Bu Kanun, telekomünikasyon hizmetlerinin etkin, güvenilir ve verimli olarak, yeni teknolojik gelişmeler ile ortaya çıkan ve giderek artan ihtiyaçlara kamu hizmeti niteliği çerçevesinde cevap verebilecek şekilde yeniden düzenlenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Kanunun getirdiği değişiklikler kapsamlı olmakla birlikte, 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun, tarihsel niteliği de dikkate alınarak, yürürlükten kaldırılması yerine çeşitli değişikliklerle güncelleştirilmesi ve 2813 sayılı Telsiz Kanunu ile 3348 sayılı Ulaştırma Bakanlığı’nın Teşkilât ve Görevlerine İlişkin Kanunda da gerekli değişikliklerin yapılması öngörülmüştür.
Dünyada son yıllarda telekomünikasyon alanında göze çarpan en önemli gelişme, söz konusu alandaki politika belirleme, idarî düzenleme yapma ile işletmecilik işlevlerinin birbirinden ayrılması ve her bir işlevin, o işlevin niteliğine uygun esaslar dairesinde yürütülür hale getirilmesidir. Bu çerçevede, gelişmiş ülkelerde uygulama alanı bulan sektör yapısı genel olarak siyasal sorumluluk taşıyan hükümetin sektör politikaları ile genel esaslar ve hedefleri belirlemesi, faaliyetlerinde özerk nitelikteki bir düzenleyici otoritenin teknik nitelikteki gerekli idarî düzenlemeleri yapması ve uygulaması, buna karşılık işletmecilik faaliyetlerinin de ekonomik esaslar dairesinde ticarî kuruluşlar tarafından yerine getirilmesini içermektedir. Bu Kanun, yukarıda belirtilen üç ana işlev ve bunların her birinin nitelikleri gereği tabi olacağı esaslar dairesinde telekomünikasyon sektörünün yeniden yapılandırılmasını öngörmektedir.
Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de telekomünikasyon sektörünün yeniden yapılandırılması çabasında iki farklı hedefin birbiri ile bağdaştırılması gereği mevcuttur.
Bir yandan telekomünikasyon sektörünün ticarî esaslar dahilinde ekonomik yönden daha verimli ve etkin yürütülmesi amacıyla liberalize edilerek serbest rekabete açılması, Devletin işletmeci rolünden sıyrılması gereği bulunmaktadır. Telekomünikasyon sektörünün 2004 yılına kadar serbest rekabete açılması, aynı zamanda Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde işleyen Hizmet Ticaretine İlişkin Genel Anlaşma doğrultusunda vermiş olduğu taahhütler gereğidir.
Öte yandan, telekomünikasyon hizmetlerinin kamu hizmeti niteliği ve stratejik öneminin dikkate alınması şarttır. Bugün tüm gelişmiş Devletler, söz konusu mülahazalarla telekomünikasyon sektörünü, kendileri işletmeci olarak sektörde kalmasalar dahi, sıkı bir biçimde düzenlemekte ve denetlemektedirler.
Yukarıdaki temel veriler ışığında, bu Kanunun ana amacı, telekomünikasyon sektöründe, posta ve telefon hizmetlerinin ayrışması ve Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin (“Türk Telekom”) bir anonim şirket olarak kurulması ile başlayan ve Türk Telekom’un hisselerinin % 49’unun devri ile devam edecek olan yeniden yapılanma sürecinin, zaman içinde teknolojik gelişmelere uygun olarak sektörün rekabete açılması ile devam edecek olması da dikkate alınarak, telekomünikasyon hizmetlerinin bir yandan etkin, ileri, güvenilir ve verimli olarak en son teknolojik gelişmelere de yanıt verebilecek şekilde düzenlenmesi, diğer yandan da temel telekomünikasyon hizmetlerinin, kamu hizmeti niteliğine, stratejik önemine ve Devletin temel niteliklerine uygun olarak yürütülmesidir. Bu ana amacın en önemli aracı ise açık ve kapsamlı bir hukukî düzenlemenin sağlanması olacaktır. Zira bugüne kadar kamu işletmeciliğinde ortaya çıkan sorunların, temel olarak, yeterli kapsam ve açıklıkta yasal ve idarî düzenleme bulunmaması, hedef ve programların belirlenmesi ve uygulanmasında gerekli disiplin ve denetim mekanizmalarının sağlanamaması ve siyasî takdir gerektiren konular ile siyasî müdahale anlamına gelebilecek işlemlerin birbirinden yeteri kadar net çizgilerle ayrılamamasından ileri geldiği düşüncesi kabul görmektedir.
