(12/6/1933 tarihli ve 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
Madde gerekçesi
Ülkemizde 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanunun 23 üncü maddesine dayanılarak lif, tohum, sap ve benzeri amaçlarla kenevir yetiştiriciliğine izni verilebilmektedir. Bununla birlikte, son yıllarda dünyada kenevir ve kenevirden elde edilen ürünler yaygınlaşmış ve birçok ülkede lif ve tohum amacı yanında ilaç etken maddesi üretimi amaçlı kenevir üretimine yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Bu nedenle, Dünyada yaşanan gelişmeler çerçevesinde ilaç ve gıda takviyesi ile diğer endüstriyel alanlarda kenevir üretiminin ve ürün çeşitliliğinin artırılmasına; Ülkemizin üretim potansiyeli dikkate alındığında, çiftçimizin de bundan pay alabilmesi için izinli olarak ilaç etken maddesi üretimi amaçlı kenevir üretimini gerçekleştirmek üzere Kanun değişikliği öngörülmüştür.
3- 4- 5- (18/4/2006 tarihli ve 5488 sayılı Tarım Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
Madde gerekçesi
Tarımsal üretimin en önemli kaynağı olan toprak ve su kaynaklarının sürdürülebilirlik ilkesi çerçevesinde tarım işletmeleri tarafından kullanımı önem arz etmektedir. Buna karşılık bitkisel üretimde yeterlilik oranı yüksek olan meyve alanları artarken, halkımızın beslenmesinde stratejik öneme sahip hububat, baklagil ve yağlı tohumlar gibi ürünlerin içerisinde olduğu tarla bitkilerinin üretim alanları daralmakta, su tüketimi fazla olan bitkiler yeraltı suyu kullanılmak suretiyle üretilmeye çalışılmakta, hayvancılık işletmelerinin kurulmasında mera varlığı veya yem kaynağını dikkate almayan çiftçi tercihleri ortaya çıkmaktadır. Bu durum hem üretim miktarında dalgalanmalara neden olarak çiftçi gelirlerini olumsuz etkilemekte, hem de ülke kaynaklarının sürdürülebilir kullanımına zarar vermektedir.
Tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanımını ve tahribatını önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak amacıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırmaya yönelik olarak Anayasamızın 45 inci maddesinde devletin görevleri arasında belirtilen hususları eksiksizce yerine getirmek üzere yeni kanuni düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.
Tarım Kanununda yapılacak bu düzenlemeyle, tarım politikalarının amaçları, ilkeleri ve öncelikleri doğrultusunda ülkemizde tarımsal üretimi planlamak, gıda güvencesi ve güvenliğini temin etmek üzere belirlenecek ürün veya ürün gruplarında arz ve talep miktarı ile yeterlilik derecesine göre tarım havzası veya işletme bazında asgari ve azami üretim miktarlarını tespit ederek çiftçilerimizin üretim öncesi Bakanlıktan izin almasını sağlayacak bir yetkilendirme söz konusu olacaktır.
İlave edilmesi öngörülen düzenlemeyle Bakanlık belirleyeceği ürün türlerinin yetiştirilebilmesi için onay prosedürü geliştirecek olup düzenleme sayesinde münavebeli ekim, dikimin temin edilerek üretim yapılan toprağın kalitesinin korunması, tarımsal sulama yönetiminin imkân ve ihtiyaçlara uygun olarak gerçekleştirilmesi ve buna uygun bir bitki deseni temin edilebilecektir. Ayrıca ürünlerdeki fiyat dalgalanmalarının önüne geçilebilmesi amacıyla arz talep dengesinin muhafazası doğrultusunda planlama yapılması mümkün olabilecektir. Ayrıca hüküm ile Tarım ve Orman Bakanlığı’nca arz ve talep miktarı ile yeterlilik derecesini dikkate alarak onay verilen asgari ve azami üretim miktarları belirlenen ürün ve ürün çeşitleri dışında ürün üretilmesinin önüne geçilerek ürün planlamasının yapılabilmesi, gıda güvencesi ve güvenliğinin temin edilmesi, verimliliğin artırılması, çevrenin korunması ve sürdürülebilirliğin tesis edilmesi öngörülmektedir.
7- 8- (10/7/1953 tarihli ve 6132 sayılı At Yarışları Hakkında Kanun ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
Madde gerekçesi
Madde ile 6132 sayılı At Yarışları Kanununun 1 inci maddesine ilave edilecek fıkra ile mahalli olmayan koşulara katılacak olan safkan at ırklarının, bu ırklar arasında yapılacak yarış sayısının dağılımını, bu ırkların yetiştirme ve geldikleri soylarına bağlı olarak katılabilecekleri yarış çeşitlerini ve tiplerini, hangi hipodromlarda hangi safkan ırk, yetiştirme ve hangi soylardan gelen atların koşabileceğini belirlemek ve yıllık yarış programları ile ilan etme konusunda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yetkilendirilmesi öngörülmüştür.
Madde 7- Doping ürünü olarak kabul edilen farklı yasaklı maddelerin atta yarattığı metabolik etki farklı olmasına karşın, uygulamalarımızda tüm yasaklı maddelere aynı ceza uygulanmaktadır.
Dünyanın önde gelen yarışçılık ülkelerindeki doping kontrol kuralları ve cezai prosedürler, yasaklı maddeleri, medikal / tedavi amaçlı kullanılan yarış günü yasaklı maddeler ve tüm zamanlarda yasaklı olan diğer maddeler olmak üzere iki genel grupta ele almaktadır. Tedavi amaçlı kullanılıp yarış günü yasaklı olarak geçen maddelerin pozitif çıkması, söz konusu maddelerin tedavi sonrasında vücuttan atılma sürelerine bağlı olarak ortaya çıkmakta iken, diğeri yani tüm zamanlarda yasaklı olan maddeler ise direkt performans arttırma amacıyla kullanıldığı için uygulanan cezalar da bu doğrultuda farklılık göstermektedir. Tüm zamanlarda yasaklı olan herhangi bir maddenin doping kontrolünde pozitif çıkması durumunda uygulanan cezalar diğer tedavi amaçlı gruba göre daha ağır olmaktadır.
Yapılacak değişiklik ile yasaklı maddeler listesinde yer alan ve performans artırmak amacı ile kullanılan maddelerin uygulanması durumunda uygulanacak cezalar artırılarak fiilin niteliğine göre ağırlık derecesi farklılaştırılmış cezalar belirlenmiş olacaktır.
Mevcut mevzuat hükümlerince sadece koşulara kayıtlı olan atlardan yarış günü numune alınabilmektedir, daha etkin bir mücadele için yarışa hazırlık aşamasında da numune alınabilmesinin önü açılarak, numune alma sıklığı artırılmış olacak ve hayvan sağlığı ve refahının sağlanması yanında yarışların şeffaf ve dürüstlük içerisinde gerçekleştirildiğine ilişkin imaj güçlendirilecektir.
