Tasarı/teklif madde 1
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadıMadde ile Türkiye Varlık Fonunun kurulması, yönetimi ve faaliyetlerine ilişkin esasların belirlenmesi Kanunun amacı olarak öngörülmektedir.
Kaynak: TBMM 26. Dönem S. Sayısı 411 (Esas No: 1/750) · belgeyi aç · TBMM kaydı. Gerekçeler kanun tasarısı ya da teklifi üzerine yazılmıştır; komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde madde numaraları değişebilir. Her gerekçe, metni en çok benzeyen yürürlükteki maddeye bağlanmıştır.
Tasarı ile Türkiye Varlık Fonunun kurulmasının yanısıra genel olarak vergi, enerji, kamulaştırma ve yatırımların teşviki gibi önemli alanlarda düzenlemeler yapılmaktadır.
Bu kapsamda aşağıdaki düzenlemelerin yapılması öngörülmektedir.
- Başlangıçta kamu kaynakları ve çeşitli fonlardan aktarmalarla oluşturulan Türkiye Varlık Fonu kaynakları, zamanla kendi kaynağını yaratan bir yapıya sahip olabilecektir. Bu çerçevede, ilk aşamada Devlete ait çeşitli fon ve gelirlerin belirli bir yüzdesi alınarak Türkiye Varlık Fonunun kaynaklarını oluşturması planlanmaktadır.
Ulusal Varlık Fonları, kamuya ait çeşitli varlıkların belirli kurumsal yönetim ilkelerine bağlı olarak yönetileceği şekilde düzenlenen özel amaçlı yatırım fonlarıdır. Söz konusu fonlar ile kalkınmanın lokomotifi olan reel sektör yatırımlarına, stratejik sektör, şirket ve projelere uzun vadeli kaynak sağlanması yoluyla kalkınmanın hızlandırılması, ekonomide sürdürülebilir büyüme oranlarının yakalanması ve ekonomik istikrarın sağlanması amaçlanmaktadır.
Sürdürülebilir büyüme ve finansal kalkınmayı sağlamak üzere son on yıllık süreçte Körfez ülkeleri, Norveç ve ABID'nin yanı sıra Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya, Singapur gibi gelişmiş ülkelerde Ulusal Varlık Fonu (UVE) modeli ön plana çıkmaktadır. Ülkemiz, 6-20 ülkeleri içerisinde Ulusal Varlık Fonu olmayan tek ülkedir.
Türkiye, özellikle Kamu otoritesi olarak oldukça çeşitli ve büyük bir varlık portföyüne sahiptir. Ayrıca verilen teşvikler ile emeklilik sistemi üzerinden büyüyen bir fon pazarı bulunmaktadır. Mevcut durumda kamuya ait gelir ve fon fazlalarının çeşitli yatırım araçlarına yönlendirildiği görülmektedir. Söz konusu fonların, reel sektöre uzun vadeli yalırım çerçevesine olanak sağlayacak bir üst fonda birleştirilmesi ile ülkemizin 2023 hedellerine sağlıklı bir şekilde ulaşması sağlanacaktır. Söz konusu fon, bir çarpan etkisi ile sadece ülkemizde planlanan mega yatırımların finansmanını sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda sermaye piyasalarının da gelişimine katkıda bulunacaktır. Bu yolla, bankacılık sisteminin finans sektöründeki hakim rolü azaltılarak, alt yapı ve gayrimenkul fonları gibi sermaye piyasası ürünleri de ön plana çıkarılabilecektir.
Diğer taraftan, yurtiçi ve yurtdışında finansal risklerin artmasıyla yaşanan ekonomik dalgalanma dönemlerinde, yabancı yatırımcıların gerçekleştirdikleri fon çıkışlarının varlık fiyatlarında sert düşüşlere yol açması ve yerli yatırımcıların spekülatif döviz talebinin artması, piyasalarda likiditenin azalmasına ve finansal istikrara yönelik endişelere yol açmaktadır. Bu sorunların çözümü için, finansal stres ortamında piyasalarda stabilize edici bir görev üstlenecek, kamu fonlarının konsolide olarak yönetildiği, güçlü bir Ulusal Varlık Fonunun bulunması, ülke tasarruflarının büyüklüğünü ve gücünü görünür kılarak piyasalarda gerekli güven ortamını yaralacak ve ülkemizin uluslararası kredibilitesinin arlımasını sağlayacaktır.
Ulusal Varlık Fonlarının dünyadaki örnekleri incelendiğinde, tasarrufların emeklilik sistemi aracılığıyla ulusal varlık fonlarına aktarıldığı, kamusal fonların konsolide edilerek uzun vadeli yatırım perspeklilleri ile değerlendirildiği ve bu yolla büyümeye kalkı sağlandığı, Ulusal Varlık Fonu yönetimlerinin Merkez Bankaları ile koordinasyonunun sağlanması ile finansal istikrarın gözetildiği görülmektedir.
Bu çerçevede, dünyadaki başarılı Ulusal Varlık Fonları csas alınarak yapılandırılacak olan Türkiye Varlık Fonunun (TVF) kurulmasıyla;
V Büyüme oranına gelecek on yıl içinde yıllık 941.5 oranında ilave artış sağlanması, V Sermaye piyasalarının büyüme ve derinleşmesinin hızlandırılması, v İslami finansman varlıklarının kullanımının yaygınlaştırılması, V Yapılacak yatırımlarla yaklaşık yüzbinlerce kişilik ek istihdam sağlanması, V Savunma, havacılık ve yazılım gibi teknoloji yoğun stratejik sektörlerdeki yerli şirketlerin sermaye ve proje bazında desteklenmesi, küresel oyuncu olmalarının sağlanması, V Otoyollar, Kanal İstanbul, Üçüncü Köprü ve Havalimanı, Nükleer Santral gibi büyük alıyapı projelerine kamu kesimi borcu arttırılmadan (inansman sağlanması, V Katılım finansmanı sektör payının artırılması, V Arz güvenliğini sağlamak üzere, Türkiye için önem taşıyan doğal gaz ve petrol gibi yurt dışındaki stratejik sektörlere yasal ve bürokratik kısıtlamalara bağlı olmadan doğrudan yatırım yapılabilmesi, hedeflenmektedir.
Bu fon, ekonomimizin yapısal sorunlarını aşmasında katkı sağlamasının yanı sıra, dış politikanın önemli bir enstrümanı olarak Türkiye'nin uluslararası arenada daha fazla söz sahibi olmasına da katkı sağlayacaktır.
Dünya örneklerinde görüldüğü gibi Ulusal Varlık Fonları, Devletin kontrolünde, Devlete ait kaynakların toplandığı bir çeşit havuzdur. Hâlihazırda, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) kamu iktisadi teşebbüslerinin mevcut olduğu benzer bir havuzu yönetmekte, elde ettiği özelleştirme gelirlerini değerlendirerek portföyündeki kuruluşlara kaynak yaratmakta ve gelirinin büyük bölümünü Hazineye aktarmaktadır. Bu çerçevede, Türkiye Varlık Fonunun, Ticaret Kanunu hükümlerine tabi ancak bir Devlet şirketi formunda, birçok konuda mualiyete sahip bir olarak yapılanması ve özel bir statüye sahip olması önem arz etmektedir.
- Ülkemizin uzun vadeli makroekonomik hedeflerine ulaşmasını, dünya ticaretinden aldığı payın artırılmasını, bilgi, teknoloji ve yenilik üretiminde söz sahibi ülkeler arasında yer almasını, Ar-Ge harcamalarının artırılmasını, tasarım ve markaya dayalı, katma değeri yüksek üretim yapısına geçişin hızlandırılmasını temin etmek üzere ihtiyaç duyulan yatırımların hızlıca hayata geçirilmesi amacıyla teşvik, indirim ve desteklere yönelik Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir.
- 5510 sayılı Kanunda yapılan değişiklikle kısmi süreli, çağrı üzerine veya ay içerisinde ücret karşılığı günün bazı saatlerinde çalışanların bakmakla yükümlülük statülerinin devam ettirilmesi sağlanmakta; bakmakla yükümlü statüsü bulunmayanlardan yirmi gün ve daha az çalışanların ise eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerinin otuz güne tamamlamasına ilişkin düzenleme yapılmaktadır.
- Yatırım teşvik belgesi kapsamında bulunan yatırımlara ilişkin inşaat işleri nedeniyle katma değer vergisi istisnası için “stratejik yatırım” olma şartı kaldırılmakta ve 500 milyon Türk Lirası tutarındaki asgari yatırım şartının 50 milyon Türk Lirası tutarına kadar indirilmesi veya Kanunda belirlenen sınırın iki katına kadar artırılması konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir. i - Vergi Usul Kanununda yapılan değişiklikle Bakanlar Kuruluna, vergiye tabi işlemlere taraf veya aracı olanlara vergi kesintisi yaptırmaya ve belirli şartlar altında farklı kesinti oranları (espil etmeye ilişkin yetki verilmekte ve bu yetkinin kullanılmasına bağlı olarak Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanununa da tevkifata ilişkin uyum bentleri eklenmektedir.
- Şehitlerin eş ve çocuklarının, eş veya çocukları bulunmaması durumunda ana veya babasından birinin özel tüketim vergisi ödemeksizin taşıt edinebilmesine imkan sağlanmaktadır.
- Şehir içi ticari yolcu taşımacılığında kullanılan taşıtlar ilo yük taşımacılığında kullanılan taşıtların özel tüketim vergisi ödenmeksizin yenilenebilmesine imkan tanınmaktadır.
- Konut, işyeri, hastane, okul, ibadet yeri gibi yapılara terör örgütü mensuplarınca zarar verilmesi sebebiyle yaşanan mağduriyetlerin ivedilikle giderilmesi ile yeni yapıların yapımının bir an önce başlatılıp bitirilmesi amacıyla düzenleme yapılmaktadır.
- Gayrimenkul sahipleri tarafından yapılan ısı yalıtımı ve enerji tasarrufu sağlamaya yönelik harcamaların doğrudan gider olarak indirilebilmesine yönelik imkan sağlanmaktadır.
- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün muhasebe hizmetlerinin Maliye Bakanlığı personeli tarafından geçici görevle yürütülmesine imkan veren düzenlemenin süresi, söz konusu hizmetlerde aksama yaşanmaması amacıyla beş yıl daha uzatılmaktadır.
- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının açılış izni ile faaliyet gösteren özel kreş ve gündüz bakımevlerine de beş vergilendirme dönemi boyunca elde edilen kazançların gelir ve kurumlar vergisinden istisna tutulmasına yönelik düzenleme yapılmaktadır.
- 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa tabi varlıkların korunması ve restore edilmesinde Kültür ve Turizm Bakanlığının mali olanaklarının geliştirilmesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile diğer idareler arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi, yönetim alanları ile ilgili idari kapasitenin artırılması ile kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu ya da doğal afet yaşanan yerlerde özel mülkiyete bulunan korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının onarımı ve restorasyonunun Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından gerçekleştirilmesi öngörülmektedir.
- Maden İşleri Genel Müdürlüğünün koordinasyonunda Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü bünyesinde maden arama, araştırma ve üretimi esnasında kamu ve özel sektör tarafından üretilen yerbilimleri verilerinin, numunelerin, harita ve benzeri dokümanların arşivlenip kullanıcıların hizmetine sunulması amacıyla Türkiye Yerbilimleri Veri ve Karot Bilgi Bankası kurulmaktadır. Ayrıca Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonunun kuruluş ve işleyişine dair hususlar düzenlenmektedir.
- Anayasa Mahkemesi kararları dikkate alınarak Kamulaştırma Kanununa ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır.
- 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanuna eklenmesi öngörülen düzenlemede, Hazineye ait tarım arazilerinin salın alınmasına ilişkin başvuru süresi, çok sayıda hak sahibi vatandaşımızın olduğu dikkate alınarak bir yıl daha uzatılmaktadır. Bir diğer düzenlemeyle de 26/4/2012 tarihinden sonra belediye ve mücavir alan sınırları dışına çıkarılan yerlerin de 6292 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesine imkan tanınarak bu konuda uygulamada yaşanan ihtilafların ve tereddütlerin giderilmesi sağlanmaktadır.
-Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisi içinde yapılmakta olan temapark ve hayvanat bahçesine gelecek ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılayacak ticari ünitelerin kurulmasına olanak sağlanmakta ve bu yapıların yer aldığı alanın bedelsiz olarak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına yirmidokuz yıllığına tahsis edilmesine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.
- Kamu personelinin mali haklarına ilişkin kanun hükmünde kararnamelerle yapılan bazı düzenlemelerin Anayasa Mahkemesince iptali sonucu doğan boşluğun telafisi amacıyla düzenlemeler yapılmaktadır.
- Anayasanın 129 uncu maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanununun 141 inci maddesi hükümleri dikkate alınarak denetim ve soruşturma clemanlarının görevlerini güven içinde yapabilmeleri amacıyla 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunda bazı düzenlemeler yapılmaktadır.
- İki ilin kaldırılarak yeni iki ilin kurulması ve buna ilişkin teşkilallanmaya dair düzenlemeler yapılmaktadır.
—$—
Madde ile Türkiye Varlık Fonunun kurulması, yönetimi ve faaliyetlerine ilişkin esasların belirlenmesi Kanunun amacı olarak öngörülmektedir.
Madde ile Türkiye Varlık Yönetimi Anonim Şirketinin kuruluşu, statüsü, özellikleri, tabi olduğu hukuk, kuruluş sermayesi, sermaye sahibi düzenlenmektedir. Ayrıca Şirketin faaliyet konuları belirlenmektedir.
Madde ile Türkiye Varlık Fonu ile Türkiye Varlık Fonuna bağlı alt fonların Türkiye Varlık Yönetimi Anonim Şirketi tarafından kurulacağına dair düzenleme getirilmektedir.
Madde ile Türkiye Varlık Fonunun kaynakları sayma suretiyle belirlenmiş, ayrıca maddede belirlenen kaynakların fona aktarılmasına karar verecek mercii belirlenmiş ve bu kaynaklar haricinde Türkiye Varlık Fonuna gerek iç ve gerekse dış piyasalardan İlmansman sağlanması imkanı tanınmıştır.
Madde ile Türkiye Varlık Fonuna devredilen varlıklar ve haklar ile Şirket tarafından gerçekleştirilen faaliyetler neticesinde elde edilen tescile tabi olabilen diğer her türlü değerin Türkiye Varlık Fonu adına ilgili siciline kayıt imkanı sağlanmış ve ayrıca ilgili sicili karşısında Türkiye Varlık Fonuna tüzel kişilik kazandırılması amaçlanmıştır.
Madde ile Şirket, Türkiye Varlık Fonu ve kurulacak veya pay sahibi olunacak diğer şirket ve fonların denetimi 3/12/2010 tarihli ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu kapsamından çıkartılmış, Şirketin ve Türkiye Varlık Fonunun finansal tablolarının bağımsız denetçi tarafından denetlencceği hüküm altına alınmıştır.
Madde ile Türkiye Varlık Fonunun mal varlığı güvence altına alınmış, Türkiye Varlık Fonunun mal varlığı Şirketin mal varlığından ayrılmıştır. Madde ile ayrıca, Türkiye Varlık Fonu hesabına olması şartıyla para ve sermaye piyasalarından finansman temin etmek dahil Türkiye Varlık Fonu ve alt fonların yapmaya yetkili olduğu faaliyetlere ilişkin iş ve işlemlere yönelik olarak Türkiye Varlık Fonunun mal varlığının teminat gösterilebileceği, bunların haricinde teminat gösterilemeyeceği gibi rehnedilemeyeceği, haczedilemeyeceği, başka bir amaçla tasarruf edilemeyeceği, ihtiyati tedbir konulamayacağı, iflas masasına dahil edilemeyeceği düzenleme altına alınmıştır.
MADDE $- Kanun ile kurulacak olan Şirket ve Türkiye Varlık Fonunun ulusal ve uluslararası finansal piyasalarda faaliyet göstermesi hedeflenmekiedir. Finansal piyasaların dinamik yapısı nedeniyle bu kuruluşların esnek bir yapıda oluşlurulması zaruret arz etmektedir. Bu çerçevede madde ile Şirket ile bağlı ortaklıkları, iştirakleri ile Türkiye Varlık Fonu ve alt fonlarına muafiyet ve istisnalar sağlanmıştır.
Aile hekimleri ve toplum sağlığı merkezi tabiplerinin defin ruhsatı verme görev ve yetkilerinin bulunmadığı yönündeki Danıştay kararı dikkate alınarak bunların defin ruhsatı verebilmelerine ilişkin kanuni görev ve yetki verilmektedir.
Atatürk'ün çifilikler ile ilgili; “... Çiftliklerin yerine göre arazi ıslah ve lanzim etmek, muhitlerini güzelleştirmek, halka gezecek, eğlenecek ve dinlenecek sıhhi yerler hilesiz ve nefis gıda maddeleri temin eylemek, bazı yerlerde ihtikarla fiili ve muvaffakiyetli mücadelede bulunmak gibi hizmetleri de zikre şayandır.” şeklinde tavsiyelerine de uygun olarak Atatürk Orman Çiftliğinde temapark ve hayvanat bahçesi planlanmış ve madde ile 5659 sayılı Kanunun ek | inci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan bu değişiklik ile de bu konuda ortaya çıkan ve yaşanan sorunların ortadan kaldırılması hedeflenmiştir. Ayrıca yapılan bu değişiklikle; ülkemiz turizmi açısından kalıcı sonuçlar meydana getirebilmesi ve sürdürülebilirliğin sağlanması açısından temapark. ve hayvanat bahçesi ile ilgili on yıllık tahsis süresi yirmidokuz yıla çıkarılmakta, sadece gelecek ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılayacak ticari ünitelerin konulmasına firsat verilmektedir.
6200 sayılı Kanunun geçici 9 uncu maddesinin dördüncü fıkrası hükmü uyarınca 2/11/2011 tarihinden itibaren Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün muhasebe hizmetleri Maliye Bakanlığı personeli tarafından geçici görevli olarak yürütülmekte olup, 6200 sayılı Kanundaki beş yıllık sürenin dolmak üzeredir. Madde ile muhasebe hizmetlerinde aksama yaşanmamasını teminen bu sürenin beş yıl daha uzatılarak söz konusu hizmetlerin Maliye Bakanlığınca yürütülmesinin devam ettirilmesi amaçlanmaktadır.
Evveliyatında tapuda gerçek ve tüzel kişiler adına tapuda tescilli olan ve üzerlerine eski malikleri tarafından fabrika veya ticarethane niteliğinde bina ve tesisler kurularak işletilen bazı taşınmazlar hakkında açılan davalar sonucunda mahkemelerce; bu taşınmazların orman sınırları içerisinde kaldığı gerekçesiyle kişiler adına olan (apularının iptaliyle Devlet ormanı vasfıyla (Hazine adına tesciline ve ayrıca, üzerlerinde bulunan fabrika veya licarethane niteliğindeki bina vc tesislerin de müsaderesine dair verilen kararlar gereğince Orman Genel Müdürlüğü sabit kıymetine alınan bu bina ve tesisler, üzerlerinde bulunduğu taşınmazların hukuken orman sayılmaması nedeniyle atıl hale gelmiş ve yıpranmıştır. Bu şekilde atıl bırakılmaları halinde kullanımları da zaman geçtikçe mümkün olamaz hale gelecektir. Diğer taraftan, esasen bu taşınmazlar fiiliyatta zaten hiçbir zaman orman olmamış veya orman vasfını yilirmiş yerlerdir. Bu yerlerin yeniden orman olarak ihyası da ancak, üzerlerindeki belirtilen bina ve tesislerin yıkılmasını, çok fazla emek ve masraf harcanmasını gerektirdiğinden; filiyatta bu da mümkün olamamakta, böylelikle de milli servet ve hazır bir kamu kaynağı olan bu yerler ve üzerlerindeki bina ve tesisler atıl kalmaktadır.
Açıklanan sebeplerle; milli servet ve hazır bir kamu kaynağı olan ve atıl durumda bulunan bu taşınmazlar ile üzerlerinde bulunan bina ve tesislerin değerlendirilerek aynen veya gerektiğinde kamu hizmetleri dahil başka amaçlarla kullanımlarının sağlanarak ülkemiz ekonomisine kazandırılması için, bu bina ve lesislerin üzerinde yer aldığı ormanların tapu sicilindeki vasfının hâlihazır durumuna uygun olarak tashih edilmesi ve orman tahdil sınırlarının da buna göre düzeltilmesi, bu yerlere karşılık, Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan taşınmazlardan orman kurmaya uygun olan iki kalı yüzölçümündeki taşınmazların ise tapuda Devlet ormanı vasfıyla tescil ve orman olarak tahsis edilerek orman varlığımızın artırılması amaçlanmaktadır.
