Kaynak: TBMM S. Sayısı 289 · belgeyi aç · TBMM kaydı. Gerekçeler kanun tasarısı ya da teklifi üzerine yazılmıştır; komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde madde numaraları değişebilir. Bu kanunda tasarı metni belgede okunamadığı için numaraların yürürlükteki metinle örtüştüğü doğrulanamadı; yanlış maddeye bağlamamak için gerekçeler tasarıdaki sırasıyla, bağlanmadan verilmiştir.
1. Meşrutiyet devrinin mahsulü. olup, bundan 40 yıl önce hazırlanmış olan ve 8 Mayıs 1326 (1910) gününden beri yürürlükte bulunmuş olan Hakkı Telif Kanunu gerek şümul ve gerek ruh itibariyle tanzim edilmiş olduğu zamanın izlerini taşımaktadır.
Şümul itibariyle kanun, tekniğin son 40 yıl içindeki umulmadık bir inkişafı neticesinde, kültür hayatı için son derece mühim önem kazanan filim ve radyoyu tabiatiyle hiç nazara almadığı gibi, işa ret, resim ve ses nakline yarıyan âletler, hususiyle fotoğraf makinesi ve gramofon plâklarının yardımiyle yapılabilen çoğaltma ve yayım imkânlarını da gereği gibi takdir etmemiştir.
Ruh itibariyle kanun, o zaman hukuk sahasında hâkim olan «aiırf mamelek hakkı» nazariyesine dayanarak fikir eserlerini vücuda getirenlerin sırf maddi ve malî menfaatlerini korumakla uğraş mış, manevi menfaatlerini ise (ki buna frenkçe «droit moral» denir) kale almamıştır.
Zikri geçen hususlardan sarfınazar, milletin fikir ve küAtür hayatiyle çok yakından ilgili olan bu Telif Hakkı Kanunu, bundan 40 yal önceki Osmanlı imparatorluğunun daha doğrusu o zaman fikir cereyanlarının merkezi olan istanbul'un fikfrî durumuna az çok uyabilmiş ise de, memleke timizin son 25 yıl içindeki kültür ve hukuk inkılâpları neticesinde meydana gelmiş olan bugünkü millî fikir ve kültür hayatiyle modern mevzuatımıza asla tekabül etmemektedir Bu durumdanı daha doğrusu bu uygunsuzluk ve kifayetsizlikten zarar gören, yalnız ilim, fikir ve sanat erbabı değil, bütün memleketin irfan hayatıdır. Çünkü milletin serveti demek olan vatan daşların ibda kabiliyeti, kolay para kazanmak hırsı ile hareket edenlerin istismar yollarına karşı kâfi derecede korunmadıkça ilim, fikir ve sanat adamlarımızdan memleketimizin muhtaç olduğu keyfiyet ve kemmiyette fikir mahsulleri, hele dünya çapında eserler beklenemez. Bu sebeplerden dolayı Telif Hakkı Kanununun değiştirilmesinin bir zaruret olduğu fikri yıllardan beri ilgilileri meşgul ederek 1938 yılında toplanmış olan Neşriyat Kongresinde açık ifadesini bulmuştur. Hem kongrenin çalışmalarından hem de son on yıl içinde bu sahaya taallûk eden ilmî yayımlardan fay dalanılarak memleketimizin özel ihtiyaçlarına ve en modern yabancı kanunlarla milletlerarası andlaşmalara uygun gelen bu tasarı hazırlanmıştır.
Hususiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 10 .' XII . 1948 tarihli ve 217 (İli) sayılı kara* riyle kabul olunan «însan Hakları Evrensel Beyannamesi» nin 27 nci maddesine «Herkesin sahi bi bulunduğu her türlü ilim, edebiyat veya sanat eserlerinden, mütevellit mânevi ve maddî menfa atlerinin korunmasına hakkı vardır» dendiğine göre fikir eserleri sahasındaki hukuki koruma keyfiyeti mülki olmaktan çıkarak evrensel bir mahiyet kazandıktan sonra hemen hemen bütün Avrupa Devletlerinin dâhil bulundukları Bern Birliğine memleketimizin de katılması zarureti ta sarının hazırlanmasında nazara alınmıştır.
