6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) — gerekçe | Aristo Akademi Mevzuat
YürürlükteTemel kanun4. hâli
Sınai Mülkiyet Kanunu(SMK)
Kanun numarası
6769
Kabul tarihi
22.12.2016
Resmî Gazete
10.01.2017 / 29944
Düstur
5. tertip, cilt 58
Son değişiklik
22.07.2020
Madde sayısı
181
Kaynak: TBMM 26. Dönem S. Sayısı 341 (Esas No: 1/699) · belgeyi aç · TBMM kaydı. Gerekçeler kanun tasarısı ya da teklifi üzerine yazılmıştır; komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde madde numaraları değişebilir. Her gerekçe, metni en çok benzeyen yürürlükteki maddeye bağlanmıştır.
Madde ile, Kanunun amaç ve kapsamı belirlenmiştir. Bu çerçevede sınai mülkiyet haklarından marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model ile sınai mülkiyet hakkı kapsamında yer almayan geleneksel ürün adlarına ilişkin hakların korunması hususu Kanunun amacı olarak düzenlenmiştir.
MADDE, 2- Madde ile, Kanunda yer alan bazı terimler ile ibarelerin tanımlanması öngörülmüştür.
Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPSY'nın 15 inci maddesi ile yeni 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği (AB) Marka Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğüne uygun olarak madde metni düzenlenmiştir. 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede yer alan çizimle görüntülenebilme şartı yerine yeni marka türlerinin tesciline de imkân verebilecek şekilde işaretin, marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartı eklenmiştir. Böylelikle pek çok ülkede tescili kabil görülen ses markaları, hareketli markalar gibi geleneksel olmayan marka çeşitlerinin tescili açısından zorluk yaratan çizimle görüntülenebilme şartı yerine, mehaz AB düzenlemesindeki esnek yaklaşım benimsenmiştir. Bu kapsamda markanın sicilde gösleriminin erişilebilir, kalıcı, somut olması ve korumanın konusunun yetkili makamlar ve halk tarafından açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayacak biçimde olması gerekmektedir. Marka olabilecek işaretlerin markanın asli işlevi olan ayırt etme şartını da yerine getirmesi gerekmekiedir. Marka olabilecek işaretler sayılırken, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin $ inci maddesine benzer şekilde sınırlı bir sayma yöntemi benimsenmemiş, “her tür işaret” ibaresi kullanılmak suretiyle marka olabilecek işaretlerin madde hükmünde sayılanlarla sınırlı olmadığı ifade edilmiştir.
Marka, bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini, diğer teşebbüslerin mal veya hizmetlerinden ayırt ctmeye yarayan işarettir. Marka olarak kullanılabilecek işaretlerin seçiminde serbesti olmasına rağmen tescil edilebilirlik bakımından bazı kısıtlamalar getirilmiştir. Maddede, daha çok kamu yararı ile ilgili görülen ve Enslitü tarafından resen incelenen ret nedenleri yer almaktadır.
Maddenin birinci fıkrasının (a) bendi, 4 üncü maddede belirtilen şartları sağlamayan işaretlerin marka olarak tescil edilemeyeceğini düzenlemektedir. 4 üncü maddede, marka olabilecek işaretlere yer verilmiş olup bir markanın, ayırt ediciliğe sahip olması markanın en önemli niteliği olarak belirlenmiştir. Marka olarak tescil edilecek bir işaret, teşebbüsün mal veya hizmetlerini diğerlerinden ayırt etme özelliğine sahip olmalıdır. Bunun yanında, işaretin marka olarak tescil edilebilmesi için sicilde gösterilebilir olması gerekmektedir. Bu niteliklere sahip olmayan işaretin marka olarak tescil edilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde, sicilde gösterilebilir olmasına rağmen ilgili mal veya hizmetler için ayırt ediciliğe sahip olmayan, dolayısıyla tüketiciler tarafından marka olarak algılanmayacak işaretlerin tescil edilemeyeceği düzenlenmiştir. 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 7 nci maddesinde marka olarak tescil edilemeyecek herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler benzer şekilde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde başvurusu yapılan mal veya hizmet açısından tanımlayıcı olan, herkesin kullanımına açık tutulması gereken ve hiç kimsenin tekeline verilemeyecek işaretlerin tescil edilemeyeceği düzenlenmiştir. Söz konusu işaretleri, münhasıran veya esas unsur olarak içeren markaların ret nedeni olarak yer alması, rekabetin bozulmasının ve diğer üreticiler ile tüketicilerin bundan zarar görmesinin önlenmesine yönelik olarak tercih edilmiştir. 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 7 nci maddesinde aynı hüküm yer almaktadır.
Maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde, tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir markanın aynı ya da ayırt edilemeyecek kadar benzerinin, aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak reddi öngörülmüştür. Sicile kayıtlı önceki marka sahiplerinin haklarının korunmasını amaçlayan bu hüküm büyük oranda 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameden alınmıştır.
Maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde ortak kullanıma ait, ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt cimeye yarayan işaret veya adlandırmaları içeren işarcilerin tescil edilemeyeceği düzenlenmiştir. Söz konusu işaretleri münhasıran veya esas unsur olarak içeren markaların ret nedeni olarak yer alması üreticiler ile tüketicilerin bundan zarar görmesinin önlenmesine yönelik olarak tercih edilmiştir. 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 7 nei maddesinde aynı hüküm yer almaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında marka korumasının tescil yoluyla elde edileceği düzenlenmiştir. Bununla beraber, tescilsiz marka sahiplerinin hukuki durumunu düzenleyen istisnai hükümler de Kitapta yer almaktadır. Bu istisnalar kapsamında olan bir kişi, marka tescil başvurusuna itiraz ederek tescili önleme ya da tescil edilmiş ise markanın hükümsüzlüğünü isteme hakkına sahip bulunmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında marka tescilinden doğan hakkın kapsamı belirtilmiş, üçüncü fıkrada ise marka sahibinin izni olmadan üçüncü kişiler tarafından markanın ticaret alanında kullanımının yasaklanabileceği haller sayılmıştır. 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 9 uncu maddesi ve Alman Marka Kanununun 14 üncü maddesi dikkate alınarak düzenlenen madde ile mezkur hükümlerle uyum sağlanması amaçlanmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasının (d) bendinde markanın intemelle kullanılması hali düzenlenmiştir. Bu bent, 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü ve Alman Marka Kanununda yer almamaktadır. Ancak, interetie marka kullanımının marka hakkı kapsamına girdiği hususunda ulusal ve uluslararası doktrinde ve mahkeme içtihatlarında tam bir görüş birliği mevcuttur. Fiilen karşımıza yeni çıkan bir olgunun, markalar ile ilgili düzenleme yapılırken açıkça vazedilmesinin faydalı olacağı düşüncesiyle mezkur hüküm konulmuştur. Hüküm konulurken aralarında Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı tahkim ve arabuluculuk merkezinin de bulunduğu internet alan adı ile marka arasındaki uyuşmazlıkları çözen merkezlerin kuralları esas alınmıştır. Bu bağlamda işareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bir bağlantısı olmaması şartıyla, işaretin aynı veya benzerinin internete licari etki yaratacak biçimde, alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması yasaklanmıştır. Türkçeye yönlendirici kod olarak çevrilen kelimenin, internetteki kullanımı “metatag”dır.
Maddenin üçüncü fıkrasının (e) ve (f) bentleri maddeye yeni eklenen bentler olup, bu anlamda özellikle 2015/2436 sayılı AB Direktifine ve uluslararası uygulamalara uyum sağlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasında markanın sahibine sağladığı hakların üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayım tarihi itibarıyla hüküm ifade edeceği, başvuru sahibinin tazminat davası açmaya yelkili olacağı ve mahkemenin öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin yayımlanmasından önce karar veremeyeceği düzenlenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrası ile, markanın sahibine sağladığı münhasır haklara sınırlamalar getirilmiştir. Söz konusu hüküm, 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 12 nci maddesinde ve 2015/2436 sayılı AB Marka Direklifinin 14 üncü maddesinde de yer almaktadır. Ancak 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede de yer alan hüküm, ifade ediliş biçimi bakımından doktrinde yöneltilen eleştiriler ve Tüzük ile Direktifteki anlam netliğinin Kanun Hükmünde Kararnamede bulunmaması sebepleriyle aslına uygun biçimde yeniden kaleme alınmıştır. Buna göre, gerçek kişilerin kendi ad ve adresini belirtmesi, üçüncü kişilerin mal ve hizmetler ile ilgili açıklamada bulunması ve özellikle aksesuar, yedek parça veya eşdeğer parça gibi malların ya da hizmetlerin kullanım amacını göstermek bakımından gereklilik bulunan hallerde markanın kullanılması marka sahibince önlenemeyecek durumlar olarak düzenlenmiştir.
Madde ile, markanın, tescilli marka olduğu belirtilmeden basılı olarak ya da elektronik ortamda sunulan sözlük, ansiklopedi veya başka başvuru eserlerinde jenerik ad izlenimi verecek şekilde yer alması durumunda, marka sahibinin talebine bağlı olarak, yayımcının, elektronik ortamda sunulan eserlerde derhal, basılı eserlerde ise yayımın talebi takip eden ilk baskısında yanlışlığı düzeltmek ya da markayı eserden kaldırmakla yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Söz konusu hüküm gereğince tanınmış olan seçimlik hak marka sahibince kullanılacaktır. Hükmün amacı, markanın, tescil kapsamındaki mal veya hizmetlerin jenerik adı haline dönüşmesinin önlenmesidir. 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede benzer şekilde yer alan hüküm, 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 10 uncu maddesinde de yer almaktadır.
Maddede markanın, tescil edildiği mal veya hizmetlerle ilgili olarak kullanılması gereğine açıkça işaret edilmiştir. Ancak maddede söz konusu olan kullanım, markanın tescil edildiği amaç dahilinde, işlevine uygun, yani ticari hayatın içinde, markanın fonksiyonlarının yerine getirilmesi için Türkiye'de kullanımıdır. İngilizcede “genvine use” biçiminde tarif edilen bu kullanım, doktrin ve içlihatta “ciddi biçimde kullanım” olarak yerleşmiştir. Bu nedenle sırf üçüncü kişilerin markayı iptal ettirmesini önlemek amacıyla, markanın evraklar veya ilanlar aracılığıyla kullanılması ve benzeri durumlar madde kapsamında kullanım olarak mütalaa edilmeyecektir.
Markanın kural olarak sahibi tarafından kullanılması gerekir. Madde hükmünde, kullanma zorunluluğu bakımından, markanın tescil tarihinden itibaron beş yıl içinde haklı bir neden olmadan kullanılmaması veya bu kullanıma beş yıl kesintisiz ara verilmesi şeklinde iki ayrı durum düzenlenmiştir. Dolayısıyla, marka sahibinin, haklı sebeplerinin varlığı halinde markanın iptaline karar verilmesini engellemesi mümkündür. Haklı neden, maddede belirtilen sürede markanın kullanılmasını imkânsız kılan hukuki ve fiili engeller olup bu nedenlerin marka sabibinin kusurlu davranışından kaynaklanmaması gerekmektedir.
İkinci fıkrada, birinci fikra anlamında markayı kullanma kabul edilebilecek diğer durumlar sayılmıştır. Bu kapsamda markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması ve markanın sadece ihracat amacıyla mal ya da ambalajlarında kullanılması halleri de markayı kullanma olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, ikinci fıkranın (a) bendinde düzenlenen markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması halinde markanın farklı unsurlarla kullanılan halinin de tescil edilip edilmediğine bakılmayacaktır.
Üçüncü fikrada markanın, marka sahibinin izni ile kullanılmasının da marka sahibi tarafından kullanım olarak kabul edileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin mehazını, 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 15 inci ve 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifinin 16 ncı maddeleri oluşturmaktadır.
Madde ile, ticari vekil veya temsilci adına tescilli markaya ilişkin talepler düzenlenmiştir. Bu kapsamda, marka sahibinin izni olmadan markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin ticari vekil ya da temsilci adına tescilinin yapılması durumunda, ticari vekil veya temsilcinin haklı bir sebebinin olmaması halinde marka sahibi mahkemeden Oomarkasının (o kullanımının Oo yasaklanmasını otalep (edebileceği o gibi söz konusu marka tescilinin kendisine devredilmesini de talep edebileceği hükme bağlanmıştır. 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 11 inci maddesinde yer alan hüküm 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede de yer almaktadır. Kanunda yer alan hüküm, mehaza uygun şekilde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, geçerli bir marka tescil başvurusu yapılması için gerekli belgeler Marka Kanunu Andlaşması hükümleri de dikkate alınarak düzenlenmiştir. Maddenin (b) bendinde marka örneğinin marka tescil başvurusunda bulunması hali düzenlenmiştir. Bu bent kapsamında sunulması gereken marka örneğinin 4 üncü maddede belirtildiği şekilde marka sahibine sağlanan korumanın yetkili merciler ve halk tarafından açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayacak şekilde sicilde gösterilebilir olması gerekmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında her bir başvuruyla ancak bir markanın tescilinin talep edilebileceği düzenlenmiştir.
Maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında mal veya hizmetlere ilişkin sınıflandırma ilkeleri belirtilmektedir.
arka tescil başvurusunun, başvuru kapsamında yer alan mal veya hizmetler bakımından başvuru tescil edilene kadar talep üzerine iki veya daha fazla başvuruya bölünebileceği beşinci fıkra ile hükme bağlanmıştır.
Maddenin altıncı fıkrasında marka başvurusunda içerik, marka örneğinde veya mal veya hizmet listesinde değişiklikleri kapsamayan imla hataları ve açık maddi hataların başvuru sahibinin talebi üzerine düzeltileceği öngörülmüştür.
Maddenin yedinci fıkrasında ise başvuruya, sınıflandırmaya ve bölünmeye ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği ifade edilmiştir.
Madde ile, Paris Sözleşmesinin temel ilkelerinden olan rüçhan hakkı düzenlenmektedir. Rüçhan hakkı, söz konusu Sözleşmeye veya Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşmasına taraf devletlerden bitinin uyruğunda olan ya da bu devletlerden birinin uyruğunda olmamakla birlikte bunlardan birinde yerleşim yeri veya işler durumda ticari müessesesi bulunan gerçek ya da tüzel kişiler veya haleflerinin, bu devletlerden herhangi birinde yetkili mercilere usulünce uygun olarak yaptığı marka başvurusunu esas alarak, başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde diğer üye devletlere başvuru yapması halinde, iki tarih arasında üçüncü kişiler tarafından Paris Sözleşmesi hükümleri kapsamında aynı marka ve aynı mal veya hizmetler için yapılacak marka tescil başvurusunun reddedilmesi sonucunu doğurmaktadır.
Maddenin birinci ve ikinci fıkrasında rüçhan hakkından yararlanacak olan kişiler ve rüçhan hakkından yararlanma usulü hükme bağlanmıştır.
Sergilerde teşhirden doğan rüçhan haklarını düzenleyen üçüncü fıkra, 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 33 üncü maddesi esas alınarak düzenlenmiştir. Söz konusu hükme göre, tescil başvurusundaki markanın kullanılacağı malları veya hizmetleri Türkiye'de açılan ulusal ya da uluslararası sergilerde ya da Paris Sözleşmesi veya Dünya Ticaret Örgülü Kuruluş Anlaşmasına taraf devletlerde açılan resmi ya da resmi olarak tanınan sergilerde markayla birlikte teşhir eden ve markanın tasdikli örneğini ibraz eden 3 üncü maddede belirtilen gerçek veya tüzel kişiler, teşhir tarihinden itibaren altı ay içinde Türkiye'de aynı markanın tescili için başvuru yapma konusunda rüçhan hakkından yararlanırlar.
Maddenin dördüncü fıkrasında, serginin resmi açılış tarihinden önce markanın kullanılacağı mallar ya da hizmetlerin markayla birlikte teşhir cdilmesi durumunda rüçhan hakkının başlangıç süresi düzenlenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında birden çok talep halinde sergilerde teşhirden doğan rüçhan hakkından yararlanacak kişinin nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.
Maddenin altıncı fıkrasında ise rüçhan hakkına dayanılarak başvuru yapıldığı takdirde, rüçhan hakkının doğduğu tarihten sonra üçüncü kişiler tarafından yapılan ve rüçhan hakkına konu olan marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan ve aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetleri kapsayan başvuruların reddedileceği hükme bağlanmıştır.
Madde, rüçhan hakkının talep edilmesi ve hükmü ile ilgili olup maddenin birinci fıkrasında, rüçhan hakkı talebinin yapılma usulü ve rüçhan hakkı belgesinin verilmesine ilişkin süreler düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, rüçhan hakkının hüküm ve sonuçlarının doğacağı tarihler belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü fikrasında bir marka başvurusu için birden fazla rüçhan talebinde bulunulması halinde rüçhan hakkının geçerli olan ilk rüçhan tarihi itibarıyla başlayacağı hükme bağlanmıştır.
Maddenin son fıkrasında ise rüçhan talebine ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği öngörülmüştür.
Maddenin birinci fıkrası ile, Türkiye'nin taraf olduğu Madrid Protokolü kapsamında yapılan bir uluslararası başvurunun Enstitüye doğrudan yapılan bir başvuruyla aynı sonuçları doğuracağı hükme bağlanmış ve bu başvurunun başvuru tarihinin belirlenme usulü düzenlenmiştir. Ayrıca, aynı tarihli birden çok uluslararası başvurunun bulunması halinde uluslararası tescil numarası küçük olan başvurunun önce yapılmış sayılacağı belirlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında uluslararası bir başvurunun, başvuru veya varsa rüçhan tarihinden sonraki bir tarihte yapılmış olan ancak kendisinden daha önceki bir tarihte Enstitüye sunulmuş bir marka başvurusu veya tescilli marka nedeniyle reddedilemeyeceği, sonraki larihli marka başvurusu veya tescilinin, önceki tarihli uluslararası marka başvurusu dikkate alınarak 16 ncı maddenin birinci fıkrası hükmüne göre yeniden değerlendirileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin üçüncü fikrasında ise Madrid Protokolü kapsamında Enstitü tarafından yapılan işlemler için alınacak ücretlerin tebliğ ile belirleneceği öngörülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında marka başvurularının hangi şartlara göre inceleneceği ve başvurunun kesinleşme tarihi belirlenmektedir. Söz konusu fıkrada, 3 üncü ve 11 inci maddelerde belirtilen şartları yerine getirmeyen başvurulara, eksik belgelerin veya bilgilerin tamamlanması için süre verilmesi düzenlenmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise başvuru sahibine birinci fıkra kapsamında verilen süreler sonucunda mevcut başvurusunun başvuru tarihini değiştirerek, işlemlere devam edebilme olanağı sunulmuştur. Ayrıca kesinleşme tarihini etkilemeyen eksiklikler de düzenlenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, eksiklikleri süresi içinde gidermemenin sonuçları hüküm aluna alınmıştır. Ayrıca bu fıkrada süresi içinde sınıflara ilişkin ücret eksikliğinin ve rüçhan hakkına ilişkin eksikliklerin giderilmemesi durumları özel olarak düzenlenmek suretiyle bu konularda oluşması muhtemel karışıklıkların önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasında başvuru yapma hakkını düzenleyen 3 üncü maddeye yollama yapılarak, bu madde kapsamma girmeyen kişilerin başvurusunun reddedileceği hükme bağlanmaktadır.
Madde ve şartlar düzenlenirken Marka Kanunu Andlaşması hükümleri de dikkate alınmış ve böylelikle Kitap ve Andlaşma arasında uyum sağlanmıştır.
Maddenin birinci fıkrası ile, başvuru şartları eksiksiz olarak yerine getirilmiş marka tescil talebinin 5 inci madde kapsamında incelenmesi ve bunun sonuçları düzenlenmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, marka başvurusunun Bültende yayımlanmasının şartları düzenlenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında ise başvurunun yayımından sonra başvurunun kısmen veya tamamen reddine ilişkin yeni bir karar verilmesi halinde, bu kararın da Bültende ayrıca yayımlanacağı belirtilerek, marka tescil taleplerinin tüm aşamalarının üçüncü kişilerin bilgisine sunulması sağlanmıştır.
Madde ile, marka tescil başvurusunun yayımına karşı üçüncü kişilerin görüş bildirmeleri hususu 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 40 ıncı maddesiyle uyumlu bir şekilde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, kimlerin, ne zaman üçüncü kişi görüşü sunarak başvurunun yayımının 5 inci maddeye aykırılığı iddiasında bulunabileceği düzenlenmiştir.
Ancak, Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi, esas olarak önceki hak sahiplerini ilgilendirdiğinden ve bu kişiler için de itiraz müessesesi düzenlendiğinden üçüncü kişi görüşlerine konu olmayacağı maddede açık olarak düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise üçüncü kişi görüşlerine ilişkin değerlendirmenin sonuçları düzenlenmiştir.
Madde, 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 4l inci maddesi esas alınarak düzenlenmiştir. Ayrıca, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameden farklı olarak yayıma itiraz ve karara itiraz ayrımına gidilmiştir. Böylelikle 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede sadece itiraz başlığı altında yer verilen ve farklı düzenlemeler içeren hükümler arasında var olan çelişki giderilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, marka tescil başvurusunun 5 inci ve 6 ncı maddelere göte tescil edilmemesi gerektiğine ilişkin yapılacak itirazların şartları düzenlenmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında itirazın şekli, itiraz gerekçelerinin süresi içinde sunulmamasının sonucu ve ayrıca itirazın incelenmesi için gerekli olan şartlar belirtilmiştir.
Madde ile, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 36 ncı ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 42 nci maddeleri dikkate alınarak yayıma itirazların incelenmesi usulü düzenlenmektedir. Bu bağlamda, Enstitü, başvuru sahibinden itiraza karşı görüşlerini bildirmesini isteyeceği gibi gerekli gördüğü takdirde taraflardan ek bilgi ve belge sunmalarını da isteyebilecektir,. Karşı görüşlerin veya istenilen ek bilgi ve belgelerin süresinde Enstitüye sunulmaması halinde ise itirazın mevcut bilgi ve belgeler kapsamında değerlendirileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede yer almayan yeni bir düzenleme yer almaktadır. Düzenlemeye göre, 6 ncı maddenin birinci fıkrası kapsamında yapılan itirazlarda başvuru sahibi itiraz sahibinden, belirli şartlar dahilinde, yayıma itiraz konusu markasını ciddi şekilde kullanmakta olduğuna veya kullanmamaya dair haklı sebepleri olduğuna ilişkin delil sunmasını isteyebilecektir. Fıkrada ayrıca yayıma itiraz eden taraftan talep edilen delilin süresi içinde sunulmamasının sonucu düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile tescilli markaların piyasada etkin şekilde kullanılmasının sağlanması ve yayıma itiraz müessesesinin afaki veya kötüniyetli bir şekilde kullanılmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, yayıma itirazın incelenmesi neticesinde Enstitünün ilirazı kısmen veya tamamen kabul edebileceği gibi reddedebileceği de hüküm alna alınmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasında, Enstitünün gerekli görmesi halinde tarafları uzlaşmaya teşvik edebileceği ve uzlaşmayla ilgili hususlarda 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Maddenin beşinci fıkrasında, yayıma itiraza ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği öngörülmüştür.
2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 58 inci ve devamı maddeleri ile 556 sayılı Kanun Iükmünde Kararmamenin 47 nci ve devamı maddelerinde düzenlenen karara itiraz, ilgisi nedeniyle yayıma itiraz bölümünün devamında yer almaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında, Enstitü kararlarından zarar gören tarafların bu kararlara karşı itiraz cdebileceği düzenlenmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, esas olarak karara itiraz süresi ve usulü ile itiraz süresi içinde gerekçelerin sunulmamasının sonucu düzenlenmiştir. Yine maddenin ikinci fıkrasında itiraz süresinden sonra itiraz gerekçeleri ve itiraza konu vakıanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı ile itiraz müessesesinin amacı dışında kullanımının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Bununla beraber, gerekçeler itiraz süresinden sonra değiştirilmese de yeni bilgi, belge veya delil sunulması mümkün olacaktır.
Maddenin birinci fıkrasında, şekli inceleme sonucunda itirazın incelenebilir nitelikte olduğunun anlaşılması halinde Kurulun, itirazın incelenmesi işlemlerini başlatacağı hükme bağlanmıştır. Karara itirazlar, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi tarafından şekli incelemesi yapıldıktan sonra esasa ilişkin inceleme Kurul tarafından yapılacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında taraflardan ek bilgi ve belge sunmalarının istenebileceği, itirazlara ilişkin taraflardan görüş talep edilebileceği, görüşlerin veya istenilen ek bilgi ve belgelerin süresinde Enstitüye sunulmaması halinde ise itirazın mevcut bilgi ve belgeler kapsamında değerlendirileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, 19 uncu maddenin üçüncü fıkrası uyarınca verilen kararlara karşı yapılan itirazlarda, Kurulun gerekli görmesi halinde tarafları 19 uncu maddenin dördüncü /ıkrasına göre uzlaşmaya teşvik edebileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasında ise Kurul tarafından itiraz hakkında yapılacak inceleme ve değerlendirme neticesinde, Enstitünün nihai kararını vereceği düzenlenmiştir.
Madde ile, marka başvurusunun tescil edilmesine ve sicile kaydına ilişkin usul ve esaslar düzenlemektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, marka başvurusunun tescil edilmesi ve sicile kayıt şartları belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, birinci fıkrada belirtilen aşamalardan herhangi biri tamamlanmadan tescil edilen markanın, tescilli bir marka olarak kabul edilmeyeceği, başvuru işlemlerinin tamamlanmayan aşamadan devam ettirileceği ve bu durumun Bültende yayımlanacağı, tekrar tescile karar verilmesi halinde ise daha önce ödenen tescil ücretinin tekrar talep edilmeyceeği hükme bağlanmıştır. Ayrıca, birinci fıkrada belirtilen aşamalardan herhangi biri tamamlanmadan tescil edilen bir markanın tescil durumunun, tescil tarihi üzerinden iki yıl geçmiş olması halinde etkilenmeyeceği yani bu markaların tescilli bir marka olarak kabul edileceği öngörülmüştür.
Maddenin üçüncü fıkrasında, sicilin aleni olduğu belirtilmiş ve sicil örneğinin ücretinin ödenmesi şartıyla verilebileceği hüküm altına alınmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasında ise sicile kayıt, yayımlama ve tescil işlemlerine ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmıştır,
Madde ile, markanın koruma süresi ve markanın yenilenmesi hususları düzenlenmiştir.
Bu kapsamda maddenin birinci fıkrası ile tescilli bir markanın koruma süresinin 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 40 ıncı maddesinde ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 46 ncı maddesinde ifade edildiği gibi başvuru tarihinden itibaren on yıl olduğu ve tescile bağlanmış bir markanın yenilenmesi AB Marka Tüzüğünün 47 nci maddesi ve 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 41 inci maddesi esas alınarak düzenlenmiş ve AB Marka Tüzüğüyle tam uyum sağlanarak, koruma süresinin onar yıllık dönemler halinde yenilenebileceği öngörülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrasında yenileme talebinin yapılmasına ilişkin usul ve süreler düzenlenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, markanın, tescil kapsamında bulunan mal veya hizmetlerin bir kısmı için de yenilenebileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasında, ortak markalarda yenileme için gruba dahil işletmelerden birinin talebinin yeterli olacağı düzenlenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında, yenilemenin hüküm ifade edeceği zaman düzenlenmiştir.
Ayrıca, yenilemenin sicile kaydedileceği ve yayımlanacağı öngörülmüştür.
Madde ile, markanın lisans sözleşmesine konu olabileceği düzenlenmiştir. Madde düzenlenirken sözleşme serbestisi prensibi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 22 nci maddesi esas alınmıştır. Kitapta lisans düzenlenirken sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde, taraflara lisansın biçimini, süresini, coğrafi bölgesini ve hangi mal ve hizmetler için lisans verileceğini belirleme serbestisi tanınmıştır.
Bu kapsamda maddenin birinci fıkrasında bir markanın kullanım hakkının tescil edildiği mal veya hizmetlerin bir kısmı veya tamamı için lisans sözleşmesine konu olabileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında lisansın türlerine yer verilmiş olup inhisari olan ve olmayan lisans türlerinin sonuçları düzenlenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa lisans sahiplerinin, lisanstan doğan haklarını üçüncü kişilere devtedemeyeceği veya alt lisans veremeyeceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasında lisans verenin, lisans alan tarafından üretilecek malın veya sunulacak hizmetlerin kalitesini garanti altına alacak önlemleri alacağı, lisans alanın, lisans sözleşmesi hükümlerine uymasının zorunlu olduğu, aksi takdirde marka sahibinin tescilli bir markadan doğan haklarını, Jisans alana karşı ileri sürebileceği hükme bağlanmıştır.
Madde ile, bir markanın hükümsüzlük halleri 2015/2436 sayılı AB Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü doğrultusunda yeniden düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrası ile hangi hallerde markanın hükümsüz sayılacağı, ikinci fıkrası ile markanın hükümsüzlüğünü mahkemeden kimlerin talep edebileceği belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü fikrası ile hükümsüzlük davasının dava tarihinde sicilde kayıtlı marka sahibine veya haleflerine karşı açılacağı ve bu davalarda Enstitünün hasım gösterilemeyeceği düzenlenmektedir Maddenin dördüncü fıkrası ile markanın hükümsüzlüğüne bir istisna getirilmiştir.
Buna göre bir markanın, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerine aykırı olarak. tescil edilmiş olup da hükümsüzlük davasının açıldığı tarih itibarıyla kullanım sonucunda tescil edildiği mal veya hizmetlere ilişkin olarak ayırt edici nitelik kazanmışsa hükümsüz kılınamayacağı düzenlenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrası ile, hükümsüzlük nedenlerinin, markanın tescil edildiği bir kısım mal veya hizmete ilişkin olması halinde, sadece o mal veya hizmet ile ilgili olarak kısmi hükümsüzlüğe karar verileceği hüküm altına alınmıştır. Kısmi hükümsüzlük kararı, marka hakkının tescil kapsamında yer alan mal veya hizmetlerin bir kısmına ilişkindir. Markanın tamamen hükümsüzlüğüne karar verilmesi halinde ise dava konusu yapılan marka tüm unsurları ile birlikte hükümsüz sayılacak ve karar, belirli bir sicil numarasıyla tescilli markanın bütün olarak hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine ilişkin olacaktır. Marka örneğinde yer alan unsurlardan sadece birinin hükümsüzlük kararının verilmesinde etken olması halinde markada yer alan o unsurun hükümsüzlüğüne karar verilemeyecektir. Zira, mahkemenin münferit durumu nazara alarak marka örneğinde yer alan unsurların bölünmesi suretiyle markanın kısmi hükümsüzlüğüne karar vermesi halinde, marka mevzualının diğer hükümleri ile uyumsuzluklar ortaya çıkmakta, bu durum başka marka sahipleri ile yeni ihtilaflar doğmasına sebebiyet vermekte ve yasaklanmış bir tescil fiilinin mahkeme kararıyla gerçekleştirilmesi sonucu doğmaktadır.
Maddenin altıncı fıkrasında 2015/2424 sayılı AB Tüzüğüne paralel olarak sessiz kalma nedeniyle hak kaybı hususu düzenlenmiştir.
Maddenin yedinci fikrasında ise 6 ncı maddenin birinci fikrası uyarınca açılan hükümsüzlük davalarında 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmünün def'i olarak ileri sürülebileceği ancak bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihinin esas alınacağı düzenlenmiştir. Ayrıca, hükümsüzlük kararının geriye dönük etkisine istinaden hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru veya rüçhan tarihinde, davacı markası en az beş yıldır tescilli ise davacının ayrıca, söz konusu başvuru veya rüçhan tarihinde 19 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartların yerine getirildiğini ispallayacağı hükme bağlanmıştır.
Madde ile, bir markanın iptal halleri 2015/2436 sayılı AB Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü doğrultusunda söz konusu yetki Enstitüye verilerek yeniden düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fikrası ile hangi hallerde markanın iptal talebine konu olacağı, ikinci fıkrası ile markanın iptalini Enstitüden kimlerin talep edebileceği hüküm altına almıştır.
Maddenin üçüncü fıkrası ile, iptal talebinin, talep tarihinde sicilde kayıtlı marka sahibine veya haleflerine karşı ileri sürüleceği düzenlenmektedir.
Maddenin dördüncü fıkrası ile, markanın, beş yıllık sürenin dolması ile iptal talebinin Enstitüye sunulduğu tarih arasında tescil edildiği mal veya bizmetlerle ilgili olarak ciddi biçimde kullanılmış olması halinde, birinci fıkranın (a) bendine dayanan markanın iptali taleplerinin reddedileceği hükme bağlanmış olup iptal talebinde bulunulacağı düşünülerek kullanımın gerçekleşmesi halinde ise talebin Enstitüye sunulmasından önceki üç ay içinde gerçekleşen kullanımların Enstitü tarafından dikkate alınmayacağı düzenlenmiştir.
Maddenin beşinci fikrası ile, iptal nedenlerinin, markanın tescil edildiği bir kısım mal veya hizmete ilişkin olması halinde, sadece o mal veya hizmet ile ilgili olarak kısmi iptale karar verileceği, marka örneğini değiştirecek biçimde iptal kararı verilemeyeceği hüküm altına alınmışlır.
Maddenin altıncı fikrasında, iptal incelemesi sırasında hak sahibinin değişmesi halinde, sicilde hak sahibi olarak görünen kişiye karşı işlemlere devam edileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin yedinci fıkrasında ise iplal taleplerinin, iptali istenen markanın sahibine bildirileceği, hukuki dinlenilme hakkına uyum sağlanması amacıyla marka sahibinin bir ay içinde talebe ilişkin delillerini ve cevaplarını Enstitüye sunacağı ve söz konusu bir aylık süre içinde talep edilmesi halinde Ensütü tarafından bir aya kadar ek süre verileceği düzenlenmiştir. Ayrıca Enstitünün gerekli gördüğü hallerde ek bilgi ve belge sunulmasını isteyebileceği ve iddia ve savunmalar ile sunulan deliller çerçevesinde dosya üzerinden kararın verileceği hüküm altına alınmıştır.
