Hak arama hürriyeti ve bu bağlamda yargıya erişim hakkı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının yanısıra ülkemizin taraf olduğu evrensel ve bölgesel insan hakları sözleşmelerinde düzenlenmiş ve teminai altına alınmış temel hak ve özgürlükler arasında yer almaktadır. Kişilerin idare tarafından kendilerine haksızlık yapıldığını düşündüklerinde buna karşı haklarını arayabilmeleri, hukuk devleti ilkesinin önemli bir unsurudur.
Gerçek hedefi ülkemizin tüm demokratik birikimini, değerlerini ve kurumlarını vok emek olan 15 Temmuz hain darbe teşebbüsü ve terör eylemine karşı milletimizin gösterdiği direncin ana eksenini milletimizin özgür, bağımsız ve demokratik bir ülkede yaşama ve demokratik kazanımlarını koruma iradesi ve kararlılığı oluşturmuştur. Demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri hedef alan bu tehdide karşı ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal ve bu kapsamda yapılan düzenlemeler dayanağını milletimizin bu iradesinden almaktadır. 15 Temmuz sonrası Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının verdiği yetki kullanılarak, uluslararası yükümlülüklere uyumlu şekilde ilan edilen olağanüstü hal, esasında toplumsal hayata dönük kısıtlamaları değil tehdidin kaynağına dönük önlemleri içerdiğinden bilinen olağanüstü hal rejimlerinden farklı olarak toplumsal hayatta değil devlet işleyişinde ilan edilmiş bir olağanüstü hal özelliğini taşımaktadır.
Bununla birlikte, 15 Temmuz ihanetinin inkâr edilemez ve gözden kaçırılamaz şekilde ortaya koyduğu tehdidin boyutu, özellikleri, mahiyeti, bilhassa devlet kadrolarında yapılanmanın gerektirdiği acil müdahale ihtiyacı karşısında hızlı, etkili ve sonuç alıcı adımlar atılması kaçınılmaz bir zorunluluk olarak kendini göstermiştir. Hiç kuşkusuz olağanüstü hal ilanına neden olan risk ve tehlikeleri bir an önce bertaraf ederek en kısa sürede normal hale geçilebilmesi, ancak olağanüstü hale yol açan sebeplere ilişkin gerekli tedbirlerin tereddüt göstermeden, güçlü ve kararlı bir iradeyle alınması ve uygulanmasıyla mümkündür.
Olağanüstü hal çerçevesinde başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütlerinin devlet ve toplum hayatından arındırılmasına dair tedbirler düzenlenirken de bu husus gözetilmekiedir.
Demokratik bir ülkede kamuda istihdam edilen görevlilerin, Devletin temeli olan Anayasa ve kanunlara sadakat ile görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen kanunlar çerçevesinde hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu kapsamda tüm devletler, kamuda gerek göreve kabul, gerekse görevin devamı sürecinde kişilerde devlete yüksek sadakat kriterini aramaktadır. Esasen demokratik düzene karşı olan terör örgütü mensuplarının kamu kurumları bünyesinde bulunmaları hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları ve Devletin güvenliği açısından da büyük bir tehdit oluşturmaktadır.
Nitekim gerek Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Doğu Avrupa ülkeletinde, gerekse birleşme sürecinde Almanya'da demokratikleşme sürecini başarıyla tamamlamak, temel haklara saygılı bir ülke olmak ve olası tehditleri ortadan kaldırabilmek: amacıyla anayasal sadakat ilkesini ihlal eden görevlilerin kamu görevinden çıkarılması amacıyla çeşitli politikalar uygulanmıştır. Hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, hem de Venedik Komisyonu görüşlerinde devletlerin bu tür politikaları uygulamak hususunda takdir hakkı olduğu belirtilmektedir. Avrupa ülkelerinde yaşanan süreçlerinden farklı olarak, ülkemizde Devletin içine sızan FETÖ/PDY mensupları, sadece demoktatik hukuk düzenine potansiyel tehdit oluşturmakla kalmayıp, darbe teşebbüsünde bulunmak suretiyle fülen de demokratik hukuk devletine karşı ne kadar büyük bir tehdit olduklarını göstermişlerdir.
