(1) Yerli üretim dalının zarar inceleme dönemi ekonomik göstergelerinde yapılan zarar incelemesinde, tüm zarar faktörleri ayrı ayrı incelenmiş, ancak değerlendirme zarar faktörlerinin bir bütün olarak değerlendirilmesiyle yapılmıştır.
(2) Ölçeğe göre artan getiri koşulları sayesinde üretim ölçeğinde 2005 yılından itibaren görülen artış yerli üretim dalının maliyetlerinin de düşmesini sağlamış, maliyetlerdeki bu gerileme yurt içi fiyatlara da bir ölçüde yansıtılabilmiştir. Bununla beraber, sübvansiyonlu ithalattan kaynaklanan haksız rekabet ve fiyat baskısı nedeniyle yerli üretim dalının maliyetlerini daha da alt düzeylere indirebilecek üretim ölçeğine ulaşamadığı anlaşılmaktadır. Bu durum yerli üretim dalının maliyetlerini makul düzeylere çekmesine fırsat tanıyacak büyüklüğe ulaşmasının mevcut şartlarda mümkün olmadığına işaret etmektedir. Ayrıca, aynı nedenle yerli üretim dalının yurt içi fiyatlarının maliyetlerinin altında seyretmeye devam etmesi de toplam ve birim zararın sürmesine yol açmaktadır.
(3) Öte yandan, yerli üretim dalının tüm faaliyetlerini kapsayan aktif büyüklüğü, sermaye hasılatı, özkaynak kârlılığı, özsermaye artışı gibi göstergelerinde görülen olumsuz tablonun, yerli üretim dalı farklı ürünlerde de faaliyet gösterdiği için doğrudan söz konusu sübvansiyonlu ithalat ile ilişkilendirilmesi doğru olmamakla birlikte, ilgili ürünün kârlılığında devam eden olumsuzlukların da yerli üretim dalı genelinde yaşanan gerilemede payı olduğu açıktır.
(4) Ekonomik göstergelerinde yaşanan söz konusu olumsuz gelişmeler ışığında, yerli üretim dalının soruşturmaya konu ürün ile ilgili faaliyetlerinde ciddi sorunlar ile karşı karşıya olduğu anlaşılmaktadır.
(5) İşbirliğine gelen üretici/ihracatçıların Hindistan’da yerleşik temsilcisi tarafından gerek nihai bildirim öncesinde gerekse nihai bildirim sonrasında sunulan görüşlerde yerli üretim dalının üretim, yurt içi ve yurt dışı satışlarının ciddi şekilde arttığı, bu durumun yerli üretim dalının zarar görmediğinin ispatı olduğu dile getirilmiştir. Bununla beraber, daha önce de ifade edildiği gibi yerli üretim dalı tarafından söz konusu maddenin üretimine 2005 yılının son çeyreğinde başlanmıştır. Bu dönemde gerçekleştirilen üretimin deneme mahiyetinde olduğu gerek rakamlardan gerekse yerli üretim dalının ifadelerinden anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, tüm yıla tamamlandığında dahi baz yıl olan 2005 yılının verilerinin sağlıklı bir karşılaştırmaya imkan vermediği açıktır.
(6) Yerli üretim dalının üretiminde, 2005 yılının baz yılı etkisi dışında bir artış olduğu da gözlenmektedir. Bununla beraber, tek başına üretimdeki artışın zararın gerçekleşmediğine dair bir kanıt olarak kabul edilmesi de mümkün görünmemektedir. Yerli üretim dalı, pek çok sektörde olduğu gibi üretime başladıktan sonra üretim ölçeğini belirli bir noktaya getirmeye çalışmıştır. Bu noktada önemli olan husus üretim ölçeğinin yükseltilmesi aşamasında yerli üretim dalının ne tür bir maliyetle ve ne tür rekabet koşullarıyla karşılaştığının tespit edilmesidir. Bu bağlamda, üretim verilerinin yanı sıra diğer ekonomik göstergelerin de birlikte değerlendirilmesi zararın tespitinde önem taşımaktadır. Bu nedenle, üretim artışına atıf yapılarak yerli üretim dalında zararın oluşmadığı iddiası gerçeği yansıtmamaktadır.