Madde ile, hükümsüzlük ya da iptal kararlarının ne zamandan itibaren etkili olacağı düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, 25 inci maddenin birinci fıkrası gereğince markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi halinde kararın, markanın başvuru tarihinden itibaren etkili olacağı, dolayısıyla markaya Kanunla sağlanan korumanın hiç doğmamış sayılacağı belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, 26 ncı madde gereğince markanın iptaline karar verilmesi halinde kararın iptal talebinin Enstitüye sunulduğu tarihten itibaren etkili olacağı ancak talep üzerine, iptal hallerinin daha önceki bir tarihte doğmuş olması halinde iptal kararının bu tarihten itibaren etkili olacağına karar verilebileceği düzenlenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, marka sahibinin ağır ihmali veya kötü niyetli olarak hareket etmesi sebebiyle zarar görenlerin tazminat talepleri saklı kalmak üzere hükümsüzlük kararının ve maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan iplal kararının geriye dönük etkisinin etkilemeyeceği haller düzenlenmiştir. Bu fıkranın (a) bendinde yer alan uygulanmış kararlar ibaresiyle kastedilen, kesinleşmiş kararın rızaen veya icraen infaz edilmiş olmasıdır.
Maddenin dördüncü fıkrasında hükümsüzlük veya iptal kararından önce kurulmuş ve uygulanmış sözleşmeler uyarınca ödenmiş bedelin, hakkaniyet gereği kısmen ya da tamamen iadesinin istenebileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin beşinci fıkrasında markanın hükümsüzlüğüne ya da iptaline ilişkin kesinleşmiş kararların sadece taraflara değil herkese karşı hüküm doğuracağı hükme bağlanmıştır.
Maddenin altıncı fıkrasında kesinleşen hükümsüzlük. kararlarının mahkeme tarafından Enstitüye resen gönderileceği hüküm altına alınmıştır.
Maddenin yedinci fıkrasında kesinleşmiş bir kararla hükümsüz kılınan ya da iptal edilen markanın sicilden terkin edilerek durumun Bültende yayımlanacağı düzenlenmiştir.
Maddenin birinci ve ikinci fıkraları ile marka hakkının hangi durumlarda sona ereceği, sona ermenin hangi tarihten itibaren hüküm doğuracağı düzenlenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında marka sahibinin, markanın tescil kapsamındaki malların veya hizmetlerin tamamından veya bir kısmından vazgeçebileceği, vazgeçmenin şekli ve hüküm doğurma anı düzenlenmiştir.
Maddenin dördüncü fırkasında, marka sahibinin marka hakkından vazgeçmesinin sınırlandığı haller düzenlenmiştir. Bu kapsamda, sicile kaydedilmiş hak ve lisans sahiplerinin izni olmadıkça marka sahibi marka hakkından vazgeçemeyecektir. Ayrıca, marka üzerinde, üçüncü bir kişi tarafından hak sahipliği iddia edilmiş ve bu hususta alınan tedbir kararı sicile kaydedilmişse, bu kişinin izni olmadıkça, marka sahibinin markadan doğan haklardan vazgeçemeyeceği de hükme bağlanmıştır.
Maddenin beşinci fıkrasında ise marka başvurusunun markanın tescil edilmesinden önce, başvuru sahibi tarafından geri çekilebileceği ve marka hakkından vazgeçmeye ilişkin hükümlerin marka başvurusunun geri çekilmesi hakkında da uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Madde ile, marka sahibinin münhasıran yetkisinde olan markayı kullanma hakkına, başkaları tarafından tecavüz edilmesini engellemek amacıyla marka hakkına tecavüz sayılan fiiller tahdidi olarak hükme bağlanmıştır.
Maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde, marka hakkının kapsamını belirleyen 7 nci maddeye yollama yapılarak anılan maddenin ihlalinin, yani bu maddede belirtilen biçimlerde marka kullanımının, marka sahibinin izni olmadığı müddetçe, marka hakkına tecavüz oluşturacağı belirtilmiştir. (b) bendinde, markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edilmesi; (c) bendinde, taklit markayı taşıyan ürünleri bu durumu bildiği veya bilmesi gerektiği halde satan, dağıtan, bir başka şekilde ücaret alanına çıkaran, ithal işlemine tabi tutan, ihraç eden ya da ticari amaçla elde bulunduran veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunan kişinin fiili; (ç) bendinde, lisans yoluyla verilmiş hakların izinsiz şekilde genişletilmesi veya üçüncü kişilere devredilmesi; marka hakkına tecavüz filleri olarak düzenlenmiştir. Birinci fıkranın (c) bendinde belirtilen ithal işlemine tabi tutmak fiili ithal etmek fiilini de kapsamaktadır.
Maddenin ikinci fikrasında ise 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmünün tecavüz davalarında def'i olarak ileri sürülebileceği ancak bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihinin esas alınacağı hükme bağlanmıştır.
Madde ile, marka hakkına tecavüz edilmesi halinde verilecek cezalara ilişkin hususlar düzenlenmiştir. Düzenleme yapılırken 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun düzenlemeleri ile uyum sağlanması amaçlanmıştır.
Maddenin ilk fıkrasında yer alan “iltibas” kavramı ile “karıştırılma ihtimali” kastedilmektedir.
Maddenin sekizinci fıkrasında, arama ve elkoyma taleplerinin reddine ilişkin itirazların inceleneceği ve karara bağlanacağı mahkemeler düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında garanti markasının tanımı yapılmış, ikinci fıkrasında ise garanti markasının marka sahibinin veya marka sahibine iktisaden bağlı olan bir işletmenin mal veya hizmetlerinde kullanılmasının yasak olduğu hükme bağlanmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasında ortak markanın üretim veya ticaret veya hizmet işletmelerinden oluşan bir grup tarafından kullanılan işaret olduğu, dördüncü fıkrasında ise ortak markanın gruptaki işletmelerin mal veya hizmetlerini diğer işletmelerin mal veya hizmetlerinden ayırt etmeye yarayan işaret olduğu hükme bağlanmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında, Kitapta düzenlenen marka çeşitlerinden garanti markası veya ortak marka talebinde bulunmak için başvuruyla birlikte teknik şartnamenin verilmesinin zorunlu olduğu düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, garanti markası teknik şartnamesinin kapsaması gereken hususlar hüküm altına alınmıştır.
Maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında, ortak marka teknik şartnamesinin özellikleri ile ortak marka ile ilgili genel hususlar düzenlenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında, yapılacak olan teknik şartname değişikliklerinin ancak Enstitünün onayıyla uygulanabileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin altıncı fıkrası ile, gatanti markası veya ortak marka tescil talebine eklenen teknik şartnamenin bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen şartlara uygun olmadığının ya da kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olduğunun Enstitüce saptanması halinde izlenecek prosedür belirlenmiştir. Marka sahibi kendisine verilen sürede teknik şartnamede gerekli değişiklik ve düzeltmeleri yapmazsa garanti markası veya ortak marka başvurusunun reddedileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin yedinci fıkrasında ise marka sahibinin, garanti markası veya orlak markanın, devamlılık arz eder biçimde teknik şartnameye aykırı kullanımını engellemek için gerekli önlemleri almaması sebebiyle ilgili kişilerin, Cumhuriyet savcısının veya ilgili kamu kurum ve kuruluşunun başvurusu üzerine tanman süre içinde söz konusu aykırı kullanımın düzeltilmemesi halinde, markanın iptaline karar verileceği hüküm altına alınmıştır.
Maddenin sekizinci fıkrasında ise teknik şartnameye ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.
Madde ile, coğrali işaret ve geleneksel ürün adı korumasına konu olabilecek ürünler düzenlenmiştir.
555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile sadece coğrafi işaretlere koruma sağlanmaktadır. Kanun ile coğrafi işaretlerin yanı sıra geleneksel ürün adlarına da koruma sağlanması öngörülmüştür. Düzenleme yapılırken, 1151/2012 sayılı Tarım Ürünleri ve Gıda Maddeleri Hakkındaki Kalite Düzenlemelerine ilişkin AB Konsey Tüzüğü örnek alınmıştır.
Anadolu kültürünün zengin birikimi dikkate alındığında, geleneksel özellik taşıyan çok sayıda ürünümüzün bulunduğu bilinmekte ve söz konusu ürünlerden coğrafi işaret kapsamına (o girmeyenlerin ogeleneksel ürün adı olarak tescile konu olabileceği değerlendirilmektedir. Bu ürünlere koruma sağlanmasının kırsal kalkınmanın gelişmesi ve ülkemize özgü geleneksel ürünlerin üretimine ilişkin yöntemlerin ve kültürümüze ait öğelerin nesilden nesile aktarılması ve standart ürelim prosedürlerinin belirlenerek garanti altına alınması bakımından ülkemiz menfaatine olduğu düşünülmüştür.
Madde ile, menşe adı, mahreç işareti ve geleneksel ürün adının özellikleri düzenlenmiştir.
İkinci fıkrada, coğrafi yer adı içermese de günlük dilde yerleşmiş ve gerekli şariları taşıyan adların menşe adı veya mahreç işareti olabileceğine ilişkin istisna hükmü düzenlenmiştir. 555 sayılı Kanun Hükmünde Karamameden farklı olarak, daha önce sadece menşe adı olarak tescil edilebileceği hükme bağlanan “coğrafi bir yer adı içermeyen adların”, mahreç işareti olarak da tescil edilebileceğine yönelik düzenleme yapılmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasında ise geleneksel ürün adları 1151/2012 sayılı AB Tüzüğüne uyumlu olacak şekilde tanımlanmıştır.
Madde ile, tescil edilmeyecek adlar, diğer bir deyişle koruma kapsamına alınamayacak olan durumlar belirlenmiştir. Madde ile ayrıca, coğrafi işaret ve geleneksel ürün adlarının korunmasına ilişkin hükümler içeren 1151/2012 sayılı AB Tüzüğüne de uyum amaçlanmıştır.
Maddenin birinci fikrasında coğrafi işaret olarak tescil edilmeyecek adlar düzenlenmiştir. 555 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede tescil edilemeyecek adlar arasında sayılan “ürünün gerçek kaynağı konusunda halkı yanıltabilecek olan bitki türleri, hayvan soyları ve benzeri adlar” şeklindeki ifade “ürünün gerçek kaynağı konusunda halkı yanıltabilecek olan bitki tür ve çeşitleri, hayvan ırkları ve benzeri adlar” şeklinde değiştirilmiştir. Ayrıca, önceden tescilli bir ad ile kısmen veya tamamen eş sesli olan ve tüketiciyi yanıltabilecek nitelikteki ibarelerin tescile konu olamayacağı da maddede düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında geleneksel ürün adı olarak tescil edilemeyecek adların neler olduğu düzenlenmiştir.
Madde ile, coğrafi işaret ve geleneksel ürün adı tescili için başvuruda bulunma hakkına sahip kişiler belirlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında coğrafi işaret ve geleneksel ürün adı başvurusunda bulunabilecekler düzenlenmiştir. 555 sayılı Kanun Hükmünde Kararmame, ürünün üreticisi olan gerçek veya tüzel kişilere, coğrafi işaret tescili için başvuru hakkı tanımaktadır. Bu durum uygulamada, ürünün taşıdığı özelliklere ait tüm bilgi ve belgeler, ürün şartnamesi, denetleme sistemi gibi konuların tek bir kişi tarafından belirlenmesi sorununa yol açmaktadır.
Bu nedenle tescil başvurularının, 1151/2012 sayılı AB Tüzüğündeki üretici tanımına uygun olarak ürünün üreticilerinden oluşan ve kanuni oluşumuna bakılmaksızın üretici grupları tarafından yapılabileceği düzenlenmiştir. Ancak ürünün tek bir üreticisi olduğunun ispat edilmesi halinde tek bir üreticiye de başvuru yapma imkânı tanınmaktadır. Ayrıca ürünle ilgili olarak kamu yararına çalışan dernekler, vakıflar ve kooperatifler ile ürün veya ürünün kaynaklandığı coğrafi alan ile ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının da başvuruda bulunabileceği hükme bağlanmıştır.
İkinci fikrada ise üretici ve üretici grupları tanımlanmıştır.
Madde ile, Kanun kapsamında gerçekleştirilecek coğrafi işaret ve geleneksel ürün adı başvurularında sunulması gereken bilgi ve belgeler belirlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında coğrafi işaret başvuruları, ikinci fıkrasında ise geleneksel ürün adı başvuruları için sunulması gereken bilgi ve belgeler yer almaktadır. Bu kapsamda esas olarak başvuru yapanın kimliği, ütünün coğrafi işaret veya geleneksel ürün adı tanımlarına uygunluğu, coğrafi alanı, ürünün tanımı ve fiziksel, mikrobiyolojik ve benzeri özellikleri, üretim metodu ve denetleme biçimi gibi unsurların başvuruda sunulması gerektiği belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında coğrafi işaret ve geleneksel ürün adı başvurularına ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği öngörülmüştür.
Madde ile, başvurunun incelenmesi ve yayımına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında Enstitüye yapılan başvuruların 33 ila 37 nci ve 39 uncu maddeler çerçevesinde inceleneceği, ikinci fıkrasında ise başvuru yapanın kimliğine yönelik bilgilerin başvuruda bulunmaması halinde, başvurunun yapılmamış sayılacağı ve Enstitünün nihai kararı niteliğinde olan bu kararın 40 ıncı madde kapsamında itiraza konu olamayacağı belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, 37 nci maddede istenen bilgi ve belgelerde eksiklik olduğu tespit edilmesi halinde başvuru yapanlara, söz konusu eksikliklerin giderilmesi için bildirimde bulunulacağı, eksik bilgi ve belgelerin süresi içinde gönderilmemesi veya gönderilen bilgi ve belgelerin şartları karşılamaması halinde başvurunun reddedileceği ve talop edilmesi halinde eksikliklerin giderilmesi için iki defayı geçmemek üzere ek süre verileceği düzenlenmiştir.
Kanun kapsamında birçok ürün çeşidi için tescilin mümkün olması nedeniyle inceleme sırasında başvurularla ilgili teknik bilgilerin kanıtlanmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Maddenin dördüncü fıkrasında bu duruma ilişkin olarak teknik bilgilerin değerlendirilmesi amacıyla ilgili kurum veya kuruluşlardan görüş talep edileceği ve bu görüşe ilişkin ücret talep edilmesi halinde söz konusu ücretin başvuru yapan tarafından ödeneceği hükme bağlanmıştır.
555 sayılı Kanun Hükmünde Kararmame uyarınca başvurulardaki bilgiler Resmi Gazete, yerel gazete ve yüksek tirajlı gazetelerde yayımlanmaktadır. Bu şekildeki ilan işlemi yüksek maliyet getirdiğinden; maddenin beşinci fıkrasında ilan maliyetinin azaltılması amacıyla başvuruların Bültende yayımı öngörülmüştür. Böylelikle yayım işlemleri açısından diğer sınai mülkiyet hakları ile uyum sağlanmıştır.
Maddenin altıncı fıkrasında başvurunun incelenmesi ve yayımına ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği öngörülmüştür.
Maddede yabancı ülke kaynaklı başvurulara yönelik şartlar, TRIPS'in coğrafi işaretlere ilişkin hükümleri de gözönüne alınarak düzenlenmiştir.
Birinci fıkrada, uluslararası anlaşma hükümleri saklı kalmak kaydıyla, yabancı ülke kaynaklı coğrafi işaret veya geleneksel ürün adı başvurularına Kanun hükümlerinin uygulanmasında 37 nci maddede sayılan başvuru şartlarına ilave olarak aranan Şşarllar belirlediğinden “ayrıca” ibaresi kultanılmıştır. Yabancı ülke kaynaklı başvurularda istenecek bilgi ve belgeler Türkiye'den yapılan başvurulardan farklılık arz etmediğinden, Kanunda bu madde kapsamında sadece ilave şartların sayılması uygun görülmüştür.
İkinci fıkrada, yabancı ülke kaynaklı coğrafi işaret veya geleneksel ürün adı başvurusunun Türkiye'de korunan bir coğrali işaret veya geleneksel ürün adı ile aynı olması durumunda incelemenin ne şekilde yapılacağı düzenlenmiştir. Değerlendirmede tüketici nezdindeki karıştırma ihtimalinin dikkate alımacağı ve bu coğrafi işaretlerin ve geleneksel ürün adlarının kullanımına, sadece üretildiği kaynak ülkenin açık ve görülebilir bir şekilde etikette belirtilmesi halinde izin verileceği hükme bağlanmıştır.
Madde ile, itiraz ve itirazların incelenmesine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında inceleme aşamasında reddedilen başvurular için başvuru yapanlara, kararın bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde itiraz edebilmesi imkânı getirilmiştir. Fıkra hükmüne göre bu itirazın gerekçeli ve yazılı olarak yapılması gerekmektedir.
İkinci fıkrada, 555 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Resmi Gazetede yayım tarihinden itibaren altı ay olan itiraz süresi üç aya indirilerek kısaltılmıştır. Bu düzenleme ile inceleme ve tescil süresinin kısaltılması amaçlanmıştır. Karara yapılacak itirazlarda olduğu gibi, yayımlanan başvurulara yapılacak itirazlarda da itirazın gerekçeli ve yazılı olması gerektiği hususu belirtilmiştir. Ayrıca itiraz edebilecek kişiler bakımından 48 inci madde kapsamında önceki tarihli hak sahiplerinin de itiraz edebileceği hususu düzenlenmiştir. Ayrıca başvuru yapana itiraz yapıldığına ilişkin bilgi verilerek görüşünün isteneceği düzenlenmiştir.
Üçüncü fıkrada, itiraz ücretinin ödenmemesi durumuna ilişkin yaptırım düzenlenmiştir. Yayımlanan başvurulara karşı kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılacak itirazların kamu yararı gözetilerek yapıldığı görüşünden hareketle, itiraz inceleme ücreti ile itirazla ilgili olarak Enstitünün yapacağı hizmetler karşılığı ücret alınmaması öngörülmüştür.
Dördüncü fıkrada, itirazların Kurul tarafından değerlendirileceği, Kurulun itirazda ileri sürülen hususların değerlendirilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlardan görüş talep edebileceği ve bu görüşe ilişkin ücret talep edilmesi halinde söz konusu ücretin itirazı yapan taralından ödeneceği hükme bağlanmıştır.
Beşinci fıkrada, Enstitünün gerekli gördüğü hallerde başvuru yapan ile itiraz sahibini uzlaşmaya teşvik edebileceği düzenlenmiştir. Bu madde ile idari aşamadaki uyuşmazlıkların dava aşamasına gelmeden çözülmesi ve 1151/2012 sayılı AB Tüzüğüne uyum amaçlanmıştır.
Altıncı fıkra kapsamında, inceleme neticesinde başvurunun biçim veya kapsamında değişiklik yapılmasına karar verilirse, başvurunun son halinin, değişikliğe uğrayan kısmın ayrıca belirtilmesi suretiyle Bültende yayımlanacağı hususu düzenlenmiştir.
Yedinci fıkra kapsamında, itiraz. incelemesi neticesinde reddedilen başvuruların ret kararının, üçüncü kişileri bilgilendirmek amacıyla Bültende yayımlanacağı düzenlenmiştir.
Bilimsel ve teknolojik gelişmeler, üretimde yeni metotların geliştirilmesi, iklimlerin değişmesi gibi nedenlerle ürün özelliklerinde zamanla değişiklik meydana gelebilmektedir. Öte yandan bazı durumlarda ürün özelliklerinde değişiklik yapılması, ilgili ürün piyasasındaki diğer mevzuatla da zorunlu kılınabilmektedir. Söz konusu değişikliklerin sicile kaydedilmesi, mevcut durumda mümkün değildir. Özellikle karşılaşılan sorunları gidermek ve 1151/2012 sayılı AB Tüzüğüne uyum sağlamak amacıyla bu madde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasıyla tescilli coğrafi işaret veya geleneksel ürün adının kapsamında meydana gelen değişikliklerin, ücretinin ödenmesi kaydıyla menfaati bulunanlar tarafından talep edilebileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin ikinci (krasında değişiklik taleplerinin yeni başvurularda olduğu gibi 38 inci madde kapsamında inceleneceği, Bültende yayımlanacağı, üç aylık itiraz süresine tabi olacağı ve itiraz edilmesi halinde de 40 ıncı maddeye göre inceleneceği belirtilmiştir.
Kesinleşen değişikliklerin Bültende yayımlanarak, bu tarihten itibaren en geç bir yıl içinde ilgili kişiler tarafından uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Maddenin üçüncü fikrasında değişiklik taleplerine ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği öngörülmüştür.
Maddenin birinci fıkrası ile, başvuru yapanın veya tescil ettirenin 36 ncı ve 49 uncu maddelerde belirtilen şartları sağlayamaz hale gelmesi, gerçek kişinin ölümü veya tüzel kişiliğin herhangi bir sebeple sona ermesi gibi durumlarda, başvurunun veya tescilin akıbetinin belirli olması amacıyla mahkeme kararı, Enstitünün resen tespiti ya da başvuru yapan veya tescil ettirenin talebi üzerine başvuru yapanın ya da tescil ettirenin sicilde değiştirilmesine imkân tanınmıştır. Bu durumun Bültende yayımını takiben üç ay içinde ilgililer tarafından herhangi bir talep gelmemesi veya yapılan taleplerin uygun bulunmaması halinde coğrafi işaret veya geleneksel ürün adı hakkı sona creceği ve bu durumun Bültende yayımlanacağı düzenlenmiştir. Ayrıca, birden fazla talep olması halinde Enstitünün yönetmelikle belirlenen usule uygun olarak en uygun talebi kabul edeceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrası ile, başvuru yapan veya tescil ettiren ve 36 ncı ile 49 uncu maddelerde belirtilen şartları sağlayanların anlaşması halinde, ikinci fıkrada düzenlenen işlem basamakları sebebiyle vakit kaybı olmaksızın gerekli değişikliğin yapılmasına imkân tanınmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrası ile, coğrafi işaret veya geleneksel ürün adı başvurusu yapan veya tescil etliren kişinin isim, adres, unvan veya newinin değişliği durumlarda bu değişikliğin sicile kaydedilerek Bültende yayımlanacağı düzenlenmiştir.
Madde ile, coğrafi işaret korumasının elde edilmesi ve tescilden doğan hakların kapsamı düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrası ile, coğrafi işaret korumasının, Kanun çerçevesinde tescil yoluyla elde edilebileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrası ile, tescilden doğan hakkın kapsamı belirlenirken, 1151/2012 sayılı AB Tüzüğü ve ilgili TRIPS hükümleri dikkate alınmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasında ise coğrafi işaret tescilinin sağladığı hakların, üçüncü kişilere karşı tescilin Bültende yayımlandığı tarih itibarıyla hüküm ifade edeceği ancak başvuru yapanın, başvurunun Bültende yayımlanmasından sonra gerçekleşen ve coğrafi işaret tescilinin yayımlanmış olması halinde yasaklanması söz konusu olabilecek filler nedeniyle tazminat davası açmaya yetkili olacağı hükme bağlanmıştır. Mahkemenin, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin Bültende yayımlanmasından önce karar veremeyeceği de belirtilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrası ile, tescil edilen coğrafi işaretlerin ürünün öz adına dönüşmüş kabul edilemeyeceği düzenlenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında coğrafi işaretin ürünün öz adını içermesi halinde, tescil ile sağlanan korumanın bu öz adları kapsamadığı belirtilmiştir.
Maddenin altıncı fıkrasında ürünün öz adının tespitinin nasıl yapılacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre ürünün ilk üretildiği veya pazarlandığı bölge veya yöreyle ilgili olsa bile bir ürünün genel adı haline gelmiş adlar ürünün öz adı olarak kabul edilecektir. Bir adın ürünün öz adına dönüşüp dönüşmediğinin tespitinde, söz konusu ürünün tüketim alanında halkın bu adı kullanımı ve ilgili diğer yasal düzenlemeler gözönünde bulundurulacaktır.
Maddenin yedinci fikrası ile, tescil edilen coğrali işaretin, tescil ettiren kişilere inhisari bir hak sağlamayacağı açıkça hükme bağlanmıştır.
Madde ile, geleneksel ürün adı korumasının elde edilmesi ve tescilden doğan hakkın kapsamı düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında geleneksel ürün adı korumasının, Kanun çerçevesinde tescil yoluyla elde edilebileceği düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre korumadan yararlananlar, üçüncü kişilerin geleneksel ürün adı ile garanti edilen ürün özelliklerini taşımadığı halde tescilli ürün adı için 46 ncı madde uyarınca kullanılması öngörülen amblemi, ürünün ününden yarar sağlayacak şekilde kullanımının veya tescil kapsamındaki ürünleri andıran ürünlerle ilgili olarak ticari amaçlı kullanımının veya tescilli ürün adına ait amblemi tüketiciyi yanıltıcı biçimdeki kullanımının engellenmesini talep etme hakkına sahiptir. Ayrıca yine korumadan yararlananlar, amblemi taşımadığı halde ürünün ambalaj, tanıtım ve reklamında veya ürünle ilgili herhangi bir yazılı belgede ürünün tescilde belirtilen özellikleri taşıdığına ilişkin yanıltıcı herhangi bir açıklama veya belirtiye yer verilmesini önleme hakkına sahiptir.
Maddenin üçüncü fıkrasında ise geleneksel ürün adı tescilinin sağladığı hakların, üçüncü kişilere karşı tescilin Bültende yayımlandığı tarih itibarıyla hüküm ifade edeceği ancak başvuru yapanın, başvurunun Bültende yayımlanmasından sonra gerçekleşen ve geleneksel ürün adı tescili yayımlanmış olması halinde yasaklanması söz konusu olabilecek fiiller nedeniyle tazminat davası açmaya yetkili olacağı hükme bağlanmıştır. Mahkemenin, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin Bültende yayımlanmasından önce karar veremeyeceği de belirtilmiştir.
Dördüncü /ikrada, coğrafi işaretler gibi geleneksel ürün adı tescilinin de tescil ettirene inhisari hak sağlamayacağı hususu hükme bağlanmıştır.
Beşinci fıkrada ise Kanun kapsamında geleneksel ürün adlarına sağlanan korumanın, başta coğrafi işaretler ve markalar olmak üzere diğer sınai mülkiyet hakları kapsamında kazanılmış haklara halel getirmeyeceği öngörülmüştür. Ülkemizde geleneksel özellikler taşıyan çok fazla ürün olması sebebiyle yapılması muhtemel başvuruların önceki tarihli marka ve coğrafi işaret tescillerini içerebileceği düşünülmektedir. Bu nedenle, önceki tescil ettirenlerin haklarının korunması amaçlanmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında, tescil edilen coğrafi işaretler ve geleneksel ürün adlarının ancak sicilde belirtilen şartları karşılayan ürünler üzerinde ve bu ürünlerin üretimi ve pazarlanmasında faaliyet gösterenler tarafından kullanılacağı ve bu kişilerin, tescil etürene, coğrafi işaret ve geleneksel ürün adına yönelik üretim ve pazarlama faaliyeti gösterdiklerine dair bildirimde bulunacağı belirtilmiştir.
İkinci fıkrada amblem uygulamasının kapsamı düzenlenmiştir. Bu kapsamda, coğrafi işaretler için amblem kullanımı zorunludur. Bu /ıkrada ayrıca, tescil edilmiş coğrafi işaretin veya geleneksel ürün adının kullanım hakkına sahip olan kişilerin, söz konusu işaret veya adı amblem ile birlikte ürün veya ambalajı üzerinde kullanacağı öngörülmüştür.
Bazı durumlarda ürünlerin niteliğinden kaynaklı olarak amblemin ürün üzerinde yer alması imkânsız olabilecektir. Bu nedenle üçüncü fıkra düzenlenmiştir. Hükme göre; ürünün niteliği gereği, amblem ile birlikte coğrafi işaretin veya geleneksel ürün adının ürünün kendisi veya ambalajı üzerinde kullanılamadığı durumlarda, amblem ile tescilli işaret veya ad, kullanım hakkına sahip olanlar tarafından, işletmede kolayca görülecek bir şekilde bulundurulacaktır.
Maddenin dördüncü fikrasında geleneksel ürün adının amblemsiz şekilde kullanımının Kanun hükümlerine tabi olmayacağı hükme bağlanmıştır.
Maddenin beşinci fıkrasında ise tescilli coğrafi işaretlerin ve geleneksel ürün adlarının kullanımları ile amblem ve amblemin kullanımına ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmıştır.
Madde ile, coğrafi işaret veya geleneksel ürün adlarına ilişkin iyiniyetli kullanım durumları belirlenmiştir. Buna göre; gerçek kişi adlarının veya tüzel kişi unvanlarının, söz konusu kişiler veya halefleri tarafından, ticaret sırasında halkı yanıltıcı mahiyette olmayan kullanımlarının, 44 üncü ve 45 inci maddelerde belirtilen hallerin ihlali sayılmayacağı hükme bağlanmıştır.
Maddede, coğrafi işaretler ile markalar arasındaki ilişki düzenlenmiş ve meydana gelebilecek uyuşmazlıklara ilişkin istisnalar hükme bağlanmıştır.
Maddenin birinci fıkrası ile tescilli bir coğrafi işaret varken aynı ibareli bir marka başvurusunun yapılması halinde bu marka başvurusunun reddedileceği, tescil edilmiş ise hükümsüzlük kılınabileceği düzenlenmiştir.
İkinci fıkrada iyiniyetle tescil edilmiş veya kullanım hakkı iyiniyetle kazanılmış markalara yönelik bir istisna getirilmiştir. Bu kapsamda coğrafi işaretle aynı veya benzer bir markanın, coğrafi işaretin korunmasından önce iyiniyetle tescil edilmiş olması veya bu markanın kullanım hakkının iyiniyetle kazanılmış olması halinde, coğrafi işaretin hak sahibine verdiği yetkilerin, marka başvurusunun tesciline ve iyiniyetli kullanımına zarar vermeyeceği düzenlenmiştir.
Üçüncü Lıkrada ise tescilli bir markanın sahip olduğu itibar, ün ve kullanım süresi de gözönünde bulundurularak, bu marka ile aynı veya benzer olması sebebiyle markanın varlığına zarar verici veya gerçek kaynağı konusunda yanıltıcı olacak nitelikteki adların coğrafi işaret veya geleneksel ürün adı olarak tesciline, önceki tarihli hak sahibinin itirazı üzerine izin verilmeyeceği hükme bağlanmıştır.
Coğrafi işaretler veya geleneksel ürün adları kullanımının denetimi, bir yandan ürünün gerçek üreticilerinin korumanın ekonomik getirisinden faydalanmasının sağlanması ötc yandan da tüketicinin beklentilerinin karşılanmasının sağlanması bakımından önem taşımaktadır. Madde ile, kullanımın denetimine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında denetim faaliyetinin kapsamı belirlenmiştir Maddenin ikinci fıkrasında denetim faaliyetinin Enstitü tarafından yeterliliği onaylanan denelim mercii tarafından yerine getirileceği ve denetim merciinde değişikliğin Enstitünün onayı ile yapılabileceği öngörülmüştür.
Maddenin üçüncü fıkrasında etkili denetim sisteminin sağlanması amacıyla denetim merciince yapılan denetimlerin raporlanarak iki yılda bir Enstitüye sunulması şart koşulmuştur. Bu süre 555 sayılı Kanun Hükmünde Kararmamede on yıldır. Birçok ürün türü için on yılın çok uzun bir süre olduğu ve bu süre zarlında denetimin gereği gibi yerine getirilememesi durumunda piyasanın kontrolünü kaybetme ihtimaline karşı sürenin azaltılması gerekliliği ortaya çıkmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasında denetim raporlarının incelenmesi sonucunda eksiklik olması halinde tescil cttirenden altı ay içinde eksikliğin giderilmesinin isteneceği ve eksikliğin süresi içinde giderilmemesi veya denetim faaliyetinin usulüne uygun olarak yerine getirilmediğinin tespit edilmesi halinde 43 üncü madde hükmü uygulanacağı düzenlenmiştir.
addenin beşinci ofikrasında tescil ettirenin, denetime ilişkin masrafları denetlenenlerden talep edebileceği öngörülmüştür.
Maddenin altıncı fıkrasında denetime ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği öngörülmüştür.
Maddenin yedinci fıkrasında ise Kitapta belirtilen denetimin başvuru yapan tarafından oluşturulan denetim merciinin yaptığı denetim olduğu açıkça hükme bağlanmıştır. Ancak 5996 sayılı Kanun ile gıda ve tarım ürünleri için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına verilen yurt çapında coğrafi işaretleri denetleme görevi ile diğer kanunlarda yer alan coğrafi işaretlerin ve geleneksel ürün adlarının denetimine ilişkin hükümler saklı tutulmuştur.
Maddenin birinci fıkrasında coğrafi işaret veya geleneksel ürün adlarına ilişkin hükümsüzlük davasının kimler tarafından açılabileceği düzenlenmiştir. Buna göre;
coğrafi işaretin veya geleneksel ürün adının hükümsüzlüğü menfaati bulunanlar taralından mahkemeden istenebilecektir.
İkinci fıkrada mahkemenin hangi hallerde hükümsüzlük kararı vereceği düzenlenmiştir. Bunlar; tescilin Kanunun 33 üncü, 34 üncü, 35 inci, 37 nci ve 39 uncu maddelerinde belirtilen şartlardan herhangi birine uygun olmaması, tescilin 36 ncı maddede belirtilen başvuru hakkına sahip kişilerce yapılmamış olması veya denetim işlemlerinin 49 uncu maddede belirtilen şekilde yerine getirilmemesi durumları olarak belirlenmiştir.
Üçüncü fıkrada hükümsüzlük davasının tescil ettiren olarak sicilde kayıtlı kişiye karşı açılacağı ve bu davada Enstitünün taraf gösterilemeyeceği düzenlenmiştir.
