Nükleer enerjinin barışçıl amaçlı kullanımı sırasında güvenliğin sağlanması ve sürdürülmesi ile faaliyetin radyasyonun olası zararlı etkilerinden korunarak yerine getirilmesinde tarafların önemli sorumlulukları bulunmaktadır. Nükleer enerji kullanımı sırasında nükleer güvenlik ve nükleer emniyetin sağlanması bakımından birincil sorumluluğun yetkilendirilen kişiye ait olmasının yanı sıra bu sorumluluğun gereklerinin etkin bir şekilde yerine getirilmesi, düzenleyici ve denetleyici faaliyetlerde bulunan bir kamu kurumu tarafından garanti altına alınmak zorundadır. Bu nedenle nükleer enerji kullanımında; kamu kesimi dâhil ilgili tüm tarafların yetki ve yükümlülükleri ile sorumluluklarının belirlenmesi gerekmektedir.
Ülkemizde nükleer enerji çalışmaları, 27/8/1956 tarihli ve 6821 sayılı Atom Enerjisi Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun ile Başbakanlığa bağlı olarak kurulan “Atom Enerjisi Komisyonu” ile başlamıştır. Bu Komisyon, 9/7/1982 tarihli ve 2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu ile Başbakana bağlı olarak “Türkiye Atom Enerjisi Kurumu” adı ile kamu tüzel kişiliğini haiz olmak üzere yeniden yapılandırılmıştır. TAEK, 27/11/2002 tarihli ve 24949 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığının 26/11/2002 tarihli ve D-l-2002-792 sayılı onayı ile 27/9/1984 tarihli ve 3046 sayılı Kanunun mülga 10 uncu maddesine istinaden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlanmıştır. 2690 sayılı Kanunda TAEK’in görevleri; atom enerjisinin barışçıl amaçlarla ülke yararına kullanılmasını sağlamak, temel ilke ve politikaları belirleyip önermek, atom enerjisi ile ilgili bilimsel, teknik ve idari çalışmaları yapmak, düzenlemek, desteklemek, koordine etmek ve denetlemek olarak sayılmıştı. TAEK, nükleer enerji ile ilgili olarak her konuda yetkili kurum olarak teşkil edilmişti.
TAEK’in düzenleyici ve denetleyici işlevleriyle beraber icrai işlevleri de bulunmaktaydı.
Nükleer enerji alanının, düzenleyici ve denetleyici kurum işlevleriyle icrai işlevlerinin birbirinden ayrılması zorunluluk arz ettiğinden, bu görevlerin birbirinden ayrılması suretiyle düzenleyici ve denetleyici görevleri yerine getirmek üzere 2/7/2018 tarihli ve 702 sayılı Nükleer Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Nükleer Düzenleme Kurumu kurulmuştur. Ancak bu Kanun Hükmünde Kararname, Anayasa Mahkemesinin 30/12/2020 tarihli ve E.:2018/l15; K.:2020/81 sayılı kararı ile iptal edilmiş, söz konusu kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi hüküm altına alınmıştır. Bu doğrultuda Nükleer Düzenleme Kanunu hazırlanarak, 2/7/2018 tarihli ve 702 sayılı Nükleer Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Anayasa Mahkemesinin 30/12/2020 tarihli ve E.:2018/115;
K.:2020/81 sayılı kararı ile iptal edilmesiyle doğan hukuki boşluğun giderilmesi amaçlanmıştır.
Nükleer Düzenleme Kanunu hazırlanırken ülkemizin üyesi olduğu Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından yayımlanan nükleer enerji kullanımı sırasında radyasyondan korunmanın teminine yönelik şartlar ve kılavuzlar; Ülkemizin taraf olduğu “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Andlaşma”, “Nükleer Terörizmin Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşme”, “Nükleer Güvenlik Sözleşmesi”, “29/7/1960 tarihli Nükleer Enerji Sahasında Hukuki Mesuliyete Dair Sözleşme (Paris Sözleşmesi)”, “Viyana ve Paris Sözleşmelerinin Uygulanmasına İlişkin Ortak Protokol”, “Nükleer Maddelerin ve Nükleer Tesislerin Fiziksel Korunması Hakkında Sözleşme”, “Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması”, “Nükleer Kaza Halinde Erken Bildirim Sözleşmesi”, “Nükleer Kaza veya Radyolojik Acil Hallerde Yardımlaşma Sözleşmesi” ve “Kullanılmış Yakıt İdaresinin ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği Üzerine Birleşik Sözleşme” ile üyelik sürecinde olduğumuz Avrupa Birliği’nin müktesebatında öngörüldüğü şekilde nükleer enerji kullanımı sırasında çalışanların, halkın, çevrenin ve gelecek nesillerin radyasyondan korunmasına yönelik yükümlülüklerimizi kapsayacak güncel bir hukuki altyapı oluşturulmasını, bu çerçevede uygulayıcı, teşvik edici tüm unsur ve kurumlardan bağımsız, etkin, uygun yetkilerle ve imkânlarla donatılmış bir düzenleyici kuruluşun teşkili amaçlanmıştır.
