Terörizm, tarihin en eski zamanlarından beri toplumları ve ülkeleri tehdit etmektedir. İçinde bulunduğumuz yüzyılda terörizm gün geçtikçe yaygınlaşmıştır. Uygulama alanı olarak seçilen bazı küçük ülkelerde başarıya ulaşmış, uygulayıcı olan bazı ülkeleri cesaretlendirmiş, böylece terör alanı gittikçe genişlemiştir.
Bu safhadan sonra terörizm, tehdit olmaktan çıkmış ve büyük bir tehlike olarak önümüze gelmiştir. Bazı terörist devletlerce gösterilen destek, zamanla terörizmin boyutlarının büyüme sine ve uluslararası nitelik kazanmasına neden olmuştur.
Halkın iradesi ve bu iradeye dayalı olarak kurulmuş meşru yönetimleri hedef olarak yık mayı amaçlayan ve hiçbir sınıf tanımadan her türlü insanî değerlerden uzak başvurulan şiddet olayları şeklinde cereyan eden terörizm illetinin son yıllarda özellikle demokratik hür dünya ülkelerinde yarattığı tahribat her geçen gün artmaktadır. Bu da özgür ve hürriyeti seçmiş top lumları tedirgin etmektedir.
Genellikle ideolojik hedefli ufak ve büyük çaptaki terör örgütleri her ülkede mevcut bu lunmaktadır. Bu örgütlerin faaliyetleri sonucu kendini gösteren terörizm halen Dünyadaki bir çok ülkenin başını yoğun bir biçimde ağrıtmaya devam etmekte, açtığı yaralar gittikçe büyü mektedir.
Bu sebeple terörizm, her zaman devlet ve hükümetlerin gündeminde olması gereken, her an acil ve kısa sürede alınması gerekli tedbirleri kapsayan bir konudur. Çünkü terörizm zaman ve sınır tanımadan gelişmesine uygun zeminleri değerlendirerek hareket sahnesine çıkmakta dır. Bu da terörizme karşı her dönemde etkili, akılcı ve kararlı bir mücadele programı ve araç larının ön planda ve hazır bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır.
Bilindiği gibi ülkemiz de coğrafi konumu itibariyle terörizme hedef olan bir ülke duru mundadır. Bu sebeple de yıllardan beri bu mücadelenin içerisindedir. Türkiye Cumhuriyeti ba şından beri, dost ve müttefiklerimizin "Terörizm" karşısındaki kesin tavır alması icap ettiğinin inancında olduğunu defalarca tekrarlamış ve çeşitli uluslararası toplantılarda konuyu günde me getirmeye çalışmıştır.
Terörü, mevcut devlet düzeni içinde sadece belirli bir siyasî organın veya sosyal bir grubun karşılığı olarak görülmemesi gerçeğini ülkemiz, 1980 öncesi yaşadığı dehşet verici olaylar ve edindiği acı tecrübelerle öğrenmiştir.
Ülkeler, yönetimler, demokrasinin kurallarına göre terörü değerlendirmekte, buna karşı lık terörizm hiç bir kural tanımaksızın faaliyet göstermektedir. İnsanlık dışı, kural dışı, hukuk dışı eylem, ideoloji ile şartlanmıştır. Kanunî ve ideolojik açıdan mahkûm edilmesi gereken te rörün, ayrıca pratik olarak mahkûm edilmesi, barış içinde bir arada kendi anayasal sınırları doğrultusunda yaşayarak Dünya insanlarının terörün yaratacağı acıyı çekmemeleri için zaruri dir.
Bazı Batı ülkeleri ve diğer ülkelerde uygulanan "Kamu Düzeninin Sağlanması, Terörist Gruplarla Mücadele, Şiddet Suçlarının Önlenmesi" kanunlarında görüldüğü gibi ükemizde de Anayasa çerçevesinde hukuka ve demokratik hak ve özgürlüklere uygun olarak kanunî düzen lemeye ve uzun vadeli terörizm tehdidine karşı tedbirlere ihtiyaç bulunduğu zaruretini ortaya çıkarmıştır.