26 . VI . 1948 de Brüksel'de tadil ve itmam edilen Bern Sözleşmesine göre eser sahiplerine bağışlanan himaye, ferdin, uyruğu olduğu Devletin kanunlarına değil, belki de evrensel ve doğ rudan doğruya sözleşmeye dayandığı cihetle sözü geçen Birliğin üyesi olan veya olmak istiyen Devletlerin bu sahada haiz oldukları yaşama erkleri az çok tahdit edilmiştir. Vatandaşlara bah şedilecek himayenin vüsat ve şümulü yabancılara bağışlanması mecburi bulunan himayeden daha az olamaz. Bu itibarla tasarının maddeleri Bern Sözleşmesinin mecburi hükümlerine uygun ola rak kaleme alınmıştır. Bununla beraber Bern Sözleşmesinin Âkıd Devletlere hareket serbestisi bı raktığı bütün hallerde bu imkândan memleketimizin özel ihtiyaçlarına uygun bir şekilde faydalanılmıştır. (Meselâ tasarının 8-10, 19, 28, 29, 31-47, 48-65, 70-89 neu maddeleri). Bu bakımdan ya bancı ülkelerde yayımlanmış olan ilim ve edebiyat eserlerinin Türkçeye tercüme edilmesi mese lesinin halli bilhassa dikkate şayandır:
Her ne kadar Bern sözleşmesine iştirak eden bütün devletler tercüme hakkını da kayıtsız şart sız olarak tanımak mecburiyetinde iseler de sözleşmenin 25 nci maddesinin 3 ncü fikrasma göre, iltihak eden memleket> sözleşmenin bugünkü metninin 8 nci maddesi yerine, tercümeleri ilgilendir diği nispette 1896 da Paris'te yeniden gözden geçirilmiş olan 1886 yılı Birlik Sözleşmesinin 5 nci maddesinin hükümlerini ikame etmek istediğini İltihak Beyannamesinde bildirebilir. Bu yabancı eser sahiplerine mahfuz tutulan tercüme hakkı, asıl eserin menşe memleketinde yayımlanmasından itibaren on yıllık bir süre içinde eser sahibi tarafından kullanılmamışsa hükümden düşer. Demek oluyor ki, memleketimiz 1951 tarihinde Bern Sözleşmesine mezkûr kayıt dairesinde iştirak edecek olursa, 1941 yılma kadar menşe memleketinde neşredilmiş olup da tercüme hakkının doğrudan doğruya eser sahiplerince kullanılmadığı bütün yabancı eserler, izinsiz ve karşılıksız olarak Türk çeye çevrilebilecektir ve her yılın geçmesiyle bu imkân kendiliğinden 1941 yılından sonra yayım lanacak yabancı eserlere de sirayet edecektir, tşte bu esas, tasarının 28 ve 89 ncu maddelerinde ifadesini bulmuştur.
II - Tasarının ruhu şu dört umdede tasrih edilebilir :
1. Modern çoğaltma ve yayım tekniğinin müsaadesi nispetinde fikir mahsullerini bir nevi tica ret eşyası gibi halka para mukabilinde arzeden kimselerin elde ettikleri gelir kaynağından mezkûr «metaı» yaratmış olanlara da faydalanma imkânını vermek.
2. Fikir ve sanat eserleriyle onları vücuda getirmiş olanlara karşı gösterilmekte olan hürmet sizlikleri ve yalnız eser sahiplerinin şahsiyet haklarını ihlâl etmekle kalmıyarak aynı zamanda mem leketin medeni seviyesini ve ibda kabiliyetini de inkâr edip Millî şeref ve haysiyeti rencide eden intihal fiillerini önlemek.
3. Eser sahiplerine tanınması lâzımgelen malî ve mânevi haklar saklı kalmak şartiyle, gerek âmmenin, gerek fertlerin, fikir eserlerinden en geniş ölçüde faydalanmalarını temin etmek.
4. Maksada elverişli ve müessir dâva imkânlarını sağlamak.
III - Tasarıda kullanılan tâbir ve terimlerin, bir taraftan bugünkü hukuk sistemimizle Anayasa ve ana kanunlarımızdaki hukuk diline tekabül etmesi, diğer taraftan da ilgili sahanın bugünkü gerçek durumuna uygun düşmesi lâzımdır.
