Yürütme maddesidir.
özlem Alt Komisyon Raporu ADALET KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA “Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı (1/625)”, 18/5/2012 tarihinde tali komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna ve esas komisyon olarak Komisyonumuza havale edilmiştir. Tasarı, Komisyonumuzun 4/10/2012 tarihli 21’ inci toplantısında Hükümeti temsilen Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Adalet Bakanlığı, Avrupa Birliği Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Danıştay Başkanlığı, Yargıtay Başkanlığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye Barolar Birliği ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği temsilcilerinin katılımıyla görüşülmüştür. Tasarı, ayrıntılı biçimde incelenebilmesi amacıyla 9 üyeden oluşan Alt Komisyona havale edilmiştir.
Tasarı, Alt Komisyonumuzun 10/10/2012 tarihli toplantısında Adalet Bakanlığı, Avrupa Birliği Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Danıştay Başkanlığı, Yargıtay Başkanlığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye Barolar Birliği ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği temsilcileri ile Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sema TAŞPINAR AYVAZ’ ın katılımıyla görüşülmüştür.
Yapılan görüşmelerde aşağıdaki görüşler ileri sürülmüştür.
- Tasarı ile oluşturulan Komisyonun üye yapısına bakıldığında; Komisyon, Adalet Bakanlığının merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında çalışan hâkim ve savcılar ile üniversite öğretim görevlileri ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarda çalışan kamu görevlileri arasından Adalet Bakanı tarafından atanacak dört kişi ve Maliye Bakanı tarafından atanacak bir kişiden oluşmaktadır. Komisyon, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruların tazminat ödenmesi suretiyle çözümü konusunda görevlendirilmektedir. Çözüme esas olacak başvuruların ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı veya mahkeme kararlarının geç veya gereği icra edilmediği hususları göz önünde bulundurulduğunda, atamaların Adalet Bakanı ve Maliye Bakanı tarafından yapılacak olması, Komisyonun bağımsızlığını ve tarafsızlığını ortadan kaldırabilecek niteliktedir. Bu noktada Komisyonun, Yüksek Yargı organlarından ve Türkiye Barolar Birliği’nden de temsilcilerin katılımıyla oluşturulması, Komisyonunun bağımsızlık ve tarafsızlık karakterinin hayata geçirilmesi bakımından daha uygun olacaktır. Bağımsızlık ve tarafsızlık karakteri, bahse konu görev ve yetkilerin Yüksek Yargı Organları bünyesinde oluşturulacak kurul veya komisyonlara tevdi edilmesi suretiyle de sağlanabilir. Bu husus bir çözüm önerisi olarak göz önünde bulundurulmalıdır.
- 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü bünyesinde İnsan Hakları Daire Başkanlığı kurulmuştur. Mezkûr Başkanlığa, Dışişleri Bakanlığı ile işbirliği yapmak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin savunmaları hazırlama ve gerektiğinde oturumlara temsilci gönderme yetkisi verilmiştir. Bu nokta da şu husus dikkate şayandır: Hem başvurularda savunma yapma görev ve yetkisinin Adalet Bakanlığı bünyesindeki bir Başkanlığa verilmiş olması hem de başvurunun tazminat ödenmesi yoluyla çözümü konusunda görevlendirilen Komisyon üyelerinin kahir ekseriyetini atama yetkisinin Adalet Bakanına tanınmış olması, Tasarının kendi içerisinde bir tezadı barındırdığını göstermektedir.
özlem - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokoller kapsamında korunan haklara ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatları doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti aleyhine verilen ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da Bakanlar Kuruluna Kanunun uygulama alanının genişletilmesi yetkisinin verilmesi –hele de Kanunun geçici bir uygulama alanına sahip olması gerçeği göz önünde bulundurulduğunda- yasama yetkisinin devri olarak telakki edilmektedir.
- Tasarı ile yalnızca tazminat ödenmesi suretiyle başvuruların neticelendirilmesi modeli kabul edilmekte ancak eski hale iade veya yargılamanın yenilenmesi şeklinde farklı giderim/çözüm yolları öngörülmemektedir. Bu eksikliklerin de gerekli değişiklikler yapılmak suretiyle giderilmesi gerekir.
