17 Ocak 1326 (1910) tarih ve 289 sayılı Tezkere-i Samiyye (Sadaret Tezkeresi) ile kömür havzası <havza-i Fatımiye) sınırları içerisinde kalan taşınmaz malların, kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisabı önlen miştir. Bu tezkere ile sözü geçen arazinin bir haritasının yapılması hükmü getirilmiştir. Ancak bu tezkerede bahse konu harita yapılamamış, Ereğli kömür havzasının sınırını gösteren 1295 günlü Bahriye Nezareti ha ritası ile iktifa edilmiştir. Haritada kömür madeni alanı oldukça geniş tutulmuş, Zonguldak merkez ilçesi ile Ereğli, Bartın, Çaycuma, Kûrucaşile ilçelerinin tamamı, 'Devrek, Ulus ve Karabük ilçelerinin bir kısmı ha rita kapsamı içine alınmıştır.
Yargıtay 10.6.1953 gün ve 6/5 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Tezkere-i Samiyye'nin halen geçerli olduğunu, bu tezkerenin konusunu oluşturan taşınmaz malların özel hukuk alanından çıkarıp, kamu mallan arasında dahil ettiğini, bu nedenle de Ereğli Kömür Bölgesindeki taşınmaz malların kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisap edilemeyeceğini kabul etmiştir.
Yine Ereğli Kömür İşletme Müessesesinin taşkömürü sahasını 'belirleyen 5.2.1958 gün ve 4/9925 sayılı Ka rarnamede mevcuttur.
Anayasa Mahkemesinin 25.3.1963 gün ve 963/28-66 sayılı kararında Tezkere-i Samiyyenin Kanun hük münde olmaması nedeniyle işin esasının incelenmesine mahal olmadığına karar vermiştir.
İktisap yasağındaki son aşamayı 10.10.1983 igün ve96 sayılı Türkiye Taşkömürü Kurumu Kuruluşu Hak kında Kanun Hükmünde Kararname oluşturmuştur. Sözü geçen KHK'nin 14 üncü maddesine göre 17 Ocak 1326 '(1910) tarih ve 289 sayılı Tezkere-i Samiyye ile belirlenen ve bilahara 5.2.1958 tarih ve 4/9925 sayılı 'Balkanlar Kurulu Kararı ile 'genişletilen saha kömür havzasına tahsis edilerek kamu malı haline getirilmiş tir hükmünü muhtevidir. Böylece de iktisap yasağı hem kanunî 'bir hükme dayandırılmış hem de Tezkere-i Samiyye ile 'belirlenen sınırlara oranla daha geniş bir alanda uygulamaya başlanmıştır. Taşkömürü Kurumu Kuruluşu Hakkında Kanun Hükmünde Kararname yürürlükten kaldırılmış ve taşkömürü havzası bakımın dan ©siki durum avdet etmiştir.
Tezkere-i 'Samiyye kazanılmış hakları saklı tutmuştur. Bu bakımdan 17 Ocak 1326 gününden önce 10 yıl lık hakkı karar gerçekleşmişse zilyedi lehine tescil kararı verilebilmektedir. Bunun için de kazanılmış hak lara tanıklık edecek kişiler en az Tezkere-i 'Samiyye günü olan 17 Ocak 13'26 dan 10 yıl önce, 1316 yılın da haşlayan zilyetliği .bilebilecek yaşta olmalıdırlar. Zamanla 'bu yaşlı kişilerin vefatları nedeniyle 1316 yılın da haşlayan zilyetliği 'bilebilecek yaşta tanık 'bulabilme imkânsızlığı ile karşı karşıya kalınmaktadır.
Mevcut düzenleme ve uygulama yukarıda açıklandığı şekilde olmasına rağmen bu bölgede halen mevcut olan fiilî bir durumun bulunduğu ve bu fiilî durumun çözüm bekleyen pekçok hukukî sorunları ortaya çı kardığı da bir 'gerçektir. Bu da Tezkere-i Samiyyenin çıkarıldığı 17 Ocak 1326 tarihinden bu yana taşınmaz mallara nizasız fasılasız zilyet bulunup da bu yerlerin tapusunu alamayan hak sahiplerinin bundan mütevel lit uğradıkları haksızlıklardır. 17 Ocak 1326 (1910) tarihinden bu yana tezkerede belirtilen il ve ilçelerin yer leşim alanları ıgenişlemiş, yeni yerleşim sahaları, yeni mahalleler meydana igelmiştir. IBunun tabiî neticesi olarak da yapılaşma da aynı şekilde ilerlemiştir, binlerce vatandaş arzın üzerinde bina, tesis ve benzeri muhtesata sahip bulunmakta ve halen bunları tasarruf eylemektedir. Zilyetlikleri tezkerenin çıkarılma tarihi olan 1910 senesinden 10 sene öncesine dayalı olanlar zilyet bulundukları yerlerin tapularını Yargıtayın belirlediği şartların tahakkuku halinde alabilmekte bunun yanında 1910 senesinden günümüze kadar zilyet ve mutasar rıf bulunanlar ise zilyetliğe dayalı iktisap hakkından 'mahrum bulunmaktadırlar. 'Bu durum kömür havzası adı verilen bu bölgede çelişkili durumlar yaratmakta, bazen birbirine bitişik bulunan taşınmaz mallardan zilyetlik süreleri az farklı olmasına rağmen birinin tapusu verilebilmekte, diğer zilyedin ise bu Tezkere ve daha sonra çıkarılan 'Bakanlar Kurulu Kararı karşısında tapu alma imkânı bulunmamaktadır. 'Böyle olunca yıllardır taşınmaza zilyet bulunan kişilerin bu yerlerini başkalarına resmen devir ve temlik etmeleri de müm kün olamamaktadır. Madenlerin ıDevlete ait olması, Maden Kanunu hükümlerinin saklı tutulması kaydı ile Medenî Kanundaki ve Tapulama ve Kadastro kanunlarındaki müruru zaman hükümlerine göre zilyet bulu nup da yukarıda arz ve izah olunan mani sebeplerle bu yeri adına tescil ettiremeyen ve mağdur olan vatan daşların, bu mağduriyetlerinin önlenmesi bakımından işbu Kanun Tasarısı hazırlanmış bulunmaktadır.
TÜRKÜYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA Ereğli Maden Havzasında bulunan taşınmazları Medenî Kanun hükümlerine (göre iktisabına dair ha zırlanan kanun teklifli gerekçesi ile birlikte ekte sunulmuştur.
Gereği için saygı ile arz olunur.
3 . 4. 1986 İsa Vardal Zonguldak GENEL GEREKÇE 17 Ocak 1326 (1910) gün ve 289 sayılı Tezkere-i Samiyye'ye istinaden çizilen ve bilahıara 5.2.1958 gün ve 4/9925 sayılı Bakanlar Kurulu kararnamesiyle genişletilen harita hudutları içerisinde bulunan taşınmaz ların Tezkere-i Samiyye hükümlerine göre zilyetlikle iktisabı mümkün değildir. Tezkere-i Samiyye'nin çı karılmasının amacı; Havza'da taşkömürü bulunması nedeni ile devletin taşkömürünü rahatça çıkara'bilmesini temin etmek için havzaya yerleşimi önlemek amacı güdülmüştür. O nedenle 1326 tarihinden on yıl ev veline dayanmayan tapu 'kayıtları ile zilyetlik hükümlerine istinaden mülkiyet hakkı tesis edilmesi mümkün değildir. 17 Ocak 1326 tarih ve 289 sayılı Tezkere-i Samiyye'nin çıkarılış amacı o zaman için belki, geçer li sayılabilir ise de; Devlet bu tezkere ile belirlenen Havza içindeki yerleşmeyi önlemeye matuf kanunî önlemler alimıamış ve dolayısıyla yerleşmeyi önleyememiş ve bizzat kendisi resmî daireleri yapmak, yerleşim alanlarına gerekli hizmetleri götürmek suretiyle kararnameye aykırı hareket etmiştir.
Aslında 13126 tarih ve 289 sayılı Tezkereci Samiyye Şûrayı Devlet (Danıştay) kararma dayanan sadaret tezkeresi .(İBaş'kafcanlık yazısı) mahiyetindedir ve bir kanun değildir. Buna rağmen maalesef Cumhuriyet döneminde bu tezkere kanun yerine konulmuş ve yukarıda açıklandığı üzere Medenî Kanun hükümlerine göre mülkiyet hakkım kısıtlamıştır.
Bugün havza içinde yoğun bir yapılaşma mevcut olup bu yapılarda yaklaşık sadece Zonguldak îli sı nırları içerisinde bir buçuk milyon insan yaşamakta ve vatandaşlar ilerisinin ne olacağını bilmediklerinden tedirgin vaziyette bu çarpıklığın giderilmesini devletten beklemektedir.
Aslında, Tezkere-i Samiyye'ye göre 1326 (1910) tarihinden sonra Havza içerisinde tapu kaydı tesis edil mesi mümkün olmadığı halde Hazine, Belediyeler, İl özel İdareler, Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü ve belediyeler vasıtasıyla bazı vatandaşlar adına tapu kayıtları tesis edilmiş ancak vatandaşın çoğunluğu yıllarca tasarruf ettikleri taşınmazların mülkiyetini iktisap edememişlerdir. Devlet, bu vatandaş lara karşı Tezkere-i Samiyye'yi daima demokles'in kılıcı ıgibi kullanmıştır.
>Bu teklifle, bir kanun mahiyetinde olmadığı ve bu durum Anayasa Mahkemesinin 25.3.1963 gün ve 963/28 esas 963/66 sayılı kararı ile de tespit edilen Sadaret Tezkeresi (Başbakanlık yazısı) ile mülkiyet 'hakkının sınırlandırılmasını ortadan kaldırmayı amaçlamış bulunmaktayız.
Vatandaşın yıllarca tasarruf ettiği taşınmazları Medenî Kanun hükümlerine göre iktisap edip istediği -şekil de tasarruf edebilmesini temin ve diğer taraftan Devletin taşkömürü çıkarmasını zorlaştırmamak amacı ile arzın altındaki madenlerin Maden Kanununa göre Devlete aidiyetini kabul ederek alınacak tapulara ha len mevcut tapularda olduğu gi'bi şerh vermek gerekmiş ve bu konuda gerekli düzenleme yapılmıştır.
Havzanın; taşkömürü, demir, çelik, kâğıt, orman ürünlerine diğer irili ufaklı sanayisi ile Türkiye'nin yıl lık millî hasılasına olan takriben % 7'lik katkısı düşünüldüğünde, burada yaşayan ve en iyi hayat şart larına layık olan insanlarımızın yaşantılarını ve haklarını tanımak ve gerçekleştirmek başta devletin ol mak üzere hepimizin görevidir.
: