Devletin temel amaç ve görevi; milletin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak; kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;
kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan engelleri kaldırmaya ve insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır. Bu yükümlülük, kamu düzeninin korunmasının yanı sıra toplumsal barışın güçlendirilmesini de Devletin asli görevlerinden biri hâline getirmektedir.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girildiği bu dönemde Ülkemiz, güvenlik, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerini birbirini tamamlayan unsurlar olarak değerlendiren yeni bir perspektifle geleceğe yürümektedir. Nitekim bu yüzyıl, yalnızca yeni bir zaman dilimini değil; aym zamanda devletin demokratik hukuk devleti niteliğini daha da güçlendirecek, millî birlik ve beraberliği tahkim edecek, toplumsal huzuru kalıcı hâle getirecek ve milletimizin ortak geleceğini güvence altına alacak bir vizyonu ifade etmektedir. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, millî egemenlik ilkesi ve ortak vatandaşlık bilinci etrafında şekillenen bu vizyon; yalnızca kamu düzeninin korunmasını değil, aynı zamanda toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini ve ortak geleceğin daha sağlam temeller üzerinde inşa edilmesini de gerekli kılmaktadır.
Terörün tamamen sona erdiği bir Türkiye; güvenlik, demokrasi, ekonomik kalkınma ve hukuk devleti bakımından daha güçlü bir geleceği vaat etmektedir. Güvenlik için ayrılan kaynakların eğitime, bilime, teknolojiye, üretime, altyapıya ve sosyal kalkınmaya yönlendirilebilmesi, Ülkenin her köşesinde huzur ortamının güçlenmesine ve gelecek nesillerin şiddetin etkisinden uzak, güven içerisinde yaşayabilmelerine önemli katkı sağlayacaktır.
Belirtmek gerekir ki, uzun yıllara yayılan mücadele sürecinde yalnızca güvenlik tedbirleriyle yetinilmemiş; ekonomik, sosyal ve demokratik nitelikte çok yönlü politikalar hayata geçirilmiştir.
Zira bu sorun, sadece güvenlik temelli değerlendirilmemiş, tüm boyutlarıyla ele alınarak bütüncül bir yaklaşım sergilenmiştir. Nitekim, özellikle 2002 yılından itibaren temel hak ve hürriyetlerin güçlendirilmesi, devlet ile millet arasındaki bağın kuvvetlendirilmesi ve demokratik standartların yükseltilmesi amacıyla kapsamlı reformlar gerçekleştirilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen ve milletimiz tarafından onaylanan anayasa değişiklikleri ve diğer kanuni düzenlemeler sayesinde hukuk devleti ve demokratikleşme alanında önemli ilerlemeler sağlanmıştır.
Bu anlayış doğrultusunda; Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hukuk devleti ilkesi, demokratik siyasal düzen ve kamu güvenliği esas alınarak, toplumsal huzurun kalıcı biçimde tesisi amaçlanmaktadır. Bu yaklaşımın özü, silahlı yapılanmaların ortadan kaldırılması ve demokratik siyaset alanının güçlendirilmesi suretiyle toplumsal bütünleşmenin sağlanması ve milletimizin ortak değerlerinin korunmasıdır.
Bu kapsamda Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, farklı siyasi görüşlerin, toplumsal beklentilerin ve hukuki değerlendirmelerin ortak bir zeminde ele alınmasına katkı sunan önemli bir istişare ve değerlendirme merkezi olarak görev ifa etmiştir. Komisyon çalışmaları; ortaya çıkan sorunların bütün yönleriyle değerlendirilmesine, mağduriyetlerin tespitine, toplumsal uzlaşının güçlendirilmesine ve ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin kapsamlı şekilde ele alınmasına imkân sağlamıştır. Böylelikle, millet iradesinin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplumsal sorunların çözümünde üstlendiği anayasal sorumluluk bir kez daha somut biçimde ortaya konulmuştur.