Malumları olduğu üzere ülkemiz, uluslararası toplumun işbirliği içerisinde nükleer silahların yayılmasının önlenmesi hedef, çaba ve düzenlemeleri hususunda istikrarlı bir ulusal ve uluslararası duruş sergilemektedir. Bu kapsamda, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Andlaşma ve Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması gibi uluslararası anlaşmalara taraf olan ülkemizde, nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanımına atfedilen öneme vurgu yapmak amacıyla Kanununda “barışçıl kullanım ilkesi” ve “nükleer güvence” konularına azami derecede önem gösterilmiş ve muhtelif hükümlerde bu kapsamda düzenlemelere yer verilmiştir.
Dünyada nükleer enerji alanında üçüncü kişilere karşı hukuki sorumluluk rejimleri, münferit ülke uygulamalarından başka esasen iki uluslararası sözleşme çerçevesinde şekillenmiştir: 29/7/1960 tarihli Nükleer Enerji Sahasında Hukuki Mesuliyete Dair Sözleşme (Paris Sözleşmesi) ve 21/5/1963 tarihli Nükleer Zararlar Hakkında Hukuki Sorumluluğa İlişkin Viyana Sözleşmesi. Paris ve Viyana Sözleşmeleri ile oluşturulan ortak sorumluluk rejimi yanında ayrıca olası bir kaza durumunda her iki sözleşmenin eş zamanlı olarak uygulanmasından kaynaklanacak ihtilafları ortadan kaldırmak ve bu sözleşmeler arasında bir köprü kurmak amacıyla, 21/9/1988 tarihinde Viyana ve Paris Sözleşmelerinin Uygulanmasına İlişkin Ortak Protokol kabul edilmiş ve böylece söz konusu sözleşmelerle ortaya konulan hukuki sorumluluk rejimi coğrafi açıdan daha geniş bir alanda etkili kılınmıştır. Paris ve Viyana Sözleşmeleri temelde aynı ilkelere dayanmakta olup sözleşme tarafları arasında ortak bir sorumluluk rejimi oluşturmak amacıyla genel düzenlemeler öngörmekte; milli hukuklarında gerekli gördükleri tamamlayıcı düzenlemeleri yapmak açısından ise taraf devletleri serbest bırakmaktadır.
Ülkemiz, 1964 ve 1982 tarihli Ek Protokoller ile yenilenen Nükleer Enerji Sahasında Hukuki Mesuliyete Dair Sözleşme’ye (Paris Sözleşmesi’ne) ve Viyana ve Paris Sözleşmelerinin Uygulanmasına İlişkin Ortak Protokol’e taraf bulunmaktadır. Paris Sözleşmesi, son olarak 12/2/2004 tarihinde kabul edilen ve aynı tarihte imzaya açılan Nükleer Enerji Alanında Üçüncü Şahıslara Karşı Hukuki Mesuliyete Dair Sözleşmeyi Değiştiren Protokol (2004 Protokolü) ile önemli ölçüde değişikliğe uğramıştır. Ülkemizin de dâhil olduğu on altı devlet tarafından imzalanan 2004 Protokolü 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bahsi geçen protokol, ülkemiz için ise 4/1/2022 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.
