Sağlık, doğuştan kazanılmış bir insanlık hakkıdır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde de yer alan bu hükme göre sağlıklı yaşamın temel olmadığı ve sağlanamadığı hiçbir durumda insan haklarının gerçekleştirildiğinden söz edilemez.
Anayasanın 56 ncı maddesinde herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra;
“Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.
Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.
Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.” hükümlerine yer verilmektedir.
Acil Eylem Planında, “Bir yıl içinde; Devlet hastanesi, sigorta hastanesi, kurum hastanesi ayrımının kaldırılmasına ve hastanelerin idarî ve malî yönden özerkliğinin sağlanmasına yönelik çalışmaların başlatılacağı” öngörülmüştür.
59 uncu Hükümet Programında, Devletin halka hizmet etme aracı olduğu, bir sınıf ve kesimin değil bütün vatandaşlarımızın refah ve mutluluğunu sağlayacak sosyal politikaların yürütüleceği ifade edilmiş, bu bağlamda yoksullar, bakıma muhtaç yaşlılar, çocuklar ve işsizler için özel programlar oluşturulacağı, zor durumdaki vatandaşlara, terkedilmişlik ve kimsesizlik duygusu yaşatılmayacağı, işsizleri, fakirleri, düşkünleri, hastaları, özürlüleri gözeten onların insan onuruna yakışacak şekilde yaşamalarını sağlayacak bir sosyal devlet anlayışının uygulamaya koyulacağı belirtilmiştir.
Aynı Programda, mevcut sağlık sisteminin bütün yönleriyle çağdaş gelişmelerin gerisinde kaldığı;
maliyetlerin, sistemdeki kaçaklar nedeniyle çok arttığı, sağlık hizmetlerinin ulaşılamaz hale geldiği, standart birliğinin kalmadığı tespitleri yapılarak sağlıklı bir nesil yetiştirebilmek için, sağlık hizmetlerinin tüm vatandaşların ulaşabileceği bir yapıya kavuşturulmasının kaçınılmaz hale geldiği vurgulanmıştır.
Diğer taraftan, sosyal güvenlik kuruluşlarının sağlık hizmeti sunuculuğu yapmasının, bu kuruluşların aslî hizmetlerini vermedeki performansını düşürdüğü, kaynak israfına ve plansızlığa sebebiyet verdiği görüldüğünden, 59 uncu Hükümetin köklü değişiklikler yaparak herkesin ulaşabileceği nitelikli ve etkin çalışan bir sağlık sistemini oluşturmakta kararlı olduğu ifade edilmiştir.
Etkin ve kaliteli bir sağlık sisteminin, nitelikli bir toplum için şart olduğunu bilen ve sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesini “sosyal devlet” anlayışının vazgeçilmez unsurları arasında gören 59 uncu Hükümet döneminde, Devletin, herkesin temel sağlık hizmetlerini, gerekirse özel sektörle işbirliği yaparak yerine getireceği, sağlık hizmetlerinin bütünsel bir anlayışla ele alınacağı, yeni bir yapılanma ve işbirliğine gidileceği vurgulanmış ve bu çerçevede Sağlık Bakanlığınca yürütülmekte olan “Sağlıkta Dönüşüm Programı” uygulamaya konulmuştur.
Bilindiği üzere, Sağlıkta Dönüşüm Programı halka hızlı, adil ve etkili bir sağlık hizmeti verebilmek, sağlık hizmetleri sunumunda etkinliği artırmak, toplum ve bireyler için daha kaliteli sağlık bakım hizmeti sunmak, ülkemizin sağlık politikasını rasyonel ve verimli bir çerçeveye kavuşturmak amacıyla uygulamaya konulmuş bulunmaktadır.
Sağlıkta Dönüşüm Programı insan merkezli, etkili, katılımcı ve gelişime açık bir perspektif getirmektedir. Sağlık kurumlarının tek çatı altında toplanarak rehabilite edilmesi ve bunu takiben özerkleştirilmesi de aynı amaca yöneliktir.
Sağlıkta Dönüşüm Programında da tespit edilmiş olduğu gibi, Ülkemizde sağlık hizmetlerinin organizasyon ve sunumu bugün karmaşık ve çok başlı bir yapı arz etmektedir.
Sağlık hizmeti sunmakta olan Sağlık Bakanlığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve diğer kurumlar ve bunlara ait olan sağlık kuruluşları arasında yeterli koordinasyon sağlanamadığından, hizmet ve yatırım planlamaları toplumsal ihtiyaçlarımıza uygun olarak yapılamamaktadır. Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur mensupları gibi farklı sosyal güvenlik kurumlarına tâbi olanların ve aktif kamu çalışanlarının farklı sağlık tesislerinden farklı şartlarla hizmet alıyor olmaları da hizmet verimini ve kaliteyi azaltmakta, standart eksikliğini ve eşitsizliği getirmektedir.
