Tasarı/teklif madde 1
→ yürürlükteki madde 1- Madde, ilke olarak Kanunun kapsam ve amacını göstermektedir.
Kaynak: TBMM 22. Dönem S. Sayısı 710 (Esas No: 1/933) · belgeyi aç · TBMM kaydı. Gerekçeler kanun tasarısı ya da teklifi üzerine yazılmıştır; komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde madde numaraları değişebilir. Her gerekçe, metni en çok benzeyen yürürlükteki maddeye bağlanmıştır.
Ceza ve tedbirlerin infazına ilişkin mevzuat esasta, ceza adalet sistemi çerçevesinde gerçekleştirilen yargılamalar sonucunda verilen kararların, her türlü yargı derecelerinden geçerek kesinleşmelerinden sonra, fiilen ve maddeten ceza ve tedbirlerin infazını kapsayan ve büyük kısmı itibarıyla, idarî nitelikte olan görev ve faaliyetleri içeren hükümlerden oluşmaktadır.
Hâkim ve mahkemeler, esas hakkındaki kararlarını verince, artık işten ellerini çekmeleri ceza muhakemesi hukukunun temel ilkesidir. Ancak "kesin karardan sonra davayı bırakma" ilkesinin istisnaları da bulunmaktadır. Bir kere, hâkim veya mahkeme, kararındaki müphem, tereddütlü kısımları talep üzerine yorumlayıp açıklayabilir; kararının içerebileceği maddî hataları düzeltebilir. Ancak karara yeni hükümler, yeni gerekçeler eklenemez.
13.7.1965 tarihli ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun, mahkeme kararlarının kesinleşmesinden önceki kovuşturma evresinde yapılacak yargısal işlemleri ve verilecek kararları düzenleyen hükümleri de içermektedir. 647 sayılı Kanunun bu şekilde hazırlanmasındaki temel düşünce, 1960'larda artık eskidiği anlaşılmış olan Türk Ceza Kanununun, hiç değilse, cezalar sistemini düzeltmek, bu bakımdan bir reforma tâbi tutmak olmuştur. Söz konusu Kanunun, meydana getirildiği dönem itibarıyla, bir reform kanunu kimliğini taşıdığı söylenebilir.
İnfaz hukukunun kaynaklarını ülkemizin kabul ettiği milletlerarası sözleşmelerde, kararlarda, tavsiye kararlarında, özellikle hapis cezalarının fiilen ve maddeten infazına ilişkin hükümler ve ilkeler yer almaktadır: Bunlar arasında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirisi, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Siyasî ve Medenî Haklar Sözleşmesi, Birleşmiş Milletlerin diğer bildirileri, Avrupa İnsan Hakları Bakanlar Komitesinin tavsiye kararları, Birleşmiş Milletlerin hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin olarak meydana getirdiği minimum standartlar ve Avrupa Konseyinin yayınladığı hapis cezası kuralları sayılabilir.
İnfaz hukukunun Anayasa başta gelmek üzere millî ve milletlerarası kaynakları da mevcut bulunmaktadır.
Bu kaynaklar arasında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince 12 Şubat 1987 tarihinde (No. R (87) 3) numaralı "Avrupa Hapis Cezası Kuralları" ve yine Birleşmiş Milletlerce kabul edilmiş olan "Mahpusların Islahı İçin Asgarî Standart Kuralları ve İşkenceyi Önleme Sözleşmesi", "İşkenceyi Önleme Komitesi Raporları" en önemlileridir. Bu nedenle, infaz kanunu yapılırken, mutlaka söz konusu milletlerarası metinlerde yer alan bu ilkelerin daima göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Ülkemizde, özellikle hapis cezalarının infazı konusunun uzun bir süreden beri çağdaş telakkilerden uzak kalmış bulunmakla kalmayarak, özellikle terör suçlularının büyük sayılarda infaz kurumlarında yer almalarından sonra, terörün bir tür kaynağı hâline geldiği bilinmektedir. Ancak büyük çabalar gösterilerek bu kötü durumdan çıkılmıştır. Hâlen uygun cezaevlerinin inşasına çalışılmakta, böylece içine düşülmüş olan kötü durumun temel kaynağındaki koğuş sisteminden çıkılmasına gayret edilmektedir.
"Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkında Kanun Tasarısı" hazırlanırken, yukarıda belirtilen milletlerarası kaynaklardan, geniş ölçüde yararlanılmış ve bu metinlerle Türk İnfaz Hukuku arasında uyum sağlanmasına çalışılmıştır. Tasarının temel yapısı şu esaslara dayanmaktadır:
1) Tasarının amacı, 1 inci maddede açıklandığı gibi, mevzuatta yer alan ceza ve tedbirlerin ne suretle yerine getirileceğini göstermektir.
2) Bazı ülkelerde, sözgelimi Almanya'da, infaza ilişkin özel bir kanun bulunmaktadır. Bazılarında ise, Fransa'da olduğu gibi, infaza ilişkin hükümler, özellikle Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda yer almakta ve hükümler, çok geniş biçimde düzenlenen tüzük ve yönetmeliklerle tamamlanmaktadır.
Tasarı, bu iki tür uygulamaya göre daha farklı bir sistemi benimsemiştir: Cezaların ve tedbirlerin infazında amaçlar, temel ilkeler, özellikle hapis cezalarının infazına ilişkin hususlar Tasarıda yer almış ve temel strateji olarak da iyileştirmeye, başta gelen önem verilmiştir.
İnfaz kurumlarının tanımları yapılmış ve bununla ilgili esaslar saptanmıştır, iyileştirme amacının yeterince izlenebilmesi bakımından hükümlülerin gözlem ve sınıflandırılmaları zorunlu olduğundan, Tasarıda bu hususlara ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
3) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile çift şeritli yaptırım esası benimsenmiştir.
Buna göre, yaptırımlar, cezalar ve güvenlik tedbirleri olmak üzere iki ana tasnife tâbi tutulmuş, hapis cezaları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, müebbet hapis cezası ve süreli hapis cezası olarak tasnif edilmiştir. Tasarı, esasen bu temel yapının infazına ilişkin düzenlemeleri kapsamaktadır.
4) Ceza infaz kurumlarının idaresinde, mutlaka birlikte ve dengeli olarak varlığını sürdürmesi gereken dört görev veya fonksiyon bulunmaktadır. Bunlar:
a) Güvenlik, hükümlülerin kurumda muhafazası, kaçmalarının önlenmesi,
b) Kurumda düzenin sağlanması,
c) İnfaz kurumunun temel amacının hükümlülerin iyileştirilmeleri olduğunun esas ilke olarak kabulü ve bunun gereğinin çağdaş penoloji esaslarına göre yerine getirilmesi,
d) Hükümlü hakkında uygulanacak işlem ve yaptırımlar bakımından adalet esaslarının egemen kılınması ve bunun gereği olan hukukî mekanizmanın tesisi.
Bu dört fonksiyon veya görev arasında eşit bir öncelik tesisinin çağdaş bir infaz kurumu idaresinde daima göz önünde tutulması gereği belirtilmiş ve Tasarıda yukarıda belirtilen dört fonksiyon ve görevin gerektiği gibi yerine getirilmesini sağlamak üzere uygun hükümlere yer verilmiştir.
5) Kriminolojinin bir kısmını oluşturan "cezalara ait bilim (penoloji)" verilerinin uygulanmasını sağlayacak ilkeler ve hatta bazı ayrıntıları belirten hükümler Tasarıda yer almaktadır. Kriminoloji suça oranla ne ise, penoloji de infaz hukukuna göre o niteliktedir. Bilimin esaslarına dayalı uygulama biçimlerinin esasta infaz hukukunu belirten bir Tasarıda yer alması bütünüyle mümkün olamayacağından, noksanların ve ayrıntıların Tasarıya dayalı olarak meydana getirilecek tüzük ve yönetmeliklerle giderilmesi ve infaz sisteminin böylece tamamlanması öngörülmüştür. Bu itibarla infaza ilişkin diğer normatif düzenlemeler, tüzük ve yönetmeliklerle tamamlanacak ve böylece amaca çok daha kolaylıkla ulaşılabilecektir.
Tasarıda, ceza ve tedbirlerin infazında mutlaka göz önünde bulundurulması gerekli ve çağdaş temel insan haklarına saygılı bir ceza infaz sisteminde bulunması zorunlu zihniyeti açıklayan ilkeler yer almaktadır. Bunlar, milletlerarası metinlerde de vurgulanmakta ve millî çerçevede meydana getirilecek olan infaz kanunlarına ışık tutmaktadırlar. Tasarının hapis cezalarının infazına ilişkin hükümleri ise, yukarıda açıklanan ve çağdaş bir infaz kurumunun işlev ve görevlerini belirten dört hususun bir arada ve eşit bir öncelikle nasıl yerine getirilmesi gerektiğini saptayan esasları içermektedir:
a) Tasarıda, ceza infaz kurumlarındaki hükümlülerin firarlarını önlemek suretiyle, muhafaza altında tutulmaları işlevinin yerine getirilmesine ilişkin hükümlere, bu maksadın geçerliliğini sağlamak üzere, çeşitli bölümler içerisinde yer verilmiştir. Söz konusu işlevi, kurumda güvenliğin sağlanması terimi ile de belirtilmiştir.
Güvenliği sağlamak bakımından kurumda pasif ve dinamik güvenlik araçları kullanılacaktır. Bu husus Tasarıda infaz kurumları türleri belirlenirken açıklanmaktadır. Güvenliğin çok sıkı muhafaza ve tecrit uygulamalarına götürmesi hâlinde, uzmanlar, daha fazla şiddete neden olunduğunu saptadıklarını ifade etmektedirler. O hâlde aktif ve pasif güvenlik, penolojinin verilerine uygun olarak dengeleştirilmeli ve yönetmelik hükümleri ile sağlanmalıdır.
Tasarı bu hususu vurgulayıcı hükümleri içermektedir.
b) Kurumda "güvenlik" ile "düzen" arasında fark bulunmaktadır:
Güvenlik, hükümlünün, zorunlu olduğu sürece toplumun dışında muhafaza edilmesini gerektiren bir işlevdir. Oysa düzen, ceza infaz kurumu içerisinde ve dışarı ile temaslarda göz önünde bulundurulacak esaslara ilişkin bir kavramdır;
düzenin temel amacı hükümlünün iyileştirilmesini sağlayacak bütün faaliyetlerin, nizasız ve ahenkli bir şekilde cereyanını ve hükümlünün bunlara katılabilmesini sağlamaktır. Düzen, hapis cezasının emin biçimde ve koşullarına uygun olarak çekilmesini sağlayacak bütün faaliyetler olarak da belirlenebilir.
İnfaz kurumunda düzen olumsuz yönleri ele alınarak da tanımlanabilir ve bu hâlde düzen, şiddetin, çekişmelerin ve sosyal alışkanlıkların bertaraf edilmesi, yok edilmesi tehlikesinin, riskinin yokluğunu ifade edebilir.
Bu itibarla, güvenlik ve düzen kurum idaresini bazen bir ikilem ile yani söz konusu iki işlevden birisini seçme durumu ile karşı karşıya bırakabilir. Kurum idaresince, kaçmanın önlenmesine, isyan riskine öncelik verildiğinde bu hâl, hükümlülerin yaşam vasfının azalmasına neden olabilir. Güvenlik ve düzenin birlikte geçerli olması, kurum içerisinde, elbette ki güçlü ve etkin bir denetim düzeninin varlığına bağlıdır. Tasarı bu gerekleri vurgulayan hükümlere yer vermiş ve böylece, çeşitli hükümleri ile güvenlik ve düzen arasındaki dengeyi sağlamıştır: Hükümlülerin tasnifi, yükümleri, yükümlerinin ihlali hâlinde disiplin düzeni, hükümlünün hakları, bunların teminatı, infaza ilişkin kararların şikâyet üzerine 16.5.2001 tarihli ve 4675 sayılı Kanun hükümleri uyarınca infaz hâkiminin denetimine tabi olması, 14.6.2001 tarihli ve 4681 sayılı Kanunla infaz kurumlarını izleme kurullarının kurulması gibi.
Bütün bu hususlara ilişkin hükümleri ile Tasarı, söz konusu dengeyi sağlama olanaklarını tesis etmiş bulunmaktadır.
c) Tasarıda hükümlünün temel yükümü olarak cezayı çekme, buna katlanma belirtilmiş ve bunu açıklayan çeşitli hükümlere yer verilmiştir. Besinleri reddetmek, ölüm orucu yapmak veya bu hususa tahrik fiilleri Tasarıda yaptırımlarla karşılanmıştır. Ancak yaptırımlar bakımından adalet esaslarına uygun surette hareket edilmesi vurgulanmıştır.
d) Tasarı iki kitaptan, her kitap kısımlardan ve kısımlar da bölümlerden oluşmaktadır. Bu tasnif biçiminin kabulünde esas düşünce, ceza ve tedbirlerin infazı hususundaki temel ilkeleri açıkladıktan sonra, uygulayıcıların kolaylıkla hükümlülerin tâbi tutulacakları rejimin esaslarını algılayarak gereklerini yerine getirmelerini sağlamak olmuştur.
Öte yandan Tasarıda, Türk Ceza Kanunu ile getirilen yeni yaptırım türlerinin infazında uygulanacak hükümler, esas ve ilke düzeyinde tespit edilmiştir. Şartla salıverilme kavramı cezanın bireyselleştirilmesi ve bu kavramın amacı da dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir.
Tasarı, yukarıda belirtilen amaçlarla hazırlanmıştır.
- Madde, ilke olarak Kanunun kapsam ve amacını göstermektedir.
- Madde ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 14 üncü maddesinde, diğer milletlerarası sözleşme ve hak bildirilerinde ve Anayasamızın 10 uncu maddesinde öngörülen "insanlar arasında cins, ırk, renk, din, mezhep, milliyet, siyasal ve fikrî kanaat, millî ve sosyal köken, bir azınlığa mensup olma, servet, doğum ve benzeri nedenlerle ayırım yapılmayacağı"na ilişkin ilkenin, hükümlüler yönünden de aynen geçerli olduğu açıklanmaktadır.
Anayasamızda kısaca "kanun önünde eşitlik" olarak da anılan bu ilke dikkate alınarak, infaz sırasında aynı statüde yer alan hiçbir hükümlüye ırk, renk, din, mezhep, milliyet, siyasal veya başka fikir ve düşünceler, millî ve sosyal köken, bir azınlığa mensup olma, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumlar ve benzeri nedenlerle ayrıcalık tanınmaması, farklı bir uygulama yapılmaması amaçlanmıştır.
Ceza ve tedbirlerin hükümlünün kişiliğine uydurulması maksadı ile hükümlünün iyileştirilmesi amacına dayalı bireyselleştirmeler, elbette ki, bu maddede yer alan temel ilkeye aykırı sayılmayacaktır.
Ayrıca, madde de ceza ve güvenlik tedbirlerinin infaz edilirken, hükümlü üzerinde zalimane, aşağılayıcı ve insanlık dışı etki yapmasının engellenmesi ve cezanın insan onuruna yakışır bir biçimde yerine getirilmesi ilkesini belirtmekte ve bu bakımdan daima özen gösterilmesi yükümlülüğüne işaret edilmektedir. Esasen Anayasanın 17 nci maddesinde hiç kimsenin insan onuru ile bağdaşmayan ceza veya işleme tabi tutulamayacağı belirtilmiştir.
- Madde genel olarak cezaların infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç ve hedefleri belirtmek üzere düzenlenmiştir. Maddede, infazda temel amacın suçluyu infaz yolu ile ayrıca cezalandırmak veya ondan öcalmak olmadığı açıklanmaktadır.
Böyle olunca toplumu suça ve suçluya karşı korumak, hükümlüyü yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirerek sosyalleştirmek ve buna teşvik etmek, pişmanlık göstermesini sağlamak üretken, hukuka ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak temel amacı oluşturmaktadır.
Bu hedef ve amaçlar, hükümlünün üretken bir toplum iştirakçisi hâline gelmesi, toplumsal kurallara ve kanun ve nizamlara saygılı bir kişilik kazanması ve sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunun kolaylaştırılması amacına yönelik olup, maddede bu husus vurgulanmaktadır.
- Madde mahkûmiyet hükümlerinin infaz koşulunu belirtmektedir.
Bir mahkûmiyet kararının infazına başlanabilmesi için onun kesinleşmiş olması gerekmektedir. Kesinleşmeyen kararların değişebilmesi ihtimaline karşılık infaz edilen cezanın meydana getirdiği zararın karşılanmasına olanak bulunmadığından, kesinleşme koşulunun kabul edilmesi yerinde ve insan haklarının gereği olan bir ilkedir.
- Madde ile infazın dayanakları ve hangi merci tarafından yerine getirileceği açıklanmaktadır.
Mahkeme kesinleşen ve yerine getirilmesini onayladığı cezaya ilişkin hükmü Cumhuriyet savcısına gönderecektir. Cumhuriyet savcısı cezanın infazını izlemekle görevlidir. Demek oluyor ki, Cumhuriyet savcısı, söz gelimi hapis cezasının mevzuata uygun olarak infaz edilmesini denetlemekle yükümlüdür.
- Hapis cezalarının infazında, mutlaka uyulması gerekli ilkeler, başta hükümlünün kurumda muhafazası ve kaçmasının önlenmesi, kurumda mutlaka düzenin korunması, kurumdaki yaşamın hükümlünün iyileştirilmesi hedefi ile bağımlı olması ve her hâlde kurum yaşamında adaletin egemen kılınmasıdır. İşte madde bu dört ilkenin hayata geçirilmesi yönünden infaz rejiminde izlenmesi gerekli amaçları ve uyulması zorunlu ilkeleri yedi bent hâlinde belirtmektedir. Bu bentlerde belirtilen infaz amaç ve ilkeleri özetle, infazda keyfîliğe kaçılmaması, insan onuruna saygılı maddî ve manevî koşullarda infaz, infaz ve iyileştirme işlemlerinde kanunilik ve hukuka uygunluk ilkelerine uyulması, infaz rejiminin bireyselleştirilmesi, kurumların denetlenmesi ve hükümlülerin yaşam hakları ile bedensel ve ruhsal bütünlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerdir.
Hapis cezalarının infazında gözetilecek amaçlar doğrultusunda, hükümlülerin bazı haklarının kısıtlanabileceği, kanunlarda gösterilen tutum, davranış ve eylemler ile kurum düzenini bozanlar hakkında bu Kanunda belirtilen disiplin cezalarının uygulanacağı belirtilmiştir. Ayrıca, kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belirlenen kurallara hükümlülerin uymalarının bir zorunluluk olduğu belirtilmekte böylece hükümlünün hak ve yükümlülükleri bulunduğuna işaret edilmiş olmaktadır.
- Maddede, hapis cezasının insan onuruna saygının korunmasını sağlayan koşullar altında çektirilmesi ilkesinin yaşama geçirilebilmesi ve hükümlünün yeniden toplumla bütünleşmesini, toplumun üretken, kanunlara saygılı, sorumluluk taşıyan bir birey niteliğini kazanmasını gerçekleştirme amacına ulaşılabilmesi için gerekli başarı ölçütü gösterilmiştir. Burada hapis cezalarının infazında iyileştirmenin ölçütünün, hükümlünün gösterdiği pişmanlık ve bu süreçte uygulanan programlara uyum hususundaki gayret ve başarısı olduğu belirtilmiştir.
Ancak tutum ve becerilerin elde edilmesi mutlaka hükümlünün bu hususta istekli olmasına bağlı olduğundan, infaz rejimi, bu isteğin oluşmasını teşvik edecek tarzda donatılacaktır. Ancak her hâlde iyileştirme programlarının başarısının, hükümlünün sağlığını ve kendine olan saygısını koruyacak biçim ve nitelikte düzenlenmesine ve gerçekleştirilmesine, bu programlara istekle katılmasına bağlı bulunduğu daima hatırlanacaktır.
- Madde, kapalı ceza infaz kurumlarını tanımlamaktadır; maddeye göre özellikle kaçmayı önlemenin vurgulandığı bu kurumların nitelikleri şunlardır;
a) Kurumlar firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fizikî engellerle donatılmıştır.
b) Kurumun oda ve tüm koridor kapıları kapalı tutulur.
c) Hükümlüler aynı oda içinde bulunanlarla temas eder ve aynı yerde yaşarlar; ancak mevzuatın belirttiği hâllerde oda dışındaki diğer hükümlülerle ve dış çevre ile temas edebilirler,
d) Kurumlarda iç ve dış güvenlik personeli bulunur ve yeterli düzeyde güvenlik sağlanır,
e) Hükümlülerin gereksinimlerine göre bireysel ve toplu iyileştirme yöntemleri uygulanabilir.
Bu kurumlar, açık cezaevlerine ayrılmamış hükümlülerin cezalarının infaz edildiği tesislerdir. Hükümlüler iyi hâl gösterip açık cezaevlerine ayrılıncaya kadar bu kurumlarda tutulurlar. Mevzuatta yer alan eğitim, ziyaretçileri ve avukatla görüşme, nakil, tahliye, duruşmaya gitme, yürüttüğü soruşturma nedeniyle Cumhuriyet savcısına gitme, hastaneye sevk, işyurdunda çalışma, berbere veya hamama gitme, başka odaya nakil gibi hâllerde hükümlüler birbirleriyle temas edebilirler.
- Madde, kapalı ceza infaz kurumlarının bir türünü tanımlamaktadır.
Maddenin birinci fıkrası tanımı, esasta 8 inci maddede yer alan kapalı ceza infaz kurumları gibi yapmaktadır. Ancak yüksek güvenlikli infaz kurumlarında odalarda bir veya üç hükümlü bulundurulur.
Bu kurumların diğer bir özelliği kurumlarda, toplumsal değil fakat bireysel ve grup hâlinde iyileştirme yöntemlerinin uygulanmasıdır.
Maddenin ikinci fıkrasının bentlerinde bu kurumlara hangi tür, kategorideki hükümlülerin gönderileceklerini göstermiş bulunmaktadır.
Ancak yüksek güvenlikli infaz kurumlarına gönderilen bu hükümlüler hakkında da Kanunun kabul ettiği temel ilkeler geçerli olmakla birlikte başta gelen düşünce, hükümlünün kendisine veya etrafına, topluma zarar vermesini ve kaçmasını önlemektir. İnfaz kurumunun dört temel işlevinden hükümlünün kaçmasını önleme ve kurumda düzen başta gelen etmeni oluşturmaktadır.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin R (82) 17 sayılı Tavsiye Kararında "işlediği cürmün nitelik ve icra şekli göz önüne alındığında, toplum için ciddi bir tehlike oluşturan ve cezaevinin güvenlik ve nizamını ihlâl edebileceği inancının teessüsü için delil var olan, hükümlü tehlikeli sayılır." denilmektedir. Raporda tehlikeli hâlin işlenen suçun ciddiyetine, kurum toplumu içindeki davranışın niteliğine, kaçakçılığa veya bu hususta teşebbüste bulunulmasına veya izhar edilen şiddete cezaevi toplumu veya genel toplum için arzettiği temel risklere bağlı olabileceği de belirtilmiştir.
Ayrıca, Kanun hükümlerine göre disipline aykırı davranışları dolayısıyla disiplin cezası olarak hakkında sıkı güvenlik rejimi uygulanması gerekenlerinde bu kurumlara gönderilecekleri ve birinci fıkrada tanımı yapılan kurumların ihtiyacı karşılama bakımından yetersiz olması hâlinde, diğer kapalı ceza infaz kurumlarının yüksek güvenlikli bölümlerinin kullanılacağı hükme bağlanmıştır.
- Ülkemizde varolan ceza infaz kurumları, erkek hükümlü ve tutukluların gereksinimlerini karşılamaya yönelik olarak yapıldığından, kadın hükümlü ve tutuklular ceza infaz kurumlarında sunulan birçok hizmetten yararlanamamakta ve kısıtlı bir ortamda yaşamaktadırlar. Madde ile kadınların gereksinimine cevap verebilecek kapalı cezaevlerinin tanımı yapılmakta, koşulları belirtilmektedir. Ayrıca, uluslararası infaz mevzuatında yer alan (Mahpusların Tâbi Tutulacağı Asgarî İnsanî Muameleler Hakkında Esaslar - 18/a ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin R (87) 3 sayılı Tavsiye Kararının 11/2 maddelerinde) belirtilen önerilerin de yerine getirilmesi amaçlanmaktadır.
Ceza infaz kurumlarında personelin çoğunluğu erkektir. Geçmişte yaşanmış bazı olaylar nedeniyle, hangi düzeyde olursa olsun, erkek personel kadın hükümlü ve tutuklulara ürkek yaklaşmakta ve gerekli iletişimi sağlayamamaktadır. Bu nedenle, kadınlara özgü kapalı ceza infaz kurumlarındaki güvenlik personelinin kadınlardan oluşturulması öngörülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrasında, çeşitli nedenlerle yeterli sayıda kadınlara özgü kapalı ceza infaz kurumu bulunmaması hâlinde, kadınların sömürülmesini önleyecek gerekli güvenlik önlemlerinin alınması koşuluyla, cezalarının diğer kurumların kadınlara ayrılan bölümlerinde infaz edilmesi öngörülmüştür.
- Madde, çocuklara özgü hapis cezaları ile çocuk eğitim evlerinden disiplin veya diğer nedenlerle ve kanun hükümlerine dayalı olarak kapalı infaz kurumlarına nakline karar verilen, çocukların barındırıldıkları, firara karşı engelleri olan iç ve dış güvenlik personeli bulunan eğitim ve öğretim esasına dayalı tesislerdir.
Bu kurumlarda, maddenin ikinci fıkrasında belirtildiği üzere oniki - onsekiz yaş grubu çocuklar cinsiyetleri ve fizikî gelişim durumları göz önüne alınarak bu kurumların ayrı ayrı bölümlerinde barındırılırlar.
Maddenin birinci fıkrasında belirtilen kurumların bulunmadığı hâllerde diğer kapalı cezaevlerinin çocuklara ayrılan bölümlerine yerleştirileceklerdir.
Maddenin son fıkrasında bu kurumlarda çocuklara eğitim ve öğretim verilmesi ilkesinin titizlikle uygulanması gerektiği vurgulanmıştır.
- Çağdaş ceza infaz sistemlerinde kadın ve erkek genç hükümlüler yetişkinlerden ayrı barındırılmakta ve yaşlarına uygun özel iyileştirme yöntemlerine tâbi tutulmaktadırlar. Bunun nedeni bu suçlu grubunun diğer yaşlı hükümlülerle biraraya konulduklarında çeşitli ciddi sakıncaların ortaya çıktığının gözlemlenmesidir.
Hâlen yürürlükte bulunan "Müşahede ve Sınıflandırma Merkezine Dair Yönetmelik" hükümlerine göre onsekiz - yirmi yaş grubunda bulunan hükümlüler diğerlerinden ayrılmaktadırlar. Bu grupta bulunanların sayısı az olan yerlerde müstakil kurumlar kurulamayacağından, adı geçenler yetişkinlere özgü cezaevlerinin gençler için ayrılan bölümlerinde barındırılmaktadırlar.
Madde, söz konusu gereksinimin karşılanması bakımından hukukî dayanağı oluşturmak maksadıyla kaleme alınmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrası ile, yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumuna gönderilecek gençlerin cezalarının, kadın ve erkek gençlik kapalı ceza infaz kurumlarının yüksek güvenlikli bölümlerinde yerine getirileceği belirtilmiştir.
Bu hüküm uygulanırken cinsiyet farklılığı göz önüne alınır.
- Tasarı, hapis cezalarının amaç ve hedeflerini belirlemiş ve iyileştirmede bireyselleştirmeyi temel bir araç olarak öngörmüştür. Bu itibarla gerek kurumda düzen ve muhafaza, gerekse bireyselleştirme yolu ile iyileştirme sürecinin ilk aşamasını oluşturan işlem, hükümlünün gözlem yolu ile sınıflandırılmasıdır.
Sınıflandırma sonucuna göre hükümlü hakkında uygulanacak infaz rejimi, gönderilmesi gereken infaz kurumu belirlenecektir.
Madde, bu çok önemli işlevin, gözlem ve sınıflandırma merkezlerince yapılacağını belirtmektedir.
Esasta bu merkezlerin ayrıca kurulmaları kabul edilmiş olmakla birlikte, yoklukları hâlinde gözlem ve sınıflandırma diğer kurumların bu iş için ayrılmış bölümlerinde yapılacaktır.
Kadın, çocuklar için ayrı merkezlerin kurulması 23 üncü maddede öngörülmüş ise de, kurulamamaları hâlinde kadın, çocuk kapalı ceza kurumlarının bir bölümü bu maksatla ayrılacaktır.
- Maddenin birinci fıkrasında açık ceza infaz kurumları tanımlanmaktadır. Bu kurumlar firara karşı engeller ve dış güvenlik personeli bulunmayan, güvenliğin kurum personelinin gözetimi ve denetimi ile sağlandığı tesislerdir. Ancak bu tesislerin iyileştirilme işlevi bakımından temel özelliği hükümlülerin çalışmalarına ve meslek edinmelerine, diğer işlevlere göre öncelik verilmesidir. Böylece çağdaş ceza infaz sistemlerine uygun olarak, hapis cezalarının infazı bakımından, hükümlünün suçluluk nedeni, suç sicili, fizik ve ruhsal yeteneği ve sınırları, kişisel doğası, arz edebileceği tehlike hâli ve hapis cezasının süresi de dikkate alınarak, iş ve çalışma esasına dayalı açık ceza infaz kurumlarına gönderilmesi gereklidir.
Maddenin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde kadın ve gençlik açık ceza infaz kurumları ayrıca öngörülmüştür.
Hükümlülerin açık cezaevlerine ayrılmalarına ilişkin esas ve usuller yönetmelikte gösterilecektir. Ayrıca, ilk defa suç işleyenler ve iki yıl ve daha az süre ile hapis cezasına mahkûm olanlar bu kurumlara gönderilebileceklerdir.
Maddenin son fıkrasında kınama dışında disiplin cezası alan, haklarında hükümlü oldukları suçtan başka bir fiilden dolayı tutuklama kararı bulunanlar ile soruşturma konusu olan suçun kanunda öngörülen cezasının üst sınırı yedi yıldan az olmayan bir başka suçtan hazırlık tahkikatı veya böyle bir suçtan tutuksuz yargılaması devam etmekte olanlar ve yaş, sağlık durumu, bedensel ve zihinsel yetenekleri nedeniyle çalışmaları olanaklı bulunmayanların bu kurumlara gönderilemeyecekleri hükme bağlanmıştır. Bu durumda oldukları sonradan ortaya çıkanların kurum yönetim kurulu kararı ile kapalı cezaevlerine gönderilmelerine karar verilir; ancak bu karar infaz hâkiminin onayı ile varlık kazanır.
- Maddede, çocuklara özgü hapis cezalarının infaz edileceği kurumlar, çocuk eğitimevleri olarak adlandırılmıştır. Bu kurumlar çocukların temel gereksinimlerini karşılayabilecekleri, sahip oldukları yetenekleri eksiksiz biçimde kullanabilmelerini sağlayacak bilgi, beceri ve alışkanlıkları kazanabilecekleri yerlerdir.
Kurumlarda çocuklara verilen cezaların infazı, Türk Ceza Kanunu, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve konu ile ilgili uluslararası belgeler ile çağdaş eğitim anlayışına uygun olarak sağlanacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kurum içinde veya dışında herhangi bir eğitim ve öğretim programına devam eden ve onsekiz yaşını dolduran çocukların eğitim ve öğretimlerini tamamlayabilmeleri bakımından yirmibir yaşını bitirinceye kadar kurumlarda kalabilmelerine olanak sağlanmıştır.
Maddenin son fıkrasında, çocuk hükümlülerin, tutukluluk ve 11 inci madde dışında, kapalı infaz kurumlarına gönderilemeyecekleri belirtilmiştir.
- Madde, hapis cezalarının infazının ertelenme nedenlerini düzenlemektedir. Maddenin erteleme nedeni olarak gösterdiği hâller:
Cezanın amacı dışında etki yaratabileceği veya cezanın infazı ile maksada ulaşılamayacağı anlaşılan hâllerdir.
Maddenin birinci fıkrasına göre, hükümlünün akıl hastalığına tutulması hâlinde hapis cezasının infazı, hastalığın geçmesine kadar ertelenecek ve Türk Ceza Kanununun 57 nci maddesinde düzenlenen güvenlikli sağlık kuruluşunda koruma ve tedavi altına alınması düzenlenmektedir. Ayrıca akıl hastalığı dışında tıbben tedavisine olanak bulunmayan veya tedavisi uzun sürebilecek bir takım hastalıkların varlığı da öngörülerek, ikinci fıkrada, diğer hastalık hâlleri cezanın hastane mahkûm koğuşunda infazında hükümlünün hayatı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa birinci fıkra hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır yani bu hâlde de cezanın infazı ertelenecektir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, hastalık nedeniyle mahkûmun cezasının infazının geri bırakılması kararından sonra, geri bırakma süresince mahkûm hakkında Cumhuriyet savcılığınca alınabilecek önlemler ile mahkûmun uyması gereken kurallar gösterilmektedir. Buna göre birinci ve ikinci fıkralarda düzenlenen hapis cezasının infazının hastalık nedeniyle geri bırakılması belirli koşulların uygulanması kaydıyla verilebilecek; bu koşulların yerine getirilmemesi veya ihlâli hâlinde geri bırakma kararı kaldırılacaktır.
Gebelik ve yeni doğum hâlleri de hapis cezasının infazının geri bırakılması nedeni olarak son fıkrada düzenlenmiştir. Gebe olan veya doğumdan itibaren altı ay geçmemiş bulunan hükümlünün cezasının infazı geri bırakılacaktır. Demek oluyor ki, gebelik süresine ek olarak altı ay zarfında hapis cezasının infazı geri bırakılacaktır.
Çocuk ölmüş veya anasından başkasına verilmiş olursa, infaz doğumdan itibaren iki ay geri bırakılır.
- Madde, hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesini düzenlemektedir.
Birinci fıkra, üç yıl ve daha az süreli hapis cezalarının derhâl infazının hükümlü veya ailesi için mahkûmiyetin amacı dışında ağır bir zarara neden olacağı anlaşılırsa, hükümlünün istemi üzerine infazın en fazla altı ay ertelenebileceğini belirtmektedir.
Erteleme isteminin kabulü, bir güvence gösterilmesine veya başka bir koşula bağlanabilecektir.
- Yeni Türk Ceza Kanununun 57 nci maddesiyle akıl hastalığı olan kişilerin yüksek güvenlikli sağlık kuruluşlarında tedavisi öngörülmektedir. Uygulamada ceza infaz kurumlarında bulunan mahkumlardan akıl hastalığına tutulanlarda sağlık bakanlığına ait ruh ve sinir hastalıkları hastanelerine gönderilmektedir. Ancak bu hastaneler mahkumları bir süre sonra iyileşmiş olmaları ileri sürülerek ceza infaz kurumlarına geri gönderilmektedirler.
Diğer taraftan ceza infaz kurumlarında akıl hastası olmayıp da psikolojik, sinirsel veya depresif rahatsızlıkları bulunan mahkumlar bulunmaktadır. Gerek bu mahkumlar gerekse akıl hastanelerince geri gönderilen mahkumlar uygulamada ruh ve sinir hastalıkları hastaneleri bulunan Samsun, Bakırköy, Adana, Manisa ve Elazığ kapalı cezaevlerinde barındırılmaktadırlar.
Madde ile Batı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde mevcut cezaevlerinin bazıları psikiyatri ceza infaz kurumları olarak tanımlanmakta ve buralarda bulunan mahkumların tedavisi ile topluma kazındırılmaları için mevcut cezaevi personeli ile sağlık personeline ilaveten Sağlık Bakanlığından ilâve sağlık personeli istenmektedir.
Bu kurumlarda mahkumlar bir taraftan topluma kazandırılmakta bir taraftan da cezaevinin sıkıcı ortamı nedeniyle tutuldukları psikolojik rahatsızlıklardan gerekli tıbbi müdahalelerle arındırılmaktadırlar. Avrupa Cezaevi Kurallarının 26 ncı maddesi de bu tür ceza infaz kurumları oluşturulmasına cevaz vermektedir.
