Tarımsal üretim; insanların gıda teminini sağlamasının yanında, üretim araçlarının kullanılması ile hem yatırım aynı zamanda istihdam sağlamaya olanak veren üretim faaliyetidir. Bu bağlamda tarımsal üretimin gerçekleştirilmesi kırsal kalkınma açısından da önemli olup, tarımsal üretimin devamlılığını sağlamaya yönelik tedbirler alınması gerekmektedir.
Günümüzde gıda güvenliğinin ve üretimin sürdürülebilirliği önem arz etmekte olup, son yıllarda vuku bulan Covid-19 pandemisi, iklim değişikliği gibi nedenlerle tarımsal üretim ülkelerin öncelik sıralaması bakımından üst sıralara çıkmıştır. Ülkemizde yaklaşık 656 bin hektar gerçek veya tüzel kişilerin mülkiyetinde olan tarım arazileri; hisselilik, parçalılık, mülkiyet ihtilafları, göç gibi nedenlerle atıl durumda bulunmaktadır.
Ülkemizin gıda güvenliği, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanması, atıl durumda bulunan tarım arazilerinin tarımsal üretime kazandırılması; üretim planlanması ve tarım arazilerinin etkin ve verimli kullanımı açılarından önem arz etmektedir. Tarım ve Orman Bakanlığı kayıtlarında tarım arazilerinin yaklaşık % 63’ü Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı durumdadır.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nca gerek arazi alım-satımı gerekse kiracılık konularında, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 8/K maddesi uyarınca aracılık faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi planlanmış olup kiralamaya konu atıl tarım arazisinin ilanı ve kira sözleşmesinin hazırlanması gibi iş ve işlemler dijital ortamda gerçekleştirilebilecektir.
Ülkemizde yaklaşık 656 bin hektar tarım arazisi çeşitli nedenlerle atıl durumda olduğundan, söz konusu arazilerin üretime kazandırılmasıyla yıllık yaklaşık 14 Milyar TL ekonomik kaybın önüne geçilebilecektir.
Dolayısıyla yukarıda belirtilen nedenlerle tarımsal üretim imkânı olan arazilerin atıl halde kalması milli ekonomimiz açısından büyük bir kayıp oluşturduğu gibi, aynı zamanda gıda arz güvenliğimizin sağlanmasına yönelik üretim planlamalarını da olumsuz yönde etkilemektedir.
Yapılacak kanuni düzenleme ile bu şekilde atıl durumda bulunan arazilerin özüne ve mülkiyet hakkına dokunulmaksızın, kamu yararı gözetilerek üretime kazandırılması ve bu şekilde ülke ekonomisine katkı sağlanması amaçlanmaktadır.
Malikleri veya hak sahipleri tarafından uzun süredir işlenmeyen veya mülkiyeti ihtilafları nedeniyle işlenmeyen tarım arazilerinin devlet eliyle veya yetkilendireceği kurum veya kuruluşlar eliyle tarımsal üretim yapacaklara kiralanabilmesi ve kira gelirlerinin hak sahiplerine verilmesi şeklindeki bir yöntem hem ekonomiye katkı sağlayacak hem de tek başına arazisinden bir gelir elde edemeyen vatandaşlara ek gelir sağlayabilecektir.
Öngörülen yöntem mülkiyetin aynına ve miras haklarına dokunmadığından Anayasa ile teminat altına alınmış olan mülkiyet hakkını zedeleyen bir yönü de bulunmamaktadır. Anayasanın 35 inci maddesinde “Herkes mülkiyet ve miras hakkına sahiptir” denildikten sonra bu hakların ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği ve mülkiyet hakkının toplum yararına aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Atıl durumda bulunan tarım arazilerinin kiralama yöntemiyle üretime kazandırılması yukarıda hükümlerine yer verilen Anayasanın 35 inci maddesinin bir gereğidir. Zira tarıma özgülenmiş arazilerin üretim amacıyla kullanılmaması ve atıl durumda bırakılmasının toplum yararına uygun olduğundan bahsedilemez. Zira tarımsal ürünler toplumun devamı için vazgeçilmez ürünlerdir.
Tarımsal üretimin devamlılığı toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde devamının teminatıdır. Atıl tarım arazilerinin işlenerek üretime kazandırılması, toplumun gıda güvenliğini temin etmek bakımından üstün bir kamu yararı barındırmaktadır. Aynı maddede mülkiyet hakkının kanunla kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir.
Aslında yapılan düzenleme ile mülkiyet hakkının sınırlandırılmasından söz edilmesi imkânı bulunmamaktadır. Zira kişinin kendisinin tarımsal faaliyette bulunmak istemesine rağmen arazisinin başkasına kiralanması söz konusu değildir. Kamu yararına binaen kullanılmayan arazinin üretime kazandırılması söz konusudur. Dolayısıyla yapılan düzenlemenin Anayasanın gereklerine uygun olduğu da açıktır. Öngörülen düzenleme ile arazinin bir yıl işlenmemesi arazi üzerinde tarımsal faaliyet yapılmadığına karine teşkil etmekte ve bu şekildeki arazilerin Tarım ve Orman Bakanlığınca veya genel hükümlere göre yetki vereceği kişi veya kurumlarca tarımsal üretim yapmaya istekli kişilere kiralanması ve elde edilen kira gelirlerinin de hak sahiplerine verilmesi düzenlenmektedir.
Hak sahiplerine ulaşılamayan veya mülkiyeti ihtilaflı arazilerin muhtemel hak sahiplerinin kira gelirlerinden kayba uğramamaları için de bu şekildeki arazilerden elde edilen gelirlerin nemalandırılarak arazilere özgülenmiş hesaplarda tutulmak suretiyle hak sahipleri belli olduğunda onlara dağıtımının sağlanması ve ayrıntıların ikincil mevzuatla düzenlenmesi öngörülmektedir.