Madde ile, hükümsüzlük kararının hukuki sonuçları düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, mahkemece coğrafi işaretin veya geleneksel ürün adının hükümsüzlüğüne karar verildiğinde, tescilli coğrafi işarete ve geleneksel ürün adına Kanunla sağlanan korumanın hiç doğmamış sayılacağı düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, coğrafi işaretin veya geleneksel ürün adının kullanım hakkı sahiplerinin kötüniyetli hareket etmesinden zarar görenlerin tazminat talepleri saklı kalmak üzere, hükümsüzlük kararının etkilemeyeceği haller düzenlenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, tescilin hükümsüzlüğüne karar verilmeden önce kurulmuş ve uygulanmış sözleşmeler uyarınca ödenmiş bedelin hakkaniyet gereği kısmen veya tamamen iadesinin istenebileceği düzenlenmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, kesinleşmiş mahkeme kararının mahkcmece resen Enstitüye bildirileceği; kararın bildiriminden sonra hükümsüz kılınan coğrafi işaret veya geleneksel ürün adının, Enstitü tarafından sicilden terkin edileceği ve terkine ilişkin bilginin Bültende yayımlanacağı düzenlenmiştir.
Coğrali işaret ve geleneksel ürün adı koruması, denetimin usulünce yerine getirilerek tüketicinin beklentilerinin karşılanması ve ürünün gerçek üreticilerinin bu korumanın ekonomik getirisinden faydalanması gibi hususlar başta olmak üzere tescil ettirene sorumluluklar yüklemektedir. Tescil ettirenin bu sorumluluğu yerine geliremeyecek durumda olması ya da çeşitli nedenlerle bu göreve devam elmek istememesi, tescilden doğan hak ve sorumluluklarından vazgeçmesi ile mümkündür, Bu durumda, kültürel değerlerin sürekliliğini sağlamak ve kırsal kalkınmaya destek olmak amacıyla bu görevi üstlenmek isteyen başvuru hakkına sahip kişilere sorumluluğu devralma hakkı tanınmıştır.
Maddenin birinci fıkrasına göre, tescil ettiren kişilerin vazgeçme talebi Bültende yayımlanır.
Maddenin ikinci fıkrasında, yayımı takip eden üç aylık süre içinde, başvuru hakkına sahip olan kişilerce yapılan taleplerin 43 üncü madde çerçevesinde inceleneceği düzenlenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, tescil ettiren kişiye ilişkin değişiklik talebinde bulunulmaması halinde, tescilden doğan sorumluluklar artık yerine getirilemeyeceği için, coğrafi işaret ve geleneksel ürün adının sicilden terkin edileceği, bu duruma ilişkin bilginin Bültende yayımlanacağı ve vazgeçmenin, sicile kayıt tarihi itibarıyla hüküm doğuracağı belirtilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında ise vazgeçmeye ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceği öngörülmüştür.
Maddenin birinci fıkrası ile, coğrafi işaret hakkına tecavüz sayılan füller, amblem kullanımını da içerecek şekilde düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, haklara tecavüz sayılan fillerin olması durumunda dava açma ve ihtiyati tedbire yönelik hususlar hükme bağlanmıştır.
Maddenin üçüncü (ıkrasında, coğrafi işaretin tescilli olduğuna ilişkin kaydın ürün, ambalaj veya fatura üzerine konulmamış olmasının, eylemi tecavüz olmaktan çıkarmadığı belirtilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında ise coğrali işaret başvurusu yayımlandığı takdirde, başvuru yapanın coğrafi işarete yönelik bu maddede sayılan tecavüzlerden dolayı hukuk davası açma hakkına sahip olduğu, tecavüz edenin kötüniyetli olduğuna mahkeme tarafından hükmolunması halinde başvurunun yayımından önce de tecavüzün varlığının kabul edileceği öngörülmüştür.
Madde ile, geleneksel ürün adının sağladığı haklara tecavüz sayılan haller düzenlenmiştir.
Birinci fıkrada geleneksel ürün adının sağladığı haklara ilişkin tecavüz hallerinin amblem kullanılması halinde mümkün olacağı hükme bağlanmıştır. Ancak öngörülen amblemi taşımadığı halde ürünün ambalaj, tanıtım vs. de ürünün tescilde belirtilen özellikleri taşıdığına ilişkin yanıltıcı herhangi bir açıklama veya belirliye yer verilmesi durumu da tecavüz hallerinden sayılmaktadır.
İkinci fıkrada, haklara tecavüz sayılan fillerin olması durumunda dava açma ve ihtiyati tedbire yönelik hususlar hükme bağlanmıştır.
Üçüncü fıkrada ise geleneksel ürün adı başvurusu yayımlandığı takdirde başvuru yapanın bu maddede sayılan tecavüzlerden dolayı hukuk davası açma hakkına sahip olduğu, tecavüz edenin kötüniyetli olduğuna mahkeme tarafından hükmolunması halinde başvurunun yayımından önce de tecavüzün varlığının kabul edileceği öngörülmüştür.
Madde ile, tasarım, ürün ve birleşik ürün kavramları tanımlanmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında tasarım tanımı yapılmıştır. Tasarım, ürünlerin işlevselliğini ve estetik değerini artırmaya yönelik çalışmaları kapsayan sürecin ortaya çıkardığı bir sonuç olarak nitelendirilebilir. Sınai mülkiyet hakkı olarak tasarım korumasının sınırlarını çizebilmek ve sağlanan haklarla hangi unsurların korunacağını belirlemek için bir tanım yapılması zorunludur. Bu tanımlamada, ürünün işlevini dışarıda bırakan bir sınır çizilmesi gerekmektedir. Bunu sağlamak üzere tasarım tanımında, ürünün estetik unsurlarını ön plana çıkaran ve görünümünü yansıtabilecek özellikler “çizgi, şekil, biçim, renk, malzeme veya yüzey dokusu gibi özellikler” olarak sıralanmış ve bu özellikler için bir sınırlama getirilmeyerek, teknolojinin ve sanayinin gelişmesine bağlı olarak ileride ortaya çıkabilecek farklı özelliklerin de kapsanması hedeflenmiştir.
Tasarım tanımında sayılan renk veya malzeme gibi bazı özellikler tek başına bir ürünü farklılaştırmada ve tasarım koruması sağlamada yeterli olmayabilir. Dolayısıyla bu unsurların diğer tasarım özellikleriyle birlikte kullanılarak bir kombinasyon oluşturması gerekmektedir.
Bu yüzden ürüne estetik değer sağlamak ve Kanunda belirtilen koruma şartlarını karşılamak üzere kullanılabilecek unsurlar tanımda sınırlayıcı bir anlamda değil genişletici bir yapıda verilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında ürün tasarım uygulanabilecek her türlü nesneyi kapsayacak şekilde tanımlanmıştır. Tanımda geçen “endüstriyel yolla veya elle üretilen” ifadesi korunacak tasarımın üretilmeye yani çoğaltılmaya müsait olması konusunda bir kriter getirmekledir.
Maddenin üçüncü fıkrasında birleşik ürünü oluşturan parçalar için de tasarım koruması öngörülmüş olduğundan birleşik ürün için bir tanım yapılması gerekmiştir. 'Tanımda birleşik ürün için, birden fazla parçadan oluşması ve bu parçaların birbirine monte edilmek suretiyle bir ürün oluşturması gerekliliği vurgulanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasında tasarımlar için getirilen koruma temel olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Tescilli tasarım koruması için tescil şartı; tescilsiz lasarım için isc kamuya sunma şartı koruma için temel esaslar olarak belirlenmiştir. Tasarıdaki önemli düzenlemelerden birisi, genel hükümler çerçevesinde korunan tescilsiz tasarımların kapsama alınarak tescilsiz tasarımlara sınırlı süreli bir koruma sağlanmasıdır. Özellikle moda, tekstil ve ambalaj gibi (asarım sayısının fazla olduğu sektörler için daha kısa süreli, daha ekonomik ve daha az formalite ile elde edilen tescilsiz tasarım koruması önem arz etmektedir.
Tescilsiz. tasarımlar için sağlanan korumanın genci hükümlere bırakılmış olması tescilsiz tasarım korumasında 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun haksız rekabete ilişkin hükümleriyle 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerinin uygulanması sonucunu doğurmuştur. Tescilsiz tasarımlarla ilgili somut olaylarda Türk Ticaret Kanunu anlamında haksız. rekabetin bulunup bulunmadığı veya tasarımın Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu anlamında eser sayılıp sayılmayacağının tespiti ve adı geçen hükümlerin ne ölçüde uygulanacağının belirlenmesinde birtakım güçlüklerle karşılaşılabilmektedir. Bazı durumlarda (tescili iptal edilmiş olan veya koruma süresi sona ermiş tescilli tasarımlar için dahi) bu düzenlemelerin kapsamları çok geniş yorumlanabilmektedir. Tescilsiz. tasarımlar için özel koruma olmaması nedeniyle bunlarla ilgili köruma süresi için bir sınırın varlığından söz edilememektedir. Aynı şekilde bu hükümlerin dar çerçevede yorumlanması ise tasarımcının fikri emeğinin hak ettiği ölçüde değerlendirilmemesi anlamına gelmektedir.
Madde ile, tasarımın koruma şartlarından olan yenilik ve ayırt edicilik kriterleri tanımlanmıştır.
Ayrıca maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında, birleşik ürünü oluşturan parçaların hangi şartlarda korumadan yararlanacağı hususu düzenlenmiş ve normal kullanım kavramı açıklanmıştır. Birleşik ürüne ait her bir parçanın ayrı ayrı korumadan yararlanması mümkündür. Ancak, birleşik ürün tanımında da belirtildiği üzere ürüne sökülüp takılma yolu ile birleşen parçaların sadece normal kullanımı esnasında görünebilen kısımlarının koruma şartlarını taşıması kaydı ile koruma altına alınması uygun olacaktır. Normal kullanımdan anlaşılması gereken ise bakım, servis veya onarım işleri değil, nihai tüketicinin kullanımıdır.
Yenilik kavramı, tasarımın koruma şartlarından biridir. Yenilik kavramı, mutlak ve nispi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak yenilik, tasarımın dünyanın hiçbir yerinde daha önceden bilinmemesi anlamına gelmekte iken, nispi yenilik kavramından anlaşılması gereken başka bir bölge ya da ülkede tasarımın var olmasına rağmen tescili istenen ülke sınırları içinde tasarımın bilinmemesi anlamına gelmektedir. Madde ile, bir üst seviye olan mutlak yenilik kriteri benimsenmiştir. Bu yolla Kanunun amacına uygun olarak fikri çabaların teşvik edilmesi ile birlikte yenilikçilik ve yaratıcılığın cn üst düzeyde geliştirilmesi hedellenmiştir.
Zira nispi yeniliğin benimsendiği bir koruma sisteminde ülke içinde bilinmeyen ancak ülke dışında var olan bir tasarım için, hak sahibi olmadığı halde tasarım hakkı sahibi olabilmenin önü açılmış olacaktır. Bu nedenle, Kanunda mutlak yenilik ilkesi benimsenmiştir.
Bilinen bir tasarımla aynı görünüm özelliklerine sahip bir tasarım yeni olmayacağı gibi tasarımın bilinen tasarımdan küçük ayrıntılarla farklılık arz etmesi de tasarımların aynı olması sonucunu doğurmaktadır. Bu husus maddenin dördüncü fıkrasında hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme ile bilinen bir tasarımdan esinlenerek ortaya çıkarılan bir tasarımın korumadan yararlanması noktasında koruma şartıyla özgünlük eşiği yükseltilmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında tescilli ve tescilsiz tasarımın koruma şarllarından olan ayırt edici nitelik tanımlanmış ve ayırt edici niteliğin değerlendirilmesinde uygulanacak kriterler düzenlenmiştir. Ayırt edicilik, tasarımın korunabilmesi için kıyaslanan tasarımlarla arasındaki farklılığın seviyesinin belirlenmesi için konulmuş bir kriterdir. Tasarımlar ayırt edici nitelik açısından birbirleriyle kıyaslanırken farklı bilgi ve tecrübeye sahip kişilerce değişik şekilde yorumlanabilmektedir. Söz konusu sektörde bilgi ve tecrübe sahibi olan bir kişinin yapacağı kıyaslama ile herhangi bir tüketicinin yapacağı kıyaslama farklı olacaktır.
Madde ile, kamuya sunma düzenlenmiştir. Kamuya sunma sergileme, satış gibi yollarla piyasaya sürme, kullanma, tarif, yayım, tanıtım veya benzer amaçlı faaliyetleri kapsamaktadır. Belirtilen bu filler ile tasarımın üçüncü kişilere sunulması tasarımı bilinen bir tasarım yapmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kamuya sunmanın tasarımların yeniliğini ve ayırt edici niteliğini hangi durumlarda etkilemeyeceği belirlenmiştir. Maddede, başvuru tarihinden veya rüçhan tarihinden önceki oniki ay içinde tasarımcı veya halefi ya da bu kişilerin izni ile üçüncü bir kişi tarafından kamuya sunumun yeniliği etkilememesi ilkesi benimsenmiştir. Bu düzenleme ile bahsi geçen kişilerce tasarımın piyasada denenmesi, bir nevi tasarımın ekonomik. anlamda piyasada test edilmesini müteakip tescil ile koruma yolunun seçilmesine imkân sağlanması amaçlanmıştır. Bu sayede tasarımcıya veya halefine, tasarımın yeniliği elkilenmeksizin tasarımın ekonomik anlamda getirisini en fazla on iki ay süre ile ölçebilmesi ve tasarımın tescilli tasarım ile korunup korunmayacağına bu dönem içinde karar vermesi imkânı tanınmaktadır.
Madde ile, koruma kapsamı ve koruma dışı haller düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında tasarım hakkıyla sağlanan korumanın kapsamı ve bu kapsamın belirlenmesinde nasıl bir yolun takip edileceği düzenlenmiştir. Korumanın kapsamı ayırt edicilik kriteri gözönünde bulundurularak belirlenecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında, sektörel ve (onksiyoncl bazda tasarımcıların her zaman aynı tasarım yapabilme serbestisine sahip olmadığı ve tasarımlarını yaparken belirli sınırlar içinde kalmak durumunda oldukları, bununla birlikte bunun tam tersi durumların da söz konusu olabileceği dikkate alınmıştır ve koruma kapsamının belirlenmesinde sektörel ve fonksiyonel bazda karşımıza çıkan tasarım yapabilme serbestisinin de dikkate alınacağı açıklanmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında Kanun çerçevesinde korunan tasarımların, şartları taşıması durumunda çoklu koruma ilkesinden yararlanarak Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında da korunabileceği belirtilmektedir.
Maddenin dördüncü fıkrası ile koruma kapsamı dışında olan haller düzenlenmiştir. (a) bendinde, kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı tasarımlar koruma kapsamı dışında bırakılmıştır. 2893 sayılı Türk Bayrağı Kanunu gibi özel kanunlarla korunan objelerin yanı sıra tasarım hakkının tasarımın sahibi olduğunu iddia eden kişinin tekeline verilmesinin kamu düzeni açısından sakıncalı olacağı tasarımların; işkence aleti, irkçı unsurlar, terör örgütü gibi konusu suç teşkil eden kamu düzenini bozan tasarımların veya toplumun genelince kabul edilmiş ahlak kurallarına aykırı simgeleri içeren tasarımların Kanunla verilen haklardan yararlanamaması amaçlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasının (b) bendinde, tasarımcıya tasarımı geliştirmede hiçbir seçenek özgürlüğü bırakmayan teknik fonksiyonunu yerine getirebilmesi için belirli bir görünüme sahip olan kısımlar koruma kapsamı dışında bırakılmıştır. Örneğin, otomobil lastiğinin yuvarlak olması veya tornavida ucunun sahip olduğu görünüm özellikleri tasarımcıya hiçbir seçenek özgürlüğü bırakmayan kısımlar olması nedeniyle koruma kapsamı dışında kalırken, lastik üzerine uygulanan desen veya tornavidanın sapı gibi kısımlar tasarımcının fikri çaba harcayabilcceği alanlar olup korumadan yararlanabileceklir.
Maddenin dördüncü fıkrasının (c) bendinde ürünleri birbirine monte etmek için belirli biçim ve boyutlarda üretilmesi zorunlu olan elemanlar koruma kapsamı dışında tutularak, bu tür ürünler için herhangi bir hukuki kısıtlama olmaksızın tasarımın herkes tarafından kullanılabilmesi imkânı sağlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasının (ç) bendinde Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi kapsamında yer alan hükümranlık alametleri ile bu kapsam dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, dini, tarihi ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş ve ilgili mercilerin tescil izni vermediği işaretlerin, armaların, nişanların veya adlandırmaların uygunsuz kullanımını içeren tasarımlar koruma kapsamı dışında bırakılmıştır.
Tescilli tasarımlar için, hak sahibine tasarımın kullanılması konusunda geniş yetkiler sağlanmıştır. Tescilli tasarımlar hak sahibine, izni olmaksızın koruma kapsamına giren lasarımın kullanıldığı veya uygulandığı ürünleri ürcten, satan ya da ticari amaçlı olarak kullanan kişilere karşı haklarını kullanabilme yetkisi sağlar. Vescilli tasarım ile sağlanan hak tekel hakkıdır ve bu hak herkese karşı kullanılabilir. Bu tekel hakkının kullanılmasında, hakkı ihlal eden kişinin iyiniyetli veya kötüniyetli olup olmadığı konusunda bir ayrıma gidilmez.
TTescilsiz. tasarımlar için sağlanan haklar tescilli tasarım hakkına göre daha sınırlı kalmaktadır. Tescilsiz tasarım hakkı tekel hakkı olmayıp, sadece tasarımın kopyalanmasını önleyici bir hak sağlamaktadır. Tescilli tasarımdan farklı olarak, tescilsiz tasarım hakkının kullanılabilmesi için ihlal durumunda kötüniyetin varlığı şarttır. Tescilsiz tasarım hakkının varlığından haberdar olamayacak kişilere karşı bu hakkın kullanılması da mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla tescilsiz tasarım hakkından haberdar olmayan kişinin, bu tasarımdan bağımsız olarak bir tasarım geliştirmesi durumunun kopyalama sayılmayacağı, yani bu kişilere karşı hakkın kullanılamayacağı madde ile, düzenlenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında tasarım hakkının okullanılamayacağı O haller düzenlenmiştir. Maddede sayılan fiillerin tasarım hakkı kapsamı dışında tutulması ile araştırma, geliştirme ve eğitim amaçlı çalışmaların tasarım hakkını ihlal etmeksizin özgürce yapılabilmesine Oimkân sağlanması hedeflenmiştir. (o Ayrıca, uluslararası oulaşımın aksatılmaması açısından ülkemiz sınırları içinde geçici olarak bulunan deniz veya hava taşıtlarındaki ekipman ile bu araçların onarımı için kullanılmak üzere yedek parça ve aksesuarların ithal edilmesi ve bu araçların onarım fiilleri tasarım hakkının sınırları dışında bırakılmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasında, birleşik ürünün görünümüne bağımlı olan parçaların, birleşik ürüne orijinal görünümünü yeniden kazandırmak üzere onarım amacıyla ve bu parçaların kaynağı konusunda yanıltıcı olmamak şartıyla tasarımın piyasaya ilk sürüldüğü tarihten üç yıl sonra kullanılması tasarım hakkı ihlalini oluşturmayacağı düzenlenmiştir.
Örneğin, otomobilin tamponu veya kapısı o otomobilin görünümüne bağımlı olup başka bir modelde kullanılması imkânsızdır. Bu tür parçalar ayrı ayrı tescil edilebilmektedir, ancak, hak sahibi bu tür parçalar için sadece birleşik ürünün ilk üretimi aşamasında piyasaya sunduktan sonra üç yıl boyunca tasarım haklarını kullanacaktır.
Maddenin beşinci fıkrasında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yayımlanacak olan eşdeğer parçaların üç yıllık süre içinde onarım amacıyla kullanımının tasarım hakkının ihlali sayılmayacağı düzenlenmiştir. Eşdeğer parçalar orijinal parça gibi bir takım testlerden geçirilebilen, orijinal parçanın verdiği sonuçları verip vermediği ölçülebilen ve belgelendirilen ürünlerdir.
Madde ile, uygulamada sık rastlanmamakla birlikte tescilli tasarımın koruma kapsamına giren ve başvuru tarihinden önce bağımsız olarak iyiniyetle geliştirilmiş olan ve Türkiye'de kullanılmaya başlanmış tasarımlar için getirilen istisnai durum düzenlenmiştir. Önceki kullanımdan doğan hakkın lisans yolu ile genişletilemeyeceği ve ancak hak sahibinin bir işletme olması halinde hakkın devrinin işletmenin devri ile birlikte mümkün olabileceği belirtilmiştir.
Madde ile, başvuruda verilmesi zorunlu olan bilgi ve belgeler belirlenmiştir.
Tasarımın görsel anlatımını veya örneğini açıklayan tarifnamenin Enstitüye sunulması zorunlu olmaktan çıkarılmıştır.
Tasarım tescili ile tasarımın görünüm özelliği korunmaktadır, görsel anlatım üzerinde yer alan yazılı ibarelerin ifade ettikleri kavramlar üzerinde tescil sahibine herhangi bir inhisarı hak sağlanmaması gerektiği açıktır. Aksi takdirde, aynı anlama gelen ancak farklı görünüm özelliklerine sahip yazılı ibareler içeren tasarımlarda koruma, sadece söz konusu yazılı ibareyi ilk ortaya çıkaran ya da tescil ettiren kişi adına gerçekleşecektir. Bu uygulama ise tasarım tescil sistemine uygun düşmemektedir.
Başvuruda yer alan tasarımların kullanıldığı veya uygulandığı ürünler, Endüstriyel Tasarımların Uluslararası Sınıflandırılmasına İlişkin Locarno Anlaşması esaslarına uygun olarak sınıflandırılmaktadır. Sınıflandırma sistemi, veri tabanından ilgili sınıf altında yer alan tasarım örneklerine kolaylıkla ulaşılmasına imkân sağlamasının yanı sıra, özellikle hangi sektörlerden ve ürün gruplarından başvuru yapıldığına ilişkin istatistiklerin oluşturulmasına, tasarımın sanayinin hangi alanında aktif olarak kullanıldığının tespitine yardımcı olmaktadır.
Maddenin yedinci fikrasında başvuru sahiplerinin kolay ve daha az maliyetli başvuru yapabilmelerini sağlamak amacıyla çoklu başvuru uygulamasına yer verilmiştir. Bu sayede, birden fazla tasarım için tek bir başvuru ile tescil imkânı sağlanması amaçlanmıştır. Ancak bir başvurunun çoklu başvuru kapsamında değerlendirilebilmesi için, başvuruda sunulan tasarımların bazı şartları taşıması öngörülmüştür. Buna göre çoklu başvuru altında sunulacak tasarımların Locamo sınıflandırma sisteminde aynı sınıfla yer alması gerekmektedir. Aynı smıfta yer alan tasarımlar için çoklu başvuru yapabilme imkânının sağlanması ile aynı zamanda uluslararası uygulamalarla da paralellik sağlanmıştır. Yine maddede çoklu başvuru şarlına uymayan ve belirlenen sayıyı aşan tasarımlar için ilk başvuru tarihi ve varsa rüçhan hakları saklı tutulmak şartıyla bölünmüş başvuru yapılabileceği hükmü getirilmiştir. Bu sayede başvuru sahiplerinin çoklu başvuru şartını taşımayan tasarımlar ile yapacakları başvuruların düzenlenmesi neticesinde işleme alınmayan tasarımlar için bölünmüş başvuru yapma imkânı tanınmış ve koruma noktasında hak kaybının önüne geçilmesi sağlanmıştır.
Maddenin onuncu fikrasında tasarımcı isminin, başvuruda belirtilmemesi halinde başvuru sahibinden başvuruda tasarımcı olarak belirtilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Ancak, tasarımcı isminin gizli tutulmasını talep etme hakkına da sahiptir.
Başvuru sahibi tasarımcı değilse veya tasarımcılardan sadece biri veya birkaçıysa, başvuru sahibinin tasarımcı veya tasarımcılardan tasarım başvurusu yapma hakkını ne şekilde elde ettiğinin başvuruda açıklanması gerekmektedir.
Madde ile, Paris Sözleşmesinin temel ilkelerinden olan rüçhan hakkı düzenlenmiştir. Maddede, taraf olunan Paris Sözleşmesi veya Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması hükümleri ile karşılıklılık ilkesi çerçevesinde kimlerin rüçhan hakkından yararlanacağı, hangi başvuruların rüçhan hakkı doğuracağı düzenlenmiş, aynı ülkede aynı konuda yapılan iki başvurudan hangisinin rüçhan hakkına esas alınacağına ilişkin kriterler açıklanmıştır. Rüçhan hakkından yararlanma süresi Paris Sözleşmesi gereği altı ay olarak belirlenmiştir.
Madde ile ayrıca, Türkiye'de açılan ulusal ya da uluslararası sergilerde ya da Paris Sözleşmesi veya Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşmasına taraf devletlerde açılan resmi veya resmi olarak tanınan uluslararası sergilerde teşbirden doğan rüçhan hakları düzenlenmiş ve bu haktan yararlanabilme şartları belirlenmiştir.
Madde ile, rüçhan hakkının talep edilmesi, belgelendirilmesi ve doğuracağı sonuçlar ile talebin başvuru anında yapılması gerektiği ve rüçhan talebine ilişkin belgelerin başvuru tarihinden itibaren üç ay içinde Ensttüye verileceği hususları düzenlenmiştir.
Tescilli tasarım koruması, tasarım tescil başvurusu tarihinin kesinlik kazandığı larihten itibaren başlar. Başvuru tarihinin kesinlik kazanması için başvuru formunda başvuru sahibinin kimlik bilgilerinin ve tasarımın görsel anlatımlarının başvuruda verilmesinin şart olduğu belirtilmiştir. Başvuru tarihinin kesinlik kazanması için gerekli unsurların bulunup bulunmadığı ve başvurunun Kanunda aranan şekli şartları karşılayıp karşılamadığı açısından inceleme yapılacaktır.
Tasarım tescil başvurularının şekli incelemesi esnasında tespit edilen eksikliklerin giderilmemesi hak kaybına sebep olmaktadır. Başvurulara ilişkin eksik belge veya bilgilerin tamamlanma şekil ve şartları, süreleriyle beraber düzenlenmiştir. Maddede ayrıca, eksikliklerin giderilmemesinin doğuracağı sonuçlar belirtilmiştir. Rüçhan hakkı talep edilen bir başvuruda rüçhan hakkı ile ilgili eksikliklerin giderilmemesi sadece rüçhan hakkının kaybedilmesi sonucunu doğuracaktır.
Madde ile ayrıca, tasarım tescil başvurularının incelenmesi ile ilgili usul ve esaslar düzenlenmiştir. Yapılan başvurular öncelikle tasarım ve ürün tanımına uygunluk açısından incelenecektir. Bununla beraber, kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı, 3 üncü madde kapsamma girmeyen gerçek ve tüzel kişilerin başvuruları ile Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi kapsamında yer alan hükümranlık alametleri ile bu kapsam dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren dini, tarihi ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş ve ilgili mercilerin tescil izni vermediği işaretlerin, armaların, nişanların veya adlandırmaların uygunsuz kullanımını içeren, yeni olmadığı anlaşılan tescil talepleri Enstitü tarafından resen reddedilecektir.
Maddenin yedinci fıkrasında kısmi ret sonucunda tescilin devamı için, kalan kısmın koruma şartlarını sağlaması ve tasarım kimliğini muhafaza etmesi gerektiği düzenlenmiştir.
Tasarımın kimliğini muhafaza edebilmesi için kalan kısmın tasarımının niteliğinin ilk başvurudaki tasarımdan farklı olmaması ve tasarım adının değişmemesi gerekir. Örneğin üç boyutlu ayakkabı için yapılan tasarım tescil başvurusu kısmi hükümsüzlük sonucunda desen tasarım başvurusuna dönüşemez.
Madde ile, Kanunun 64 üncü maddesi kapsamında incelenip kesinlik kazanmış başvuruların tescilli tasarım olarak sicile kaydedilmesi ve yayımlanması düzenlenmiştir.
Madde ile, tescil edilen bir tasarımın otuz aya kadar gizli tutulabilmesi için yayımın ertelenmesi imkânı sağlanmıştır. Bu uygulama ile özellikle modası sık değişen ürün tasarımları veya ileri bir tarihte piyasaya çıkacak olan ürünler için tescil sahibine, tasarımları için kopyalamaya karşı önleyici bir koruma sağlanmaktadır. Ayrıca sezonluk üretim yapan ve piyasa ömrü kısa ürünler üreten sektörler, fazla sayıda tasarım için yayım ücreti ödemeden tescil imkânı bulmakta ve tescil işlemleri açısından önemli bir maliyet avantajı elde edebilmektedir.
Yayım erteleme talebi, tasarımın belirli bir süre gizliliğini korumak amacıyla yapıldığı için bu talep mutlaka başvuru esnasında yapılmalıdır. Yayım erteleme talebi bulunan başvurular sicile kaydedilecek ve tasarımın görsel anlatımı ile başvuru dosyasındaki bilgi ve belgeler üçüncü kişilerin incelemesine kapalı tutulacaktır. Bu gizliliği sağlamak için başvurunun sicile yayım ertelemeli olarak kaydedilmesi gerektiğinden, başvurudan sonra yapılacak yayım erteleme talebi kabul edilmeyecektir.
Yayım erteleme süresinin bitiminde veya hak sahibinin isteği ile daha önceki bir tarihte başvuru ile ilgili bütün bilgiler üçüncü kişilerin incelemesine açılacak ve tasarım tescilindeki bütün bilgiler Bültende yayımlanacaktır, bu yayımın gerçekleştiği tarih başvurunun yayım tarihi olarak kabul edilecektir. Yayımdan önce, yayım ücretinin ödenmesi ve yayım erteleme talebi bulunan başvuruda iki boyutlu tasarımlar için Kanunun 6l inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca başvuru esnasında tasarımın numunesi verilmişse, lasarımın görsel anlatımının verilmesi şartur. Bu eksikliklerin giderilmemesi veya hak sahibinin feragat etmesi durumunda, yayım gerçekleşmeyeceği ve tescilli tasarım haklarının elkileri yayımla başlayacağı için tasarımın başvuru tarihinden itibaren Kanunla sağlanan korumanın hiç doğmamış sayılacağı düzenlenmiştir.
Kanunun 61 inci maddesinin sekizinci fıkrası hükmüne dayanarak, çoklu başvuruda yer alan tasarımların bir kısmı için yayım erteleme talebinde bulunulabilecektir. Bu durumda çoklu başvuruda yer alan tasarımlardan yayım erteleme talebi bulunanlar üçüncü kişilerin incelemesine kapalı tutulacak, diğerleri ise üçüncü kişilerin incelemesine açılacaktır.
Yayım ertelemeli bir tasarımın ihlal edilmesi halinde, ihlal eden kişinin henüz yayım gerçekleşmediği için tasarım tescilinden haberdar olamayacağı durumu gözönüne alınarak maddede, tasarım tescili ile sağlanan hakları ihlal eden kişilere karşı kullanılabilmesi için öncelikle başvurunun içeriğinden ve tasarımdan haberdar edilmesi şartı getirilmiştir.
Madde ile, Enstitü kararlarına itiraz imkânı getirilmiş olup ret ve yayım kararlarına yapılacak itirazlarla ilgili esasa ve şekle dair düzenleme yapılmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında, 64 üncü madde kapsamında Ensltünün yayım öncesi verdiği ret kararlarına karşı başvuru sahiplerinin itirazda bulunabilecekleri düzenlenmiştir.
Şekli noksanlıkların zamanında ve istenildiği şekilde giderilmemesi sonucunda işlemden kaldırılan ve dolayısıyla yapılmamış sayılan başvurularla ilgili itiraz edilebilecektir, Maddenin ikinci fıkrasında, tasarım tescilinin yayım tarihinden itibaren üç ay içinde ücretini ödemek şartıyla üçüncü kişilerin tasarım tescilinin tasarım ve ürün tanımına uygun olmadığı, koruma şartlarını (yenilik, ayırt edicilik) taşımadığı, 58 inci maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen koruma dışı halleri içerdiği ve tasarım başvurusunun Kanunun 3 üncü madde kapsamına girmeyen gerçek veya tüzcl kişilerce yapıldığı, başvurunun kötüniyetli olduğu ve fikri mülkiyet hakkının yetkisiz kullanımını içerdiği gerekçelerini ileri sürerek yazılı şekilde itiraz edebilecekleri düzenlenmiştir.
Madde ile, Enstitünün 64 üncü ve 67 nci madde kapsamındaki ret ve yayım kararlarına yapılacak itirazlarla ilgili incelenme prosedürü düzenlenmiştir. İtirazlar, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu tarafından incelenecek ve karara bağlanacaktır.
Madde ile, uluslararası anlaşmalar ve diğer ülkelerdeki uygulamalar gözetilerek tescilli ve tescilsiz tasarımlar için koruma süreleri belirlenmiştir. Sınai mülkiyet sisteminin temel ilkelerinden birisi de hak sahiplerinin ve toplumun çıkarlarını dengelemek, bir yandan hak sahiplerine tasarımları üzerinde geniş yetkiler sağlayarak onları teşvik etmek bir yandan da toplumun bu yeniliklerden faydalanmasını sağlamaktır. Bu dengeyi sağlamak için kullanılacak araçlardan en önemlisi, sağlanan hakların kullanımı için belirli bir süre sınırı koymaktır. Koruma süresinin sınırsız olması, korunan tasarımın kamuya mal olmasını engelleyeceği için toplumun bu tasarımdan faydalanma imkânını zorlaştıracaktır. Bu dengenin sağlanması amacıyla tescilli tasarımların korunması için en fazla yirmi beş yıl olacak şekilde bir koruma süresi belirlenmiştir. Bu süre başvurunun kesinleşme tarihinden başlayan ilk beş yıllık koruma süresinin ardından beşer yıllık dönemler halinde en fazla döri yenileme yapılacak şekilde düzenlenmiştir. Tescilsiz tasarımların koruma süresi ise koruma talep edilen tasarımın kamuya ilk sunulduğu tarihten itibaren üç yıl olarak öngörülmüştür.
