Uluslararası ticarî ilişkilere bakıldığında, ithalatın bir çok yönden denetim veya gözetim altında yürütüldüğü sınırlamalara, ve bazan müsaiadeye tabi tutulduğu ve bu yüzden de dampinge ve sübvansiyona karşı ayrıca özel önlemler almaya ihtiyaç du yulmadığı görülmektedir.
Türkiye'de de 1980 yılma kadar, itbJalataıtırı kotalarla miktar sınırlamalarına tabi tutulduğu, yüksek gümrük vergileri oranları ile yerli sanayi için koruma temin edil diği ve ayrıca ithalatta ön fiyat kontrolünün uygulandığı bilinmektedir. Bu dönemde dampinge veya sübvansiyona konu malların ithali ekonomimizi olumsuz yönde etkile yecek boyutlara ulaşmamış ve bu uygulamalara karşı tedbir düşünülmemiştir.
1980 yılından itibaren ve özellikle 1984 yılı «başından beri, Türk sanayiini dış re kabete hazırlamak ve ihraç gücünü artırmak, hammadde tedarikini kolaylaştırmak, üretilen malların kalitelerini yükseltmek amacıyla ithalatta liberasyon hareketine girişil miştir. Bu politikalar halen sürdürülmekte olup geçtiğimiz dört yılda bunun olumlu sonuçları alınmaya başlanmıştır.
Ancak, ithalatta liberasyona geçişle birlikte, damping ve sübvansiyon uygulamala rının önemli bir sorun olarak ortaya çıktığı gözlenmiştir. Miktar sınırlanmalarının kal dırıldığı, tarife içi ve dışı engellerin asgarî seviyeye indirildiği bir ortamda, fiyatlarını genelde ekonomi dışı saiklerle belirleyen başta, bazı Doğu Bloku ülkeleri ve yeni pa zarlar arayan Uzak Doğu ülkeleri olmak üzeıe, bir çok ülke kalitesiz, standart dışı ve eski teknoloji ile üretilmiş ürünlerini çok düşük fiyatlarla ülkemiz pazarlarına sok ma girişiminde bulunmaya başlamışlardır.
Dış ticarette haksız rekabet hallerinin en önemlilerinden sayılan dampinge veya sübvansiyona konu ithalatın sanayimize ve millî ekonomimize zarar vermemesi ve bu konuda gerekli önlemlerin alınabilmesi amacıyla yeni bir mevzuat oluşturulması bu tasarının hazırlanmasındaki temel hedefi oluşturmuştur.
Türkiye'de genelde haksız rekabet niteliğinde olan bu durumun önlenebilmesi için yürürlüğe konulmuş bazı hükümlere rastlanılmaktadır. Nitekim, Gümrük Kanu nunun 70 inci Maddesi aramızdaki ticarî anlaşmalara riayet etmeyen ülkelerin mal larına karşı sınırlamalar getirmekte ve farklı tarifeler uygulamaya Bakanlar Kurulunu yetkili kılmakta, Gümrük Kanununun 21 inci Maddesi de ihracatlarında gizli ve açık olarak prim, damping veya benzeri tedbirleri uygulayan memleketlerin mallarına karşı bu tedbirleri etkisiz kılacak önlemleri alma konusunda Bakanlar Kuruluna yetki ver mektedir.
Yukarıda sözü edilen bu iki temel hüküm dışında İthalât Rejimi Kararında da Gümrük Kanununun 21 inci Maddesine atıfta bulunulmakta ve damping ile sübvan siyona karşı bazı önlemlerin alınabileceği hükme bağlanmaktadır. Ancak, bu hüküm ler özellikle alınacak tedbirlerin neler olduğunu belirtmediğinden ve bu tedbirlerin uy gulama esaslarını belirlemediğinden etkili bir şekilde uygulanamamaktadır.
Esasen yeni bir mevzuatın hazırlanması ihtiyacı da bu durumdan kaynaklanmak tadır.
Tasarının hazırlanmasında;
— • Uygulanan ekonomi politikalarına ve özellikle liberal ithalat politikalarına ters düşmeyecek bir mevzuatın oluşturulması, — üyesi bulunduğumuz GATT'ın ve tam üyesi olmaya hazırlandığımız AT'nun bu konudaki mevzuatlarına ters düşmeyecek ve imkân ölçüsünde bu mevzuatlara, da uygun hükümlere yer verilmesi, — Dış rekabete açmaya çalıştığımız Türk sanayiinin ithalâtta damping veya sübvansiyon gibi haksız rekabet hallerine karşı korunması, — Gerekli ilke ve uygulama kararlarının ekonomik ve idarî yapımıza uygun ol ması gözönünde bulundurularak; mevzuatın, haksız rekabet hallerinden dampinge ve/ve ya sübvansiyona konu olan ithalatın unsurlarını, bunların tespitini, soruşturmanın açılması, yürütülmesi ve sona ermesi gibi hususları ve soruşturma sonucunda alınabi lecek önlemleri belirlemesi amaçlanmıştır.