Madde 8- Madde ile 6132 sayılı Kanuna geçici madde eklenmekte olup, Kanunun 4 üncü maddesinde yapılacak değişiklik ile birlikte ceza uygulamasında ortaya çıkacak olan yeniliklere uygun olarak yeni bir başlangıç yapılacak ve bu maddeyi ihdas edecek Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce işlenmiş fiiller sebebiyle verilmiş cezalar sonuçları ile birlikte ortadan kaldırılacaktır.
10- 11- 12- 13- 14- 15- 16- 17- 18- 19- 20- 21- 22- 23- 24- 25- 26- 27- 28- 29- 30- 31- 32- (31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
Madde gerekçesi
Devlet ormanlarına nakil vasıtaları ile yıkıntı veya inşaat atığı atmak ya da hafriyat veya çöp dökmek suretiyle ormanlara, doğal hayata ve çevreye zarar verilmekte olup kamuoyunda bu sorun infiale sebep olmaktadır. Her yıl ormanlarımızda bu kapsamda yaklaşık 250 adet suç işlenmekte olup
1.500 hektar orman alanı zarar görmektedir.
Her ne kadar Çevre Kanunu’nda ormanları kapsayacak şekilde çevreye çöp dökülmesi suçu ve cezası genel olarak yer alsa da orman alanlarında işlenen suçların 2872 sayılı Çevre Kanununa göre özel bir kanun olan 6831 sayılı Orman Kanunu’nda düzenlenmesinin, kanunun uygulanması ve caydırıcılığı arttıracağı öngörülmektedir.
Madde 10- 3213 sayılı Maden Kanununun 7 nci maddesinde yer alan madencilik faaliyetleri ile ilgili olarak yapılacak her türlü kısıtlamanın ancak kanun ile düzenleneceğine dair hüküm gereği; madencilik faaliyetlerine orman sayılan alanlarda izin verilirken, verimli orman alanlarının azami olarak korunması ve geliştirilmesi maksadı ile düzenleme yapılması gerekmektedir.
Madencilik faaliyetlerinin sona ermesi neticesinde idareye teslim edilen veya terk edilen doğal yapısı bozulmuş orman alanlarının rehabilitesi maksadı ile ağaçlandırmaya hazır hale getirilmesi işlemi kanuna göre yalnızca belediyeler aracılığı ile yapılmakta olduğundan, bu işlemlerin özel sektöre yaptırılabilme imkanı getirilerek rehabilite işlemlerinin daha hızlı yürütülmesi sağlanacaktır.
Madde 11- 6831 sayılı Orman Kanununun 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik ile ; ormanların kanun dışı müdahalelerden korunması için sınırları kesinleşmiş orman alanlarında devam eden her türlü bina ve tesis inşaatlarının suç tutanağı düzenlenmesi aşamasında durdurulamaması veya yıkılamaması sonucu inşaatlara devam edilmesi nedeniyle kovuşturma sonucunda verilecek kararların infazı güçleşmekte, halk ile zaman zaman karşı karşıya gelinmekte ve yıkımı yapılacak binalar için ülke kaynakları harcanarak israfa yol açılmaktadır.
Açma-yerleşme ve işgal suçları 2008 yılında 4.578 adetten, 2018 yılında 6.686 adete, 2020 yılında 9.708 adete, 2021 yılında ise 12.030 adete yükselmiş olup her yıl artarak devam etmektedir. Anayasal güvence altında olan orman alanlarının işgali ile yapılan milyarlarca TL harcama nedeniyle ülke ekonomisinde kaynak israfı yaşanmaktadır.
34- 35- (3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
Madde gerekçesi
Orman yangınlarını söndürme çalışmalarında fiilen görevli olanların 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamından yararlanabilmeleri için “Amaç” maddesinde açıkça belirtilmesi zorunlu olduğundan, orman yangınlarını söndürme çalışmalarında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olanlardan Orman Genel Müdürlüğü çalışanları, tüm kamu kurum ve kuruluşlarının personeli ile Orman Kanununun 69 uncu maddesi kapsamında görevlendirilen gönüllülerin kapsama alınması hedeflenmiştir.
Madde 34- Orman yangınlarını söndürme çalışmalarında fiilen görevli olanların 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamından yararlanabilmeleri için “Kapsam” maddesinde açıkça belirtilmesi zorunlu olduğundan orman yangınlarını söndürme çalışmalarında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olanlardan Orman Genel Müdürlüğü çalışanları, tüm kamu kurum ve kuruluşlarının personeli ile Orman Kanununun 69 uncu maddesi kapsamında görevlendirilen gönüllülerin kapsama alınması hedeflenmiştir.
Madde 35- Orman yangınlarını söndürme çalışmalarında fiilen görevli olanların 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamına alınması halinde geriye dönük taleplerin karşılanabilmesi için 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yaralananlar, engelli hale gelenler veya ölenlerin ve gönüllüler yönünden ise kanunun yürürlüğe girdiği 19/4/2018 tarihinden itibaren faydalanmaları için geçici maddenin eklenmesi öngörülmektedir. Ancak bu kişilere nakdi tazminat hakları saklı kalmak kaydıyla bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönem için geriye dönük olarak herhangi bir ödeme yapılmaması ve 6831 sayılı Orman Kanununun 71 inci maddesi kapsamında tazminat alanlara bu kanun kapsamında mükerrer ödeme yapılmaması hedeflenmektedir.
(21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
Madde gerekçesi
6831 sayılı Orman Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi uyarınca orman sınırları dışına çıkarma işlemlerinin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü kadastro ekipleri tarafından 3402 sayılı Kadastro Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan sağlanacak teknik personel takviye edilerek müstakilen yapılabilmesi, bu çalışmalara yönelik itirazların da yine aynı Kurumun kadastro komisyonları tarafından incelenip sonuçlandırılması amacıyla getirilen düzenleme ile bütün kadastral çalışmaların birlikte yapılıp eş zamanlı olarak ilan edilmesi sağlanarak zaman ve kaynak tasarrufu yapılması hedeflenmektedir.
Ayrıca düzenleme ile Orman Kanununun 7 ve devamı maddeleri gereğince orman kadastrosu ve fenni hata düzeltme çalışmalarının orman kadastro komisyonu yanında kadastro ekiplerince yapıldığı hususu da göz önünde tutularak benzer şekilde 2/B uygulamalarının da kadastro ekiplerince yapılmasına imkân verilmesi ve söz konusu kadastro ekibine Orman Genel Müdürlüğü tarafından ilaveten orman kadastro komisyonlarında en az iki yıl çalışmış bir yüksek orman mühendisi veya orman mühendisi ile bir yüksek ziraat mühendisi veya ziraat mühendisi görevlendirilmesinin temini hedeflenmektedir.