Yenileme talebi, koruma süresinin sona erdiği ayın son gününe kadar ve bu son tarihten önceki altı ay içinde, ücreti ödenerek yapılabilmektedir. Bu sürenin kaçırılması durumunda ise hak sahibine, ek ücretin ödenmesi şartıyla, yukarıda belirtilen son günden itibaren altı ay içinde yenileme talebi yapma imkânı tanınmıştır. Madde ile ayrıca, tescili yenilenmeyen tasarımların Kanun hükümlerinden yararlanamayacağı belirtilmiştir.
Tasarım, fikri bir faaliyetin ürünü olduğu için tüzel kişiler tasarımcı olamaz, tasarımcı gerçek kişi olmak zorundadır. Tasarım hakkı, esas olarak tasarımcıya aittir ve bu hak başka kişilere devredilebilir.
Madde ile, tasarım başvurusu veya tasarımın birden çok kişiye ait olması durumunda, her bir orlağın hak ve yükümlülükleri ile bunlarla ilgili hukuki durum düzenlenmiştir. Bu durumda, 554 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamedeki yapı korunarak, taraflar arasında paylı mülkiyete ilişkin hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür. Birden çok kimsenin, bölünmesi mümkün olmayan bir tasarımın tamamına belli paylarla malik olacağı düzenlenmiştir.
Taraflar arasında başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır. Hak sahipleri sözleşme ile aralarındaki hukuki ilişkiyi düzenleyebilirler.
Tasarım başvurusu veya tasarım konusu, devir veya herhangi bir hak tesisi anlamında bölünmez bir bütündür. Madde buna açıklık getirmek amacıyla hazırlanmıştır.
Madde ile, tasarım başvurusunun gerçek hak sahibi olmayan bir kişi tarafından yapılmış veya bu kişi adına tescil ettirilmiş olabileceği veya tescilsiz tasarım gerçek hak sahibi olmayan bir kişi tarafından kamuya sunulabileceği, bu durumda, kanuni hak sahibi olan kişinin mahkemeden tasarım sahipliğinin kendisine devredilmesini veya tasarım sahibi olarak tanınmayı talep edebileceği düzenlenmiştir. Dava açılması durumunda dava ve davada ileri sürülen talepler, dava sonunda verilen kesin hüküm veya davayı sona erdiren bütün diğer haller ilgilinin talebi üzerine sicile kaydedilecek ve Bültende yayımlanacaktır.
Böylece, gerçek hak sahipliğine ilişkin dava sonuçlanıncaya kadar, hak sahipliği ile ilgili bir işlem yapılmaması için bir önlem alınabilecektir.
Madde ile ayrıca, gerçek hak sahipliğine ilişkin talep ve dava hakkının süresi ile ilgili olarak üç yıllık bir sınırlama getirilmiş ve bu süreden sonra bu hakkın düşeceği düzenlenmiştir. Ancak bu süre sınırı, gerçek hak sahibi olmayan kişinin kötüniyetli olması durumunda uygulanmayacaktır.
Madde ile, tasarım sahipliğinin tasarımın gaspı sonucunda değişmesi durumunda, gerçek hak sahibi olmadığı anlaşılan kişi ile tasarımın kullanılması için hukuki veya akdi bir işlem yapan üçüncü kişilerin durumları düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında gerçek hak sahibi olmadığı sonradan tespit edilen kişi veya bu kişiden tasarım hakkının kullanımı için lisans alan diğer kişilerin, gerçek hak sahibinin sicile kaydedildiği tarihten önce tasarımı kullanmaya başlamış olmaları ya da bu amaçla ciddi hazırlıklara başlamış olmaları ve bu fiilleri işlerken kötüniyetli olmadıklarının kanıtlanmış olması şartıyla gerçek hak sahibinden inhisari olmayan lisans alabilecekleri düzenlenmiştir.
Lisans talebinin yapılması için, gerçek hak sahibinin sicile kaydedildiğinin Enstitü tarafından taraflara bildirilmesinden itibaren iki aylık bir süre sınırı getirilmiştir.
Madde ile, çalışanların bir işletmede yükümlü olduğu faaliyeti gereği gerçekleştirdiği ya da büyük ölçüde işletmenin deneyim ve çalışmalarına dayanarak iş ilişkisi sırasında yaptığı tasarımların hak sahibinin işverenler olduğu düzenlenmiştir. Burada tasarım hakkının işverene verilmesinin sebebi hukukumuzda tasarımların ekonomik saiklerle ele alınmasıdır. Buna göre işveren çalıştırdığı kişiye belli bir ücret ödeyerek, ona araç-gereç sağlayarak ve yatırım yaparak belli bir risk almakta iken çalışan ise sözleşmesi sonucu yaptığı çalışmanın karşılığını almaktadır. Bu nedenle tasarım hakkı sahipliği işverene verilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise sözleşmeden kaynaklanan bir gereklilik olmaması halinde işyerindeki bilgi ve donanımdan faydalanarak yapılan tasarımlarda hak sahipliği düzenlenmiş ve bu durumda da hak sahipliği talep etmesi halinde işverene verilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu uyarınca öğretim elemanı sayılan kişiler tarafından yapılmış tasarımlar ile öğrenciler ve ücretsiz olarak belirli bir süreye bağlı olmaksızın hizmet gören stajyerlerin yapmış olduğu tasarımlarda da hak sahipliğinin işverenlere ait olduğu düzenlenmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında hizmet ilişkisi dışında kalan iş görme sözleşmeleri çerçevesinde yapılan tasarımlarda hak sahipliğinin taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleri çerçevesinde belirleneceği düzenlenmiştir.
Madde ile, çalışanın işveren ile arasındaki özel sözleşmeden kaynaklanmadığı halde bir tasarım yapması durumunda, işverenin tasarıma ilişkin hak sahipliği talep etmesi halinde, tasarımın önemi dikkate alınarak çalışanın bir bedel isteme hakkının olduğu düzenlenmiştir. Tarafların ödenecek bedel konusunda anlaşamamaları durumunda söz konusu bedelin mahkemece tespit edileceği belirtilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında yükseköğretim kurumlarında gerçekleştirilen tasarımlardan elde edilen gelirin yükseköğretim kurumu ve tasarımcı arasındaki paylaşımında, tasarımcıya elde edilen gelirin brüt miktarının en az yarısı verilecek şekilde ilgili yükseköğretim kurumunun yönetim kurulunca belirleneceği düzenlenmiştir.
Madde ile, lisans çeşitleri ve lisans alan ile lisans verenin hak ve sorumlulukları ve bu konuda Enstitü tarafından yapılacak işlemlerin kapsamı düzenlenmiştir.
Tasarım hakkı sahibinin tasarımdan ekonomik fayda sağlayabilmesinin yollarından biri de tasarım hakkını lisans yoluyla kullandırmasıdır. Tasarım hakkı gayrimaddi haklardandır. Gayrimaddi haklar üzerinden gelir elde edilebilmesi için maddi haklardaki gibi mülkiyet el değiştirmeden kiralama veya kullandırma yoluna gidilebilir. Lisans verme, tasarım hakkı sahibinin tasarım hakkını devretmeden, tasarımın yapılan sözleşme çerçevesinde üçüncü kişiler tarafından kullanılmasına izin vermesidir. Dolayısıyla devirden farklı olarak mülkiyet hakkı sahipliğinde bir değişiklik olmamakta, lisans alan kişi lasarımı belirlenen şartlar altında kullanabilmektedir.
Lisans konusunda önemli olan kıstaslardan birisi de lisans sözleşmesinin kapsamının taraflarca belirlenebilmesidir. Lisans sözleşmesi belli bir bölgede geçerli olacak şekilde düzenlenebileceği gibi, inhisari lisans veya inhisari olmayan lisans şeklinde lisans hakkının kapsamında farklılık olacak şekilde de düzenlenebilmektedir.
Madde ile, tasarım başvurusu veya tescilinden doğan hakkın devri ve lisans verilmesine ilişkin işlemlerin bu işlemleri yapmaya yetkili olmayan kişilerec yapılması hali ve bunun sonuçları düzenlenmiştir.
Madde ile, tasarım hakkının mahkeme tarafından hükümsüz sayılmasına ilişkin haller düzenlenmektedir. Tasarım hakkının tesis edilebilmesi için Kanunda belirtilen esasa dair şartların yerine getirilmiş olması gerekir. Bu şartların yerine getirilip getirilmediği ise her zaman mahkemeler nezdinde dava konusu edilebilecektir.
Bir tasarım kısmen veya tamamen hükümsüzlük davasına konu olabilmekle ve bir tasarımın kısmen veya tamamen hükümsüzlüğüne karar verilebilmektedir. Kısmi hükümsüzlük kararı tasarımın tümüne etkili olmayacaktır. Kısmi hükümsüzlük. sonucunda tescilin devamı için, kalan kısmın koruma şartlarını sağlaması ve tasarım kimliğini muhafaza etmesi şarttır.
Madde ile, hükümsüzlük davasının kimler tarafından ve hangi sürelerde açılabileceğine ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Tasarım tescilinin hükümsüzlüğüne ilişkin koruma süresi boyunca veya tasarım hakkı sona erdikten sonraki beş yıl içinde hükümsüzlük davası açılabilir. Ayrıca maddede hükümsüzlük davasının, dava tarihinde sicilde tasarım sahibi olarak kayıtlı kişiye karşı açılabileceği belirtilmiştir. Bu hüküm, tasarım başvurusu veya tasarım işlemde iken hak sahibi değişikliği olması durumunda, hükümsüzlük davasında davalının kim olacağını belirlemek amacıyla düzenlenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında tescilsiz tasarımlarda hükümsüzlük davasının hak sahibi olduğunu iddia eden kişiye karşı açılabileceği düzenlenmiştir.
Madde ile, hükümsüzlük kararının etkileri düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, hükümsüzlük kararının geçmişe dönük olarak etkili olduğu belirtilmiştir.
Bu hükmün düzenlenme nedeni, hükümsüzlük durumunda, elde edilen haksız kazancın ortadan kaldırılabilmesini sağlamaktır.
Maddenin ikinci fıkrası ile, tasarım sahibinin ağır ihmali veya kötüniyetli hareket etmesi halinde zarar görenlerin tazminat talepleri saklı kalmak kaydıyla, hükümsüzlüğün geçmişe dönük etkisinin hangi durumları etkilemeyeceği hususu düzenlenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında tasarım sahibinin ağır ihmali veya kötüniyetli olması halinde, hükümsüzlük kararından önce yapılmış ve uygulanmış lisans veya diğer sözleşmeler kapsamında ödenmiş bedelin iade edilebileceği düzenlenmiştir.
Maddenin dördüncü fikrâsı ile de tasarımın hükümsüzlüğüne ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararının sadece davanın taraflarına değil herkese karşı hüküm doğuracağı vurgulanmıştır.
Madde ile, tasarım hakkının hangi durumlarda sona ereceği ve sona ermenin hukuki etkisi düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci ila beşinci fıkralarında tasarım hakkının sona erme sebeplerinden olan, tasarım sahibinin hakkından vazgeçebilmesinin şartları ve istisnaları ile ilgili hükümler düzenlenmiştir.
MADDE $1- Madde ile, tasarımın sağladığı haklara tecavüz sayılan filler sıralanmış ve tescilli ve tescilsiz tasarımlarda hangi şartlar altında tecavüz davası açılabileceğine ilişkin hükümler düzenlenmiştir.
MADDE $2- Maddenin birinci fıkrasında patent verilme ktiterleri belirlenmiştir.
Buluşa patent verilebilmesi için yeni olması, buluş basamağı içermesi ve sanayiye uygulanabilir olması şartlarını taşıması gerekmektedir. Herhangi bir sınırlama olmaksızın, teknolojinin her alanındaki buluşlar bu kriterleri sağlaması şartıyla patentlenebilecektir.
Maddenin ikinci fikrasında, dünyadaki patent sistemlerinin birçoğunda olduğu gibi buluş niteliğinde sayılmayan konular belirtilmiş ve bunların palent verilerek korunacak nitelikte kabul edilmeyeceği düzenlenmiştir, Keşifler doğada var olan ancak henüz bilinmeyen nesnelerin veya olayların ortaya çıkarılmasıdır ve patentlenemez. Ancak keşfedilen bir maddenin teknik bir problemin çözümünde kullanılması patent konusu olabilir. Örneğin, bilinen bir maddenin mekanik şoklara dayanıklı olduğunun bulunması bir keşiftir ve patenllenemez. Ancak, demiryolu traverslerinin bu maddeden imal edilmesi bir buluştur ve palentlenebilir.
Bilimsel teoriler keşiflerin daha genel bir şeklidir ve aynı kural burada da uygulanır.
Teknik bir kuralı ifade etmedikleri için buluş değildir. Örneğin, yarı iletkenlikle ilgili fiziksel bir teori patentlenemez ancak yeni yarı iletken cihazlar ve bunların üretimine ilişkin usuller patentlenebilir.
Matematiksel yöntemler de soyut veya yalnızca akılla ilgili yöntemler olduğundan patentlenemez. Örneğin, bölme işleminin kısa yoldan yapılmasına ilişkin bir yönteme patent verilmez. Bu tür bir hesaplama yapan cihaz patentlenebilir.
Zihni faaliyetler, iş faaliyetleri veya oyunlara ilişkin plan, kural ve yöntemlerde müşterek olan husus teknik bir faaliyet ile ilgili bilgi vermemiş olmalarıdır. Bu nedenle patentlenemezler. Örneğin, yabancı dil öğrenimi veya bulmaca çözümü için geliştirilen yöntemlere patent verilemez. Bununla beraber bir oyunun oynanması için geliştirilen cihazlar patentlenebilir.
Son zamanlarda patent verilmesi konusunda en çok tarlışılan konulardan birisi de bilgisayar programlarıdır. Bilgisayar programı, kavram olarak bir bilgisayarın işletilmesi ile ilgili talimatları kapsar. Kaynak ve nesne kodları, problem veya sistem analizi, program akış planı, kodlama aşamaları itibarıyla bilgisayar programı patent korumasından yararlanamaz.
Maddede, başvuru tarihi veya rüçhan hakkı tarihinden önce, buluş konusu ile ilgili açıklamaların geçmişe doğru oniki ay içinde yapılmış olmaları halinde, bu açıklamaların buluşa patent verilmesini etkilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
Buluşu yapan tarafından yapılan veya buluşu yapanın bir başka başvurusunda yer alan ve açıklanmaması gerektiği halde pateni başvurusu yapılan merci tarafından açıklanan veya buluşu yapandan doğrudan doğruya veya dolaylı olarak bilgi edinmiş olan bir üçüncü kişinin, buluşu yapanın bilgisi veya izni olmadan yaptığı bir başvuruda yer alan veya açıklanan bilgiler, bu madde hükmüne göre dikkate alınmayacaktır.
Patent başvurusu yapılan merci ifadesi ile kastedilen, patent veya faydalı model başvurusunda bulunulabilecek bölgesel, ulusal veya uluslararası yetkili kuruluşlardır.
Maddenin ikinci fıkrasında, buluşu yapan ifadesinin farklı anlamlarda yorumlanmasını önlemek bakımından, bu ifadeye açıklık getirilmiş ve bu hüküm açısından buluşu yapanın, başvurunun yapıldığı tarihte palent veya faydalı model isteme hakkına sahip olan her kişi olduğu belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, oniki aylık süre ile buluşu yapana tanınan hakların, sınırlı bir süreye bağlı olmaksızın ber zaman ileri sürülebilmesi düzenlenmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, ispat yükümlülüğünün, fıkra hükmünün uygulanması gerektiğini ileri süren tarafa ait olacağı düzenlenmiştir.
Madde ile, patentin veya faydalı modelin sağladığı hakkın kapsamı ve sınırları düzenlenmiştir.
Patent veya faydalı model sahibinin buluşu gerçekleştirmek için yapmış olduğu çalışmaları ve harcamaları telafi etmesini ve ticari kazanç elde etmesini sağlamak için, koruma süresi boyunca tüm ticari çıkarlarının korunması amaçlanmıştır. Bu nedenle, üçüncü şahıslara sınırlamalar getirilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, patentin veya faydalı modelin sağladığı hakların kapsamının sınırları düzenlenmiştir.
Üçüncü fikranın (a) bendinde, üçüncü kişilerin sınai ve ticari amaç taşımaksızın patenti kişisel amaçlarla kullanmaları, patent sahibinin ticari çıkarlarını etkilemeyeceği için, kapsam dışı bırakılmıştır.
Üçüncü fıkranın (b) bendinde, patent konusu buluşlarla ilgili deneme amaçlı fiiller, teknolojik gelişmelere katkıda bulunabileceği gerekçesiyle, patentle sağlanan hakkın kapsamı dışında bırakılmıştır.
Üçüncü /ıkranın (c) bendinde, ruhsatlandırma için gerekli olanın dışındaki seri üretimin yapılmaması, depolanmaması ve satışa sunulmaması şartıyla, jenerik ilaçların ruhsat işlemleri için gerekli tesi ve deneylerde patentli ilaçların kullamlabileceği hükmü getirilmiştir.
Böylece, patenlin koruma süresi sonunda, ruhsatlandırma işlemleri önceden sonuçlanmış olan jenerik ilaçların piyasaya çıkış süresinin kısaltılması mümkün olacaktır. Ayrıca, bu beni kapsamındaki buluşlarla ilgili deneme amaçlı filler de teknolojik gelişmelere katkıda bulunabileceği gerekçesiyle, patentle sağlanan hakkın kapsamı dışında bırakılmıştır.
Üçüncü fikranın (ç) bendinde, kişiye özel reçetede yer alan bir ilacın seri üretim olmaksızın eczanede hazırlanması ve bu ilacın kullanılması da, patentle sağlanan hakkın kapsamı dışında bırakılmıştır.
Üçüncü fıkranın (d) bendi ile, Paris Sözleşmesi hükümleri gözönünde bulundurularak, patent konusu buluşun Paris Sözleşmesine taraf devletlerin gemi, uzay aracı, uçak veya kara nakil araçlarının yapımında veya çalıştırılmasında veya bu araçların ihtiyaçlarının karşılanmasında, söz konusu araçların geçici veya tesadüfi olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bulunması şartıyla kullanılmasının patent hakkının kapsamı dışında olduğu düzenlenmiştir.
Üçüncü fıkranın (e) bendinde ise 5/6/1945 tarihli ve 4749 sayılı Kanunla onaylanan Milletlerarası Sivil Havacılık Anlaşmasının 27 nci maddesi hükmü gözönüne alınmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen istisna, küçük çiftçilerin kendi işlediği arazilerinde patentli bir ürün ile yaptıkları üretim sonucunda elde ettikleri üründen, yine kendi işlediği arazilerinde yapacakları yeni üretimler için, kapsamı 8/1/2004 tarihli ve 5042 sayılı Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanunla belirlenen hükümler çerçevesinde, patente konu olan bitkinin çoğaltım materyalini kullanabilme hakkının tanınmasıdır.
Madde ile, patent konusu buluşun uygulanmasını mümkün kılan unsurların veya araçların üçüncü kişiler tarafından, buluşu kullanmaya yetkili olmayan kişilere verilmesinin önlenmesi ile ilgili hükümler düzenlenmiştir.
Patent konusu ürünün parçalarının üretilmesi de sonuçla parçaların birleşimi ile patent konusu ürün meydana geleceğinden üretim fili kapsamında değerlendirilmelidir. Ancak, patent konusu ürünün parçalarının bu kapsamda değerlendirilebilmesi için iki hususu dikkate almak gerekir. Birincisi, parçaların bağımsız olarak üretilmesi ve ticarctc sunulması mümkün olmalıdır. İkincisi, parçaların patent konusu ürünü oluşturmak için özellikle üretildiğinin aşikâr olması ya da üçüncü kişilerin bu parçaların patent konusu buluşu uygulamaya koymak için yeterli olduğunu bilmeleri gerekir.
Söz konusu önleme yetkisinin kullanılması için, üçüncü kişilerin, unsurların veya araçların buluşu uygulamaya yeterli olduğunu ve bu amaçla kullanılacağını bilmeleri veya bu durumun yeterince açık olması hallerinin varlığı gerekmektedir.
Patent unsurlarının veya araçlarının piyasada kolayca ulaşılabilir olması durumunda ise-maddenin birinci fıkrası hükmünün uygulanabilmesi, fiili yapanın üçüncü kişilerce tahrik edilmiş olması şartına bağlanmıştır.
Üçüncü fıkra hükmüne göre, sınai ve ticari amaç taşımayan ve özel maksatla sınırlı kalan fiilleri, deneme amaçlı filleri, ilaçların ruhsatlandırılması ile ilgili gerekli test ve deneyleri veya eczanelerde seri üretim olmadan hazırlanan ilaçlara ilişkin fiilleri yapanlar, patenti kullanmaya yetkisi olmayan kişiler olarak değerlendirilmeyecektir.
Madde ile, önceki kullanımdan doğan hakka ilişkin hususlar düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, buluş, patent başvurusunun yapıldığı tarihte veya bu tarihten önce ülke içinde kullanmakta olan veya kullanım için ciddi ve gerçek tedbirler almış kişiler tarafından kullanılmakta ise, patent başvurusu veya pateni sahibinin, söz konusu kullanımı önlemeye hakkı olmayacaktır. Aynı konuda birbirinden habersiz buluş yapılması durumunda, patent başvurusu yapmak yerine buluşu ticari sır olarak kullanmayı tercih eden veya buluşu kamuya açıklamaksızın kullanmaya başlayan söz konusu kişilerin, o buluşla ilgili yaptığı veya yapacağı yatırımları değerlendirerek buluşu kullanmasına imkân sağlanmıştır. Ancak bu kullanım sınırsız olmayıp sadece işletmenin makul ihtiyaçlarının giderilmesi ölçüsünde olabilecektir. Ayrıca, söz konusu kullanma hakkının, ancak işletme ile birlikte devredilebileceği aynı fıkrada düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, patentle ilgili önceki kullanımdan doğan hak verilmiş kişiler tarafından piyasaya sunulan ürünlerle ilgili fillerin patentin sağladığı hakkın kapsamı dışında kalacağı düzenlemiştir.
MADDE 8$- Sermayesinin tamamı Devlete ait olup tekel niteliğindeki mal ve hizmetleri kamu yararı gözeterek üretmek ve pazarlamak üzere kurulan ve gördüğü bu kamu hizmeti dolayısıyla ürettiği mal ve hizmetler imtiyaz sayılan kamu iktisadi teşebbüslerinin faaliyet alanına giren konularla ilgili bir buluş için pateni verildiğinde, tekel sahibinin buluşu kullanabilmesi patent sahibinin iznine bağlıdır.
Madde ile, konusu tekel mevzuatına tabi olan bir buluş için patent verildiğinde, tekel sahibinin buluşu kullanabilmesi için, patent sahibinden izin alması gerektiği ve bu gibi durumlarda, kullanım hakkına ilişkin şartlar düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, patent başvurusu veya patentin sağladığı korumanın kapsamının, istemlerle belirleneceği düzenlenmiştir. Ayrıca, tarifname ve resimlerin, koruma kapsamı belirlenirken, istemlerin yorumlanmasında kullanılacağı da bu fıkrada düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, koruma kapsamının belirlenmesinde istemlerin nasıl yorumlanacağına dair hüküm getirilmiştir. Buna göre, istemlerde, tarifnamede ve resimlerde kullanılan kelimeler, katı bir şekilde, kelimesi kelimesine tanımlanmış hali ile anlaşılmayacaktır. Bununla birlikte, istemlerin sadece kılavuz görevi gördüğü ve gerçek koruma kapsamının tarifname ve resimlerin o konudaki uzman bir kişi tarafından değerlendirilmesiyle patent sahibinin tasarladığı noktaya kadar genişleyebileceği anlamı da çıkartılmayacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, koruma kapsamının üçüncü kişiler için bir kesinlik ifade edecek, patent sahibi için de adil bir koruma sağlayacak şekilde yorumlanacağı düzenlenmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, patent başvurusunun veya patentin sağladığı koruma kapsamının hangi istemler üzerinden belirleneceğini düzenlemiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında, koruma kapsamının belirlenmesinde istemlerde belirtilen unsurların yanında, bu unsurlarla aynı işlevi gören ve bu işlevi aynı şekilde gerçekleştirip aynı sonucu orlaya çıkaran eşdeğer unsurların da dikkate alınacağı düzenlenmiştir.
Maddenin altıncı fıkrasında, patentin verilmesi ile ilgili işlemler sırasında veya pâlenlin geçerliliği süresince, pateni başvurusu veya patent sahibi tarafından, istemlerin kapsamının sınırlanması için yapılan taleplerin, koruma kapsamının belirlenmesinde dikkate alınacağı hükmü düzenlenmiştir.
Maddenin yedinci fıkrasında, koruma kapsamının belirlenmesinde, istemlerin, sadece buluşun işlev veya sonuçlarının örnekleri veya buluşun bir düzenlemesinin örnekleri ile sınırlandırılamayacağı hükmünü getirmiştir. Özellikle, ürün veya usulün sahip olduğu ilave özelliklerin patentte açıklanan örneklerde bulunmaması, bu örneklerde bulunan özellikleri kapsamaması veya bu örneklerde belirtilen her amaç veya özelliği gerçekleştirememesi hallerinde, ürün veya usul, istemlerle sağlanan koruma kapsamının dışında tutulmayacaktır.
Maddenin birinci fıkrasında, patent başvurusunda; başvuru formu, tarifname, istemler ve varsa resimler, özet ile ücretin bulunmasının gerektiği düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, patent ile ilgili konular uluslararası nitelikte olduğundan ve Türk vatandaşlarının yanında, Paris Sözleşmesi veya Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşmasına üye ülkelerin valandaşları ile karşılıklılık ilkesini uygulayan ülkelerin vatandaşları da Kanunla Türk vatandaşlarına tanman haklara aynen sahip olduklarından, yapılacak başvurularda bu ülkelerin resmi dillerinden birinde hazırlanmış tari fhame, istemler, özet ve varsa resimlerin verilebilmesi imkânı tanınmıştır.
Başvuru sahibi açısından başvuru tarihinin bir an önce alınabilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle, maddenin üçüncü fıkrasında başvuru tarihinin kesinleşmesi için bulunması gereken şartlar minimum seviyede tutulmuştur. Başvuru aşamasında pateni istendiğini gösterir bir talep, başvuru sahibini tanımlayan ve onunla iletişim kurulmasını sağlayan bir bilgi ve herhangi bir dildeki tarifnamenin veya önceki bir başvuruya yapılan atfın verilmesi başvuru tarihinin alınabilmesi için yeterli görülmüş, diğer unsurların tamamlanması için süre lanınmıştır. Aynı zamanda bu hükümle Patent Kanunu Anlaşmasına (PLT) uyum sağlanması amaçlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasında, genetik bir kaynağa veya genetik kaynakla bağlantılı geleneksel bilgiye dayanan buluşlarda kullanılan kaynağın veya bilginin kökeninin, bilinmesi halinde, patent başvurusunda belirtilmesine ilişkin hüküm getirilmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında, başvuru yapanın, buluşu yapan olmaması veya buluşu yapanın birden çok kişi olması hallerinde, patent hakkının bu kişi veya kişilerden ne şekilde elde edildiğinin açıklanmasının zorunlu olduğu hususu düzenlenmiştir.
Maddenin altıncı fıkrasında, Paris Sözleşmesinin 3 üncü mükerrer 4 üncü maddesine uygun olarak düzenlenmiş ve buluşu yapanın patentte adının belirtilmesini isteme hakkına sahip olduğu hususu düzenlenmiştir.
Buluşun bütünlüğü ile ilgili bu madde hükmünün amacı, farklı konulardaki buluşların, tek bir başvuru kapsamında bulunmasını önlemektir.
Bir patent başvurusu tek bir buluşla ilgili olmalıdır. Bununla birlikte, bir ana buluş fikrini oluşturacak şekilde birbirlerine bağlı buluşlar grubu da tek bir buluş olarak değerlendirilir.
Örneğin, aşağıdaki istemlere sahip bir patent başvurusu buluş bütünlüğü açısından değerlendirildiğinde:
İstem 1. Kimyasal X maddesi üretimi için bir usul.
İstem 2. X maddesi.
İstem 3. X maddesinin böcek öldürücü olarak kullanılması.
Her üç istemde de ortak teknik özellik X maddesi olduğundan buluş bütünlüğünün olduğu kabul edilir.
Aşağıdaki istemlere sahip diğer bir patent başvurusu ele alındığında:
İstem 1. A özelliği ile tanımlanan bir taşıma bandı.
İstem 2. B özelliği ile tanımlanan bir taşıma bandı.
İstem 3. A ve B özellikleri ile tanımlanan bir taşıma bandı.
Bu örnekte, İstem 1 ile İstem 3 arasındaki ortak teknik özellik A, İstem 2 ile İstem 3 arasındaki ortak teknik özellik B'dir. Ancak, İstem | ile İstem 2 arasında herhangi bir ortak teknik özellik bulunmamaktadır. Bu nedenle, İstem 1 ile İstem 3 arasında ve İstem 2 ile İstem 3 arasında buluş bütünlüğü sağlanmışken, İstem | ile İstem 2 arasında buluş bütünlüğü yoktur.
Madde ile, patent ve faydalı model başvurularının buluş bütünlüğüne sahip olmaması durumunda, başvuru sahibinin talebi veya Enstitünün bildirimi üzerine başvurunun bölünebileceği, ilk başvurunun kapsamının aşılmaması şartıyla bölünmüş başvurulara ayrılacağı belirtilmiş ve bölünmüş başvuru yapılabilmesi ile ilgili şartlar düzenlenmiştir.
Bölünmüş başvurunun, işlemleri devam eden başvuru ile ilgili olarak yapılabileceği hükme bağlanmıştır. İşlemleri devam cden başvuruyla, patent veya faydalı model kararı veya geri çekme, geri çekilmiş sayılma ya da red kararı verilmemiş başvurular ve ayrıca hakkı sona ermemiş olan başvurular kastedilmektedir.
Madde ile ayrıca, bölünen başvurular için başvuru tarihinin ilk başvurunun başvuru tarihi olacağı ve ilk başvurunun sahip olduğu rüçhan hak veya haklarının bölünen başvurulara da uygulanacağı hususu düzenlenmiştir.
Madde, patent başvurusuna konu olan buluşun açıklanması ile ilgilidir.
Maddenin birinci fıkrasında, başvurunun, ilgili teknik alandaki bir uzmanın, başvurudaki açıklamalara göre buluş konusunun uygulamasını sağlayacak yeterlilikte, açık ve tam olarak açıklanacağı hükme bağlanmışlır. Böylece palent sisteminin temel işlevlerinden biri olan teknik bilginin yayılması işlevi yerine getirilmiş olacak ve bu bilgiler sonraki buluşların ortaya çıkmasında kullanılabilecektir.
Ayrıca, buluşun patent başvurusunda yeterince açık ve tam olarak anlatılması, tekniğin bilinen durumunun belirlenmesi ve patentlenebilirlik kriterleri açısından incelenebilmesi için de çok önemlidir.
Biyoteknolojik buluşların da diğer buluşlar gibi topluma tüm ayrıntılarıyla açıklanmış ve tekrarlanabilir olması gerekmektedir. Bu nedenle ikinci fıkrada, biyolojik materyalin kamunun etişimine açık olması için tevdi edilmesi gerekliği, biyolojik materyalin yönetmelikte belirtilen şartlara uygun olarak tevdi edilmesi halinde buluşun başvuruda maddenin birinci fıkrasına uygun olarak açıklandığının kabul edileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, biyolojik materyale erişimin sürekliliği ile ilgili hüküm düzenlenmiştir. Biyolojik materyal çoğunlukla canlı veya kolaylıkla bozulabilir organik materyallerden oluşmaktadır. Özellikle canlı materyal, saklama süresince çeşitli nedenlerle canlılığını yitirebilir veya özelliklerini kaybedebilir. Bu durumda tevdi edilen materyal, kamunun erişimine uygun olmaktan çıkar. Bu materyalin tevdi kuruluşuna Budapeşte Antlaşmasına göre tekrar tevdinin yapılarak erişimin sürekliliğinin sağlanması gerekmektedir. Bu yeni tevdi ile ilgili olarak tevdi kuruluşu tarafından verilen bir belge, tevdiinin yapılmasından itibâren dört ay içinde Enstitüye sunulmalıdır. Böylelikle patent işlemleri açısından erişimin devam ettiği varsayılır.
Maddenin dördüncü fıkrasında, istemlerin buluşun teknik özelliklerinin anlatıldığı kısım patent başvurusunun veya patentin sağladığı korumanın kapsamının istemler ile belirleneceği hususu düzenlenmiştir. İstemler tarifname ve resimler esas alınarak yorumlanır.
Bu nedenle istemlerin, sadece patent alınarak korunmak istenen unsur veya unsurları kapsaması, tarifnameye dayanması ve tarifname kapsamını aşmaması, açık ve öz olması gerekmektedir.
Maddenin beşinci fıkrası patent konusu buluşun özeti ile ilgilidir. Teknik bilgi verme amacına hizmet eden özet, başka amaçla ve özellikle korumanın kapsamının belirlenmesi ve tekniğin bilinen durumunun sınırlarının çizilmesinde kullanılamaz.
Madde ile, Paris Sözleşmesinin temel ilkelerinden olan rüçhan hakkı düzenlenmiştir.
Rüçhan hakkı, söz konusu Sözleşmeye göre, bir ülkenin vatandaşının, kendi ülkesinde veya başka bir ülkede yaptığı patent veya faydalı model başvurusunun, başvuru tarihinden itibaren oniki ay içinde üye ülkelere başvuru yapması halinde, iki tarih arasında üçüncü kişiler tarafından yapılacak aynı konudaki başvuruların, rüçhan hakkından yararlanan başvurunun patent verilebilirlik şartlarını etkilememesi sonucunu doğurur.