- Yargılama mercileri tarafından verilmiş kararların gereği gibi yerine getirilmemesi veya henüz yargılaması devam eden dosyalarla ilgili olarak tazminat miktarının takdir edilmesinde idari bir Komisyona yetki verilmesi kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırılık teşkil eder. Özellikle bazı durumlarda dosyaların çok kapsamlı ve teknik detaylardan oluşması durumunda Komisyonun dosyanın içeriğine nüfuz edememesi de kuvvetle muhtemeldir. Dolayısıyla yargılamanın gecikme sebepleri hakkında yeterli inceleme yapma imkânı olmayan bir Komisyonun, hakkaniyete uygun miktarda tazminat belirleyebileceğinden bahsetmek doğru değildir.
- Komisyon kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebileceğine dair hüküm, Tasarının başkaca bir eksikliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Şöyle ki; örneğin Yargıtay veya Danıştay incelemesinden geçmiş bir dosya hakkında makul sürede sonuçlandırılma şartının ihlal edilip edilmediği ile ilgili olarak daha alt dereceli bir mahkemenin görevlendirilmesi, sorunlara neden olabilecek niteliktedir. Diğer taraftan idari ve adli yargı ayırımına gidilmeksizin, itirazları inceleme yetkisinin bilâ-istisna Ankara Bölge İdare Mahkemesine verilmesi de aynı sonucu doğuracaktır.
Her ne kadar Tasarı hakkında yukarıda belirtilen eleştiriler ileri sürülmüşse de aşağıda belirtilen noktalardan Tasarıya bakıldığında bahse konu eleştirilerin karşılandığı görülecektir.
- Son yıllarda hızla sürdürülen yargı reformu çalışmalarına rağmen, yargılamalar çeşitli sebeplerle makul sürelerde sonuçlandırılamamaktadır. Bunun sonucu olarak ilgililer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkına ilişkin 6’ncı maddesinin ihlal edildiği gerekçesiyle başvurmaktadır. Bu başvurulardan dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine verilmiş bulunan çok sayıda ihlal kararı bulunmaktadır. Tasarı ile ihlal kararı verilmeden önce uyuşmazlık çözülmesine ilişkin model geliştirilmekte ve böylece bir taraftan her yıl önemli miktarlarda tazminat ödemek yükümlülüğünün ortadan kaldırılması, diğer taraftan da insan hakları alanında uluslararası toplumda oluşan olumsuz görünümün izalesi amaçlanmaktadır.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 39’uncu maddesi dostane çözümler başlığını taşımaktadır.
Bu maddeye göre, başvurunun herhangi bir aşamasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme ve Protokollerinde tanımlanan insan haklarına saygı esasından hareketle, davanın dostane çözüm ile sonuçlandırılması için ilgili olarak taraflara hizmet sunabilmektedir. Tasarı ile öngörülen model esasen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından yürütülen dostane çözüm yolunun, uyuşmazlık hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar vermeden çözülmesini sağlamayı amaçlamaktadır.
özlem - Dostane çözüm, tarafların başvurunun görülmesine son vermek yönündeki anlaşmasıdır. Bu bağlamda dostane çözüm, başvurucu ve ilgili Devletin birbirlerini karşı karşıya getiren uyuşmazlığı sona erdirmek için anlaşabilmelerine ve bu uzlaşmanın genellikle başvurucuya bir miktar para ödenmesi tarzında şekillenmesi olduğuna göre, Tasarı ile öngörülen model, esasen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 39’uncu maddesinin iç hukuktaki izdüşümünün oluşturulmasından ibarettir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tarafları her zaman dostane çözüm bulmaya teşvik edebilmesi de (m. 39) sorunun bu yolla çözümüne verilen ehemmiyetin bir tezahürü olduğuna şüphe yoktur.
- Tasarı ile öngörülen modelin bağımsız ve tarafsız bir Komisyon oluşturulmasına engel teşkil ettiği, bu nedenle de bu görevin yargı organlarına verilmesinin daha uygun olacağı itirazlarına gelince, zaten tazminata neden olan olgu, yargılamanın makul sürelerde sonuçlandırılamamasıdır. Hal böyle olunca anılan görevin tekrar bir yargılama makamına verilmesi, aynı gerekçeye dayalı ayrı bir sorunun ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Bu nedenle uzun yargılamaya ilişkin getirilecek tazminat yolunun bizatihi kendisinin uzun sürmesi, öngörülen modelin sonuçsuz kalmasına neden olacağından bu sonucu doğurabilecek usulleri tercihten kaçınılması gerekmektedir (Bkz.
Belinger/Slovenya Kararı, 42320/98).
- Tasarı ile yalnızca tazminat ödenmesi suretiyle başvuruların neticelendirilmesi modeli kabul edilmekte ancak eski hale iade veya yargılamanın yenilenmesi şeklinde farklı giderim/çözüm yolları öngörülmediği eleştirisi, Tasarının öngördüğü model göz önünde bulundurulduğunda yerinde değildir.
