Anayasa ve Maden Kanunu hükümlerine göre, tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. 1961 Anayasa'sının 130 uncu maddesi; tabiî servetlerin ve kaynakların işletilmesi hakkının Devlete ait oluğu, arama ve işletme hakkının kullanılmasının, özel kişilere yalnızca veya Devletin özel teşebbüsle birleşerek ortaklık halinde kanunî izinle verebileceğini belirtmiştir.
Anayasa hükmü uyarınca maden arama ve işletme hakları özel Kanun olan Maden Kanunu hüküm lerine tabi olarak yapılmaktadır. Devlet tarafından verilen izinlerin, yine kanuna dayanarak geri alınması il kesi benimsenmiştir. Bu ilkeden hareketle Devletçe îşletüeoek Madenler Hakkında Kanun olan 2172 sayılı Kanun çıkarılmıştır. Bu Kanunla enerji ve sanayi kesiminin hammadde sorununu çözümlemek için, önemli linyit demir ve bor yataklarının Devlet kuruluşları eli ile işletilmesi gaye edinilmiştir.
2172 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre çıkarılan 7/16681, 7/16682, 7/16699 ve 7/16826 sayılı kararna meler ile Ülkemizde geniş bölgeler oluşturularak, bu bölgelerdeki kömür, asfaltit, bor tuzu ve demir cevheri sahaları için özel kişilere verilmiş maden haklarının geri alınarak, ilgili Devlet kuruluşlarınca işletilmesi ka rarlaştırılmıştın Kararnamelerde belirtilen bölge sınırları içerisinde Maden Kanunu hükümlerine tabi, yürürlükte veya hü kümden düşmüş ve henüz hak doğmamış durumda 9 000 civarındaki kömür, bor tuzlan ve demir madeni sahalarından özel teşebbüs uhdesinde bulunan 925 tanesi geri alma işlemi için tespit edilmiştir. Bu sahalardan ancak 163 tanesinin işlemi 2172 sayılı Kanuna göre bitirilerek ilgili kuruluşlara devredilmiştir.
İlgili kuruluşlar, teknik ve idarî personel, makine ve teçhizat ile malî yönlerden içinde bulundukları faaliyetine geçememişlerdir. Kuruluşların bir hazırlık durum nedeniyle, devraldıkları sahalarda hemen işletme dönemi geçirmeden, mevcut imkânlarıyla kısa süre içerisinde sahada faaliyete geçmeleri mümkün görülmemek tedir. Devlet kuruluşlarına devredilen bazı sahaların, bu kuruluşların yatırım gücüne göre fazla önem arzetmemeleri, rantabl olmamaları veya kısa sürede fazla saha devri hemen üretime geçmeyi engelleyen nedenler arasındadır.
Kuruluşlara devri tamamlanmamakla beraber, Kararnamelerde belirtilen bölge sınırları içerisinde kalan maden sahalarındaki faaliyet 2172 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi usullerine tabi bulunduğundan ve bu sa halar, her an geri alma kapsamında olduğundan işletilmeyerek atıl bırakılmıştır. Kanunun uygulanmaya ge çilmesiyle üretimde beklenen artış olmamış, hatta düşmüştür.
Kamu ve özel sektörün 1978 - 1979 ve 1980 yıllarındaki kömür üretimi şu şekilde gerçekleşmiştir. Kamu sektörü 1978 yılında 9.326.361, 1979 yılında 11.064.883, 1980 yılında 13.638.891 ton kömür üretebilmişken, özel sektör 1978 yılında 6.179.391, 1979 yılında 1.394.681, 1980 yılında 1.271.932 ton üretmiştir. Bu üretim tablosu değerlendirildiğinde, 1978 yılındaki kamu ve özel sektörün toplam üretim miktarı olan 15.505.752 tona 1980 yılında ulaşılamamış, 2172 sayılı Kanunla beklenen üretim artışı gerçekleşmemiştir. Ayrıca artan kömür ihtiyacı için üretim açığı büyümüştür.
2172 sayılı Kanunla geri alınan demir sahaları ve yurdumuzdaki demir üretimi de hızla düşmüştür. Ka mu sektörü; 1978 yılında 1.550.418, 1979 yılında 1.270.071, 1980 yılında 606.292 ton demir üretmişken, özel sektör; 1978 yılında 2.257.391, 1979 yılında 243.435, 1980 yılında 236.331 ton demir cevheri üretebilmiştir.
Tablo göstermektedir ki 2172 sayılı Kanunun uygulanmaya konulması ve özel kesini elindeki sahaların Dev let kuruluşlarına intikalinden sonra üretim artışı beklenirken, aksine hızlı biçimde üretimde düşüş olmuştur.
Uygulama ve üretim durumları Ülkemizin enerji ve sanayi hammaddeleri üretiminde beklenen artışı ger çekleştirememiş, aksine üretimde evvelki yıllara göre büyük düşüşler olmuştur. Bu nedenle 2172 sayılı Ka nunun Kararnamelere dayanarak tesis edilecek geri alma işleminin özel sektör üzerindeki baskısının kaldı rılması ve kanunla belirli türdeki madenlerle bazı sahaların Devlet kuruluşları eli ile işletilmesi uygun gö rülmüştür.