- Madde ile cezasını çekmeye gelmeyen veya kaçacağından şüphe edilen hükümlülere ne gibi işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Hükümlü cezasını çekmek üzere yapılan davete rağmen gelmez ya da kaçacağı hakkında şüphe uyandırır, kaçar veya saklanırsa Cumhuriyet savcısı hapis cezasının infazını sağlamak için yakalama müzekkeresi çıkartacaktır.
- Hapis cezalarının infazında yapılacak yanlışlıkların giderilmesi mümkün olmadığından bu tür ilâmların infazında herhangi bir yanlışlığa yer verilmemesi yönünden ilâmın mahkemece Cumhuriyet başsavcılığına tevdiinden itibaren yapılacak işlemler maddede ayrıntılı bir biçimde gösterilmiştir.
Birden fazla kişinin birlikte bir suç işlemeleri veya bir kişinin aynı andaki eylemleri ile birden fazla suç işlemesi hâlinde hükmolunacak hapis cezalarının infazında cezaların türü ve miktarı farklı olabileceğinden ve bu vasıfları itibarıyla da değişik zamanaşımı sürelerine tâbi olduklarından, yanlışlıklara neden olunmaması maksadıyla her ceza için ayrı bir kesinleşmiş ilâmın Cumhuriyet başsavcılığına verilmesi öngörülmüştür.
- Madde, ceza infaz kurumuna alınacak hükümlüler hakkında yapılacak işlemleri belirlemektedir. Maddeye göre yapılacak işlemler sırası ile şunlardır:
a) Hükümlü, Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile kuruma kabul edilecektir.
b) İlk işlem hükümlünün üstünün ve eşyasının aranmasıdır.
c) Bundan sonra hükümlü kabul odasına konulacak ve tabip muayenesinden geçirilecektir. Bu muayenenin nasıl yapılacağı, ne gibi hususların saptanacağı, tüzük veya yönetmeliğinde belirlenecektir.
d) Kurumda var olması gerekli hükümlü defterinde ne gibi hususlara yer verileceği, maddenin ikinci fıkrasında gösterilmiştir.
e) Her hükümlüye bir numara verilecek ve bu numara hükümlü kayıt defterindeki sıra numarası olacaktır.
f) Hükümlünün tanısının yapılması yaşamsal önem taşıdığından ve yerine bir başkasının kuruma sokulması da olası bulunduğundan, parmak ve avuç içi izleri alınacaktır. Ayrıca fotoğrafı çekilecek, kan grupları, bedensel dış özellikleri ve ölçüleri alınıp kaydedilecektir.
g) Hükümlü için bir kişisel dosya tutulacak ve (f) paragrafında belirtilen bilgiler buraya kaydedilecektir. Kayıt altına alınan bilgiler hükümlünün kişisel dosyasında ve/veya elektronik ortamda saklanacaktır.
h) Bu bilgiler gizli olacak ve kanunun izin verdiği hâllerde resmî kurumlara verilebilecektir.
ı) Bilgilerin yok edilmesine, ilgilinin cezasının tümünü çekmesinden sonra, başvuru üzerine mahkemece karar verilebilecektir.
- Maddeye göre, ceza infaz kurumlarına alınan hükümlülerin, nerede olduklarına dair ailelerine ve yakınlarına haber verilmesini talep etme hakları vardır. Hükümlü yabancı ise uyruğu devletin diplomatik temsilciliğine veya konsolosluğuna bilgi verilecektir. Hükümlü askerlik çağında veya hâlen silah altında ise, gerekli işlemlerin tahliye sonrasında yürütülebilmesini sağlamak üzere durumu kayıtlı bulunduğu askerlik şubesine de bildirilecektir.
Hükümlünün ölmesi hâlinde de yukarıdaki işlemler gerçekleştirilecek ve durum ayrıca ailesine derhâl bildirilecektir.
Maddede ceza infaz kurumlarına alınan hükümlülerin ne gibi hakları ve yükümlülükleri bulunduğu, bilgi edinme ve şikayette bulunma hakları, kurum yaşamına uyum sağlamak için ne tür bir davranış içerisinde bulunmaları gerektiği ve haklarında uygulanacak eğitim ve iyileştirme programları konusunda bilgilendirilmeleri de öngörülmüştür.
Bu husus Avrupa Cezaevi Kurallarının 41 ve 42 nci maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Söz konusu bilgiler hükümlüye yazılı olarak verilecek, ayrıca sözlü olarak da anlatılacaktır. Türkçe bilmeyen yabancı uyruklulara bu bilgiler kendi dilinde, mümkün olmadığında İngilizce olarak verilir. Maddede ayrıca, duyma, konuşma veya görme engellilere bilgilendirmenin ne şekilde yapılacağı da gösterilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu bildirimin yapılmamasını tazminat gerektiren bir hâl saymaktadır.
- Tasarının 13 üncü maddesi gereğince, hükümlünün temelde iyileştirilmesini amaçlayan infaz sisteminde yapılacak işlemlerin ilk aşaması gözlem ve sınıflandırma olduğundan bu işlevlerin içeriğini ve bu husustaki kurumları göstermekte ve açıklamaktadır. Zira kuruma yerleştirme ve uygulanacak iyileştirme programının belirlenmesinde gözlem ve sınıflandırma esastır. Bu nedenle; maddede gözlem ve sınıflandırmada yapılması gereken incelemeler ve işlevler teker teker sayılmıştır.
Gözlem ve sınıflandırmada saptanması gerekli hususlar şunlardır: Hükümlünün kişisel özellikleri, bedensel, aklî ve sağlık durumu, suç işlemeden önceki yaşamı, sosyal çevre ve ilişkileri, sanat ve meslek faaliyetleri, ahlakî eğilimleri ve suça bakış açısı, hükümlülük süresi ve işledikleri suçlarla, ayrılması gerekli infaz kurumu. Bütün bunların saptanmasından sonra infaz ve iyileştirme rejimi belirlenir.
Gözlem ve sınıflandırmanın uzmanlık ve ekip çalışmasını gerektiren bir işlem olması nedeniyle, maddenin üçüncü fıkrasında merkezde görev alacak personelin niteliği ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir.
Tüm yaş ve cinsiyet grupları için ayrı gözlem ve sınıflandırma merkezlerinin açılmasının zorluğu dikkate alınarak, dördüncü fıkrada bu konuda bir esneklik getirilmiş ve ayrı gözlem ve sınıflandırma merkezlerinin yokluğu hâlinde gözlem ve sınıflandırmanın kadın, çocuk, kadın ve erkek gençlik kapalı ceza infaz kurumlarının bu hizmete ayrılan bölümlerinde gerçekleştirilmesi uygun sayılmıştır.
Gözlem sırasında hata payını en aza indirgeyebilmek için, hükümlülerin etkilerden arındırılarak incelenebilmelerini olanaklı kılmak üzere tek kişilik odalarda işlemlere tâbi tutulmaları öngörülmüştür. Gerekli hizmet birimlerinin kurulması, uzmanların yetişmesinin zaman alması ve uygulamada doğuracağı ekonomik sorunlar nedeniyle, kısa süreli hapis cezasına mahkûm olanlar için bilimsel gözlem yapılmaması uygun görülmüştür. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile uyum sağlaması yönünden gözlem süresi altmış günle sınırlı tutulmuştur.
- İnfaz kurumuna kabul edilecek hükümlülerin kişisel ve adlî durumları birbirinden farklı bulunduğundan farklı kişilikleri nedeniyle başkalarına zararlı etki yapabilmeleri veya kişiliklerinden başkalarının yararlanması olanaklıdır. Bu nedenle yönetim ve güvenlik gerekleri yönünden ve uygulanacak iyileştirme metot ve programları bakımından hükümlü ve tutukluları gruplandırmak zorunludur. İşte maddede, gruplandırmada göz önünde bulundurulacak kişisel ve adlî durum ve esaslar gösterilmiştir. Hükümlüler gruplandırmalarına göre ya ayrı kurumlarda bulundurulacak veya bir kurumun ayrı kesimlerine konulacaklardır.
Girişte toplanan bilgi ve bulgular, tutuklu ve hükümlünün özel barınma ihtiyacını tanımlama için kullanılabilmelidir. Tutuklu ve hükümlünün yerlerinin belirlenmesi, sağlık ve cezaevi personeli tarafından yapılmalıdır. Bu husus saldırı, baskı ve hastalıkların sirayeti risklerinin azaldığı bir çevre oluşturulması için önemlidir. Gruplandırma sistemi, hükümlüler arasında çatışmaların asgarîye indirilmesine neden olacağı gibi, emosyonel stres ve enfeksiyon hastalıklarının da daha az görülmesine neden olacaktır.
Bu bakımdan grupların bir kısmı Türk Ceza Kanunu ve diğer kanunlarda da tanımlanmıştır:
a) İlk defa suç işleyenler,
b) Mükerrirler,
c) İtiyadî suçlular,
d) Suç işlemeyi meslek edinenler,
e) Aklî durum,
f) Terör suçluları,
g) Çıkar amaçlı suç örgütlerine mensup olanlar,
h) Suç örgütleri,
ı) Yaş.
Maddenin sonuncu fıkrası, hükümlülüklerin, süreleri itibarıyla, uzun veya kısa yahut orta süreli olarak da tasniflerini öngörmüştür. Penolojik bakımdan uzun süreli hükümlüler kurumda istikrar unsuru olabilecekleri gibi, ümitsizlikleri nedeniyle tehlikeli de olabilirler.
- Bu maddede Türk Ceza Kanununda, en ağır ceza olarak yer verilen "Ağırlaştırılmış müebbet hapis" cezasının infazı rejimine ait esaslar gösterilmiştir. Suçların niteliğine göre verilecek cezaların farklı olması ve bu farklılığın korunması gereklidir. Nitekim Fransa'da yeni Ceza Kanunu bazı ağır suçların cezalarının infazında faillerin bir güvenlik dönemine tâbi tutulmalarını kabul etmiştir. Sıkı infaz rejimi mahkumun cezaevi dışında çalıştırılamaması, ziyaretçi kabulü, dışla temas konusunda bir kısım kayıt ve kısıtlamalara tâbi tutulması, mahkûma izin verilmemesi ve bu tür mahkûmların cezaevlerinin özel kısımlarında bulundurulmaları gibi bazı uygulamalara muhatap olacaklardır. Bu infaz rejimi aslında bütün ceza süresince devam edecektir.
- Maddenin birinci fıkrasında hükümlünün temel yükümlülüğü açıklanmaktadır. Bilindiği üzere, suç nedeni ile Devlet ve birey arasında oluşan ilişkinin her iki tarafa yüklediği mükellefiyetler ve sahip kılındığı haklar vardır. Hükümlünün yükümlülüğü suçun cezasına maruz kalmak ve cezayı çekmek hukukî borcudur.
Hükümlü, Devletin cezayı çektirme işlevini yerine getirmesine engel olmamak ve bu hususta her türlü direnişten kaçınmakla yükümlüdür. Ölüm orucuna girişen veya bu hususta teşvik ve tahrikte bulunan kişiler bu yükümlülüğü ihlâl eden direnişçilerdir ve kurum düzenini ihlâl edenler oldukları için Devletin hukuka aykırı bu direnişleri, zorunlu olduğunda kuvvet de kullanarak giderme hakkı vardır.
Maddenin son fıkrasında bu yükümlülük daha da açıklanmakta ve ölüm oruçları gibi teşebbüslerin, cezanın yerine getirilmesine katlanma yükümlülüğünün ihlâli sayılacağı belirtilmektedir. Dolayısıyla bu kişiler ve tahrikçiler Kanunu ve disiplin hükümlerini ihlâl etmiş olurlar ve yaptırımlara tâbi tutulurlar.
Yukarıda açıklanan yükümlülükler karşılığı Devletle birey arasında oluşan ilişkinin hükümlüye verdiği haklar ve Devletin yükümlülükleri aşağıdaki maddelerde ayrıca belirtilmektedir.
- Bu madde ile, 26 ncı maddede açıklanan genel yükümlülüğün yeterince yerine getirilmesini sağlamak üzere, hükümlüye düşen ödevler belirtilmektedir. Ödevler şunlardır; Hükümlü:
a) Sağlığını koruyacaktır.
b) Salgın hastalıkların önlenmesi için gerekli ve alınmış tedbirlere uyacaktır.
c) Sağlık için tehlike doğuran durumları gecikmeksizin kurum yönetimine bildirecektir.
d) Kendi ve içinde yaşadığı odanın temizliğine uygun davranışlar içinde bulunacaktır.
e) Kendi ve diğer hükümlülerin beden ve ruh sağlığını tehlikeye düşürebilecek eylemlerden kaçınacaktır.
- Hükümlünün 26 ncı maddede yer alan yükümlülüğüne dahil diğer bir ödev bu maddede yer almaktadır. Hükümlü barındığı odasını, kurum binasını, yönetimce kendisine bırakılan şeyleri düzenli bir biçimde kullanmak ve bunlarla diğer kişilere ait eşyayı özenli bir biçimde korumakla yükümlüdür. Gerekli özenin kasten gösterilmemesi ceza ve disiplin kovuşturmasına neden olabilecektir.
- Kurum tabibi tarafından ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı olduğu belirlenen meslek sahibi olmayan hükümlüler ile meslek sahibi olan istekliler kurum imkanları ölçüsünde belirlenen ücret karşılığında atölye veya işyurtlarında çalıştırılabileceği hükme bağlanmıştır.
İkinci fıkrada çalıştırmanın temel amacı, hükümlülerin salıverilmeden sonraki yaşamlarını sürdürebilecek bir meslek veya sanatı öğrenmeleri veya önceden sahip oldukları meslek veya sanatı koruyup geliştirmeleri olarak belirlenmektedir. Bu nedenle çalışma, hükümlü için hem bir hak ve aynı zamanda bir ödevdir.
Maddede, hükümlülerin kurumda, işyurtları veya atölyelerde çalıştırılacakları; çalıştırmada yetenek, beceri, eğilim, zihinsel, bedensel ve ruhsal durumlarının göz önünde bulundurulacağı; çocuk hükümlülerin çalıştırılmasının yalnızca meslekî eğitime yönelik olacağı; öğretim kurumlarına veya örgün eğitime devam eden çocuklar ile genç hükümlülerin öğretim yılı içinde atölye ve işyerlerinde çalıştırılmayacakları ve bunların öğretim yılı dışında, 3308 sayılı Meslekî Eğitim Kanununun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri gözetilerek çalıştırılabilecekleri belirtilmiştir.
- Madde, hükümlülerin ceza infaz kurumu dışında çalıştırılma olanaklarını belirtmektedir. Bilimde allaperto olarak da tanımlanan bu çalıştırma biçimi, tarım, deniz ve su ürünleri avcılığı, inşaat, yol, maden, orman gibi iş alanlarında geçerli olacak ve ekip hâlinde yürütülecektir. Bireysel olarak bu tür çalıştırma yaptırılamaz.
Açık ceza infaz kurumlarında bulunanlar ile kapalı ceza infaz kurumlarında bulunup da açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanmış hükümlülerin, kurum dışındaki iş alanlarında çalıştırılabileceği, ayrıca açık ceza infaz kurumlarında bulunanların ceza infaz kurumu personeli gözetiminde, kapalı ceza infaz kurumunda bulunanların ise iç ve dış güvenlik personelince alınacak tedbirler altında çalıştırılacakları hükme bağlanmıştır.
Çocuk eğitimevlerinde bulunan hükümlülerin, kurum dışında çalıştırılmaları sırasında, kurum personelinin gözetimi ve muhafazası aranmayacaktır.
Bunun dışında iş alanlarına sahip kuruluşların hükümlü çalıştırmaları teşvik olunacağı düzenlenmiştir.
Hükümlülerin kurum dışında çalışma esasları tüzükte gösterilir
- Madde, cezasının en az bir yılını çekmiş ve iyi hâlli olduğu saptanmış hükümlülerin kurum içi hizmetlerde çalıştırılmalarına olanak tanımaktadır. Ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin eğitilerek topluma kazandırılmaları, bir meslek sahibi olmaları veya boş zamanlarını değerlendirmeleri önem taşıdığından, mutfak işleri, temizlik işleri, kütüphane ve revir gibi yerlerde çalıştırılmalarına olanak sağlanmaktadır. Ancak böylece çalıştırılacak hükümlülerin, durumlarına uygun kurum işlerinde istihdamları gereklidir. Söz gelimi bir yazar olan hükümlünün kütüphane yerine, temizlik işinde istihdamı, durumuna uygun olmaz. Böylece hükümlü hem bir meslek veya sanat öğrenebilmekte veya boş zamanını değerlendirerek cezaevinin sıkıcı atmosferini yumuşatabilmektedir. Çocuk hükümlülerin kendi yaşam alanları ve eğitsel amaçlar dışında çalıştırılamayacakları belirtilmiştir.
Ancak hükümlüler yöneticilerin ve personelin kişisel işlerinde çalıştırılamazlar.
- Maddede, hükümlülere kurum işyurtları ve atölyelerinde, kurum içi hizmetlerde veya kurum dışında tarım, deniz ve su ürünleri avcılığı, inşaat, yol, maden ve orman iş alanlarındaki çalışmaları sonucu olan üretimleri karşılığında ücret ödeneceği hükme bağlanmıştır.
Ücret, işin türüne ve verim düzeyine göre belirlenir ve çalıştırılan hükümlüler ülkede yürürlükte olan yasal düzenlemeler çerçevesinde sosyal haklardan da yararlanırlar.
- Maddede kurumların iç güvenliğinin Adalet Bakanlığına bağlı infaz ve koruma personeli tarafından sağlanacağı, iç güvenlik personelinin gerektiğinde dış güvenlik personeli ile işbirliği yapacağı, açık kurumlar ile çocuk eğitimevlerinde idare ve infaz koruma personelinin firarların önlenmesi, asayiş ve disiplinin sağlanması için gözetim ve denetimle yükümlü olduğu belirtilmiştir.