1. (Mülkiyet) mefhumu Medeni Kanunumuzda ancak menkul ve gayrimenkuller, yani maddi şeyler hakkında kullanılmakta olduğundan (Ebedî ve bedii mülkiyet), (Güzel sanatlar mülkiyeti), (fikrî mülkiyet) gibi tâbirler mevzuatımıza aykırı düştüğü maksada da elverişsiz ve hattâ tehlike lidir. Çünkü düşünce mahsulleri üzerindeki haklar tıpkı şahsiyet veya maddî eşyaya mütaallik ( S. B&yısı : 289 ) haklar gibi mutlak mahiyette olmakla beraber Medeni Kanunumuzun mülkiyete dair hükümleri bunlara kıyas yoliyle dahi uygulanamaz. Yürürlükte olan Hakkı Telif Kanununda kullanılan (Temellük hakkı) tâbiri ise bugünkü hukuk dilimze tamamen yabancıdır.
2. (Telif) ve (Müellif) tâbirlerine gelince : Dilimizde telif mefhumundan ilmî veya edebî bir eserin vücuda getirilmesi anlaşıldığı halde güzel sanat, musiki ve sinema eserlerinin ibdama (Telif) denmemektedir. Hattâ ilim ve edebiyat eserlerinde bile (Telif) kelimesi ancak aslın ya ratılması anlamına gelmektedir. Fakat tercüme, adaptasyon, iktitaf ile de bir eser vücuda getiril diği zaman bunlar, dil itibariyle, telif kelimesinin şümulüne girmemektedirler. Aynı mülâhazalar (Müellif) tâbiri hakkında da varittir.
3. (Telif hakkı) veya (Müellif hakkı) gibi tâbirler bugünkü gerçek duruma naaaran dar ve elverişsiz olduğu cihetle ilim ve edebiyat eserlerinden başka musiki, güzel sanat ve sinema eser lerini de içine alan terimler daha muvafık görülmüştür.
a) Bugün yürürlükte bulunan kanunun kutlandığı (Mahsulâtı veya âsârı fikriye ve kalemiye) tâbirine karşılık olarak tasarıda (Fikir ve sanat eseri) terimi seçilmiştir ki, bununla, hem düşünce hem de muhayyile mahsulleri kasdedilmektedir.
b) Ayn üzerindeki haklara (ayni haklar) adı verilmiş olduğu gibi fikir eserleri üzerindeki haklara da (fikrî haklar) adını vermekten daha tabiî birşey yoktur. Nitekim adı geçen terim telif hakkı tâbirinin yerine geçerek 12 yıldan beri gerek hukuk fakültelerimizde okutulan ve konuya mah sus dersin başlığında gerek ilmî yayımlarda köktutmuştur.
c) Haklar üzerindeki tasarruf imkânına (sahiplik) ve bu imkânını haiz olan kimseye (hak sa hibi) dendiğine göre, fikir eserleri üzerindeki fikrî hakların heyeti umumiyesine (fikrî haklar sahip liği) ve fikrî hakları haiz olan kimseye de (fikrî haklar sahibi) denmek lâzımgelecek ise de bunların yerine kullanılmış olan (eser sahipliği) ve (eser sahibi) terimleri eser ile onu vücuda getiren arasın daki sıkı rabıtayı daha iyi bir tarzda ifade etmektedir.
d) Tasarıya verilmiş olan başlığa gelince : Fikir ve sanat Eserleri Kanunu başlığı ana kanuı? larımızm taşıdıkları unvanlara uygun olarak seçilmiştir. Çünkü bir tercüme hatası olan (ayni haklar) başlığı müstesna, şahsın hukuku, aile hukuku, miras hukuku, Borçlar Kanunu gibi baş lıklar, tanzim edilen müesseseyi göstermektedir, yoksa sadece .şahsiyet haklarını, mirasçının veya alacaklının haklarını değil. Tasarının konusunu teşkil eden hukuk sahasında da ağırlık merkezi ©ser sahiplerine tanınan hakları tâyin değil, belki fikir ve sanat eserlerinin doğuracağı hukuki münasebetleri tanzim etmek olduğundan (Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu) başlığının iltizamiyle hem Medeni Kanundaki sisteme uyulmuş hem de tanzimi maksut olan hukuki müessese gösteril miş olur. Bu başlığı (Koruma) kelimesini eklemenin doğru olacağı mülâhaza edilebilirse de hi maye mevzuu; eser değil, eser üzerindeki malî ve mânevi menfaatler olduğundan koruma kelime sinin eklenmesi muvafık görülmemiştir.
IV - Tasarının bünyesine gelince: Korunması lâzımgelen konuyu, fikir eserlerini vücuda geti ren kimselerle âmmenin bunlardan faydalanmalarını temin eden sübjektif haklar teşkil ettiğin den mezkûr hakların tâyin ve tesbiti için zaruri olan üç unsur, ezcümle (fikir ve sanat eseri), (eser sahibi) ve (fikrî haklar) mefhumları tasarının ilk üç bölümünde tanzim edilmiştir.
