Bilimsel alandaki gelişmeler, bireyleri ve toplumları derinden etkilemekte, onların her bakımdan donanımlı olarak yetiştirilmelerini zorunlu kılmaktadır. Bilginin baş döndürücü hızı ve zenginliği karşısında geri kalmama ve gelişmiş ülkeler arasındaki yarışta öne çıkabilmek, bu zorunluluğun yerine getirilmesiyle mümkün olabilecektir. Bilgi toplumunu meydana getirecek genç kuşaklara millî ve evrensel düzeyde değer ve düşünceler ile üstün becerilerin kalıcı bir biçimde kazandırılması ise ancak eğitim yolu ile sağlanabilir.
Ekonomik gelişimini tamamlamış ülkelerin kalkınmada eğitim sistemlerini araç olarak kullandıkları bilinmektedir. Ekonomik stratejilerin başarılı olmasında yetişmiş insan kaynağına sahip olmanın belirleyiciliği açıktır. Ekonomik gelişmeye daima eğitim ve kültürdeki gelişmelerin eşlik ettiği ve bunların birbirlerini tamamladıkları göz önüne alındığında, başarılı bir eğitim sisteminin önemi daha da artmaktadır.
Toplumsal hayatın her alanı ve her evresiyle iç içe olan eğitimin en önemli aktörü hiç kuşkusuz öğretmenlerdir. Bu nedenle eğitim öğretim hizmetini yürüten öğretmenlerin günümüz koşullarında ihtiyaç duyulan bilgi, beceri ve tutumları kazanmış olarak yetiştirilmeleri gerekmektedir. Eğitim sistemimizin bütünü üzerinde yapılan inceleme ve araştırmalarda en kilit sorun alanlarından birinin, öğretmenlerin nitelik ve statüleri olduğu görülmektedir.
Topluma istenilen bilgi, beceri ve değerlerin kazandırılması için ülkemizde eğitime devasa bütçeler ayrılmakta ve bu bütçeler ile toplumun ihtiyaç duyduğu becerileri kazandıracak müfredat geliştirilmektedir. Geliştirilen müfredatla uyumlu materyal, araç-gereç ve teknolojik donanım sağlanarak eğitim sisteminin yararlanıcılarının hizmetine sunulmaktadır. Başta müfredat olmak üzere eğitim sistemi için yapılan her yatırımın anlam kazanması bu yeniliklerin sınıflara taşınması ile mümkün olacaktır. Bu yenilikleri sınıflara taşıyacak olan öğretmenlerimizdir. Bu açıdan bakıldığında, eğitim sistemimize yapılacak yatırımların karşılığının alınabilmesi iyi yetiştirilmiş öğretmen kadroları ile mümkündür.
İlerlemenin temel taşı, ekonomik, sosyal ve kültürel alanda büyümenin sürükleyicisi olan öğretmenlerimizin; üstün niteliklere sahip olarak yetişmelerini sağladığımız, sorunlarını çözebildiğimiz, her türlü maddi ve manevi sıkıntıdan uzak bir şekilde görev yapmalarını temin ettiğimiz ölçüde eğitimdeki başarımızın artacağı kuşkusuzdur.
Eğitim sistemi için önemi bu denli yüksek olan öğretmenlerden beklenen faydanın sağlanabilmesi için onların meslek öncesinde yetiştirmelerinden mesleğe kabullerine, mesleki gelişimlerinden kariyer basamaklarında ilerlemelerine kadar meslekle ilgili tüm aşamaların bir bütünlük içerisinde yeniden tasarlanması gerekmektedir.
Türk eğitim sisteminde; 1 milyon 030 bin 424 resmî eğitim kurumlarında, 199 bin 978’i özel öğretim kurumlarında olmak üzere toplam 1 milyon 230 bin 402 öğretmen ve okul yöneticisi görev yapmaktadır. Bu öğretmenlerin 477 bini 35 ve daha alt yaştadır. Öğretmenlerimizin tamamının yaş ortalaması 40’ın altındadır. Bu durum, hâlihazırda görevde olan öğretmenlerimizin ortalama olarak en az 25 yıl daha görev yapacağı anlamına gelmektedir.