(7) Satış miktarındaki ciddi artışla ilgili olarak da baz yıl etkisinin görüldüğü anlaşılmaktadır. 2006 –2007 arasında gözlenen artış ise daha önce yurt içi üretimi olmayan bu maddenin yerli üretiminin devreye girmesiyle birlikte yerli üretim dalının yurt içi piyasadan daha fazla pay almaya başlamasıyla açıklanmaktadır. 2007 yılında üretim ölçeğinin artmasıyla birlikte ihracata yönlendirilen üretim miktarı da artmıştır. Gerek üretim gerek satışlardaki artış gerekse yerli üretim dalının diğer göstergeleri değerlendirilirken yerli üretim dalının yeni kurulmakta olan bir üretim dalı olduğu göz ardı edilmemelidir. Satışlardaki artışın zararın oluşmadığına dair bir gösterge olup olmadığı ancak satış fiyatlarının, maliyetlerin ve sübvansiyonlu ithalat nedeniyle karşılaşılan adil olmayan rekabet koşullarının etkileri bütünlük içinde değerlendirildiğinde anlam kazanmaktadır.
(8) İşbirliğine gelen üretici/ihracatçıların Hindistan’da yerleşik temsilcisi tarafından dile getirilen bir diğer iddia ise yurt içi birim fiyatlardaki gerilemenin maliyetlerdeki gerilemeden kaynaklandığı, Hindistan menşeli ithalatın ortalama birim fiyatlarında 2006 –2007 döneminde artış olduğu yönündedir.
(9) Yerli üretim dalının birim sınai ve ticari maliyetlerinde özellikle 2006 –2007 döneminde ciddi bir iyileşme gözlenmekle birlikte halen satış fiyatlarının maliyetlerin altında seyrettiği görülmektedir. Nitekim birim karlılık göstergeleri negatif konumunu korumasına rağmen maliyetlerdeki iyileşmeye paralel olarak olumlu bir seyir izlemiştir. Ancak üretim ve satış hacminin artmasına paralel olarak toplam karlılıkta ciddi bir bozulma söz konusudur. Maliyetlerdeki iyileşmenin satış fiyatlarına yansıtıldığı buna karşılık sübvansiyonlu ithalattan kaynaklanan haksız rekabet nedeniyle yerli üretim dalının üretim ölçeğini artırmakta zorlandığı, bunun neticesinde de maliyetlerini gereken düzeye indiremediği anlaşılmaktadır. Bu durum, satış fiyatlarının maliyetlerin üzerine bir seviyede belirlenebilmesine de engel olmuştur.
(10) İşbirliğine gelen üretici/ihracatçıların Hindistan’da yerleşik temsilcisi tarafından stokların düştüğü vurgulanarak, bu durumun zararın gerçekleşmediğine işaret ettiği ifade edilmiştir.
(11) Stok verileri endekslenirken, yukarıda daha önce ifade edildiği üzere 2005 yılının son dönemine ilişkin stok miktarlarının tüm yıla oranlanması yoluna gidilmiştir. Bununla beraber, 2005 yılında gerçekleştirilen üretimin deneme mahiyetinde olduğu da göz önüne alındığında yeni üretime başlayan bir işletmenin üretimini kolaylıkla satarak pazara nüfuz edemeyebileceği malumdur. Bu nedenle, 2005 yılında üretime nispetle satışlar düşük kalmış, stok miktarı da bu nedenle yüksek seyretmiştir. 2006 yılından itibaren üretim ve satış faaliyetlerinin normalleşmeye başlamasıyla stok verileri de daha makul hale gelmiştir. Bununla beraber, 2007 yılında bir önceki yıla göre stoklarda artış olduğu da gözlenmektedir. Bu durum, satışlardaki artışın üretim miktarındaki artışı takip edemediğine işaret etmektedir.