Madde ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının açılış izni ile faaliyet gösteren özel kreş ve gündüz bakımevlerinin; faaliyete geçtiği vergilendirme döneminden itibaren Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul öncesi eğitim kurumlarında uygulandığı gibi beş vergilendirme dönemi süresince elde ettikleri kazançların gelir vergisinden istisna tutulmasına yönclik düzenleme yapılmaktadır.
Hnciji tüketimimizin yaklaşık 1/3'ü ısıtma için kullanılmakta ve bu durum dışa bağımlılığımızı artırmaktadır. Isı yalıtımı, enerji verimliliğinde en hızlı sonuç veren alandır ve binaların yalıtımı ile 9625 ila 9050 oranında yakıt tasarrulu sağlanabilmesi mümkün bulunmaktadır.
Ülkemizdeki binalarda birim alanı veya hacmi ısıtmak için harcanan enerjinin Avrupa ülkelerine göre çok fazla olması nedeniyle, yeni yapılan konutlarda ısı yalıtım kuralları standardı olan TS 825 Standardı kullanılmaktadır. Bu uygulamayla, yeni inşa edilecek binalarda yıllık ısı kayıplarının yarı yarıya azaltılması sağlanabilmektedir.
Fakat sadece yeni inşa edilecek binalarda bu zorunluluğun olması yeterli olmayıp, enerji kaybının çok büyük kısmının daha çok sayıda olan eski binalardan kaynaklanması nedeniyle mevcut binaların da ısı yalıtımı yapılması için teşvik edilmesi gerekmektedir.
İklim Değişikliği Eylem Planında binalarda enerji verimliliğinin arttırılması için belirlenmiş hedeflerden birisi 2023 yılında en az bir milyon konut ile toplam kullanım alanı onbin metrekarenin üzerindeki ticari ve kamu binalarının tamamında belirlenmiş standartları sağlayan ısı yalıtımı ve cncıji verimli sistemlerin oluşturulmasıdır.
Öngörülen düzenleme ile gayrimenkul sahibi tarafından, taşınmazın iktisadi değerini arlıracak nitelikte yapılan ısı yalıtımı ve enerji tasarrufu sağlamaya yönelik harcamaların Vergi Usul Kanununun 313 üncü maddesine göre belirlenen tutarı aşması halinde de gider olarak indirilebileceği hükme bağlanmaktadır.
Yapılan düzenlemeyle, Kanunla Vergi Usul Kanununun 11 inci maddesine eklenen yedinci fıkradaki yelkinin kullanılması durumunda, bu kapsamda tevkifat yapmakla sorumlu tutulanlar tarafından yapılan her türlü ödemeler üzerinden, tevkifat yapılmasına imkan sağlanmaktadır.
Ekonomik işlemlerin teknolojik gelişmeyle birlikte gittikçe karmaşık bir hale gelmesi vergi kanunlarında bu ihtiyacı karşılayacak yeni bir vergi güvenlik müessesesi ihtiyacını doğurmuştur. Bu nedenle yapılan değişiklikle Bakanlar Kuruluna, vergiye tabi işlemlere taraf veya aracı olanlara vergi kesinti yaptırmaya ve belirli şartlar altında farklı kesinti oranları tespit etmeye ilişkin yetki verilmektedir.
Maddede öngörülen yetki sayesinde, başta internet üzerinden gerçekleşlirilen ticari işlemler olmak üzere, bilgi işlem teknolojilerinin yaygın olarak kullanıldığı alanlarda kayıtlı ekonomiye geçişi hızlandırmak ve kayıt dışılıkla etkin mücadele etmek adına her türlü işleme karşı korunaklı bir yapı hızlı ve otkin bir biçimde oluşturulabilecektir.
666 sayılı Kanun llükmünde Kararnamenin 5 inci maddesiyle değiştirilen 657 sayılı Kanununa ekli (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetvelinin 8 inci sırasının (b) bendinin 24/5/2016 tarihli ve 29721 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olan Anayasa Mahkemesinin 5/5/2016 tarihli ve E.: 2016/34, K.: 2016/30 sayılı Kararı ile anılan düzenlemelerin 666 sayılı Kanun Hükmünde Karamamenin dayanağını oluşturan 6/4/2011 tarihli ve 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamına girmediği gerekçesiyle kısmen iptal edilmesi ve -iptal hükmünün Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olması nedeniyle, söz konusu hüküm yeniden düzenlenmektedir.
Gaziantep İli, Şahinbey İlçesi sınırları içerisinde maddenin yürürlüğe girdiği larihten önce 775 sayılı Kanuna göre ilgili idarelerce yapılan arsa veya konut tahsis işlemlerinin gerçekleştirilmesi çeşitli sebepterle fiilen imkansız hale gelmiştir.
775 sayılı Kanunda; belirtilen şartlara uymayanlara tahsis edilen arsa veya konutların hiçbir hüküm alınmasına lüzum kalınmaksızın geri alınacağına ilişkin düzenlemelere yer verilmesine rağmen, bu durumda, adına arsa veya konut tahsis edilen hak sahipleri tarafından ilgili idarelere ödenen bedellerin nasıl ve ne şekilde ilgililerine ödeneceğine ilişkin düzenlemeye yer verilmediği gibi ilgili idarelerce yapılan arsa veya konut tahsis işleminin -u— gerçekleştirilememesi halinde, yine hak sahipleri tarafından ilgili idarelere ödenen bedellerin nasıl ve ne şekilde ilgililerine ödeneceğine ilişkin düzenlemeye yer verilmemiştir.
Bu nedenle hak sahipleri tarafından ilgili idareler aleyhine tescil, ödenen bedellerin tahsili ve tazminat davaları açılmakta, açılan bu davalarda ise mahkemelerce birbirinden (farklı kararlar verilmektedir. Bu durum hem hak sahiplerinin mahkemelerde uğraşarak mağduriyet yaşamalarına, hem yargının yükünün gereksiz yere artmasına, hem de ilgili idarelerin mağdur olmalarına ve öngörülemeyen maddi yük altında kalmalarına sebebiyet vermektedir.
Madde ile Gaziantep İli, Şahinbey İlçesi sınırları içerisinde maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce adına arsa veya konut tahsisi yapılanlar tarafından, ilgili idarelerce yapılan arsa veya konut tahsis işleminin gerçekleştirilememesi nedenleriyle arsaların veya konutların adlarına tescili, bedel veya tazminat ve benzeri taleplerle açılan ve henüz kesinleşmeyen her türlü davalarda da uygulanmasına yönelik geçiş hükümlerinin düzenlenmesi, bu meyanda, hak sahibi vatandaşlarımızın ve ilgili idarelerin mağdur olmaması için de bu hükmün mahkemelerce uygulanması nedeniyle reddedilen davaların yargılama giderlerinin davalı idare taralından ödenmesi ve yine bu madde kapsamında kalan davalarda mahkeme harçları ile her türlü vekalet ücretlerinin maktu olarak belirlenmesi amaçlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının temel amacı olan fiyat istikrarını sağlamada kullanabileceği para politikası araçlarından olan reeskont ve avans işlemlerinde, para politikası ilkeleri gözönünde bulundurularak günün koşul ve gereklerine göre işlem yapılabilmesini sağlamak amacıyla Bankaya asgari iki imza taşımak koşuluyla reeskonta ve avansa kabul edilecek ticari senet ve vesikaların türlerini ve uygulama ile ilgili diğer tüm hususları düzenleme yetkisi tanınmaktadır.
2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin (a) fıkrasının üçüncü paragrafında yeni göreve başlayan rektörlerin rektör yardımcılarını seçebilmesine imkan tanınmaktadır. Düzenlemeyle, rektör değiştiğinde yardımcılarının görev süresinin, tıpkı dekanlarda olduğu gibi, kendiliğinden sona ermesi öngörülmektedir.
Madde ile; 2863 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra doğal sitler ve labiat varlıkları ile ilgili yetkilerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığına geçmesi doğrultusunda 2863 sayılı Kanunun cezaları düzenleyen 65 inci maddesinde bu doğrultuda gerekli düzenlemeler yapılmakta ve koruma, uygulama ve denetim bürosu kurulmamış yerlerde izinsiz müdahalelerle ilgili belirsizlik giderilmektedir.
Madde ile yönetim alanları ile ilgili olarak idari kapasitenin geliştirilmesi amacıyla yönetim plânlarınn hazırlanması ve onaylanmasıyla ilgili yetkiler yeniden belirlenmekte, Kültür ve Turizm Bakanlığına yönetim planını hazırlama veya hazırlattırma konusunda yetki verilmektedir.
Madde ile 2863 sayılı Kanuna iki ek madde eklenmiştir.
Ek 5 inci madde ile Kültür ve Turizm Bakanlığınca yapılan veya yaptırılan her türlü proje ve uygulamalarda koruma, uygulama ve denetim bürolarına ait olan görev ve yetkilerin koruma bölge kurulu müdürlükleri tarafından kullanılması, böylece Kültür ve Turizm Bakanlığının ihtiyaç duyduğu proje ve uygulamalara ilişkin iş ve işlemlerin hızlandırılması amaçlanmaktadır.
Ek 6 ncı madde ile; kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesinliye uğratacak şekilde bozulduğu ya da doğal afet yaşanan yerlerde özel mülkiyette bulunan korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının onarımı ile restorasyonuna yönelik proje ve uygulama işlerinin malik ve diğer ilgililerin muvafakatı aranmaksızın ve bedelsiz.
olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından gerçekleştirilebilmesi ile bu kapsamda yürütülen proje ve uygulama işlerinden bir mali yıl içinde tamamlanması mümkün olmayanlar için dört yılı geçmemek üzere gelecek yıllara yaygın yüklenmeye girişilebilmesi öngörülmektedir.
2863 sayılı Kanuna eklenen geçici 11 inci madde ile 2863 sayılı Kanunun alan yönetimi ile ilgili maddesinde yapılan değişikliğe uygun olarak alan başkanları, danışma kurulu üyeleri ile eşgüdüm ve denetleme kurulu üyelerinin yeniden belirlenmesi öngörülmektedir.