Şöyle ki, tazminat ödenmesi ancak ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı veya mahkeme kararlarının geç veya gereği icra edilmediği hususları ile sınırlı olduğundan bu durumlardan kaynaklanan zararların giderilmesi ancak hakkaniyete uygun bir tazminatın ilgililere ödenmesi suretiyle gerçekleştirilebilecek niteliktedir. Özellikle yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı durumlarda eski hale iade şeklinde bir mekanizmanın söz konusu olması zaten işin doğası gereği mümkün değildir. Yargılamanın yenilenmesi mekanizmasına gelince zaten kararın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile eki protokollerinin ihlali suretiyle verildiği ve bu aykırılığında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı ile tespit edilmiş olması durumu, usul kanunlarımızda yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilmiştir (Ceza Muhakemesi Kanunu m. 311/1-f, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.375/1-i).
Tasarı üzerinde yapılan değişiklikler aşağıdaki gibidir:
- Tasarının adı daha sade ve anlaşılır hale getirilmesi amacıyla “AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNE YAPILMIŞ BAŞVURULARIN TAZMİNAT ÖDENMEK SURETİYLE ÇÖZÜMÜNE DAİR KANUN TASARISI” şeklinde değiştirilmiştir.
- Tasarının 1’inci maddesi aynen kabul edilmiştir.
- Tasarının 2’nci maddesi aynen kabul edilmiştir.
- Tasarının 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b), (d) ve (e) bentlerinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 34’üncü maddesi ile uyumluluğun sağlanması amacıyla (Sözleşmenin 34’üncü maddesinde bireysel başvuruda bulunabilecek olanların mağdur olduğunu öne süren her gerçek kişi, hükümet dışı kuruluş veya kişi grupları olarak tanımlanması nedeniyle) değişiklik yapılmıştır. Madde yapılan değişiklik doğrultusunda kabul edilmiştir.
- Tasarının 4’üncü maddesi, Komisyonun üye yapısında öngörülen değişikliğin sağlanması amacıyla değiştirilerek kabul edilmiştir.
özlem - Tasarının 5’inci maddesi; ikinci fıkrasına göre müracaat süresi Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlamadığından, Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte Komisyon üyelerinin atanması ve Komisyonun faaliyetine başlaması hemen gerçekleşmeyeceğinden, bu maddenin yürürlüğe girmesi yürürlük maddesiyle ileri bir tarihe bırakıldığından bu hükümle uyumluluğun sağlanması, diğer taraftan da Bakanlar Kurulu kararıyla kapsamın genişletilmesi veya sürenin uzatılması durumlarında müracaat hakkı kazananların bu haklarını hangi tarihten itibaren kullanabilecekleri konusuna açıklık getirilmesi amacıyla değiştirilerek kabul edilmiştir.
- Tasarının 6’ncı maddesi aynen kabul edilmiştir.
- Tasarının 7’nci maddesinin dördüncü fıkrasının son cümlesi, ödemeye ilişkin düzenlenecek kâğıtların damga vergisinden, yapılacak işlemlerin de harçlardan müstesna olduğu hükmüne açıklık kazandırılması amacıyla değiştirilmiştir. Madde yapılan değişiklik doğrultusunda kabul edilmiştir.
- Tasarının 8’inci maddesi aynen kabul edilmiştir.
- Tasarının 9’uncu maddesinde geçen “5/5/2012” ibaresi, insan hakları ihlallerinden kaynaklanan sorunları uluslararası yargı organlarına intikal etmeden önce çözmeye yönelik olarak 30/03/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunla bireysel başvuru hakkı tanınması ve bu Kanunun bireysel başvuru hakkındaki maddelerinin de 23/9/2012 tarihi itibarıyla uygulamaya girecek olması hasebiyle, iki hüküm arasında paralellik sağlanması amacıyla “23/9/2012” olarak değiştirilmiş ve madde yapılan değişiklik doğrultusunda kabul edilmiştir.
- Tasarının 9’uncu maddesinden sonra gelmek üzere, Tasarının 4’üncü maddesine göre kurulması öngörülen Komisyonun göreve başlaması hususunda intikal hükümlerini öngören geçici 1’inci madde ihdas edilmiştir.
- Tasarının 10’uncu maddesi değiştirilerek kabul edilmiştir.
- Tasarının 11’inci maddesi aynen kabul edilmiştir.
Tasarının maddeleri redaksiyona tabi tutulmuştur.
