Devlet güvenlik mahkemelerinin temeli, 1961 Anayasasının 136 ncı maddesine 15.3.1973 tarihli ve 1699 sayılı Kanunla eklenen, Devlet güvenlik mahkemelerinin kurulmasına ilişkin hükümlerle atılmıştır. 26.6.1973 tarihli ve 1773 sayılı Kanunla da Devlet güvenlik mahkemeleri kurulmuş ve bu Kanun 11.7.1973 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 1773 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesinin 6.5.1975 tarihli ve 1974/35 E., 1975/126 K. sayılı Kararıyla şekil yönünden iptal edilmiştir.
1982 Anayasasının 143 üncü maddesinde kuruluş ve işleyişi ile ilgili bazı hükümlere de yer verilerek Devlet güvenlik mahkemelerinin kurulacağı ifade edilmiştir. Anayasanın bu amir hükmü gereğince 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun yürürlüğe konulmuş ve bu mahkemeler 1.4.1984 tarihinde faaliyete geçmiştir. Devlet güvenlik mahkemeleri Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya Devletin iç ve dış güvenliğini ilgilendiren suçlara bakmak üzere 2845 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde sayılan illerde kurulmuştur.
7.5.2004 tarihli ve 5170 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun 9 uncu maddesiyle Devlet güvenlik mahkemelerinin kuruluş dayanağını oluşturan Anayasanın 143 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Böylece, bu mahkemelerinin görev alanına giren suçların soruşturma ve kovuşturmasında uygulanacak kuralların yeniden tayin ve tespiti zorunlu hale gelmiştir.
Bilindiği üzere, 10-11 Aralık 1991 tarihlerinde Helsinki' de yapılan Avrupa Birliği toplantısında tam üyelik için ülkemizin aday olarak kabul edilmesiyle, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri yeni bir boyut kazanmıştır. Son gelişmeler ışığında 14.4.2003 tarihinde Avrupa Birliği Konseyi tarafından kabul edilen belge ile Türkiye'ye yeni bir Katılım Ortaklığı Belgesi sunulmuştur. Bu Belgeye karşılık Ulusal Program gözden geçirilmiş ve 24.7.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
Avrupa Birliği'ne giden süreçte ülkemiz hukuk ve yargı alanında da reform çabasına girmiştir. Bu cümleden olmak üzere, taraf olduğumuz İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesinin, özellikle "adil yargılanma hakkı" başlıklı 6 ncı maddesinin gereklerinin yerine getirilmesi Ülkemiz bakımından da bir yükümlülük haline gelmiştir. Demokratik ve çağdaş hukuk devletinin bir gereği olarak, insan haklarını temel alan bir yargılama usulünün, suçun işleniş şekli ve nev'i ne olursa olsun benimsenmesi, adil ve çağdaş hukuk normlarının ihdası suretiyle mahkemelerin yapılandırılması, bu ilkelere uymayan düzenlemelerin pozitif hukuk düzenimizden çıkartılması, Devletimiz ve toplumumuz için bir beklenti ve ihtiyaç haline gelmiştir. Bu konuda atılacak adımlardan biri de geçmişte kamuoyunun ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin gündemini uzun süre meşgul eden ve yargılama usulleri itibarıyla Devletimizin tazminatla mahkum edilmesi sonucunu doğuran Devlet güvenlik mahkemeleri ile ilgili düzenlemelerdir.
Teknolojik alandaki gelişmelere paralel olarak terör ve organize suçlar da her geçen gün artmakta ve bu suçların işleniş şekilleri daha karmaşık bir görünümle ortaya çıkmaktadır. Bu nev'i suçların daha seri bir şekilde soruşturulup yargılanabilmesi için uzmanlaşmış hâkim ve savcıların görev yaptığı ihtisas mahkemelerinin kurulması genel kabul gören bir yaklaşımdır. Tasarıyla Devlet güvenlik mahkemelerinin kuruluş ve yargılama usullerinin düzenlendiği 2845 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılarak, Devlet güvenlik mahkemeleri kaldırılmaktadır. Ancak, suçların işleniş yöntemlerindeki çeşitlilik ve yapılanma nedeniyle, klasik ceza muhakemesindeki soruşturma teknik ve usullerinin tatbik edilerek bazı suçların muhakeme ve soruşturulmasından beklenen fayda ve amacın elde edilemeyeceği bilinen bir gerçektir.
Kıt'a Avrupasında örneğin Fransa'da Devlet güvenlik mahkemeleri (La cour de surete de l'Etat) kaldırılmış, ancak 1982 tarihli ve 621 sayılı Kanunla Devlet güvenliği aleyhine işlenen suçları yargılamakla görevli mahkemeler yeniden belirlenmiştir. 1986 yılında 1020 sayılı Kanunla Fransız Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda yapılan değişiklikle bazı fiillerin terör, baskı veya tehdit vasıta kılınarak mevcut kamu düzenini bozmak amacıyla ferdi veya toplu olarak işlenmesi halinde, soruşturma ve kovuşturma yetkisinin Paris Cumhuriyet Savcısına, sorgu hâkimine ve Paris Ceza Mahkemesine aktarılması imkânı tanınmıştır. Böylece, terör eylemlerinin yargılanmasında merkezileşmeye ve uzmanlaşmaya gidilmiştir.
Alman hukukunda, Alman mahkemeler teşkilat hukukuna göre terör örgütleri açısından özel düzenlemelere gidilmiştir. Alman Mahkemeler Teşkilatı Kanununun 120 nci maddesinde Eyalet Yüksek Mahkemesinin ilk derece mahkemesi olarak görev yapacağı haller düzenlenmiştir. Eyalet hükümet merkezinin bulunduğu yerlerdeki eyalet yüksek mahkemeleri, Alman Ceza Kanununun 129 a maddesindeki terör örgütü kurma fiilini işleyenlerle ilgili olarak ilk derece mahkemesi sıfatıyla görev yapmaktadır.
Tasarıyla 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa "Bazı suçlara ilişkin muhakeme usulü" başlıklı Üçüncü Fasıl eklenerek ağır ceza mahkemeleri bünyesinde ihtisaslaşmayı sağlayacak bir yapılanmaya gidilmektedir. Tasarının geçici maddelerinde ise Devlet güvenlik mahkemelerinde devam eden yargılamalara ilişkin geçiş süreci ile Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılması nedeniyle bu mahkemelerde görev yapan başkan ve üyeler, Cumhuriyet başsavcısı, Cumhuriyet savcısı ve diğer adli personel hakkında tatbik edilecek hükümler belirlenmektedir.