Belediyelerce kendi bütçe kaynakları kullanılarak kurulmuş veya kurulacak elektronik sistemlerin Emniyet Genel Müdürlüğünce trafik ihlallerinin tespiti amacıyla kullanılması durumunda, trafik idari yaptırım karar tutanaklarında yer alan trafik idari para cezasının 9630*u oranındaki tutar, Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesinden ilgili belediyelere sistem kullanımı hizmet bedeli olarak ödenmektedir. Yapılan düzenleme ile belediyelere ödenecek hizmet bedelinin, sislemin yatırım maliyetine ulaşıktan sonra “05 olarak uygulanması, böylece kaynaklarda tasarruf sağlanması öngörülmektedir.
Madde ile malik veya yetkili temsilcisi ile komisyon arasında düzenlenen lulanakta malikin kimlik bilgilerine ve taşınmazların tapuda tesciline veya terkinine dair kabul beyanlarının da yer alması sağlanarak düzenlenen tutanağın ferağ beyanı ve tapuda idare adına yapılacak tescilin hukuki sebebi sayılması temin edilmektedir.
Böylece idarenin talebi ile idarenin anlaşma tutanağı ve kamulaştırma öncesi taşınmaz üzerindeki tüm takyidat ve haklardan arındığını bildirir yazısına istinaden idare adına resen tescil veya terkin edilmesi sağlanmaktadır.
Madde ile İçişleri Bakanlığının güvenlik gerekçesiyle ihtiyaç duyduğu, kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler ve il özel idareleri dahil mahalli idareler ve diğer kamu tüzel kişilerine ait taşınmazların, kaynak veya irtifak haklarının, Bakanlar Kurulu kararıyla resen Hazine adına tescil ve İçişleri Bakanlığına tahsis edilmesi düzenlemektedir.
Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davalarında hak düşürücü sürenin düzenlendiği 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 38 inci maddesinin, Anayasa Mahkemesinin 4/11/2003 tarihli ve 25279 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 10/4/2003 tarihli ve E.: 2002/112, K.: 2003/33 sayılı Kararı ile iptal cdilmesi üzerine, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa, 18/6/2010 tarihli ve 5999 sayılı Kanunla eklenen. geçici 6 ncı maddede; 9/10/1956 ila 4/11/1983 tarihlerini kapsayan dönemde, kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararma ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan ya da kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fili olarak el konulan taşınmazlar veya kaynaklara ilişkin vatandaşlarımızın karşılaştıkları mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla düzenlemeler yapılmıştır. Ayrıca, anılan geçici maddede daha sonra, 24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanunla bazı değişiklikler yapılmıştır.
Daha sonra, Kamulaştırma Kanununun geçici 6 ncı maddesine 6487 sayılı Kanunla eklenen; 2981 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan imar uygulamalarından doğan ve ipotekle teminat altına alınanlar dahil idarelerin taraf olduğu her türlü alacak ve bedellerin ödenmesine ilişkin düzenlemeler içeren onikinci fıkra ile 4/11/1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el koyma işlemlerinden kaynaklanan ödemeleri düzenleyen onüçüncü fıkranın, Anayasa Mahkemesinin 13/11/2014 tarihli ve R.: 2013/95, K.: 2014/176 sayılı Kararı ile iptal edilmiş ve bu iptal kararı, 13/3/2015 tarihli ve 29294 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Anayasa Mahkemesinin bu iptal kararında belirtilen gerekçeler de dikkate alınarak 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa eklenmesi öngörülen ek 1 inci madde ilç;
-Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıdanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar programları veya imar uygulamaları yapılması ve bütçe imkanları dahilinde bu taşınmazların (o ilgili (o idarelerce (o kamulaştırılması Oveya imar plan (değişikliği yapılması/yaptırılması zorunluluğu getirilerek bu konuda vatandaşlarımızın karşılaştıkları mağduriyetlerin giderilmesi, - 4/11/1983 tarihinden sonraki dönemde kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen Gülen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazların maliklerine yapılacak ödemelere ilişkin olarak da yeni bir düzenleme yapılmak suretiyle 4/11/1983 tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar oluşan bu fili durum nedeniyle vatandaşlarımızın karşılaştıkları mağduriyetlerin; bu kapsamda kalan taşınmazların bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç on yıllık süre içerisinde bülçe imkanları dahilinde ilgili idarelerce kamulaştırılması veya taşınmazların mevcut imar planı bulunup bulunmadığı veya plan yapılabilecek yerlerden olup olmadığı durumuna göre imar plan/imar uygulaması/toplulaştırma yapılmak/yaptırılmak suretiyle başka yerden mümkün ise müstakil, değilse hisseli parsel verilmesi veyahut taşınmazların tahliye edilerek kullanıma imkan verecek biçimde malikine iade edilmesi suretiyle karşılanması, -Madde kapsamındaki taşınmazların malikleri tarafından idareler aleyhine açılan davaların sayısının çokluğu, ödemelerde uygulanacak faize ilişkin yerleşik hale gelen yargı içtihatları da dikkate alınarak, idareler aleyhine verilen kararlara istinaden yapılacak ödemelerin bütçeye getireceği yük ve bu yük nedeniyle ödemelerde yaşanacak sıkıntıların aşılmasını ve kamu hizmetlerinin aksamadan yürütülmesini teminen, ihtiyaç duyulması halinde ödemelerin taksitlendirme suretiyle yapılmasına da imkan verecek şekilde düzenleme yapılması, -Kamulaşlırma Kanununun geçici 6 ncı maddesinin sekizinci fikrası uyarınca ayrılması gereken yüzde iki oranındaki ödeneklerin yüzde dört olarak ayrılması ve ilave olarak ayrılan bu ödeneğin münhasıran bu madde ile Kamulaştırma Kanununa eklenen geçici 11 inci ve geçici 12 nci maddeler kapsamında yapılacak ödemelerde kullanılması suretiyle vatandaşların alacaklarının bir an önce ödenmesi, -Tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında beş yıllık süre içerisinde yapılması öngörülen işlemlerin yapılmaması halinde taşınmazların malikleri tarafından, Kamulaştırma Kanununun geçici 6 ncı maddesinde öngörülen uzlaşma süreci ile 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemleri tamamlandıktan sonra taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine asliye hukuk mahkemesinde taşınmaz bedelinin tespiti ve tescili davası açılabilmesi, daha önce idari yargıda görülen bu davaların, idari yargıda tescil kararı verilememesi nedeniyle adli yargının görev alınana alınması ve Kamulaştırma Kanunundaki dava usulü, bilirkişi incelemesi ve değer tespitine ilişkin hükümlerin bu davalar için de uygulanabilmesi, -Kamulaştırma Kanununun geçici 6 ncı maddesindeki uzlaşma, dava, haciz yasağı ve nakdi ödemenin yanında; idareye ait taşınmazın trampasının yapılması, taşınmazı üzerinde sınırlı ayni hak tesis edilmesi veya imar hakkı transferi yapılması gibi yöntemler dâhil ödeme şekline ilişkin düzenlemelerin bu madde kapsamdaki davalar ve icra takipleri için de uygulanabilmesi, amaçlanmışlır.
Madde ile;
-2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun geçici 6 ncı maddesinin onikinci ve onüçüncü fıkralarının iplaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 13/11/2014 tarihli ve E.;:; 2013/95, K.: 2014/176 sayılı Kararında belirtilen gerekçeler doğrultusunda; tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında Kamulaştırma Kanununa eklenmesi öngörülen ek 1 inci madde ile detaylı ve ayrı bir düzenleme yapıldığından; aynı Kanunun geçici 6 ncı maddesinin onuncu fıkrasında yer alan “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir.” yönündeki üçüncü cümlesinin yürürlükten kaldırılması ve Kamulaştırma Kanununa eklenmesi öngörülen ek 1 inci madde ile yapılması öngörülen düzenlemelere bağlı olarak, ek | inci madde kapsamında kalan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce tasarrufu hukuken kısıtlanan veya fiili olarak el konulan taşınmazlar hakkında ne şekilde işlem yapılacağına ilişkin düzenlemeler içeren geçici 11 inci maddenin Kanuna eklenmesi, -2981 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan imar uygulamalarından doğan ve ipotekle teminat altına alınanlar dahil idarelerin taraf olduğu her türlü alacak ve bedel artırım davalarında hak sahibine ödenecek. taşınmazın değerinin tespiti ve güncellenmesine ve ayrıca, Kamulaştırma Kanununun geçici 6 ncı maddesinin dava ve ödeme şekline ilişkin düzenlemelerinin bu kapsamdaki davalar ve icra takipleri için de uygulanmasını ve devam eden dava ve icra takiplerinin de bu madde hükümlerine göre sonuçlandırılmasını sağlamaya yönelik düzenlemeler içeren geçici 12 nci maddenin Kanuna eklenmesi, amaçlanmıştır.
Yatırım teşvik belgesi kapsamında bulunan yatırımlara ilişkin inşaat işleri nedeniyle yüklenilen ve takvim yılı sonuna kadar indirim yoluyla telafi edilmeyen katma değer vergisinin izleyen yıl talep edilmesi halinde iade edilmesini öngören geçici 30 uncu maddesinde yer alan “stratejik yalırım” olma şartı kaldırılmakta ve 500 milyon Türk Lirası tutarındaki asgari yatırım şartının 50 milyon Türk Lirası tutarına kadar indirilmesi veya 3065 sayılı Kanunda belirlenen haddin iki katına kadar arlırılması konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir.
3213 sayılı Maden Kanununa eklenmesi öngörülen ek 13 üncü maddeyle; ülkemizde Maden İşleri Genel Müdürlüğünün sorumluluğu ve koordinasyonunda Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü bünyesinde Türkiye Yerbilimleri Veri ve Karot Bilgi Bankası kurularak maden arama, araştırma ve ütetimi esnasında sondaj karotları, numuneler ve yerbilimleri verileri, haritaların arşivlenerek kullanıcıların hizmetine sunulması hedeflenmektedir. Ek 14 üncü maddede ise, kısa adı UMREK olan Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonunun kuruluş ve işleyişine dair hususlar düzenlenmektedir.
Devlet üniversiteleri ile Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşları arasında yürütülen işbirliği ve birlikte kullanım protokollerinin uygulanmasında ortaya çıkan ihtiyaç ve sorunlar çerçevesinde ilgili maddede değişiklikler yapılmaktadır. Bu çerçevede üniversile birimleri ile eğilim ve araştırma hastaneleri arasında döner sermayeleri birleşmeksizin yapılan protokoller işbirliği, döner sermayelerin birleştirilmesi suretiyle sağlık tesisinin Sağlık Bakanlığı tarafından işletildiği protokoller ise birlikte kullanım olarak ifade edilmekte ve buna ilişkin usul ve esaslar yeniden düzenlenmektedir. Ayrıca madde ile bugüne kadar öğretim üyelerine yasal açından ödenemeyen nöbet ücretlerinin ödenme imkanı getirilmektedir.