Maddenin birinci fikrasında Türkiye de dahil olmak üzere Paris Sözleşmesi ve Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşmasına taraf herhangi bir devlette usulüne uygun patent veya faydalı model başvurusunda bulunmuş herhangi bir kişi veya halefinin Türkiye'de rüçhan hakkından yararlanması sağlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında hangi başvuruların rüçhan hakkı doğuracağı tanımlanmıştır. Buna göre, Paris Sözleşmesi veya Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşmasına taral herhangi bir devlette veya bu devletlerin oluşturduğu ikili ya da çok taraflı anlaşmalar ya da Kanun kapsamında usulüne uygun yapılmış ulusal başvuruya eşdeğer her başvuru rüçhan hakkı doğuracaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında rüçhan hakkına temel oluşturan usulüne uygun başvurunun tanımı yapılmıştır. Usulüne uygun başvurunun, başvuru tarihi almaya yeterli başvuru olduğu ve bu başvurunun akıbetinin önemli olmadığı vurgulanmıştır.
Maddenin dördüncü fikrasında aynı devlete aynı konuda aynı kişi tarafından yapılan iki başvurudan hangisinin rüçhana temel alınacağı ve bunun kriterleri açıklanmıştır.
Maddenin beşinci fıkrasında karşılıklılık ilkesi gereğince, Türkiye'ye yapılan bir ilk başvurunun Paris Sözleşmesinde belirtilenlerle eşdeğer etkiler ve şarilar altında rüçhan hakkı doğurduğunu kabul eden ve Paris Sözleşmesi veya Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşmasına taraf olmayan bir ülkede yapılan başvuruların da Türkiye için rüçhan hakkı doğuracağının kabul edileceği açıklanmıştır.
Maddenin altıncı fıkrasında Türkiye'de açılan ulusal veya uluslararası sergiler ile Paris Sözleşmesine taraf ülkelerde açılan resmi veya resmi olarak tanınan uluslararası sergilerde, patent veya faydalı model konusunu kapsayan ürününü teşhir eden gerçek veya tüzel kişilerin, sergideki teşhir tarihinden itibaren oniki ay içinde Türkiye'de patent veya faydalı model almak için başvuru yapma konusunda rüçhan hakkından yararlanacağı hususu düzenlenmiştir.
Maddenin yedinci fıkrasında, tüçhan hakkının etkisi ile ilgili olan bu maddede, rüçhan hakkının hangi durumlarda ne şekilde bir etki yapacağı açıklanmıştır. Pateni başvurusu ile ilgili birçok işlemde referans tarihi olarak başvuru tarihi esas alınır, Bununla birlikte, başvuru tarihine göre tekniğin bilinen durumunun belirlenmesinde ve aynı buluşun birden fazla kişi tarafından yapılması durumunda hakkın kime ait olacağının tespitinde, rüçhan tarihi başvuru tarihi olarak kabul edilir.
Madde, rüçhan hakkının talep edilmesi ve belgeclendirilmesi ile ilgili olup, maddenin birinci fıkrasında, rüçhan hakkı talebinin yapılması ve rüçhan hakkı belgesinin verilmesi süreleri belirlenmiştir.
Maddenin ikinci fikrasında, bir başvuruda birden çok rüçhan hakkının talep edilebileceği ve bu başvuruların farklı ülkelerde yapılmış olmasının mümkün olabileceğine ilişkin hüküm getirilmiştir. Ayrıca, bir istem için aşağıdaki örnekte açıklandığı gibi birden fazla rüçhan hakkı talep edilebilir:
Birinci rüçhan A*B özelliklerini, ikinci rüçhan ise AtB*C özellikleri içermektedir.
Her iki rüçhan hakkını talep eden bir başvurunun birinci istemi AtB ve ikinci istemi de A*B*C özellikleri içermektedir. Bu durumda birinci istem için her iki rüçhan, ikinci istem için ise sadece ikinci rüçhan talep edilebilmektedir.
Birden çok rüçhan hakkı talep edilmesi halinde, rüçhan tarihinden itibaren işleyen sürelerin rüçhanın en önceki tarihli olanından başlayacağı da yine bu fıkrada belirlenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, rüçhan hakkının sınırları belirlenmiş olup, rüçhan hakkını doğuran başvuru veya başvuruların içermediği unsurlar için rüçhan hakkının geçerli olmadığı hükmü getirilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrası hükmüne göre, başvuru konusu buluşun bazı unsurlarının, rüçhan hakkının doğduğu başvurunun tarilhamesinde açık ve şüpheye yer vermeyecek şekilde bulunması halinde, söz konusu başvurunun istem veya istemlerinde bu unsurlarla ilgili bir talepte bulunulmamış olması, rüçhan hakkının kabulünü engellemeyecektir.
Maddenin ilk fıkrasında, başvuru tarihinin kesinleşmesi için verilmesi gereken unsurlardan herhangi birinin eksik olması halinde başvurunun işleme alınmayacağı hükme bağlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında, unsurların ve Türkçe çevirilerinin tamamlanması için verilen süre belirtilmiş ve verilen sürede bunların tamamlanmaması halinde doğuracağı sonuç belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, yönetmelikte belirtilen şekli şartların yerine getirilip getirilmediği açısından Enstitünün bir inceleme yapacağı hükmü getirilmiştir. Bu incelemenin amacı yayımlanacak olan patent dokümanlarında uluslararası slandartlara uygunluğun sağlanmasıdır. Patent dokümanları artık elektronik ortamda yayımlanmaktadır. Söz konusu şekli ve fiziksel standartlar aynı zamanda patent araştırması yapanlar için de kolaylık sağlamaktadır.
Maddenin dördüncü fıkrasında, şekli şartları ve fiziksel gereksinimleri sağlamayan başvurular için başvuru sahibine düzeltme fırsatı verilmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında, şekli şartları sağlayan başvurular için tekniğin bilinen durumu ile ilgili araştırma raporu düzenleneceği belirtilmektedir.
Pateni başvurusunun, patent verilebilirlik şartları açısından, sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi için, ilgili alanda patent başvurusunun yapıldığı tarihten önce açıklanmış bilgilerin tespiti gerekmektedir. Patent başvurusunun yapıldığı tarihten önce dünyanın herhangi bir yerinde, yazılı veya sözlü tanıtım yoluyla ortaya konulmuş veya kullanım ya da başka herhangi bir biçimde açıklanmış olan toplumca erişilebilir her türlü bilgi, belge ve veri olarak tarif edilen tekniğin bilinen durumu kavramı, bu nedenle patent hukukunun esas unsurlarından birisidir.
Tekniğin bilinen durumunun tespiti yapılmadan, patent konusunu değerlendirmek mümkün olmadığından, maddenin birinci fıkrasında, araştırma talebinin başvuruyla birlikte veya bildirime gerek olmaksızın oniki ay içinde yapılması gerektiği, aksi takdirde başvurunun geri çekilmiş sayılacağı hükmü getirilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında tekniğin bilinen durumu ile ilgili araştırma raporunun düzenlenmesi ve yayımlanmasına ilişkin hüküm yer almaktadır. Patent verilerek korunmak istenen unsur veya unsurlar, patent sahibi tarafından, patent istem veya istemlerinde belirtildiği için, tekniğin bilinen durumu ile ilgili araştırma raporu, istem veya istemler itibarıyla, buluşu açıklayan tarifname ve resimler de dikkate alınarak düzenlenir. Düzenlenen araştırma raporunun yayımlanmasıyla, yeniliği iddia edilen buluş konusunun önceki teknik karşısındaki durumu hakkında üçüncü kişilere de bilgi verilir. Böylece, menfaati olanların görüş bildirmesi için zemin hazırlanmış olur.
Maddenin üçüncü fikrasında başvuru konusunun patent verilemeyecek buluşlar ve buluş niteliği taşımayan konular kapsamına girmesi veya tarifnamenin veya tüm istemlerin yeterince açık olmaması halinde araştırma raporu düzenlenemeyeceği hükmü getirilmiştir.
Başvuru sahibine bu konudaki itirazlarını veya başvurudaki değişikliklerini sunarak araştırma raporunun düzenlenebilmesini sağlaması için süre verilmiştir. Bu sürede de gereklilikler yerine getirilmezse, başvuru reddedilecektir.
—S1ı- Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra araştırma talebinde bulunma süresinin patent verilme sürecini uzatması, kullanıcı talepleri ya da uygulamada ortaya çıkabilecek diğer etkiler dikkate alınarak Bakanlar Kuruluna bu süreyi yarısına kadar indirme yetkisi verilmiştir.
Madde ile, patent başvurularının yayımlanarak toplumun incelemesine açılması hususu düzenlenmiştir. Başvurunun yayımı ile patent sisteminin temel amaçlarından biri olan bilginin yaygınlaştırılması işlevi gerçekleştirilmiş olur. Bunun yanı sıra başvurunun yayımıyla, patent sahiplerine tanınan kanuni koruma, başvuru sahibi için de sağlanmış olur.
Maddenin birinci fıkrasında başvuru sahibine, onsekiz aylık yayım süresinin dolmasını beklemeden, başvurusunun üçüncü kişilere karşı daha önce hüküm ifade edebilmesi için, erken yayım talep hakkı getirilmiştir. Başvurunun şekli ve fiziksel şartlarının uluslararası standartlara uygunluğunun sağlanması açısından, yayımdan önce başvurunun şekli gerekliliklerinin yerine getirmiş olması gerekmekledir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise patent sisteminin bilgi verme işlevini yerine getiren yayım işlemi sonucunda, üçüncü kişilere yayımlanan başvuruya konu buluşun patent verilebilirliğine ilişkin görüşlerini bildirme hakkı verilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında patent başvurusunun yayımlanmasının etkileri düzenlenmiştir. Patent başvurusunun yayımlanmasıyla, patentlere sağlanan koruma, yayım tarihinden başlamak üzere başvurulara da geçici olarak sağlanmaktadır. Böyle bir geçici koruma sağlamanın amacı, başvuru yayımlanarak üçüncü kişilerin bilgisine sunulduğundan başvuruya karşı olası ihlal ve tecavüzlere karşı başvuru sahibinin haklarını korumaktır.
Maddenin beşinci fıkrasında patent başvurusu veya kapsamından haberdar edilen kişilere karşı, yayımdan önce de başvuru sahibinin haklarının korunacağı düzenlenmiştir.
Böyle bir düzenlemenin nedeni, dördüncü fıkrada olduğu gibi, yayımdan önce başvurudan haberdar edilmiş kişilerin olası ihlal ve tecavüzüne karşı başvuru sahibinin haklarını korumaktır.
Maddenin altıncı fıkrasında buluşun mikroorganizmalarla ilgili olması durumunda korumanın ne zaman başlayacağına ilişkin hüküm düzenlenmiştir. Buluşun, ilgili teknik alandaki uzman bir kişi tarafından buluşun uygulanabilmesini sağlayacak şekilde açık yazılmış olması gerekmektedir. Böylece buluş, topluma tüm ayrıntılarıyla açıklanmış ve tekrarlanabilir olmaktadır, Ancak biyolojik materyaller söz konusu olduğunda, tarifnamedeki açıklamalar buluşu tekrarlanabilir kılmaya yeterli olmayabilmektedir. Örneğin, topraktan izole edilen yeni bir mikroorganizma, aynı şartlarda başkası tarafından tekrar izole edilmeyebilmekte ya da bazı özellikleri geliştirilen mikroorganizmalar da toplumun halihazırda erişimine kapalı bir durumda olabilmektedir. Bu durumlarda, tarifname, buluşun kamuya tamamıyla açıklanmasını sağlamamaktadır. Bu nedenle, gerekli durumlarda, biyolojik materyal, resmi olarak tanınan bir kültür saklama merkezine verilerek (tevdi edilerek) kamunun erişimine açık hale getirilir. Tevdi edilebilecek materyaller bakteriler, mayalar ve küllerden, çok hücreli canlıların (bitki, hayvan, insan) hücre kültürleri, tohumlar, virüsler, DNA vektörleri ve embriyolara kadar çeşitlilik göstermektedir.
Maddenin birinci fıkrasında başvurunun incelenebilmesi için başvuru sahibinin talep yapması gerektiği hükme bağlanmıştır. Böylece, inceleme işleminin ancak başvuru sahibinin talebi ile başlayabileceği, bu talebin de inceleme ücretinin süresi içinde ödenmesiyle geçerli bir talep olacağı belirtilmiştir. İnceleme talebi süresi içinde yapılmayan başvuruların ise geri çekilmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında başvuruya patent verilebilmesi için başvurunun Kanun hükümlerinin gerekliliklerini yerine getirip getirmediğinin (örneğin başvurunun buluş konusunu yeterince açıklayıp açıklamadığı, buluş bütünlüğünün olup olmadığı) ve buluş konusunun patent verilebilirlik şartlarına sahip olup olmadığının inceleneceği belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında inceleme sonucunda başvurunun patent verilebilirlik şartlarını sağlamadığına karar verilirse, başvuru sahibinin bu konuda bilgilendirileceği ve pâlent verilebilmesinin önündeki olumsuzlukların giderilmesi için firsat verilmesi amaçlanmıştır. Fıkrada, bu bildirimler için sayıca sınırlandırma getirilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında başvuru sahibine bildirimlere görüş sunması veya değişiklik yapabilmesi için verilecek süre belirlenmiştir. Enstitünün bu konudaki herhangi bir bildirimine süresi içinde cevap verilmezse, başvurunun geri çekilmiş sayılacağı düzenlenmiştir.
Maddenin beşinci, altıncı ve yedinci fıkralarında yönetmeliğe uygun olarak düzenlenecek inceleme raporuna göre, pateni başvurusunun patent verilebilirlik şartlarını sağlaması halinde patent almaya hak kazanacağı hususu düzenlenmiştir. Madde ile ayrıca, inceleme raporuna göre, değişiklik yapılmasının gerekli görülmesi halinde Tnstitü tarafından başvuru sahibine yapılacak bildirim ve karşı görüş süresi belirlenmiş değişiklik yapılmaması veya yapılan değişikliklerin Enstitü tarafından kabul edilmemesi halinde, başvurunun geri çekilmiş sayılacağı, patentin verildiğine ilişkin yayımdan sonra talep edilmesi ve belge ücretinin ödenmesi halinde düzenlenen belgenin sahibine gönderileceği, aksi takdirde belgenin düzenlenmeyeceği öngörülmüştür.
Maddenin sekizinci fıkrasında patent başvurusunun pateni verilebilirlik şartlarını sağlamaması halinde reddedileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin beşinci ila sekizinci fıkralarında üçüncü kişilerin başvurunun akıbetinden haberdar olabilmesi ve verilen bir patentin tam metnine erişebilmesi amacıyla, alınan kararların Bültende yayımlanacağı hükme bağlanmıştır.
Maddenin dokuzuncu fıkrasında Kanundaki hükümlere uygun olan bir buluşun patentlenebileceği, ancak bundan, patentin verilmiş olmasının, onun geçerli olduğu ve konusunun yararlı olduğu, değeri açısından onaylanabilir olduğu veya getirdiği çözümün doğru olduğu konusunda Enstitü tarafından garanti verildiği şeklinde yorumlanamayacağı, Enstitünün sorumluluğunun doğmayacağı belirtilmiştir.
Madde ile, patente üçüncü kişiler tarafından yapılacak itiraz, patent verilmesinden sonraki bir sürece alınmış, benüz patent verme prosedürü tamamlanmadan bir itiraz yapılmasının önüne geçilmiş ve Enstitünün vermiş olduğu patente itiraz edilmesi sağlanmıştır. Kanunda bir yandan başvuru ile ilgili işlemler devam ederken üçüncü kişilerin başvuru ile ilgili görüşlerini bildirebilmesi, diğer taraflan patent verilme kararından sonra koruma kapsamını oluşturan nihai meinc itiraz edebilmeleri sağlanmışuır. Bu düzenleme ile Avrupa Patent Sözleşmesindeki pateni verilmesi sonrası itiraz sistemine benzer uygulamaya geçilmesi amaçlanmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında itirazın gerekçelerinin ne olacağı ve itirazın şartları hükme bağlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında yönetmelikte belirtilen şartlara uygun olarak yapılmaması veya itiraza ilişkin ücretin süresi içinde ödenmemesi halinde itirazın yapılmamış sayılacağı düzenlenmiştir.
Üçüncü fıkrada itiraz yapılmaması veya itirazın yapılmamış sayılması durumunda, patentin verilmesi hakkındaki nihai kararın Bültende yayımlanacağı düzenlenmiştir.
Maddenin dördüncü ila altıncı fıkralarında itiraz sürecinde uygulanacak prosedür gereğince, patent sahibinin itiraza karşı görüş sunabilme ve patenite değişiklik yapabilme şartları, Kurulun itirazı incelemesi sonucunda, itirazın reddi, patentin kısmen veya tamamen hükümsüz kılınması veya patentin değiştirilmiş haliyle devamına karar verilmesine ilişkin hükümler düzenlenmiştir.
Yedinci fıkrada ise itiraz prosedürü tamamlandıktan sonraki kararın Enstitünün nihai kararı olacağı ve bu kararın Büllende yayımlanacağı hükme bağlanmıştır. İtiraz işlemleri sonucunda patentte bir değişiklik olmuşsa, pateni değiştirilmiş hali ile yayımlanacağı düzenlenmiştir.
Maddede, Enstitünün almış olduğu kararlara karşı patent başvurusu sahibi, palent sahibi veya ilgili üçüncü kişiler tarafından kararın bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde itirazda bulunulabileceği hususu düzenlenmiştir. Ancak, patent verildiğine ilişkin ilandan itibaren altı ay içinde üçüncü kişiler tarafından yapılabilecek olan itirazlar zalen Kurulda inceleneceğinden, bu kararlara Kurul nezdinde itiraz söz konusu değildir.
Maddenin birinci fıkrasında, patentin koruma süresi, TRIPS Anlaşmasının 33 üncü maddesine uygun olacak şekilde yirmi yıl olarak düzenlenmiştir.
Faydalı modelin koruma süresi ise on yıl olarak belirlenmiştir. Bu sürenin patentin koruma süresinden kısa olmasının nedeni, korumaya konu olan buluşların daha küçük geliştirmeler olması ve bu geliştirmelerin on yıllık süre içinde değerini yilirebilecek olmasıdır. Bu süreler uzatılamayacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, patent başvurusu veya patent üzerindeki hakkın devam edebilmesi için yıllık ücretlerin ödenmesi gerektiği, buna ilişkin olarak da ödeme şekli ve vadesi düzenlenmektedir. Verilen tekel hakkı karşılığında, sahibine getireceği ekonomik kazanç da gözönüne alınarak bu hakkın bir bedeli olarak yıllık ücret ödeme yükümlülüğü getirilmiştir. Söz konusu yıllık ücretlerin üçüncü yıldan başlamak üzere ödeneceği de hükme bağlanmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, yıllık ücretlerin zamanında ödenmemesi halinde, hak sahibine ek bir ücret ödemesi şarlıyla altı ay içinde söz konusu yıllık ücreti ödeyebilme imkânı verilmiştir. Bu fıkra, Paris Anlaşmasının 5 inci mükerrer maddesine dayanmaktadır.
Maddenin dördüncü fıkrasında, birinci ve ikinci fıkralarda verilen süreler içinde yıllık ücretlerin ödenmemesi halinde, patent hakkının sona ereceği ve bu durumun Bültende yayımlanacağı hususu düzenlenmiştir. Hakkı sona ermiş olan bir patenlin veya patent başvurusunun, fikrada belirtilen süre içinde telafi ücretinin ödenmesi ile yeniden geçerlilik kazanacağı düzenlenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında ise patentin veya patent başvurusunun yeniden geçerlilik kazanması halinde patent hakkının sona ermesi sonucunda hak kazanmış üçüncü kişilerin kazanılmış haklarını etkilemeyeceği ve üçüncü kişilerin haklarının ve bunların kapsamının, mahkeme tarafından belirleneceği öngörülmüştür.
Madde ile, başvuru dosyalarının üçüncü kişiler tarafından incelenebilme şartları düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fikrasında, yayımlanmamış patent başvurularının incelenebilmesi için, başvuru sahibinin yazılı olarak izin vermesi gerektiği belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, başvuru sahibinin başvurunun sağladığı hakları kendine karşı ileri sürdüğünü ispat edebilen (noter kanalıyla çekilmiş bir ihtarname ve sair) üçüncü kişilerin, gerçekten bir ihlal durumu oluşturup oluşturmadığını görebilmeleri açısından, yayımlanmamış patent başvuru dosyasını inceleyebileceği düzenlenmiştir.
Ayrıca, üçüncü fikra hükmüne göre;
- 91 inci maddeye göre bölünmüş bir başvurunun veya - 113 üncü maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendine göre yapılan yeni bir başvurunun yayımlanması halinde, bu başvuruların dayandığı önceki başvuru yayımlanmasa bile, başvuru sahibinin izni olmaksızın, önceki başvuru da incelenebilir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, pateni başvurusu sırasında veya pateni verildikten sonra, dosyanın yönetmeliğe uygun olarak incelenebileceği hükme bağlanmıştır.
Madde ile, palent başvurusu veya patentte yapılabilecek değişiklikler ve düzeltmeler düzenlenmiştir. Maddenin birinci ve ikinci fıkralarında, yapılan değişikliklerin başvurunun ilk halindeki kapsamını veya patentin sağladığı korumanın kapsamını aşamayacağı hükmü yer almaktadır, Değişikliklerin ve düzeltmelere ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınmıştır.
Madde ile, başvurunun patentten faydalı modele ya da faydalı modelden patent başvurusuna dönüştürülmesi düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, patent başvurusunun faydalı model başvurusuna dönüştürülmesi için gerekli süreler ve şartlar belirlenmiştir. Dönüştürme talebinin patent başvurusunun işlemleri devam ederken yapılması ile başvuru sahibinin, paleni başvurusunun inceleme sürecinde buluşunun patenile korunmaya layık olmadığını ancak. daha küçük buluşların korunabileceği faydalı model ile korunabilecek nitelikte olduğunu fark etmesi durumunda koruma türünü değiştirme olanağı tanınmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında faydalı model başvurusunun pateni başvurusuna dönüştürülmesi için gerekli süreler ve şartlar belirlenmiştir. Başvuru konusu buluşun başvuru sahibince veya Enstitüce faydalı modelle korunamayacak buluşlar kapsamına girdiğinin tespit edilmesi ya da başvuru sahibinin araştırma raporunu değerlendirerek, buluşunun patentle korunabileceğini fark etmesi durumunda koruma türünü değiştirme olanağı tanınmıştır.
Maddenin üçüncü fikrasında üçüncü kişilerin dönüşümden haberdar olmaları için ilgili durumun Bültende yayımlanacağı hükmü getirilmiştir.
addenin dördüncü fıkrasında, dönüşüm yapılması halinde rüçhan hakkının geçerliliğini koruyacağı belirtilmiştir.
addenin beşinci fikrasında başvuru sahiplerince aynı başvuru için birden çok dönüşüm talebinde bulunularak başvuru sürecini uzatacak sujistimallerin engellenmesi amaçlanmıştır.
Madde ile, patent başvurularının, başvuru sahibi taralından, patentin verildiğinin ilan edildiği tarihten önce her zaman geri çekilebileceği düzenlenmiştir. Ayrıca, başvurunun geri çekildiği Bültende yayımlandıktan sonra bu talepten vazgeçilemeyecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında patent başvurusu üzerinde üçüncü kişilere tanınmış haklar olması halinde, başvurunun geri çekilmesinde yani patent verilmesi talebinden vazgeçilmesinde, üçüncü kişilerin rızası olması gerektiğini hükme bağlanmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasında geri çekilen, geri çekilmiş sayılan veya reddedilen başvuru yayımlanmadığı sürece, o başvuruya konu olan buluşla ilgili herkes tarafından yeni bir başvuru yapılabileceği hususu düzenlenmiştir. Yayımlanmamış bir başvuru, tekniğin bilinen durumuna dahil olmadığı için, bu konuda yapılacak yeni bir başvuru da yenilik özelliğine sahip olabilecektir.
Maddenin dördüncü fıkrasında yayımlanmış bir başvuru, kamunun bilgisine sunulmuş ve dolayısıyla yenilik özelliğini kaybetmiş olacağından geri çekilmesi halinde doğal olarak aynı buluş konusunda yeni bir başvuru yapılamayacağı öngörülmüştür.
Madde ile, sicilin niteliği ile sicile yapılan kaydın hükümleri düzenlenmiştir. Sicil kamunun incelemesine açıktır. Sicile kaydedilecek hususlar detaylı olarak Yönetmelikle düzenlenecektir.
İkinci fikraya göre, patent başvuruları veya patentle ilgili hukuki işlemler (iradi veya mecburi tasarruflar) iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, sicile kayıt tarihinden itibaren hüküm doğuracaktır.
Üçüncü fıkrada patent başvurusu veya palentin sağladığı hakların sicile kaydettirilmedikçe üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği belirtilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, patent başvurusunun veya patentin sağladığı haklarını ileri sürmek isteyen kişiye, hakların ileri sürüldüğü kişilere pateni başvurusu veya patent numarasını bildirme yükümlülüğü getirilmiştir, Böylece, ileri sürülen iddianın dayanağı açık bir şekilde ortaya konmuş olacak, ayrıca söz konusu kişilerin bu başvuru veya patente ulaşmaları kolaylaştırılmış olacaktır.
Maddenin beşinci fıkrasında, dördüncü fıkranın amacına uygun olarak, ürün veya etiketi, ambalajı ya da her türlü ilan, reklam veya basılı evrak üzerinde patent başvurusu yapıldığı veya verilmiş bir patentin sağladığı korumanın mevcut olduğu izlenimini uyandıran beyanların bulunması halinde, patent başvurusu veya patent numarasının belirtilmesi zorunluluğu düzenlenmiştir.
Madde ile, özellikle Patent Kanunu Anlaşması ve Avrupa Patent Sözleşmesi hükümleri gözönüne alınarak, patent başvurusu veya patent sahibi tarafından, uyulması gereken süreye uyulamaması halinde işlemlere devam edilmesi ya da şartların gerektirdiği özen gösterilmesine rağmen uyulması gereken bir süreye uyulamaması halinde, hakların yeniden tesisi talep edebilme olanağı getirilmiştir. Maddede, işlemlere devam edilmesi ve kaybedilen hakların yeniden tesisinden hangi durumlarda yararlanılabileceği ve buna ilişkin şartlar düzenlenmiştir.
Madde ile, hükümsüzlük nedenleri hariç olmak üzere, başvuru veya belge sahibi ya da Enstitü tarafından patent veya faydalı model başvurusu veya belgesi ile ilgili işlem sürecinde herhangi bir hatalı işlem yapılmasına rağmen başvurunun veya belgenin işlemlerine devam edilmesi sonrasında bu durumun itiraz üzerine veya resen tespit edilmesi halinde, hatalı işlem ile devamındaki işlemler iptal edilerek, işlemlere hatanın yapıldığı aşamadan devam edilmesi hususu düzenlenmiştir. Bu hükmün amacı işlem süreci içinde yapılabilecek hataların telafi edilmesine imkân sağlamaktır,
Buluş, fikri bir faaliyetin ürünü olduğu için, tüzel kişiler buluş sahibi olamaz, buluş sahibi gerçek kişidir. Buluş sahibi olmayan kişi buluş üzerindeki hakkı, devir yoluyla alabilir, yani aslen orijinal bir kazanım söz konusu değildir. Maddede, gerçek buluş sahipliği ilkesinden hareket edilerek, patent isteme hakkının ilke olarak buluşu yapana ait olduğu kabul edilmiştir. Bu hak, buluşu yapanın kişilik hakkı saklı kalmak kaydıyla devri mümkün bir haktır.
Müşterek buluş sahipleri, hiçbirinin önceliği olmaksızın, ortak bir fikri faaliyete katılarak buluş fikrine varmada katkıda bulunmuş kişilerdir.
Aynı buluşun birden çok kişi tarafından birbirinden bağımsız olarak gerçekleştirilmesi halinde, buluş için patent isleme hakkı, önceki tarihli başvurunun yayımlanmış olması şartıyla başvuru tarihi önce olan başvuruyu yapana aittir. Ancak, önceki başvuru sahibi başvurusunu yayımlanmadan geri çekerse veya başvuru yayımlanmadan reddedilirse, sonraki başvuru sahibinin hakkı yeniden doğar.
Maddenin birinci ve ikinci fıkralarında, hak sahipliği iddiasının Enstitü nezdinde talep edilemeyeceği ancak, bu konuda yetkili mahkemede dava açılabileceği ve dava açıldığına dair Enstitünün bilgilendirilmesi gerektiği hükmü getirilmiştir.
Maddenin üçüncü fikrasında davanın, davacı lehine kesinleşmesi halinde, kararın kesinleşme tarihinden itibaren üç ay içinde, davacının; patent başvurusunun kendi başvurusu olarak kabul edilmesini ve işlemlere devam edilmesini veya önceki başvurunun geçersiz sayılarak, aynı buluş için, önceki başvurunun başvuru tarihinden geçerli olmak üzere ve varsa rüçhan hakkından yararlanarak yeni bir başvuruda bulunmayı ya da başvurunun reddedilmesini Enstitüden talep etme hakkı düzenlenmiştir. Ayrıca davacının herhangi bir talepte bulunmaması halinde, dava konusu başvurunun geri çekilmiş sayılacağı belirtilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında dava açan hak sahibinin aynı rüçhan hakkından yararlanarak aynı buluş için yeni bir patent başvurusu yapması halinde, yapılan bu başvurunun ilk başvurunun tarihi itibarıyla işlem göreceği ve ilk başvuru geçersiz sayılacağı düzenlenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında dava açan hak sahibinin, kararın kesinleşme tarihinden itibaren üç ay içinde herhangi bir talepte bulunmaması halinde, dava konusu başvurunun geri çekilmiş sayılacağı belirtilmiştir.
Maddenin altıncı fıkrasında buluşu başvuru sahibi ile birlikte gerçekleştirdiğini öne sürerek kısmi bir hakkı bulunduğunu iddia eden kişi de ortak hak sahipliği tanınması talebi ile dava açabileceği düzenlenmiştir.
Maddenin sekizinci fıkrasında hak sahipliği ile ilgili açılan dava sonucunda verilecek kararın kesinleşmesine kadar, hakkın doğduğu başvurunun davalı tarafından davacının rızası olmadan geri çekilmesi engellenerek, davacının davayı kazanması halinde talep edebileceği hakların yok edilmesi tehlikesinin önlenmesi amaçlanmıştır.
Maddede, patent, gerçek hak sahibinden başkasına verilmişse, gerçek hak sahibi olan kişinin, diğer hak ve talepleri de saklı kalmak şartıyla, dava yoluyla patentin kendisine devredilerek, haklılığının tanınmasını isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Devir ve temlik niteliğinde olan bu dava, ayni nitelikte kabul edildiği için, özel hukuktaki istihkak davasına benzer ve patent hukuku literatüründe bu bakımdan patent istihkak davası olarak anılır.
Pateni üzerinde müşterek hakkın varlığı söz konusu ise, dava müşterek hakkın tanınmasına yönelik olacaktır.
Maddede, dava açma süresinin patentin verildiğine ilişkin yayımdan itibaren başlayacağı belirtilmiştir. Gerçek hak sahibinin varlığından habersiz olarak patent almış iyiniyetli kişilerin, patent konusu buluş için yapabilecekleri ciddi yatırımlar gözönüne alınarak, bu kişilerin zarar görmesini önlemek amacıyla dava açma süresi iki yıl ile sınırlandırılmıştır. Ancak, kötüniyet halinde dava açma süresi yönünden herhangi bir sınırlama getirilmemiştir.
Madde, dava sonuçlarının sicile işlenmesi ve yayımlanması ile ilgili bir hükmü de içermektedir.
Ayrıca, maddeye göre, açılan dava sonucunda gerçek hak sahipliğini elde etmiş kişi, patentin sağladığı tüm haklara sahip olduğundan, bu patentle ilgili daha önce üçüncü kişilere tanınan lisans ve diğer haklar sona erer, bununla birlikte, iyiniyet halinde, sonradan gerçek patent sahibi olmadığı anlaşılan kişiye veya bu kişiyle lisans anlaşması yapmış olan üçüncü kişiye, inhisari olmayan lisans verilmesini talep etme hakkı olacaktır. Gerçek hak sahibinin belli olmasından önce, buluşu kullanmak için çeşitli yatırımlar ve harcamalar yapmış olan önceki hak sahibi veya bu kişiden lisans alan diğer kişilerin zarar görmesini önlemek amacıyla böyle bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemeye uygun olarak verilecek bir lisansta, süre ve şartlar, gerçek hak sahibinin çıkarları gözönüne alınarak makul tutulacaktır.
Maddede, ortak hak sahipliği olması durumunda, hak sahiplerinin birbirlerine karşı olan yükümlülüklerini ve bireysel haklarını belirlemek amaçlanmıştır.
Madde ile, patent başvurusu veya patentin birden çok kişiye ait olması durumunda, her bir ortağın hak ve yükümlülükleri ile bunlarla ilgili hukuki durum düzenlenmiştir. Bu durumunda, 551 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamedeki yapı korunarak, taraflar arasında paylı mülkiyete ilişkin hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür. Birden çok kimsenin, bölünmesi mümkün olmayan bir patentin tamamına belli paylarla malik olacağı düzenlenmiştir. Tarallar arasında başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır. Hak sahipleri sözleşme ile aralarındaki hukuki ilişkiyi düzenleyebilirler.
551 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede yer alan patentin bölünmezliği ilkesi de maddede düzenlenmiştir. Bir patent başvurusunun veya patentin konusu, devir veya herhangi bir hak tesisi anlamında bölünmez bir bütündür.