Raporumuz, Komisyon Başkanlığına saygı ile arz olunur. 16/10/2012 Alt Komisyon Başkanı Üye Üye Murat Göktürk Murat Bozlak İsmail Kaşdemir Nevşehir Adana Çanakkale (Muhalefet şerhimiz vardır) Üye Üye Üye Bilal Uçar Bülent Turan Murat Başesgioğlu Denizli İstanbul İstanbul (Muhalefet şerhimiz vardır) Üye Üye Üye Ali İhsan Yavuz Dilek Akagün Yılmaz Ali İhsan Köktürk Sakarya Uşak Zonguldak (Muhalefet şerhim vardır) (Muhalefet şerhimiz vardır) özlem KARŞI OY YAZISI Söz konusu tasarının insan haklarına saygı ve insan hakları konusunda ortaya çıkan aksaklıkları kendi iç hukukumuzda çözüme bağlama ilkeleriyle Ümmühan Kaplan kararının gereğinin yerine getirilebilmesi için hazırlandığı genel gerekçesinde ifade edilmiştir.
Yine tasarının amacının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) yapılmış başvuruların tazminat ödenmesi suretiyle çözüme kavuşturularak, bir taraftan insan haklarına saygı ilkesinin tam anlamıyla tesis edilmesi, diğer taraftan da, ülkemizin uluslararası alanda insan haklarına saygı konusunda özensiz olduğu şeklindeki bir algının önüne geçilmesi olduğu vurgulanmıştır.
Ancak, tasarının maddelerini irdelemeden önce, insan haklarına saygı ilkesinin tam anlamıyla tesis edilebilmesi için; ihlalden sonra tazminatın ödenmesinin yeterli olmadığını ve aslen insan haklarına saygılı bir ülkede bu ihlallerin gerçekleşmesinin önlenmesi gerektiğini belirtmek gerekir.
Maalesef, ülkemizde bir taraftan ileri demokrasi söylemi AKP İktidarı tarafından sıkça kullanılırken, diğer taraftan insan hakkı ihlallerinin oldukça arttığı görülmektedir.
Alt Komisyonda tasarı hakkında bilgi veren ve tasarının TBMM'ye sevk gerekçelerini anlatan Adalet Bakanlığı yetkililerince de açıkça ifade edildiği üzere; 31 Ağustos 2012 tarihi itibariyle ülkemiz, AİHM'e 16.650 başvuru ile 47 ülke arasında Rusya'dan sonra ikinci sıradadır. Ayrıca;
verilen ihlal kararları açısından ise; 47 ülke arasında birinci sıradadır. Ülkemiz geride bıraktığımız yıl itibariyle hakkında en çok ihlal kararı verilen ülkeler arasında açık ara öndedir.
Ülkemizdeki, özellikle, Özel Yetkili Mahkemelerdeki uzun süreli tutuklama kararları münferit olmaktan çıkmış, basmakalıp gerekçelerle verilen sistematik bir hale dönüşmüştür. Sistematik hale dönüşen, makul süreyi aşan tutuklama kararları nedeniyle başta milletvekillerimiz olmak üzere, öğrenci, gazeteci, asker - sivil binlerce yurttaşımız cezaevlerinde çürütülmektedir. AİHM 2009 yılından bu yana uzun süreli ve haksız tutukluluklar nedeniyle ülkemiz hakkında 440'ı aşan kez karar vermiş ve ülkemizi mahkûm etmiştir. AİHM kararlarında uzun ve haksız tutuklulukların peşin cezaya dönüştüğü ve bu durumun ağır insan hakkı ihlali oluşturduğu açıkça vurgulanmıştır.
Tasarı makul süreyi aşan haksız tutuklulukları kapsamamaktadır.
Keza, The Economist dergisinin her yıl yayınladığı demokrasi endeksine göre; 88. Sırada olan Türkiye "Melez (hibrid)" sınıfında Filipinler, Endenozya, Tayvan gibi ülkelerin gerisindedir.
Freedom House'un 2012 Dünyada Özgürlükler Raporu'na göre Türkiye; "Kısmen -özgür" ülkeler arasında yer almaktadır. Türkiye'de demokrasi ve özgürlükler için tehlike işaretleri ortaya çıkmıştır. Bu kategoride yer alan ülkelerde siyasi haklara ve özgürlüklere fazla saygı gösterilmemekte, genellikle bu ülkelerde tek parti diğer siyasi aktörleri bastırarak siyaseti domine etmektedir.
Tanzanya, Zambiya, Filipinler gibi ülkeler, ülkemizle aynı kategoride yer alan ülkelerdir.