Bu çerçevede, öncelikle bu Kanunda telekomünikasyon sektöründe Devletin rolü yeniden tanımlanmaktadır. Devlet, bir taraftan yasama ve yürütme organları vasıtasıyla anayasal çerçeve içinde telekomünikasyon sektörüne ilişkin olarak politikaları ve temel ilkeleri ve uygulamaları belirlemeye devam edecek, diğer taraftan, faaliyetleri bakımından özerk nitelikli Telekomünikasyon Kurumu vasıtasıyla, telekomünikasyon hizmetlerinin söz konusu temel ilke ve politikalara uygun yürütülmesini denetleyecek, bir diğer taraftan da yine bağımsız olarak faaliyet gösterecek olan Türk Telekom’da çoğunluk hissedarı sıfatıyla mülkiyetten doğan haklarını kullanacaktır. Bu üç işlevin ayrılmasının, telekomünikasyon hizmetlerinin etkin, verimli ve gereksinimleri azamî ölçüde karşılayan bir şekilde, siyasî etkilerden arınmış olarak ve çağdaş ölçekte yürütülmesini sağlayacağı öngörülmektedir.
Bu bakımdan belirtmek gerekir ki, Kanunun öngördüğü temel değişiklikler tamamıyla birbirine bağlı, birbirini tamamlayıcı niteliktedir ve bu bakımdan birlikte değerlendirilmelidir.
Bu Kanunla öngörülen ilk temel değişiklik, Türk Telekom’un statüsüne ilişkindir. Bilindiği üzere, TürkTelekom hali hazırda 233 sayılı KHK’ya tabi bir Kamu İktisadî Kuruluşudur. Bu Kanunda, Türk Telekom’un bu statüden çıkartılması ve bu Kanunla değiştirilen 406 sayılı Kanun dışında tamamen özel hukuk hükümlerine tabi olması öngörülmektedir.
Bu doğrultuda, TürkTelekom, T.C. Merkez Bankası, Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları A.Ş., Devlet Yatırım Bankası A.Ş. gibi sadece kendi kuruluş Kanununa ve özel hukuk hükümlerine tabi olacaktır. Bu suretle, öncelikle Türk Telekom’un 233 sayılı KHK’ya tabi olmasından kaynaklanan kimi belirsizlikler ve karışıklıklar da giderilmiş olacaktır. Gerçekten de hali hazırda dahi TürkTelekom, 233 sayılı KHK’nın sistemine uymamaktadır ve hisse satışı sonrası, her ne kadar sadece % 39’luk bir pay kamunun elinden çıkacak olsa dahi, işbu Kanun olmaksızın söz konusu uyumsuzluk daha da artacaktır. Öte yandan, hisse satışının başarısı ve daha da önemlisi, ülkemiz açısından büyük önemi olan bir işletmenin etkin ve verimli yürütülebilmesi açısından söz konusu statü değişikliği temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.
Türk Telekom’un bu Kanunla değiştirilen 406 sayılı Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi olması, TürkTelekom’un Devlet denetiminden çıkacağı anlamına gelmemektedir. Öncelikle, Devlet, % 51 pay sahibi olarak, TürkTelekom’un yetkili organlarının kontrolünü elinde tutmaya devam edecektir. Yine % 51 kamu payı bulunmakla, Türk Telekom 3346 sayılı Kanun çerçevesinde TBMM denetimine tabi olmaya devam edecektir.