(12) İşbirliğine gelen üretici/ihracatçıların Hindistan’da yerleşik temsilcisi tarafından nihai bildirim sonrasında iletilen görüşlerde Türkiye’de faaliyet gösteren firmaların isimleri zikredilerek bunlardan sadece bir tanesinin 2005 yılından itibaren üretime geçtiği, diğer firmanın en az on yıldır faaliyette olduğu ifade edilmiştir. Aynı görüş nihai bildirim sonrasında gerçekleştirilen dinleme toplantısında da dile getirilmiş, iddianın müspet bir şekilde ispatlanması halinde dikkate alınabileceği toplantıya katılan firma temsilcilerine iletilmiştir. Bununla beraber, kendilerine makul bir süre de tanınmış olmasına rağmen bu konuda herhangi bir ispatlayıcı bilgi ve belge sunulamamıştır. Türkiye’de polipropilenden mamul olan filmlerin üretimi uzun yıllardır devam etmekle birlikte, soruşturma konusu PET filmlerin üretimi 2005 yılının son döneminden itibaren başlamıştır. Dolayısıyla, tahmin ve duyumlara dayalı bu iddialar gerçeği yansıtmamaktadır.
(13) Nihai bildirim öncesinde ve sonrasında dile getirilen bir diğer iddia ise KKO’nun 2006 –2007 döneminde yaklaşık iki kat artmış olmasının zararın oluşmadığına dayanak teşkil ettiği yönünde olmuştur. Bununla beraber, yeni başlayan üretimin artması yerli üretim dalının üretim ölçeğini arttırma çabasının bir ürünüdür. Halen, üretim ölçeği toplam kapasiteye göre düşük seyretmektedir. KKO verileri incelenirken, sunulan verilerin endeks olduğu dolayısıyla mutlak kapasite kullanım oranlarını yansıtmadığı dikkate alınmalıdır.
(14) İşbirliğine gelen üretici/ihracatçıların Hindistan’da yerleşik temsilcisi KKO’nun sektör için düşük bir düzeyde seyretmesinden kaynaklanan zararın Anlaşmanın 15.5 maddesi çerçevesinde sübvansiyonlu ithalata atfedilemeyeceğini öne sürmüştür. Bununla beraber KKO’nun sektör için düşük sayılabilecek bir seviyede olmasının nedeni bizatihi sübvansiyonlu ithalatın kendisidir. Soruşturma konusu üründe adil fiyat rekabeti oluşumunu engelleyen sübvansiyonların varlığı nedeniyle birim zarar koşulları devam ederken yerli üretim dalının üretim ölçeğini daha da artırması beklenemez.
(15) İşbirliğine gelen üretici/ihracatçıların Hindistan’da yerleşik temsilcisi tarafından üretim artarken istihdamın düştüğü, dolayısıyla bu iki veri arasında bir ilişki olmadığı da öne sürülmüştür.
(16) Ekonomik göstergeleri incelenen yerli üreticinin üretime başlamasını müteakip sübvansiyonlu ithalattan kaynaklanan haksız rekabetle karşılaştığı, üretimde ölçeğe göre artan getiri koşullarından yararlanabilmek için üretimini artırarak maliyetlerinde iyileştirmeye gittiği anlaşılmaktadır. Toplam üretim kapasitesinin çok düşük bir kısmının kullanılıyor olması nedeniyle kullanılan işgücünde de kısıntıya gidildiği anlaşılmaktadır. Bu durum aynı zamanda yerli üretim dalının başlangıçta planladığı üretim ölçeğini yakalayamadığını ve bu nedenle istihdam seviyesini düşürmek zorunda kaldığını da göstermektedir.
(17) İşbirliğine gelen üretici/ihracatçıların Hindistan’da yerleşik temsilcisi tarafından ücretlerdeki gerilemenin kaynağının istihdamdaki gerileme olduğu da iddia edilmiştir. Bununla beraber, incelenen veriler aylık ortalama kişi başı ücretler olduğundan bu iddia gerçeği yansıtmamaktadır.