1. Yedi maddeden ibaret olan birinci bölümde, düşünce ve muhayyile mahsullerinden hangi lerinin keyfiyet itibariyle kanunun çerçevesi içine girdiği yani fikir eseri olarak vasıflandırılabileceği hususu tâyin edildikten sonra (madde 1 ve 6), fikir ve sanat eseri olarak kabul edilen bütün mahsulleri mahiyet veya tezahür şekillerini kale almaksızın aynı hükümlere tâbi tutmak imkânsız olduğu ve bu itibarla roman, sinema filmi, tablo, sahne eseri, güfteli beste, ilmî konfe rans gibi birbirinden çok farklı olan eserler birbirinden az çok farklı hükümlere ihtiyaç göster diği için pratik mülâhazalara dayanan bir tasnif yapılmış ve nazara alınması lâzımgelen bütün fikir eserleri, (-S. Sayısı : 289
a) ÎÜm ve edebiyat eserleri (madde 2)
b) Musiki eserleri ( » , 3)
c) Güzel sanat eserleri ( » 4)
d) Sinema eserleri ( » 5) adları altında dört grup halinde toplanmıştır.
Bu suretle bir taraftan (fikir ve sanat eseri) tâbirinden nelerin anlaşılması lâzımgeldiği, ez cümle alâmeti farika, ihtira beratı, faydalı resim ve model gibi mahsullerin bu kanunun dışında kaldığı derhal belli olmakta, diğer taraftan da kanunda yazılı misaller, şüphe ve tereddüt halin de, yargıç için bir nevi direktif vazifesini görmekte ve nihayet gruplardan her birine mahsus bâzı özel hükümlerin tatbik ve tefsiri (meselâ madde 33, 34, 35, 37, 38, 39, 40, 41, 53, 54) kolaylaş tırılmış bulunmaktadır.
Fikir ve sanat eseri sayılamamakla beraber mahiyet veya ilgileri itibariyle yürürlükte olan Telif Hakkı Kanununda nazara alman bâzı mahsuller hakikaten özel hükümlere muhtaç olduğun dan tasarının 84 - 88 nci maddelerinde eserlerin ad, alâmet ve dış şekillerini iltibasa meydan verilmiyeeek surette diğer bir eserde kullanılmıyac ağı, işaret, resim ve ses nakline yarıyan aletlerin suiistimal edilemiyeceği, mektup ve hâtıraların haksız olarak yayımlanamıyacağı, resim ve portre lerin de yalnız muayyen şartlar altında teşhir veya neşir edilebileceği gibi meseleler memleketimi zin özel ihtiyaçlarına uygun ve modern yabancı kanunlara muvazi olarak halledilmiştir.
2. Tasarının beş maddeden ibaret olan ikinci bölümünde eser sahibi meselesi hükümlere bağ lanmıştır. Fikir ve sanat eseri, sahibinin hususiyetini taşıyan düşünce veya muhayyile mahsulü olduğu için ancak eseri vücuda getiren kimse keli menin asıl mânasında eser sahibi olabilirse de ga yet mantıki ve muvafık olan bu esas tatbikat bakımından bâzı güçlükler doğurmaktadır. (Me selâ memur veya müstahdem yahut birden çok kimseler tarafından vücuda getirilen eserlerde).
Bu gibi güçlükleri gidermek maksadiyle tasarının .8 - 10 ncu maddelerinde özel hükümler teklif edilmiştir ki, bunlar bugünkü kaidelerin esas itibariyle aynı olmakla beraber henüz tanzim edil memiş olan bâzı hususları medeni hukuk prensip lerine uygun .olarak yeniden düzen altına almak tadır. Pratik kolaylıklar sağlamak düşüncesiyle bir sinema eserinin sahibi olarak, bu eseri film haline sokan müessese kabul edildiğinden eserin ibdaı ile ilgili ilan sanatkârların mânevi men faatlerinin de ayrıca korunması lâzımgelmiştir ki, bu maksada tasarının 81 - 83 ncü moddeleri tahsis edilmiştir.