- Ceza infaz kurumlarında düzen ve güvenlikle ilgili esasların belirtildiği yedinci bölümde yer alan bu maddede hükümlülerin odalarında barındırılamayan diğer hükümlülerle birinci fıkradaki hâller dışında beraber olamayacakları, ivedi hâller dışında nöbetçi infaz ve koruma memurları ve kurumun diğer görevlileri ile bireysel temasta bulunamayacakları belirtilmiştir. Maddede önemle belirtilen bir konu ise oda ve koridor kapılarının açılması koşullarıdır. Maddede açıkça belirtilen durumlar dışında oda ve koridor kapıları kapalı olacaktır.
- Bu madde kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin, oda ve eklentilerinde bulundurabilecekleri veya bulunduramayacakları kişisel eşya, gıda, tıbbı malzeme ve diğer ihtiyaç maddelerinin yönetmelikte gösterileceğini belirtmektedir.
Kuşkusuz yönetmelikle yapılacak düzenlemede bu eşya ve malzemelerin ihtiyaç durumuna göre miktarı ve gerekli diğer özellikleri açıklanacaktır.
- Ceza infaz kurumlarında düzenin tam olarak sağlanması için başvurulması gereken tedbirlerin başında kuruma sokulması yasaklanmış malzemenin kuruma girmesinin önlenmesi gelmektedir.
Bu itibarla gerek kuruma girişlerde hükümlülerin eşya ve üzerlerinin ve gerekse kurum içindeki yerlerin ve hükümlülerin üst ve eşyasının aranması gerekmektedir. Madde ile aramaların ne şekilde yapılacağı düzenlenmektedir.
Bugünkü uygulama aramaların cezaevi personeli tarafından yapılması şeklindedir.
10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilât Görev ve Yetkileri Kanununun, genel olarak görevleri belirten 7 nci maddesinin (a) bendinde "Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevlerinin Dış Korunması" jandarmanın mülkî görevleri arasında sayılmış aynı maddenin adlî görevleri belirten (b) bendinde jandarmaya ceza ve tutukevleri ile ilgili bir görev verilmemiştir.
Bu durumda Kanunda jandarmaya cezaevi içinde yerine getirilmesi gereken bir görev verilmiş değildir.
4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununda da ceza infaz kurumları içinde polise verilmiş bir görev yoktur.
Bu itibarla bugünkü uygulamada ceza infaz kurumlarındaki aramalar sadece cezaevi personeli tarafından yapılmakta, jandarma ve polis, ancak cezaevi personelince arama yapıldığı sırada hükümlüler tarafından yapılan veya yapılabilecek saldırıları veya direnmeyi ortadan kaldırma ve bu fiili yapanları yakalamak için ceza infaz kurumu içine girebilmektedirler.
Madde ile bu hususa açıklık getirilmekte gerektiğinde dış güvenlik güçleri ve kolluk kuvvetleri ile diğer kamu görevlilerinden arama işlemi sırasında yararlanılabilinmesi sağlanmakta ve belirtilen personelin cezaevi içinde görev yapmaları böylece kanuna dayanır hâle getirilmektedir.
Bu şekilde gerçekleştirilecek aramalar daha sağlıklı olacak ve sonuç olarak da ceza infaz kurumlarında idarenin düzeni sağlaması temin edilmiş olacaktır.
- Ceza infaz kurumlarında düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması, hükümlülerin haklarını kullanabilmeleri ve yükümlülüklerini yerine getirebilmeleri yönünden gerekli, iyileştirme programlarının uygulanabilmesi ve başarıya ulaşabilmesi için de ön koşuldur.
Bu nedenle, maddede, disiplin cezalarının niteliğine ve uygulama koşullarına ilişkin kural belirtilmiş, kurala kusurlu olarak aykırı davranışın nitelik ve ağırlık derecesine göre disiplin cezalarının uygulanacağı, suç oluşturan eylemden dolayı kamu davası açılmasının, disiplin soruşturmasının ertelenmesini, uygulamasını önlemeyeceği açıklanmıştır.
- Hükümlülerin, ceza infaz kurumlarında güvenlik ve disiplinin sağlanması, sürdürülmesi için uyulması gerekli kural ve emirlere kusurlu olarak aykırı davrandıklarında, eylemlerinin niteliği ve ağırlık derecesine göre haklarında uygulanabilecek disiplin cezaları maddede altı bent hâlinde sayılmıştır.
- Maddede disiplin cezası olarak kınama tanımlanmıştır.
- Maddenin mahkûmun katılmaktan alıkonulacağı etkinlikler kültürün ve sanatın çeşitli dallarında düzenlenmiş programları izleme ve katılma, ifade yeteneklerini geliştirme ve bilgi edinme, ifade özgürlüğü çerçevesinde yayınlar yapma, beden eğitimi ve eğlendirici oyunlarda yer alma, buna özgülenmiş yer ve araçlardan yararlanma; kültürel ve spor faaliyetleridir.
- Ücret karşılığı bir işten yoksun bırakma cezasının, hükümlünün kurum yönetiminde ücret karşılığı çalıştığı işten bir aydan üç aya kadar yoksun bırakılması olduğu belirtilmiştir.
- Maddede, hükümlünün bir aydan üç aya kadar telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten, telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmasından tamamen veya kısmen yoksun bırakılması cezası düzenlenmiştir.
Gelen mektup ve telgrafların disiplin cezasının infazından sonra hükümlüye verileceği ve ölüm, ağır hastalık ve doğal afetler nedeniyle yapılması gereken haberleşmeler ile maddede belirtilen yakınları ve resmî merciler ve avukatlarıyla ilişkilerde bu madde hükmünün uygulanmayacağı da ayrıca belirtilmiştir.
- Hükümlüler yönünden dışarıyla ilişkiler ve özellikle ziyaretçilerle görüşme en önemli haklardan biridir.
Tüzükte gösterilen nedenlerle, hükümlülerin bir aydan üç aya kadar bu haktan yoksun bırakabilecekleri öngörülmüştür.
Ancak resmî ve yetkili merciler ve avukatlar ile yasal temsilcilerle görüşmelerde bu hüküm uygulanmayacaktır.
- Hükümlüye tüzükte gösterilen eylemlerin karşılığı olarak bir günden onbeş güne kadar hücreye konulma cezası verilir.
Bu ceza, hükümlünün geceli ve gündüzlü bir hücrede tek başına tutulması ve her türlü temastan yoksun bırakılması suretiyle uygulanır. Ancak hükümlü günde en az bir saat açık havada bulunabilmek hakkından mutlaka yararlandırılır.
Hücrenin yaşamsal gereksinimlerini karşılayacak biçimde düzenlenmiş olması zorunludur. Bu hususta evrensel nitelikteki ölçülere uyulacaktır.
Resmî ve yetkili mercilerin ziyaretleri ile savunma hakkının dokunulmazlığı nedeniyle avukatların görüşmelerinde bu hükmün uygulanmayacağı belirtilmiştir.
- Maddede çocuk hükümlüler hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları düzenlenmiştir.
- Çocuk hükümlüler hakkında uygulanabilecek disiplin cezalarının neler olduğu belirtilmiştir.
- Maddede, disiplin soruşturması, savunmanın alınması, bunların kim tarafından, nasıl ve ne sürede yapılacağı, disiplin cezalarını vermeye yetkili kişi ve kurul ile bunların görevleri, kararlara ve tebliğine ilişkin kurallar belirtilmiştir.
Kınama ve bazı etkinliklerden alıkoyma cezalarının kurum en üst amiri, diğer disiplin cezalarının disiplin kurulunca verileceği, savunma alınmadan disiplin cezası verilemeyeceği, kararların gerekçeli ve itiraz mercii ile süresini de belirtir biçimde yazılacağı ve tebliğ edileceği maddede açıklanmıştır.
Hakkında soruşturma yapılanın, kurumun iç düzenini ve hükümlülerin yaşam ve beden bütünlüklerini ciddî tehlikeye maruz bırakması durumunda 49 uncu maddede açıklanan tedbirler alınarak soruşturmanın başlatılabileceğine de maddede yer verilmiştir.
- Madde ile disiplin cezalarının infazı ve kaldırılmasına ilişkin esas ve usuller belirtilmiştir.
- Ceza infaz kurumu yönetimi, hakkında disiplin soruşturması yapılan hükümlü hakkında tedbir olarak odasını, iş ve çalışma yerini değiştirebilir, adı geçeni kurumun başka bir kesimine nakledebilir ve diğer hükümlülerden ayırabilir.
Kurumun düzeninin ve kişilerin güvenliklerinin ciddî tehlikeyle karşı karşıya kalması hâlinde, asayiş ve düzeni sağlamak için kanunda açıkça belirtilmeyen diğer tedbirler alınacak, tedbirlerin uygulanması, disiplin cezasının verilmesine engel olmayacaktır.
- Madde ile, 49 uncu maddenin öngördüğü hâller dahil, hiçbir tedbirin, zincir ve demire vurmak biçiminde uygulanamayacağı vurgulandıktan sonra, büyüklerin bedensel hareketlerini kısıtlayıcı araçların kullanılma nedenleri (a), (b) ve (c) bentlerinde belirlenmiştir. Ancak, çocuk hükümlüler (a) bendinin belirttiği kısıtlamaya tâbi tutulamayacaklardır.
- Ceza infaz kurumlarında genel hâl ve hareketleri, iyileştirme faaliyetlerine olan ilgileri ve uyumları, kurumların düzenlerine karşı tutum ve davranışları, kendilerine verilen işlerdeki çabaları nedeniyle beklenen durumları gösteren hükümlülere teşvik edici ayrıcalıkların tanınması konusu düzenlenmiştir.
- Disiplin ceza ve tedbirlerine karşı yapılacak şikâyet ve itirazlarda, 16.5.2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
- Maddeye göre, hükümlülerin başka bir kuruma nakilleri, toplu sevk, kendi istekleri, disiplin, asayiş veya güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri gibi nedenlerle yapılabilir.
Hükümlü nakilden önce aranır ve nakledilmesinde sağlık yönünden herhangi bir sakınca olup olmadığının saptanması için tabip muayenesinden geçirilir. Muayene sonucu yola çıkamayacakları anlaşılanlar bu durumun tevsiki ve gerekli tedavi için, resmî bir sağlık kuruluşuna sevk edilerek durumları doğrulanacaktır.
Hükümlü hâle gelen tutuklular, ailelerinden daha uzak yerdeki ceza infaz kurumuna sevk edildikleri için hekim raporu temini çabası içine girdiklerinden, hastalığın uzmanı olan en az iki tabibin imzaladığı ve baştabibin onayladığı bir rapor ile hastalığın belgelenmesi uygun sayılmıştır.
- Madde, hükümlülerin, kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başkasına nakledilebilmeleri için gerekli koşulları belirlemektedir. Aslında hükümlünün ailesine yakın bir kurumda bulundurulması iyileştirme çabalarını kolaylaştıran ve tercih edilen bir durumdur. Ayrıca hükümlü diğer meşru nedenlerle de nakil isteminde bulunabilir. Ancak, istikrarlı bir iyileştirme programının uygulanması sürekli nakillerin geçerli olduğu kurumlarda yürütülemez. Bu nedenle madde isteğe bağlı nakilleri koşullara bağlamıştır. Son fıkrada, nakledilen hükümlülerin, ilke olarak yeni kurumlara bir yıl geçmedikçe gönderilmemeleri hüküm altına alınmıştır; ancak çocuk hükümlüler bakımından bu süre altı ay olarak uygulanacaktır. Hastalık, eğitim gibi zorunlu hâllerde bu kuraldan ayrılınabilecektir.
- Madde, disiplin nedeniyle nakil işlemini düzenlenmektedir. Hükümlünün hücreye koyma cezasını gerektiren eylemlerde bulunması hâlinde, hakkında kurum yönetimince disiplin işlemine tâbi tutulması ve düzeni, disiplini bozan eylemden dolayı kurumlarda kalması sakıncalı bulunduğunda, kurum en üst amirinin isteğiyle Adalet Bakanlığınca başka kurumlara nakledilmeleri kabul edilmiştir.
Hükümlü, disiplin cezasını yeni kurumda çekecek ve mahkeme kararı, kurum güvenliği, can güvenliği veya hastalık nedeniyle nakil dışında, yeni kurumda en az altı ay kalacaktır.
- Maddede ceza infaz kurumlarının kullanılmaya elverişsiz ve yetersiz hâle gelmesi, kapsama gücünün (istiab haddinin) aşılması, kullanılamaz hâle gelmesi veya çok eskimesi durumları, büyük onarım, yangın, doğal afet gibi hâller ile 55 inci maddede sayılanların dışındaki kurum düzen ve disiplinini bozan asayiş ve güvenliğe ilişkin zorunlu durumlar nedeniyle hükümlülerin başka kurumlara nakli düzenlenmiş ve böylece can güvenliklerinin ve kurumların düzeninin ve disiplininin korunması hüküm altına alınmıştır.
- Madde ile ceza infaz kurumlarında verilen sağlık hizmetlerinin yetersiz kalması durumunda, hastaneye sevki zorunlu görülen hükümlülerin tam teşekküllü Devlet veya üniversite hastanelerinde tedavisi öngörülmektedir.
İkinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarda tedavi hakkının kötüye kullanımını engelleyebilmek için, bazı kısıtlamalar getirilmiş ve yapılacak işlemler ayrıntılı bir şekilde belirlenmiştir. Acil hâller dışında hükümlülerin özel sağlık kurumlarında tedavileri mümkün değildir. Acil hâllerde özel sağlık kurumlarına yatırılma durumu Adalet Bakanlığına bildirilecektir.
Maddenin son fıkrası ile, hükümlülere sağlık nedeniyle kurum değiştirme olanağı sağlanmaktadır.
- Madde ile, hükümlülerin kendi istekleri, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, suç ve yargılama yeri nedenleriyle yapılan nakillerinde alınacak tedbirlere ilişkin esaslar düzenlenmiştir.
Maddenin ilk fıkrasında, hükümlülerin nakilleri sırasında halkla bir araya gelmelerini ve başkaları tarafından görülmelerini engelleyecek tedbirlerin alınması konusu düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyle hükümlülerin bir saldırıya, merak uyandırmaya veya herhangi bir şekilde sergilenmeye karşı korunmaları için gerekli tedbirlerin alınması öngörülmek suretiyle, güvenliklerinin sağlanması ve kişilik haklarının korunması amaçlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, hükümlülerin yeterli hava ve ışıklandırması olmayan araçlarla ve kendilerini fizik sıkıntı içinde bırakacak, eziyet verici ve onur kırıcı şekilde nakledilemeyecekleri hüküm altına alınmıştır. Nakiller sırasında alınacak tedbirlerin, hükümlünün firar etmesini önleyici ve halkla biraraya gelip, başkalarınca görülmelerini engelleyici sınırları aşamayacağı, ayrıca hükümlülerin birbirleriyle ve görevlilerle herhangi bir tartışmaya girmelerini engelleyici boyutları geçemeyeceği ifade edilmiştir.
Ayrıca, açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerine nakillerin kurum personelinin gözetiminde yapılacağı ve tüm nakillerde hükümlünün iaşe ve bedensel gereksinimlerinin giderileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin getirdiği tedbir ve kayıtlar evrensel nitelikteki kuralları yansıtmaktadır.
- Anayasa ile teminat altına alınmış temel haklar, hükümlüler açısından da varlıklarını sürdürürler. Ancak bu haklar infazın amacı olan 3 üncü maddede gösterilen hususlara ulaşmak amacı ile, belirli ölçüde kısıtlanarak kullandırılırlar.
Madde ile, "avukatlık hizmetinin icrası çerçevesinde avukatlık hizmeti verilmesi" ile "ceza alanında savunma" haklarının nasıl düzenleneceği konusunda temel ilkelere yer verilmiştir.
Temsil edilme ve savunma haklarının kullanılmasındaki ana ilke, hükümlünün vekâletname sahibi bir avukatla görüşme hakkının varlığıdır. Ancak hükümlü, avukatlık mesleğinin icrası çerçevesinde ve gerekçesini yazılı olarak bildiren avukatları ile vekâletname aranmaksızın en çok iki kez görüşme hakkına sahiptir. Başka bir suçtan tutuklu olan sanık, o suçu bakımından avukat ile görüşmek isterse, vekâletname istenmeyecektir.
Madde "avukatlık mesleğinin icrası çerçevesinde avukatlık hizmeti verilmesi" ile, "ceza davalarındaki avukatlık" şeklindeki avukatlık hizmetini ayırmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesindeki düzenlemeyle dengeli olarak, maddenin dördüncü fıkrasında, "savunmaya ilişkin belgelerin" incelemeye tâbi tutulamayacağı açıklanmıştır. Bunun dışında kalan hâllerde ise, savunma hakkının kullanılması söz konusu olmayıp, hukukî çekişmelerle ilgili bir görüşme yapıldığı için, bunun "duyulamayacağı", fakat "güvenlik nedeniyle görülebileceği" kuralı konmuştur.
Madde ile yabancı avukatların Türk infaz kurumlarındaki hükümlüler ile görüşmelerinin yolu açılmıştır. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan bireysel başvurular açısından, hükümlülerin kullanabileceği bir hak ortaya çıkmıştır.
Tutukluların Sözleşmeden kaynaklanan böyle bir hakkı yoktur, çünkü bireysel başvuru yolunun açılması için, iç hukuk yollarının tüketilmesi gereklidir.
Hükümlünün yabancı avukatla görüşmesi, "dava konusu ile sınırlı olma" ve "vekâletname bulunması" koşullarına bağlanmıştır. Ancak vekâletnamesi olmayan yabancı uyruklu avukatlar, hükümlü ile Türkiye barolarına kayıtlı bir avukatla birlikte görüşme yapabileceklerdir.
- Madde, olanaklar elverdiği derecede olmak üzere, hükümlüler için kültür ve sanatın resim, musikî gibi dallarını temsil eden programların ve bunlara hükümlülerin katkılarını sağlayacak usullerin, kurumlarca hazırlanmasını öngörmektedir.
İkinci fıkraya göre bu programların temel hedefi hükümlülerin bilgi ve yeteneklerini artırmaktır.
Programların ne suretle düzenleneceğine dair esaslar Adalet Bakanlığınca hazırlanacak ve bunlara göre kurumun en üst âmiri tarafından düzenlenecektir; Devlet kuruluşları da gerekli yardımları yapacaklardır.
Hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar da, temel bir hak olan ifade hürriyetini bütünü ile kaybetmezler; ancak adı geçenlerin yayın etkinlikleri, kurumdaki çalışmaya ve koşullara ve bu husustaki hükümlere bağlı olarak gerçekleştirilebilecektir.