Bir öğretmenin aldığı üniversite eğitimi ile yaklaşık 40 yıl süren meslek yaşamını sağlıklı sürdürebilmesi beklenemez. Görev yapan öğretmenlerin mesleklerini gerektiği gibi yerine getirebilmeleri için gelişen ve değişen müfredat, eğitim teknolojisi, eğitim materyali, ölçme ve değerlendirme anlayışı, pedagojik bilgi vb. hususlarda sürekli desteklenmesi gerekmektedir. Toplam sayısı bir milyonu aşan öğretmenlerin ihtiyaç duyulan alanlarda hizmet içi eğitimlerinin sağlanması yalnızca merkezi bir organizasyonla ve kamusal hiyerarşi içinde tamamlanması mümkün değildir.
Ülkemizde oldukça yetkin ve akademik olarak güçlü üniversitelerin ve özellikle eğitim fakültelerinin destek ve katkılarının alınması oldukça önemlidir. Bu Kanunla kurulan Millî Eğitim Akademisi ile Akademiye bağlı oluşturulacak Eğitim ve Uygulama Merkezlerinde istihdam edilecek uzman eğitim kadrosu aracılığıyla sistematik, sürdürülebilir ve birbirini tamamlayan mesleki eğitimler düzenlenmesi ve bu süreçte ilgili akademisyenlerin desteklerinin alınması mümkün olacaktır.
Görev başındaki öğretmenlerin mesleki gelişimi kadar göreve kabul edilecek öğretmen adaylarının nasıl yetiştirileceği hususu da önemli bir konudur. Ülkemizde öğretmen yetiştirme konusunda tek bir model yoktur. Türkiye’de sadece 6 alanda öğretmen yetiştirme işi eğitim fakülteleri eliyle yapılmaktadır.
Çoğunluğu lise düzeyi alanlarda olmak üzere 20 alanda eğitim fakülteleri ve fen edebiyat fakülteleri başta olmak üzere diğer fakülteler öğretmen yetiştirmektedir. İstihdam edilen 62 alanın öğretmenleri ise eğitim fakülteleri dışındaki fakültelerde yetişmektedir.
Eğitim fakülteleri dışındaki fakültelerde yetişen öğretmen adayları öğretmen olmak için ayrıca Pedagojik Formasyon olarak bilinen öğretmenlik meslek bilgisi derslerini seçmeli olarak veya mezuniyet sonrası katıldıkları sertifika programları aracılığıyla almaktadırlar.
Başarılı bir öğretmen yetiştirme sürecinde öğretmenlerin görev öncesinde mesleğe olabildiğince hazır olarak gelmesi beklenir. Bu hazırlık sürecinin önemli bir parçası da öğretmenlik uygulamalarıdır.
Öğretmenlik uygulaması/staj meslek öncesi yetiştirmede adaylara öğretmenlik deneyimini kazandırılmasında kilit önemi haiz bir süreçtir. Bazı ülkelerin öğretmenlik uygulaması/staj süreleri incelendiğinde ülkemizdeki sürelerden belirgin bir şekilde farklılaşma görülmektedir (Bakınız Tablo-1).
Tablo-1: Okul Uygulaması Ülke Karşılaştırmaları Ülke Okul Uygulaması (Saat) Fransa 216 Belçika 160 İspanya 550 Hollanda 370 İtalya 550 Türkiye 96 Eğitim paydaşlarının çok geniş bir düzeyde katılım sağladığı Millî Eğitim Şûralarında öğretmenlerin meslek öncesi eğitimleri sürekli eleştiri konusu olmuş ve özellikle yeterince uygulama içermemesi yönüyle programların yetersizliği dile getirilmiştir. Bu konuda son düzenlenen dört Şûrada alınan kararlardan örnekler aşağıda gösterilmektedir.