Bir yandan Anayasanın tanıdığı temel hak ve hürriyetlere saygısı olmayan, şiddeti vasıta edinmiş terörizmle mücadele ederken, diğer taraftan çağdaş demokratik toplum düzenine ulaş mak için şiddeti vasıta kılmayan düşünceleri ifade etme hürriyeti ile şiddeti benimsemeyen dü şüncelerin örgütlenebilmesi hürriyetini kısıtlayıcı hükümlerde de iyileştirici düzenlemeler yap mak gerekmektedir.
Bilindiği gibi yapıldığı zamanın Iiberal-muhafazakâr ideolojinin ürünü olan 1889 tarihli ttalyan Zanardelli Kanunundan iktibas olunarak 1.3.1926 tarih ve 765 sayı ile hukuk hayatımı za intikal ettirilen Türk Ceza Kanununun kabul edilen ilk şeklinde, 141 inci madde, vatana karşı işlenen suçları öğrenipte yetkili mercilere ihbarda bulunmayanları, 142 nci madde ise as ker yazma ile Türkiye Cumhuriyetinin tarafsızlığını ihlal fiillerini cezalandırmakta idi.
Türk Ceza Kanununun 141 ve 142 nci maddeleri 11.6.1936 tarihli ve 3038 sayılı Kanunla değiştirilerek, 1930 tarihli ttalyan Ceza Kanunundaki düzenleme iktibas olunmuştur. Rocco Kanunu olarak da bilinen 1930 Tarihli ttalyan Ceza Kanunundan alınan 141 inci madde "mem leket dahilinde içtimai bir zümrenin diğerleri üzerinde tahakkümünü şiddet kullanmak sure tiyle tesis etmeye ve içtimai bir zümreyi şiddet kullanarak ortadan kaldırmaya ve memleket da hilinde teşekkül etmiş iktisadî veya içtimaî nizamları şiddet kullanarak devirmeye matuf cemi yetleri tesis etmek, bu cemiyetleri idare etmek veya bu kabil cemiyetlere girmek" fiillerini, 142 nci madde ise bunların propagandasını cezalandıran hükümler haline gelmişlerdir.
Ancak Türk Ceza Kanununa 141 ve 142 nci maddeler Rocco Kanunu diye bilinen ttalyan Ceza Kanunundan iktibasen girmekle beraber, bilahara yapılan müteaddit değişikliklerle ve özellikle "cebir unsuru" bu maddelerin metinlerinden çıkarılmakla Rocco Kanunuyla hiç bir ilişkisi kalmamış ve suçun orjinalitesi bozulmuştur. İtalya'da Ceza Kanunu 1951 yılında göz den geçirilmiş, bazı hükümleri kaldırılırken Ceza Kanunumuzdaki 141 inci maddenin muadili olan 270 ile 142 nci maddenin muadili olan 272 nci maddelere dokunulmamıştır. İtalya'da bu maddelerin cebir unsurunu ihtiva etmeleri sebebiyle komünist, sosyalist veya kralcı örgütlerin kurulmalarına, bu örgütler şiddeti vasıta kılmadıkları takdirde, ceza hukuku yönünden bir en gel bulunmamaktadır. Keza şiddetin vasıta kılınması halinin dışında bu fiillerin propagandası da cezalandırılmamaktadır.
163 üncU maddeye gelince; bu madde Türk Ceza Kanununun ilk kabul edildiği tarihteki şekliyle dinî veya dinî hissiyatî veya dinen mukaddes tanınan şeyleri alet ederek her ne suret ve sıfatla olursa olsun Devletin emniyetini ihlal edebilecek harekete halkı teşvik veya bu şekilde cemiyet kuranları cezalandırmakta, dinî fikirlere ve hislere dayanan siyasî cemiyetlerin kurul masını yasaklamakta idi. Bu maddenin kaynağı İtalyan Zanardelli Kanunu olmayıp Hıyaneti Vataniye Kanunudur. Madde şimdiki halini 10.6.1949 tarihli ve 5435 sayılı Kanunla almış, 22.1.1983 tarihli ve 2787 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle de cezaları ağırlaştırılmıştır. Mad deye 24.7.1953 tarih ve 6187 sayılı Vicdan ve Toplanma Hürriyetinin Korunması Hakkında Ka nunun 1 inci maddesi hükmü, cezası ağırlaştırılarak, dördüncü fıkra olarak alınmış, propa gandanın bazı mahallerde veya bazı mensuplan arasında yapılması ağırlaştırıcı sebep olarak ihdas edilmiştir.