- Madde ile kurumlarda verilecek olan kütüphane hizmetlerine ilişkin esaslar belirlenmiştir. Hükümlülerin seçim yapabilmeleri, yaşadıkları ortamın dışına çıkabilmeleri, özetle dış dünya ile bağlantılarının sürdürülmesi amacıyla, ikinci fıkrada haftada en az bir kez kurum kütüphanesinden kitap seçme hakkı verilmiştir; hakkın kullanılması gezici kitaplıklarla da yerine getirilebilecektir.
Kütüphanelerde yer alacak eserler ders kitapları, boş zamanların değerlendirilmesini ve okuma alışkanlığı edinilmesini sağlayacak nitelikteki eserler olacaktır.
- Maddeye göre, hükümlüler, ilke olarak süreli ve süresiz yayınlardan, bedelini karşılamak koşuluyla yararlanmak hakkına sahiptirler.
Ancak, mahkemelerce yasaklanmış olanlarla kurumun güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf, yorumu kapsayan yayınlar hükümlülere verilmez. Resmî kurumlarla, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla bakanlar kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler tarafından çıkartılan gazete, kitap ve basılı yayınlar, hükümlü ve tutuklulara ücretsiz olarak ve serbestçe verilir.
Her düzeyde eğitim ve öğretime devam eden hükümlülerin ders kitapları denetime tâbi tutulamaz.
Hükümlü ders kitapları dışında odasında gereksiniminden çok yayın bulunduramaz ve bunlar emanet eşya deposunda korunur. Hükümlü salıverildiğinde kitaplar kendisine teslim olunur.
- Tehlikeli olan hükümlüler, bir veya üç kişilik odalarda, diğer hükümlüler ise kurumun fizik yapısı, kapasite durumu ve güvenlik gerekleri göz önüne alınarak cezaevi yönetimi tarafından belirlenecek sayıda mahkumun kalabileceği odalarda barındırılacaklardır. Bu hükümlüler, cezaevinde kendilerinin veya başkalarının yaşam ve beden bütünlüklerini tehlikeye koyan davranışlarda bulunanlar, diğer hükümlüleri verilen besinleri reddetmeye çağıranlar, intihar teşvikçiliği yapanlar, firar veya firara teşebbüs edenlerdir. Bir veya üç kişilik odaya konuluşlarının nedeni, başkalarına zarar verilmesini ve cezaevi düzeninin bozulmasını önlemektir.
Yerleştirme işlemi, idare tarafından belirlenirken bir arada olacak hükümlülerin birbirleri karşısındaki fizik güçleri, anlaşabilip anlaşamayacakları, eğitim düzeyi ve terbiyeleri, diğer hükümlülerin o hükümlüyle aynı odayı paylaşmayı isteyip istemedikleri göz önüne alınacaktır.
İdare, başkasıyla bir odayı paylaşamayacak kadar tehlikeli olan hükümlüyü yalnız bırakacaktır. Bir odada tehlikeli hükümlü sayısı iki kişi olamayacaktır. Bunun nedeni birinin diğerini her yönde emir, kontrol ve sömürüsü altına alma olasılığının güçlü bulunmasıdır.
Başkalarıyla uyumlu, hükümlü olarak kaderine razı, cezaevi düzenine saygılı hükümlüler de bir kişilik odalarda bulundurulabilecekleri gibi sekiz kişilik odalarda da barındırılabileceklerdir.
Hükümlüler arasında ayrım yapılmasını ve yatak farkı tartışmasını önlemek üzere, her hükümlüye tek tip yatak verilecektir. Yatak farkı nedeniyle yapılacak tartışmalar cezaevi düzenini bozabilecek hâle gelebilir.
Yatak verilirken cezaevinin bulunduğu yörenin iklim koşulları da göz önüne alınacaktır.
Yataktan başka yatak takımı da verilecektir. Takım yeterli sayıda olacaktır. Bunun anlamı herkese en az iki takım verilmesidir.
Kadın hükümlüler ile erkek hükümlüler, bir araya gelemezler. Birbirleriyle ilişki kuramazlar.
Çocuk hükümlüler bir araya gelemeyecek ve birbirleriyle bağlantı kuramayacaklardır. Aksi hâlde birbirlerini kötü yönde etkilemeleri olanağı tanınmış olur.
Örgütlü suçluları, çıkar amaçlı örgüt suçluları ve terör suçluları da bir araya gelemeyecekler ve birbirleriyle haberleşemeyecek, bağlantılı olamayacaklardır. Amaç birbirlerini kötü yönde etkileyebilmelerini ve idareye karşı ayaklanmalarını, firar gibi eylemlere teşebbüs etmelerini önlemektir.
Hükümlülerin kaldıkları odalar aydınlatılmış, ısıtılmış ve hijyen sağlanmış olacaktır. Bunun ölçüsü insan sağlığının gerekleridir.
- Muhtaç hükümlülere talepleri hâlinde, idare tarafından iklime ve sağlığa uygun giysiler verilmesi hükme bağlanmıştır.
Ayrıca, hükümlülerin giysileri iç ve dış güvenlik personelinin giymekte olduğu üniformalara benzer şekil ve renkte olamayacağı ifade edilmiştir.
- Madde iki esas saptamaktadır; anne bakımına muhtaç olan sıfır - altı yaş grubundaki çocukların gereksinimlerini karşılamak ve ceza infaz kurumlarına alınan çocukların beden ve ruh sağlığı açısından örselenmelerini önlemek. Bu nedenle, hükümlü çocuklarının gelişimlerini sağlayacak çevre, eğitim ve etkileşim olanaklarına kavuşturulması için önce çocuğun dışarıda korumasını sağlayabilecek anası dışında bir kimsesi olup olmadığı araştırılacaktır; varsa ve ehliyetli ve istekli ise çocuk ona bırakılacaktır. Böyle bir kimsesi yoksa veya ehil yahut istekli değilse yahut emzirilme olanağı varsa çocuk anası yanında bırakılabilecektir. Ancak gündüzleri, çocuğun infaz kurumu bünyesindeki kreşlerde veya gündüz bakımevlerine gönderilmeleri, geceleri ise annelerinin yanında kalmaları temin edilecektir.
Analarının yanında kalan çocukların, kötü beslenmeye bağlı olarak fizik gelişim geriliği göstermelerini önleyebilmek amacıyla, ikinci fıkrada bu çocukların beslenmesine ilişkin hükümler konulmuştur.
Maddenin üçüncü fıkrasında, ceza infaz kurumunda bulunan üç yaşını doldurmuş çocukların, hâkim kararı ile çocuk yuvalarına veya yetiştirme yurtlarına yerleştirilmeleri öngörülmüştür. Ancak bu çocukların anaları ile temasları koparılmayacak ve temasların zaman zaman bir program çerçevesinde sürdürülmesini sağlayacak usul ve programlar geliştirilecektir.
- Madde, hükümlülerin telefon kullanabilmelerini, çeşitli yönden bir düzene bağlamak zorunluluğu nedeniyle kaleme alınmıştır. Maddede hem hükümlünün iyileştirilmesi ve hem de kötüniyetli eylemleri önlemek bakımından bazı esaslar saptanmıştır:
a) Kapalı ceza infaz kurumlarında hükümlülerin ankesörlü telefonlardan yararlanmaları esas ve usulünü tüzük belirleyecek ve konuşmalar idarece dinlenip, kayıt altına alınabilecektir.
b) Açık ceza infaz kurumlarında ve çocuk eğitimevlerinde ankesörlü telefondan yararlanma serbesttir.
c) Bütün infaz kurumlarındaki hükümlüler üstsoy, altsoy, eş ve kardeşlerinin ağır hastalık veya ölüm hâllerinde kuruma ait iletişim araçlarından derhâl yararlanırlar.
Ancak bu hâlde konuşmalar tutanak ile belgelenecek ve saklanacaktır.
Maddenin son fıkrası açık ve kapalı kurumlarda, çocuk eğitimevlerinde araç telefonu, telsiz telefon veya cep telefonu ve benzeri iletişim araçlarının bulundurulmasını ve kullanılmasını yasaklamaktadır. Bu hak tehlikeli halde bulunan ve örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabilir.
- Birleşmiş Milletler Hükümlülerin İyileştirilmesi İçin Asgari Standart Kurallarının 39 uncu maddesi, hükümlülerin radyo dinlemeleri, konferansları veya kurum idaresinin çıkardığı veya denetlediği benzeri araçları izlemeleri sağlanarak, önemli haberler hakkında düzenli olarak bilgi sahibi olabilmelerini öngörmüştür.
Hükümlülerin ve ailelerinin menfaatleri, yakınları ve dış dünya ile geliştirici ilişkilerini muhafaza etmeyi ve kuvvetlendirmeyi gerektirmekte ve bu keyfîyet, eğitim ve iyileştirme amaçlarından birini oluşturmaktadır.
Nitekim, Avrupa Cezaevi Kurallarının "Dış Dünya ile Temas" başlığını taşıyan bölümün 45 inci maddesi, hükümlülere idarenin izin verdiği veya kontrol ettiği gazeteleri, dergileri ve diğer yayınları okuyarak, radyo ve televizyon yayınları ile konferans ve benzeri yollarla düzenli olarak bilgi edinmesine izin verilmesini tavsiye etmektedir.
Bu tavsiyelerin ışığında düzenlenen maddeyle, ilke olarak, hükümlüler, merkezî yayın sistemi varsa bu sisteme bağlı olarak radyo ve televizyon yayınlarını izleyebileceklerdir. Merkezî yayın sistemi bulunmayan kurumlarda, bağımsız anten kullanılarak televizyon ve radyo yayınlarının izlenmesine izin verilebilecektir. Ancak bu durumda, maksat yönünden zararlı olabilecek yayınların izlenmesini ve dinlenmesini engelleyecek tedbirler alınacaktır.
Örneğin, yalnızca TRT yayınlarını izleyebilecek şekilde cihazlar kullanılacak veya antende teknik değişiklik yapılabilecektir.
Hükümlülere dışarıdan getirilen radyo, televizyon ve bilgisayarlar kuruma sokulmayacak, ancak bedeli ödenmesi koşuluyla hükümlü adına kurum tarafından satın alınacaktır. Ayrıca, Adalet Bakanlığının uygun görmesi hâlinde eğitim ve kültürel amaçlı olarak bilgisayarın ceza infaz kurumuna alınmasına izin verilebilecektir.
Kapalı ve açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde ancak, eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde kurum yönetimince belirlenen yerlerde görsel ve işitsel eğitim araç ve gereçlerinin kullanımına izin verilebilecektir; hükümlüler odalarında bilgisayar bulunduramayacaklardır.
İnternetten yararlanabilmede, keza eğitim ve iyileştirme programlarının gerekli kıldığı ölçülerde mümkün olabilecektir.
- Birleşmiş Milletler Hükümlülerin İyileştirilmesi İçin Asgari Standart Kurallarının dış dünya ile irtibat kurma başlığını taşıyan 37 nci maddesinde, "Gerekli gözetim altında hükümlülerin düzenli aralıklarla aileleri ve yakın arkadaşları ile haberleşmelerine olanak sağlanarak iletişim kurmalarına izin verilir." denilmektedir.
Avrupa Cezaevi Kurallarının 43 üncü maddesinde de benzeri tavsiye kuralı bulunmaktadır.
Bu madde ile hükümlülere, kurum üst âmirinin veya varsa mektup okuma komisyonunun denetiminden geçen mektup, faks ve telgrafları göndermek veya kendilerine gelenleri almak hakkı verilmektedir.
Yine Avrupa Cezaevi Kurallarının 42 nci maddesinin (3) numaralı bendi, "her hükümlünün cezaevleri merkez idaresine, adlî makama veya diğer yetkili makamlara, kapalı zarfla, istek veya şikayette bulunmasına izin verilmesi" tavsiyesini içermektedir. Şüphesiz istek ve şikâyetlerin kurumun denetimine tâbi tutulması bu hakkı işlemez hâle getirebileceğinden kapalı zarfla istek ve şikâyette bulunmasına izin verilir denilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, hükümlünün resmî makamlara veya avukatına gönderdiği mektup, faks ve telgrafların denetime tâbi olmayacağı esası benimsenerek, savunma hakkı vurgulanmıştır.
Cezaevinin güvenlik ve disiplini asıl olduğundan, asayiş ve güvenliği tehlikeye düşürecek haberleşmelere izin verilmeyecektir. Bu husus maddenin üçüncü fıkrasında yer alan hükümle sağlanmıştır.
- Hükümlülerin, ceza infaz kurumlarında kaldıkları süre içinde insan olmanın gerektirdiği koşullara uygun ortam ve olanaklar içinde bulundurulmalarını sağlamak çağdaş bir hukuk devletinin görevleri içindedir. Bu madde ile getirilen düzenlemede, kurumlarda bulunan hükümlülere insancıl düşünceler çerçevesinde, dinî bayram, yılbaşı veya kendi doğum günlerinde dışarıdan gönderilen ve kurumlara girmesi yasaklanmamış ve kurum güvenliği için tehlikeli olmayan bir hediyeyi kabul etme hakkı verilmiştir. Hükümlünün gündelik yaşamdaki haklarından biri olarak getirilen "hediye kabul etme hakkının" bu bölümde düzenlenen diğer haklarla bir bütün olarak değerlendirildiğinde, yukarıda belirtilen amaca ulaşmada büyük önem taşıyacağı ve etkin olacağı düşünülmektedir.
- Din ve vicdan özgürlüğü, hapis cezasının veya tedbirlerin infazı sırasında da, her türlü müdahaleden ayrık olarak varlığını sürdürmelidir; bu husus hem lâik devlet düzeninin bir gereğidir ve hem de cezanın infazında temel amaç oluşturan iyileştirmenin en etkin amaçlarından birisini oluşturmaktadır. Bu nedenle madde dinsel gereklerin yerine getirilebilmesini hükümlünün temel haklarından birisi olarak belirtmektedir. Ancak lâik bir düzende ibadet ve diğer dinsel görevler, devlet düzeninin kapsadığı diğer görev ve ilkelerin bertaraf edilmesine veya ihlâline neden olamaz ve buna cevaz verilemez. Bu nedenle madde, ibadetlerin düzeni bozmayacak ve çalışmayı engellemeyecek biçimde icra olunacağını belirtmektedir.
Hükümlünün, bu haklarının kapsadığı diğer bir olanak ibadette kullanılan şeylerin veya dinsel yaşam bakımından zorunlu olan kitap ve eserlerin, temin edilebilmesi ve yine hükümlünün bunları bulundurulduğu yerde muhafaza edebilmesidir.
Hükümlü ayrıca mensup bulunduğu dinin görevlilerince ziyaret edilebilecek ve onlarla iletişim kurabilecektir. Ancak bu olanak kurum güvenliğinin tehlikeye düşürülmemesi koşulu ile sınırlıdır.
- Anayasanın 73 üncü maddesinde; "... Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlama,... amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden plânlayıp hizmet vermesini düzenler." denilmektedir.
Ülkemizde sağlık örgütlenmesinde, alt yapısında ve hizmetin sunumunda varolan sorunlar, ceza ve tutukevlerinde daha yoğun biçimde göze çarpmaktadır. Hizmetten yararlanmak için tümüyle sisteme bağımlı kılınan insanların, anayasal hakları olan sağlık haklarının sınırlandırılmaması çok önemlidir. Aksi hâlde sağlık hizmetlerinin yetersizliği veya yokluğunun ikinci, belki de ölümcül bir ceza olması kaçınılmazdır.
Ceza ve tutukevi ortamında bulunan kişiler, bağımsız olarak tıbbî bakım elde edemezler. Onlar sistem tarafından sağlanmış hekimlerin beceri, verim ve iyiniyetlerine güvenmek durumundadırlar.
Tutuklu ve hükümlü ile iletişim kurmak ceza infaz kurumlarının sorumluluğundadır. İşitme engelli veya dil sorunu olan tutuklu ve hükümlülere sağlık hizmeti sunulabilmesi, ancak iletişim kurulabildiği ölçüde mümkün olabileceğinden, ceza infaz kurumlarında uzman personel bulundurulmalıdır. Bunun için hükümlüler öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması halinde Devlet veya üniversite hastanelerinin mahkum koğuşlarında tedavi ettirilecektir.
Her kurum, tıbbî gereksinimi olduğunda hizmete ulaşmak için gerekli işlemler konusunda tutuklu ve hükümlüleri bilgilendirmelidir.
- Maddenin birinci fıkrası hükümlülere verilecek besinlerin nitelik ve niceliklerini belirleyen ölçüleri göstermektedir. Gerçekten bir infaz kurumu ortamında, hürriyetlerinden yoksun durumda bulunan hükümlülerin besin ihtiyaçları yönünden şu hususlar her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Besinler sağlığa yararlı, insan tüketimi için güvenli ve besleyici olmalıdır. Enfeksiyon veya zehirlenme gibi besin kaynaklı hastalıklar halk sağlığının ilgi alanındadır. Besinler, bakteri ve diğer organizmaların gelişimi, bakteri ve bakteri toksinlerinin çoğalması için bir ortam oluşturabilirler. Besinler kimyasal toksin ve zehirlerin geçişi için bir araç da olabilir.
Besin hazırlama işlemleri ve donanımı, ulusal besin ve hijyen standartlarına uygun olmalıdır. Tüm besinlerin saklanması ve uygun koşullarda soğutulması ile besin kaynaklı hastalıkları ve besin israfını önleyecek besin depo olanakları sağlanmalıdır. Her zaman güvenli ve sağlıklı besin bulunması sağlanmalıdır.
Besin hazırlama ve sunum alanları hizmetten yararlanacak insan sayısı ile uyumlu, amacına uygun donanımda olmalıdır. Besin hazırlama, depolama ve sunumunda tüm alanların ve donanımın temiz koşullarda sürdürülmesi gereklidir.