Ülkemizin içinde bulunduğu olağanüstü süreç ve karşı karşıya kaldığı çok boyutlu terör tehdidi de, bu politikanın tüm terör örgütlerini kapsayacak şekilde hassasiyetle uygulanmasını gerektirmiştir.
Diğer yandan karşılaşılan tehdidin büyüklüğü ve alınması gereken tedbirlerin ivediliği terör örgütlerinin adam kazanma, terörün finansmanı ve terör propagandası gibi alanlarda legal görünümlü illegal faaliyetlerinin önlenmesini de zorunlu kılmaktadır.
Bu sebeple, özellikle FETÖ/PDY'nin devlet kadrolarından arındırılması bağlamında öngörülen tedbirlerden bazıları doğrudan : kanun hükmünde kararnamelerle hayala geçirilmiştir. Bu tedbirlerin bir kısmı kişi ve kuruluşların hukuki statüleri üzerinde sonuç doğuran nitelik taşımaktadır. Ancak, kanun hükmünde karamameler aleyhine idari yargı yoluyla bir denetim söz konusu olamayacağından, bu tedbirlerden kaynaklanabilecek muhtemel mağduriyetlerin giderilmesi de olağanüstü hal çerçevesinde yine kanun hükmünde kararnamelerle sağlanmaktadır. Örnekleri görüldüğü üzere kamu görevinden çıkarılan kişiler ile kapatılan kurum ve kuruluşlardan incelemeler sonucu haklarındaki yaptırımlara son verilmesi uygun görülenler hakkında yine kanun hükmünde kararnameler yoluyla işlem tesis edilmektedir. Ancak, ülkemizde normalleşmenin sağlanmasıyla birlikte söz konusu tedbirlere karşı olağan dönemde takip edilebilecek bir hak arama yolunun tesis edilmesinin gerekeceği ortadadır.
Bu ihtiyaçtan hareketle hazırlanan Kanun Hükmünde Kararnameyle, olağanüstü hal kanun hükmünde kararmameleriyle yürürlüğe konulan ve yargı yolu kapalı olan işlemlere karşı özel bir idari komisyon oluşturulması, komisyonun oluşumu, görev, yetki ve başvuru usullerinin belirlenmesi ve bu komisyon kararlarının da yargı denetimine açık olması esasında bir düzenlemeye gidilmesi öngörülmektedir. Böylece, olağanüstü hal kapsamında tesis edilen tüm işlemlere karşı denetim yolu açılmış olacaktır. Ayrıca, bu zamana kadarki KHK'lar çerçevesindeki işlemlerin yanısıra bundan sonra da olağanüstü hal kapsamında söz konusu olabilecek benzer işlemlere de Komisyonun bakabilmesini sağlayacak esnek bir sistem oluşturulmaktadır.
Diğer yandan 6749 sayılı Kanun uyarınca, yüksek mahkemelerce ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca meslekten çıkartılan yüksek mahkeme üyeleri ile hâkim ve savcılara ilişkin olarak da, uygulamada karşılaşılan tereddütler sebebiyle başvurulacak idari yargı yolu hususunun açık bir şekilde düzenlenmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Burada 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununda öngörülen meslekten çıkarma .müessesesine benzer şekilde, bu davaların doğrudan Danıştayda açılması usulü getirilmiştir.
Türkiye, demokrasisini yine demokrasi içinde kalarak korumakta, sorunlarını hukuk devleti prensipleri çerçevesinde çözmekte kararlıdır. Ülkemiz herkesin hak arama hürriyetine sahip olduğu, kişi ve kuruluşların haklarında sonuç doğuran tüm işlem ve eylemlere karşı idari ve yargısal denetim mekanizmalarına başvurabildiği bir ülke konumundadır. Olağanüstü hal kapsamında darbe ve terör tehdidine karşı'alınan tedbirler de zaten Türkiye'nin böyle bir ülke olarak kalabilmesi amacıyla alınmış ve alınmaya devam etmektedir.