Sosyal statüsü ve bağlı olduğu sosyal güvenlik kuruluşu ne olursa olsun tüm halkımıza aynı standartta, etkili, kaliteli, eşit ve ulaşılabilir sağlık hizmeti vermek Hükümetin temel ve öncelikli hedeflerindendir. Böylece Devlete tevdi edilmiş olan herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini temin etmek; insan ve madde gücünde tasarruf sağlamak, verimi artırmak, işbirliğini gerçekleştirmek ve bu maksatlarla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek şeklindeki Anayasal görev layıkıyla yerine getirilmiş olacaktır.
Bu hedefi gerçekleştirmenin ilk adımı olarak uygulamaya konulmuş bulunan “Sağlık Bakanlığı ve SSK Sağlık Tesislerinin Ortak Kullanımına İlişkin Protokol” ile tüm halkımıza aynı standartta, daha kaliteli, eşit, ulaşılabilir ve maliyet etkili sağlık hizmeti verilmeye çalışılmıştır. Ayrıca SSK mensuplarının birinci basamak sağlık hizmetlerinden faydalanma alışkanlığı artırılmış ve bu suretle de daha çok ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmeti sunan SSK sağlık tesislerindeki yığılmanın kısmen önüne geçilmiştir.
Gerçekten de, 2004 yılının ilk sekiz ayında Sağlık Bakanlığına ait sağlık kuruluşlarına 24 743 121 SSK’lı hasta başvurmuş ve bunların 10 133 449’u birinci basamak sağlık kuruluşlarından hizmet almıştır. Böylece, Sağlık Bakanlığı kuruluşlarından hizmet alan toplam hasta sayısının yaklaşık % 30’luk kısmını SSK’lı hastalar oluşturmaya başlamıştır. Bu arada birinci basamak sağlık hizmetlerinin daha kolay ulaşılabilir ve maliyet etkili olduğunu belirtmeye hacet bulunmamaktadır.
Yine söz konusu Protokolün uygulanması ile, SSK tarafından Sağlık Bakanlığından sağlık hizmeti satın almanın, bizzat hizmet sunmaktan daha pahalıya mal olmadığı net olarak ortaya çıkmıştır.
Nitekim, 2004 yılının ilk sekiz ayında Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarına müracaat eden hastalara yaklaşık 696 trilyon TL tahakkuk ettirilmiş olup, hasta başı tahakkuk 28 milyon TL olarak gerçekleşmiştir. Tahakkuk eden bu meblağdan SSK tarafından yaklaşık % 10 kesinti yapılmaktadır. Böylece beklenen tahsilat miktarı yaklaşık 626 trilyon TL ve bir hastanın ortalama maliyeti de yaklaşık 25 milyon TL olmaktadır.
2003 yılı verileriyle SSK sağlık tesislerinde 68 milyon müracaatla hizmet sunulduğu dikkate alındığında ve bu hizmetin tamamen Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarınca verildiği farz edildiğinde, maliyetin 1,7 katrilyon TL (68 milyon x 25 milyon TL) olacağı görülmektedir. Yani SSK’lı vatandaşlarımızın sağlık hizmetini SSK’nın kendi sağlık kuruluşlarından değil de Sağlık Bakanlığından almasının yıllık bedeli (ilaç ve sarf malzemesi hariç) 1,7 katrilyon olacaktır. Bu miktar ancak, hizmet kalitesinin ve ulaşılabilirliğin artmasından kaynaklanan talep ve kullanım artışına bağlı olarak artabilir. Kalite ve ulaşılabilirliğin artması ise “sosyal devlet” anlayışının bir gereğidir.
Diğer taraftan, ilk sekiz ayda Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarına başvuran önemli sayıdaki SSK’lı hasta sayısına rağmen, kapasite kullanımının artırılması ve performansa dayalı prim sistemi uygulamasıyla, hizmet kalitesinde bir azalma olmamış, aksine hasta memnuniyetinde artış gözlenmiştir.
Uygulamaya daha ziyade SSK’lı hastaların Sağlık Bakanlığından hizmet alması şeklinde yansıyan ortak kullanım protokolü ile elde edilen göstergeler, Tasarının Ülke kaynaklarının etkili ve verimli olarak kullanımını ve kaliteli sağlık hizmeti sunumunu sağlamaya yönelik hazırlanma amacına da delil oluşturmaktadır.