Ancak hepsinden önemlisi, Türk Telekom, hem Kanunla öngörülen görev sözleşmesi, hem de Bakanlık ve Telekomünikasyon Kurumu’nun düzenleme ve denetim yetkileri çerçevesinde, telekomünikasyon sektörüne girecek yeni işletmeciler gibi detaylı bir düzenleme ve denetime tabi olacaktır. Böylece, söz konusu düzenleme ve denetimin, Kanunla öngörülen ilkeler doğrultusunda doğrudan telekomünikasyon hizmetinin niceliği ve niteliğine yönelik olması, bu suretle telekomünikasyon hizmetinin hem etkinliğinin geçmişe nazaran daha da artırılması, hem de siyasî müdahalelerden arındırılması öngörülmektedir. Devlet; TürkTelekom açısından, yasalar, yönetmelikler ve görev sözleşmesi dahil idarî düzenlemelerle kamu hizmeti, asgarî hizmetler ve asgarî kalite ile ilgili veya ülke çıkarları ve stratejik önemin gerektirdiği önlemleri alabilecektir. Devlet, bunların yanı sıra, TürkTelekom genel kurulunda da, sorumlu organları, belirlenen yasal idarî düzenleme sınırları çerçevesinde ekonomik ve ticarî performans, yani kârlılık, verimlilik ve etkinlik gibi kriterler bakımından da Türk Telekom’u diğer hissedarlarla birlikte denetleyebilme olanağına sahip bulunmaktadır.
Bu Kanunla öngörülen ikinci temel değişiklik, kamu hizmeti niteliğinde olan tüm telekomünikasyon hizmetlerinin hizmetin niteliğine göre bir imtiyaz sözleşmesi imzalanması veya telekomünikasyon ruhsatı alınarak yürütülmesinin öngörülmüş olmasıdır. Telekomünikasyon işletmecilerinin bir lisans ile yetkilendirilmeleri ve bu suretle kamu hizmetinden kaynaklanan yükümlülüklerinin açık ve net bir şekilde saptanması tüm gelişmiş ülkelerde genel kabul görmüş bir uygulamadır. Söz konusu yetkilendirmenin, Anayasa çerçevesinde bir imtiyaz sözleşmesi veya telekomünikasyon ruhsatı ile olması gerektirmektedir. Taslak Kanun, ilerleyen teknoloji ve gelişen “kamu hizmeti” kavramı nedeni ile ve ayrıca Avrupa Birliği mevzuatı ile uyumu sağlamaya imkân tanıyabilmek için, kamu hizmeti niteliği taşımayan ve sınırlı kaynakların dağıtılması hususlarını ihtiva etmeyen telekomünikasyon hizmetleri için Bakanlık tarafından “genel izin” çıkarma imkânını da açık bırakmıştır.
Bu çerçevede, Türk Telekom’un statüsündeki değişikliğin hem sonucu hem de tamamlayıcı öğesi olarak TürkTelekom, bir görev sözleşmesi ile Ulaştırma Bakanlığı tarafından bir kamu hizmetinin yürütülmesi için yetkilendirilmekte ve Türk Telekom ile Bakanlığın bir görev sözleşmesi imzalaması öngörülmektedir. Söz konusu görev sözleşmesi görüşü için Danıştay’a da sunulacaktır. Alenî nitelikteki bu görev sözleşmesi ile Türk Telekom’un telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesi ile ilgili hak, yetki ve yükümlülüklerinin açık ve net olarak ortaya konulması sağlanmıştır.
