GEREKÇE Türkiye’nin her zaman inandığı ve savunduğu uluslararası meşruiyet dünyanın herhangi bir bölgesinde ortaya çıkan ve hukuk ihlaline yol açan her sorunun, Devletlerin ülke bütünlüğüne, bağımsızlıklarına ve egemenliklerine saygı, birbirlerinin içişlerine karışmama ve kuvvete başvurmama ilkeleri doğrultusunda barışçı yoldan çözüme kavuşturulmasını gerektirmektedir.
Eski Yugoslavya ülkesinde uluslararası hukuka uygun olarak yeni devletlerin kurulması sürecinde karşılaşılan sorunlara da yukarıda özetlenen temel ilkeler çerçevesinde çözüm yolları aranmasına, Sırbistan yönetimince izlenen aşırı milliyetçi ve yayılmacı politika imkân vermemiş, aksine Bosna-Hersek’in bağımsızlık ve ülke bütünlüğüne yönelik saldırılar, yoğun etnik temizlik ve insan hakları ihlalleriyle desteklenmiştir.
Türkiye’nin de içinde bulunduğu uluslararası toplum, bu gelişmeler karşısında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 30.5.1992 tarih ve 757 sayılı Kararıyla Yugoslavya’ya (Sırbistan-Karadağ) yaptırımlar uygulamaya başlamış, daha sonraki kararlarıyla da yaptırımların güçlendirilmesine yönelik tedbirler alınmasını benimsemiştir.
Ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 25.5.1993 tarihli ve 827 sayılı Kararı ile “Eski Yugoslavya Ülkesinde 1.1.1991 tarihinden itibaren işlenen Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinden Sorumlu Suç Faillerinin Yargılanması İçin Uluslararası Mahkeme” kurulmuş ve 16.11.1993 tarihinde görevine başlamıştır. Anılan Güvenlik Konseyi kararı Birleşmiş Milletler Andlaşmasının “Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırı Fiili Halinde Yapılacak Hareket” başlığını taşıyan VIInci Bölümü çerçevesinde üye Devletleri bağlayıcı nitelikte bir karar olup, Birleşmiş Milletler Andlaşmasının 25 inci maddesine uygun olarak bütün Birleşmiş Milletler üyesi Devletler tarafından uygulanması gerekmektedir.
Güvenlik Konseyi Uluslararası Mahkemenin yetki ve faaliyetlerini düzenleyen bir statüyü de 827 sayılı kararının eki olarak kabul etmiş bulunmaktadır. Anılan Uluslararası Mahkeme Statüsüne göre kurulan bu mahkeme eski Yugoslavya ülkesinde 1.1.1991 tarihinden itibaren 1907 La Haye ve 1949 Cenevre İnsancıl Hukuk Sözleşmeleri hükümlerine, savaş hukukunun teamüli kurallarına, 1948 Soykırım Sözleşmesi hükümlerine ve Nürenberg Mahkemesi kararlarıyla insanlığa karşı suç oluşturduğu kabul ve anılan Güvenlik Konseyi Kararıyla da teyid edilen (Mad. 5) çatışmalar sırasında sivillere karşı girişilen ve öldürme, köleleştirme, işkence, ırza geçme vb.
suçları kapsayan hükümlere aykırı olarak işlenen suçlar konusunda yetkili kılınmaktadır. Anılan Statüye göre, aynı konuda ulusal mahkemelerin de yetkili olması ve davaya bakması durumunda Uluslararası Mahkemenin talebi üzerine ulusal mahkemenin vereceği bir kararla yargılama dosyasını Uluslararası Mahkemeye göndermesi gerekmektedir. Yine anılan Statü gerek ulusal mahkemelerce gerekse Uluslararası Mahkemece bir davaya bakılmış ve kesinleşmiş karar verilmişse, “Non bis in idem” ilkesi uyarınca, bu davaya artık yeniden bakılamayacağını karara bağlamaktadır.
Öte yandan, Uluslararası Mahkeme Statüsüne göre Mahkeme Savcılığı eski Yugoslavya’da belirtilen nitelikteki olaylara ilişkin olarak soruşturma ve araştırmada bulunmak ve gerektiğinde Uluslararası Mahkeme önünde dava açmak yetkisiyle donatılmış olup, sanıkları, mağdurları ve tanıkları sorgulamak ve kanıtları toplamak üzere Birleşmiş Milletler üyesi Devletlerden yardım isteme ve gerektiğinde ilgili Devletle işbirliği içinde ülkede araştırmalarda bulunma hakkına da sahiptir. Yine, Uluslararası Mahkemenin gıyapta yargılama yapmaması ilkesi uyarınca, anılan Statüye göre tutuklanması, gözlem altına alınması ve Uluslararası Mahkemeye sevk edilmesi istenilen sanıklarla ilgili bu işlemlerin sanığın ülkesinde bulunduğu Devlet makamları tarafından gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Nihayet, anılan Statü uyarınca, Birleşmiş Milletler üyesi Devletler Uluslararası Mahkemeden gelecek istek üzerine sanıklar hakkında araştırma yapılması ve tüm bilgilerin saptanması, kanıtların toplanması, elde edilen veri ve belgelerin gönderilmesi gibi birçok konuda Uluslararası Mahkeme ile işbirliği yapmak yükümlülüğü altındadır.
Uluslararası Mahkeme ve görevlilerinin yukarıda belirtilen görevleri yerine getirirken Birleşmiş Milletler üyesi Devletlerde dokunulmazlık ve ayrıcalıklardan yararlandırılması da anılan Karar ve Statüde öngörülen bir başka husustur.
Yukarıda belirtilen faaliyetlerin Türkiye’de gerçekleştirilebilmesi için yürürlükteki mevzuat hükümleri yeterli değildir. Bu Kanun Tasarısı yukarıda belirtilen faaliyetlerin Türkiye’de gerçekleştirilebilmesine olanak vermek ve anılan Uluslararası Mahkeme ile ulusal yargı sistemimiz arasında gerekli işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla hazırlanmıştır.
Türkiye’nin eski Yugoslavya ve özellikle Bosna-Hersek’teki kanlı olaylarla ilgili olarak tüm ulusumuzca desteklenen dış politikası çerçevesinde, Birleşmiş Milletler Andlaşmasından doğan yükümlülüklerini yerine getirmesine yönelik bu Kanun Tasarısı, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası barışın korunmasına bir katkısını oluşturmaktadır.