Teknoloji ve onun kaynağı olan bilim, günümüzde pazar ekonomisinin sürekliliği için mutlak bir koşul haline gelmiştir. İleri teknolojiler mevcut teknolojilerle kaynaşarak ürünler, üretim ve organizasyon yöntemleri bazında köklü yenilikler yaratmakta, maddî üretimin teknoloji temelini yenilemektedir. Ekonomik, toplumsal, siyasî güçler bu temel üzerinde yeni dengeler arayışındadır ve toplumsal-kurumsal yapılar bu arayış çerçevesinde yeniden biçimlenmektedir.
Teknoloji bu denli yaşamsal bir üretim faktörü haline geldiği içindir ki, artık fiilen, bütün bir üretim sürecine, bütün ekonomik süreçlere, yaşamın bütün alanlarına içerilmiş bir bilgi ve deneyim kategorisi haline dönüşmüştür. Başta sanayi olmak üzere bütün ekonomik aktivitelerin, üretimin konusunu oluşturan, mal ve hizmetlerin temel bileşeni bilgi olmuştur ve onun için çağımız bilgi çağıdır.
Bilim ve teknolojiye egemen olan ülkeler tüm ekonomik etkinlik alanlarında mutlak bir üstünlük elde etme yolundadırlar. Bilim ve teknoloji ulusların rekabet üstünlüğünü belirleyici ana unsurdur. Günümüzde artık bilim ve teknoloji birbirinden ayrı iki farklı olgu değildir. Aksine bilim ve teknoloji arasında artan bir bütünleşme yaşanmaktadır. Ülkeler ulusal teknolojik politikaları üretmekte ve hayata geçirmektedirler. Bu nedenle uluslararası arenadaki yarış teknoloji üstünlüğü yarışıdır.
Türkiye’de bilim ve teknoloji politikaları günümüze kadar planlı bir biçimde oluşturulamamıştır.
Bilimsel araştırmalarda temel unsur olan AR-GE faaliyetleri ileri teknolojilere sahip ülkelere göre oldukça düşük kalmıştır. AR-GE faaliyetlerine ayrılan kaynakların GSYİH içindeki payı, AB ülkelerinde % 2, ABD’de % 2.8, Japonya’da % 3 iken bu pay Türkiye’de % 0.5 civarındadır.
DİE’nin “1997 Yılı AR-GE Faaliyetleri Anket Sonuçları”na göre Türkiye’nin AR-GE harcaması, GSYİH’nin binde 4,9’u kadardır ve bu ileri sanayi ülkeleri ve yeni sanayileşen ülke standartlarına göre son derece düşük bir orandır.
Ticarî kesim tarafından gerçekleştirilen AR-GE harcamalarının toplam içindeki payı ise % 32,3’tür (bu oran, 1990’da % 20,4.....1995’te % 23,6, 1996’da % 26 idi).
Ticarî kesim tarafından finansmanı sağlanan AR-GE harcamalarının toplam içindeki payı da % 41,8’dir (bu oran, 1990’da % 27,5..... 1995’te % 30,8, 1996’da % 36,8 idi).
İşaret edilen standartlara göre, ticarî kesimin AR-GE faaliyetlerindeki payının oransal olarak da düşük olduğu söylenebilir. Mutlak değer olarak yapılacak bir kıyaslamada farkın çok daha yüksek olduğu görülecektir.
DİE tarafından ilk kez gerçekleştirilen “İmalat Sanayii Teknolojik Yenilik Anketi” sonuçlarına göre, 1995-1997 yıllarında imalat sanayiinde faaliyet gösteren, 10 ve daha fazla çalışanı olan tüm kamu ve özel sektör işyerlerinin % 24,6’sının teknolojik yenilik faaliyetlerinde bulunduğu tespit edilmiştir. Teknolojik yenilik faaliyetinde bulunan işyerlerinin % 18,9’u ürün yeniliği, % 33,6’sı üretim süreci (proses) yeniliği, % 41,4,’ü hem ürün hem de üretim süreci yeniliği yapmıştır.
Firma büyüklüğü göz önüne alındığında yenilik faaliyetinde bulunma oranının işyeri büyüklüğü ile birlikte arttığı görülmektedir. 10 ile 49 kişi arasında çalışanı olan işyerlerinde teknolojik yenilik faaliyetinde bulunma oranı % 20 civarında iken 250 ile 999 kişi arasında çalışanı olan işyerlerinde bu oran % 40’a çıkmaktadır. 1000 ve daha fazla çalışanı olan işyerlerinde ise bu oran % 60 civarındadır.
Türkiye’de toplam AR-GE harcamalarında özel sektörün payı ancak % 29,8’dir. Tek başına üniversiteler toplam AR-GE harcamalarının % 57,2’sini yaparken kamu kuruluşlarının payı % 10,5’dir.
Üniversite ve sanayi arasındaki AR-GE işbirliği, ileri teknolojileri yakalamada büyük önem taşımaktadır. Ancak ülkemizde AR-GE faaliyetleri yeterince kurumsallaştırılamamış, teknoloji üretme konusunda istenen düzeye ulaşılamamıştır.