(3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
Madde gerekçesi
Tarımsal üretim; insanların gıda teminini sağlamasının yanında, üretim araçlarının kullanılması ile hem yatırım aynı zamanda istihdam sağlamaya olanak veren üretim faaliyetidir. Bu bağlamda tarımsal üretimin gerçekleştirilmesi kırsal kalkınma açısından da önemli olup, tarımsal üretimin devamlılığını sağlamaya yönelik tedbirler alınması gerekmektedir.
Günümüzde gıda güvenliğinin ve üretimin sürdürülebilirliği önem arz etmekte olup, son yıllarda vuku bulan Covid-19 pandemisi, iklim değişikliği gibi nedenlerle tarımsal üretim ülkelerin öncelik sıralaması bakımından üst sıralara çıkmıştır. Ülkemizde yaklaşık 656 bin hektar gerçek veya tüzel kişilerin mülkiyetinde olan tarım arazileri; hisselilik, parçalılık, mülkiyet ihtilafları, göç gibi nedenlerle atıl durumda bulunmaktadır.
Ülkemizin gıda güvenliği, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanması, atıl durumda bulunan tarım arazilerinin tarımsal üretime kazandırılması; üretim planlanması ve tarım arazilerinin etkin ve verimli kullanımı açılarından önem arz etmektedir. Tarım ve Orman Bakanlığı kayıtlarında tarım arazilerinin yaklaşık % 63’ü Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı durumdadır.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nca gerek arazi alım-satımı gerekse kiracılık konularında, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 8/K maddesi uyarınca aracılık faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi planlanmış olup kiralamaya konu atıl tarım arazisinin ilanı ve kira sözleşmesinin hazırlanması gibi iş ve işlemler dijital ortamda gerçekleştirilebilecektir.
Ülkemizde yaklaşık 656 bin hektar tarım arazisi çeşitli nedenlerle atıl durumda olduğundan, söz konusu arazilerin üretime kazandırılmasıyla yıllık yaklaşık 14 Milyar TL ekonomik kaybın önüne geçilebilecektir.
Dolayısıyla yukarıda belirtilen nedenlerle tarımsal üretim imkânı olan arazilerin atıl halde kalması milli ekonomimiz açısından büyük bir kayıp oluşturduğu gibi, aynı zamanda gıda arz güvenliğimizin sağlanmasına yönelik üretim planlamalarını da olumsuz yönde etkilemektedir.
Yapılacak kanuni düzenleme ile bu şekilde atıl durumda bulunan arazilerin özüne ve mülkiyet hakkına dokunulmaksızın, kamu yararı gözetilerek üretime kazandırılması ve bu şekilde ülke ekonomisine katkı sağlanması amaçlanmaktadır.
Malikleri veya hak sahipleri tarafından uzun süredir işlenmeyen veya mülkiyeti ihtilafları nedeniyle işlenmeyen tarım arazilerinin devlet eliyle veya yetkilendireceği kurum veya kuruluşlar eliyle tarımsal üretim yapacaklara kiralanabilmesi ve kira gelirlerinin hak sahiplerine verilmesi şeklindeki bir yöntem hem ekonomiye katkı sağlayacak hem de tek başına arazisinden bir gelir elde edemeyen vatandaşlara ek gelir sağlayabilecektir.
(4/5/2007 tarihli ve 5648 sayılı Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Hizmetleri Hakkında Kanun ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
Madde gerekçesi
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumundaki personel ihtiyacına istinaden dört yıllık lisans mezunu olup uzun süredir geçici mahiyetteki kısmi zamanlı uzman statüsünde istihdam edilmekte olan personelin bu geçici statüden çıkarılarak kalıcı ve sürekli istihdamına dönülmesi zaruri hale gelmiştir. Uzunca bir süre Kurum merkez ve taşra teşkilatı emrinde görev yaparak almış oldukları prosedürle eğitimler ve Kurum faaliyet alanında tecrübeleri nedeniyle yetişmiş personel ihtiyacının karşılanmasına katkıda bulunan; ancak geçici mahiyetteki kısmi zamanlı uzman statüsünde istihdam edilen personelin bu geçici statüden çıkarılarak kalıcı ve sürekli istihdam şeklinde durumlarına uygun idari uzman statüsünde Kurumda görevlerine devam etmelerine yönelik düzenleme yapılması gereği hâsıl olmuştur.
(19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
Madde gerekçesi
Orman köylülerinden ormancılık faaliyetlerinde vahidi fiyatla çalışanlara kendi mülki hudutları içerisinde istihsali yapılan oduna dayalı orman ürünlerinin satış gelirlerinden üretim giderleri düşüldükten sonra kalan tutarın %10’nuna kadarının ayni veya nakdi olarak dağıtılması hedeflenmektedir. Böylelikle orman köylüsü yerinde kalkındırılarak, kırsaldan şehre göçün önlenmesi, şehirden kırsala göçün teşvik edilmesi ile orman işçiliğinde çalışacak nüfusun artırılması sağlanacaktır.
MADDE 1- (1) 6/2/2023 tarihinde meydana gelen depremler nedeniyle olağanüstü hal ilan edilen illerde faaliyet gösteren kooperatifler ile üst kuruluşları, 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu kapsamında olağan genel kurul toplantılarını 31/12/2023 tarihine kadar, yapı kooperatifleri ve üst kuruluşları ise olağan genel kurullarını 2023 mali yılı olağan genel kurul toplantısı ile birleştirerek 30/6/2024 tarihine kadar yapabilirler. Ancak bu illerde ortakları bulunan tarımsal amaçlı kooperatif birlikleri ile bunların merkez birliklerinin genel kurul toplantıları 31/12/2023 tarihinden önce yapılamaz. Bu tarihlere kadar görev süreleri dolacak olan mevcut organların görev, yetki ve sorumlulukları yapılacak olan genel kurul toplantısına kadar devam eder.
(2) 6/2/2023 tarihinde meydana gelen depremler nedeniyle olağanüstü hal ilan edilen illerde faaliyet gösteren 11/6/2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ile 29/6/2004 tarihli ve 5200 sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunu kapsamındaki birliklerin genel kurul toplantıları 31/12/2023 tarihine kadar yapılır. Bu birliklerin üst örgütlenmesi olan merkez birliklerinin genel kurul toplantıları ise 31/12/2023 tarihinden önce yapılamaz. Mevcut organların görev, yetki ve sorumlulukları yapılacak olan genel kurul toplantısına kadar devam eder.