Hukuk devleti, yalnızca suçların cezalandırılmasını esas alan bir sistem değildir. Hukuk devleti, adaletin sağlanmasını, kamu güvenliğinin korunmasını, toplumsal huzurun güçlendirilmesini ve suç işleyen bireylerin yeniden topluma kazandırılmasını da gözeten çok boyutlu bir anlayışı ifade etmektedir. Bu yaklaşım doğrultusunda ceza adalet sistemi, yalnızca geçmişte işlenmiş suçlara karşılık verme amacını taşımamakta, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması, yeniden suç işlenmesinin önlenmesi, hükümlünün hukuk kurallarına saygılı bir birey olarak yaşam sürmesinin teşvik edilmesi ile toplumsal barışın güçlendirilmesine hizmet etmektedir.
Süreçte ulaşılan mevcut aşamanın kalıcı hâle getirilebilmesi, güvenlik tedbirlerinin etkin şekilde sürdürülmesinin yanında ceza adalet sisteminin de kamu güvenliğini uzun vadede destekleyecek şekilde geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede hazırlanan Teklifle; gelecekte benzer acıların yaşanmasının önlenmesi, elde edilen kazanımların kalıcı hâle getirilmesi, kamu güvenliğinin daha güçlü biçimde tesis edilmesi, ceza adalet sisteminin geliştirilmesi ve belirli şartların oluşması hâlinde ilgili kişilerin hukuk düzenine bağlı bireyler olarak toplumla bütünleşmesi amaçlanmaktadır.
Kanun koyucunun ceza ve infaz politikalarını belirleme konusundaki takdir yetkisi, hukuk devleti ilkesinin çizdiği sınırlar içinde kamu yararını gerçekleştirmeye yönelik anayasal bir yetkidir. Toplumsal şartların değişmesi, güvenlik politikalarının ulaştığı seviye, ceza adalet sisteminin uygulama sonuçları ve kamu düzeninin ihtiyaçları dikkate alınarak ceza adalet sisteminde yeni düzenlemeler yapılması, çağdaş hukuk devletlerinde yasama organının doğal ve anayasal görevlerinden biridir.
Teklif, mahkûmiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu sona erdiren bir düzenleme niteliğinde değildir. Devam eden soruşturma ve kovuşturma süreçleri ile kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri bütün hukuki sonuçlarıyla varlığını korumakta;
suçun vasfına, mahkûmiyet kararına veya ceza sorumluluğuna ilişkin herhangi bir değişiklik öngörülmemektedir. Bu yönüyle Teklif, hukuki niteliği itibarıyla ceza adalet sistemi ile infaz hukukuna ilişkin sınırlı ve koşullu bir kanuni düzenleme niteliği taşımaktadır.
“Terörsüz Türkiye” sürecinin sağlıklı, gerçekçi ve sürdürülebilir bir zemine oturtulabilmesi açısından uluslararası tecrübeler de değerlendirilmiştir. Kırk yılı aşan mücadele birikimi dikkate alınarak Ülkemizin kendi tecrübesi, toplumsal gerçekliği ve devlet geleneğiyle şekillenen özgün bir “Türkiye Modeli” oluşturulmuştur.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunca ortak aklı ve asgari müşterekleri önceleyen bir yaklaşımla ortaya çıkan rapor doğrultusunda hazırlanan Teklif, süreç kapsamında öngörülen hukuki düzenlemelerin ilk adımını teşkil eden temel bir çerçeve oluşturmaktadır. Sürecin dinamik yapısı dikkate alındığında, uygulama sırasında ortaya çıkabilecek ihtiyaçlar, elde edilecek tecrübeler ve değişen şartlar ile gereklilikler doğrultusunda, sürecin hedefine uygun şekilde ilerlemesini sağlamak amacıyla yasama organının takdiri çerçevesinde ilgili mevzuatta ilave değişiklikler yapılması veya yeni kanuni düzenlemelerin ihdas edilmesi söz konusu olabilecektir.
Belirtmek gerekir ki süreç, yalnızca Ülkemizde değil, Ülkemizin de içinde bulunduğu tüm coğrafyada barış ve kardeşliği yeniden oluşturmaya yöneliktir. Bu kapsamda örgütün feshi ve silahların bırakılmasıyla başlayan süreç, ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin yürürlüğe konulmasıyla artık milletin eseri olacaktır.
Teklif, yukarıda açıklanan gerekçelerle hazırlanmıştır.