Sürdürülebilir bir büyüme ortamını yaratmak ve korumak ve Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünü artırmak için ileri teknolojilerin kullanımı, geliştirilmesi ve üretilmesi birincil öneme sahiptir. VII. Beş Yıllık Kalkınma Planında yer aldığı gibi teknolojik altyapıyı oluşturacak teknoloji geliştirme bölgeleri ve yurtiçi ve yurtdışında araştırma-geliştirme faaliyetlerinde çalışacak araştırıcı personelin özlük hakları ile ilgili mevzuatın düzenlenmesi gerekmektedir.
Özellikle gelişmiş ülkelerde üniversite-sanayi işbirliğine dayalı yeni üretim modelleri geliştirilmiştir.
Bilim ve teknoloji üretimi için gereken kadrolar üniversite ve araştırma merkezlerinde yaşatılan bilim geleneğiyle yetişecek ve bu gelenek, bu kadrolarla, buralardan sanayiye taşınacaktır. Bu nedenle bilim ve teknoloji politikalarının başlıca odak noktalarından birini üniversite eğitiminin ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinin bütünselliği oluşturmaktadır.
Sanayileşmiş ülkelerde, yeni teknolojileri üretmek için başlatılan dev projeler, değişik uygulamalara açık, çok amaçlı girişimlerdir ve bunların tümünde devletin etkin bir biçimde yer aldığı görülmektedir. İlk girişimlerin başlamasında ön ayak olan devlet, gelişmeleri desteklemekte ve bu projelerin ürünleri için pazar yaratma işlevini de üstlenmektedir.
Tüm dünyada, özellikle son 30 yıl içinde, elde edilen bilimsel bilginin teknolojinin hizmetine en kısa sürede sunulabilmesinin önemi göz önünde tutularak bilim ve teknolojide bir entegrasyona gidilerek başta ABD olmak üzere İngiltere, Fransa, Almanya ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerde ve yeni sanayileşen ülkelerde bilim ve teknoloji parkları oluşturulmuş ve bugün sayı olarak 1000’e yaklaşmıştır.
Bunlara genel olarak teknopark denilmektedir. Yaygın olarak bilim ve teknoloji parkları olarak da adlandırılan bu parkların faaliyetleri temel olarak benzer olmakla birlikte içerdikleri faaliyetlere göre ülkeden ülkeye isimlendirmede farklılıklar görülmektedir.
ABD ve Norveç’te araştırma parkı, İngiltere’de bilim parkı, yenilik merkezi, teknoloji borsası, Almanya’da teknoloji merkezi, Fransa’da teknopol, Japonya ve İtalya’da teknopolis olarak isimlendirilmektedir.
Bu Kanun çerçevesinde Teknopark veya Teknoloji Geliştirme bölgesi ise yüksek / ileri teknoloji kullanan ya da yeni teknolojilere yönelik firmaların, belirli bir üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü ya da AR-GE Merkez veya Enstitüsünün olanaklarından yararlanarak teknoloji ürettikleri/geliştirdikleri, teknolojik bir buluşu ticarî bir ürün, yöntem veya hizmet haline dönüştürmek için faaliyet gösterdikleri ve bu yolla bölgenin kalkınmasına katkıda bulundukları, aynı üniversite, yüksek teknoloji enstitüsü ya da AR-GE merkez veya enstitüsü içinde veya yakınında; akademik, ekonomik ve sosyal yapının bütünleştiği site olarak tanımlanmaktadır.
ABD’de bugünkü anlamda ilk teknopark örnekleri North Carolina Eyaletinde kurulan Araştırma Üçgeni Parkı (Research Triangle Park) ve Massachusetts Institute of Technology (MIT) çevresinde kurulan 128 sayılı Karayolu (Route 128) ve Kaliforniya’da Stanford Üniversitesi yanındaki Silikon Vadisi (Silicon Valley)’dir.
Research Triangle Park 1959 yılında kurulmuştur. 1965 yılında IBM ve EPA şirketleri de buraya yerleşmiştir. 1994 yılı Mart ayı itibariyle 65 araştırma şirketi, 55 hizmet şirketi ve 34 000 çalışanı vardır.
Silicon Vadisinde ise çoğunlukla bilgisayar ve elektronik alanda çalışan 3 000 kadar küçük ve orta büyüklükte firma bulunmaktadır.
İngiltere’de kurulan ilk teknopark Heriot-Watt araştırma parkıdır. Aynı yıl Cambridge Bilim Parkı da kurulmuştur. 1972’den sonra 10 yıl kadar başka park kurulmamıştır. 1982 yılında Merseyside Bilim Parkı, 1983 yılında Aston, Bradford, Leeds ve Glasgow Bilim Parkları, 1992 yılında Emmerson Bilim Parkı ve Cranfield Teknoloji Enstitüsü kurulmuş ve 1992’de bilim parkı sayısı 40’a ulaşmıştır. Cambridge Bilim Parkı İngiltere’nin en büyük bilim parkıdır.
