908Me Robers Michels siyasî partilerde, parti içi faaliyetleri in celeyerek partilerde oligarşi'lerİn oluştuğunu belirttiler. Vardıkları sonuçlarda siyasî partinin düzene konma sı fikri seziliyordu. Fakat çoğunluk, onları siyasî partileri yasaklamak isteyen reaksiyonerler olarak değer lendirdi. Bundan dolayı da sorun, bir süre kendiliğinden askıya alındı.
Esasen liberal Devlet anlayışı, siyasî partiyi bir kamu müessesesi olarak kabul etmiyordu. Kutsal olan fert iradesi hiç bir aracıya gerek kalmadan Devlet iradesini oluşturmak idi. Bu sebepten de araç bir güç olan siyasî parti kamu hukuku dışında görülüyor, düzenlenmesi düşünülmüyordu. Fakat aynı zamanda liberal Devlet'in siyasî müesseseleri partinin varlığını gerektiren bir gelişmenin içine girmişlerdi. Ni'sbi tem sil sistemi siyasî partinin varlığını farzediyordu. Hatta bazı Devletlerin seçim sistemlerinde, bağımsızların milletvekili seçilme şanslarını azaltan, hatta hiçe indiren kurallar görülüyordu. Parlemento faaliyetlerinin düzenlenmesi siyasî partilere bırakılıyordu.
Bu gelişme, siyasî partinin Anayasa düzeni içinde tanınması ve faaliyetlerinin düzenlenmesi fikrinin tek rar belirmesine yol açmıştır. İkinci Dünya Savaşından sonra bu eğilim pozitif hukuk kaidesine dönüşmüş ve evvela Batı Almanya Anayasası ve onu takiben bazı Anayasalarda siyasî parti kamu hukukunun kapsamı içine alınmıştır.
Türkiyemizde de 1961 Anayasası ile aynı yol seçilmiş ve 1982 Anayasasında aynı görüş daha geniş bir biçimde yeralmıştır.
Bugün bu eğilim genelleşmemiştir. Fakat her Devletin kamu hukuk düzeninde, siyasî partilerle ilgili ku ralların sayısı artmaktadır.
Batı Almanyada Anayasasına uygun olarak siyasî partilerle ilgili bir kanunun hazırlanmasına 1955 de başlanmış kanun 1967 de oylanarak yürürlüğe konmuştur, Türkiyemizde de 1961 Anayasasının gereklerine uygun olarak 13.7.1965 gün ve 648 sayılı siyasî par tiler kanunu ile parti faaliyetleri düzenlenmişti. Anayasa parti faaliyetlerinin demokratik esaslara uygun ol masını emretmekte idi. Fakat kanunun uygulanması süresince siyasî partilerin faaliyetlerinde demokrasinin temelini oluşturan eşitlik ilkesinin ihlâl edildiği, partiyi yöneten oligarşiye mensup olmayanların ikinci plana itildikleri, partilerin parçalandıkları gözlemlenmiştir.
Oniki Eylül 1980'de Silahlı Kuvvetlerin idareye el koymasından sonra Türkiye Cumhuriyetinin değişik temeller üstüne oturtulması gereği anlaşıldığından yeni bir Anayasa ile siyasî partiler kanunu konması zo runluluğu belirmiştir.
Tasarıyı hazırlamakla görevlendirilen komisyonumuz sorunun değişmediğini ve siyasî partinin bütün fa aliyetlerinin ele alınması gerektiği sonucuna varmıştır. Böylece, partinin kuruluşu, üyeleri, gelir ve giderleri, kongreleri, örgütlenmesi incelemelerin konusu olmuş ve milletvekilliği için adayların tespiti ve milletvekilleri nin yasama meclisindeki oylamaları üzerinde hassasiyetle durulmuştur.
Siyasî Partilerin statüsü yeniden düzenlenirken, demokrasinin ilkelerinin gerektirdiği sınırlama ve kayıt lamaların getirilmesi düşünülebilirdi. Fakat akıl7 yolu ile soyut olarak konacak bu hükümlerin uygulamada, demokrasinin vaz geçilmez unsuru olarak tanımlanan siyasî partiyi faaliyetlerini dondurarak felce uğratma sından endişe edebilirdi.
Bunun içindir ki siyasî partinin fonksiyonunu kaybetmeden demokrasi kurallarının parti içinde gerçek leşmesine yol açacak, o yolda gelişmeye imkân verecek hükümler konmuş, eski kanunda bu yönde deği şiklikler yapılmıştır.
Getirilen düzenin oligarşinin oluşmasına tamamen engel olacağı düşünülmemelidir. Sadece, partinin lider veya liderlerine, demokratik gerçekler hatırlatılmakta, sulta kurmak çabasının demokrasiyle bağdaşmayan bir tutum olduğu eskisinden daha »kuvvetli ve etkili bir statü içinde müeyyidelerle donatılmış olarak anlatıl maktadır Demek oluyor ki hedefe ulaşılması bütün hukuk kurallarının uygulanmasında olduğu gibi en sonunda idare edenlerin tutumuna dayanmaktadır.
idare edenlerin, insana ve insan düşüncesine olan saygıları ölçüsünde başarıya ulaşılacak aksi halde ye ni çözüm yolları araştırılacaktır.