Maddenin birinci ve ikinci fıkralarında hizmet buluşu ile serbest buluşun tanımı yapılmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasında öğrenciler ve maddede belirtilen stajyerler hakkında çalışanlara ilişkin hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür.
Maddenin dördüncü fıkrasında çalışan buluşları ile ilgili hükümlerin, aksi özel düzenlemelerde belirtilmedikçe, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların buluşları hakkında da uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Maddenin beşinci fıkrasında kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanları buluş yapmaya teşvik etmek için buluştan elde edilen gelirin en az üçte birinin buluş sahibine ödeneceği düzenlenmiştir. Ancak, buluş konusunun kamu kurum veya kuruluşu tarafından kullanılması halinde ödenecek bedel, bir defaya mahsus olmak üzere bedelin ödendiği ay için çalışana ödenen net ücretin on katından fazla olamayacaktır.
Maddenin altıncı fıkrasında 6550 sayılı Kanun kapsamında yeterlik alan araştırma altyapılarında gerçekleşen buluşlar için 6550 sayılı Kanun ve ilgili yönetmeliklerde yer alan düzenlemelerin geçerli olacağı ve hüküm bulunmayan hallerde ise Kanunun 124 üncü maddesi hükümlerinin kıyasen uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Maddede, çalışanın bir hizmet buluşu gerçekleştirdiğinde, işverenine buluşunu bildirme yükümlülüğü ve bu bildirimin şekli ve içeriği düzenlenmiştir. Madde ile ayrıca, çalışanın hizmet buluşlarıyla ilgili sır saklama yükümlülüğü de düzenlenmiştir.
Madde ile, işverene, kendisine yapılan bildirim üzerine, buluş üzerinde tam veya kısmi hak talep etme fırsatı verildiğine ilişkin hüküm düzenlenmiştir. Ayrıca hangi şartlarda hizmet buluşunun serbest buluş niteliği kazanacağı açıklanmıştır.
İşverenin tam hak talep etmesi halinde, hizmet buluşu üzerindeki hakların işverene geçmiş olacağı, işverenin kısmi hak talep etmesi halinde ise buluşun serbest buluş niteliği kazanacağı ancak işverenin buluşu kullanabileceği maddede düzenlenmiştir. Ayrıca, kısmi hak talebi yapıldığı durumlarda, hangi şartlarda çalışanın buluşa ilişkin hakkın işveren tarafından devralınmasını veya kullanım hakkından vazgeçmesini isteyebileceğine ilişkin hüküm düzenlenmiştir.
İşverenin buluş üzerinde hak talep edebilmesi için verilen sürenin bitiminden önce, çalışanın herhangi bir tasarrufa bulunması ve bu tasarrufun işverenin haklarını ihlal etmesi halinde, bu tasarrufun işvercne karşı geçersiz olacağı da maddede belirtilmiştir.
Madde ile, işverene de sır saklama yükümlülüğü getirilmiştir. Burada amaçlanan koruma hakkını teminat altına almaktır. Öngörülen sır saklama yükümlülüğü, iş hukukundaki gözetim ve sadakat borcunun gereğidir. İşverenin sır saklama yükümlülüğü, hem hizmet hem de serbest buluşlarda vardır. Ancak, işveren hizmet buluşlarına yönelik tam hak talebinde bulunmuşsa, bu yükümlülüğü kalkacaktır.
Madde ile ayrıca, çalışanın bir işletmedeki işi gereği bile olsa bir buluş gerçekleştirmesi halinde, buluş yapanın ödüllendirilmesi amacından yola çıkılarak, çalışanın bir bedel talep etme hakkı olacağı, bedelin ödenme şartları ve bedelin ne şekilde hesaplanacağı da düzenlenmiştir. Çalışan buluşları ile ilgili bedel tarifesi ve uyuşmazlık halinde izlenecek tahkim usulüne ilişkin düzenlemeler yönetmelikle yapılacaktır. Ayrıca, serbest buluş niteliği kazanmış bir buluş için doğal olarak, çalışanın haber verme veya teklific bulunma yükümlülüğü olmadığı hükme bağlanmıştır. Çünkü, çalışan yaptığı bildirimle, işvereni buluşun varlığından haberdar etmiş olmaktadır.
Madde ile, hizmet buluşları ile ilgili yapılacak patent başvurularına ilişkin o hükümler düzenlenmiştir. İşverenin buluş üzerindeki hakkının çalışanın gerçekleştirmiş olduğu buluşa dayanması nedeniyle, çalışanın hakkını gözetmek adına işverene hizmet buluşu için patent başvurusu yapma yükümlülüğü getirilmiş ve bu yükümlülüğün ortadan kalkacağı durumlar da maddede düzenlenmiştir.
Buluşun pateni koruması ile değerlendirilmesi amacıyla, işverenin koruma talep etmediği ülkelerde çalışanın pateni başvurusu yapma hakkı olacağına ilişkin hüküm de madde ile düzenlenmiştir.
Maddede yapılan düzenlemenin amacı, çalışanın, sosyal bakımdan sözleşmenin zayıf tarafını oluşturması nedeniyle, onu acele, düşünmeden ve işini kaybetme endişesiyle kendisine sunulan sözleşme şartlarının hepsini kabul etme tehlikesinden korumaktır. Madde ile, tarafların sözleşme yapma serbestliğine ilişkin süre ve şartlar da düzenlenmiştir.
Madde ile ayrıca, taraflara tanınan sözleşme serbestliği çerçevesinde yapılan sözleşmenin, önemli ölçüde hakkaniyete aykırı olması halinde geçersiz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu durumda, önce, yapılan sözleşmenin geçerli kabul edilmesi, sonra da hakkaniyet ölçüsüne uyup uymadığının irdelenmesi gerekecektir.
Madde ile, hizmet buluşu için yapılan patent başvutularında çalışanın ve işverenin hak ve yükümlülükleri düzenlenmiştir.
Madde ile ayrıca, iş sözleşmesinin sona ermesinin, çalışan ve işverenin çalışan buluşları ile ilgili olarak birbirlerine karşı olan hak ve yükümlülüklerini etkilemeyeceği de düzenlenmiştir.
Madde ile, çalışanın iş sözleşmesi ilişkisi içindeyken gerçekleştirmiş olduğu bir buluşu serbest buluş olarak düşünmesi halinde de işverene bildirimde bulunması gerektiği hükme bağlanmıştır. Bu bildirimin amacı, buluş üzerindeki hakların baştan tespil edilmesini sağlayarak, sonradan bu konuda ortaya çıkabilecek karışıklıkları engellemektir.
Bildirim yükümlülüğü ile, çalışan açısından taraflar arasında sonradan çıkabilecek anlaşmazlıkların önlenmesi, işveren açısından ise haberdar edildiği buluşun, hizmet buluşu mu yoksa serbest buluş mu olduğunu denetleme imkânının sağlanması amaçlanmıştır.
Çalışanı bildirim yükümlülüğünden kurtaran istisnai bir durum, buluşun işverenin iş alanı içine girmediğinin açık olmasıdır.
Çalışanın serbest buluşlarla ilgili teklifte bulunma yükümü, onun iş ilişkisinden doğan sadakat borcunun gereğidir. Kural olarak çalışan, serbest buluşu üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Bu tasarruf hakkı, serbest buluşun işverenin mevcut veya gelecekte ciddi hazırlıklar yaptığı alana girmekteyse sınırlanmakta ve işverene belli bir bedel karşılığında inhisari olmayan kullanma hakkı tanınmaktadır.
Madde ile ayrıca, buluşu serbest buluş niteliği kazanmış bir çalışana, buluşunun kullanımıyla ilgili olarak işverenin ön alım hakkından yararlanabilmesini temin etmek amacıyla teklifte bulunma yükümlülüğü getirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrası ile, işverenin iflası durumunda, uygun hallerde çalışanın önalım hakkını kullanabilmesine ilişkin hüküm düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise işverenin iflası durumunda, çalışanın buluşundan kaynaklanan alacaklarının imtiyazlı olduğu ve birden çok alacaklı olması durumunda, elde bulunan miktarın alacak oranına göre dağıtılacağı düzenlenmiştir.
Madde ile, yükseköğretim kurumlarında yapılan bilimsel çalışmalar veya araştırmalar sonucunda gerçekleştirilen buluşlar için, diğer özel kanun hükümleri ve maddede yapılan düzenlemeler saklı tutularak, çalışanların buluşlarına ilişkin hükümlerin uygulanacağı ve yükseköğretim kurumlarında gerçekleştirilen buluşlarla ilgili olarak yükseköğretim kurumunun hak sahipliğine ve başvuru yükümlülüğüne ilişkin temel kurallar ile buluşun serbest buluş niteliği kazanmasına ilişkin şartlar düzenlenmiştir. Üniversite mensuplarının üniversitede yükümlü olduğu faaliyetleri gereği, üniversite kaynaklarını kullanarak ve üniversitede elde ettiği deneyim ve çalışmalarına dayanarak buluş gerçekleştirmiş olduğu dikkate alınarak yükseköğretim kurumlarında ortaya çıkan buluşlarda hak sahipliğinin temel olarak, çalışanların buluşlarında benimsenmiş olan ilke doğrultusunda üniversiteye ait olacağı düzenlenmiştir.
Bununla birlikte buluştan elde edilen gelirin yükseköğretim kurumu ile buluşu yapan arasındaki paylaşımında, temel olarak hem buluşu yapanın ödüllendirilmesi amaçlanmış hem de üniversite kaynaklarının kullanılmış olması, üniversitenin hak sahipliği durumunda buluş için palent alınması ve ticarileştirilmesi sürecinde üstlenilen masraflar ve üniversitenin araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin devam edebilmesi için kaynak ayrılması gerekliliği gibi durumlar dikkate alınarak, buluşun ekonomik olarak değerlendirilmesi sonucunda elde edilen gelirin brül miktarının en az üçte birinin buluş sahibine aktarılması, kalan kısmının ise üniversiteye gelir olarak kaydedilmesi öngörülmüştür.
Madde ile, kamu kurum ve kuruluşları taralından desteklenen projelerde ortaya çıkan buluşların teşvik edilmesi, bu şekilde ortaya çıkacak buluşlar için patent başvurusunun yapılmasının teşvik edilmesi, kamu kurum ve kuruluşları tarafından desteklenen araştırma ve geliştirme çalışmalarına yüksek seviyede katılımın özendirilmesi, kamu kurum ve kuruluşları ile ticari firmalar arasındaki işbirliğinin teşvik edilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, kamu kurum ve kuruluşları tarafından desteklenen projelerde ortaya çıkan buluşlar üzerinde destek veren kamu kurumlarına buluşun kendisi için kullanımına ilişkin yeterli hakların sağlanması, bu tür deslekler sonucu ortaya çıkan buluşların kullanılmaması veya makul olmayan kullanımına karşı kamunun korunması, kamu sağlığı veya milli güvenlik nedenleriyle ortaya çıkan ihtiyacın ve kamu kurumunun ihtiyacının karşılanacak şekilde buluşun kullanılmasının sağlanması amaçlanmıştır.
Madde ile, patent başvuru sahibinin, patent konusu buluşu mükemmelleştiren veya geliştiren ve asıl patentin konusu ile bütünlük içinde bulunan buluşların korunması için, sadece işlemleri devam eden asıl patent başvurusuna ek paleni başvurusunda bulunabileceği hükmü getirilmiştir. Ayrıca ek patent başvurusunun asıl patenlin verildiğine ilişkin kararın yayımına kadar yapılabileceği konusunda da sınırlandırma getirilmiştir.
Madde ile, ek patent başvurusu, asıl patent konusundaki geliştirme ile yapılan yeni bir buluşa ilişkin olduğundan başvuru tarihinin, ek patent başvurusunun Enstitüye yapıldığı tarih olacağı belirtilmiş ve ayrıca ek patent başvurusunun başvuru şartları ile işlem sürecine ilişkin hükümler düzenlenmiştir.
Ek patent başvuruları ve ek patentlerde yıllık ücret ödenmeyeceği ve korumanın ek patentin başvuru tarihinden başlayacağı, ancak ek patentin koruma süresinin asıl patentin koruma süresinin bitimine kadar olacağı da hükme bağlanmıştır.
Maddede, ek patent başvurusunun;
- Başvuru işlemleri sırasında başvuru sahibinin talebi üzerine, -Enstitüce ek patent başvurusunun asıl patent başvurusuyla gerekli bağının olmadığının tespit edilmesi üzerine, - Asıl patentin hükümsüz kılınmasıyla, - Patent sahibinin asıl patentin hakkından vazgeçmesiyle, -Asıl patent başvurusunun geri çekilmesi veya geri çekilmiş sayılması ya da reddedilmesiyle, - Asıl patentin, yıllık ücretinin ödenmemesi nedeniyle patent hakkının sona ermesiyle, bağımsız. patente dönüştürülebileceğine ilişkin hüküm getirilmiştir.
Maddede, aksi açıkça öngörülmediği ve ek patentin niteliğine aykırı düşmediği takdirde, patentlere ilişkin hükümlerin, kıyasen ek patentlere de uygulanabileceği belirtilmiştir. Madde ile ayrıca, faydalı model başvurusu için ek başvuru yapılamayacağı da hükme bağlanmıştır. i
Madde ile, patent konusu buluşun milli güvenlik açısından önemli olması durumunda, izlenecek yol belirlenmiştir.
Maddeye göre, bir patent başvurusu Enstitüye yapıldığında, Enstitü öncelikle başvuru konusunun milli güvenlik açısından önemli olup olmadığına bakar ve önemli olabileceği kanısına varırsa, durumu Milli Savunma Bakanlığına ve başvuru sahibine bildirir, başvuru konusunun gizlilik arz edip etmediği konusunda söz konusu Bakanlığın kararı doğrultusunda işlem yapar. Enstitü, başvuru yayımlanmadan önceki herhangi bir zamanda, başvuru konusunun gizlilik arz edebileceği kanısına varırsa, bu aşamada da aynı işlem yapılır.
Gizli olmasına karar verilen patent başvurusuna başka hiçbir işlem yapılmadan (şekli inceleme de dahil olmak üzere) gizli patent başvurusu olarak sicile kaydedilir. Böyle bir patent başvurusu için, başvuru sahibinin buluşu üzerinde serbesiçe tasarrufla bulunamayacağı gözönüne alınarak, yıllık ücret ödeme yükümlülüğü olmadığına ilişkin düzenleme getirilmiştir. Ancak, yıllık ücret ödeme yükümlülüğü, gizliliğin kaldırılması ile tekrar başlar ve o tarihten itibaren ödenmesi gereken ücretler ödenir. Gizliliği kaldırılan bir patent başvurusunun işlemlerine kaldığı yerden devam edilir, Madde ile ayrıca, gizlilik kaydı konulan başvurularda başvuru sahibinin, başvurunun gizli tutulduğu süre için Devletten tazminat isteyebileceği de düzenlenmiştir.
Maddede, buluş sahibinin Türkiye'de gerçekleştirdiği buluşunun milli güvenlik açısından önem taşıdığını düşünmesi halinde, söz konusu buluş için öncelikle Enstitüye başvuruda bulunulması ve hiç bir yabancı ülkede pateni başvurusunda bulunulmaması gerektiği hükme bağlanmıştır. Türkiye'de gerçekleştirilen bir buluş için Enstitüye yapılan patent başvurusuna gizlilik kararı verilmesi halinde, bu buluş için yabancı bir ülkede patent başvurusunda bulunulmasının ancak Milli Savunma Bakanlığının izni ile gerçekleşebileceği düzenlenmiştir.
Maddede, patent başvurusunun veya patentin kullanımının lisans sözleşmesine konu olabileceği belirtilmiştir. Böylece, herhangi bir nedenle buluşunu kullanamayan ya da buluşundan daha fazla gelir elde etmek isteyen hak sahibi, buluşun kullanımı ile ilgili lisans vererek buluşundan faydalanabilmektedir.
Madde ile, lisansın türleri ve lisans verilmesi durumunda lisans alanın ve lisans verenin haklarının kapsamı düzenlenmiştir.
Madde ile, patent başvurusu veya patentin devredilmesi veya lisansa konu olması durumunda, yeni hak sahibinin veya lisans alanın buluşu uygulayabilmesi için gerekli olan teknik bilgilerin başvuru veya patent sahibi tarafından verilmesi gerekliliğine açıklık getirikmiş ve ayrıca olası gizli bilgilerin başkalarına verilmemesi için de devralan ve lisans alana yükümlülükler getirilmiştir.
Madde ile, patent başvurusunun veya patentin sağladığı hakları devreden veya lisans veren kişinin tasarruf yetkisine sahip olmadığı durumdaki sorumluluğu düzenlenmiştir. Ayrıca devreden veya lisans verenin kötüniyetli sayılacağı durumlar belirtilmiş ve bu durumlarda devredenin veya lisans verenin fiillerinden her zaman sorumlu tutulacağı belirtilmiştir.
Madde ile, patent konusu buluşunun kullanımı için lisans vermek isteyen patent başvurusu veya patent sahiplerinin, lisans almak isteyenleri bulma konusunda Enstütünün aracılığından da faydalanabilmesine imkân sağlanması amaçlanmıştır. Bu durumda, Enstitü lisans verme tekliflerini yayımlamak suretiyle aracı olacaktır.
Sicilde inhisari lisans kaydedilmişse, inhisari lisansın doğası gereği lisans veren başkalarına lisans veremeyeceğinden, patent başvurusu veya patent sahibinin başkalarına ayrıca lisans verme teklifinde bulunabilmesi önlenmiştir.
Lisans verme teklifi, ber zaman geri alınabilecektir ve bu durum, Bültende yayımlanacaktır.
Madde ile, zorunlu lisansın hangi durumlarda verilebileceğine ilişkin hükümler ile zorunlu lisansın ve zorunlu lisansa ilişkin taleplerin şekil ve şartları düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, pateni konusu buluşun kullanılmaması, patent konularının bağımlılığının söz konusu olması, kamu yararının söz konusu olması, başka ülkelerdeki kamu sağlığı sorunları nedeniyle eczacılık ürünlerinin ihracatının söz konusu olması, ıslahçının, önceki bir patente tecavüz etmeden yeni bir bitki çeşidi geliştirememesi, patent kullanılırken rekabeti bozucu faaliyette bulunulması halleri zorunlu lisans verilmesinin şartları olarak düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, mahkemeye yapılacak zorunlu lisans talepleri için zorunlu lisans talep edenin sunması gereken belgeler ile talebe dair süre ve şartlar belirlenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, mahkemenin zorunlu lisans kararının verilmesi veya reddi konusundaki kararına ilişkin hususlar düzenlenmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, zorunlu lisans verildiğine ilişkin kararda bulunması gereken hususlar düzenlenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında, mahkemenin verdiği karara karşı tarafların kanun yollarına başvurması halinde, patent sahibinin sunduğu deliller, zorunlu lisans uygulamasının durdurulması için yeterli görülürse, buluşun kullanımının, lisansa ilişkin kararın kesinleşmesine kadar crtelenebilmesinin mümkün olacağı öngörülmüştür.
Maddenin altıncı ila sekizinci fıkralarında, bir ıslahçı hakkı veya patent sahibi, önceki bak sahibinin patentini veya bitki çeşidi hakkını ihlal etmeden, bitki çeşidini veya buluşunu kullanamıyorsa, bu ıslahçınm veya patent sahibinin zorunlu lisans talep etme hakkı doğacağı öngörülmüştür. Ancak, zorunlu lisansın verilmesi durumunda, karşı tarafın da haklarının korunabilmesi amacıyla, onun da karşılıklı lisans verilmesini talep etme hakkı olacaktır. Bu gibi durumlarda zorunlu lisans verilebilmesi için, talep sahibi öncelikle sözleşmeye dayalı lisans almak konusunda gerekli girişimleri yapmış ve bir sonuç alamamış olmalı ve kendi buluşunun veya bitki çeşidinin önceki ile kıyaslandığında önemli bir ekonomik yarar sağlayan teknik ilerleme gösterdiğini kanıtlamalıdır.
Maddenin dokuzuncu fıkrasında, başka ülkelerdeki kamu sağlığı sorunları nedeniyle eczacılık ürünlerinin ihracatının söz konusu olması durumu saklı kalmak kaydıyla zorunlu lisansın esasen yurtiçi pazara arz için verilmesi öngörülmüştür.
Madde ile, patent sahibinin veya yetkili kıldığı kişinin, patentle korunan buluşu kullanma zorunluluğuna ilişkin süre ve şartlar düzenlenmiştir. Kullanmanın, patentin verildiğine ilişkin ilanın Bültende yayımlandığı tarihten itibaren üç yıllık veya patent başvurusu tarihinden itibaren dört yıllık süreden hangisi daha geç sona eriyorsa, o süre içinde gerçekleşmesi gerekir.
Kullanımın değerlendirilmesinde pazar şartları gözönünde tutulur. Objektif nitelik taşıyan ruhsatlandırma, standartlara uygunluk, değişik alanlarda yeni uygulamaların yapılmasına ihtiyaç duyma gibi teknik veya ekonomik ya da hukuki sebepler patentin kullanılamamasının haklı sebepleri olarak kabul edilir. Patent konusu buluşun kullanılmasını engelleyecek nitelikte kabul edilen bu sebepler, patent sahibinin kontrolü ve iradesi dışındaki sebeplerdir.
Madde ile ayrıca, patent konusu buluşun kullanılmaması durumunda, zorunlu lisans talep edilebileceği de düzenlenmiştir.
Patent konusu buluşun önceki bir patentin sağladığı hakka tecavüz edilmeksizin kullanılması mümkün değilse patentler arası bağımlılık söz konusu olur.
Madde ile, patentler arasında bağımlılık olması halinde, zorunlu lisans talep edilebilmesine ilişkin şartlar düzenlenmiş, sonraki tarihli patentin sahibine zorunlu lisans verilmesi helinde, önceki tarihli patentin sahibinin de zorunlu lisans talep etme hakkı doğacağı hükme bağlanmıştır.
Madde ile ayrıca, zorunlu lisansa konu olan bağımlı patentlerden herhangi birinin hükümsüzlüğü veya hakkının sona ermesi durumunda, zorunlu lisans kararının da hükümsüz kalacağı belirtilmiştir.
Madde ile, kamu sağlığı veya milli güvenlikle ilgili kamu yararına ilişkin hallerin neler olduğu açıklanmış ve kamu yararı nedeniyle zorunlu lisans verilmesine ilişkin hükümler düzenlenmiştir.
Kamu yararı nedeniyle zorunlu lisans, Bakanlar Kurulu kararıyla verilecektir. Buluşun kamu (Ooyatarını (o karşılayacak (oyeterlilikte (kullanımı patent sahibi o tarafından gerçekleştirilebilecekse Bakanlar Kurulu buluşun, kullanılmaya başlanmasına veya mevcut kullanımın geliştirilmesine ilişkin olarak süre, nitelik ve nicelik ve benzeri şartları belirler. Bu şartların sağlanmaması veya sağlanamayacağı söz konusu olduğunda ise buluşun şartlı olarak zorunlu lisans konusu yapılmasında kamu yararı bulunduğuna karar verebilir.
Madde ile ayrıca, milli güvenlik açısından önemli olduğu gerekçesiyle zorunlu lisans verilmesine ilişkin kararın, buluşun bir veya birkaç işletme tarafından kullanılmasıyla sınırlandırılabilmesine imkân tanınmıştır.
Madde ile, zorunlu lisansın hukuki niteliği belirlenmiştir. Zorunlu lisans, kural olarak, inhisari değildir. Bununla beraber, bazı şartların varlığı halinde, kamu yararı düşüncesiyle inhisari olarak verilebilir.
Maddenin ikinci fıkrasında, lisans alanın kural olarak alt lisans verme ve paleni konusunu ithal etme hakkı olmadığı, ancak kamu yararı düşüncesiyle ithale yetkili kılınabileceği belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, zorunlu lisans sebebiyle pateni sahibi ile lisans alan arasında doğan güven ilişkisinin patent sahibi tarafından ihlal edilmesi halinde, lisans alana lisans bedelinden indirim yapılmasını talep edebilme hakkı verilmiştir.
Madde ile, ek patentte zorunlu lisansın kapsamı düzenlenmiştir.
Zorunlu lisans, lisansın kabul tarihinde mevcut bulunan patentin eklerini de kapsamaktadır.
Zorunlu lisansın verilmesinden sonra, patent için yeni ek patentler verilmişse ve bunlar lisans konusu palentle aynı kullanım amacına hizmet etmekteyse, lisans alan, mahkemeden bu eklerin de zorunlu lisans kapsamına dahil edilmesini isteyebilecektir.
Madde ile, sorunlu lisansın devrinin geçerli olabilmesi için gerekli şartlar düzenlenmiştir. Zorunlu lisansın işletme ile birlikte devredilmesi gerekir. Ayrıca, işletmenin, lisansın değerlendirildiği kısmının devredilmesi durumunda da zorunlu lisans devrolunabilir. Zorunlu lisansın, patent konularının bağımlılığı gerekçesiyle verilmesi halindeyse lisans, bağımlı patentle birlikte devredilecektir.
Madde ile, sonradan ortaya çıkan ve değişikliği haklı kılan sebeplerin varlığı halinde, tarafların zorunlu lisans bedelinde veya şartlarında değişiklik yapılmasını talep edebileceklerine ilişkin hüküm getirilmiş ve zorunlu lisansın sona erdirilme şartları düzenlenmiştir.
Madde ile, aksi zorunlu lisans hükümlerinde belirtilmedikçe, sözleşmeye dayalı lisansla ilgili hükümlerin zorunlu lisansa da uygulanabilmesi öngörülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, patentin mahkeme tarafından hükümsüz sayılmasına ilişkin haller belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, mahkemenin, patente ilişkin olarak patentlenebilirlik şartları, buluş konusunun yeterince açık ve tam olarak açıklanmaması ve patent konusunun başvurunun ilk halinin kapsamını aşması nedenleriyle açılan hükümsüzlük davasında, Lnstitü tarafından yerine getirilmesi gereken tüm yallar tükenmeden karar veremeyeceğine dair hüküm getirilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, patent sahibinin patent isteme hakkına sahip olmadığına ilişkin davanın buluşu yapan veya halefleri tarafından açılabileceği düzenlenmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, kısmi hükümsüzlük durumuna ilişkin hukuki sonuçlar düzenlenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında, hükümsüzlük davasının ne zaman açılabileceği düzenlenmiştir. Buna göre, bir patent işlemde olduğu sürece veya işlemden kalkmışsa bile patent hakkı sona erdikten (koruma süresinin bitimi veya patent sahibinin patent hakkından vazgeçmesi veya yıllık ücretin ödenmemesi) sonraki beş yıl içinde dava açılabilir. Bu süre, patentin ileriye yönelik devam edebilecek etkisinin olacağı düşünülerek verilmiştir. Ayrıca maddede hükümsüzlük davasının, dava açıldığında sicilde patent sahibi olarak kayıtlı kişiye karşı açılabileceği belirtilmiştir. Bu hüküm, patent başvurusu veya patent işlemde iken bir hak sahibi değişikliği olması durumunda, hükümsüzlük davasında davalının kim olacağını belirlemek amacıyla düzenlenmiştir.
Maddenin altıncı fıkrasında, patentin hükümsüzlüğünün kimler tarafından talep edilebileceği belirtilmiştir.
Maddenin yedinci fıkrasında ise patentin hükümsüzlüğüne ilişkin kararın, söz konusu patente ek olarak yapılan patentlerin de hükümsüz olması sonucunu doğurmayacağı, ek patentin özelliğinden dolayı asıl patentten daha sonra yapılan bir geliştirme, yenilik olması nedeniyle bağımsız patente dönüştürülerek varlığını sürdürebilme imkânının tanınması amacıyla düzenlenmiştir.
Madde ile, hükümsüzlük kararının etkileri düzenlenmekte olup, hükümsüzlük kararının geçmişe etkili olduğu belirtilmiştir. Bu hükmün nedeni, hükümsüzlük durumunda, patent hakkı ile elde edilen olası haksız kazancın ortadan kaldırılmasıdır.
Maddenin ikinci fıkrasında, patent sahibinin kötüniyeli olması halinde, hükümsüzlüğün geriye dönük etkisinin hangi durumları etkilemeyeceği düzenlenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, patent sahibinin ağır ihmalinin veya kölüniyetli olması halinde, hükümsüzlük kararından önce yapılmış ve uygulanmış lisans veya diğer sözleşmeler kapsamında ödenmiş bedelin iade edilebileceği düzenlenmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında ise, patentin hükümsüzlüğüne ilişkin kesinleşmiş kararın sadece davanın taraflarına değil herkese karşı hüküm doğuracağı vurgulanmıştır.
Maddenin birinci ve ikinci fıkrasında, patent hakkının hangi durumlarda sona ereceği ve sona ermenin hukuki etkisi belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü ila yedinci fıkralarında, patent sahibinin patent hakkından vazgeçme hakkı, vazgeçmenin istisnaları ve patent hakkından kısmi vazgeçmenin patent hakkına etkisi ile ilgili hükümler düzenlenmiştir.
Patent hakkının, patentle korunan buluşun başkaları tarafından kullanılmasını engelleyen bir tekel hakkı olması nedeniyle, hangi fiillerin bu hakka tecavüz sayılacağına ilişkin bir düzenleme yapılması gereğinden yola çıkılarak, maddede, patentin sağladığı hakka tecavüz sayılan fiiller sayılmış ve hangi şartlar altında bu konuda dava açılabileceğine ilişkin hükümler düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, usul patentleri ile ilgili haklara ilişkin olup, patent konusu usulle elde edilen ürünün veya maddenin yeni olması veya aynı özellikleri taşıyan ürünün veya maddenin patentli usulle elde edilmiş olma olasılığının yüksek olmasına rağmen patent sahibinin bunu tespit edememiş olması durumu dikkate alınarak, bu ürünün veya maddenin, patent verilmiş usulle elde edildiği kabul edilmiştir. Böyle bir durumda, ispat yükümlülüğünün, aksini savunan kişiye ait olacağı belirtilmiştir. Aksini savunma yükümlülüğü getirilmiş olan davalının, bu durumda, üreüm ve işletme sırlarını koruyabilmesine imkân sağlanmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, patent veya faydalı model başvuru işlemleri devam ederken, başvurunun yayımlandığı tarihten itibaren, buluşa vaki tecavüzlerden dolayı hukuk davası açılabileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin son fıkrasında, patent veya faydalı model başvurusuna ilişkin nihai karardan önce, mahkemenin tecavüz olup olmadığına ilişkin olarak karar veremeyeceğine dair hüküm getirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, faydalı modelle korunabilir buluşlar tanımlanmıştır. o Patentten farklı olarak faydalı modelde buluş basamağı kriteri aranmamaktadır. Ancak buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler, faydalı modelin yenilik değerlendirmesinde dikkate alınmayacaktır. Böylece küçük farklılıklar içeren buluşların değil yenilik içeren teknik geliştirmelerin faydalı modelle korunabilmesi imkânı sağlanmıştır.
Maddenin üçüncü fikrasında, patentle korunamayacak buluşlar ve konularda belirtilenlere ilavelen faydalı modelle korunamayacak buluşlar ve konular belirtilmiştir.
Faydalı modelin küçük geliştirmelerin korunmasında kullanılacağı gözönüne alınarak biyolojik, kimyasal ve cezacılıkla ilgili maddeler, bunlara ilişkin usuller veya bu usuller sonucu elde edilen ürünlerin ve biyoteknolojik buluşların karmaşık buluşlar olması nedeniyle, bu tür buluşlar faydalı model koruması kapsamı dışında bırakılmıştır. Ayrıca, usuller veya bu usuller sonucunda elde edilen ütünlere ilişkin buluşlar için de faydalı model koruması öngörülmemiştir.
Madde ile, faydalı model başvurusu yapılırken verilmesi gereken unsurlar için, patentle ilgili maddeye atıf yapılmış ve unsurların eksik olması halinde başvurunun işleme alınmayacağı belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, başvuru unsurlarının tamamlanması için verilen süre ve tamamlanmaması halinde doğuracağı sonuç belirtilmiştir.
Madde ile ayrıca, faydalı model başvuru unsurları için şekli şartlara uygunluk bakımından inceleme yapılacağı, şekli eksikliği olmayan ya da eksiklikleri giderilen faydalı model başvurusunun araştırma raporunun düzenlenmesi, ilanı, araştırma raporuna başvuru sahibi veya üçüncü kişiler tarafından yapılacak itirazlarla ilgili hükümler düzenlenmiştir.
Madde ile, faydalı model başvuruları için düzenlenen araştırma raporuna başvuru sahibinin veya faydalı modelin verilmesi konusunda itirazları olan üçüncü kişilerin görüşlerini sunmaları için fırsat sunulmuş olmaktadır.
addede, düzenlenen araştırma raporu ve varsa itirazların da değerlendirilerek, Enstitünün, başvuru konusu buluş için faydalı model verilmesi ya da başvurunun reddedilmesi kararı, bununla ilgili Bültende yapılacak yayımlar ve işlemler belirlenmiştir.
Maddede ayrıca, patent için sağlanan patent verilmesi sonrasındaki itiraz. usulünün faydalı model için uygulanmayacağı da hükme bağlanmıştır.
Madde ile, faydalı modelin mahkeme tarafından hükümsüz sayılmasına ilişkin haller belirtilmiştir.
Madde ile ayrıca, hükümsüzlük davası açılabilme süresi, kısmi hükümsüzlük durumuna ilişkin hukuki sonuçlar, hükümsüzlüğün kimler tarafından talep edilebileceği ve hükümsüzlük davasının ne zaman açılabileceği düzenlenmiştir. Buna göre, bir faydalı model işlemde olduğu sürece veya işlemden kalkmışsa bile hakkı sona erdikten (koruma süresinin bitimi veya faydalı model sahibinin hakkından vazgeçmesi veya yıllık ücretin ödenmemesi) sonraki beş yıl içinde dava açılabilir. Bu süre, faydalı modelin ileriye yönelik devam edebilecek etkisinin olacağı düşünülerek verilmiştir. Ayrıca maddede hükümsüzlük davasının, dava açıldığında sicilde faydalı model sahibi olarak kayıtlı kişiye açılabileceği belirtilmiştir.