3359 sayılı Kanuna eklenen madde ile bünyesinde tup ve/veya diş hekimliği fakültesi bulunan vakıf üniversitelerinin, Sağlık Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulunun onayı ile özel hastanelerle işbirliği yapabilmelerine imkan tanınmaktadır.
Vakıf üniversitelerindeki eğitim ve öğrelim hizmetlerinin aksamasına mahal verilmemesi için halen yürütülmekte olan protokollerin, sürelerinin sonuna kadar geçerliliği korunmaktadır.
4046 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, genel bütçeli idarelerin sahip oldukları ticari amaçlı kuruluşlardaki hisseleri ile varlıklarının özelleştirme kapsam ve programına alınarak özelleştirilmesi gerçekleştirilmekicdir. Bununla birlikte, özel bütçeli idarelerin (o ticari Oamaçlı Okuruluşlardaki (o hisseleri Oile O varlıklarının özelleştirilmesi gerçekleştirilememektedir. Maddeyle, özel bütçeli idarelere ait ticari amaçlı kuruluşlardaki hisseleri ile varlıklarının özelleştirilmesi sağlanarak ekonomiye kazandırılması amaçlanmaktadır.
Madde kapsamındaki idarelerin özel bütçeli olması nedeniyle, elde edilen özelleştirme gelirinden Özelleştirme İdaresi Başkanlığı taralından yapılan özelleştirme giderleri ile elde cdilen gelirin “a5'i düşüldükten sonra kalan miktar ilgili özel bütçeli idareye aktarılacaktır.
4483 sayılı Kanunda, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlara ilişkin ihbar ve şikayetler hakkında, yetkili merciler tarafından “ihbar ve şikayetin işleme konulmaması” kararı verilmesi halinde, bu karara karşı itiraz. yolu düzenlenmemiştir. Esasen uygulamada, idari yargı içüihatlarına dayanılarak bu kararlara karşı itraz edilebilmekledir. Bu düzenlemeyle, uygulamadaki mevcut duruma yasal dayanak getirilmektedir. Diğer yandan, izin vermeye yetkili merciler tarafından verilen işleme koymama kararlarına karşı başvurma imkânı, kişisel hukukunun söz konusu olması itibarıyla yalnızca şikayetçiye verilmektedir. Zira, “ön inceleme yapılmasını gerektiren bir ihbar ve şikayetin bulunmadığı, dolayısıyla da ortada suç şüphesinin mevcut olmadığının” tespiti anlamına gelen “ihbar ve şikayetin işleme konulmaması” kararının, memur yargılama hukukunda yetkili idari merci ile benzer işleve sahip olan Cumhuriyet Başsavcılıklarınca da ayrıca denetlenmesinde kamu yararı görülmemiştir.
Denelim ve soruşturma elemanlarının işlemleri ile bunların raporlarına dayanarak tesis edilen karar ve işlemler nedeniyle hakların muhtel oldukları iddiasıyla açılacak tazminat davalarında husumet ve rücu hususları düzenlenmiştir.
Düzenlemeyle, denetim ve soruşturma elemanlarının görevlerini, tazminat davası baskısı altında kalmadan güven içinde yapabilmeleri amaçlanmıştır. Zira, Anayasanın 129 uncu maddesi hükmüne göre bu lür davaların idare aleyhine idari yargıda açılması gereküiği halde; adli yargı mercileri, denetim ve soruşturma elemanlarının şahısları aleyhine açılan tazminat davalarını kişisel kusur gerekçesiyle kabul etmektedirler. Nitekim birçok denetim elemanı, özellikle de mülkiye ve polis müfettişleri bu tür davalara muhatap olmaktadır.
Bu tür koruyucu düzenlemeler hâkimler ve savcılar için de mevcut olup 4483 sayılı Kanunda bu hususla yapılması öngörülen değişiklik 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 141 inci maddesi emsal alınarak hazırlanmıştır.
4483 sayılı Kanuna eklenen ek 1 inci madde hükümlerinin maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki davalar yönünden de uygulanmasına ilişkin düzenleme yapılmaktadır.
4490 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde parantez içinde ifade edilen özel maksatlı ve özel yapılı gemiler için 4490 sayılı Kanunda herhangi bir tanım yapılmamış olması nedeniyle doktrinel tartışmalara konu olmuş, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca tipleri belirlenen bu gemilere, kanuni bir tanımlama yapılarak sınırlama getirilmesi konusunda müşterek bir anlayış oluşmuştur. Bu nedenle özel maksatlı ve özel yapılı gemi tanımı yapılarak anılan Kanunun kapsamına ilişkin tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır.
Aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, Kanunun hazırlanış gerekçesine uygun olarak ithal edilen tüm gemileri kapsaması için düzenlenmiştir. Ancak bu bentte bulunan “edilecek” ibaresi geleceğe yönelik bir ithal ibaresi gibi değerlendirildiğinden bazı tereddütlere neden olmuştur. Bu nedenle “edilecek” ibaresi “edilen” olarak değiştirilmiştir.
4490 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hükmün, gemi ve yatların devir nedeniyle Türk Uluslararası Gemi Sicilinden terkin edilerek bir başka sicile geçişi aşamasında da uygulanmasına imkan sağlanmakladır.
4490 sayılı Kanuna eklenen geçici madde ile, anılan Kanun kapsamında tescile tabi deniz araçları arasında bulunmadıkları halde, maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, Türk Uluslararası Gemi Siciline tescil edilen gemi, yat, özel maksatlı vc özel yapılı gemi ile bunlar dışında bulunan her türlü deniz araçları dolayısıyla bunlarının malikleri adına, sicile kayıtlı olmasından dolayı bu araçlara ilişkin olarak Kanun kapsamında faydalandıkları vergi, harç veya fon istisnası, indirim, muafiyet ve diğer mali hükümlerle ilgili olarak geriye dönük. cezalı tarhiyat yapılmaması, daha önce yapılmış olan tarhiyatlardan varsa açılmış davalardan feragat edilmesi kaydıyla vazgeçilmesi, tahakkuk eden tutarların terkin edilmesi sağlanmakta, tahsil edilen tutarların ise red ve iade edilmeyeceği hususu düzenlenmektedir.
Madde ile, ilgili mevzuatı uyarınca Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı tarafından üzerinde konaklama amaçlı turizm tesisleri yapılmak üzere adlarına kamu arazisi tahsis edilenlerin yanında, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından ormanlık alanlar üzerinde kesin izin verilenler de dahil olmak üzere; kanunları uyarınca ilgili bakanlıklar tarafından üzerinde turizm tesisleri yapılmak üzere adlarına kamu arazisi tahsis edilen Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli yatırımcılar ve işletmecilerden 1/1/2016 tarihi ile 31/12/2016 tarihi arasındaki dönemde tahsil edilmesi gereken kira, kesin izin, kesin tahsis, irtifak hakkı, kullanma izni bedelleri ve hasılat paylarının ve ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli turizm tesislerinin yatırımcıları ve işletmecilerinden sadece bu faaliyetleri dolayısıyla Hazine taşınmazlarını izinsiz kullanımlarından dolayı aynı dönemde tahsil edilmesi gereken ecrimisillerin ödeme sürelerinin, başvuru şartı aranmaksızın bir yıl ertelenmesi, bu sürenin sona erdiği tarihten itibaren üç yılda ve üç eşit taksitle herhangi bir zam veya faiz uygulanmadan tahsil edilmesi öngörülmektedir.
Diğer taraftan ertelenen kira, kesin izin, kesin tahsis, irtifak hakkı, kullanma izni bedelleri ile hasılat paylarından, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce tahsil edilenlerin ilgililerince talep edilmesi halinde iade edileceğine ilişkin hüküm, uygulamada ortaya çıkan ve çıkabilecek idari veya hukuki ihtilafların ortadan kaldırılması bakımından yürürlükten kaldırılmaktadır.
Madde ile Türkiye Varlık Fonunun yurtiçi ve yurtdışı borçlanmalarında kolaylık ve hız sağlanması amaçlanmaktadır.
Yapılan düzenlemeyle sosyal devlet olmanın bir gereği olarak, şehit eş veya çocuklarının, şehidin eş ve çocuğunun bulunmaması halinde ise anne veya babasının bir defaya mahsus olmak üzere özel tüketim vergisi ödemeksizin araç alabilmelerine imkan sağlanmaktadır.
Yapılan düzenlemeyle, şehit eş veya çocukları, şehidin eş ve çocuğunun bulunmaması halinde ise anne veya babası tarafından özel tüketim vergisi ödenmeksizin alınan aracın, beş yıllık süreden sonra elden çıkarılması halinde, vergi ödenmeksizin işlem yapılabilmesine olanak sağlanması amaçlanmaktadır.
Madde ile Bakanlar Kurulunun cep telefonlarındaki asgari maktu özel tüketim vergisi tutarına ilişkin yetki sınırları günün ekonomik koşullarına göre 160 TL esas alınacak. şekilde yeniden belirlenmektedir.
Yapılan düzenicmeyle, ülke genelinde trafik yoğunluğu içinde önemli bir paya sahip olan ve çok büyük bir kısmının model yılı ilerlemiş ve/veya yıpranmış olan şehiriçi taksi, dolmuş, minibüs, midibüs, servis, özcl halk otobüsü ve belediye otobüsü taşımacılığında kullanılan taşıtlar ile ticari yük taşımacılığında kullanılan kamyon, kamyonet, tır gibi taşıtların yenilenmesi amaçlanmaktadır.
Böylelikle gündelik hayatta şehir içi ulaşımda kullanılan toplu taşıma araçları ile ticari taksilerin yeni teknolojilere uygun şekilde güvenlik ve konfor düzeyinin yükseltilmesi ve bu taşıtların şehiriçi ulaşımını kendi imkanlarıyla sağlayan vatandaşlar tarafından da tercih edilirliğinin artırılması sureüyle şehir içi trafik yoğunluğunun azaltılması hedeflenmektedir.