XX. Millî Eğitim Şûrasında (2021); “Öğretmen yetiştirme programlarında öğretmenlik uygulamalarının etkinliği, verimliliği ve çeşitliliği artırılmalıdır. Bu kapsamda öğretmen yetiştiren kurumlar ile Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmî ve özel öğretim kurumları arasında güçlü iş birlikleri kurulmalıdır.” XIX. Millî Eğitim Şûrasında (2014); “Öğretmen yetiştirmeye yönelik öğretim programlarında uygulama derslerinin oranının %50’ye yaklaştırılması,” XVIII. Millî Eğitim Şûrasında (2010); “Öğretmen yetiştiren yükseköğretim kurumlarındaki son sınıf öğrencilerinin, yaparak yaşayarak deneyim kazanmaları için okullarda alan uygulama eğitimlerini, öğretim elemanları ve öğretmenlerin rehberliğinde, aday öğretmenlik uygulaması şeklinde öğretim yılı boyunca yapmaları sağlanmalıdır.” XVII. Millî Eğitim Şûrasında (2006); “Hizmet öncesinde öğretmenlik meslek eğitimi gerçek yaşama yaklaştırılmalı, sürecin bu yönde zenginleştirilmesi sağlanmalıdır. Aday öğretmen yetiştirme sürecinin niteliğinin yükseltilmesi için, ilgili eğitim fakültesi, MEB ve uygulama okulları arasında etkili bir iş birliği ve eş güdüm sağlanmalıdır.” Yeterince uygulama yapılmaması öğretmen yetiştirme modelimizin teorik ders ağırlıklı bir yapısının olduğunu göstermektedir. Etkileşimli ders içeriği hazırlama ve sunma, öğretim yöntem ve tekniklerini profesyonelce işe koşma, ders araç ve gerecinin kullanımı, sınıf yönetimi, ölçme ve değerlendirme, özel gereksinimli öğrencilere eğitim gibi birçok öğretmenlik becerisi uygulama olmadan sağlıklı gelişmeyecektir. Bu becerilerden yoksun öğretmen adaylarının öğretmenliğe atandıktan sonra, mesleğe ilişkin hususları deneme-yanılma yoluyla yaşayarak öğrenmeleri eğitim öğretimi olumsuz etkilemektedir.
Nitelikli bir eğitim için nitelikli öğretmen yetiştirme modelinin kurulması zorunluluk hâline gelmiştir. Bu amaçla, öğretmen adaylarının, öğretmenlik alanına kaynak teşkil eden bir yükseköğretim programını tamamladıklarında bu Kanun ile kurulacak olan Millî Eğitim Akademisi (Akademi) aracılığıyla yükseköğretimde aldıkları eğitimleri tamamlayacak nitelikte akademik eğitimlerine göre 3 veya 4 dönemlik “Mesleğe Hazırlık Eğitimine” alınması planlanmaktadır. Akademide mesleğe hazırlamaya yönelik verilen eğitimlerle; öğretmenlik meslek bilgisi ve özel alan bilgisi başta olmak üzere bir öğretmende bulunması gereken bütün yeterlikler esas alınarak yürütülecek teorik ve uygulamalı dersler yoluyla öğretmen adaylarının en iyi şekilde yetiştirilmesi hedeflenmektedir. Akademi eğitiminin bir bölümünün dünya örneklerinden az olmayacak şekilde okul uygulamasına ayrılarak adayların uygulama eksiğinin giderilmesi sağlanacaktır.
Öğretmen yetiştirme ve geliştirme sürecinin yürütülmesi için Bakanlığa bağlı bir Akademi kurulması geçmişten beri talep edilen bir husustur.
Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında 179 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair 385 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin (3.11.1989), Millî Eğitim Bakanlığının bağlı kuruluşlarını düzenleyen 21’ inci maddesinde “Millî Eğitim Akademisi” ne yer verilmiştir.
30.4.1992 tarih ve 3797 Sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunun 55’inci maddesinde “Millî Eğitim Akademisi”, Millî Eğitim Bakanlığının bağlı kuruluşu olarak yer almıştır.
Millî Eğitim Şûrası Kararlarında da bu talep dile getirilmiştir. XIV. Millî Eğitim Şûrası (1993), XV.
Millî Eğitim Şûrası (1996), XVI. Millî Eğitim Şûrası (1999), XVII. Millî Eğitim Şûrası (2006), XIX.
Millî Eğitim Şûrası (2014) ve en son düzenlenen XX. Millî Eğitim Şûrası (2021) kararlarında Millî Eğitim Akademisinin kurulması talebi yer almıştır.
Millî Eğitim Akademisinin kurulmasıyla öğretmenler başta olmak üzere, eğitim yönetimi ve denetimi alanlarında görev alacak ve hâlen çalışmakta olan personelin, bilimsel ölçütler ve bilimsel gelişmeler doğrultusunda meslek içinde eğitimlerinin yapılması, kariyerlerinin geliştirilmesi ve eğitim kurumu yöneticilerine yöneticilik formasyonunun kazandırılması hedeflenmektedir. Bakanlığın merkez ve taşra teşkilâtında bir üst göreve atanmada; öğretmenlerin görev öncesinde yetiştirilmesi ve diğer personelin Akademide alacakları eğitimle kazanacakları ehliyet, kariyer ve liyakatin dikkate alınacak olması, Millî Eğitim Akademisini kurumsal anlamda işlevsel yapacağı gibi, millî eğitim kadrolarında görev alacak personeli de çok daha güçlü ve donanımlı kılacaktır.
Bilindiği üzere, öğretmenlik mesleğinin devlet memurlarına ilişkin genel kurallar bütünü içinde sorunlarının çözümü ve buna bağlı olarak da statülerinin güçlendirilmesinin mümkün olamayacağı düşüncesiyle 3/2/2022 tarih ve 7354 sayılı Kanun ile öğretmenlere münhasır Kanun düzenlenmiştir.
7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu; öğretmenlerin nitelikleri ve seçimi, aday öğretmenlik süreci ile öğretmenlik kariyer basamaklarını düzenlemekteydi. Ancak, Anayasa Mahkemesi 13/7/2023 tarihli ve E: 2022/47, K: 2023/124 sayılı Kararı ile 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun, 5.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “...Adaylık Değerlendirme Komisyonu tarafından yapılan değerlendirme sonucunda...” ibaresinin, (4) numaralı fıkrasının (ç) bendinin, (6) numaralı fıkrasının ve 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin, (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...ve mesleki gelişim alanlarında başöğretmenlik için öngörülen çalışmaları tamamlayanlar...” ibaresi ile (8) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesinin mezkûr kararı ile 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanununa dayalı olarak yürütülen “aday öğretmenlik uygulaması” ile “öğretmenlik kariyer basamakları” uygulamaları yasal dayanaktan yoksun hâle gelmiştir. Anayasa Mahkemesince verilen ek süre 27 Haziran 2024 tarihinde dolmaktadır. Bu tarihten önce Anayasa Mahkemesinin iptal kararı dikkate alınarak yeni bir düzenleme yapılması gerekmektedir.
Diğer taraftan, 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu başta öğretmenler olmak üzere eğitimin ilgili paydaşlarının beklentilerini artırmıştır. Bu doğrultuda, kamuoyunun beklentilerini karşılamak amacıyla adaylık ve kariyer yanında öğretmenlik mesleğine ilişkin diğer hususları da içeren daha geniş bir düzenleme yapılmıştır.