Eser sahipliğine mütaallik karineler bugün yürürlükte olan kanunda olduğu gibi bütün diğer memleketlerin mevzuatında da bulunmaktadır. Bu karinelerden maksat, eser sahibi sıfatiyle her hangi bir hak iddia eden kimsenin, kendisinin eser sahibi olduğunu ispat külfetini kolaylaştırmak tadır. Bu hususta çoğaltılması kabil olan eserlerin sicile kaydı ve bir veya birden çok nüshanın muayyen bir mercie tevdii hususları önemli rol oynamak tadır. Fakat bugünkü durum tatmin edici değildir. Çünkü 2527 sayılı Basmayazı ve Resimleri Derleme Kanunundaki ağır tevdi mec buriyeti karşısında, sırf tescil maksadiyle üç nüshanın daha tevdii külfeti, hikmeti, vücudunu kay betmiştir. Bundaki başka hakkın iddiasını tescile tâbi tutmak, eser sahiplerinin durumunu sağla maktan ziyade haksız olarak son derece güçleştirmektedir. Bundan dolayıdır ki* bütün modern mevzuatla milletlerarası andlaşmalarda eser sahibine tanınan haklar tescil külfetine tâbi tutulma maktadır. Bu sebeplerden dolayı tescil usulünden vazgeçilmiştir.
3. Tasarının, 35 maddeden ibaret olan üçüncü bölümü (Fikrî haklar) başlığı altında kanunun temelini teşkil etmektedir. Bu maddelerde, bir fikir eserinden temin edilecek faydalar hususun da, bir yandan eser sahibine diğer yandan âmmeye ve fertlere tanınan hak ve salâhiyetler sayıl makta ve geniş bir tarzda tanzim edilmektedir.
Tasarının 13 ncü maddesinde: «fikir ve sanat eserleri üzerinde sahiplerinin malî ve mânevi menfaatleri bu kanun dairesinde himaye görür» dendiğine göre eserin sahibine, sahipliği dolayısiyle kendisinin eser ve onun parçaları üzerindeki malî ve mânevi menfaatlerini korumak için, tahditsiz takyitsiz olarak değil, belki âmme ve üçüncü kişilerin maddi ve mânevi menfaatlerini tartarak yalnız münasip görülen ölçü ve genişlikte süpjektif haklar tanınmıştır. Bu süpjektif hak- îar bir taraftan mahiyeti itibariyle daha ziyade mânevi, diğer taraftan mahiyeti itibariyle daha ziyade malî olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır. Birincilere mûtat terminolojiye uygun olarak (Mânevi haklar) adı verilmiş ve bunlar tasarının 14 - 19 ncu maddelerinde ayrı ayrı gösterilmiş tir. Diğerleri ise, yine mûtat terminolojiye uygun olarak (Malî haklar) tabiriyle adlandırılmış ve tasarının 20 - 29 ncu maddelerinde ayrı ayrı gösterilmiştir. Nihayet tasarının 30 - 47 nci madde leri, eser sahibine tanınan hakların, âmme intizamı mülâhazası ve âmme ile diğer fertlerin men faatleri dolayısiyle mâruz kaldığı tahditleri ihtiva etmektedir. Eser sahipliğinden doğan hak ve salâhiyetlerin mahiyet, vüsat ve şümulü bu suretle kanunun bünyesinden kolayca anlaşılabilir.
Münferit fikrî haklara gelince :
A) Mânevi mahiyette olanlar, ezcümle eseri umuma arzetmek veya etmemek salâhiyeti, sahi binin adını zikretmek veya etmemek salâhiyeti, eserde değiştirmeler yapmak veya yapmamak salâhiyeti, eser sahibinin zilyed ve malike karşı haiz olduğu haklar bugün yürürlükte olan ka nunda hiç nazara alınmamış ve bunlara yalnız Borçlar Kanununda neşir mukavelesi münasebe tiyle biraz temasedilmiştir. Bu büyük boşluk tasarıda; Medenî Kanunumuzda şahsiyetin hima yesi hakkında hâkim olan ruha uygun olarak doldurulmuş ve bu suretle tanınan salâhiyetler mak sada elverişli dâva imkânları ile müeyyidelendirilmistir. (Madde 66 - 71).