Yine ilgili rapora göre; Türkiye'de bireysel özgürlükler ve siyasi haklar konusunda 2005 yılından bu yana bir değişim gözlenmemiştir.
Associated Press'in 2011'de yayınladığı araştırmaya göre; Türkiye terörle mücadele yasalarını kullanarak, terör suçlamasıyla mahkûmiyet kararında başı çeken ülkedir. AP'nin araştırması 66 ülkeyi kapsamaktadır ve 66 ülkedeki 35 bin 117 mahkûmiyetin 12 bin 897'si Türkiye'dedir.
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün araştırmalarına göre ülkemiz 2011 - 2012 Basın Özgürlüğü Endeksi baz alındığında en kötü durumda olan ülkeler içerisinde yer almaktadır. Türkiye, bir önceki rapora göre 10 sıra gerileyerek 179 ülke arasında 148. Sırada yer alarak Fas, özlem Uganda, Gambia gibi ülkelerin gerisine düşmüştür. AB'ye üye olmak isteyen ülkeler içerisinde basın özgürlüğü açısından en kötü olan ülke Türkiye'dir. Rapora göre, ülkemizde gazeteciler hapse atılmakta, basın sürekli sansüre uğramaktadır.
Yine AB Türkiye 2012 Yılı İlerleme Raporu'na göre; "Ergenekon, Balyoz gibi davalar" da başta olmak üzere "Savunma Hakkı, yargılama öncesi tutukluluk sürelerinin uzunluğu ile fazlasıyla uzun ve çok kapsamlı iddianameler bakımından endişeler devam etmiş olup, bu durum, söz konusu yargılamaların hukuka uygunluğunun kamuoyu tarafından kayda değer ölçüde sorgulanmasına yol açmıştır." Ayrıca söz konusu davalar AB Raporuna göre; Türk siyasetinde kutuplaşmaya yol açma eğilimindedir. İlerleme raporunda soruşturmaların hızla genişleme eğiliminde olması, yargının yalnızca polis tarafından toplanan ve gizli tanıklar tarafından sağlanan kanıtları kabul etmesi ağır bir şekilde eleştirilmiştir.
HSYK'nın yapısı, Deniz Feneri Davası'ndaki savcıların görevden alınması yargı üzerindeki yürütmenin baskısını yansıttığı yönünde endişeler doğurduğu İlerleme Raporuna giren saptamalar arasındadır.
Hâkimlerin genel yükümlülüğü olan kararlarını gerekçelendirmelerine ilişkin hükümlerin Ergenekon, Balyoz, Kafes, Oda tv ve diğer siyasallaşmış davalarda uygulanmasına yönelik sorunların bulunduğu da 2012 Yılı AB İlerleme Raporunda açıkça belirtilmiştir. KCK ile ilgili soruşturmanın önemli ölçüde genişletildiği de vurgulanmıştır.
Dolayısıyla, normal süreleri aşan yargılamalara çözüm bulunamadığı, milletvekillerimizin tutukluluğunun devam ettiği, Özel Yetkili Mahkemelerde uzun ve haksız tutukluluklar nedeniyle insanların cezaevinde çürütüldüğü, ifade ve basın özgürlüğü konusunda baskıların sürdüğü bir süreç devam ederken sadece ihlallerin bir bölümüne tazminat ödemek suretiyle ülkemizin insan haklarına saygılı bir devlet konumuna geldiğinin kabulü olanaklı değildir.
Tasarı içeriği açısından incelendiğinde ise;
Tasarının 2. Maddesinin 2. Fıkrasında "Adalet Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da bu kanun hükümleri" uygulanabilir şeklindeki düzenleme Bakanlar Kuruluna yargıyı ilgilendiren bir alanda kapsamı ve sınırları belli olmayan bir yetki verilmesi mahiyetindedir. Bu yetkinin hangi amaçlarla kullanılacağı açık olmadığı gibi AİHM'in Türkiye'den beklentilerinin oldukça dışına taşılmaktadır. Verilen yetkilerin kapsam ve sınırlarının açıkça kanunla belirlenmesi hukuk devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin olmazsa olmaz koşuludur. Bakanlar Kuruluna verilen yetki hukuk devletinin temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Tasarının 4. Maddesinde; kanun kapsamında yapılacak müracaatlar hakkında karar vermek üzere Adalet Bakanlığının merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında çalışan hâkim ve savcılar arasında Adalet Bakanı tarafından atanacak 4 kişi ile Maliye Bakanı tarafından, Maliye Bakanlığı personeli arasından atanacak 1 kişiden oluşan toplam 5 kişilik bir komisyon kurulacağı komisyon başkanının üyeler arasından Adalet Bakanı tarafından seçileceği ifade edilmiştir.