Susuzluk, tutuklu ve hükümlülerin fiziksel ve ruhsal iyiliklerine yönelik ciddî bir tehdit oluşturduğundan içme suyu donanımı sağlık ve miktar yönünden yeterli olacaktır. Bu temel gereksinim birinci fıkranın son cümlesinde ayrıca belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında günlük besin ve zorunlu ihtiyaç maddeleri dışındaki ihtiyaçlarını hükümlünün kantinden, yokluğu hâlinde, kontrol altında dışarıdan temin edilebileceği belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasına göre, hasta hükümlüye tabibin belirleyeceği besinlerin verileceği açıklanmıştır.
Maddenin son fıkrasına göre, kurumda annesiyle birlikte kalan çocuklara ve süt emziren annelere durumlarına uygun gıda verileceği hükme bağlanmıştır.
- Hapis cezalarının infaz rejiminde gözetilen amaçlarının başında, hükümlülerin kişilikleriyle uyumlu bireyselleştirilmiş programlar doğrultusunda iyileştirilerek, topluma yeniden kazandırılması ilkesi gelir. Madde metninde hükümlüye bireyselleştirilmiş iyileştirme programlarında gözetilecek ölçütler gösterilmektedir. Bunlar; hükümlünün geçmişi, suçluluk nedeni, suç sicili, fizik yeteneği ve ruhsal yapısı, kişisel doğası, taşıdığı tehlike hâlleri, cezasının süresi, salıverildikten sonraki beklentisinin ne olduğudur. Madde metninde, kurumlarda eğitim ve psiko- sosyal hizmet servislerince işaret olunan ölçütler ve beklentiler doğrultusunda, hükümlülerin gereksinmelerini karşılayacak iyileştirme programlarının hazırlanması ve uygulanması zorunlu kılınmaktadır.
İyileştirme programlarının hükümlü veya kurumun durumuna göre farklı mekanlarda yürütülmesi olanaklıdır. Madde metninde, hükümlülerin iyileştirme programları gereğince bir kurumun farklı bölümlerinde barındırılmasına veya bulunduğu kurum bu iyileştirme programının gerçekleştirilmesine uygun değil ise başka bir kuruma gönderilebilmesine olanak tanınmaktadır.
- Hükümlüler için uygulanacak iyileştirme programları, bireyselleştirme ilkesi ile doğrudan ilgili bir konudur. Bu nedenle iyileştirme programlarından sonuç alınabilmesi için programa katılan hükümlü gruplarının aynı özellikleri taşıması gereklidir. Ancak, grup sayısı kurum güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek biçimde saptanmalıdır.
Madde, hükümlülerin barındırılmalarında kurum güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek bir şekilde ve bireyselleştirmeye uygun bir sayıda bulundurulmalarını, iyileştirme programları için seçilen grupların aynı özellikleri gösteren hükümlülerce oluşturulmasını ve tehlikeli hâlde oldukları saptanan hükümlüler için uygulanacak iyileştirme programlarında sayının on kişiyi aşmamasını öngörmektedir.
- Madde, hükümlülerin eğitimi konusunu düzenlemektedir. Gerçekten suçluların eğitimi çağdaş toplumlarda, cezanın temel işlevlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Hükümlüler ceza süreleri içinde yeniden suç işlemelerini önleyecek ve salıverilmelerinden sonra yaşamlarını sürdürmelerini temin edecek çeşitli eğitim programlarına alınmaktadırlar.
Maddede eğitim programlarının seçilmesi ve uygulanmasına ilişkin ilkeler belirlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında programların seçiminde, dikkate alınacak hükümlü özellikleri ile eğitim programlarının türleri belirtilmektedir.
- Hükümlülerin salıverilmelerinden sonra eğitimlerine devam edebilmeleri ve verilen eğitimin işe yarar olabilmesi için, ceza infaz kurumlarında verilecek eğitimin toplumda verilen eğitime denk olması sağlanmış ve kurumların niteliğine göre verilecek eğitim türleri belirlenmiştir. Madde ile ayrıca açık cezaevinde bulunan hükümlülere eğitim kurumlarına devam hakkı tanınmıştır.
- Ceza infaz kurumlarında yapılacak olan eğitim, elbette ki; parasal kaynakların varlığını gerektirmektedir. Kısıtlı bütçe olanakları ile bu masrafların karşılanmasının güçlüğü dikkate alınarak, hükümlülerin iyileştirilme çabalarında vakıflar, gönüllü kişi ve kuruluşlar ve kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği yapılması uygun görülmüştür.
Maddenin ikinci cümlesi, hükümlülerin eğitimi hususunda yardımlarda bulunmayı kamu kurum ve kuruluşları için bir yükümlülük olarak saptamıştır; bu yardımlar kurum ve kuruluşların olanaklarının elverdiği derecede olacaktır.
- Madde, hükümlülerin muayene ve tedavilerine ilişkin ilkeleri belirlemektedir. Toplu yaşanılan yerlerde sağlık hizmetinin sunulması halk sağlığının temel konularından birisidir. Ceza ve tutukevleri, tutuklu ve hükümlülerin sağlık hizmetine ulaşmada sınırlılıkları ve tümüyle cezaevi sistemine bağımlı olmaları nedeniyle daha da özellikli bir konumdadır ve gereksiz acı ve mağduriyetten tutuklu ve hükümlüleri koruyacak fiziksel ve ruhsal sağlık hizmetlerine cezaevlerinde önemle yer verilmelidir.
İnfaz kurumu tıbbî personel açısından hastaların tıbbî ihtiyaçlarının olağan bir iletişimle sürdürülmesini zorlaştırıcı ortamdır. Bunun için resmî açıdan tanımlanmış aktif iletişim kanallarına ihtiyaç vardır. Bu itibarla infaz kurumlarında sağlık hizmetleri, fizik ve ruhsal açıdan gereksiz acı veren durumlardan, yozlaşmanın olanaklı, kendini geliştirmenin olanaksız olduğu ortamlardan bireyleri esirgeyecek ve koruyacak biçimde plânlanmalıdır.
Halk sağlığı uzmanları, infaz kurumlarında bireylerin daha fazla fizik ve ruhsal engellerle karşılaşacağını ve topluma girmede zorlanacağını ve sağlık hizmetlerinin verilmemesinin fizik işkence anlamına geleceğini öne sürmektedirler. Bu hâl kalıcı fiziksel ve duygusal sakatlıklara yol açabilir.
Bütün bu nedenlerle infaz kurumlarında tıbbî şikâyetlere uygun çözümler sağlayarak, sorunlara yardımcı olabilecek ve her zaman ulaşılabilecek bir hekim bulunmalıdır. Tutuklu ve hükümlüler gereksinimlerini günlük olarak sağlık personeline iletebilmelidirler.
Tüm tıbbî gereksinimler sağlık çalışanı tarafından günlük olarak değerlendirilip, sonuçlar dosyalara ve sağlık izleme kartına kaydedilmelidir.
Eğitimli, ilk yardım ve acil bakım sertifikası olan görevlilerin bulunduğu birimlerde, düzenli şekilde kontrol edilen ve özel malzemelerle desteklenen acil paketler içinde ilk yardım malzemeleri her zaman hazır bulundurulmalıdır. Kurum hekimi veya uzmanlaşmış sağlık görevlisi, ileri yaşam desteği konusunda eğitim almış olmalıdır.
Maddede zorunlu durumlarda üniversite sağlık kuruluşlarının da gerekli tedavileri yerine getirmekle yükümlü olduklarını belirtmektedir.
Rızası olsa bile hiçbir hükümlü üzerinde tıbbî deney yapılamayacaktır.
- Kurumda tespit edilen hastalıkların tedavisi ve hastalananların sayısına, hastalıkların önüne geçmek için gerekli görülen tedbirlere, ayrıca besinlerin niteliğine, miktarlarına ve dağıtım şekillerine, hükümlü ve tutuklular ile personelin temizliğine, onların elbiseleri ve yatak takımlarına, kurumun sihhî tesisat, ısıtma, aydınlatma ve havalandırma tesislerinin sağlık koşullarına elverişli bir şekilde işleyip işlemediğine, beden eğitimi ve spor faaliyetlerinin sağlık koşullarına uygun bir şekilde yürütülüp yürütülmediğine dair hususlar, yetkili sağlık çalışanı tarafından ayda en az bir kez denetlenerek, hazırlanacak bir raporla cezaevi idaresine bildirilir.
Sağlık personeli, tüm çalışan tutuklu ve hükümlülere sürekli tıbbî gözlem, izleme ve tarama yapmalıdır. Sağlık personeli iş sağlığının temel yönleri konusunda eğitilmeli ve cezaevi iş gücüne yönelik özgün görevlerin gerektirdiği fiziksel özellikler hakkında doğru bilgi sahibi olmalıdır.
Kurumun sağlık personeli ulusal standartlara uygun olarak hastalık ve yaralanmalara ait istatistik kayıtlarını tutmalıdır.
- Madde, hükümlünün hastalığının, adı geçenin bir hastaneye sevkini gerektirdiği hâllerde kurum hekiminin derhâl bir rapor düzenleyerek durumu kurum yönetimine bildirmekle yükümlü olduğunu belirtmektedir. Böyle bir raporu alan yönetimin, gereğini derhâl yerine getirmesi zorunludur.
- Madde, kurum tabibi veya görevli tabibin önemli bir ödevini belirtmektedir. Kurum tabibi muayene ve incelemeleri sonucunda hükümlünün cezasını yerine getirebilmesine engel olabilecek bir hastalığını, söz gelimi bir akıl hastalığına veya diğer bir hastalığa yakalandığını saptadığında durumu derhâl kurum yönetimine bildirecektir.
Bu bildirim üzerine yönetim, gereken işlemlere hemen girişecektir.
- Maddede, açlık grevi ve ölüm orucunda bulunanlar ile sağlık sorunu olan hükümlüler hakkında hangi hâllerde zora başvurulabileceği ve bunların kendilerine verilen yiyecek ve içecekleri sürekli olarak reddetmeleri hâlinde alınacak tedbirler ve yapılacak çalışmalar belirtilmektedir.
Madde, Kanunun temel ilkelerinden birisini oluşturan "hükümlünün cezasını çekmek yükümlülüğü"nün, yiyecek ve içeceklerin reddi suretiyle ihlâli hâlinde ne suretle hareket olunacağını göstermektedir. Bu durum içinde bulunan hükümlüye önce kurum tabibi, eyleminin meydana getirebileceği bedensel ve ruhsal hasarları izah edecek, onu bilgilendirecektir.
Ayrıca psiko-sosyal hizmet birimi de, eylemin durdurulması hususunda ikna çalışmalarına girişecektir.
Bütün bu çabalara karşın bir sonuç alınamadığında kurum tabibince önerilen süre içerisinde hükümlünün, uygun bir ortamda beslenmesine başlanacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasına göre bütün bu çabalara karşın hayati tehlikeye giren veya bilinci bozulan hükümlüler hakkında, tıbbın olanak verdiği bütün vasıtalara başvurulur ve tabiplerce hükümlünün yaşamının kurtarılmasına çalışılır.
Zira, tutuklu veya hükümlü, hem kendi hem de diğer mahkûmların sağlığını tehlikeye düşürebilecek eylemlerden de kaçınmak zorundadır. Aksine davranışlar, cezasının infazını engellemeye yönelik kabul edilecektir. Böylece hükümlünün hayatının veya sağlığının önemli ölçüde tehlike içinde bulunması veya diğer kişiler için tehlike arz eden bir durumun varlığı hâlinde muayene ve teşhise yönelik tıbbî araştırma, tedavi ve aynı şekilde beslenme gibi önlemlere zoraki başvurmak gerekmektedir. Ayrıca, maddede öngörülen tedbirlere kurum tabibinin tavsiye ve yönetimi altında başlanacaktır.
Bu tedbir ve çalışmalarla, başta Anayasanın 17 nci maddesi olmak üzere, uluslararası sözleşme ve bildirgelere, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu kararlarına ve karşılaştırmalı hukuka uygun olarak "yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkı"nın korunması amaçlanmıştır.
- Madde, hükümlüleri ziyareti düzenlemektedir.
Ülkemizde ceza infaz kurumlarında bulunan akraba, arkadaş ve yakınların ziyaretine büyük önem verilmektedir. Uygulamadaki aksaklıklar veya keyfî hareketler, cezalarını çekmekte olan kişilerin üzerinde olumsuz etkiler yapmakta bulunduğundan madde, bu konuyu objektif bazı esaslara bağlamayı uygun saymış ve uygulamanın hükümlüler, ziyaretçiler ve uygulayıcılar yönünden bilinmesi böylece sağlanmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında genel kural olarak hükümlülerin kimler tarafından, hangi zamanlarda ve hangi aralıklarla ziyaret edilecekleri belirtilmiştir.
İkinci fıkrada da istisnaî hâllerde ziyaretlerin Cumhuriyet Başsavcısının yazılı izniyle yapılabileceği açıklanmıştır.
Cumhuriyet Başsavcısına böyle bir yetkinin verilmesinin gerekliliği hükümlülerin iyileştirilmesi, topluma kazandırılması, moral güçlerinin kuvvetlendirilmesi yönünden yararlı sonuçlar verebileceği görüşüne dayanmaktadır; ayrıca, bu yetkinin yazılı olarak kullanılabilecek olması da görevlilerin denetimleri olanağını vermektedir.
Maddenin son fıkrasına göre, hükümlülerin iyileştirilme ve topluma kazandırılabilmeleri yönünden aile bireyleri ile bağlılıklarının devamını sağlamak üzere Adalet Bakanlığınca açık görüş yapılabilmesi konusu yeniden düzenlenmektedir.
- Maddede ceza infaz kurumlarındaki yabancı uyruklu hükümlülerin, vatandaşı oldukları devletin diplomatik temsilciliği veya konsolosluğu ile ilişki kurmaları, bu yoldaki istemlerin mevzuatta belirlenen esas ve usullere uygun olarak yerine getirilmesi konuları düzenlenmiştir.
Konsolusluk ilişkilerine dair Viyana Sözleşmesi gereğince ziyaretin hükümlü tarafından da kabul edilmesi gerekir.
Yurdumuzda diplomatik temsilciliği veya konsolosluğu olmayan devletlerin vatandaşı olan hükümlüler ile mülteci veya vatansız olan hükümlülerin yararlarını koruyan devletin diplomatik temsilciliği veya bu gibi kimseleri koruma görevini üstlenmiş ulusal veya uluslararası kuruluşlarla görüştürülmelerinde aynı hükümler uygulanacaktır.
Türk vatandaşı hükümlülerin ziyaretlerine ilişkin 83 üncü maddede düzenlenen esas ve usuller bu madde için de geçerli sayılmıştır.
- Ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler, zaman zaman, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ile Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme Komiteleri ve denetim komisyonları gibi uluslararası kişi ve kuruluşların ilgi alanına girmekte ve bu kişi ve kuruluşların ziyaretleri sözleşmelerden kaynaklanmaktadır.
Bu tür ziyaretlerde Bakanlıktan izin alınması zorunluluğu uygulaması diğer ülkelerde uygulanmakta ve İşkencenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesinin 5 inci maddesi de bu durumu doğrulamaktadır.
Bilimsel araştırma yapacaklarla, görsel ve yazılı basın mensupları da aynı hükme tâbi tutulmuşlardır.
Bu tür ziyaretlerde ziyaretçiler, kurumda mevcut bütün uygulamalara riayet etmek zorundadırlar.
Güvenliği tehlikeye atmayacak tedbirlere uyulmak zorunlu olup, bu bakımdan hükümlüler kalabalık gruplar hâlinde bir araya getirilmeyecektir. Uluslararası ve yasal zorunluluklar dışında, ziyaretler personelin gözetiminde yapılacaktır.
Daha önceden izin verilmiş olsa bile olağanüstü hâllerde ziyaret izni geri alınabilir.
- İnfazın temel amacı hükümlünün iyileştirilmesi ve topluma yeniden kazandırılması olup, hükümlülerin eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ile vasisi ve kayyımı ve hatta kendilerinin bildirecekleri en fazla üç kişi tarafından belirli aralıklarla ve yine belirli sürelerle ziyaretlerine izin verilmesi de bu temel düşüncenin sonucudur. Bu kişilerin dışında gerek uluslararası sözleşmelerden, gerek karşılıklılık ilkesinden ve gerekse iç hukukumuzdaki düzenlemelerden kaynaklanan ve temelde yine aynı amaca yönelik olarak bazı resmî heyetlerin ve özel kişilerin de kapalı ve açık infaz kurumlarında ziyaret ve görüş yapmalarına izin verilmiştir. Ancak, bu izin verilirken belirli kuralların konulması ve kurallara uyulması da gerek kurumun iç ve dış güvenliğinin, gerekse hükümlünün sağlığının korunması açısından bir zorunluluktur.
Bu tür uygulamaların kurallara uygun olarak yapılmaması veya siyasal veya idarî baskıların sonucu yaptırılmaması infaz kurumu yönetiminin otoritesini yitirmesine neden olabilir.
Kurumda kalan hükümlülere para veya eşyanın ne biçimde ve ne kadar miktarda verileceği de Kanun ve yönetmeliklerle belirlenmiş olup, bunun dışında doğrudan verilecek paranın veya eşyanın ne tür olursa olsun, hükümlüler arasında ayrıcalık yaratacağı gibi, özellikle, belirlenenden fazla paranın bulundurulmasının da hem hükümlülerin kendi aralarında, hem de hükümlülerle personel arasında bir takım çıkar ilişkilerin gelişmesine, giderek parası olanın kural dış rahat bir yaşam sürmesine, olmayanın ise bu yaşama kavuşmak için para bulmaya zorlanmasına veya parası olanın güdümüne girmesine neden olabilir ve giderek yönetim otoritesinin kaybolması gibi sonuçlar da doğurabilir.
Kurumları ziyarete gelenlerin sıfat ve nitelikleri ne olursa olsun Kanun ile belirlenmiş düzenlemelere uymaları, kuruma giriş ve çıkışlarında duyarlı kapıdan geçmek zorunda oldukları ve metal dedektörle aranmaları, eşyaların da x-ray cihazı veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirilip, şüphe hâlinde de elle aranmaları, kurumun ve kurumda kalanların güvenlikleri ve sağlıkları açısından zorunlu olduğu kadar, ayrıcalık tanınmadan yapılan bu işlemlerin gerek personelin gerekse hükümlülerin üzerinde olumlu ruhsal etki yaratacağı da yadsınamaz bir gerçektir. Ancak elle aranma konusunda maddede belirtilen bazı meslek gruplarına istisna tanınmıştır.