Aynı şekilde licari yük taşımacılığında kullanılan kamyon, kamyonet ve tırların da yenilenmesi suretiyle hem ekonomik büyümeye bağlı olarak artan taşımacılık hacminin güvenlikli ve daha konforlu araçlarla karşılanması hem de eski araçların havaya ve karayollarına verdiği zararların azaltılması amaçlanmaktadır.
Bu kapsamda, maddede belirtilen şekilde maliki oldukları taşıtlarla ticari yolcu ve yük taşımacılığı faaliyetiyle iştigal edenlerin, maliki oldukları taşıtla aynı cinsteki bir taşıtın bahse konu faaliyette kullanılması amacıyla, bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten 30/6/2017 tarihine kadar ilk iktisabının, Maliye Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde özel tüketim vergisinden müstesna tutulması amaçlanmaktadır.
Sadece düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ticari yolcu ve yük taşımacılığı faaliyeti dolayısıyla gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunanların düzenlemeden yararlanabilmesi öngörülmektedir. Bu kapsamda, kendi şahsının veya şirketinin çalışanını veya yükünü taşıyanlar, bu taşıtların yenilenmesi amacıyla bu istisnadan yararlanamayacaktır.
Düzenlemenin amacı eski ve yıpranmış araçların toplu taşıma ve ticari taksi taşımacılığı ile yük taşımacılığı faaliyetinden çekilerek yenilenmesi olduğundan, yenilemeye konu edilen taşıtın, istisnadan yararlanılan tarihten itibaren iki tam yıl içerisinde satılması, devredilmesi veya sair surctle işletme aktilinderi çıkarılması şartı öngörülmektedir. Aksi takdirde yeni alınan taşıta ilişkin zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, ziyaa uğramış sayılacaktır. Öte yandan söz konusu eski taşıtları satın alan kişilerin, taşıtları hangi amaçla kullanılacağının herhangi bir önemi bulunmamaktadır.
Maddede ayrıca yeni taşıtın, ilk iktisap tarihinden itibaren üç tam yıl geçmeden, veraset yoluyla intikaller hariç, devri halinde adına kayıl ve tescil işlemi yapılandan; ticati yolcu veya yük taşımacılığı faaliyetinden çekilmesi (hurdaya çıkarılması hariç) halinde ise bu madde hükmünden yararlanandan, taşıtın ilk iktisabındaki matrah esas alınarak, devir veya ticari işletme faaliyetinden çekilme tarihindeki oran üzerinden hesaplanan özel tüketim vergisinin alınması öngörülmektedir.
Madde ile 4924 sayılı Kanun hükümlerine göre çalışan sözleşmeli personelden kadroya geçenler sebebiyle iptal edilmiş sayılan 10.827 pozisyonun aynı usul ve esaslar çerçevesinde yeniden kullanımına ve bu suretle eleman temininde güçlük çekilen yerlerde toplam 22.000”e kadar personelin istihdamına imkan sağlanmaktadır.
Kamu idarelerinin yerine getirdiği faaliyetlerin güvenilir, hızlı, kesintisiz.
bir şekilde sürdürülebilmesi için internet ve data hizmeti sağlayıcıları ile teknik altyapı kurulum, bakım ve yedekleme ile ilgili alımların gelecek yıllara yaygın yüklenme suretiyle gerçekleştirilmesi ve böylelikle mali yükün de azaltılması amaçlanmaktadır. Ayrıca, ÖSYM tarafından gerçekleştirilen sınavlarda ihtiyaç duyulan özel nitelikli basım makine hizmetleri, elektromekanik kilit, nakliye, kamera kayıt gibi işlemler ile yeni teknoloji gerektiren mal ve hizmet alımlarının tek yıla yüklenmesi maliyetleri artırmakta olduğundan düzenleme ile kamu kaynaklarının daha etkin ve verimli kullanılması amaçlanmaktadır. Diğer taraftan, gelecek yıllara yaygın yüklenmeye girişilmesinde kamu kurum ve kuruluşlarının ihtiyaçları zamana ve yürütülen kamu hizmetinin özelliğine göre değişebilmektedir. İhtiyaçlar belirdiğinde, sürekli olarak Kanun değişikliği yapmak yerine, birden fazla yıla yaygın olması zorunluluğu bulunan veya ekonomik olan diğer mal ve hizmet alımlarını yüklenme süresi 3 yılı geçmemek üzere belirleme ve belirlenen süreleri beş katına kadar arlırma konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmesi amaçlanmaktadır.
Madde ile 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinde laşınmazlara verilen zararın giderilmesinde ayni ifaya öncelik verileceği düzenlenmiş olup, ayni ifanm gecikmeksizin yerine getirebilmesi amacıyla 5233 sayılı Kanuna geçici bir madde eklenmesi öngörülmüştür.
Ülkemizde son dönemde yaşanan terör ve şiddet olay ve eylemleri sebebiyle kamu düzeni ve güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu yerlerde, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun ek.
1 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Bakanlar Kurulu kararı ile riskli alan ilan cdilmekie ve bu alanlarda terör olayları sebebiyle hasar gören binaların ve altyapının bir an evvel yenilenebilmesi ve böylece terör örgütü monsuplarınca zarar verilen konut, işyeri, hastane, okul, ibadet yeri gibi yapılar sebebiyle yaşanan mağduriyetin ivedilikle giderilmesi için, laşınmazların tahliyesinin ve yıkımının ve akabinde yeni yapıların yapımının bir an önce başlatılması ve bitirilmesi önem arz etmektedir. Belirtilen sebeple, söz konusu alanlardaki uygulamaların önem ve aciliyeti gözetilerek yürütülecek uygulamaların hızlı ve kesintiye uğramadan yürütülmesi için düzenlemelerde bulunulmuştur.
Bu çerçevede bu alanlarda; imar planı, imar uygulaması, alt ve üstyapı projeleri, ruhsat ve yapım da dahil olmak üzere bütün iş ve işlemlerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından resen yapılacağı, yaptırılacağı ve onaylanacağı, yine bu alanlarda her tür ve ölçekteki meri imar planı, plan notları ve plan açıklama raporunda ilgili idarelere verilmiş görüş bildirme de dahil her türlü görev ve yetkilerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığına geçeceği hükme bağlanmıştır. Böylece, birden çok idarede bulunan bazı yetkilerin tek bir idarede toplanarak yapılacak uygulamaya hız verilmesi amaçlanmaktadır.
Riskli alan olarak ilan edilen sınırlar içerisinde dönüşümün süratle gerçekleşlirilebilmesi ve altyapı uygulamalarının bütüncül bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için atan bütününde çalışma imkanının sağlanması gerekmektedir. Ancak, çoğu zaman alanda bulunan taşınmaz maliklerinin tamamı hemen tespit edilememektedir. Yine bazı maliklerin yurtdışında olması, kayıp ya da gaip olması veya ölmüş olmaları sebebiyle tapuda mirasçılara intikal yaptırılmadığından maliklerin tamamına ulaşılmasında ciddi problem yaşanmakta ve maliklerin tamamının muvafakatı olmadan yeni yapı yapılmasına başlanılamamaktadır. Sır malike ulaşılamaması sebebiyle yapım işine başlanılamamasının yaratacağı mağduriyeti gidermek için düzenlemede bulunulması gerekmiştir.
Belirtilen sebeplerle, 5233 sayılı Kanunun 7 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca taşınmazlara verilen zararların ayni olarak karşılanmasının esas olduğu ve bu alanlarda yapılacak yapılardaki kat irtifakı veya kat mülkiyetinin; hak sahipleri tespit edilip bunların, mülkiyet haklarına ve/veya 5233 sayılı Kanun kapsamında oluşmuş olan zararlarına karşılık, bağımsız bölümlerin devri yapılıncaya kadar Hazine adına kurulacağı, inşaat ruhsatının Hazine adına düzenleneceği ve bu alanlarda yapılacak uygulamalarda tüm tapu ve kadastro işlemleri ile yıkım ve yapıma ilişkin her türlü izin ve ruhsat gibi iş ve işlemlerin ilgililerin muvafakatı aranmaksızın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından resen yapılacağı ve/veya yaptırılacağı düzenlenmiştir.
Bu bölgede yapılacak yeni uygulamalarda sağlıklı, güvenli ve yaşanabilir alanların oluşturulabilmesi için donatı alanlarının karşılanabilmesi ve uygulamalarda meydana gelecek adaletsizliğin giderilmesinin temini bakımından, evvelce yapılan parselasyon planlarında, meri mevzualla öngörülen orandan eksik yapılmış olan düzenleme ortaklık payı kesintilerinin, gerekli görülmesi halinde sonradan yapılacak düzenlemede meri mevzualla öngörülen orana tamamlanması amaçlanmıştır.
Ayrıca, yapılacak uygulamanın aciliyeti de gözetilerek planların askı ilan ve itiraz.
süreleri ile bu uygulamalara karşı açılacak davalardaki sürelerin bu işlere mahsus olmak üzere düzenlenmesi öngörülmüştür.
Madde ile aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarına hizmet gerekleri ve ihliyaca binaen nöbet görevi verilmesi amaçlanmakta ve asgari sekiz saat nöbet tutma mecburiyeti kaldırılmaktadır.
5393 sayılı Belediye Kanununun “Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacak işlemler” başlıklı 45 inci maddesinde yapılacak düzenleme ile belediye başkan veya başkan vekilinin ya da meclis üyesinin ülke güvenliğini ilgilendiren terör suçlarından birini işlemesi halinde, İçişleri Bakanı ya da valinin belediye başkan, başkan vekilliğine veya belediye meclis üyeliğine seçilme yeterliliğine sahip bir kişiyi görevlendirmesi amaçlanmaktadır.
Madde ile, terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları kapsamında haklarında yürütülen soruşturma veya kovuşturma nedeniyle hâlihazırda görevden uzaklaştırılmış olan belediye başkanı, başkan vekili ve meclis üyelerinin yerine 5393 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre işlem yapılmış olsa bile onbeş gün içerisinde büyükşehir ve il belediyelerinde İçişleri Bakanı diğer belediyelerde vali tarafından aynı Kanunun 45 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen usule göre görevlendirme yapılması öngörülmekiedir.