Ancak, bu düzenleme ilke olarak doğru bir düzenleme değildir. AİHM kurulacak yol ile ilgili olarak "Etkin" bir yol olmasını ilke olarak belirlemiştir. Bu anlamda karar verecek makamın "Adil yargılamaya" uygun karar verecek "Bağımsız bir organ" olması zorunludur. Ancak tasarıda öngörülen kurul, bağımsız bir kurul olmadığı gibi adil yargılanmayı sağlayacak nitelikte yetkin bir kurul da değildir.
Direk yürütmeye bağlı Adalet Bakanı ve Maliye tarafından atanacak kişilerden oluşmaktadır.
özlem Bu nedenle kurulun yapısı ve oluşturulma biçimi uygun değildir. Bu yolla ilgili olarak Yargıtay'ın bir dairesinin görevlendirilmesi, olmadığı takdirde Yargıtay'ın, Danıştay'ın, Türkiye Barolar Birliğinin kendi içlerinden görevlendirecekleri yargıç ve avukatlardan bağımsız bir kurulun oluşturulması daha uygundur. Diğer ülkelerdeki emsal uygulamalara bakıldığında; AİHM'in önerisi gereği İtalya'da Pinto Yasası ve Moldova örneklerinde "Tazminata karar vermek üzere bağımsız mahkemeler" görevlendirilmiştir.
Komisyonun sekretarya hizmetlerinin Adalet Bakanlığı tarafından yürütülmesine yönelik düzenleme de kurulun bağımlılığını teyit etmektedir.
Keza, Tasarının 5. Maddesindeki düzenleme; Bu madde ve 9. madde tazminat vermek üzere oluşturulan organın geçici bir organ niteliğini ortaya koymaktadır. Oluşturulan yolun sadece AİHM'de derdest olan ve 23.09.2012 tarihi itibariyle AİHM nezdinde kaydedilmiş davalara uygulanması sadece AİHM'de birikmiş davaların tasfiyesi amacıyla düzenlendiğini göstermektedir. 23.09.2012 Anayasa Mahkemesine müracaatların başlama tarihidir. Tasarıda 23.09.2012 tarihinin esas alınması Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yoluyla bu yöndeki sorunların çözüleceği algısından kaynaklanmaktadır. Ancak bireysel başvuru hakkını düzenleyen Anayasa m. 148/3 "Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır" hükmü gözönüne alındığında uzun yargılamalara ilişkin başvurularda kanun yollarının tüketilmesi sözkonusu olamayacağından Anayasa Mahkemesinin bu başvuruları ilkesel olarak kabul etmeyebileceği çok açıktır.Bu durumda yapılan sadece AİHM de devam eden başvurulara ilişkin bir düzenleme öngörüldüğü ve sorunun kökten çözülmek istenmediği açıktır.Üstelik benzer düzenlemeler olan İtalyan Pinto Yasasında ve Moldova örneğinde devam eden davalarda da uzun süren yargılamalar nedeniyle iç hukukta tazminat ve diğer yaptırımlar öngörülmektedir.
Tasarının 7. Maddesinde komisyonun müracaat hakkında 9 ay içinde karar vermek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Ancak bu süre uzun bir süredir. Emsal örneklerinde İtalya'da Pinto Yasası ile bu süre 4 ay olarak, Moldova örneğinde ise; 3 ay olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla tasarıda öngörülen 9 aylık süre oldukça uzun bir süredir.
Yine tasarının 7. Maddesinde; komisyon kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebileceği belirtilerek itiraz mercii olarak Ankara Bölge İdare Mahkemesi öngörülmüştür.
İtiraz üzerine verilen kararların kesin olacağı ifade edilmiştir. Ancak Bölge İdare Mahkemesi itiraz mercii olarak niteliği itibariyle uygun değildir. Çünkü tazminata hükmedebilmek için şartlar söz konusudur. Bu nedenle süreç kapsamlı bir bilgi ihtiyacı doğurmaktadır. Uygun olan itiraz mercii olarak Yargıtay ve Danıştay'da özel olarak oluşturulacak kurullara görev verilmesidir.
Keza, ödenmesine karar verilen tazminatın kararın kesinleşmesinden itibaren 3 ay içerisinde Maliye Bakanlığı tarafından ödeneceğine ilişkin düzenleme yeterli güvenceye bağlanmamıştır.