Konusu suç teşkil etmeyen her türlü eşya, çıkışta sahibine verilmek üzere kurum idaresince muhafaza altına alınacaktır. Öte yandan, hükümlüler odalarından çıkış veya dönüşlerinde ayrı yerlerde ve farklı memurlarca üst ve eşya aramasına tâbi tutulacaklardır.
Ayrıca, aramalarda insan onuruna saygı esas olacaktır.
Ziyaret ve görüşlerde kurallara uymamanın ceza infaz kurumlarının iç ve dış güvenliğini, hükümlülerin sağlığını tehlikeye düşüreceği gerçeğinden hareketle bu duruma uymayan heyet ve kişilerin ziyaret ve görüşmelerinin sürdürülmesine derhâl son verilmesinden daha doğal bir davranış olmaması gerekir. Hükümlülerin içinde bulundukları ruh hâli de dikkate alındığında bazen küçük de olsa verilen tavizlerin ileride daha büyük tavizleri gündeme getirebileceği, kuralı uygulamaya çalışan görevlilerle, uymamak için direnen ziyaretçiler arasında meydana gelecek tartışmaların, sonuçta hükümlülerin infaz kurumu görevlilerine karşı ayaklanmasına kadar gidebilecek olaylara neden olabileceği de göz önünde tutulmalıdır. Bu nedenlerle, olay yaratmadan hemen başlangıçta kurallara uymayanların görüşmelerine son verilmesi, görevlilere sövme, direnme, yasak silâh sokma vb.
gibi davranışların da ilgili idarî ve adlî makamlara bildirilmesi hem bir zorunluluk, hem de bir görevdir.
Bunun dışında görüşme hakkına sahip özel kişilerin kurum güvenliğinin korunması amacıyla alınan tedbirlere aykırı davranış ve istekte bulunmaları nedeniyle görüşme haklarının kurum üst amirince belirlenecek, ancak bir aydan az bir yıldan çok olmayacak bir süre ile kısıtlanması da kuralları uygulanabilir kılmak, davranışın tekrarını önlemek ve infaz kurumlarının iç ve dış güvenliği ile hükümlülerin sağlıklarını korumak için bir yaptırım olarak düşünülmüştür.
Madde bütün bu düşünceler çerçevesinde kaleme alınmıştır.
- Maddeyle hükümlünün toplumsal, ruhsal ve bedensel gelişmelerini sağlamak amacıyla, fiziksel ve ruhsal sağlık durumlarının elverdiği ölçüde spor, beden eğitimi ve eğlendirici etkinliklere katılmasına müsaade olunacağı ve olanaklar ölçüsünde yer ve araç sağlanacağı, açık havada çalışmayan veya kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüye hava koşullarının elverdiği ölçüde günde en az bir saat açık havada gezinmek olanağının verileceği, kurum dışındaki etkinliklerden ise sadece açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde bulunan hükümlülerin yararlandırılacağı belirtilmiştir.
- Kanunları ihlâl etmiş olan kişilerin, bu eylemleri nedeniyle belli bir süre için ceza infaz kurumlarına alınarak özgürlüklerinden mahrum bırakılması onların yaşamsal haklarını ortadan kaldırmayı gerektirmez. Ceza ve infaz hukukunda temel ilke öç alma veya kişiliği yok etme değil aksine iyileştirme ve topluma yeniden kazandırmadır.
İyileştirme ise, hükümlülerin sosyalleşmelerini cesaretlendirip, yeniden suç işlemeden yaşamlarını sürdürme yeteneklerinin kazanılması doğrultusunda bütün etkinlikleri içermektedir. Bu kapsamda ceza infaz kurumlarının fizik ve psikolojik yönden hükümlüler üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin giderilmesi için hükümlülerin tiyatro, müzik, resim, folklor, lisan ve benzeri konularda kurum yönetimince düzenlenen sosyal ve kültürel özellik taşıyan kurslara katılabilecekleri gibi kütüphaneden yararlanabilecekleri maddede belirtilmiştir. Bu konudaki programlar uzmanların önerileri ve hükümlünün talepleri de dikkate alınarak kurum yönetimince belirlenecektir. Hükümlülerin pratik bilgi ve becerilerinin artırılması, kendilerine güven duymalarının ve geleceğe ümitle bakmalarının sağlanması amacıyla getirilen bu düzenleme ile Avrupa Bakanlar Komitesinin üye devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları hakkındaki R(87) 3 sayılı Tavsiye Kararına uyum sağlanmıştır.
- Maddeye göre, hükümlünün iyi hâlinin saptanmasında, bu Kanunun 107 nci maddesinde öngörülen süreleri kurumların düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara içtenlikle uyarak, haklarını iyi niyetle kullanarak, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirerek geçirmiş olmaları ve ceza infaz kurumu yönetimince bu hususları da içeren ve iyileştirme programlarına göre toplumla bütünleşmeye hazır olduğunun disiplin kurulunun görüşü alınarak idare kurulunca belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.
- Hapis cezasının yerine getirilmesi ve uygulanan iyileştirme programlarının amacı, hükümlünün toplumla bütünleşmesini, toplumun üretken ve kanunlara saygılı ve sorumluluk taşıyan bir üyesi olmasını sağlamaktır.
Bu nedenle hükümlünün salıverildikten sonraki yaşamını nasıl düzenleyeceğini düşünmesi, planlaması gerekir.
Madde, ceza infaz kurumu yönetimine, bu sonuca ulaşılabilmesi için gerekli tedbirleri almayı ve belirtilen konuda hizmet veren resmî ve özel kuruluş veya kişilerle hükümlülerin ilişki kurmalarına katkıda bulunmayı görev olarak vermektedir.
- Hükümlü için salıverildikten sonraki yaşamını düzenlemede en önemli sorun iş bulmak veya kendi işini kurmaktır.
Maddede, bu konuda öncelikle hükümlünün çaba sarfetmesi gerektiği vurgulanırken, kurum yönetiminin onu bu yönde özendirmesi, ayrıca kurum ve kuruluşlarla hükümlünün işbirliğini sağlaması bakımından çabalar gösterilmesi vurgulanmıştır.
Koruma ve danışma kurulu, resmî ve özel kurum ve kuruluşlar, gönüllü kişilerin salıverilen hükümlüye iş temini ve iş kurması için katkıda bulunulması ile ilgili ayrıntılar tüzükle düzenlenecektir.
- Maddede kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin hangi hâllerde kurum dışına çıkarılabilecekleri düzenlenmiştir. Hükümlülerin kapalı ceza infaz kurumları dışına çıkarılabilmeleri için yetkili makamlarca verilmiş yazılı emir aranmaktadır.
Maddede öngörülen yazılı emir, konusuna göre mahkemeler veya Cumhuriyet başsavcılıkları ile Adalet Bakanlığı veya kurumun en üst amiri tarafından verilecektir.
- Madde ile, yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında bulunanlar dışında kalan hükümlülere mazeret, özel ve iş arama izinleri verilebileceği kabul edilmiştir. Böylece izinde geçen süreleri hükümlülükte geçmiş sayılacaktır.
- Maddede, hükümlünün ana, baba, eş, kardeş veya çocuğunun ölümü hâlinde hükümlülük süresinin en az üçte birini iyi hâlle geçirmiş olmak koşulu ile mazeret izni verilmesi öngörülmüştür.
Çağdaş infaz sistemlerinde hükümlülerin aileleriyle ilişkilerinin sağlıklı bir biçimde sürdürülmesi, hükümlünün yeniden topluma kazandırılmasında etkili olmaktadır.
Tasarıda bu husus göz önünde tutulmuş ve hükümlünün yakınlarının ölümü hâlinde kendisine mazeret izni verilmesi esasına yer verilmiştir.
Öte yandan hükümlünün (a) bendinde sayılan yakınlarından birisinin önemli ve ağır hastalık veya deprem, su baskını, yangın gibi felaketler nedeniyle, zarara uğradıklarının belgelendirilmesi koşuluyla mazeret izni verilebilmesi olanağı getirilmiştir.
Bu hâlde mazeret izni kurum amirinin görüşü, Cumhuriyet başsavcılığının önerisi ve Adalet Bakanlığının onayıyla verilebilecektir.
Mazeret izni süresi en çok, yol dışında on gün olarak belirlenmiştir.
Tehlikeli hükümlüler dışında, hükümlülerin infaz kurumunun bulunduğu yerde olmak ve dış güvenlik personelinin refakatinde bulunmak koşuluyla, hükümlünün talebi ve Cumhuriyet başsavcısının onayı ile ana, baba, eş, kardeş ve çocuklarının cenazesine katılabilecekleri hükme bağlanmıştır.
- Maddede hükümlülerin yeniden topluma kazandırılması bakımından aileleriyle bağlarının sürdürülmesi veya güçlendirilmesi ve dış dünyayla uyumlarının sağlanması amacıyla, açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ile kapalı ceza infaz kurumunda olup da açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazananlara özel izin verilmesi öngörülmüştür.
- Maddede, ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülere iş aramaları için izin verilmesine ilişkin esaslar düzenlenmiştir.
Hükümlülük sürelerinin en az altı ayını kesintisiz geçirmiş ve koşullu salıverilmelerine bir ay kalmış hükümlülere kurumun en üst amirinin önerisi ve Cumhuriyet başsavcılığının onayı ile çalışma günleri içinde sekiz saate kadar izin verilebilecektir.
Maddede hükümlülerin olağan yaşantılarına döndüklerinde uyum sorunuyla karşılaşmamaları ve iş bulma olanaklarının sağlanması amaçlanmıştır.
İzinlerin kullandırılması ile ilgili ayrıntılar tüzükte gösterilecektir.
- İzinden dönmeyen veya iki günden fazla bir süre geçtikten sonra dönen hükümlüler hakkında Türk Ceza Kanununun 292 nci ve devamı maddelerinde yazılı hükümlerin uygulanması öngörülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrasına göre kendisine mazeret, özel veya iş arama izni verilen hükümlünün, izin süresini iki gün veya daha az bir süre geçirmesi halinde hakkında disiplin işlemi yapılacağı gibi, firar edenlere de bir daha mazeret izni, özel izin veya iş arama izni verilmeyecektir.
- Madde ile infazı söz konusu olabilen yani kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararının yorumunda, içeriğinin belirlenmesinde veya çektirilecek cezanın hesabında tereddüt edilirse yahut hükümlünün adının yanlış yazılması gibi bir nedenle cezanın infaz olunmayacağı ileri sürülürse veya sonradan yürürlüğe giren kanun lehe ise yerine getirilecek cezanın belirlenmesi veya tereddütün giderilmesi için, bir karar alınmak üzere yargılama makamına başvurulması hususları düzenlenmiştir.
Açıklama yargılaması da denilen bu kurum, medenî muhakemedeki hükümlerin tavzihi (açıklanması) ne benzemektedir. Açıklama yargılaması ancak mahkûmiyet kararları hakkında söz konusu olabilmektedir. Başvuruyu, infaza memur olan Cumhuriyet savcısı yapabileceği gibi hükümlü avukatı ve hakkında yanlışlıkla infaza geçilen kimse de yapabilir.
Başvuru, yorumunda veya cezanın hesabında tereddüt edilen mahkûmiyet kararını vermiş olan mahkemeye yapılır. Açıklama yargılaması Yargıtayın ıslah ederek veya esas mahkeme olarak verdiği mahkûmiyet kararlarında da olanaklıdır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, bu başvurular nedeniyle infazın ertelenemeyeceği veya durdurulamayacağı açıklanmıştır. Ancak mahkeme infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir.
- Madde, birden fazla kesinleşmiş hükümlere ait cezaların ne suretle toplanacağını göstermektedir.
Bir kimse hakkında birden fazla hüküm verilmiş ve mahkemece cezaların toplanmasına ilişkin hükümler uygulanmamış olursa, infaz için cezaların toplanması gerekeceğinden, mahkemeye başvurmak gerekecektir. Bu başvuruyu, Cumhuriyet savcısı veya sanık yapabilecektir.
- Bu maddede ceza muhakemesinde yapılan "mahsup muhakemesinin" bir türü olarak, hastanede geçen sürenin cezadan indirilmesi hüküm altına alınmıştır.
Birinci fıkra hükmünün uygulanabilmesi için, infaz sırasında hükümlünün akıl hastalığı veya yaşamı için ağır bir tehlike oluşturan bir hastalığa tutulması gerekir. Hasta hükümlüler için önce cezaevi revirinde veya cezaevi hastanelerinde tedavi olanağı aranmalıdır; olanaklı bulunmadığında hasta hükümlü başka bir hastaneye kaldırılmalıdır.
Dışarıdaki bir hastanede geçen sürenin, hükümlünün hastalığa kendisinin neden olmasından dolayı cezadan mahsup yapılamayacağı iddia edilmesi hâlinde Cumhuriyet savcısı ikinci fıkra hükmü gereğince mahkemeden bir karar almak zorundadır. Bu hâlde mahkemenin iddianın doğru olup olmadığını incelemesi ve hastalık süresinin cezaya mahsup edilip edilmeyeceği hususunda bir karar vermesi gerekir.
- Madde, cezanın infazı sırasında hükmün açıklanması gereksinimi ortaya çıktığında veya cezanın infazında tereddüt edildiğinde veya birden fazla hükümlerdeki cezaların toplanması ve hastanede geçen sürelerin cezadan indirilmesi için verilecek kararlarda, mercii ve usulü göstermektedir:
1. Cezanın infazı sırasında 98 ila 100 üncü maddeler gereğince mahkemece duruşma yapılmaksızın karar verilecektir. Merci, Cumhuriyet savcısının ve hükümlünün iddialarının nedenlerini yazılı olarak bildirmelerini isteyebilecektir.
2. 99 uncu madde gereğince cezaların toplanmasına dair karar verme yetkisi en ağır türden cezaya hükmetmiş mahkemeye aittir; cezalar aynı türden ise en fazla cezaya hükmetmiş bulunan mahkeme yetkilidir. Bu durumda bulunan birden fazla mahkeme varsa son hükmü veren mahkeme yetkilidir.
Hükümlerden birisi doğrudan doğruya bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaydan verilmiş ise, cezaların toplanması kuralının uygulanması yetkisi bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaya aittir.
Bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaydan başka diğer mahkemelerin bu konudaki kararlarına karşı acele itiraz yoluna gidilebilir.
- Suç işleyenlerin önemli bir kısmının belirli bir meslek veya beceri sahibi olmadıkları, eğitim düzeylerinin düşük olduğu gözlemlenmektedir. Cezaların infazına ilişkin temel ilkeler ile hükümlülerin ruhsal ve toplumsal durumları bu açıdan ele alındığında, gerek ceza infaz kurumundaki yaşantıları, gerekse salıverilmesinden sonra topluma uyum sağlamaları, kendilerini suç işlemeye iten ortamdan kurtulabilmeleri, geleceğe umutla bakabilmeleri için, öncelikle kurum içerisinde meslek veya sanat edinmelerini, mesleklerini veya sanatlarını geliştirmelerini ve eğitim düzeylerini yükseltmeyi, mesleklerini veya sanatlarını kurum içerisinde de kullanarak ailelerine parasal yönden yük olmaktan kurtulmayı sağlamak amacıyla açılacak kursları, verilecek eğitimleri programlamak, gerçekleştirmek ve sonuçta üretken hâle getirmek için yapılacak tüm çalışmaların tek başına Adalet Bakanlığının ve ceza infaz kurumunun üstesinden gelebileceği bir uğraş olmadığı, eğitim ve teknik eğitim, toplum bilim ve ruhbilimi yönünden program yapmanın yanı sıra eğitici ve teknik araç, gereç yardımını gerektirdiği gibi, hükümlünün salıverilmesinden sonra da kendisine iş bulması, iş kurması veya sermaye edinmesi açısından da maddî veya teknik yardım alınmasını da gerektirmiş, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve diğer bakanlıklardan, kamu kurum ve kuruluşları ile özel ve kamu tüzel kişilerinden destek ve hizmet istenmesini zorunlu kılmıştır. Konunun önemi ve duyarlılığı göz önüne alınarak, destek ve hizmetin etkin ve süratli bir biçimde yerine getirilmesini sağlamak amacıyla, ilgili bakanlıklara, kamu kurum ve kuruluşları ile özel ve kamu tüzel kişilerine görev alanlarına giren konularla sınırlı kalmak kaydıyla yerine ve isteğin ivediliğine göre Adalet Bakanlığının veya kurum en üst amirinin isteklerini yerine getirme yükümlülüğü getirilmiştir. Ayrıca kabul eden gönüllü kişi, kurum ve kuruluşlardan da yardım alınabilecektir.
- Madde, meslek ve sanatlarında becerili olan hükümlülerin, diğer hükümlülerin iş, meslek veya sanat öğrenmelerine katkıda bulunarak kurumda çalışabilmelerini öngörmektedir. Böylece meslek sahibi olanlarda iyileştirmenin bir parçası olarak, topluma yararlı olma bilinci yerleşmiş olacak ve mesleklerinde körelmemeleri sağlanmış bulunacaktır. Meslek ve sanat sahibi olmayan ancak çalışma yeteneğine sahip ve istekli hükümlülerin de bu sayede gerek ceza infaz kurumlarında kaldıkları, gerekse kurumdan salıverildikten sonraki yaşamlarında kendilerine, ailelerine ve giderek ülke ekonomisine üretken bireyler olarak kazandırılmaları mümkün olabilecektir.
Ancak, bu tür çalışmaların hükümlülerin kendi inisiyatiflerine bırakılmasının da keyfîliği, istismarı ve birtakım çıkar ilişkilerinin doğmasını, bunun sonucu olarak gruplaşmaları ve giderek kurumda disiplinsizliği yaratmasını önlemek amacıyla, bu tür çalışmaların kurum yönetimi ile işbirliği hâlinde yürütülmesi uygun görülmüştür.
- Maddede hapis dışı bir güvenlik tedbirine mahkûm edilen kişilerin toplum içinde izlenmesi, iyileştirilmesi, psiko-sosyal sorunlarının çözülmesi, ve güvenlik tedbirlerinin infaz edilmesi, suç mağdurlarına yardım edilmesi, suçlular hakkında adlî mercilere sosyal araştırma raporları sağlanması gibi görevleri yapmak üzere bu kanunda kurulması hedeflenen denetimli serbestlik ve yardım merkezlerinin ayrı bir kanunla kurulması öngörülmektedir.