Tasarı kapsamında bulunan sağlık kuruluşlarının Sağlık Bakanlığı çatısı altında toplanması ile şu sonuçların elde edilmesi beklenmektedir.
- Sağlık hizmetlerinin tek elden planlanması, sağlık politikalarının Ülke genelinde aynı şekilde uygulanması ile kurumsal farklılıkların ortadan kaldırılması sağlanacaktır.
- Sağlık hizmetlerinin sunumunda standardizasyonun teminine yönelik çalışmalar hızlanacaktır.
- Sağlık kurum ve kuruluşlarının açılış, kapanış ve denetimlerinde de aynı standartlar uygulanabilecektir.
- Koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık vermek daha kolay hale gelecektir.
- Eş zamanlı olarak başlatılacak aile hekimliği hizmetleriyle birlikte, etkili bir sevk mekanizmasının oluşturulması mümkün olacaktır.
- Sağlık hizmetlerinin maliyetlerinin daha iyi kontrol edilmesi sağlanabilecektir.
- Tıbbî cihaz, ilaç ve diğer tıbbî sarfların temininde ortak yöntemlerin kullanılması sağlanacak ve kaynak kullanımı rasyonel hale gelecektir.
- Sağlık yatırımları ve sağlık insan gücü planlamasının daha gerçekçi olarak yapılması ve uygulanması temin edilecektir.
- Sağlık personelinin farklı kurumlarda çalışmalarından kaynaklanan özlük ve diğer malî haklarındaki farklılıklar ortadan kalkacaktır.
- Ülke genelinde bütün hastaların ayakta ve yatarak tedavileri sırasında kullanacakları ilaçlar aynı standartlarda temin edilecek, geri ödeme mümkün olacak ve bu konuda mağduriyet yaşanmasının önüne geçilecektir.
- Kurumlara ait binalar ve donanım daha verimli kullanılacaktır.
- Halkımız sağlık hizmetine daha kolay ulaşmaya başlayacak, daha kaliteli bir hizmeti eşit şartlarda almış olacaktır.
Bilindiği üzere kamu yönetimi reformu ve yeniden yapılanma çevresinde sağlık kuruluşları mahallî idarelere devredilecektir. Ancak, mevcut durumda farklı kamu kurumlarına ait bulunan sağlık kuruluşlarının çok farklı yapıda ve farklı standartlarda olduğu bilinmektedir. Bundan dolayı nihaî olarak mahallî idarelere devredilmesi planlanan sağlık kuruluşlarının, devirden önce rehabilite edilmesi, belirli standarda ve homojen ve üstün bir hizmet anlayışına kavuşturulması gereği ortadadır.
Kamu yönetimi reformunda sağlık kuruluşlarının mahallî idarelere devri için öngörülen beş yıllık geçiş süreci içinde tüm sağlık kuruluşlarının aynı standartta kaliteli ve maliyet etkili hizmet sunacak şekilde rehabilite edilmeleriyle birlikte mahallî idarelere devri nihaî hedeftir.
Tasarının kanunlaşmasıyla, Sağlık Bakanlığı çalışmalarını sağlık hizmeti sunumunun geliştirilmesi konusunda yoğunlaştırmış olacaktır. Böylece Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ise çalışmalarının kamu sigortacılığı, kamu sağlık sigortacılığı ve sağlık finansmanı konularında yoğunlaştırma imkânına kavuşacaktır.
Özünde temel insan haklarından olan sağlık hakkını gerçekleştirmek üzere, uluslararası hukuk normları ile Anayasanın emredici hükümleri çerçevesinde hazırlanmış olan Tasarıda, Anayasanın ilgili bütün hükümleri gözetilmiş bu kapsamda özellikle SSK’nın mülkiyet hakkı korunmuş, kamu hizmeti görevlileriyle ilgili özel hükümler sevk edilerek malî haklar ve özlük hakları yönünden mağduriyete yol açılmamasına hassasiyet gösterilmiştir.
Ayrıca, sağlık birimlerinin devir işlemleri hazırlık sürecini gerektirdiğinden, devredilecek birimlerin taşınır, taşınmaz, tıbbî donanım ve personelinin tespiti ve SSK’ya ait olan mal bedellerinin tespiti için oluşturulması öngörülen komisyonların bir an evvel çalışmaya başlaması gerekli bulunmaktadır. Bundan dolayı bu hususa ilişkin hükümlerin yayım tarihinde diğer hükümlerin ise 1.1.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi yolunda düzenleme getirilmiştir.