Fransa’da halen 20’nin üzerinde yeni teknoloji merkezi kurulmuş ve kurulmaktadır. En büyükleri Sophia Antipolis, Grenoble-Meylan ve Toulouse’tadır. Sophia Antipolis Teknoloji Parkı 1969 yılında kurulmuştur. 1005 şirketi barındıran dünyanın en başarılı örneklerinden biridir. Ana faaliyet alanları bilgisayar ve uzaktan veri işleme, elektronik ve otomasyon, tıp, eczacılık, kimya, biyoteknoloji ve eğitimdir.
Japonya’da teknopolis olarak adlandırılan bu tür merkezler merkezî hükümet tarafından desteklenmektedir. MITI (Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakanlığı) teknopolislerin kurulmasında etkin rol oynamaktadır. Ayrıca Avustralya’daki teknopolislerin kurulmasına da öncülük etmektedir.
Yeni sanayileşen ülkeler arasında Çin, bu konuda çarpıcı bir örnek oluşturmaktadır. İlk olarak 1985 yılında Shengzhen Bilim ve Teknoloji Parkı kurulmuştur. Bugün Çin’de 52 adet yüksek teknoloji geliştirme bölgesi bulunmaktadır.
Sanayide önemli bir üretim girdisi haline gelen teknolojinin üretilmesi konusunda üniversite, araştırma kurumları ve sanayi arasında sağlanacak kurumsal bir işbirliği, Türk sanayiinin rekabet gücünün artırılması ve arzu edilen kalkınmanın sağlanması yolu ile ülkenin dengeli gelişmesi açısından hayati bir konu haline gelmiştir.
VII. Beş Yıllık Kalkınma Planında yer alan “Bilim ve Teknolojide Atılım Projesi” çerçevesinde “Üniversite ve araştırma kurumlarının yerli ve yabancı sanayi kuruluşları ile işbirliği içinde Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin oluşumuna imkân tanıyacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.” ifadesi ile konunun önemi vurgulanmıştır.
VII. Beş Yıllık Kalkınma Planına bağlı olarak 1996, 1997, 1998 ve 1999 Yılı Programlarında ise “İleri teknoloji alanında AR-GE faaliyetinde bulunmak üzere, yeni teknoloji geliştirme bölgelerinin oluşturulması ve buralarda çalışan araştırmacı personel özlük haklarında iyileştirmeler yapılması için yürütülen Taslak hazırlama çalışmaları tamamlanacaktır.” denilerek sorumluluk Sanayi ve Ticaret Bakanlığına verilmiş bulunmaktadır.
Benzeri girişimlerin ülkemizde de oluşturulmasını desteklemek ve teknoloji geliştirme bölgelerinin oluşumuna olanak tanımak amacıyla bu Kanun hazırlanmıştır.
Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin öncelikli amaçları üniversiteler ile kamu ve özel araştırma kurumlarındaki bilim ve teknoloji altyapısını sanayi sektörü başta olmak üzere ekonomik faaliyetlerle bütünleştirerek geliştirmek, genç ve yeni girişimciler ve küçük ve orta ölçekli sanayicilerimizin yeni ve ileri teknolojilere uyumunu sağlamak ve yeni ürün ve üretim süreçlerini geliştirme olanakları yaratmaktır.
Böylece hızlı teknoloji transferinin yanında, yenilikçi ürün ve üretim anlayışı yaygınlaştırılarak, ülke çapında sahip olduğumuz bilim ve teknoloji kaynakları, özellikle üniversitelerimizin araştırma-geliştirme potansiyelleri, sağlanacak etkin üniversite-sanayi işbirliği ortamlarında, sanayimizin rekabet gücünü geliştirecek ve ekonomik hayatımız ileri teknoloji yoğun mal ve hizmet üretimine yönlendirilmiş olacaktır.
Hazırlanan bu Kanun ile VII. Beş Yıllık Kalkınma Planında öngörüldüğü şekilde bilgi ve teknoloji yoğun üretim ve girişimcilik desteklenerek;
- Araştırma-Geliştirme faaliyetlerini artırmak, ekonomik gelişme ve bölgesel kalkınmaya katkıda bulunmak, - Girişimcilik ruhunun atılıma geçmesini sağlayan girişimcilik eğitimini ve yeteneğini geliştirmek, - Yenilikçi hizmet ve mal üretimini artırmak, çeşitlendirmek ve yaygınlaştırmak, böylece rekabet gücünü artırmak, bilgi ve teknoloji yoğun mekânlarda yeni sanayilerin kurulmasını teşvik etmek, böylece ileri teknolojiye sahip yatırım alanlarının gelişmesi ile eğitilmiş, vasıflı işgücü istihdamına da katkı sağlamak, - Mevcut AR-GE gücünü ve teknolojik altyapıyı ekonomik hayatla birleştirmek amacıyla Teknoloji Geliştirme bölgelerinin Devletin bilim ve teknoloji geliştirme politikalarına uygun olarak oluşturulması, Hedeflenmiştir.