Üstelik hangi organ tarafından verilirse verilsin verilen kararın infazının sağlanabilmesi için kararın ilam niteliğinde belge olarak belirtilmesi infaz hukuku açısından daha uygun olacaktır.
Tasarının 8. Maddesinde ; Komisyon tarafından verilen kararın müracaata konu işlemin yapıldığı adli veya idari mercie gönderilmesi ,müracaata konu işlem sonuçlandırılmamışsa ivedilikle sonuçlandırılmasına yönelik bir düzenleme yapılmıştır. Ancak bu konuda bir yaptırım öngörülmemiştir.
özlem Bu konuda örnek olarak kabul edilebilecek olan İtalyan Pinto Yasasında ise "Bu karar mahkeme kalemi tarafından taraflara, sorumluluk hakkında araştırma yapılabilmesi için Sayıştay'da bulunan Hazine müşavirine ve herhangi bir şekilde dava konusu sürece müdahil olan kamu görevlileri hakkında disiplin işlemi yapılıp yapılmayacağına karar verecek olan makamlara bildirilir" hükmüyle sorumlular hakkında bir yaptırım öngörülmüştür. Bu tasarıda ise böylesi bir yaptırımın öngörülmemesi, rücu konusunda dahi bir düzenleme yapılmaması uzun süren yargılamalarda ihmali davranışı olan kamu görevlileri açısından hiçbir caydırıcılık taşımayacağından nihai olarak iç hukuktaki uzun süren yargılamaların engellenmesi sözkonusu olamayacaktır.
Tasarının 3. Maddesinde; müracaat: gerçek veya tüzel kişilerin komisyona ilettikleri talebi şeklindeki düzenleme: "müracaat: komisyona iletilen talebi şeklinde" alt komisyonda değiştirilmiştir.
Bu değişikliğin hedefi ileride doğuracağı neticeler konusunda alt komisyonda tam bir aydınlanma gerçekleşmemiştir. İleriye dönük bir takım şüpheler yeterince aydınlatılmamıştır.
Tüm bu nedenlerden ve Adalet Komisyonunda ileri süreceğimiz gerekçelerden ötürü Alt Komisyon raporuna ve tasarının çoğu düzenlemelerine karşıyız.
16.10.2012 Ali İhsan Köktürk Dilek Akagün Yılmaz Zonguldak Uşak özlem MUHALEFET ŞERHİ "Yargılama sürelerinin uzunluğu ile mahkeme kararlarının geç veya kısmen icra edilmesi ya da icra edilmemesi nedeniyle tazminat ödenmesine dair Kanun tasarısı" Alt Komisyon raporuna ve çoğunluk görüşüne aşağıda arz edilen nedenlerle katılamıyorum;
Vatandaşlarımız taraf oldukları davaları, ülkemizdeki iç Hukuk yollarını tükettikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurarak hak arama sürecini devam ettirmektedirler.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde gerek dava sayısı, gerekse ihlal kararı sayısı itibarıyla ülkemizin bulunduğu nokta iç açıcı değildir. Sadece makul sürede yargılanmamaya ilişkin dosya sayısı yılsonu (2012) itibarıyla 3500 dosyayı bulabileceği tahmin edilmektedir.
Burada tekrar dönüp;
a) İç hukukumuzda yargı süreçlerini,
b) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde savunma mekanizmalarımızı hem şekli hem de muhteva olarak yeniden sorgulamamız gerekiyor.
Yoksa ülkemiz aleyhine verilen sürekli ihlal kararları, Uluslararası camiada saygınlığımızı zedelemekte, diğer taraftan da her yıl önemli oranda tazminat ödemek zorunda kalınmaktadır. Bu ülkemizin hak ettiği bir durum değildir.
Tasarı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne ilişkin düzenlemeleri öngörmektedir. Bu çözümü iş yoğunluğu nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de desteklediği anlaşılmaktadır.
Ancak:
1- Tazminat taleplerine karar verecek olan KOMİSYON' un Adalet Bakanlığı bünyesinde oluşturulacak olması, Komisyonda görev yapacak üyelerin Adalet ve Maliye Bakanlarınca belirleneceği, bu nitelikleri itibarıyla komisyonun idari bir Kurul hüviyetinde olduğu, bağımsız ve tarafsız olamayacağı açıktır.
