GEREKÇE Vergi sistemimiz temel politika ve hedeflere uygun olarak yeniden yapılanma sürecinde olup, bu süreç bir strateji çerçevesinde ve belirli ilkeler doğrultusunda sürdürülmektedir.
Vergi sisteminin yeniden yapılandırılmasında;
- ekonomik ve sosyal politikalarla ve piyasa mekanizması ile uyumlu olması, - vergi güvenliğini güçlendirmek suretiyle ekonominin kayıtlılık düzeyinin artırılmasına hizmet etmesi, - verginin tabana yayılması suretiyle vergi oranlarının zamanla düşürülmesine imkan sağlaması, - uluslararası eğilimlere uygun olarak günümüz ihtiyaçlarına cevap verebilmesi, - vergide adalet ve eşitliğe uygun olması, benimsenen temel ilkelerdir.
Tasarıda yer alan düzenlemeler ana hatlarıyla aşağıda yer almaktadır.
Uluslararası uygulamalar çerçevesinde, 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ile vergi sistemimize dahil edilen, transfer fiyatlandırması, kontrol edilen yabancı kurum ve zararlı vergi rekabeti uygulamalarıyla mücadele edilmesi müesseselerine paralel düzenlemeler, bu Tasarıyla Gelir Vergisi Kanununda da yapılmaktadır.
Vergilendirmede önemli kuramlardan biri olan “ayırma kuramı” sisteme dahil edilmekte ve belge düzeni konusundaki katkılarına rağmen zamanla etkinliğini kaybeden, yaygın kötüye kullanımlar nedeniyle belge düzenini olumsuz etkilemeye başlayan ve uluslararası vergi yükü hesaplamalarında standart bir indirim kabul edilmediği için ülkemizde istihdam üzerindeki vergi yükünün daha fazla görünmesinin nedenlerinden biri olan “ücretlilerde vergi indirimi” sistemi kaldırılmaktadır. Bunun yerine, Avrupa Birliği müktesebatı ile uyumlu ve çağdaş vergi kanunlarının çoğunda yer alan ve mükellefin medenî halini de vergileme yönünden dikkate alan “asgarî geçim indirimi” sistemi getirilmektedir.
Bu sistemle asgarî ücret ile bağlantı kurularak mükellefin kendisi, çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eşi ile bakmakla yükümlü olduğu çocukları için standart bir indirim getirilmektedir. Böylece, vergi sisteminin prensiplerine de uygun bir düzenleme yapılmak suretiyle, özellikle düşük gelirliler üzerindeki vergi yükü kısmen de olsa azaltılmış ve gelir dağılımının daha adil olmasına katkıda bulunulmaktadır.
Gelir vergisi sistemimiz beyan esasına dayanmakta olup, bu durum mükellefler tarafından beyan edilen gelirlerin gerçeğe uygunluğunun kontrolünü gerektirmektedir. Ancak, tüm mükelleflerin hesaplarının sıkça incelenmesinin mümkün olmaması nedeniyle, vergileme tekniği gereği bir takım vergi güvenlik müesseselerine başvurulması, beyan esasına dayanan vergi sistemlerinin temel özelliğini teşkil etmektedir.
Bu çerçevede Tasarıda yer alan önemli düzenlemelerden birisi de, mükellefleri doğru beyana özendirmek ve beyan etmek zorunda oldukları kazançların doğruluğunu yaptıkları harcamalar açısından da değerlendirmek amacıyla “özel gider bildirimi” esasının getirilmesidir. Yapılan düzenleme ile, yapılan ön incelemeler neticesinde harcamaları ile beyan ettiği geliri paralellik arz etmeyen ya da hiçbir gelir beyanı olmadığı halde yüksek düzeyde harcaması olan kişilerden durumları hakkında vergi yükümlülüğü yönünden açıklama istenmesini öngörmektedir. Böylece, bir yandan götürü matrah takdiri içermeyen bu uygulamayla mükellefler için bir oto-kontrol, vergi idaresi için ise denetimin etkinliğini artırıcı bir mekanizma sağlanmış ve diğer yandan da mükellefleri gerçeğe daha uygun beyana yönlendirmek suretiyle kayıt dışı ekonomiyle mücadelede bir adım daha atılmış olmaktadır.
Tasarıyla getirilen diğer bir düzenleme ise, kentsel rantların artışı ve ekonomik gelişmelere paralel olarak taşınmaz ve bu mahiyetteki bazı mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan değer artış kazançlarına ilişkin halen iktisap tarihinden itibaren 4 yıl olarak uygulanmakta olan sürenin 5 yıla çıkarılmasıdır.