Tarımsal faaliyetlerin Bakanlıktan izin alınarak yürütülmesi ile tam kayıtlılığa, etkin izlemeye ve kaynakların optimum kullanımına imkan sağlanarak tarımsal hasılada artış gerçekleşecektir. Bakanlıktan izin almadan faaliyette bulunmayı engelleyerek, Kanunda öngörülen üretim planlamasını güçlendirmek üzere uyarı, belirli süre desteklerden yararlandırmama veya idari para cezası şeklinde kademeli bir yaptırım öngörülmektedir. Desteklerden yararlandırmamaya ilişkin olarak Kanunun 23 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile uyumlu olacak şekilde beş yıllık süre belirlenmiştir. Bu doğrultuda, hükme aykırı davrananların ise öncelikle yazılı olarak uyarılması, uyarıya rağmen 12 ay içerisinde ihlalin giderilmemesi halinde kademeli olarak önce, 5488 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinde de yer alan beş yıl boyunca tüm desteklemelerden yasaklanmasına yönelik düzenleme getirilmekte, bir sonraki yıl için ihlalin devamı halinde, ürün grubuna göre bu faaliyetten elde edilecek yıllık brüt hasılasının yüzde birinden beşine kadar, çok yıllık üretim faaliyetlerinde ise aykırı faaliyette bulunduğu tespit edilen her yıl için bu faaliyetten elde edilecek yıllık brüt hasılasının yüzde birinden beşine kadar mahalli mülki amirce idari para cezası verilmesi öngörülmektedir.
İdari para cezasının hesaplanması, esas brüt hasıla, bir önceki takvim yılında Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan üretimin yapıldığı il genelinin ortalama verim değeri ile rayiç fiyat dikkate alınarak yapılacak, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından verim değeri yayımlanmayan ürün ve ürün gruplarının ortalama verim değeri ise Bakanlık İl Müdürlüğünce belirlenecektir.
Bununla birlikte tarımsal faaliyetlerin bitkisel, hayvansal ve su ürünleri gibi alanlarda çok farklılık arz etmesi nedeniyle uygulamaya esas usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesine ihtiyaç duyulduğundan bu konuda Bakanlığa yetki verilmesi öngörülmektedir.
Madde 3- Tarımsal üretimin planlanmasında ve üreticinin ürettiği ürünlerin pazar sorunu yaşamamasında sözleşmeli tarımın önemi büyüktür. Özellikle tarımsal üretime dayalı sanayinin hammadde ihtiyacının karşılanarak piyasaya yeterli ve planlı işlenmiş ürün temininde sürekliliğin sağlanmasında sözleşmeli üretim olmazsa olmazdır. Ancak üreticilerin korunması açısından sözleşmeli üretime ilişkin temel kuralların konulması da elzemdir. Sözleşmeli üretimde kurallar genellikle alıcı firmalar tarafından belirlenmekte ve hazır tip sözleşmeler üreticinin önüne konulmaktadır. İki tarafın adil şartlarla sözleşme yapmaları sağlanarak hak ve yükümlülüklerde dengenin korunması yasal düzenlemeyi zorunlu kılmaktadır.
Alıcı ve satıcı arasında düzenlenecek üretim sözleşmeleri ile hasat öncesinde çiftçilerin pazarlama sorununun ortadan kaldırılması, sanayicilerin ise istediği miktar ve kalitede hammaddeye ulaşması amaçlanmaktadır.
Madde ile tarımsal üretim sözleşmesinin taraflarının haklarını koruyacak ve yükümlülükleri bakımından dengeyi sağlayacak surette sözleşme genel şartlarının Tarım ve Orman Bakanlığı’nca çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesi ve bu hükümlere istinaden Bakanlıkça belirlenecek bazı ürünlerin sözleşmeli olarak üretilmesinin sağlanması amaçlanmaktadır. Yine yapılan düzenleme ile sözleşmeye tabi ürünler için getirilen sigorta yaptırma zorunluluğunun, tarımsal üretim sürecinde ortaya çıkabilecek risklerle karşı tarafların ekonomik yönden de korunmasını sağlayarak üretimin sürdürülebilirliğini tesis edeceği öngörülmektedir.
Ayrıca Tarım ve Orman Bakanlığına sözleşmeli üretimin geliştirilmesi, izlenmesi ve kontrol edilmesi amacıyla sözleşmenin taraflarını ve kapsamını içeren kayıt sistemleri oluşturma yükümlülüğü getirilmekte ve sözleşmelerin bu kayıt sistemleri kullanılmak suretiyle de düzenlenebilmesine imkân sağlanmaktadır.
Madde ile sözleşme kapsamında yazılı akde olan güvenin artırılmasını da teminen üretilen ürünlerin satışından veya alımından mücbir sebepler haricinde vazgeçilmesi halinde uygulanacak ceza koşulu düzenlenmekte ve ceza koşuluna sınır getirilmektedir. Et ve Süt Kurumu da sözleşmeli kesim yapmaktadır. Ancak Et ve Süt Kurumunun sözleşmeli kesimdeki amacı et temin etmekten çok piyasa regülasyonuna dayanmakta ve üreticiyi korumak için kesim fiyatlarının normal piyasa koşullarının altına düşmesini engelleme amacıyla kesim yapılmaktadır. Dolayısıyla Et ve Süt Kurumu tarafından sözleşmeye bağlanan kesim işlerinde fiyatın piyasada oluşan fiyatın altında kalması halinde üreticinin elindeki hayvanların üreticinin faydasını maksimize edecek şekilde piyasaya arz edebilmesine imkân tanınması ve Et ve Süt Kurumu’nun taraf olduğu sözleşmeler yönünden ceza koşulunun üretici lehine düzenlenmesi öngörülmüştür.
Sözleşmeli üretimde hukuki ihtilafların uzun sürmesi bir sonraki üretim döneminin sözleşmeye bağlanmasında aksamalara neden olmakta ve bu nedenle üretim sekteye uğrayabilmektedir. Bu nedenle hukuki uyuşmazlıkların bir an önce çözülebilmesi için öncelikle zorunlu arabuluculuk müessesesinden faydalanılması hedeflenmiş; bu aşamada uzlaşmanın temin edilememesi halinde ise basit yargılama usulüne göre davaların sonuçlandırılması öngörülmüştür. Ayrıca üretici tarafın çiftçi olması dikkate alınarak adli müzaherete benzer şekilde üreticilerin ilk başta yargılama ve takip masraflarından muaf tutulması öngörülmüş, yargılama sonucunda haksız çıkmaları halinde ise yargılama giderlerinin haksız çıkan taraftan alınması öngörülmüştür. Ayrıca sözleşmeli üretimle ilgili davalarda, üretici tarafça ihtiyati tedbir talebinde bulunulması halinde, teminattan da muaf tutulması öngörülmüştür.
Madde 4- Madde ile 5488 sayılı Tarım Kanununun geçici 2 nci maddesinde yer alan “Entegre idare ve kontrol sistemi oluşturuluncaya kadar üreticilere yapılacak bitkisel üretimle ilgili destekleme ödemelerinde çiftçi kayıt sistemi esas alınır.” hükmünün değiştirilerek %60’larda bulunan Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlılık oranı dolayısıyla destekleme sistemi için yeterli veriyi temin edemeyen Çiftçi Kayıt Sistemi’nin, Tarım ve Orman Bakanlığınca hazırlanarak uygulamaya konulmuş olan diğer kayıt sistemleriyle de ikame edilmesi öngörülmektedir.