2- Tasarının 2. maddesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yerleşik içtihatları doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti aleyhine verilen ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da Bakanlar Kurulunca genişletilmesi yetkisinin verilmesi doğru değildir. Hangi ihlal alanlarının Kanun kapsamına alınacağı yasa hükmü ile belirlenmelidir. Saygılarımla arz olunur. 16/10/2012 Murat Başesgioğlu İstanbul özlem MUHALEFET ŞERHİ Türk Yargı Sistemindeki Yapısal sıkıntılardan dolayı başta tutukluluk sürelerinin uzunluğu olmak üzere makul sürelerde tamamlanmayan veya kısmen icra edildikleri için tarafı oldukları davalardan zarar gören yurttaşların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde dava açtıkları, bu davaların çok ciddi bir sayıya ulaştığı bilinen bir gerçekliktir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği kararlarla bu davaların bir çoğunu kabul ettiği, kabul edilen davalardan dolayı Türkiye aleyhine tazminatlara karar verildiği gibi, yüklü miktarda mahkeme masrafı ve avukatlık ücretlerine de hükmedilmektedir. Verilen her karar aynı zamanda Türk hukuk sisteminin siciline olumsuz bir not olarak düşmektedir.
Diğer taraftan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu davalardan dolayı yoğun bir iş yüküyle karşı karşıya kalmış durumdadır.
Hükümet, bu davaların oluşturduğu olumsuz sicilden, tazminat ve yargılama giderlerinden kurtulmak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu yolla kendi iş yükünü hafifletmek istiyor.
Dolayısıyla tasarı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'yle Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti arasında bir paslaşma tasarısıdır. Özü budur. Tasarı özde mağdur olan insanların mağduriyetlerinin önüne geçip bir an önce haklarına kavuşmalarını sağlayarak adaleti tesis ettirme amacından uzaktır.
Tasarı, yargı sistemimizdeki yapısal sıkıntıları giderme yerine yine sağ kulağımızı sol elimizle tutup işi özünde çözme yerine özdeki yanlışlıkları koruyarak geçici çözüm üretmektedir.
Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği kararlar Türk Hukuk Sistemi açısından yol gösterici mahiyette olduğundan, ulusal yargımızı yönlendirici özelliğinden dolayı da tasarıyı yerinde bulmuyoruz.
Tasarının 2'nci maddesinin 2'nci fıkrasına, "Adalet Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da Bakanlar Kurulu kararıyla bu kanun hükümleri uygulanabilir" denilerek, tasarının kapsam alanı çok genişletilmiştir. Adaletsizliğe ve bir çok kişiyi mağdur etmeye müsait bir belirlemedir.
Tasarının 4'üncü maddesinde belirlenen komisyonun oluşumu ve çalışma esasları noktasında doğrudan doğruya Adalet Bakanlığına birebir bağlı bir komisyon kuruluşu öngörülmektedir. Bu tarz oluşturulan komisyon tarafsız bir komisyon olamaz. Komisyonun tarafsız olması mağdur olanların mağduriyetlerinin giderilmesi için zorunludur. Oluşturulacak komisyonun sekreterya hizmetlerinin Adalet Bakanlığı tarafından yürütülmesini de komisyonun tarafsızlığı açısından doğru bulmamaktayız.
Komisyon için herhangi bir bütçenin ayrılmaması da bağımsız bir komisyon için ciddi bir eksikliktir.
Tasarının 7' nci maddesinin l'inci fıkrasında öngörülen müracaatlar hakkında 9 ay içinde karar verme süresi zaten uzun süren davalardan kaynaklı mağduriyetlerin daha da uzamasına yol açtığından uzun bir süredir, daha kısa süreli olması gerekir.
özlem Komisyon kararlarına karşı itiraz mercii olarak öngörülen Ankara Bölge İdare Mahkemesini itiraz açısından doğru bulmuyoruz. Komisyonun gördüğü iş özünde İdare Mahkemelerini değil Ceza ve Hukuk Mahkemelerinin kararlarının sonucudur. Komisyon kararlarına karşı itiraz idari mahkemelere değil adli mahkemelere yapılmalıdır.
Tasarının 7' nci maddesinin 4'üncü fıkrasında ödemeye ilişkin belirtilen 3 aylık süre uzun bir süre olduğu gibi, Maliye Bakanlığının yapacağı ödemenin de zorunluluk haline getirilmemesi de önemli bir eksikliktir.
Tasarının 9' uncu maddesinin 1' inci fıkrasında 5.5.2012 olarak belirtilen tarihin de Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının başladığı tarih olan 23.09.2012 olması, aradaki boşluğun giderilmesi açısından elzemdir.
Maddelere ilişkin değişiklik önergemizi esas komisyona ileteceğiz.
16.09.2012 Murat Bozlak Adana özlem ALT KOMİSYON METNİ AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNE YAPILMIŞ BAŞVURULARIN