Devletçe işletilecek madenler için çıkarılan Kararnamelerle belirtilen 11 bölge içerisinde bulunan 622 kömür, 251 demir, 55 bor sahasının Devlet kuruluşlarınca işletilmesi kararlaştırılmıştır. Belirtilen 11 bölge içe risinde 9.000 civarındaki maden sahaları, Devlet kuruluşlarınca işletilmediği gibi 2172 sayılı Kanunun etkişiyle özel sektörce de işletilememiştir. Maden sahaları üzerindeki tahditler ve her an geri alınabilecek tehdi diyle işletme faaliyetleri engellenmiş bulunmaktadır.
Açıklanan üretim düşüşü ve diğer etkenler nedeniyle, Anayasanın 130 uncu maddesindeki ilkeye göre, karma ekonomi sistemi içerisinde Ülkemiz enerji ve sanayinin hammadde sıkıntısı çekmemesi için bazı maden türlerinin Devlet kuruluşlarınca işletilmesi amaçlanmıştır. Bazı maden sahalarının ilgili kuruluşlarca çeşitli nedenlerle işletilmemesi halinde, sahaların atıl kalmaması için özel sektörle ortaklaşa veya yalnızca özel sektör tarafından işletilebileceği düzenlenmiştir. Kuruluşlar kendi görüşlerine dayanarak işletmekten vazgeçme imkâmna sahip bulunmamakta, bu husus Bakanlar Kurulu Kararma bağh olarak kullamlabilecek bir yetkiye dayanarak gerçekleşebilecektir.
Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan madenlerin ekonomiye katkısının büyük ölçüde temini maden sektörünün daha verimli hale getirilmesi, Devletin kontrolü altında özel teşebbüsün katkısının artırılması sağ lanmalıdır. Ülkemizin içerisinde bulunduğu durum, enerji ihtiyacımn ileriye yönelik olarak çözümlenmesi ve stratejik öneme haiz madenlerin tespitiyle bir kısım madenlerin ve sahaların kamu kuruluşları, diğerlerinin ise özel sektör tarafmdan işletilmesi ve hemen faaliyete başlanılması amaçlanmıştır.
(Termik santrallerin ihtiyacının teminat altına alınması ve zamanında sağlanması, belirli bir plana göre üre tim yapılarak, enerji konusunda sıkıntıya meydan vermemek için santral bölgelerine yakın ve bu gayeye uygun bulunan kömür sahalarının ilgili Devlet kuruluşu eliyle işletilmesi kabul edilmiştir. 1984 yılına kadar işletmeye açılacak 11 adet termik santrallerin yıllık kömür ihtiyacı 35 milyon tondur. Diğer sanayi tesislerinin ve halkın ihtiyacı olan kömür de hesaba katılırsa, yılda 50 milyon ton kömüre ihtiyacımız bulunmaktadır. Akaryakıt fi yatlarının artması, akaryakıta dayalı tesislerin kömüre dönmeleri, çimento sanayi ve diğer-sanayi kollarının, halkın ısınma ihtiyacı içlin gerekli kömürün bulunması hususunda ve temininde tedbirler almak zorunluluğu vardır.
Yurdumuzun teshinde kullanılan kömür ihtiyacının karşılanması ve bölgesel özellikler dikkate alınarak asfaltit sahalarının tümünün ilgili Devlet kuruluşunca işletilmesi öngörülmüştür. Sanayinin hammaddesi olan ve zaman zaman yurt dışından getirtilen maden kömürü safhalarının verimli ve planlı biçimde Devlet kuruluşların ca işletilerek, sanayinin ihtiyacının zamanında ve dışa bağımlı olmaksızın karşılanması amaçlanmıştır.
Radyum, uranyum ve toryum madenleri büyük ölçüde stratejik ve ekonomik önemi haizdir. Bu madenler nükleer santrallerin yakıt ihtiyacını karşılamaktadır. Radyum, uranyum ve toryum madenileri ülkelerin nük leer teknoloji, politik, ekonomik ve askerî durumlarını etkilediğinden, bu madenlerin Devlet elliyle işletilmesi zarurî görülmüştür.
Ülkemiz ekonomisi açısından bor, fosfat madenlerinin ıtümü ve bir kısmı demir sahalarının ilgili Devlet kuruluşları vasıtasıyla işletilmesi uygun bulunmuştur.
2172 sayılı Kanunun uygulanması sonucumda özel sektörden alınan maden sahalarından Devlet kuruluşla rınca işletilmesine karar verilmeyenlerin bu Kanundaki koşullarla önoelikle eski sahiplerine iadesi düşünülmüş tür. Böylece maden sahasını tanıyan eski işletmecilerin bir an önce faaliyete geçerek, ülke ekonomisine katkıla rının sağlanması ve aynı zamanda eski hakları ve maden sahasındaki emeklerinin öncelikle gözetilmesi amaçlan mıştır. Ancak eski hak sahiplerinin sahayı almak istememeleri hallinde çıkacak bir talibe verilmesi uygun görül müştür. Sahaya talip olanlar Kanunda belirtilen şartları yerine getirerek sahaya sahip olabilecektir. Bu şekil ve şartlar Kanunda düzenlenmiştıir.
Kanunî düzenlemeler birtakım ihtiyaçlar karşısında yapılmaktadır. Kanunlardan beklenen gayeye ulaşıl maması veya ihtiyaçların yeni düzenlemeleri zorlaması nedeniyle kanunların değiştirilmesi,, hatta yürürlükten kaldırılması yoluna gidilmesi zorunludur.
Bu Kanun açıklanan maksatların gerçekleşmesi için hazırlanmıştır.