Madde 5- Tarım Kanununun 13 üncü maddesine eklenmesi öngörülen hükümler kapsamında sözleşmeli üretim sürecinde ortaya çıkabilecek hukuki uyuşmazlıkların çözümlenebilmesi için düzenlenen dava şartı olarak arabuluculuk hükümlerinin görülmekte olan davalara uygulanmaması ve böylece hak kayıplarının önlenmesi amacıyla geçiş hükmü eklenmesi öngörülmektedir.
Orman Kanununun 17 nci maddesinde yapılacak değişiklik ile suç işlendiği an idarece olaya hemen müdahale edilmesi sağlanarak suç işlenmesinde caydırıcı bir rol oynanması hedeflenmekte olup bu suretle ülke kaynaklarının heba edilmesinin önlenmesi ve devletin tasarrufundaki milli servetimiz olan ormanlara kanun dışı müdahalelerin önüne geçilmesi sağlanarak ortak değerimiz olan ormanların daha etkin olarak korunması sağlanacaktır. Öte yandan bu tür orman suçları ile ilgili davaların yıllarca devam ettiği ve idarece, bu tesislere yargı kararı sonuna kadar müdahale edilmemesi nedeniyle suç işleme temayülünde olan kişilerin cesaretlendirildiği de dikkate alındığında, ormanların korunması ve devamlılığının tehlikeye düşürülmemesi için bu düzenlemenin elzem olduğu muhakkaktır.
Ayrıca yapılan düzenlemenin 775 sayılı Gecekondu Kanunu’nun “Yeniden gecekondu yapımının önlenmesi” başlıklı 18 inci maddesinde yer alan belediye sınırları içinde veya dışında, belediyelere, Hazineye, özel idarelere, katma bütçeli dairelere ait arazi ve arsalarda veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde yapılacak, daimi veya geçici bütün izinsiz yapıların, inşa sırasında olsun veya iskan edilmiş bulunsun, hiçbir karar alınmasına lüzum kalmaksızın yıkılacağına dair hükümde olduğu gibi izinsiz yapılar için verilen bu yıkım yetkisinin, idaremiz kolluk kuvvetlerine de verilmesi sağlanmıştır. Getirilen bu değişiklikle kesinleşmiş orman sınırları içinde bulunan yerlere tecavüz, yerleşme ve sabit tesisler inşa edilmesi halinde idarenin kendi kolluk kuvvetleriyle olaya müdahale ederek tesislerin derhal yıkılabilmesi veya ihtiyaç dahilinde ormancılık faaliyetlerinde kullanılması ve bu suretle ormanların daha etkili bir şekilde korunmasında daha etkin rol alınması ayrıca idarece yıkılmasına lüzum görülmeyen bina ve tesislerin idarece kullanılabilmesi sağlanacaktır.
Madde 12- Devlet ormanlarından kesilecek veya herhangi bir sebeple devrilmiş, kırılmış veya kesilmiş ağaçların kimler tarafından nasıl tespit edileceği, damga çeşitleri ve nakliye tezkereleri ile ilgili hususların değişen teknolojik şartların paralelinde dijitalleştirilerek yeniden belirlenmesi, daha basit, kolay ve dijital çözümlerin getirilmesi amaçlanmaktadır.
Ormancılık alanında gelişmiş teknolojilerin kullanılması konusunda faaliyet gösteren sektörlerle yapılan görüşmeler ve bilgi alışverişleri yanında dijital ürün takip sitemleri teknolojisi ve farklı ülke uygulamalarının incelenmesi sonucu kullanılan sistemin yenilenmesinin gerektiği düşünülmüştür.
Günümüzde kullanılan dijital barkod, çipli kartlar ve QR kod uygulamaları için ARGE çalışmaları yapılmakta olup bu çalışmaların kullanılması ile ekonomik ve iş gücü tasarrufu sağlanacağı gibi faaliyetlerin daha verimli ve etkin yerine getirilmesi vatandaş memnuniyetini artıracaktır.
Çıkarılacak ağaçların damgalanmasında halihazırda kullanılan klasik yöntemde damgalama işlemi sırasında asgari altı eleman çalıştırılması zorunlu iken, kullanılacak teknolojik bir çözümle ağaçların damgalanmasında kullanılan eleman sayısı yarıya indirilebilecektir.
Madde 13- Orman Kanununun 32 nci maddesinde zati ihtiyaç fiyatları maliyet bedelinin üçte biri esas alınarak hesap edilmektedir. Bu fiyat Orman Kanununun 31 inci maddesinden yararlananlar için tarife bedeli ile kesme, taşıma ve istif masrafları olarak uygulanmaktadır. Orman içinde yaşayan ana unsur olan köylülerin 31 inci madde kapsamında aldığı zati ihtiyaç fiyatları, 32 nci madde kapsamından yüksek çıkmakta olduğundan köylülerin 31 inci madde kapsamında aldığı zati ihtiyaç fiyatlarının 32 nci madde ile eşitlenmesi için bu değişikliğin yapılması faydalı olacaktır.
Madde 14- Köylerde yer sarsıntısı, yangın, heyelan, sel ve çığ yüzünden felakete uğrayanlara zati ihtiyaç alınabilmesi için muhtaçlık şartı aranmaktadır. Özellikle köylerde evi yananlar tarafından yapılan müracaatlarda muhtaçlık şartı aranması, emekli maaşı alanların veya asgari ücretli olanların muhtaç sayılmaması bu kişilerin mağdur olmasına neden olmaktadır. Bu mağduriyetin giderilmesi için muhtaçlık şartının kaldırılması faydalı olacaktır.
Madde 15- Kooperatif tarafından üretilen tomruk ve sanayi odunlarından %25 karşılığı olarak orman işletmesinden satın alınarak üçüncü kişilere satılan ürünlerden elde edilen gelirin üyelere adil olarak dağıtılmadığı yönünde yoğun şikâyetler alınmakta ve konu adli makamlara intikal ettirilmektedir. Yapılacak değişiklik ile çalışanlara ürün yerine bu üründen elde edilen geliri karşılayacak şekilde yaptıkları işten aldıkları ücret oranında ödeme yapılacaktır.
Ayrıca, köylülerin şehirlere göç etmesinin nedenlerinden biri olan sosyal güvence eksikliğinin önüne geçilmesi amacıyla 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin 4 numaralı alt bendi veya ek 5 inci maddesi kapsamında sigortalı olan kişilere orman idaresi tarafından vahidi fiyat usulü ile yaptırılan, odun üretimi, silvikültür, ağaçlandırma, toprak muhafaza, fidan ve tohum üretimi gibi işlere ait istihkak tutarlarının; ödemenin yapılacağı tarihlerde Sosyal Güvenlik Kurumuna kendi sigortalılıklarından kaynaklanan prim borcu ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunmaması şartıyla yüzde beş fazlasıyla ödenerek ormancılık faaliyetlerinde çalışacak kişilerin sağlık ve emeklilik haklarının sağlanmasına yönelik sigortalılık teşvik edilmiş olacaktır.