Tahliye edilen eski hükümlülerin topluma uyumlarını kolaylaştırmak, iş bulmalarında ve isteyenlere araç ve kredi sağlanmasında, karşılaştıkları diğer güçlüklerin çözümünde yardımcı olmak, çocuk ve genç hükümlülerin öğrenimlerine devam etmelerini sağlamak amacıyla infaz sonrası yardım hizmetlerini yürütmek üzere, Adalet Bakanlığınca uygun görülecek il merkezlerindeki Cumhuriyet başsavcılıkları nezdinde "koruma kurulları" oluşturulması öngörülmektedir.
- Kısa süreli hapis cezalarının seçeneklerini düzenleyen Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan kamuya yararlı bir işte çalıştırılması düzenlenmiştir.
Maddede kısa süreli hapis cezalarına hüküm giyenlerden, hükümlülük süresinin yarısını iyi hâlle geçirenlerin, kendileri, yasal temsilcisi veya Cumhuriyet savcısının istemi ve hükümlünün de rızasının bulunması koşuluyla, kamuya yararlı bir işte çalıştırılmalarına mahkemece karar verileceği öngörülmüştür. Mahkemenin kararında belirteceği çalışma esasları ve rejime uyulmaması hâlinde geriye kalan ceza aynen çektirilecektir.
Denetimli serbestlik ve yardım merkezleri, kendi bölgelerinde bulunan kurumlardan hükümlüleri çalıştırma olanakları konusunda bilgi alarak, bir liste hazırlayıp, mahkemelere verirler. Mahkeme, bu listelerden uygun gördüğü hizmeti ve süresini hükümlüye önerir ve bunu reddetme hakkı olduğunu da hatırlatır.
- Maddeyle, mevzuatımızda para cezalarının infazında uygulanmakta bulunan hükümler yönünden önemli bazı değişiklikler yapılmıştır. Yeni Türk Ceza Kanununda "adlî para cezası" ibaresi kabul edilmiştir.
Bilindiği gibi para cezaları bakımından en önemli husus bu cezaların fiilen yüksek bir oranda infaz edilmesinin sağlanmasıdır. Kanun koyucu, bir kısım yabancı mevzuatın da kabul ettiği üzere para cezalarının taksitle ödenmesi sistemini benimsemiştir.
Yeni Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen usule göre tayin olunacak bir miktar meblağın Devlet hazinesine ödenmesi suretiyle adlî para cezasına hükmedilecektir.
Maddeyle getirilen hükümler gereğince, adlî para cezasının hükmünü içeren ilâm kesinleştiğinde Cumhuriyet başsavcılığına verilecek ve Cumhuriyet savcısı tarafından hükümlüye bir ay içerisinde adlî para cezasının ödenmesi için ödeme emri tebliğ edilecek ve tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adlî para cezası hükümlü tarafından ödenmezse Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca hapsedilecektir. Mahkeme ilâmında hapse çevrilmeye ilişkin bir açıklama bulunmasa dahi bu hüküm Cumhuriyet başsavcılığınca uygulanacaktır.
Çocuklar hakkında verilen adlî para cezaları ile kısa süreli hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları ödenmemesi hâlinde bu cezalar hapse çevrilemeyecektir. Adlî para cezası hükümle birlikte taksite bağlanmamış ise, yukarıda belirtilen bir aylık süre içinde adlî para cezasının üçte birini ödeyen hükümlünün isteği üzerine geri kalan kısmının birer ay ara ile iki eşit taksitte ödenmesine izin verilir. Ancak, ilk taksit süresinde ödenmezse verilen bu izin geçersiz olacaktır.
Adlî para cezası yerine çevrilen hapsin süresi hiçbir hâlde üç yılı geçemeyeceği gibi birden fazla hükümle adlî para cezalarına mahkûmiyet durumunda da bu süre beş yılı geçemeyecektir. Bunun dışında hükümlünün hapis yattığı günlerin dışındaki günlere karşılık gelen parayı ödemesi durumunda cezaevinden çıkartılacaktır.
Yeni Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü saklı kalmak kaydıyla, adlî para cezasından çevrilen hapsin infazı ertelenemeyecek ve bunun infazında şartla salıverilmeden yararlanılmayacaktır. Getirilen bir başka hüküm ise hapse çevrilmiş olsa dahi, hak yoksunlukları açısından esas alınacak olan adlî para cezasıdır.
Maddeyle getirilen bir başka yeni hüküm ise, infaz edilen hapis cezasının süresi adlî para cezasının tamamıyla karşılanmamış olursa geri kalan adlî para cezasının tahsili için ilâm Cumhuriyet başsavcılığınca mahallin en büyük mal memuruna verilir.
- Maddede, şartla salıverilme kurumu düzenlenmektedir. Söz konusu kurum bakımından madde esaslı bir takım yenilikler getirmiştir. Bu hususta çağdaş ceza hukuku eğilimlerinden yararlanılmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında yer alan düzenlemeyle, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilenler otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, diğer mahkûmlar cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde şartla salıverilmeden yararlanabilirler. Ancak, bunun için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerekmektedir. Şartla salıverilme süresinin hesabında onsekiz yaşından küçük hükümlünün, onsekiz yaşını dolduruncaya kadarki geçirdiği bir gün iki gün olarak dikkate alınacaktır.
Bunun dışında suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; hükümlü, mahkûm olduğu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının otuzdokuz yılını, müebbet hapis cezasının otuzdört yılını, süreli hapis cezasının ise dörtte üçünü infaz kurumunda iyi hâlli olarak çektiği hâlde şartla salıverilebilecektir. Devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı işlenen suçlardan dolayı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde şartla salıverilme hükümleri uygulanmayacaktır.
Birden çok ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile birlikte müebbet hapis cezasına ya da birden fazla müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde şartla salıverilmeden yararlanabilmek için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre kırk yıldır. Aynı şekilde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası veya müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına ya da birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde bu süre en fazla kırk yıldır. Şartla salıverilen hükümlünün tâbi tutulacağı denetim süresi infaz kurumunda geçirdiği sürenin yarısı kadar olacaktır. Hükümlü denetim süresi içinde infaz kurumlarında öğrendiği meslek veya sanatı sürdürmek için bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başka kişinin gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılabilir. Onsekiz yaşından küçük hükümlüler denetim süresinde eğitimlerine gerektiğinde barınma imkanı bulunan bir kurumda da devam etme imkânına sahiptirler. Denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişi görevlendirilebilir ve bu uzman hükümlünün sorumluluk bilinci altında iyi bir yaşam sürmesini temin konusunda ve kötü alışkanlıklardan uzak durması yönünde öğütte bulunup, eğitim gördüğü kurum görevlileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek istişarelerde bulunabilir, hükümlünün davranışları, sosyal gelişimi ve sorumluluk bilincindeki gelişme konusunda rapor düzenleyecektir.
Hâkim, şartla salıverilen hükümlünün kişiliğini ve topluma uyumdaki başarısını dikkate alarak; denetim süresinin, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmadan veya herhangi bir yükümlülük belirlemeden geçirilmesine karar verebileceği gibi; denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasını veya belirlenen yükümlülükleri, denetim süresi içinde kaldırma yetkisine sahiptir.
Şartla salıverilen hükümlünün, denetim süresinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi durumunda; şartla salıverilme kararı geri alınır ve şartla salıverilme tarihi itibarıyla kalan cezasının tamamen veya kısmen infaz kurumunda aynen çektirilmesi yoluna gidilir. Hükümlü, söz konusu bu ceza ile ilgili olarak bir daha şartla salıvermeden yararlanamaz. Ancak, aynen çektirilmesine karar verilen kısmı, sonraki suçun işlendiği tarih itibarıyla kalan cezasından az olamaz.
Denetim süresinin hükümlü tarafından yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirilmesi durumunda, cezası infaz edilmiş sayılacaktır.
Şartla salıverme kararının geri alınmasında ilk hüküm veren mahkeme bu konuda karar vermeye yetkilidir.
- Mükerrirlere özgü infaz rejimi ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına ilişkin esas ve usuller belirtilmiştir.
Maddeye göre, tekerrür halinde işlenen suçtan dolayı mahkûm olunan; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının otuzdokuz yılının, müebbet hapis cezasının otuzüç yılının, süreli hapis cezasının ise beşte dördünün infaz kurumunda iyi halli olarak çekilmesi durumunda, şartla salıverilmeden yararlanılabileceği hükme bağlanmıştır.
İkinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanması hâlinde, hükümlünün şartla salıverilmesi mümkün olmayacaktır.
Hakim, mükerrir suç işleyenler hakkında cezanın infazının tamamlanmasından sonra başlamak ve bir yıldan az olmamak üzere denetim süresi belirleyecektir.
Tekerrür dolayısıyla belirlenen denetim süresi içinde, şartla salıverilmeye ilişkin 107 nci maddedeki hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında hükümler burada da uygulanır.
Hakim, mükerrir hakkında denetim süresinin uzatılmasına da karar verebilir. Denetim süresi en fazla beş yıla kadar uzatılabilecektir.
- Kısa süreli hapis cezası yerine suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre mahkemece Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesine göre hükmedilen seçenekli yaptırımların infazında uygulanacak rejimin tüzükte gösterileceği ifade edilmiştir.
- Maddede üç özel infaz şeklinin, yani hafta sonu infaz, geceleri infaz ve konutta infazın yerine getirilmesi düzenlenmektedir.
Hükümlülük süresinin altı ayı aşmaması hâlinde iki grup kişinin cezasının oturduğu yerde infazı kabul edilmiştir; Bunlar hükümlünün altmışbeş yaşını bitirmiş olanların veya kadınların oturduğu yerde infazıdır.
Hafta sonu infaz, hükümlülük süresinin altı ayı aşmaması hâlinde her hafta Cuma günleri en geç 19.00'da girmek ve Pazar günleri aynı saatte çıkmak suretiyle yerine getirilir.
Geceleri infaz, hükümlülük süresinin altı ayı geçmemesi hâlinde, hükümlünün serbestçe çalışmasını temin için, her gün saat 19.00'da girmek ve sabahları saat 7.00'de çıkmak suretiyle yerine getirilir.
Bu özel infaz şekilleri sayesinde cezanın Devlete bir külfet yüklemeden yerine getirilmesi, kadınların ev işlerini, çocuklarının bakımını sürdürmeleri ve hükümlünün iş ve diğer faaliyetlerini sürdürmesi de mümkün olmaktadır.
- Tutuklama kararlarının infaz edileceği yani tutuklunun adliyenin eli altında tutulacağı maddenin birinci fıkrasında tanımlamaktadır.
İlke olarak tutuklu, tutukevinde muhafaza edilecektir. Tutukevi bu maksatla tahsis edilmiş bir bina olacaktır. Ancak bu nev'i tutukevleri bulunmayan maddî olanaksızlık hâllerinde, tutuklama kararı, diğer kapalı ceza infaz kurumlarının bu amaca yani tutukluların barındırılmasına ayrılmış bölümlerinde infaz edilecektir. Her iki hâlde de binaların içermeleri gerekli özellikleri şunlardır:
a) İç ve dış güvenlik personeli bulunacaktır.
b) Kurum firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fizik engellerle donatılmış olacaktır.
c) 34 üncü maddede belirtilen hâller dışında oda ve koridor kapıları, sürekli olarak kapalı tutulacaktır.
d) Kanunî zorunluluklar dışında dışarı ile irtibat ve haberleşme olanağı bulunmayacaktır.
e) Normal çerçevede güvenlik esas olacaktır.
Eylem ve davranışları ile 9 uncu madde kapsamına giren tutuklular, yüksek güvenlikli tutukevlerinde veya buna olanak bulunmadığı hâllerde yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarının tutuklulara ayrılan bölümlerinde barındırılacaklardır.
Tutukluların bulunduruldukları tesislerde, büyükler, kadınlar, gençler, küçükler suç türleri de gözetilerek ayrı yerlerde barındırılacaklar ve aralarında temas olmayacaktır.
- Maddeye göre, kolluk tarafından tutukevine gönderilen ve re'sen başvuran tutuklunun tutukevine kabul edilebilmesi için, yetkili yargı merciinden, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre verilmiş bir tutuklama kararının varlığı ve buna dayanılarak verilmiş bir tutuklama müzekkeresinin getirilmesi zorunludur.
Tutuklu, usulüne uygun olarak kuruma konulduktan sonra, tutuklama kararını vermiş olan yargı merciine, tutuklunun kuruma alındığı gün ve saat bildirilecektir.
- Tutukluluk bir tedbir oluşturduğundan, kişinin geçici bir hukukî statü içine konulması demektir. Bu nedenle, tutukluların maddî olanaklar elverdiğince suç türlerine ve taşıdığı güvenlik risklerine göre ayrı odalarda barındırılmaları ve iştirak hâlinde suç işleyenlerin mutlaka ayrı odalarda barındırılmaları gerekir.
Aynı odayı paylaşmama dışında; tutuklamanın amacına ulaşabilmesi için, tutukluların birbirleri ile temas etmemeleri lazımdır. Aralarında husumet bulunan tutukluların da mutlaka ayrı odalarda bulundurulmaları maddenin emri gereğidir.
- Bu madde ile, tutukluların hakları gösterilmekte ve adeta tutukluluk statüsü tanımlanmış olmaktadır. Burada sayılmayan diğer haklar, 116 ncı maddede sayılan yükümlülüklerin karşıtından çıkmaktadır.
a) Tutuklu çalışmaya mecbur değildir ama, isterse çalışabilir.
b) Tutuklular ilke olarak kurumca verilen giysileri giymek zorunda değildirler.
c) Tutukluların ziyaretleri, hükümlülerinki gibi sınırlı tutulmamıştır. Fakat bu soruşturma açısından Cumhuriyet savcısı ve kovuşturma açısından hâkim veya mahkeme tarafından kısıtlanabilecektir.
d) Tutuklunun dışarı ile muhaberesi de, kurumun güvenliğini tehlikeye düşürmemek ve tutuklamanın amacı dışına çıkmamak koşulu ile, serbest bırakılmıştır. Ancak tutukluların yazılı haberleşmeleri ile telefonla görüşmeleri hazırlık soruşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde hâkim veya mahkemesince kısıtlanabileceği, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kurum güvenliği bakımından gerekli olduğunda kurumun en üst amirinin isteği üzerine infaz hakimi kararı ile haberleşme veya görüşme yasağı konulabileceği düzenlenmiştir.
e) Tutuklu savunması için istediği avukatı seçebilir. Ancak hiçbir kurum personeli, seçeceği avukat bakımından tutukluya telkinde veya tavsiyede bulunamaz.
f) Tutuklunun avukatı ile haberleşmesine hiçbir suretle engel olunmayacak ve herhangi bir kısıtlama konulamayacaktır. Kurum içindeki temaslar da, esasta aynı kurala tâbidir. Ancak temaslar kurum düzenine uygun olarak yani o düzeni ihlâl etmeyerek sürdürülecektir.
- Madde, tutuklanan kişinin delil karartmasını önlemek; yürütülen soruşturmaların amacını tehlikeye düşürmesine mani olmak, tutukevinin güvenliğini korumak veya suçun tekrarını engellemek amacı ile uygulanabilecek ek tedbirlere yer vermiştir. Bu tedbirlerin somut olayda haklı görülebilmesi için, orantılı bir şekilde kullanılmaları gerekir.
- Tutukluluk, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun tesis ettiği bir statüdür ve bu statü çeşitli yönlerden hükümlülere ait bazı hak ve kuralların uygulanmasını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle mukayeseli kanunların bir kısmı hükümlüler için düzenlenmiş bulunan yükümlülük ve hakların, tutuklular açısından tek tek ele alınarak düzenlenmesini, diğer bazı kanunlar ise sadece ilkeyi koyarak farkları saptamaya uygun saymaktadırlar.
Madde ikinci görüşten hareketle, hükümlüler ile ilgili olmakla birlikte tutukluluk hâli ile bağdaşan düzenlemelerin, tutuklular hakkında uygulanmasına olanak vermiş ve gereksiz tekrarlardan kaçınmıştır.
Tutuklunun haklarına bir ölçüde açıklık vermek üzere maddelerde hak ve yükümlülükler ayrıca sayılmıştır.
- Hapis cezası ve tedbirlerin infazında göz önünde bulundurulacak ve uygulanacak diğer kanunlardaki hükümlere atıfta bulunulmuştur.
- Asker edilen kişilerin cezalarının infazının nasıl yapılacağı belirlenmiştir.
- Bu Kanun, düzenlediği konulardaki kavramları bugünün Türkçesine uygun ve herkesçe anlaşılabilecek sözcüklerle belirlemiştir.
Kanunda geçen terim ve deyimler yürürlükteki kanunlarda bunların karşılığı olarak kullanılmış olanların yerini alacaktır.
- Yürürlükten kaldırılan 647 sayılı Kanunun hapis cezaları ile güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin hükümlerine diğer kanunlarda yapılan yollamalar, bu Kanunda düzenlenen ilgili hükümlere yapılmış sayılır ve bu Kanundaki hükümler uygulanır.
- Kanun gereğince çıkarılması gereken tüzük ve yönetmeliklerin Kanunun yürürlüğünden itibaren hazırlanacağı süre belirtilmiştir.
- Madde ile yürürlükten kaldırılan hükümler belirtilmiştir.
- Türk Ceza Kanunu dışındaki diğer kanunlarda yer alan para cezalarının ödenmemesi hâlinde bir gün hesabıyla yapılacak paraya çevirmeye ilişkin hükme yer verilmiştir.
- Haklarında 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap, Birinci Bap, "Devletin Arsıulusal Şahsiyetine Karşı Cürümler" başlıklı Birinci Fasıl, "Devlet Kuvvetleri Aleyhinde Cürümler" başlıklı İkinci Fasıl altında yer alan suçlardan birinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi dolayısıyla ölüm cezasından dönüştürülerek veya doğrudan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hükmü verilenlerin şartla salıverilme hükümlerinden yararlanamayacağı belirtilmiştir.
- Yürürlük maddesidir.
- Yürütme maddesidir.