5395 sayılı Belediye Kanununun “Hizmetlerde aksama” başlıklı 57 nci maddesinde yapılan düzenleme ile belediye ve bağlı idare hizmetlerinin aksatılmasının ortadan kaldırılması için İçişleri Bakanlığının talebi, sulh hukuk hakimi tarafından tespit yapılması, belediyenin asliye hukuk mahkemesine yapabileceği ilirazın sonuçlandırılması, tespit kararının sonrasında İçişleri Bakanlığının belediyeye makul bir süre vererek aksaklığın giderilmesini istemesi ve aksaklık hala giderilmez ise valinin aksaklığı gidermesi için geçecek süre aksayan hizmetin türüne göre karla mücadele, terör ve şiddet olayları ve benzeri anlık müdahale gerektiren olaylarda hizmet verilmemesine neden olduğu için ve şimdiye kadar bu maddenin işletilmesinin bir örneği olmadığı için valilik tarafından hizmetlerde aksamanın tespit edilmesi halinde hizmetin en kısa sürede yerine getirilmesi amaçlanmaktadır.
5510 sayılı Kanunda yapılan düzenleme ile kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlar, ay içerisinde günün bazı saatlerinde çalışıp çalıştığı saat karşılığında ücret alanlar ve 5510 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesinin birinci fıkrasına tabi olarak çalışanların bakmakla yükümlülük statülerinin devam etmesi amaçlanmıştır.
Maddede yapılan değişiklik ile Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sigortalıların prim börç yükünün azaltılması, primlerinin düzenli ödeme alışkanlığının sağlanması ve vadesi geçmiş prim borçlarının tahsili amaçlanmıştır.
Bakmakla yükümlü olunan kişi statüsündekiler hariç, kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlar, ay içerisinde günün bazı saatlerinde çalışıp çalıştığı saat karşılığında ücret alanlar ve 5510 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesinin birinci fikrasına göre çalışanlardan ay içerisinde yirmi gün ve daha az çalışanların eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerini otuz güne tamamlaması amaçlanmıştır.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının açılış izni ile faaliyet gösteren özel kreş ve gündüz bakımevlerinin; faaliyete geçtiği vergilendirme döneminden itibaren Mili Eğitim Bakanlığına bağlı okul öncesi eğilim kurumlarında uygulandığı gibi beş vergilendirme dönemi süresince elde cdilen kazançlarının kurumlar vergisinden istisna tutulmasına yönelik düzenleme yapılmaktadır.
Yapılan düzenlemeyle, Kanunla Vergi Usul Kanununun 11 inci maddesine eklenen yedinci fikradaki yetkinin kullanılması durumunda, bu kapsamda vergi kesintisi yapmakla sorumlu tutulanlar tarafından yapılan her türlü ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapılmasına imkân sağlanmaktadır.
Yapılan düzenlemeyle, 5520 sayılı Kanunun 32/A maddesi kapsamında hesaplanacak yatırıma katkı tutarına mahsuben, yatırım döneminde yatırıma başlama tarihinden itibaren kurumun diğer faaliyetlerinden elde edilen kazançlara indirimli kurumlar vergisi uygulatmak suretiyle yatırıma katkı tutarını her bir il grubu, bölgesel, büyük ölçekli, stratejik ve öncelikli yatırımlar ile konusu, sektörü ve niteliği itibarıyla proje bazında desteklenmesine karar verilen yatırımlar için 90100'e kadar kullandırma konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir.
Madde ile, vakıflara yayın lisansı verilmesine ilişkin hususlar düzenlenmektedir.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun gelirleri arasında, radyo ve televizyon kuruluşlarının, (program destekleme gelirleri hariç) aylık brüt ticari iletişim gelirlerinden ayrılan paylar da yer almaktadır. Hâlihazırda; radyo ve televizyon kuruluşları aylık brüt ticari iletişim gelirlerinin yüzde üçünü Üst Kurul payı olarak Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna ödemektedir. Düzenleme ile radyo ve televizyon kuruluşlarının katlandıkları mali mükellefiyetlerin azaltılması amacıyla Üst Kurul payı “61,5 olarak değiştirilmektedir.
6292 sayılı Kanunun 12 nci maddesinde; Hazineye ait tarım arazilerini, 31/12/2011 tarihi itibarıyla en az üç yıldan beri tarımsal amaçla kiralayan, kira sözleşmesi halen devam eden kiracıları veya bu arazileri aynı süreyle tarımsal amaçla kullanan ve kullanımlarının halen devam ettiği idarece belirlenen kullanıcıları ya da paydaşlarından, Kanunun yürürlüğe girdiği 26/4/2012 tarihinden itibaren iki yıl içerisinde bu arazileri bedeli karşılığında doğrudan salın almak için idareye başvuran ve idarece bu maddede belirtilen şekilde tespit ve tebliğ edilen satış bedelini itiraz cimeksizin kabul edenlerin hak sahibi sayılacağı ve tarım arazilerinin bunlara doğrudan satılacağı öngörülmüş olup, maddede öngörülen iki yıllık başvuru süresi 26/4/2014 tarihinde sona ermiştir, Daha sonra, 26/2/2014 tarihli ve 6527 sayılı Kanunun 22 nci maddesi ile, 6292 sayılı Kanuna eklenen geçici 2 nci maddeyle; Kanunun 12 nci maddesinde belirtilen ve 26/4/2014 tarihinde sona erecek olan iki yıllık başvuru süresi bir yıl daha uzatılmış olup, bu süre de 27/4/2015 tarihinde son ermiştir.
Ancak, 6297 sayılı Kanun hükümlerinden yararlanmak için belirtilen süreler içerisinde çeşitli sebeplerle bu Kanundan haberi ve bilgisi olmaması nedeniyle veya başkaca sebeplerle idareye başvuramayan çok sayıda vatandaşımızın da bulunduğu tespit edilmiştir.
Ayrıca, 6292 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte geçerli olan belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan yerler,” şeklindeki ibare uyarınca; Hazineye ait tarım arazilerinden belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde kalması sebebiyle satılamayacak olanların belirlenmesinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte geçerli olan belediye ve mücavir alan sınırlarının esas alınması nedeniyle, belediye ve mücavir alanı sınırlarının, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra nüfus değişmesi gibi ilgili mevzuatından kaynaklanan sebeplerle değişmesi ve bazı yerleşim yerlerinin belediye ve mücavir alan sınırları dışına çıkarılarak köy statüsüne dönüştürülmesi durumunda, 6292 sayılı Kanun hükümleri uygulanamadığından, bu konuda vatandaşlarımız mağdur olabilmekte ve vatandaşlarımız ile Devletimiz arasında ihtilaflar ortaya çıkmaktadır.
Açıklanan sebeplerle, 6292 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen geçici 4 üncü madde ile;
- Bu Kanunun 12 nci maddesi kapsamında Hazineye ait (arım arazilerini satın alma başvuru süresi 27/4/2015 tarihinde sona ermiş olmakla birlikte, Kanunun uygulamasından haberi ve bilgisi olmaması nedeniyle veya başkaca sebeplerle bu Kanun hükümlerinden yararlanmak için idareye başvuramayan çok sayıda hak sahibi vatandaşımızın olduğu dikkate alınarak, bu vatandaşlarımızın mağdur olmaması ve bunların Kanunun 12 nci maddesinde tanınan haklardan yararlanabilmeleri bakımından, başvuru süresinin bir yıl daha uzatılması suretiyle hak sahibi vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi ve ayrıca, 6527 sayılı Kanunla 6292 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesinde yapılan düzenleme sonrasında 27/4/2015 tarihine kadar uzatılan başvuru süresinin de sona ermesi nedeniyle, 27/4/2015 tarihi ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih arasında idareye yapılan ancak değerlendirmeye alınamayan bu vatandaşlarımızın başvurularının da, yeniden başvuru alınmasına gerek olmaksızın geçerli kabul edilmesini sağlanması, - Ayrıca, 6292 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte geçerli olan belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan yerler,” şeklindeki ibare uyarınca; Hazineye ait tarım arazilerinden belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde kalması sebebiyle satılamayacak olanların belirlenmesinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte geçerli olan belediye ve mücavir alan sınırlarının esas alınması ve böylelikle, belediye ve mücavir alanı sınırlarının, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra nüfus değişmesi gibi ilgili mevzuatından kaynaklanan sebeplerle değişmesi ve bazı yerleşim yerlerinin belediye ve mücavir alan sınırları dışına çıkarılarak köy statüsüne dönüşlürülmesi durumunda, 6292 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra belediye ve mücavir alan sınırları dışına çıkartılan bu yerlerin de Kanun kapsamında değerlendirilebilmesine imkan verecek şekilde düzenlemelerin yapılması ve böylece, bu konuda yaşanan mağduriyetlerin giderilerek vatandaşlarımız ile Devletimiz arasında ortaya çıkan ihtilafların ve tereddütlerin giderilmesi, amaçlanmıştır.
Diğer taraftan, mülkiyeti Hazineye ait Antalya İli Aksu İlçesi Atatürk Mahallesi 13322 ada 2 parsel numaralı taşınmaz ile Döşemeallı İlçesi Kömürcüler Mahallesinde bulunan taşınmazlar 6831 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasının (7) bendi kapsamında orman ve toprak muhafaza karakteri taşımayan funda veya makilerle örtülü yerler orman sayılmadığından; uzun yıllardan beri değişik kullanımlara konu olan bu yerlerin orman sınırları dışına çıkartılarak Kanun hükümlerine göre hak sahiplerine satışı mümkün olamamış ve bu durum bu yerlerin zilyedi veya kullanıcısı ya da bunların kanuni veya akdi halefleri olanların mağdur olmalarına neden olmuştur.
Aynı Kanuna eklenen geçici 5 inci maddeyle, mülkiyeti Hazineye ait Antalya İli Aksu İlçesi Atatürk Mahallesi 13322 ada 2 parsel numaralı taşınmaz ile Döşemealtı İlçesi Kömürcüler Mahallesinde bulunan, 6831 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasının
() bendi kapsamında orman sayılmayan ve tapuda Hazine adına tescil edilen ve uzun yıllardan beri değişik kullanımlara konu olan ve mülkiyet sorunu olan taşınmazların; tapu kütüğünün beyanlar hanesine göre kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilen ya da bunların kanuni veya akdi halefleri olanlara 6292 sayılı Kanunda yer alan 2/B alanlarında bulunan taşınmazların salış işlemleri ile ilgili hükümleri kıyasen uygulanarak doğrudan satılması suretiyle mağduriyetlerin giderilmesi ve bu şekilde oluşan mülkiyet problemlerinin çözümlenmesi amaçlanmıştır.