Kooperatiflere ilaveten % 10 istihkak fazlası nakit olarak ödenerek halihazırda piyasa fiyatından ucuz olarak % 25 oranında verilen tomruk ve sanayi odunu verilmeyecektir. Böylece orman kooperatif ve üyelerinin uğrayacağı kayıp telafi edilmiş olacaktır.
Ormancılık faaliyetlerinde kadın ve erkek olmak üzere 200.000 civarında çalışan mevcuttur. Ormancılık hizmetlerinin yürütülmesini sağlayan köylülerimizden kadınların ve erkeklerin sigorta yaptırmalarının özendirilmesi, zaman içerisinde çalışacak işgücünün kaybedilmesini önlemeye yönelik önemli bir gelişme olacaktır.
Madde 16- Yapılan değişiklik ile herhangi bir suretle satışı yapılan orman emvalinin, taşıma belgeleri ile ilgili hususların değişen teknolojik şartların paralelinde dijitalleştirilerek yeniden belirlenmesi amaçlanmıştır. Ormancılık alanında gelişmiş teknolojilerin kullanılması konusunda faaliyet gösteren sektörlerle yapılan görüşmeler ve bilgi alışverişleri yanında dijital ürün takip sitemleri teknolojisi ve farklı ülke uygulamalarının incelenmesi sonucu kullanılan sistemin yenilenmesinin gerektiği düşünülmüştür.
Günümüzde kullanılan dijital barkod, çipli kartlar ve QR kod uygulamaları için ARGE çalışmaları yapılmakta olup bu çalışmaların kullanılması ile ekonomik ve iş gücü tasarrufu sağlanacağı gibi faaliyetlerin daha verimli ve etkin yeri getirilmesi vatandaş memnuniyetini artıracaktır.
Madde 17- Yapılan değişiklik ile herhangi bir suretle satışı yapılan orman emvalinin, taşıma belgeleri ile ilgili hususların değişen teknolojik şartların paralelinde dijitalleştirilerek yeniden belirlenmesi amaçlanmıştır. Ormancılık alanında gelişmiş teknolojilerin kullanılması konusunda faaliyet gösteren sektörlerle yapılan görüşmeler ve bilgi alışverişleri yanında dijital ürün takip sitemleri teknolojisi ve farklı ülke uygulamalarının incelenmesi sonucu kullanılan sistemin yenilenmesinin gerektiği düşünülmüştür.
Günümüzde kullanılan dijital barkod, çipli kartlar ve QR kod uygulamaları için ARGE çalışmaları yapılmakta olup bu çalışmaların kullanılması ile ekonomik ve iş gücü tasarrufu sağlanacağı gibi faaliyetlerin daha verimli ve etkin yeri getirilmesi vatandaş memnuniyetini artıracaktır.
Madde 18- Kesilecek ağaçların belirlenmesinde ve elde edilen ürünlerin nakledilmesinde dijitalleşme sağlanarak daha etkin, verimli ve ekonomik takip sistemi kurulması ve bu kapsamdaki işlerle ilgili yasa dışı faaliyetlerin azaltılması hedefi doğrultusunda düzenleme yapılmaktadır.
Madde 19- Orman Kanununun 104 üncü maddesinde yangın sezonunun Mayıs ayı başından Kasım ayı sonuna kadar olduğu tarif edilmiştir. Ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz iklim kuşağında iklim değişikliğinin etkileri ile kuzey bölgelerde Aralık-Nisan ayları arasında çok sayıda yangınlar meydana gelmektedir. Aynı zamanda batı ve güney bölgelerimizde bu dönemlerde büyük yangın riskleri oluşmaktadır. Dolayısıyla yangın mevsimi olan Mayıs ayı başından Kasım ayı sonuna kadar olan dönem haricinde de yangın riskinin olduğu ve ileriki yıllarda küresel ısınma ile birlikte daha riskli mevsim şartlarının oluşmasının beklenmekte olduğu da göz önünde bulundurularak 6831 sayılı Orman Kanununun 75 inci maddesinde değişiklik yapılması öngörülmektedir.
Madde 20- 6831 sayılı Orman Kanunun 27, 41 ve 42 nci maddesinde yapılması öngörülen güncel teknolojik şartlara uygun olarak dijitalleşme yönündeki değişiklik paralelinde 89 uncu maddenin değiştirilmesi öngörülmektedir.
Madde 21- Devlet ormanlarına nakil vasıtaları ile yıkıntı veya inşaat atığı atmak ya da hafriyat veya çöp dökmek suretiyle ormanlara, doğal hayata ve çevreye zarar verilmektedir. Orman alanlarında söz konusu fiilleri işleyenlere Çevre Kanunu’nun ilgili maddelerine göre cezai işlem yapılmaktadır. Ancak bu cezalar yeterli değildir. 6831 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin (F) bendine bu fiilin yasaklanmasına ilişkin hüküm ilave edildiğinden 6831 sayılı Orman Kanununun 94 üncü maddesine getirilen düzenleme ile anılan fiilleri işleyenler hakkında Türk Ceza Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanması hedeflenmiştir.
Madde 22- 6831 sayılı Orman Kanunun 27, 41 ve 42 nci maddesinde yapılması öngörülen güncel teknolojik şartlara uygun olarak dijitalleşme yönündeki değişikliğe paralel olarak 97 nci maddede değişiklik yapılması gerekmektedir. Ayrıca ağaçları keserken dip kütükte bırakmayanlarla damgalı ya da işaretli ağaçları tespit edilen hadde nazaran daha yüksekten kesenlere, kesilen her ağaç için verilen cezaların günümüz şartlarına göre güncellenmesi öngörülmektedir.
Madde 23- 6831 sayılı Orman Kanunun 27, 41 ve 42 nci maddesinde yapılması öngörülen güncel teknolojik şartlara uygun olarak dijitalleşme yönündeki değişikliğe paralel olarak 100 üncü maddenin değiştirilmesi ve idari para cezası miktarının günümüz şartlarına uygun hale getirilmesi gerekmektedir.
Ayrıca taşıma belgesini değiştirmeden nakliyat yapanlara, ormandan kesilen ağaçlardan damgaya tabi orman emvalini damgasız, işaretlemeye tabi olanları işaretsiz olarak orman idaresinin istif yerlerine götürenlere verilen cezaların da günümüz şartlarına uygun hale getirilmesi öngörülmektedir.
Madde 24- 6831 sayılı Kanunun 69 uncu maddesi 19/4/2018 tarihli ve 7139 sayılı Kanunun 14 üncü maddesi ile değiştirilmiş olduğundan, ceza maddesi olan 105 inci maddenin de bu değişikliğe uyumlu hale getirilmesi zorunluluğu hasıl olmuştur. Aynı şekilde 69 uncu maddede kaldırılan hükümlerle ilgili olarak 105 inci maddede bulunan ceza hükümlerinin de kaldırılması öngörülmektedir.
