21.8.1981 yılında yürürlüğe giren 2514 sayılı Bazı Sağlık Personelinin Devlet Hizmeti Yükümlülüğüne Dair Kanun ile tabipler, pratisyenlikte iki yıl ve uzmanlıkta iki yıl olmak üzere toplam dört yıl süre ile Devlet hizmeti yükümlülüğü getirilmiştir. Bu Kanun gereğince, Türkiye’deki tıp fakültelerinden mezun olan veya öğrenimlerini yurt dışında yaparak tabip unvanı kazananlar ile yurt içinde veya yurt dışında Tababet Uzmanlık Tüzüğüne göre uzman olan tabiplerin atanması mecburiyeti bulunmaktadır. Bu Kanun kapsamında olup, Devlet hizmeti yükümlülüğünü yerine getirmeyenler, bu Kanunun 5 inci maddesi gereğince hiçbir kamu kuruluşunda veya serbest olarak mesleklerini icra edememektedir.
Kutsal bir meslek olan hekimlik altı yıl gibi uzun süren bir eğitimden sonra elde edilebilmekte, uzman olabilmek için de Tıpta Uzmanlık Sınavını kazanmak ve 3 ile 5 yıl süren asistanlık eğitimini başarıyla tamamlamak gerekmektedir. 2514 sayılı Kanunla, insanın en değerli varlığı olan sağlığın korunması, hastalıkların tedavisi ve insanın daha kaliteli bir hayat sürmesi çalışmalarında birinci derecede sorumluluk yüklenen ve her türlü hastalık riskine rağmen büyük bir özveriyle görev yapan hekimlere başka hiçbir meslekte olmayan bir yükümlülük getirilmiştir.
Yine bu Kanunun 22 yıllık uygulaması sonucunda; hekimlerin yurt sathında dengeli ve adil dağılımının zorlamalarla sağlanamayacağı, personelin özlük haklarının bölgelere göre özendirici hale getirilerek gönüllülük esasına dayalı bir istihdam politikasının benimsenmesinin etkin ve kaliteli sağlık hizmeti sunmak açısından daha uygun olacağı kanaatine varılmıştır.
Diğer taraftan, Kanunun yürürlüğe girdiği 1981 yılında 15 civarında tıp fakültesinde tıp ve uzmanlık eğitimi yapılmakta iken, bugün itibarıyla 52 tıp fakültesinde tıp ve uzmanlık eğitimi verilmektedir ve yine bugün itibarıyla Yükseköğretim Kurulu Başkanlığından alınan bilgiler ve Sağlık Bakanlığı verilerine göre, tıp fakültelerinden yılda yaklaşık 5 000 tabip mezun olmakta ve yine tıp fakültelerinden, Sağlık Bakanlığına ve diğer bakanlıklara bağlı eğitim hastanelerinden yılda yaklaşık 3 000 tabip ihtisasını tamamlayarak uzman olmaktadır.
2514 sayılı Kanun yürürlükte olduğu sürece tıp fakültelerinden mezun olan pratisyen tabiplerin tamamı ile Devlet hizmeti yükümlülüğünden muaf olanlar dışındaki tüm uzman tabiplerin yılda yaklaşık 7 000-8 000 kişi atamalarının yapılması gibi bir zorunluluk söz konusu olacaktır.
Ancak, mevcut kadrolarımızla bu yükümlülüğü yerine getirmemiz mümkün olamayacağı gibi, bir süre sonra hiç ihtiyacımız olmadığı halde zorunlu olarak tabip istihdamı yapmak gibi halen ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik şartlar ve kamuda personel istihdamını azaltmaya yönelik hükümet politikaları ile çelişen bir durumla karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz olacaktır.
Kaldı ki, 2514 sayılı Kanunun yürürlükten kalkması ile tabip istihdamında herhangi bir sorun olmayacak, yasal boşluk da doğmayacaktır. Zira halen yürürlükte olan Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliğine göre uzman ve pratisyen tabipler de dahil olmak üzere, sağlık hizmetleri sınıfında görev yapan tüm personelin ilk atanmalarında personel istihdamında güçlük çekilen Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi illeri ile kalkınmada öncelikli illere öncelik verilmektedir.