(18) İşbirliğine gelen üretici/ihracatçıların Hindistan’da yerleşik temsilcisi tarafından finansal maliyetlerde 2006 yılında yaşanan artışın toplam birim ticari maliyet üzerinde zikredilen ölçüde etkisi olamayacağı da öne sürülmüştür. Buna karşılık yapılan incelemede hesaplamalarda bir sorun olmadığı teyit edilmiştir. Dolayısıyla dile getirilen bu iddianın müspet bir temele dayanmadığı düşünülmektedir. 2006 yılında finansal maliyetlerin bir önceki yıla göre ciddi düzeyde artmış olması birim ticari maliyetlerdeki artışın tek nedenidir. Nitekim bu dönemde gerek birim sınai maliyette gerekse faaliyet giderlerinde ciddi iyileşmeler de sağlanmıştır.
(19) İşbirliğine gelen üretici/ihracatçıların Hindistan’da yerleşik temsilcisi tarafından karlılıkta zararın düşmesi şeklinde bir iyileşmenin söz konusu olduğu bu nedenle mevcut veya olası bir zarardan söz edilemeyeceği de iddia edilmiştir. Bununla beraber, yerli üretim dalının faaliyete geçtiği dönemden itibaren bilhassa sınai maliyetlerini düşürmeye çalıştığı, 2007 yılı itibariyle de birim ticari maliyetlerindeki ciddi iyileşmeye rağmen yine de ilgili ürün satışlarından kar edemediği bir gerçektir. Yerli üretim dalı, daha önce Hindistan menşeli ithalatın ağırlıklı olarak hakim olduğu iç piyasada tutunabilmek için kar etmekten de vazgeçerek ticari maliyetlerinin altında fiyatlarla kendisine bir yer bulmaya çalışmıştır. Zarar göstergelerinde görülen iyileşme, yerli üretim dalının toparlandığına değil maliyetlerindeki tüm iyileştirmelere rağmen sübvansiyonlu ithalat ile girdiği fiyat rekabetinin önlenemeyen maliyetine işaret etmektedir.
(20) İşbirliğine gelen üretici/ihracatçıların Hindistan’da yerleşik temsilcisi nihai bildirim sonrasında maliyetlerin satış fiyatlarından daha fazla gerilediğini; yerli üretim dalının ithalatın birim fiyatları artarken yurt içi birim fiyatlarını düşürdüğünü; yerli üretim dalının fiyatlarını ithalatın fiyatlarına paralel uyarlamış olması halinde zararın doğmayacağını öne sürmüştür. Buradan hareketle illiyet bağının tesis edilemediğini savunmuştur. Bununla beraber, söz konusu temsilcinin yine mutlak fiyat verilerini değil endekslenmiş nispi verileri karşılaştırarak yanlış sonuçlara ulaştığı anlaşılmaktadır. Soruşturma konusu ithalatın birim fiyatlarının artmış olması söz konusu birim fiyatların halen mutlak anlamda yerli üretim dalının yurt içi birim fiyatlarının altında seyrettiği gerçeğini değiştirmemektedir.
(21) İşbirliğine gelen üretici/ihracatçıların Hindistan’da yerleşik temsilcisi, karlılıkta görülen iyileşmeye rağmen nakit akışının nasıl bu kadar bozulmuş olabileceğinin açıklanmasını da talep etmiştir. Yukarıda da ifade edildiği gibi, nakit akışı hesaplanırken toplam ürün amortismanı ile toplam ürün karı dikkate alınmaktadır. Karlılıktaki cari iyileşme birim karlılık için geçerlidir. Toplam zarar üretim ve satış hacminin artmış olmasına bağlı olarak 2007 yılında bir önceki yıla göre artmıştır. Ürün amortismanında reel anlamda görülen gerilemeye rağmen toplam zarardaki bu artış nedeniyle ürün nakit akışı da bozulmuştur.
(22) İşbirliğine gelen üretici/ihracatçıların Hindistan’da yerleşik temsilcisi son olarak özkaynak karlılığının iyileştiğini, mevcut olumsuz tablonun Hindistan menşeli sübvansiyonlu ithalattan kaynaklanamayacağını öne sürmüştür. Buna karşılık, özkaynak karlılığının sadece soruşturma konusu ürün üretimine ilişkin değil, yerli üretim dalının diğer tüm faaliyetlerini de içerdiği unutulmamalıdır.