Bu çerçevede, Türk Telekom kişi başına düşen ankesörlü telefon adedinin artırılması, yeni telefon hattı bekleme süresinin kısaltılması, yeni hat çekilmesi veya aramalarda hat düşmeme oranı, telefon konuşmalarında hat bozukluğu ya da enterferansın azaltılması gibi somut hizmet kalitesine ilişkin çeşitli konularda açık ve belirli yükümlülükler altına girecek, buna karşılık, bu hizmet standartlarını yerine getirdiği sürece yatırımlarına ekonomik olarak gerektiği gibi yön verebilecektir. Bunun gibi, telekomünikasyon hizmetlerinden hukukî ya da fiilî tekel niteliğinde olanlarda, fiyat serbest rekabet ortamında belirlenemeyeceğinden, fiyatın belirli ilkeler dahilinde Telekomünikasyon Kurumu’nun onayına tabi olması öngörülmüştür. Buna karşılık, belirli dönemler halinde revize edilecek olan görev sözleşmesinde yer almayan yükümlülüklerin, ancak maliyeti karşılanmak kaydıyla Türk Telekom’a yükletilebilmesi ve bu surette siyasî nitelikli müdahalelerin kamu hizmeti gereklerinden taviz verilmeden sınırlanabilmesi sağlanmıştır. Diğer bir özellik de, görev sözleşmesi ile bir yandan hak ve yükümlülüklerde açıklık ve netlik sağlanırken, diğer yandan da telekomünikasyon gibi hızla gelişen ve değişen bir sektör için gerekli olan esneklik ve değişen koşullara uyarlanabilirlik getirilmektedir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, tüm işletmecilerin benzer düzenlemelere tabi olması ve hizmetin niteliğine göre imtiyaz sözleşmesi, telekomünikasyon ruhsatı veya genel izin ile yetkilendirilmeleri, rekabet açısından eşitlik sağlayacak, ayrıca konuları ve hizmetin niteliğine göre gereken denetim ve düzenlemeye tabi olmalarına da imkân verecektir.
Üçüncü temel değişiklik ise sektörün idarî düzenleme ve denetimine ilişkindir. Mevcut Telsiz Genel Müdürlüğü’nü de içine alacak şekilde özerk bir Telekomünikasyon Kurumu oluşturulması öngörülmüştür. Bu suretle telekomünikasyon sektörünün idarî düzenlemesinde iki başlılık önlenmiş, buna karşılık, telekomünikasyon ve telsiz, iki ayrı ana hizmet birimi olarak öngörülmek suretiyle yürüyen telsiz hizmetleri korunmuştur. Telekomünikasyon Kurumu’nun bu çerçevede, öncelikle fiyatlandırma, ara bağlantı ve hizmet kalitesi gibi konularda teknik nitelikli yönetmelikler ve diğer idarî düzenleme ve işlemleri yapmaya, görev sözleşmesi, imtiyaz sözleşmesi, telekomünikasyon ruhsatları ve genel izinlerin şartlarına uyulmasını denetlemeye ve bazı malî yaptırımları uygulamaya yetkili olması öngörülmüş, bu şekilde hem sektörün siyasî müdahalelerden arındırılması, hem uluslararası gelişimlere uygun olarak işletmeci ile düzenlemecinin ayrılması ve birbirinden bağımsızlaşması, hem de gereken teknik yeterliliğin bir uzman kurumda toplanması sağlanmıştır. Buna karşılık, siyasî sorumluluğa sahip hükümetin ilgili birimi olan Ulaştırma Bakanlığı’nın görev alanları da bu çerçevede yeniden tanımlanmıştır. Bu amaçla, yasalar çerçevesinde ve Hükümet politikaları doğrultusunda telekomünikasyon alanında sektör politikalarının, genel ilke ve esasların belirlenmesi ve bu cümleden olarak, gerekli yönetmeliklerin çıkartılması, diğer işletmeciler ile yapılacak olan imtiyaz sözleşmeleri veya verilecek telekomünikasyon ruhsatların içeriklerinin ve genel izinlerin hüküm ve şartlarının belirlenmesi ve ücret ödenmesi öngörülen hallerde ihale ile olmak üzere bunların verilmesi, ayrıca devlet yetki ve sorumluluğunu gerektiren ağır yaptırımların uygulanması Bakanlık’ın yetkileri arasında sayılmıştır. Böylece Bakanlık’ın aslî rolüne dönmesine ve bunun üzerinde yoğunlaşmasına imkân sağlanmıştır.
Bu noktada önemle vurgulamak gerekir ki, Kanunun sistemi içerisinde Bakanlık, millî güvenlik ve kamu düzeni gerekleri bakımından da gerekli tedbirleri alabilme yetkisini açıkça muhafaza etmektedir. Ayrıca, Haberleşme Yüksek Kurulunun millî savunma, millî güvenlik ve kamu düzeni ile ilgili olarak Kurum’a talimat verme yetkileri de korunmaktadır.