Aynı Yönetmelikte iller, özeliliklerine göre altı bölgeye ayrılmış olup, her bölgede Yönetemelikle tespit edilen sürelerde görev yapma şartı getirilmiştir.
Yine, sağlık hizmetlerinin önem ve aciliyeti, ertelenemez ve ikâme edilemez özellikleri nedeniyle şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrada hizmetine acilen ihtiyaç duyulan personeli ihtiyaç duyulduğu anda istihdam edebilmek için Devlet memurluğu sınavına girmeden ve açıktan atama izni almadan atama yapabilme imkânının sağlanması, sağlık hizmetlerinin aksamadan yürütülmesi için gerekli ve zorunlu hale gelmiştir. Bu nedenle, uzman ve pratisyen tabip, klinik şefi ve şef yardımcısı, başasistan ve asistanlar ile diş tabipleri Devlet memurluğu sınavına ve açıktan atama iznine tâbi olmadan atanmaları öngörülmüştür.
Sağlık hizmetlerinin aksamadan yürütülebilmesi için alt yapı, araç gereç ve her türlü teknoloji gibi maddî kaynaklar yanında bu kaynakları kullanacak bilgi, beceri ve kabiliyete sahip yeterli sayıda kalifiye personelin temini de büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, özellikle sağlık personeli temininde güçlük çekilen yörelerde acil ihtiyacımız olan unvan ve branşlarda sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfında personelin bir an önce temini ve bu yörelerimizde personelin kalıcılığının sağlanması bakımından ve ayrıca temininde güçlük çekilen özel bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç duyulan personelin istihdamını kolaylaştırmak için sözleşmeli personel istihdamına ilişkin kanunî düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.
4576 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde; “bu Kanunla ihdas edilen kadrolara ilk defa, yeniden veya naklen atananların atandıkları tarih itibarıyla iki yıl geçmedikçe, kanunî mazeret dışında kurum içi veya kurumlararası yer değişikliği yapılamaz.” şeklinde bir hüküm mevcut olup, bu düzenleme bu Kanunla ihdas edilen kadroların kullanılmasında pek çok sorunlara neden olmaktadır. Şöyle ki; sırf bu Kanunla ihdas edilen kadrolara atandıkları için bir kısım personel iki yıl zorunlu hizmet yapmak durumunda iken diğerleri böyle bir yükümlülük altında olmayacak ve neticede bu uygulama, aynı durumda olanlara farklı mevzuatların uygulanması nedeniyle Anayasanın eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır. Yine bu kadroların sürekli takibinin yapılması ayrı bir birimin teşkilini gerektireceğinden bu durum ise personel, emek ve zaman israfına neden olacaktır.
Ayrıca, sağlık hizmetlerinde bir aksamaya sebebiyet vermemek ve ihtiyaç olduğunda daha hızlı bir şekilde sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına dahil personel temin etmek amacıyla ve bütçeye ek yük getirmemek üzere ücretleri döner sermaye gelirlerinden karşılanmak kaydıyla; lüzumu halinde, sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına dahil personel tarafından yerine getirilmesi gereken hizmetlerin, üçüncü şahıslara ihale yoluyla gördürülmesi zarurî bir ihtiyaç haline geldiğinden 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesinin ilgili bölümüne bu hususta bir ekleme yapılmıştır.
Ayrıca, tıp ilminin çok hızlı değişen ve gelişen özelliği ile sağlık hizmetlerinin komplike bir yapıya sahip olması nedenleriyle Sağlık Bakanına danışmanlık yapacak değişik alanlarda uzmanlaşmış kişilerin istihdamına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle, halen on (10) olan bakanlık müşaviri sayısının iç hacmi ve personel sayısı çok daha az olan pek çok bakanlıkta olduğu gibi (30)’a çıkarılmasına gerek duyulmuştur. 4860 sayılı 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Sağlık Bakanlığına Ait Bölümünde Değişlik Yapılmasına Dair Kanunla birlikte Sağlık Bakanlığındaki “bakanlık müşaviri” kadrosunun (10)’dan (30)’a çıkarılmasına karşın, 3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esaslarına Dair Kanunun 27 nci maddesi gereğince 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede değişiklik yapılmadan bu kadrolar kullanılamamaktadır. Bu çerçevede 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede değişiklikler yapılmaktadır.
Tasarı bu amaçlarla hazırlanmıştır.