Bu Kanunda yer alan “Nükleer Hadiselerden Kaynaklanan Nükleer Zararlar Hakkındaki Hukuki Sorumluluk” Bölümü ile nükleer santral işletenin, nükleer tesisinde ya da nükleer maddelerin taşınması esnasında meydana gelen bir nükleer hadiseden kaynaklanan zararlardan kendisinin, personelinin ve tesisle ilgili teknoloji, mal ve hizmet sağlayanların herhangi bir kusurunun olup olmadığına bakılmaksızın ve münhasıran sorumlu olacağı esası kabul edilmektedir. Bu kapsamda, uluslararası düzenlemeler ile uyumlu olarak söz konusu sorumluluğun istisnalarına yer verilmekte ve bu düzenlemelerin çizdiği çerçeve dâhilinde sorumluluk, miktar ve zaman açısından sınırlandırılmaktadır. İlaveten, olası bir kaza halinde işletenin malvarlığının tamamına yakınının yitirilmesi ve kaza neticesinde ortaya çıkan tazminat taleplerinin karşılanamaması gibi olumsuz durumların önüne geçmek adına sorumluluğun sigorta veya diğer mali güvenceler ile teminat altına alınması zorunluluğu öngörülmektedir. Kanun hükümleri kaleme alınırken, hâlihazırda tarafı olduğumuz ve ülkemiz iç hukukunda bir kanun hükmünde olan Paris Sözleşmesi’nin kurduğu hukuki sorumluluk rejimindeki norm ve ilkelere bütünüyle sadık kalınmış, Paris Sözleşmesi’nin iç hukukta düzenleme bakımından takdir yetkisi bıraktığı hususlarda ise kamu yararı gözetilmiştir.
Kanunda ayrıca ceza hükümleri ve idari yaptırımlar düzenlenmiştir. Ceza hükümleri ile nükleer maddelerin, barışçıl amaçlar dışında kullanılmak amacıyla kanun dışı yollarla elde edilmesini önlemeye yönelik olarak, nükleer maddelerin kullanımı, taşınması veya depolanması sırasında alınması gereken fiziksel korunma önlemlerinin esaslarını düzenleyen Ülkemizin tarafı olduğu Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Sözleşmesi hükümleri uyarınca alınması gereken tedbirlere yönelik iç hukukta düzenleme yapılmış; suçlar, uygun cezalarla müeyyide altına alınmıştır. Yine Ülkemizin tarafı olduğu Nükleer Terörizmin Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşme, yasadışı biçimde kasten ölüme veya vücutta ciddi yaralanmaya sebep olma veya mülkte ya da çevrede maddi hasara yol açma niyetiyle radyoaktif maddeye sahip olmayı, radyoaktif cihaz imal etmeyi ve böyle bir cihaza sahip olmayı suç olarak tanımlamakta ve taraf devletlere bu suçları ulusal hukuklarında cezai müeyyideye tabi suçlar olarak ihdas etme ve bu suçların ağır tabiatta olduklarını dikkate almak suretiyle uygun cezalarla cezalandırma yükümlülüğü getirdiğinden ceza hükümleri ile bu uluslararası sözleşmenin gereği yerine getirilmiştir. Kanunda ayrıca halkı, çalışanları, çevreyi ve gelecek nesilleri iyonlaştırıcı radyasyonun olası zararlı etkilerinden korumayı teminen idari yaptırımlar öngörülmüştür.
Kanunda, barışçıl kullanım ilkesi esas alınarak, ● Nükleer enerji ve iyonlaştırıcı radyasyona ilişkin faaliyetlerin yürütülmesi sırasında çalışanların, halkın, çevrenin ve gelecek nesillerin iyonlaştırıcı radyasyonun olası zararlı etkilerinden korunmasına yönelik uygulanması gereken ilke ve esaslar, ● Tarafların sorumlulukları, ● Nükleer hadiselerden kaynaklanan nükleer zararlar hakkındaki hukuki sorumluluk, ● Nükleer enerji ve iyonlaştırıcı radyasyona ilişkin faaliyetler üzerinde düzenleyici kontrol yetkisini haiz Nükleer Düzenleme Kurumunun yetki ve sorumlulukları, belirlenmiştir.
Ayrıca bu Kanun ile 9/11/2007 tarihli ve 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanunda yer verilmeyen hususlar ile birlikte anılan Kanun kapsamındaki düzenlemeler de dünyadaki diğer uygulamalar göz önüne alınarak revize edildiğinden 5710 sayılı Kanunun nükleer düzenlemeye ilişkin hükümleri ilga edilmiştir.
Ek olarak nükleer düzenleyici kuruma, görevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı her türlü analiz, danışmanlık, gözetim, inceleme, araştırma, muayene, test, kontrol, eğitim ve sertifikalandırma gibi teknik destek hizmetlerini sağlamak üzere, özel hukuk hükümlerine tabi anonim şirket niteliğinde bir şirket kurulmuştur.