Madde 25- 6831 sayılı Orman Kanunun 27, 41 ve 42 nci maddesinde yapılması öngörülen güncel teknolojik şartlara uygun olarak dijitalleşme yönündeki değişikliğe paralel olarak 109 uncu maddenin değiştirilmesi ve bu kanunu ihlal edenlere verilen idari para cezası miktarlarının günümüz şartlarına göre güncellenmesi gerekmektedir.
Madde 26- Ülkemizde çıkan yangınların son 10 yıllık sayısal ortalamasına bakıldığında yıllık 2.715 adet orman yangınının meydana geldiği ve bunların %88’inin insan kaynaklı yangınlar olduğu görülmektedir. Vatandaşlarımızın ihmal ve dikkatsizliklerinden, kaza sonucu ve kasıtlı olarak çıkardıkları yangınların sayısının azaltılabilmesi için Orman Kanunun 110 uncu maddesinde düzenlenen cezaların daha caydırıcı olması vatandaşların bu konuda daha dikkatli olmasını sağlayacak olup bu sayede hem orman yangını sayısı azalacak hem de yanan alan miktarı düşecektir.
Kasten orman yakılması ya da Devletin güvenliğine karşı suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt faaliyeti çerçevesinde devlet ormanlarının yakılması halinde yangının çıkış yerleri ve meteorolojik şartlara bakıldığında yanacak alanın daha fazla olması ve vatandaşların can ve mal kayıplarına neden olacak şekilde gerçekleştiği göz önüne alındığında mevcut cezaların artırılması öngörülmektedir.
Madde 27- Aynı veya komşu köy, mahalle ve beldede orman tahdidi veya orman kadastrosu çalışma alanlarında ilan edilerek kesinleşmiş orman kadastroları sonucunda kenarlaşma hataları ve diğer teknik hatalar nedeniyle aynı taşınmazların orman sayılıp sayılmaması bakımından farklı vasıflarda sınırlandırılması nedeniyle yaşanan mülkiyet sorunlarının giderilmesi ve ormanların korunması gerekmekte olup uygulamada sorunların çözümü için taşınmaz sahipleri hasım gösterilerek hukuk mahkemelerinde davalar açılmakta, taşınmaz sahipleri ve varislerinin çok sayıda olması ile taraf teşkili sağlanamamakta, davaların uzun sürmesi nedeniyle vatandaşlar mağdur olmakta ve mahkemelerin yükü artmaktadır. Bununla birlikte taşınmazlar ihtilaflı olduğundan sahipleri tarafından değerlendirilememekte ve ülke ekonomisi zarar görmektedir.
Zaman zaman, aynı çalışma alanında farklı tarihlerde yapılan Orman Kanunu uygulamaları nedeniyle kadastroya konu edilen parsellerin aynı zemini işgal etmekle birlikte farklı nitelikler taşıdığı ve farklı kullanıcılar adına tescil edilebildiği, özellikle ilk yapılan orman kadastrosu sonucu orman dışı alan olarak sınırlandırılan alanlarda yapılan tapulama çalışması ile gerçek ve tüzel kişiler adına tapuya tescil edilen taşınmazların, aynı bölgede daha sonra gerçekleştirilen orman kadastrosu uygulamaları sonucu ormanlık alanda kaldığının belirlenmesi nedeniyle, Orman İdaresi tarafından açılan davalar sonucunda vatandaşların tapuları iptal edilmekte ve açılan tazminat davalarında Hazine aleyhine önemli miktarlarda tazminat kararlarının verilmekte olduğu, bunun sonucu olarak uzun yıllar önce kazanılan mülkiyet hakkının hükümsüz hale gelmesi nedeniyle Devlet-Vatandaş ilişkisinde onarılması güç hasarların ortaya çıktığı, bu tür alanlarda kadastro sonrası yoğun mülkiyet değişimlerinin gerçekleştirildiği gözlenmektedir.
Orman kadastro komisyonları, oluşan kenarlaşma hataları ile teknik hataları düzeltmek üzere görevlendirilerek, bu tür alanlarda oluşan mülkiyet ihtilaflarının dava açılmadan çözülmesi sağlanacaktır.
Başta İstanbul, Kocaeli, Isparta, Muğla, İzmir, Antalya gibi illerimiz olmak üzere 40 ilimizde 15.000-20.000 hektar civarındaki alanda bu tür uygulamalar nedeniyle mağduriyet yaşandığı ve 15.000 civarında vatandaşımızın mağdur olduğu tahmin edilmektedir.
Madde 28- Yanan orman sahalarında hiçbir şekilde 2/B uygulaması yapılamamaktadır.
Nusretiye mahallesinde yapılan orman kadastro çalışmalarında; kadastro tutanaklarında ifade edilen ve sınırları kesin olarak tespit edilemeyen yangın iddiaları dolayısıyla 2/B uygulaması yapılmayarak vatandaşların mağduriyetine neden olunmuştur.
Bu düzenleme ile Nusretiye mahallesinde 2/B uygulamaları yapılarak vatandaşların mağduriyetleri giderilecek, orman-halk ilişkilerini olumsuz etkileyen problemler ortadan kaldırılacaktır.
Madde 29- Evvelce hususi orman statüsüne alınmış birçok taşınmaz, 6831 sayılı Orman Kanununun 52 nci maddesine aykırı olarak ifraza tabi tutularak binlerce parsel oluşturulmuştur. Yürürlükteki mevzuata göre bu taşınmazların dava konusu edilerek birleştirilmesi gerekli olup, bu hususun gerçekleştirilmesinde zorluklar yaşanmaktadır.
3 (üç) hektardan küçük olduğu halde çevresi ile birlikte bir bütün olarak değerlendirilerek orman sayılan ya da hükmen hususi orman statüsüne kavuşturulan birçok taşınmaz bulunmaktadır. Hususi orman taşınmaz malikleri genel olarak birden çok olduğundan bu maliklerin bir araya getirilerek mesul müdür atanması, amenajman planı yaptırılması ve alanda uygulama yapılması sağlanamadığından hususi ormanlardan gerektiği şekilde faydalanılamamaktadır.
Düzenleme ile hususi orman statüsüne alınmaması gerekirken orman kadastrosu çalışmaları sonucunda hususi orman olarak sınırlandırılan veya hükmen hususi orman statüsüne kavuşan taşınmazların orman kadastro komisyonları marifetiyle yeniden incelenmesi neticesinde yaklaşık
12.000 kişinin mağduriyetinin giderilmesi sağlanacak olup, önemli bir ormancılık sorunu giderilerek ülke ekonomisine değer kazandırılması hedeflenmektedir.