Görüldüğü üzere başlangıçta liberal ve hürriyetçi karakteri olan hükümler yapılan deği şikliklerle bu niteliğini kaybetmişlerdir. Millî bünyeyi sarsacak yıkıcı cemiyetlerin ve bu cemi yetlerin şiddet kullanmak suretiyle vaki olacak fiilî hareketlerinin menedilmesi şüphe yokki bir zarurettir. Ancak bü yapılırken düşünceyi ifade hürriyeti ile bu düşünce etrafında örgütlen me hürriyetinin de zedelenmemesi gerekir. Nitekim, Ceza Kanununun 141, 142 ve 163 üncü maddeleri, mevcut şekilleriyle, düşünceyi ifade hürriyeti ile düşüncelerin örgütlenebilmesi hür riyetini kısıtlayıcı mahiyet iktisap etmişlerdir. Bu sebeplerle hem Devletin maddî düzenini ko rumak ve hem de düşünceyi ifade ve örgütlenme hürriyetini sağlamak ve böylece bu iki hukukî menfaati dengeli ve çağdaş demokratik hukuk düzenine uygun hale getirmek için bu maddele ri yürürlükten kaldırarak, bunların yerine yeni bir hüküm getirmek zorunluğu ortaya çıkmış tır. Bu şekilde bir düzenleme yapılsa dahi bu kez ağır cezaî müeyyideleri muhtevi 2 sayılı Hıya neti Vataniye Kanunu, 6187 sayılı Vicdan ve Toplanma Hürriyetlerinin Korunması Hakkında Kanun ile 2908 sayılı Dernekler Kanununda düşünceyi ifade ve örgütlenme hürriyetini kısıtla yıcı hükümler devreye gireceğinden, zikredilen Kanunlardan ilk ikisinin ve 2908 sayılı Kanun daki bazı hükümlerin yürürlükten kaldırılması gerekmektedir.
Bu arada bir yandan çağdaş demokratik hukuk düzenine uygun düzenlemeler yapılırken, diğer yandan toplumsal barışa da katkı sağlamak üzere, çeşitli nedenlerle suç işlemiş kişileri tekrar topluma kazandırmanın ve kendilerine bu hususta bir fırsat tanımanın da gerekli oldu ğu sonucuna varılmıştır. Ancak bunu sağlamak için geçmişte çıkarılan ve cezaları bütün neti celeriyle ortadan kaldıran Af Kanunlarının, suçluluğu önlemek yerine aksine sonuç vererek affı takiben cezaevlerinin kısa bir süre sonra dolmasını ve özellikle affa mazhar olmuş kişilerin bir kısmının tekrar suç işlemelerini önleyemediği gözönünde bulundurarak, cezaların bütün neticeleriyle affı yerine mahkemelerce kesinleşmiş mahkûmiyetlerin infazının geri bırakılması na karar verilmesi, bu durumda olanların dava veya ceza zamanaşımı süresi içinde tekrar suç işlemeleri halinde infazı geri bırakılan cezalarını çekmeleri ve şartla tahliye hükümlerinden ya rar lanamamaları şeklinde düzenleme yapılması halinde yukarıda sözü edilen sakıncaların or tadan kalkacağı düşünülmektedir.
Tasarı ile terör tarif edilmekte, terörizmle mücadelede cezalandırma ve yargılama usulle rinde yeni hükümler getirilmekte, görevli kuruluş ve personelin güvence altına alınması gibi hususlara yer verilmekte, düşünceyi ifade ve örgütlenme hürriyetlerini kısıtlayan kanunlar ve hükümler yürürlükten kaldırılarak bunların yerine kaim olmak ve fakat şiddeti vasıta kılma yan düşünceyi ifade hürriyeti ile bu düşünceler etrafında örgütlenme hürriyetini koruyan dü zenleme yapılmakta, toplumsal barışa da katkı sağlamak üzere çeşitli nedenlerle suç işlemiş kişileri topluma kazandırmak için kesinleşmiş mahkumiyetlerinin infazının bir defaya mahsus olmak üzere mahkemelerce geri bırakılmasına imkân sağlanmaktadır.