B) Eser sahibinin gayrimaddi yani manevî menfaatlerinin himayesine atfedilen büyük öneme rağmen tarihî gelişim ve bugünkü sosyal durum açıkça gösteriyor ki, hukuki koruma isteğinin ha kiki, saiki, eser sahibinin malî menfaatlerinin tecavüze rağmen veya böyle bir tehlikeye mâruz bu lunmasıdır. Bütün Devletlerin kanunlarında bu keyfiyet nazara alınmışsa da yine muhtelif mem leketlerin mevzuatında bu hususta farklar görülmektedir. Zira her Devletin kanun vazu, eser sahibinin malî menfaatlerine hudutsuz bir himaye tanımamakta, hattâ bilâkis Devlet ve münfe rit vatandaşların menfaati namına halin icabına göre, bâzan pek ehemmiyetli bazan daha az önemli tahditler koymaktadır. Demek oluyor ki fikir ve sanat eserleri hakkındaki bir kanunun hakiki şümul ve temayülü eser sahibine tanınan haklardan değil,ancak kanun yapanın isabetli olacağı zanniyle koyduğu tahditlerden anlaşılabilir. Bu sebeplerden dolayı tasarının 20 nci mad desinde, alenileşmiş ve bu suretle insanlığın kültür servetinin bir cüzü haline gelmiş olan bir eserin sahibinin, ancak bu kanunun kendisine tanıdığı malî haklardan faydalana bileceği prensibi ifadesini bulmuştur. Demek oluyor ki:
a) Eser sahibine sırf eser sahipliğinden doğan ve tasarının 21 - 25 nci maddelerinde sayı lan malî haklar, ezcümle eseri işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve radyo ile yayım hakları tevcih edilmektedir. Eser sahibi başka faydalanma imkânlarını kendisi için mahfuz bulunduramaz.
b) Eser sahibine tan-man malî haklar ancak kanunun tâyin ettiği süre, yer ve konu dairesinde kendisine bağışlanmıştır. Bu hakların zaman itibariyle olan hududu 26 - 29 ncu maddelerde, konu bakımından olan hududu ise 30 - 47 nci maddelerde, yer itibariyle olan hududu da 89 ncu madde de gösterilmiştir. ? ? *! »¥ s? * 7 *r *? *?** *-? '"* -
c) Eser sahipliğinden doğan çeşitli malî haklar iktisadi ve hukuki bakımdan birbirinden müs takil oldukları için bunlar - yürürlükte olan kanunla hemahenk olarak - eümleten veya ayrı ayrı devredilebilir. Bunlardan birinin tasarrufu ve kullanılması diğerine tesir etmez (Madde 20).
d) Hak sahibinin rızası olmadıkça eserden faydalanılamıyacağı cihetle eser sahibinden başka ancak onun hukuki halefleri malî haklardan kanunen, sözleşme hükmü veya idari tasarrufla ken dilerine intikal etmiş olduğu ölçüde istifade edebilirler. (Bu hususa ait mufassal hükümler tasa rının 48 - 65 nci maddelerine konmuştur).
O) Bununla beraber gerek yürürlükte olan kanunun gerek tasarının ifade tarzı; eser sahibi ne, eserini işlemek, çoğaltmak, yaymak, temsil etmek hususunda kanunen bir sübjektif hak tanın dığı yolunda bir zehap uyandırmamalıdır. Her hangi bir kanuni hükme hacet olmadan da eser sa hibi bu imkânlara maliktir ve telif hakkının meçhul olduğu devirlerde de bu imkândan faydalanagelmiştir. Kanun ve tasarının ifade etmek istedikleri ve (Malî hak) kalıbına soktukları keyfiyet, hakikati halde, bir şeyi yapmak salâhiyeti değil, bir şeyin yapılmasını men veya yapılmasına müsa ade etmek salâhiyetidir. Bütün bu haklar bu suretle mutlak haklar seviyesine yükseltilmiş olduğu ve bu hakların hukuki mahiyeti, tecavüzleri meni ve refetimek fonksiyonunda mündemiç bulunduğu cihetle, eser saJhibine kanunen tanınan malî haklar da, 'bünyeleri itibariyle meni ve refi salâhiyetleri ni ihtiva eden mutlak haklardandır. Bu haklar, eser sahibini; eserinin; kendisinin müsaadesi ol maksızın iktisadi maksatlarla işlenmesi, çoğaltılması, yayımlanması, alenen söylenmıesi, teşhir veya temsil edilmesi veya radyo vasıtasiyle yayımına karşı korumaya matuftur.
Malî hakların bu seciyesi; bir yandan, eser sahibinin refi ve men hakkını haiz bulunmadığı hal lerin sayılmış olmasından (Madde 30 - 47) öte yandan, hakikati halde bu refi ve meni salâhiyet lerinin hukuki ifade şekillerinden başka birgey olmıyan ce