Sakarya, Trabzon, Kocaeli, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere yaklaşık 47 ilde 800 adet hususi orman mevcut olup alanı 25.400 hektardır. Bu ormanların 15.000 maliki bulunmaktadır ve yaklaşık
15.000 parsele bölündüğü tahmin edilmektedir. Yaklaşık 5.000 hektar alanın yapılaştığı tahmin edilmekte olup bu düzenleme ile 12.000 kişinin mağduriyetinin giderilmesi sağlanacaktır.
Madde 30- Bilindiği üzere, Kamu Görevlilerinin Geneline ve Hizmet Kollarına Yönelik Mali ve Sosyal Haklara İlişkin 2022 ve 2023 Yıllarını Kapsayan 6. Dönem Toplu Sözleşme ile itfaiye personelinden yangın ve arama kurtarma ile su baskınları ve doğal afetler kapsamındaki kurtarma çalışmalarına katılanlardan ölen veya malul hale gelenlerin 6831 sayılı Kanunun 71 inci maddesi uyarınca tazminat ödemesinden yararlanacağı düzenlenmiştir.
Madde ile herhangi bir hak kaybı yaşanmaması için, 31/12/2023 tarihine kadar meydana gelen olaylar sebebiyle tazminat ödemesine hak kazanacaklar için 6831 sayılı Kanunun bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 71 inci maddesinin uygulanmasına devam edilmesi amaçlanmaktadır.
Madde 31- Anayasanın 169 uncu maddesinde orman varlığımızın korunmasına ve geliştirilmesine özel önem verilmiştir. Orman varlığının korunmasında orman yangınlarının söndürülmesi önem arz etmektedir. Orman yangınlarının söndürülmesinde fiilen görevli olanların, çok güç şartlar altında çalıştığı, bazen günlerce yangın söndürme faaliyetinde bulundukları kamuoyunca da bilinmektedir. İç güvenlik ve asayişin korunmasında veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki konularında görevli olan Orman Genel Müdürlüğü çalışanları, 2330 sayılı Kanundan yararlanmakta; fakat Orman Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, orman yangını söndürme görevinde fiilen çalışırken yaralananlar, engelli hale gelenler veya ölenler hakkında 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanamamaktadır. Milli servet olan ormanlarımızın yanıp kül olmaması adına, bu kadar riskli bir görevi üstlenenlerin 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamından yararlanamaması Anayasamızın eşitlik prensibine aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenle ormanların savunması vatan savunmasıdır düsturuyla hareket eden orman yangınlarının söndürülmesinde fiilen görevli olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olanlardan Orman Genel Müdürlüğü çalışanları, tüm kamu kurum ve kuruluşlarının personeli ile 6831 sayılı Orman Kanununun 69 uncu maddesi kapsamında görevlendirilen gönüllülerin 2330 sayılı Kanun kapsamına alınması uygun olacaktır. Bu sebeple, mükerrer düzenlemeye mahal verilmemesi amacıyla 6831 sayılı Orman Kanununun 71 inci maddesinin yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir.
Madde 32- 26/5/1927 tarihli ve 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununun ek 9 uncu maddesinin, 17/9/2004 tarihli ve 5234 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 33/c maddesi ile yürürlükten kaldırılması ve 5234 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin dördüncü fıkrası ile getirilen düzenleme neticesinde; 1050 sayılı Kanun’ un ek 9 uncu maddesine istisna teşkil etmek amacıyla yürürlüğe konulan 6831 sayılı Orman Kanununun ek 6 ncı maddesi, fiilen uygulanabilirliğini yitirmiştir.
Bununla birlikte Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca 18/1/2022 tarihli ve 31723 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 73 Sıra No’lu Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel Tebliğinin 6 ncı ve 9 uncu maddeleri ile getirilen düzenlemelere istinaden; hem aylık gayrisafi hasılattan tahsil edilen tutarın %15’inin, hem de yıl sonu kar payının %10’ u oranında hazine hissesinin genel bütçeye irat kaydedilmek üzere yatırılması suretiyle yapılacak ödemelerin Orman Genel Müdürlüğü açısından mükerrerlik teşkil edeceği tespit edildiğinden, söz konusu mükerrerliğin giderilmesi ve fiilen uygulanabilirliği kalmayan maddenin kanun metninden çıkarılması amacıyla 6831 sayılı Orman Kanununun ek 6 ncı maddesinin yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir.
Öngörülen yöntem mülkiyetin aynına ve miras haklarına dokunmadığından Anayasa ile teminat altına alınmış olan mülkiyet hakkını zedeleyen bir yönü de bulunmamaktadır. Anayasanın 35 inci maddesinde “Herkes mülkiyet ve miras hakkına sahiptir” denildikten sonra bu hakların ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği ve mülkiyet hakkının toplum yararına aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Atıl durumda bulunan tarım arazilerinin kiralama yöntemiyle üretime kazandırılması yukarıda hükümlerine yer verilen Anayasanın 35 inci maddesinin bir gereğidir. Zira tarıma özgülenmiş arazilerin üretim amacıyla kullanılmaması ve atıl durumda bırakılmasının toplum yararına uygun olduğundan bahsedilemez. Zira tarımsal ürünler toplumun devamı için vazgeçilmez ürünlerdir.
Tarımsal üretimin devamlılığı toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde devamının teminatıdır. Atıl tarım arazilerinin işlenerek üretime kazandırılması, toplumun gıda güvenliğini temin etmek bakımından üstün bir kamu yararı barındırmaktadır. Aynı maddede mülkiyet hakkının kanunla kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir.
Aslında yapılan düzenleme ile mülkiyet hakkının sınırlandırılmasından söz edilmesi imkânı bulunmamaktadır. Zira kişinin kendisinin tarımsal faaliyette bulunmak istemesine rağmen arazisinin başkasına kiralanması söz konusu değildir. Kamu yararına binaen kullanılmayan arazinin üretime kazandırılması söz konusudur. Dolayısıyla yapılan düzenlemenin Anayasanın gereklerine uygun olduğu da açıktır. Öngörülen düzenleme ile arazinin bir yıl işlenmemesi arazi üzerinde tarımsal faaliyet yapılmadığına karine teşkil etmekte ve bu şekildeki arazilerin Tarım ve Orman Bakanlığınca veya genel hükümlere göre yetki vereceği kişi veya kurumlarca tarımsal üretim yapmaya istekli kişilere kiralanması ve elde edilen kira gelirlerinin de hak sahiplerine verilmesi düzenlenmektedir.
Hak sahiplerine ulaşılamayan veya mülkiyeti ihtilaflı arazilerin muhtemel hak sahiplerinin kira gelirlerinden kayba uğramamaları için de bu şekildeki arazilerden elde edilen gelirlerin nemalandırılarak arazilere özgülenmiş hesaplarda tutulmak suretiyle hak sahipleri belli olduğunda onlara dağıtımının sağlanması ve ayrıntıların ikincil mevzuatla düzenlenmesi öngörülmektedir.