Bu hüküm, faydalı model başvurusu veya faydalı model işlemde iken bir hak sahibi değişikliği olması durumunda, hükümsüzlük davasında davalının kim olacağını belirlemek amacıyla düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, patentler için düzenlenmiş hükümlerin, aksi belirtilmedikçe ve faydalı modelin özelliği ile çelişmedikçe, faydalı modeller için de uygulanacağı düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, aynı buluş için aynı kişiye aynı koruma kapsamıyla birden fazla belge verilmeyeceği düzenlenmiştir.
Madde ile, süreye ilişkin ortaya çıkabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmış ve süreye uymamanın yaptırımı belirlenmiştir. Söz konusu süre, sadece sınai mülkiyet haklarına ilişkin Enstitü nezdinde gerçekleştirilecek işlemlere ilişkindir. Bu husus tereddütleri gidermek adına özellikle vurgulanmıştır. Zira Kanunda sınai mülkiyete ilişkin işlemler sadece Enstitü nezdinde yapılanlara sınırlı değildir. Bu bağlamda maddede yer alan iki aylık süre, Enstitü nezdinde yapılacak işlemlere ilişkin olup ayrıca bir süre belirtilmediği hallerde uygulanacaktır.
Sınai mülkiyet hakkının birden çok kişiye ait olması durumunda, işlemlerin kimler tarafından yürütüleceği, tebligatın hak sahiplerinin tamamına mı yoksa herhangi birine mi yapılacağı gibi sorunları çözmek amacıyla ortak temsilcilik müessesesi öngörülmüştür. Hükme göre birden çok hak sahibinin söz konusu olduğu durumlarda, hakkı sona erdirecek olan geri çekme ve vazgeçme işlemleri saklı kalmak üzere, Enstitü nezdindeki işlemler ya atanacak bir marka veya patent vekili aracılığıyla ya da hak sahiplerinden biri arasından seçilecek ortak temsilci tarafından yürütülebilecektir. Muhatabın tek kişi olması istendiğinden ortak temsilci belirtilmediği durumlarda başvuru formunda adı geçen ilk hak sahibinin ortak temsilci olarak kabul edileceği açıkça düzenlenmiştir.
Uygulamada kötüniyetli birden çok devir yapılması durumlarıyla karşılaşılması, bu durumun hak kayıplarına neden olması, hak sahipliği konusunda tereddütlerin ortaya çıkması gibi nedenlerle, sınai mülkiyet hakkının devri için resmi yazılı şekil, bir geçerlilik şartı olarak öngörülmüştür.
Madde ile, sınai mülkiyet hakkının birden fazla sahibi olması ve paydaşlardan birinin payını üçüncü bir kişiye satması durumunda, diğer paydaşların kanuni önalım hakkı bulunduğu kabul edilmiştir. Önalım hakkınm kullanılmasına ilişkin usul de maddede düzenlenmiştir. Buna göre, satış yapılana kadar satışı yapan paydaşa yöneltilecek olan önalım hakkı, satış yapıldıktan sonra payı devralan üçüncü kişiye karşı kullanılabilecektir. Payı devralanla önalım hakkı sahibinin devir konusunda anlaşamamaları durumunda uyuşmazlık, mahkeme tarafından çözülecektir.
Çalışanların buluşlarına ilişkin hak talebinde bedele ilişkin sözleşme hükümleri saklı kalmak kaydıyla sicile kaydedilmeyen hukuki işlemlerin iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği hüküm altın alınmıştır. Bu bağlamda geçerli bir hukuki işlem sicile kaydedilmediği sürece iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm ve sonuç doğurmayacaktır.
Madde ile ayrıca, coğrafi işaret veya geleneksel ürün adı hakkının lisans, devir, intikal, haciz ve benzeri hukuki işlemlere konu olamayacağı ve teminat olarak gösterilemeyeceği düzenlenmiştir.
Madde ile, sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayana hak sahiplerinin dava yoluyla hangi taleplerde bulunabileceği düzenlenmiştir. Maddede ayrıca, tecavüzün devamını önlemek için tedbir alınabileceği birinci fıkranın (f) bendinde belirtilmiş ve örnek kabilinden bu tedbirlerin neler olabileceği sayılmıştır. Özel olarak düzenlenen bu tedbirler sınırlı sayıda olmayıp, somut durumun gereklerine göre başkaca tedbirlere de hükmedilebilmesi mümkündür.
551 ve 554 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde olmakla birlikte 556 sayılı Kanun Hükmünde Karamamede olmayan tazminatın indirilmesine ilişkin düzenleme yürürlükten kaldırılmıştır. Yürürlükten kaldırılan hükmün uygulanması halinde, hakkı kullanan ile kullanmayan hak sahiplerinin alacakları tazminat miktarları arasında farklılık ortaya çıkacak ve bu durum adalet duygusunu zedeleyecektir. Son durumda, tazminatın, hakkın bir başka şekilde hukuka uygun olarak kullanılması halinde elde edilecek bedel nispetinde indirilmesi yaklaşımından vazgeçilmiştir.
Tazminat hukukunun genel prensibinin kusur şartı olması sebebiyle önceki düzenlemelerde yer alan kusur kelimesinin gereksiz olduğu düşünülmüş ve metinde kusur kelimesine yer verilmemiştir.
Önceki düzenlemelerde yer alan “hakkın kötü şekilde kullanılması” ibaresi ile esasında hakkın değil, ürün ve hizmetlerin kötü şekilde kullanılması ifade edilmek istendiği için ifade, amaca uygun şekilde düzeltilerek metne dahil edilmiştir.
Maddede yoksun kalınan kazanç ve bu kazancın nasıl hesaplanacağı düzenlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen hesaplama metotları arasına, önceki düzenlemelerde yer alan “hakkın kullanılması ile” ibareleri alınmamıştır. Önceki düzenlemede, tecavüz suretiyle yapılan satışlardan elde edilen kazanca, markanın katkısı oranında tazminata hükmedilmekte ve bu durum, oldukça düşük tazminatlara hükmedilmesine yol açmaktaydı. Türk Ticaret Kanununun haksız rekabete ilişkin hükümlerinin, tecavüz edilerek elde edilen net kazancın hak sahibine verilmesini sağlayacak şekilde düzenleme getirmesi nedeniyle uygulamada sınai mülkiyet hakkı sahipleri, sınai mülkiyet hakkı koruması yerine haksız rekabet korumasını tercih etmekteydi. “Hakkın kullanılması ile” ibaresine metinde yer verilmeyerek hüküm, Türk Ticaret Kanunu ile uyumlu şekilde düzenlenmiş, metinden “tecavüz suretiyle elde edilen gelire sadece sınai mülkiyet hakkının sağladığı katkı” anlamının çıkmaması gerektiği düşünülmüş, ayrıca AB direktifinde de “hakkın kullanılması ile” ibaresine karşılık gelecek ifade bulunmadığı gözetilerek anılan ibarelere fıkrada yer verilmemiştir. Yapılan düzenleme ile davaların ve tazminat sorumluluğunun daha etkin hale getirilmesi amaçlanmıştır. Yine fıkranın (c) bendine göre yapılacak hesaplama sonucu hükmedilecek tazminatta dikkate alınacak kazancın “net kazanç” yani “kâr” olduğu vurgulanmıştır.
Önceki düzenlemelerde yer almamasına rağmen yoksun kalınan kazancın belirlenmesinde ihlalin nitelik ve boyutunun da dikkate alınması gerektiği düşünülmüş olup, maddenin üçüncü fıkrasında bu yönde düzenleme yapılmıştır. Örneğin, bir markanın birebir laklit edilmesinde ihlal ağır olacağı için bu durum tazminatta artırım sebebi olabilecekken sadece karıştırılma tehlikesi olan bir işaretin kullanılması sebebiyle ihlal oluşması halinde ise bu durum indirim sebebi olabilecektir.
Madde ile, hakkın tükenmesi ilkesi düzenlenmiştir. Sınai mülkiyet hakkına konu malların hak sahibi veya onun izni ile bir başkası tarafından ilk defa piyasaya sunulmasından sonra, piyasaya sunulan mallarla sınırlı olarak hakkın tükeneceği ve hak sahibinin sınai mülkiyet hakkına konu mallarla ilgili fiillere, maddenin markalara ilişkin ikinci fıkra hükmü saklı kalmak üzere, müdahale edemeyeceği sonucu benimsenmiştir.
Uygulamadaki ve doktrindeki tereddütleri gidermek amacıyla hakkın tüketilmesinin yalnız piyasaya sunulan ürünlerle sınırlı olduğu, “bu” sözcüğü ile belirtilmiştir.
Önceki düzenlemelerde ulusal tükenme ilkesi benimsenmiş iken, söz konusu metinlerde yer alan “Türkiye'de” ibaresine Kanunda yer verilmeyerek uluslararası tükenme tercih edilmiştir.
Maddenin ikinci fikrası ile, tükenme ilkesine marka hakkı bakımından istisna getirilmiş, marka hakkı sahibine, tükenme kapsamındaki ürünlerin üçüncü kişiler tarafından değiştirilerek ya da kötüleştirilerek kullanılmasını engelleme hakkı tanınmıştır.
Madde ile, kişisel amaçlı her türlü kullanım ya da elde bulundurma tecavüz kapsamı dışına çıkarılırken, zarardan dolayı kendisine tazminat ödenmiş hak sahibinin el koymaması nedeniyle tazminat ödeyen kişi tarafından piyasaya sürülmüş ürünleri ticari amaçla kullanan kişiler de kapsam dışında tutulmuştur.
Uygulamadaki ve doktrindeki tereddütleri gidermek amacıyla tecavüzün mevcut olmadığına ilişkin davanın açılmasından önce hak sahibine “girişimlerin” hakka tecavüz teşkil edip etmediğinin sorulması ve bildirim bir zorunlu başvuru yolu olarak öngörülmüştür. Bu yolla mahkemelerin işyükünün azaltılması ve uyuşmazlıkların yargılama olmaksızın giderilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan önceki düzenlemelerde yer alan “noter aracılığıyla” ibaresi metne alınmamıştır. Noter aracılığı ile ihtarın, yurtiçinde yerleşim yeri bulunmayan kişiler bakımından uygulamada ciddi sorunlara yol açtığı tespit edildiğinden, önceki düzenlemelerde yer alan ve bildirimin şeklini belirten “noter aracılığıyla” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır. Noter aracılığıyla ihtar, özellikle uluslararası tebliğlerde bürokrasiyi arttıran ve çoğu halde ihtarı imkânsızlaştıran bir yöntemdir. Bu haliyle, ihtarın herhangi bir şekilde yapıldığının veya tünı çabalara ve farklı yolların denenmesine rağmen yapılamadığının ispatlanması halinde davanın açılabilmesine olanak tanınmıştır.
Madde, sınai mülkiyet haklarına ilişkin yürürlükteki Kanun Hükmünde Kararnamelerden yalnız 551 sayılı Kanun Iükmünde Kararnamede bulunan bir maddedir.
Doktrindeki görüşler ve yargı kararları ışığında, anılan düzenlemenin markalar ve tasarımlar için de uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Maddeyle, başkasının sınai mülkiyet hakkına tecavüz ettikleri tespit edilen kişilerin, o sınai mülkiyet hakkından daha sonraki bir tarihte kendi adlarına yapılan tescile dayanmalarının önü kapatılmıştır. Sonraki tarihli tescil, bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmemiştir. Böylece aradaki kullanımların şartları gerçekleşmişse hakka tecavüz oluşturacağı ve her ne kadar davalı taraf adına tescil mevcut olsa da bu dönemdeki kullanım için de şartları varsa tazminat sorumluluğunun doğacağı kabul edilmiştir.
Madde ile, Enstitüye karşı Kanun kapsamında açılacak davalarda kesin yetkili mahkemelerin Ankara mahkemeleri olduğu kabul edilmiş, üçüncü kişilerin kendi aralarında açacakları davalar için ise özel yetki kuralları benimsenmiştir.
Madde ile, uygulamada, zamanaşımı konusunda ortaya çıkabilecek tereddütler düşünülerek Kanun kapsamından doğan özel hukuka ilişkin uyuşmazlıklarda, Türk Borçlar Kanununun xamanaşımına ilişkin hükümlerinin uygulanacağı açıkça belirtilmiştir.
İnhisari lisans sahiplerinin, lisans verenin açabileceği davaları, doğrudan ve kendi adlarına açma hakları bulunmasına karşın, inhisari olmayan lisan sahipleri ancak maddenin ikinci fıkrasındaki prosedürü işlettikten sonra kendi adlarına dava açabileceklerdir. İnhisari olmayan lisans sahibinin hakları lisans veren karşısında sınırlıdır.
Lisans veren başkalarına lisans hakkı verebileceği gibi kendisi de hakkı doğrudan kullanabilir.
İnhisari olmayan lisans alanın hakkı müdahaleci olmaktan ziyade kullanmaya ilişkindir.
Lisans veren sınai mülkiyet hakkıyla ilgili ticari tercih ve politikalarını, dava açıp açmamak dahil, kendisi tespit edecektir. Bu nedenle tarafların iradelerinin uyuşması durumunda, sözleşme ile inhisari olmayan lisans alanın dava açma yetkisinin sınırlandırılmasına imkân tanınmıştır. Yine yapılan değişiklikle, inhisari olmayan lisansın niteliğine uygun düşecek şekilde, lisans alanın kendi adına açacağı dava, lisans alanın menfaatlerinin gerektirdiği ölçü ile sınırlandırılmıştır.
Noter aracılığı ile ihtarın, yurtüçinde yerleşim yeri bulunmayan kişiler bakımından uygulamada ciddi sorunlara yol açtığı tespit edildiğinden, önceki düzenlemelerde yer alan ve bildirimin şeklini belirten “noter aracılığıyla” ibaresi, yürürlükten kaldırılmıştır. Noter aracılığıyla ihtar, özellikle uluslararası tebliğlerde bürokrasiyi arttıran ve çoğu halde ihtarı imkânsızlaştıran bir yöntemdir. Bu haliyle, ihtarın herhangi bir şekilde yapıldığının veya tüm çabalara ve farklı yolların denenmesine rağmen yapılamadığının ispatlanması halinde davanın açılabilmesine olanak tanınmıştır.
6100 sayılı Kanunun 397 nci maddesi kapsamında ihtiyati tedbir talebinde bulunan kişinin tamamlayıcı prosedürü işletmesi ve iki haftalık süre içerisinde esasa ilişkin dava açması gereklidir. Bu davanın açılmaması halinde ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. İkinci fıkrada ise dava açılabilmesi için üç aylık süreyi içeren uzun bir prosedüre yer verilmiştir. İhtiyati tedbir talebinde bulunan lisans alanın tedbir koydurma hakkının işlevsel hale getirilmesi ve tedbirin kendiliğinden ortadan kalkmasının önlenmesi için, ikinci fikra prosedürünün dava açıldıktan sonra tamamlanmasına imkân sağlanarak, maddenin üçüncü fıkrası 6100 sayılı Kanunla uyumlu hale getirilmiştir.
Maddede 6100 sayılı Kanun kapsamında verilebilecek tedbirlere yenileri eklenerek sınai mülkiyet haklarının etkin bir şekilde korunmasının ve verilecek hükmün etkinliğinin sağlanması amaçlanmıştır.
Mevcut Kanun Hükmünde Kararnamelerden ayrılarak ikinci fıkranın (b) bendinde değişiklik yapılmıştır. Değişiklikle, tecavüze konu ürünlerin üretiminde münhasıran kullanılan vasıtalara el konulması, nakil araçları vs. gibi diğer vasıtalara el konulmasının önüne geçilmesi, böylece ihtiyati tedbirin kapsamının netleştirilmesi ve korumanın hakkın kapsamını aşacak şekilde genişletilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Madde ile, Enstitü nezdinde işlem yapabilecek kişiler ile Enstitü tarafından yapılacak tebligatlar düzenlenmiştir. Yurtiçinde yerleşim yeri bulunmayan kişilerin vekille temsil edilmeksizin bizzat yapmış oldukları işlemlerin yapılmamış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu madde ile, Enstitünün tebligat aşamasında yaşadığı sorunları çözmek için yeni bir tebligat usulü öngörülmüş, tebligat yapılacak kişinin onayı alındıktan sonra bu yolla tebligatın yapılacağı açıkça düzenlenmiştir. Böylece ilgililerin de tebligatlardaki gecikme nedeniyle hak kayıpları yaşamalarının önüne geçilmiştir. Maddeye göre, muhatabın önceden kabul etmesi şarlıyla tebligat elektronik ortamda yapılabilecektir. Düzenlemeye göre belge ilgili kişilerin elektronik posta kutusuna koyulacak ve kişinin elektronik posta kutusuna giriş yaptığı tarih tebliğ tarihi sayılacaktır. Birden çok vekille çalışan tüzel kişilerin posta kutularının tüm vekiller için ortak olması halinde posta kutusuna konulan belgenin tebliğ tarihi, vekillerden herhangi birinin belgenin elektronik posta kutusuna konulmasını takiben elektronik posta kutusuna girdiği tarihtir. Ancak ilgili kişinin elektronik posta kutusuna giriş yapmaması halinde, belgenin elektronik posta kutusuna Enstitü tarafından konulduğu tarihi izleyen onuncu günün sonunda belge tebliğ edilmiş sayılacaktır.
Diğer taraftan ilanen tebligatlar, Bülten üzerinden yapılacaktır.
Madde ile, birinci fıkrada sınai mülkiyet hakkının verilmesi ya da tescili aşamasındaki ücret düzenlenmiş iken, ikinci fıkrada hakkın kazanılmasından sonra gerçekleştirilebilecek işlemlere ilişkin ücretler düzenlenmiştir. Patentlere ilişkin yıllık ücretler niteliği itibarıyla farklı olduğu için Dördüncü Kitap içinde ayrıca düzenlenmiştir.
Madde ile, daha önce normatif olarak düzenlenmemiş ancak yargı kararları ile istikrar kazanan fili durum pozitif hukuki dayanağa kavuşturulmuş, Enstitünün sınai mülkiyet haklarına ilişkin verdiği kararların iptali ve hükümsüzlük istemli davalarda verilen kararların ve bu kararların ferilerinin kesinleşmedikçe icra edilemeyeceği düzenlenmiştir.
Madde ile, belirtilen maddelerde yer alan smai mülkiyet haklarına ilişkin düzenlemelerin, geleneksel ürün adları bakımından da uygulanacağı ifade edilmiştir.
Madde ile, Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmeliklerin Enstitü tarafından hazırlanıp yürürlüğe konulması öngörülmüştür.
Tasarı/teklif madde 166
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, Türkiye'de sınai mülkiyet alanındaki akademik çalışmaların desteklenmesi ve yurtiçinde ve yurtdışında kişi ve kuruluşlara eğitim verilmesi gibi ihtiyaçlara daha kapsamlı bir şekilde cevap verilebilmesi amacıyla Enstitünün görevleri yeniden düzenlenmiştir. Madde ile ayrıca, Enstitünün teşkilat yapısında meydana gelen değişikliklerin Enstitünün görevlerine yansıtılması amaçlanmıştır.
Tasarı/teklif madde 167
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, Enstitünün Danışma Kurulu, bakanlıkların ve kurumların teşkilat yapısında meydana gelen değişiklikler doğrultusunda yeniden düzenlenmiştir.
Tasarı/teklif madde 168
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, fikri mülkiyet haklarına ilişkin eğitim, danışmanlık ve araştırma faaliyetlerini yürütmek amacıyla Fikri Mülkiyet Hakları Eğitim Merkezi kurulmasına, bu Merkezin görevlerine, oluşumuna ve işleyişine ilişkin düzenleme yapılmıştır.
Söz konusu Eğitim Merkezi bünyesinde oluşturulan Yürütme Kurulunda, telif hakları ve sınai mülkiyet haklarına ilişkin tüm paydaşların temsil edilmesi ve Telif Hakları Genel Müdürlüğü ve Enslitüyü temsilen katılan üyelerin yanı sıra fikri mülkiyet hakları alanında uzman hâkimi, öğretim üyesi, marka veya patent vekili, ilgili sektör temsilcilerinin de üye olarak yer alması sağlanmıştır. Madde ile ayrıca, Yürütme Kurulu ve eğitim merkezlerinin çalışma usul ve esasları, sekretarya hizmetleri, yapılan hizmetler karşılığında alınan ücretler, eğitim faaliyetlerine ilişkin konular ve diğer hususların Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Enstitü tarafından yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirlenmesi öngörülmüştür.
Tasarı/teklif madde 169
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, Endüstriyel Tasarımlar Dairesi Başkanlığının adı Tasarımlar Dairesi Başkanlığı olarak değiştirilmektedir. Mevcut durumda birim bünyesinde tescil edilen sınai mülkiyet hakkının sadece endüstriyel yolla üretilen tasarımlar olmaması ve 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin sadece endüstriyel yolla üretilen tasarımlar değil tüm tasarımlarla ilgili hükümler içermesi ayrıca söz konusu Kanun Hükmünde Kararnamenin tanımlar maddesinde yer alan ibarelerin “tasarım”, “tasarımcı” şeklinde düzenlenmiş olması nedeniyle birimin adı “Tasarımlar Dairesi Başkanlığı” olarak değiştirilmiştir.
Yine aynı şekilde Enstitünün ana hizmet birimlerinden biri olan Uluslararası İlişkiler Dairesi Başkanlığının adı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı olarak değiştirilmiştir. Mevcut durumda Uluslararası İlişkiler Dairesi Başkanlığının işyükü çok büyük bir oranda AB ile ilgilidir. Enstitü hali hazırda Avrupa Birliği Müzakereleri 7, Faslı olan Fikri Mülkiyet Hukuku faslının eşbaşkanlığını yürütmektedir. 2011 yılında AB Bakanlığı kurulmuş olup Enstitünün bağlı olduğu Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında da Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü şeklinde bir yapılanma söz konusudur. Enstitü ve adı geçen birimin AB ile ilgili görevlerinin önemi ve Enstitünün bağlı olduğu Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının organizasyon yapısına uyum sağlanması açısından birimin adı değiştirilmiştir.
Bununla birlikte yeniden düzenlenen görev tanımları ve sorumluluk kapsamı dikkate alındığında yeni kurulan Yenilik ve Tanıtım Dairesi Başkanlığının da Enstitü'nün ana hizmet birimleri arasında değerlendirilmesi gerektiği mülahazası ile maddede düzenlenme yapılmıştır.
İlgili mevzuat kapsamında ülkemizde doğal ürünler, gıda maddeleri, tarım, maden ve el sanatları ürünleri ile sanayi ürünlerinin sınai mülkiyet haklarından biri olan coğrafi işaret olarak tescil edilmesi ve korunması alanında son dönemde yaşanan gelişmeler, coğrali işaretli ürünlerin ülke ekonomisine katkıları, başvuru sayılarındaki artışlar ve konunun artan önemine binaen, bu konudaki işlem ve uygulamaların daha etkin ve verimli bir şekilde yapılması için coğrafi işaretlerle ilgili işlemlerin ayrı bir birim yapılanması şeklinde yürütülmesi amaçlanmaktadır.
Madde ile ayrıca, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı ayrı bir ana hizmet birimi olarak ihdas edilmiştir.
Tasarı/teklif madde 170
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, ana hizmet birimlerinden olan Endüstriyel Tasarımlar Dairesi Başkanlığının adı, Tasarımlar Dairesi Başkanlığı olarak değiştirilmiş, birimin görev tanımının Kanunda yer alan diğer ana hizmet birimlerinin görev tanımları ile uyumlu hale getirilmesi gereği dikkate alınarak düzenleme yapılmıştır.
Tasarı/teklif madde 171
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, ana hizmet birimlerinden olan Uluslararası İlişkiler Dairesi Başkanlığının adının Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı olarak değiştirilmesi sonucunda birimin ismi ile uyumlu olacak ve Avrupa Birliği ile ilgili işleri de görevler kapsamında belirtecek şekilde düzenleme yapılmıştır.
Tasarı/teklif madde 172
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, Enformasyon, Dokümantasyon ve Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığının bölünmesiyle oluşturulan Yenilik ve Tanıtım Dairesi Başkanlığının görevleri, sınai mülkiyet birikiminin tespit edilmesi, yenilik destek, bilgilendirme ve eğitim faaliyetleri gibi hususları da kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.
Madde ile ayrıca, ayrı bir birim olarak yapılanması öngörülen Coğrafi İşaretler Dairesi Başkanlığı ve Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının görevleri düzenlenmiştir.
Tasarı/teklif madde 173
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, Enstitünün yardımcı hizmet birimlerinin adlarında değişiklik olması nedeniyle düzenleme yapılmıştır.
Enstitünün elektronik başvuru alan bir kurum olması, sicil ve kayıtların elektronik ortamda tutulması ve kağıtsız ofise geçiş hedefi dikkate alındığında Enstitünün bilgi ve bilişim teknolojilerine en çok ihtiyaç duyan Kurumlardan biri olduğu açıkça görülecektir.
Bunun yanında Enstitünün en önemli görevlerinden biri de bilinçlendirme ve tanıtım faaliyetleridir. Enformasyon, Dokümantasyon ve Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığının birbirinden farklı görevleri bünyesinde bulundurması birimin insan kaynağı kapasitesinin verimli bir şekilde kullanılamaması sonucunu doğurmaktadır. Bu amaçla Enformasyon, Dokümantasyon ve Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı söz konusu görevlerin ve işlerin daha sağlıklı ve düzenli bir şekilde yürütülmesi amacıyla “Yenilik ve Tanıtım” ile “Bilgi İşlem” olmak üzere iki ayrı Daire Başkanlığı şeklinde düzenlenmişür. Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı da görev tanımları dikkate alınarak yardımcı hizmet birimleri arasında düzenlenmiştir.
-m- Bunun yanında İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığının adı 5018 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesi gereğince Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı olarak yeniden düzenlenmiştir.
Tasarı/teklif madde 174
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, adı değiştirilen Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığının görevleri arasından mali hükümlere ilişkin hususlar 5018 sayılı Kanun gereğince çıkarılmış, birimin görevleri kütüphane hizmetlerini de içerecek şekilde yeniden düzenlenmiştir.
Tasarı/teklif madde 1735
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, Enformasyon, Dokümantasyon ve Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığının bölünmesiyle oluşturulan Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığının görevleri, Enstitünün uygulamaya yönelik ihtiyaçlarını karşılayacak, sınai mülkiyet alanında bilişim teknolojilerinin en etkin düzeyde kullanımına imkân verecek ve teknolojik gelişmeleri kolayca takip edebilecek şekilde düzenlenmiştir.
Tasarı/teklif madde 176
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde, 5000 sayılı Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun günün şartlarına uygun hale getirilmesi, 5436 sayılı Kanun ile kuruları Strateji Geliştirme Müdürlüğünün daire başkanlığı şeklinde yapılandırılarak Enstitünün kurumsal yapısında bütünlük sağlanması amacına yönelik düzenlemeler öngörmektedir.
Tasarı/teklif madde 177
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, Hukuk Müşavirliği biriminin görevleri Enstitü ihtiyaçları ile 659 sayılı Kanun Hükmünde Karamame hükümleri doğrultusunda yeniden düzenlenmiştir.
Tasarı/teklif madde 178
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, 5000 sayılı Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun günün şartlarına uygun hale getirilmesi, Strateji Geliştirme Müdürlüğünün daire başkanlığı şeklinde yapılandırılmasından sonra Strateji Geliştirme Daire Başkanlığının görev ve yetkileri düzenlenmiştir.
Tasarı/teklif madde 179
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde, 5000 sayılı Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun günün şartlarına uygun hale getirilmesi ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile uyumlu hale getirilmesi amacıyla düzenlenmiştir. Madde ile ayrıca, Hnstitü Yönetim Kurulu üyeliğine atanma şartlarında değişiklik yapılmıştır.
Tasarı/teklif madde 180
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesi aşamasında yaşanabilecek insan kaynakları sıkıntısını aşmak amacıyla sözleşmeli uzman çalıştırılmasına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır.
Tasarı/teklif madde 181
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, marka veya patent vekili olabilme şartları, günün şartları ve uygulamadaki aksaklıklar dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir. Bu yolla marka veya patent vekillerinin yaptıkları işlemlerde kalitenin artırılması ve haftaların azaltılması amaçlanmıştır.
Tasarı/teklif madde 182
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, günün şartları, uygulamadaki aksaklıklar ve vekiller hakkındaki olumsuz eleştiriler dikkate alınarak marka veya patent vekillerine disiplin sorumluluğu getirilmişür. Bu yolla marka veya patent vekillerinin yaptıkları işlemlerde kalitenin artırılması ve hataların azaltılması amaçlanmıştır.
Tasarı/teklif madde 183
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenecek ve iptal edilecek kadrolara ilişkin düzenleme yapılmıştır. Enstitünün marka ve patent uzmanlığı ile marka ve patent uzman yardımcılığı kadroları iptal edilerek bu kadrolar yerine tek bir isim altında Sınai Mülkiyet Uzmanı ve Sınai Mülkiyet Uzman Yardımcısı kadroları ihdas edilmiştir.
Tasarı/teklif madde 184
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, Kanunla kadroları iptal edilen daire başkanı kadrosunda bulunan personelin müşavir kadrosuna atanacağı belirtilmiş ve bu şekilde müşavir kadrosuna atanmış bulunanların atanma sonucunda özlük haklarında kayıp olmaması için düzenleme yapılmıştır.
Madde ile, “endüstriyel tasarım” ibaresi “tasarım” şeklinde değiştirildiğinden mevzuatta ifade birliği sağlanması için 278 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanununun ilgili maddesinde değişiklik yapılmıştır.
Madde ile, endüstriyel tasarım ibaresi tasarım olarak değiştirildiği için yeni düzenlemenin Harçlar Kanunu ile uyumunun ve mevzuatta ifade birliğinin sağlanması amacıyla 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (8) sayılı tarifede değişiklik yapılmış ve geleneksel ürün adları bu tarifeye eklenmiştir. Madde ile ayrıca, Harçlar Kanununda yer alan “marka tescil belgesi düzenleme harc” ve “coğrali işaret tescil belgesi ve sicil kayıt harcı” ibareleri “marka tescil harcı” ve “coğrafi işaret ve geleneksel ürün adı tescil ve sicil kayıt harcı” şeklinde değiştirilerek Kanunun tescile ilişkin hükümleriyle uyumlu hale getirilmiştir.
Ayrıca, Harçlar Kanunun ilgili bentlerinde Kanuna uygun ifade düzeltmeleri yapılmıştır.
Madde ile, yürürlükten kaldırılan mevzuat düzenlenmiştir.
Birinci fikrada Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu, Enstitü organları arasından çıkartılmıştır. Fıkra ile ayrıca, coğrafi işaretlerle ilgili işlemlerin ayrı bir birim altında yürütülmesi amaçlandığından bu işlemleri yürütme görevi, Markalar Dairesi Başkanlığının görevleri arasından çıkarılarak, 5000 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.
İkinci fıkrada 5147 sayılı Kanunun ceza hükümlerine ilişkin 39 uncu maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Üçüncü fıkrada ise 551, 554, 555 ve 556 sayılı kanun hükmünde kararameler yürürlükten kaldırılmıştır.
Tasarı/teklif geçici madde 1
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, sınai mülkiyet haklarında yaşanması muhtemel sorunları önlemek amacıyla geçiş hükümleri öngörülmüştür.
Maddenin üçüncü fıkrasında, 551 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki patentler hakkında aynı maddenin uygulanmasına devam edileceği öngörülmüştür.
551 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 4 üncü maddesi uyarınca tıbbi ve veteriner ilaç üretim usullerine patent belgesi ile sağlanan korumaya ilişkin gelirilen geçiş süreleri, ülkemizin de onaylayarak katıldığı TRIPS'in 65 inci maddesinin birinci, ikinci dördüncü fıkraları maddeleri ile gelişmekte olan ülkelere tanınan geçiş süreleri ile uyumludur.
TRIPS*'in 70 inci maddesinin sekizinci fıktası, bu Anlaşmanın yürürlüğe girdiği tarih olan 1/1/1995 tarihinde ülkelerde ilaç ürünlerinin patent korumasının bulunmaması halinde bu tür buluşlar için patent başvurularının yapılabilmesinin sağlanmasını öngörmektedir. Bu hüküm çerçevesinde, 1/1/1995 tarihinden itibaren ilaç ürünlerine dair buluşlara ilişkin patent başvuruları kabul edilmiş, ancak, ilaç patentlerine sağlanan koruma 1/1/1999 tarihinden itibaren başlamıştır. Buna göre, başvuru tarihi 1/1/1999 tarihinden önce olan patentler için, başvuru tarihi ile 1/1/1999 tarihi arasında koruma sağlanmamıştır. Dolayısıyla, patentin koruma süresi başvuru tarihinden başlamak üzere yirmi yıl olduğundan, başvuru tarihi 1/1/1999 tarihinden önce olan patentler, yirmi yıllık korumadan, başvuru tarihi ile 1/1/1999 tarihi arasındaki sürede yararlanamamıştır.
Kanunda, önceki mevzuat hükümlerine göre verilmiş patent ve faydalı modeller için 99 uncu, 138 inci ve 144 üncü maddeler ile 113 üncü maddenin beşinci fıkrası ve 121 inci maddenin sekizinci fikrası hariç olmak üzere bu Kanun hükümleri uygulanacağı düzenlenmiş ve buna göre koruma başlangıç tarihi başvuru tarihi olarak belirlenmiştir. Mülga 551 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki patentler için koruma başlangıç tarihi başvuru tarihinden sonraki bir tarih olarak belirlendiğinden; koruması 1/1/1999 tarihinde başlayan ve başvuru tarihi ile bu tarih arasında hakkından yararlanamayan patentler için, bu Kanun uyarınca geriye doğru hak doğmasının önlenmesi amacıyla mülga düzenlemenin devam etmesi öngörülmüştür. Böylece, 551 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 4 üncü maddesinde yer alan, tubbi ve veteriner ilaç üretim usulleri ve ürünlerine patent belgesi ile sağlanan korumanın, bu kapsamdaki patentler için 1/1/1999 tarihinde başlayacağına dair hükmün uygulanmasına devam edilecektir. Bu kapsamdaki patentlerin koruma süresi başvuru tarihinden başlamak üzere yirmi yıl olacak ancak, sağlanan koruma 1/1/1999 tarihinde başlayacaklır.