6331 sayılı Kanunda iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin sunulması için işverene çalışanları arasından iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve diğer sağlık personeli görevlendirme yükümlülüğü getirilmiş, belirlenen niteliklere sahip personel bulunmaması halinde, bu hizmetin ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alarak yerine getirebilmesi hüküm altına alınmıştır. Bu hükümlerin yer aldığı 6 ncı ve 7 nci maddelerin; kamu kurumları ile elliden az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için ilk olarak 1/7/2016 tarihinde uygulamaya konulması öngörülmüştür. Ancak kamu kurumlarında uygulamada yaşanan sorunların giderilmesi, ekonomik açısından küçük esnafların da yer aldığı elliden az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan yaklaşık 1 milyon işyeri ve 4.2 milyon çalışanın kapsama girmesiyle, işyerlerinin kendi çalışanları arasından görevlendirmelerine imkan sağlanması açısından zaman tanınması amacıyla 6331 sayılı Kanunun 6 ncı ve 7 nci maddelerinin; kamu kurumları ile elliden az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfla yer alan işyerleri için 1/7/2017 tarihinden itibaren yürürlüğe konulması hususu düzenlenmektedir.
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun geçici 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası değiştirilerek 2009 Temmuz istatistiğine göre toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi alan sendikalar ile 2009 Temmuz istatistiğinin yayımından sonra 15/9/2012 tarihine kadar kurulmuş olan işçi sendikalarının bu maddenin yayımı tarihinden itibaren iki yıl süre içinde yapacakları yetki tespit başvuruları yüzde bir şartı aranmaksızın işyeri veya işletme çoğunluk şartına göre Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca sonuçlandırılması öngörülmektedir.
Madde ile, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda, Sağlık Bakanlığının, kamu özel işbirliği modeliyle yaptıracağı işlerde yüklenicinin sözleşme kapsamına giren faaliyetlerini bütün aşamalarda denetleyeceği veya denetleteceğine ve yüklenicinin performans denetimi ile işin yönetimine ilişkin olarak bir denelim ve yönetim sistemi Oo kurabileceğine (Oyönelik odüzenleme yapılmaktadır. Ayıca denetim ile görevlendirileceklerde aranacak mali ve teknik yeterlilikler ile iş deneyimlerine yönelik olarak isteklilerden talep edilecek belgelere ilişkin düzenleme yapılarak sözleşmeye aykırılık halinde uygulanacak müeyyideler ile sorumluluklar belirlenmektedir.
666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen ek 9 uncu maddenin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa Mahkemesinin 7/4/2016 tarihli ve E.: 2016/28, K.: 2016/25 sayılı Kararı ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamındaki idareler yönünden, anılan ek maddeyle söz konusu Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen (1) sayılı Cetvelde yer alan “müşavir” ibaresinin ise Anayasa Mahkemesinin 23/12/2015 tarihli ve E.: 2015/65, K.: 2015/120 sayılı Kararı ile anılan düzenlemelerin 666 sayılı Kanun Hükmünde Karamamenin dayanağını oluşturan 6/4/2011 tarihli ve 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamına girmediği gerekçesiyle iplal edilmesi nedeniyle söz konusu hükümler yeniden düzenlenmektedir.
666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen ck 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ile anılan ek maddeyle söz. konusu Kanun Iükmünde Kararnameye eklenen (11) sayılı Cetvelin (1) numaralı sırasının, 24/5/2016 tarihli ve 29721 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olan Anayasa Mahkemesinin 5/5/2016 tarihli ve E.: 2016/34, K.: 2016/30 sayılı Kararı ile anılan düzenlemelerin 666 sayılı Kanın Hükmünde Kararmamenin dayanağını oluşturan 6/4/2011 tarihli ve 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle kısmen iptal edilmesi ve iptal hükmünün Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olması nedeniyle, söz konusu hükmün yeniden düzenlenmesi öngörülmektedir.
Madde ile sunulan hizmetlerde kalitenin artırılması ve atamaların bir düzen dahilinde olması amacıyla Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu ve Spor Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatlarında il ve ilçe düzeyinde görev yapan personel için, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 72 nci maddesi hükümleri çerçevesinde Gençlik ve Spor Bakanlığınca belirlenecek tüm bölgelerde yer değiştirme suretiyle rotasyona tabi olarak görev yapmaları konusunda düzenleme yapılmaktadır.
31/12/2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin E.:2011/146, K.: 2013/11 sayılı Kararı ile 658 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin uzman olarak atanmaya ilişkin 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının iptaline ve iptal hükmünün yürürlüğünün Kararın yayımlanmasından altı ay sonraya bırakılmasına karar verilmiştir. Bu minvalde, 658 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan ve Enstitüde uzman olarak atanabilmek için, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan genel şartlara ek olarak aranacak diğer şartlar Enstitü tarafından çıkarılan yönetmelikle belirleneceğine dair hükmün, Anayasa Mahkemesi Kararının iptal gerekçesine uygun olarak yeniden düzenlenmektedir.
Ülkemizin uzun vadeli makroekonomik hedeflerine ulaşmasını, Dünya ticaretinden aldığı payın arlırılmasını, enerji, hammadde ve arz güvenliğinin temin edilmesini, bilgi, teknoloji ve yenilik üretiminde söz sahibi ülkeler arasında yer almasını, Ar-Ge harcamalarının artırılmasını, tasarım ve markaya dayalı, katma değeri yüksek üretim yapısına geçişin hızlandırılmasını lemin etmek üzere ihtiyaç duyulan yatırımların hızlıca hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Maddenin birinci fıkrası ile Ekonomi Koordinasyon Kurulunun kararı ile proje bazlı olarak desteklenmesine karar verilen yatırımlara, 6100'e kadar indirimli kurumlar vergisi uygulanabilmesi, yatırıma katkı oranının 96200'ü geçmemek üzere belirlenebilmesi veya yatırımın işletmeye geçmesinden itibaren on hesap dönemine kadar, yatırımdan elde edilen kazançla sınırlı olmak üzere kurumlar vergisi istisnası tanınabilmesi, gelir vergisi stopajı teşviki sağlanabilmesi, gümrük vergisi muafiyeti tanmabilmesi, 49 yıl süreyle bedelsiz irtifak hakkı tesisi veya kullanım izni verilmesi, yatırım kapsamında yaratılan yeni istihdam için ödenmesi gereken sigorta primi işveren hissesinin 10 yıla kadar varan sürelerde bütçeden karşılanabilmesi, yatırıma ilişkin enerji tüketim harcamalarının 9650'sine kadarının cn fazla 10 yıl süreyle karşılanabilmesi, kullanılan yatırım kredisi için 10 yıla kadar faiz veya kâr payı desteği sağlanabilmesi, ihtiyaç duyulması halinde hibe desteği verilebilmesi, nitelikli personel için 5 yılı geçmemek üzere asgari ücretin aylık brüt tutarının 20 katına kadar ücret desteği verilebilmesi, yatırım tutarının ”649'unu geçmemek üzere ve edinilen payların 10 yıl içerisinde halka arz veya yalırımcıya satış şartıyla yatırıma ortak olunması konularında Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir.
Bakanlar Kurulu Kararı ile desteklerin tamamından veya belli bir kısmından yararlanılması söz konusu olabilecektir.
Maddenin ikinci fikrası ile nakit desteklerin Ekonomi Bakanlığı bütçesinden karşılanacağı öngörülmektedir.
Maddenin üçüncü fıkrası ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmekte, yatırımların belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde gerçekleştirilmemesi halinde uygulanacak cezai müeyyideler hükme bağlanmaktadır.
Maddenin dördüncü fıkrası ile de, yatırımın devri halinde, devralan kurumun, aynı koşulları yerine getirmek kaydıyla belirtilen istisna, muafiyet ve desteklerden yararlanabilmesi yönünde düzenleme yapılmaktadır.
Bölgenin coğrafi konumu, sosyal ve ekonomik yapısı, nüfusu dikkate alınarak ulaşım, haberleşme, emniyet ve asayiş hizmetlerinin daha cikin sunulması amacıyla Hakkari İlinin kaldırılması ve Çölemerik adıyla ilçeye dönüştürülmesi, Yüksekova adıyla bir il ve Derecik adıyla bir ilçe kurulması öngörülmektedir.
Bölgenin coğrafi konumu, sosyal ve ekonomik yapısı, nüfusu dikkate alınarak ulaşım, haberleşme, emniyet ve asayiş hizmetlerinin daha etkin sunulması amacıyla Şırnak İlinin kaldırılması ve Nuh adıyla ilçeye dönüştürülmesi, Cizre adıyla bir il kurulması öngörülmektedir.
Madde ile, il özel idareleri ile il ve ilçe merkezlerindeki belediyelerin durumları düzenlenmekledir.
Madde ile, kaldırılan illerdeki kamu kurum ve kuruluşlarında görevli personelin durumu düzenlenmektedir. Ayrıca Kanun ile kurulan ilçenin kaymakamlığı için taşıt alımı ve Kanun ile kurulan il ve ilçelerde kamu kurum ve kuruluşlarının hizmet binası ve lojmanlarına ilişkin düzenlemeler öngörülmektedir.
Yürürlük maddesidir.
Yürütme maddesidir.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA 19.4.2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve gerekçesi ekte sunulmuştur.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
M. Akif Hamzaçebi İstanbul TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA 2/571 Esas Numaralı, 19.4.2012 Tarihli ve 6292 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifine katılıyoruz.
Gereğini bilgilerinize saygıyla arz ederiz.
Orhan Sarıbal Veli Ağbaba Nihat Yeşil Bursa Malatya Ankara Onursal Adıgüzel Vecdi Gündoğdu Ünal Demirtaş İstanbul Kırklareli Zonguldak Mehmet Göker Candan Yüceer Kadim Durmaz Burdur Tekirdağ Tokat İrfan Bakır Mehmet Bekaroğlu Mahmut Tanal Isparta İstanbul İstanbul Muharrem Erkek Hüseyin Çamak Mevlüt Dudu Çanakkale Mersin Hatay Yakup Akkaya Kemal Zeybek Özkan Yalım İstanbul Samsun Uşak Ömer Fethi Gürer Ali Haydar Hakverdi Ali Akyıldız Niğde Ankara Sivas Akif Ekici Bülent Öz Elif Doğan Türkmen Gaziantep Çanakkale Adana Nurhayat Altaca Kayışoğlu Musa Çam Kazım Arslan Bursa İzmir Denizli Barış Yarkadaş Murat Emir Okan Gaytancıoğlu İstanbul Ankara Edirne Erkan Aydın Nurettin Demir Niyazi Nefi Kara Bursa Muğla Antalya