Tasarı/teklif geçici madde 2
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, Kanunda öngörülen yönetmelikler yürürlüğe girene kadar uygulamada boşluk oluşmaması için geçiş hükümleri öngörülmüştür.
Tasarı/teklif geçici madde 3
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, suç eşyalarının imhasına ilişkin hususlar düzenlenmiştir. Anayasada yer alan ve evrensel nitelikteki “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesinde açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu hükme göre, kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez.
İdarenin düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza konulamaz.
Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesinde, kanunun genel hükümlerinin; özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağı öngörülmüştür. Bu hüküm karşısında, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki Türk Ceza Kanununun genel hükümlerine uymayan hükümlerin uygulanma kabiliyeti kalmadığından uygulamada herhangi bir boşluğun doğmaması amacıyla, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici | inci maddesinde, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31/12/2008 tarihine kadar, genel düzenlemeye aykırı hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür. 551, 554, 555 ve 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelere 3/11/1995 tarihli ve 4128 sayılı Kanunla eklenen ve 22/6/2004 tarihli ve 5194 sayılı Kanun ile değiştirilen ceza hükümlerinde, suç tanımı yönünden, idari düzenleme olan Kanun Hükmünde Karamamelerin diğer maddelerine yollama yapılmakla yetinilmiştir. Bu nedenle, cezada kanunilik ilkesine uyulmuş olmasına rağmen, idari düzenleme olan Kanun Hükmünde Kararname maddelerine atıfta bulunulduğundan, suçta kanunilik ilkesi yerine getirilmemiştir. Başka bir anlatımla, suç tanımı, idari düzenleme olan Kanun Hükmünde Kararnamelerde yer aldığından, Anayasanın 38 inci ve 91 inci maddeleri ile Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesi hükümlerine aykırılık söz konusudur. Diğer yandan, 1/1/2009 tarihine kadar söz konusu Kanun Hükmünde Kararnamelerin ceza hükmü içeren maddelerinin, Türk Ceza Kanununun genel hükümleri ile uyumlaştırılması için gerekli kanuni düzenlemeler yapılmadığından, Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesi uyarınca, Türk Ceza Kanununun genel hükümleri, 1/1/2009 tarihinden itibaren söz konusu Kanun Hükmünde Kararnamelere 4128 sayılı Kanun ile eklenen suçlar hakkında da uygulanacaktır.
Bu çerçevede, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin düzenlendiği Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesiyle, Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 1 inci maddesi uyarınca, 1/1/2009 tarihinden itibaren uygulama alanı bulan, Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesinin Türk Ceza Kanununun genel hükümlerinin, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanmasına ilişkin hükmüne göre, 1VW2009 tarihinden önce işlenen suçlar, 551, 554, 555 ve 556 sayılı Kanun Hükmünde Karamamelerin ceza hükümleri açısından suç oluşturmamaktadır.
Diğer taraftan Anayasa Mahkemesinin 3/1/2008 tarihli ve E.: 2005/15, K.: 2008/2 sayılı Kararı ile 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının (b) bentleriyle, 61 inci maddesinin (a) ve (c) bentleri iptal edilmiş, anılan karar, 5/7/2008 tarihli ve 26927 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış ve oluşan hukuki boşluğun giderilmesi için altı aylık süre öngörülmüştür.
Tasarı/teklif geçici madde 4
yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı
Madde ile, yürürlüğe girmesi öngörülen idari iptal prosedürü yürürlüğe girene kadar uygulamada boşluk oluşmaması için geçiş hükümleri öngörülmüştür.
SANAYİ, TİCARET, ENERJAİ,l tT KAoBmİİi sKyoAnY RNaApKorLuAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ Esas No : 1/699 KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA 04/05/2016
Maddenin birinci fıkrasının (e) bendi, 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 7 nci ve Alman Marka Kanununun $ inci maddesinde aynen yer almaktadır. Böylelikle malın özgün doğal yapısından kaynaklı olarak ortaya çıkan şeklini ya da başka bir özelliğini veya teknik bir sonucu elde etmek için zorunlu olan veya mala asli değerini veren şekli ya da başka bir özelliğini, münhasıran içeren işaretler marka olarak tescil edilemeyecektir. Örneğin, otomobil lastiği, portakal gibi doğası geroği başka şekillerde olamayacak şekilleri münhasıran içeren işaretler ilgili mallar açısından marka olarak tescil edilemez. Ancak bunlara özgün bir şekil verildiğinde marka olarak tescili mümkün olabilecektir.
Maddenin birinci fıkrasının (f) bendi, mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanılgıya düşürecek markaların tescil edilemeyeceğini hükme bağlamış olup 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 7 nci maddesinde ve Alman Marka Kanununun $ inci maddesinde aynen yer almaktadır. Burada önemli olan, işaretin ortalama algılama seviyesine sahip tüketiciyi yanıltıcı nitelikte olup olmadığıdır.
Maddenin birinci fıkrasının (g) bendinde, ülkemizin de taraf olduğu Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi uyarınca reddedilmesi gereken marka tescil başvuruları düzenlenmekte olup, hüküm anılan sözleşme uyarınca maddede yer almışlır. Atıf yapılan Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi; “Birlik ülkelerine ait arma, bayrak ve diğer hükümranlık belirtilerinin ve bu devletler tarafından kabul edilmiş resmi kontrol ve teminat, işaret ve damgalarının ayrıca diğer armavılık sanalı açısından her çeşit taklitlerin yetkili makamların izni alınmadan gerek fabrika vc ticaret markası ve bu markaları düzenleyen unsurlar olarak tescilini ret veya iptal eylemeyi, uygun tedbirlerle kullanılmasının yasaklanmasını temin hususunda Birlik Ülkeleri mutabık kalmışlardır.” hükmünü amirdir.
Aynı maddenin birinci fıkrasının (b) bendi hükmüne göre, bu yasak, üye devletlerden birinin veya birçoğunun üyesi bulunduğu hükümetler arası örgütlerin emareleri, kısaltılmış kelimeleri ya da diğer amblemleri, bayrak ve armaları hakkında da uygulanır.
Maddenin birinci fıkrasının ($) bendi ile Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi kapsamı dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, tarihi ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş diğer işaretler ile yetkili mercilerin tescil izni vermediği armaları, nişanları veya adlandırmaları içeren işaretlerin tescil edilemeyeceği vazedilmiş olup benzer hüküm 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 7 nci maddesinde de yer almaktadır.
Örneğin, Fatih Sultan Mehmet gibi halka mal olmuş tarihi, kültürel değerlerin marka olarak tescili mümkün değildir.
-u— Maddenin birinci fıkrasının (h) bendi ile, dini değerleri veya sembolleri içeren işaretlerin marka olarak tescil edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu hükümle dini sembollerin ticari çıkarlar için kullanılmasının önlenmesi amaçlanmıştır.
Maddenin bitinci fıkrasının (1) bendi ile kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı marka tescil taleplerinin reddi düzenlenmiş olup, benzer düzenleme 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 7 nci maddesinde de yer almaktadır.
Maddenin birinci fıkrasının (i) bendi ile tescilli bir coğrafi işaretten oluşan veya tescilli bir coğrafi işareli içeren markaların tescil edilemeyeceği hüküm altına alınmış olup, bu düzenleme ile müstakil bir sınai mülkiyet hakkı olan coğrafi işaretlerin korunması amaçlanmıştır. Koruma kapsamı tescilli coğrafi işaretin ilgili olduğu mal veya hizmetler gözetilerek belirlenecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında, kullanım sonucu ayırt edicilik kazanmış markaların birinci fıkranın (b), (o) ve (d) bentlerine göre reddedilememe hali düzenlenmiş olup, hüküm AB Marka Tüzüğünde de aynen yer almaktadır. Böylece temelde ayırt edici niteliği bulunmayan bir işarete kullanım sonucunda ayırt edicilik kazandıran ve onu marka haline getiren müteşebbis korunmuştur.
Maddenin üçüncü fıkrasında ise bir marka tescil başvurusunun, önceki marka sahibinin başvurunun tesciline açıkça muvafakat ettiğini gösteren noter onaylı belgenin Enstitüye sunulması halinde birinci fıkranın (ç) bendine göre reddedilemeyeceği ve muvafakatnameye ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmıştır.
Söz konusu hükümle birbirleriyle ekonomik veya diğer yönlerden bağlı olanlar başta olmak üzere, başvuru sahiplerinin piyasada birlikle var olma yönünde ortaya koydukları iradenin korunması amaçlanmıştır.
MADDE, 6- 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede de aynen yer alan bu hüküm 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifinin 5 inci maddesi ile uyumludur.
Maddenin birinci fıkrasında, aynı veya karışıklığa yol açabilecek derecede benzer marka başvurularına itiraz düzenlenmiştir. Hüküm, 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünde de yer almaktadır.
Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmadan markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için başvuruda bulunması ve geçerli bir gerekçe gösterememesi halinde marka sahibinin itirazını düzenleyen ikinci fıkra, 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifinin 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasının. (b) bendine uygun bulunmaktadır. Mevcut düzenlemeden farklı olarak itiraz edilen başvuru ile itiraza konu marka arasındaki benzerlik derecesini belirlemek amacıyla madde metnine bu belirliliği sağlayacak şekilde bir ekleme yapılmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, daha önce kullanılan tescilsiz bir marka veya ticari işaretin sahibi tarafından yapılabilecek itirazlar üzerine işaret için hak elde edilmişse başvurunun reddedileceği düzenlenmiştir. Burada işaretin markasal kullanımı aranacaktır.
Maddenin dördüncü fıkrasında, niteliği gereği nispi bir hak içeren Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markaların aynısı veya benzeri niteliğindeki marka başvurularının itiraz üzerine reddedileceği hükmü düzenlenmiştir. Buna göre Türkiye'de Paris Sözleşmesinden yararlanacağı kabul olunan bir şahsa ait olduğu ve aynı veya benzeri ürünlerde kullanıldığı herkesçe bilindiği mütalaa edilen bir markanın karışıklığa meydan verebilecek surette örneğini, taklidini veya tercümesini yapan bir marka başvurusu tescili itiraz üzerine reddedilecektir. Bu düzenleme ile daha önce mutlak ret nedenleri arasında yer alan bu husus, AB ve uluslararası uygulamalarla uyumlu olacak şekilde nispi ret nedenleri arasına eklenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında, tanınmış markaların sulandırılması ve tanınmış markalardan haksız yarar elde etme konusu TRIPS ve 2015/2424 sayı li AB Marka Tüzüğü ile uyumlu olarak düzenlenmiştir. Mevcut düzenlemeden farklı olarak başvuru sahibine başvuru yapma konusunda haklı sebepleri olduğunu ileri sürebilme imkânı tanınmış ve fikra kapsamındaki korumanın, şartların sağlanması halinde mal veya hizmetlerin aynı, benzer veya farklı olup olmadığına bakılmaksızın sağlanacağı öngörülmüştür. Madde metninde her ne kadar “Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi” ifadesi geçmekteyse de bu ifadeden markanın tüm Türkiye'de tanınmış olması gerektiği anlamı çıkmamakta, mevcut olayın özelliklerine göre markanın ilgili tüketici kesimi tarafından Türkiye'nin önemli bir kısmında tanınmış olmasının yeterli olduğunun anlaşılması gerekmektedir.
Maddenin allıncı fıkrasında, marka tescil başvurusunun başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde hak sahibinin itirazı üzerine başvurunun reddedileceği 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğüne uyumlu olarak düzenlenmiştir. Fıkrada yer alan fikri mülkiyet hakkı kavramı sınai mülkiyet haklarını da kapsamaktadır.
Maddenin yedinci ve sekizinci fıkralarında ise koruma süresi sona eren markaların başkaları adına tescil edilmek istenmesi durumunda itiraz hakkı, 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğüne uygun olarak düzenlenmiştir.
Maddenin dokuzuncu fıkrasında kölüniyetle yapılan marka başvurularının itiraz üzerine reddedileceği öngörülmüştür.
Ayrıca tasarım hukukuyla korunan ürünün görünümü iken, haksız rekabet hükümleriyle düzenlenen rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde uygulanmasıdır.
Yargıtay uygulamalarma bakıldığında tasarımlarla ilgili haksız rekabetin varlığının belirlenmesinde çeşitli kriterler uygulanmaktadır. Bu kriterlerin en önemlilerinden birisi de ürünlerarası (benzerliğin (karışıklığa (o (iltibasa) yol açıp açmadığıdır. Bu husus değerlendirilirken bazı durumlarda birbirine benzeyen ürünlerde farklı markalar kullanılmış olmasının iltibas olasılığını azalttığı veya ortadan kaldırdığı kabul edilebilmektedir. Bu nedenle haksız rekabetin varlığına dair bir sonuç çıkmaması ile birlikte tasarımlar koruma elde edememektedirler.
Uygulamadaki belirsizliklerin giderilmesi, tescilsiz tasarımlara sağlanacak korumanın sınıflarının süre ve içerik açısından tescilli korumayı anlamsız kılmayacak şekilde çizilmesi gerekmiştir.
Ayırt edici niteliğin belirlenmesinde ve tasarımların karşılaştırılmasında, ne sıradan tüketici gibi basit ne de ilgili sektörde uzman kişi kadar derin bir değerlendirme gerektirmeyecek şekilde, ürün hakkında temel bilgilere sahip bir kişinin yapacağı değerlendirme anlaşılmalıdır.
Söz konusu değerlendirmeyi yapabilecek kişi Kanunda bilgilenmiş kullanıcı olarak yer almıştır.
Maddenin altıncı fıkrasında, ayırt cdici niteliğin değerlendirilmesinde, tasarımcının tasarımı geliştirirken sahip olduğu seçenek özgürlüğünün derecesinin dikkate alınacağı belirtilmiştir. Diğer bir deyişle, tasarımcı ne kadar seçenek özgürlüğüne sahipse tasarımı o derece farklılaştırabilir.
Maddenin beşinci fıkrasında, fuar stantları gibi modüler sistemlerde bağlantıların değişmesinin tasarımın uygulandığı ürünün nihai görüntüsünü de değiştirmesi sebebiyle sonlu veya sonsuz olarak çeşitli biçimlerde bağlantı kurulmasını sağlayan lasarımlar için bir istisna getirilmiştir.
Maddenin altıncı fıkrasında, yayım erteleme talebi olan tasarım başvurularının, görsel anlatımların oyayımlanmasına kadar tescilsiz tasarım korumasından yararlanacağı düzenlenmiştir.
Maddenin onbirinci fıkrasında tasarım başvurusunda imla hataları ve açık maddi hataların, tasarımın örneğini değişikliğe uğralmaması şartıyla başvuru sahibinin talebi üzerine düzeltileceği düzenlenmiştir. Bültende yayımlanan hususlarla ilgili düzeltmeler ayrıca yayımlanır.
Bununla birlikte bilgisayar programlarının Fikir ve Sanat Eserleri Kanunundaki korumadan yararlanması mümkündür.
Bir buluşun patentle korunabilmesi için teknik bir problemi çözmesi gerekmektedir.
Bilgisayar programları bilgisayarda veya bilgisayar özelliği gösteren herhangi bir cihazda çalıştırıldıklarında veya yüklendiklerinde cihaz içindeki işlemcide, bellekte fiziksel değişmelere neden olmaktadır. Bu fiziksel değişimler sıradan teknik etki olarak kabul edilmekle beraber bilgisayar programlarının patentle korunması için yeterli olmamaktadır. Bir bilgisayar programının patentle korunabilmesi için göstermiş olduğu bu sıradan teknik etkinin ötesinde ileri bir teknik etki göstermesi gerekmektedir.
Örneğin ABS (Kilitlenme Karşıtı Frenleme Sistemi) progtamı, iki mobil cihaz arasında daha hızlı veri iletişimini sağlayan metodu gerçekleştiren program, veri şifreleme metodunu gerçekleştiren program palentle korunabilecek bilgisayar programlarıdır. Zihni faaliyetler, iş faaliyetleri veya oyunlara ilişkin plan, kural ve yöntemler, bilginin derlenmesi, düzenlenmesi ve sunulması ile ilgili teknik yönü bulunmayan usuller, matematiksel metotların kendisi teknik olarak kabul edilmemektedir. Bu nedenle, bunları gerçekleştiren bilgisayar programları da patentle korunmamaktadır.
Ancak, bir bilgisayar programı bir cihaz ile birlikte patent korumasına hak kazanabilmektedir. Teknik olmayan özelliklere sahip ve yorumu sübjektif değerlendirmeler gerektiren estetik niteliği bulunan mahsuller ile edebiyat, sanat ve bilim eserleri buluş niteliğinde sayılmadığından bunlara patent verilmez. Örneğin, resim, heykel ve mimari çizimler (o patentlenemez. oBununla beraber esleiik niteliği Obulunan omahsullerin gerçekleştirilmesinde kullanılan cihaz veya yöntemlere patent verilebilir, Örneğin, bir kumaş üzerindeki sadece esletik niteliği olan desene patent verilmezken bu deseni kumaşa uygulayan cihaz veya yöntem patentlenebilir.
Bilginin derlenmesi, düzenlenmesi, sunulması ve iletilmesi ile ilgili teknik yönü bulunmayan yöntemler teknik nitelik taşımayan usuller oldukları için patentlenemezler.
Örneğin, internette sunulan bilgiler patent konusu olmazken bu bilgileri sunmada yardımcı olan cihazlar patentlenebilir.
İkinci fikrada ayrıca, bu fıkra kapsamında yer alan konular için münhasıran koruma talep edilmesi halinde bu konuların patent koruması kapsamı dışında kalacakları belirtilmiştir, Örneğin, bir bilgisayar programının kendisi patentlenemeyecektir ancak, bilgisayar programı patent korumasına hak kazanan bir cihazın çalışması ile ilgili ise bu cihaz ile birlikte koruma talep edilmesi halinde patent korumasına hak kazanmaktadır.
Üçüncü fıkranın (a) bendinde, kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı buluşların patent verilerek korunamayacağı hükme bağlanmıştır. Kamu düzeni ve genel ahlaka aykırılık kavramları, genel hukuk kavramları olarak seçilmiş olup, hukukumuzda geçerli olan kurallar çerçevesinde yorumlanarak anlam kazanacaktır.
Üçüncü fikranın (b) bendinde, canlıların patentlenebilirliğine dair sınırlar çizilmiştir.
Biyoteknoloji alanındaki çalışmalar yüksek maliyetli ve uzun solukludur. Bu nedenle, biyoteknolojik buluşların patentle korunarak desteklenmesi gereklidir. Ancak, bu alanda ortaya çıkarılan gelişmelerin her zaman buluş niteliği taşımaması, örneğin buluş basamağını içermemesi ya da keşif olması, patent kapsamı dışında bırakılmasını gerektirmektedir. Bitki çeşitleri, modern biyoteknolojik yöntemlerin yanı sıra, geleneksel yöntemlerle de elde edilebilmekte ve ülkemizde 8/1/2004 tarihli ve 5042 sayılı Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanun ile korunmaktadır. Hayvan ırkları için de 4631 sayılı Hayvan Islahı Kanunu yürürlüktedir. Bu nedenlerle, buluş niteliği taşımasına karşın geliştirilen bir bitki çeşidi ya da hayvan ırkı, çifte koruma sağlanmaması amacıyla patent kapsamı dışında tutulmuştur. Ayrıca, bunların üretiminde kullanılan esas olarak biyolojik işlemler, yani melezleme ya da seleksiyon gibi tamamen doğal bir olaydan oluşan bitki veya hayvan üretim usulü, buluş niteliği taşımadığından patent kapsamının dışındadır. Öte yandan, 'URIPS*in 27 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendine uygun olarak mikrobiyolojik işlemler ve bunun sonucunda elde edilen ürünlere bir istisna getirilmiş; bu konudaki gelişmelere patent koruması sağlanmıştır.
Üçüncü fikranın (c) bendinde, insan veya hayvan vücuduna uygulanacak cerrahi dahil tüm tedavi yöntemleri ile insan ve hayvan vücuduna uygulanacak teşhis yöntemlerinin patent verilerek okorunamayacağı hükmü getirilmiştir. Burada amaçlanan kamu sağlığının korunmasıdır. Bu istisna, TRIPS*in 27 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde verilen patentlenebilirliğin istisnaları kapsamında olduğundan uluslararası anlaşmalarla da uyumludur.
Üçüncü fıkranın (ç) bendinde, insan bedeni ve öğelerinin palentlenebilirliği hakkında sınırlar belirlenmiştir. Buna göre, eşey hücreleri dahil olmak üzere, oluşumunun ve gelişiminin çeşitli aşamalarında insan bedeni patentlenebilir bir buluş olarak kabul edilmemiştir. Bununla beraber, bir gen dizisi veya kısmi dizisi de dahil olmak üzere, insan bedeninin öğelerinden birinin sadece keşfi de patentlenebilir bir buluş değildir. Sadece keşifien kastedilen; sanayiye uygulanabilirliği açıklanmadan, insan bedeninin öğelerinin rutin, bilinen ve basit tekniklerin kullanımıyla doğal ortamından sadece izole edilmesi ya da üretilmesidir. Bu tür uygulamalar basit bir keşif olarak değerlendirilecektir. İnsan bedeninin öğelerinin, bu şekilde herhangi teknik bir bilgi eklenmeden, sadece doğal ortamdan izole edilmesi ya da üretilmesi, doğada var olanın sadece ortaya çıkarılması olarak nitelendirileceğinden, bu durum doğada var olanın keşfinden öteye geçemeyecektir. Bu tür bir uygulama ile elde edilen öğeler, örneğin bir gen dizisi veya kısmi gen dizisi patentlenebilir buluşların kapsamı dışında kalacaktır. Bununla birlikte, doğal ortamından izole edilen insan bedeninin öğelerinin, örneğin bir gen dizisi ya da kısmı gen dizisinin fonksiyonunun bulunması, patentlenebilirlik kriterlerinden biri olan sanayide uygulanabilirliğin sağlanması durumunda, artık doğada olanın sadece keşledilmesi kapsamından çıkılarak, bir buluşun ortaya çıkarıldığı kabul edilecektir. Bu tür buluşlara ilişkin pateni başvurularında gen dizisinin veya kısmı gen dizisinin sanayiye uygulanabilirliğinin yani fonksiyonun açıklanması gerekecektir. İnsan bedeninden ya da doğal ortamından izole edilen veya diğer şekilde üretilen unsurlar, örneğin tanımlama, saflaştırma veya sınıflandırma ya da insan bedeni dışında üretilme gibi, doğada kendiliğinden ortaya çıkmayan, sadece insan müdahalesiyle uygulamaya konulabilecek nitelikte teknikler neticesinde ortaya çıkacağından, patentlenebilir buluşlar arasında değerlendirilecektir. Bu kapsamda, bir gen dizisi veya kısmi dizisi de dahil olmak üzere, yapısı doğal olanından farklı olan ve insan bedeninden izole edilen ya da başka bir teknik işlem sonucunda üretilen bir öğe, doğal olanıyla aynı olsa dahi, patentlenebilir bir buluş olabilecektir. Ancak, doğal ortamından izole edilen insan bedeninin öğelerinin sanayide uygulanabilirliğinin bulunması halinde, bu buluşlara patentlenebilirlik şartlarını sağlaması şartıyla patent verilebilecektir. Bu durumda, patente sağlanan korumanın kapsamı da buluşun patenlle açıklanan sanayiye uygulama alanıyla sınırlı olacaktır, patente sağlanan hak, doğal ortamındaki insan bedeninin öğelerini kapsamayacaktır. Örneğin gen dizisi ya da kısmı gen dizisinin fonksiyonunun bulunması ile ortaya çıkarılan buluşa sağlanan patent koruması, gen dizisinin patentte açıklanan fonksiyonu ile sınırlı olacaktır. Böylece, fonksiyonu belirtilmeksizin, bir gen dizisi ya da kısmı gen dizisinin sadece doğal ortamından izole edilmesi ya da üretilmesi, teknik bir bilgi içermediğinden patentlenebilir bir buluş olatak kabul edilemeyecektir. Sanayiye uygulanabilirliğin sağlanabilmesi için, gen dizisi ya da kısmi gen dizisinin bir protein ya da protein parçasının üretilmesi için kullanılması durumunda, bu protcinin ya da protein parçasının veya hangi fonksiyonu yerine getirdiğinin tanımlanması gereklidir.
Üçüncü fıkranın (d) bendi ile, patentlenebilirlik şartlarını sağlasa dahi bazı biyoteknolojik buluşların patent koruması kapsamı dışında bırakılması öngörülmüştür. Bu istisnai durumların temelinde bu buluşların kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı bulunması yatmaktadır. Bu nedenle maddede insan klonlama işlemleri, insan eşey hattının genetik kimliğini değiştirme işlemleri, insan embriyosunun sınai ya da ticari amaçlarla kullanılması, insan ya da hayvanlara önemli bir tıbbi fayda sağlamaksızın hayvanlara acı çektirebilecek genetik kimlik değiştirme işlemleri ve bu işlemler sonucu elde edilen hayvanlarla ilgili buluşlar patent koruması dışında tutulmuştur.
Maddenin dördüncü fıkrasında buluşun ticari kullanımının sadece mevzuatla yasaklanmış olmasının, aynı zamanda kamu düzenine veya genel ahlaka aykırılık anlamına gelmediği belirtilmiştir. Ancak, ticari kullanımı mevzuatla yasaklanmış bir buluşun ticari kullanımı, aynı zamanda örgütlü kamu yaşamını da muhtemelen tehdit edecekse, kamu düzenine aykırılığı beraberinde getirir.
Maddenin beşinci fıkrasında, üçüncü fıkranın (b) bendinde belirtilen “esas olarak biyolojik işlem” ifadesinin tanımı yapılmıştır.
Maddenin altıncı fıkrasında, üçüncü fıkranın (c) bendinde yer alan hükmün, aynı benlie sayılan yöntemlerin herhangi birinde kullanılan ürünler, özellikle madde ve terkipler hakkında uygulanmayacağı açıklanmıştır. Böylece, insan veya hayvan vücuduna uygulanacak teşhis yöntemleri ile cerrahi yöntemler ile cerrahi yöntemler dahil tüm tedavi yöntemlerinde kullanılan ürünlerin, özellikle madde ve terkiplerin, pateni verilerek korunacak nitelikte buluş olarak değerlendirildiği belirtilmiştir.
MADDE $3- Maddede, patent veya faydalı model verilerek korunabilirliğin şartlarından biri olan yeniliğin tanımı yapılmıştır. Buluşta evrensel, mutlak yenilik aranmaktadır. Böylece önceden kamunun bilgisine herhangi bir şekilde ulaşmış bilgi ile ilgili patent veya faydalı model başvurusu yapma fırsatçılığı önlenmek istenmiştir.
Tekniğin bilinen durumu kavramı, yenilik kavtamına açıklık getirmek için öngörülmüştür. Tekniğin bilinen durumu, kamunun erişimine açık olan doğrudan veya dolaylı yazılı veya sözlü bilgi ile kullanılan, üretilen veya satılan ürün ya da başka herbangi bir biçimde açıklanmış olan toplumca erişilebilir her şeyi kapsar. Tekniğin bilinen durumuna ait olmayan buluş yeni sayılır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, patent başvurusu tarihinde veya bu tarihten sonra yayımlanmış olan ve patent başvurusu tarihinden önceki tarihli ulusal patent ve faydalı model başvurularının ilk içeriklerinin de tekniğin bilinen durumuna dahil olduğu düzenlenmiştir.
Böylece, başvurunun yapıldığı tarihte, önceki başvuru henüz yayımlanmasa dahi, önceki tarihli başvuru sahibinin başvurusunda belirttiği teknik fikrin, başkası adına korunması önlenmek istenmiştir. Ayrıca uluslararası veya bölgesel anlaşmalar yolu ile yapılan başvuruların hangi şartlarda tekniğin bilinen durumuna dahil olacağına ilişkin hüküm de getirilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, buluş, ilgili olduğu teknik alandaki bir uzman tarafından tekniğin bilinen durumundan kolayca çıkarılamayan bir faaliyet sonucu gerçekleşmişse, patentlenebilirliğin diğer bir şartı olan buluş basamağı kriterini içerdiğinin kabul edildiği belirtilmiştir. Bu şarlın varlığını belirlemede, önceden genel bir ölçü verilemeyeceği için, bunu belirleme görevi, uygulama ve mahkeme kararlarına düşmektedir.
Fıkrada yer alan teknik alandaki uzman ibaresi ile, tekniğin ilgili alanında genel bilgiye sahip ve tekniğin bilinen durumundaki her şeye erişebilen, rutin araştırma ve uygulamaları yapabilme kapasitesine sahip, buluş yapma yeteneği olmayan dikkatli bir uygulayıcı kastedilmektedir.
Maddenin beşinci fıkrasında, tekniğin bilinen durumu üçüncü fıkrada tanımlanan dokümanları da kapsıyorsa, bu dokümanların buluş basamağının olup olmadığına karar verilmesinde dikkate alınmayacağı hususu düzenlenmiştir. Patentlenebilirliğin bir diğer şartı olan sanayiye uygulanabilir olma kriteri, altıncı fıkrada tanımlanmış olup, buluşun tarım dahil, sanayinin herhangi bir dalında üretilebilir veya kullanılabilir olması ve genel olarak sınai türde bir faaliyete elverişli olması veya buna imkân vermesini ifade etmektedir.
Maddenin beşinci fıkrasında, beşinci fıkrada belirtilene benzer bir istisna, çiftçinin, patent sahibi tarafından ya da onun izniyle satılan ya da başka bir ticari yolla sağlanan patentli damızlık ya da diğer hayvan üreme materyalini, tarım amaçlı kullanması durumu için de tanınmıştır.
Bu istisnalar, tarımsal üretimin korunması ve kollanması amacıyla getirilmiştir.
Üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarda, ikinci fıkrada belirtilen fillerin engellenmesine bazı istisnalar getirmekiedir. Bu istisnalar, üyelerin patent sahibinin haklarına makul ölçüde kısıtlama getirebileceklerini belirten TRIPS'in 30 uncu maddesine ve 98/44/HC sayılı AB Direktifinin patentin koruma kapsamını sınırlayan 1l inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına dayanmaktadır.
Maddenin altıncı fıkrasında, patente konu olan buluşun kullanımının kanunlara, genel ahlaka, kamu düzenine veya genel sağlığa aykırı olmama ve kanuni yasaklama ve sınırlamalara tabi olma zorunluluğu gözönüne alınarak, söz konusu kullanıma ilişkin sınırlar getirilebileceği belirtilmiştir.
Maddenin yedinci fıkrasında ise, gori çekilen veya geri çekilmiş sayılan ya da reddedilen başvurular için geçici korumanın hiç doğmamış sayılacağı hususu düzenlenmiştir.
Bu fıkradaki düzenlemenin amacı, patent verilmesi ile sonuçlanmayan bir başvuru için, başvuru sahibinin geçici koruma hakkını kullanarak üçüncü kişileri engellemesi durumunda, üçüncü kişilerin uğramış olabileceği haksız yaptırımların telafi edilebilmesidir.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 12/3/2009 tarihli ve E.: 2009/16, K.: 2009/46 sayılı Kararı ile 555 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 24 üncü maddesinin (a) ve (c) bentleri iptal edilmiş, 30/5/2009 tarihli ve 27243 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan iptal hükmünün, yayım tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin, 551 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 136 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 554 sayılı Kanun Hükmünde Kararmamenin 48/A maddesinin (c) bendini iptal eden 5/2/2009 tarihli ve E.: 2005/57, K.: 2009/19 sayılı Kararı da 10/6/2009 tarihli ve 27254 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış, Kararda iptal hükmünün Resmi Gazetede yayımından bir yıl sonra yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede, 28/1/2009 tarihinde yürürlüğe giren 21/1/2009 tarihli ve 5833 sayılı Kanun ile değişiklik yapılarak Anayasa Mahkemesinin iptal Kararının gereği yerine getirilmiştir. 551, 554 ve 555 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde ise Anayasa Mahkemesinin iptal kararları sonrasında yeni kanuni düzenleme yapılmamıştır. Bu nedenle hem Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararlarının gereğinin yerine getirilmesi hem de Türk Ceza Kanununun “Suçta ve cezada kanunilik ilkesi” başlıklı 2 nci maddesinin ikinci fıkrası, “Özel kanunlarla ilişki” başlıklı 5 inci maddesi ve Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 1 inci maddesi hükümleri gereğince, özel kanunlardaki suç ve cezalara ilişkin hükümlerin, Türk Ceza Kanununa uyumlu hale getirilmesi gerekliliği karşısında S$5I, 554 ve 555 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerin suç ve cezalara ilişkin hükümlerini de düzenleyen madde hazırlanmıştır.
Ancak açıklanan nedenlerle oluşan hukuki boşluk dolayısıyla sanıklara atılı eylemlerin suç olmaktan, bu eylemler nedeniyle el konulan eşyaların da suç konusu eşya olmaktan çıkması sonucunda söz konusu eşyalara ilişkin olarak da kanuni düzenleme yapılması zarureti doğmuş, düzenlenen geçici madde hükmünde, Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli TMakkında Kanunun geçici 1 inci maddesi hükmü kapsamında 1/1/2009 tarihinden önce işlenen suçlar esas alınmıştır. Maddenin ikinci fıkrasında ise Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce iadesine karar verilen ve bu karar kesinleştiği halde iade alınmayan malların iadesi ve tasfiyesi usulü düzenlenmiştir. Madde bir ceza hükmü olmayıp, hak sahiplerince geri alınmayan ve depolarda atıl vaziyette bırakılan malların tasfiyesine ilişkin usulü belirlemek amacıyla düzenleme yapılmıştır.